Kayıtlar

dünya ekonomisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ne Olacak Bu Almanya'nın Hali?

Resim
Almanya uzun yıllar Avrupa ekonomisinin lokomotifi olarak görüldü. Güçlü sanayisi, ihracat başarısı ve teknolojik üstünlüğüyle örnek gösterilen ülke, son birkaç yıldır ise düşük büyüme, yüksek enerji maliyetleri ve iş gücü açığı gibi ciddi ekonomik sorunlarla mücadele ediyor. Üstelik 2026 Dünya Futbol Şampiyonasında Paraguay’a yenilerek elendiler. Soru şu: Almanya gerçekten eski gücünü kaybediyor mu? Almanya'nın bugün yaşadığı başlıca sorunlar: (1) Düşük büyüme: Yüksek enerji maliyetleri, küresel talepteki zayıflama ve sanayi üretimindeki gerileme nedeniyle ekonomi son yıllarda durgunluk eğilimi gösteriyor. (2) Sanayi üzerindeki baskılar: Özellikle otomotiv, makine ve kimya sektörleri; artan enerji maliyetleri, Çin'den gelen rekabet ve elektrikli araç teknolojilerine geçiş süreci nedeniyle önemli zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. (3) İş gücü açığı: Yaşlanan nüfus nedeniyle nitelikli çalışan eksikliği birçok sektörde üretimi ve hizmetleri olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Alm...

Hürmüz Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri

Hürmüz Boğazı'nda yaşanan kriz, sadece petrol tankerlerinin geçişini değil, küresel güç dengesini de etkiledi. Bugün tartışılan soru, kimin daha güçlü olduğu değil, kimin daha fazla siyasi, ekonomik ve stratejik kazanç elde ettiği sorusudur. Geride kalan süreçte ortaya çıkan tabloya bakıldığında kazananlar ve kaybedenler arasında oldukça karmaşık bir denge oluştu. İran: Yıkıma Rağmen Masaya Oturmayı Başardı Askeri baskılar, yaptırımlar ve ekonomik maliyetler nedeniyle İran ağır bedeller ödedi. Ancak olayın diğer tarafında Tahran yönetimi tamamen teslim olmadı ve müzakere masasındaki temel aktör olarak kalmayı başardı. Eğer 19 Haziran'daki anlaşma beklendiği gibi imzalanır ve İran petrol ihracatında yeniden rahatlama elde ederse, Tahran uzun süredir karşı karşıya olduğu ekonomik baskının bir bölümünü hafifletebilir. Taslak anlaşmalarda yaptırım muafiyetleri, petrol satışlarına izin verilmesi ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması gibi başlıkların yer aldığı bildi...

Kuzey Amerika Ekonomisi

Resim
Kuzey Amerika ekonomisi çoğu zaman yalnızca ABD merkezli değerlendirilse de, bölgenin gerçek ekonomik dinamiği ABD, Kanada ve Meksika arasındaki güçlü üretim ve ticaret ilişkisinde ortaya çıkar. ABD-Meksika-Kanada Ticaret Anlaşması çerçevesinde bu üç ülke, yüksek derecede bütünleşmiş bir ekonomik sistem oluştururken, ölçek, gelir düzeyi, büyüme performansı ve makroekonomik dengeler açısından belirgin farklılıklar sergiler. Aşağıdaki tablo temel makroekonomik göstergeleri karşılaştırmalı olarak özetliyor (Kaynak: Trading Economics). Tablodaki veriler, Kuzey Amerika ekonomileri arasında belirgin bir hiyerarşik yapı bulunduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.  ABD, hem ekonomik büyüklük hem de kişi başına gelir açısından açık ara lider konumda yer alırken, Kanada yüksek yaşam standardına sahip ancak daha küçük ve daha yavaş büyüyen bir ekonomi görünümü sergiliyor. Meksika ise daha düşük kişi başına gelir düzeyine karşın genç nüfusu ve düşük üretim maliyetleri sayesinde imalat ve ihracat ...

Uzak Doğu Ekonomilerinin Görünümü

Resim
Uzak Doğu ekonomilerini anlamak için artık yalnızca büyüme oranlarına bakmak yeterli değil. Küresel ekonomi enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve tedarik zinciri kaymalarıyla birlikte çok katmanlı bir yapıya dönüştü. Özellikle İran çevresinde olası bir çatışma senaryosu, Hürmüz Boğazı üzerinden geçen enerji akışını etkileyerek bölge ekonomileri üzerinde doğrudan sonuçlar doğurabilir. Bu etki, Çin’den Endonezya’ya kadar geniş bir coğrafyada farklı yoğunluklarda hissedilir. Bu ülkeleri önce ekonomik yapıları açısından sınıflandıralım: Çin, bu ülkeler arasında ekonomide uzmanlaşmayı en fazla çeşitlendirmiş olanıdır. Çin dışındakilerin dünya ticaretinde ağırlığı düşük görünüyor. Tayland ve Endonezya dışındakiler ağırlıklı olarak yüksek teknolojiye dayalı ürün ihracatı yapıyor. Vietnam’ın, ihracatının yarısının yüksek teknolojili ürünlere dayanması gelecek için bu ülkeyi öne çıkarıyor.   Tabloya bakıldığında ilk dikkat çeken unsur, bölgedeki ekonomik heterojen yapıdır. Aynı coğ...

Avrupalı Beş Büyüklerin Durumu

Resim
Avrupa ekonomisi 2020 sonrası dönemde, pandemiyle başlayan, ardından tedarik zinciri kırılmaları ve enerji şoklarıyla derinleşen bir süreçten geçti. Bu süreç hem Euro Bölgesi hem de onun dışında kalan önemli bir aktör olan Birleşik Krallık için daha kırılgan ama aynı zamanda uyum arayan bir yapı ortaya çıkardı. 2026 itibarıyla ortada ne belirgin bir kriz var ne de güçlü bir büyüme dalgası. Günümüz Avrupa’sında düşük tempolu bir büyüme, yüksek bir borçluluk oranı, hedefe yaklaşan ama hâlâ direnç gösteren bir enflasyon ve artan jeopolitik belirsizlikler arasında kurulmaya çalışılan bir denge söz konusu. 2026 itibarıyla beş büyük Avrupa ülkesinin temel göstergeleri şöyle: Tabloya bakıldığında Avrupa’da aynı para birimini kullanan ülkeler arasında bile belirgin farklılıklar olduğu dikkati çekiyor. Almanya sanayi üretimindeki zayıflığın etkisiyle düşük büyüme sergilerken, İspanya turizm ve hizmetler sayesinde daha yüksek bir büyüme oranına ulaşıyor. Fransa ve İtalya ise daha sınırlı ama p...

Körfez Ülkelerinin Durumu

Resim
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri (Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Umman ve Bahreyn) enerji gelirleri sayesinde küresel ekonomide önemli bir konum elde etti. Ancak dışarıdan benzer görünen bu ülkeler, aslında ekonomik yapı, toplumsal dönüşüm ve yaşam standartları açısından ciddi farklılıklar barındırıyor. Bugün Körfez’e yakından bakıldığında tek tip bir petrol zenginliği hikâyesinden çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Aşağıdaki temel göstergeler, bu farklılaşmayı daha somut biçimde ortaya koyuyor: Tablo, özellikle gelir düzeyi ve petrol ve doğalgaz gelirine bağımlılık açısından bazı farklılıklar olduğunu gösteriyor. Katar kişi başına gelirde öne çıkarken aynı zamanda ekonomisinin büyük kısmını doğalgaz ihracatına dayandırıyor. Birleşik Arap Emirlikleri daha düşük enerji geliri bağımlılığıyla turizm, finans ve lojistik gibi alanlarda çeşitlenmiş bir yapı sergiliyor ve böylece uzun dönemli ekonomik dayanıklılık açısından daha az riskli bir durumda gö...

Nordik Modeli Yol Ayrımında

Resim
Küresel ekonominin yapısal bir dönüşümden geçtiği 2026 yılında, “Nordik Modeli” olarak tek bir çerçevede ele alınan Kuzey Avrupa ülkeleri, aslında kendi içlerinde belirgin bir yol ayrımına gelmiş durumdalar. Sosyal refahın kalesi olarak görülen bu beş ülke (Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda) benzer kurumsal temeller üzerine inşa edilmiş olsalar da, dış şoklara karşı geliştirdikleri ekonomik, sosyal ve siyasal refleksler giderek farklılaşıyor. Aşağıdaki göstergeler, bu ayrışmayı makro düzeyde açık biçimde ortaya koyuyor: Bu ekonomik çerçevenin arkasında ülkelerin sosyal yapıları, demografik eğilimleri ve siyasal tercihleri belirleyici rol oynuyor. Norveç, hidrokarbon zenginliğini devasa bir varlık fonuyla yöneterek adeta kendi liginde yarışıyor. GSYH’nin yüzde12,5’i oranında bütçe fazlası ve yüzde 15’lik cari fazlasıyla bölgenin finansal açıdan en güçlü ülkesi konumunda bulunuyor. Bu ekonomik gücün arkasında yalnızca doğal kaynaklar değil, aynı zamanda yüksek kurumsal ...

Birleşik Krallık Ekonomisi Ne Durumda?

Resim
Birleşik Krallık, on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın büyük bölümünde dünya ekonomisinin öncü ülkelerinden biriydi. Sanayi Devrimi’nin merkezi olan ülkede teknoloji, bilim ve icatlar alanındaki yenilikler ülkenin küresel güç konumunu pekiştirmişti. Yirminci yüzyılın ortalarından itibaren Birleşik Krallık’ın göreli ekonomik gücü azalmaya başladı. ABD’nin ardından ikinci büyük ekonomi olma özelliğini önce Almanya’ya, daha sonra Japonya’ya bıraktı; yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Çin ve Hindistan’ın da gerisinde kaldı. Geleceğe ilişkin tahminler, Güney Kore ve Brezilya gibi ülkelerin de önümüzdeki çeyrekte Birleşik Krallık’ı geçebileceğini gösteriyor. Birleşik Krallık’ın 1973 yılında katıldığı Avrupa Birliği’nden 2020 yılında ayrılması (Brexit), ülke ekonomisi üzerinde kalıcı etkiler yaratmış görünüyor. Brexit sonrasında AB ile ticaret, önceki döneme kıyasla çok daha karmaşık ve maliyetli hâle geldi, birçok sektörde tedarik zinciri bozuldu ve üretim gecikmeleri ortaya çıktı. Ülkenin u...

Avrupa Zor Durumda

Resim
15’inci yüzyıldan 20’nci yüzyıla kadar Avrupalı ülkeler, dünyaya egemendi. Coğrafi keşiflerden, ticaretin yaygınlaşmasına, sanayi devrimine kadar bütün önemli adımlar Avrupalılarca atıldı. Buluşların neredeyse tamamı Avrupa’da yapıldı. Avrupalılar, dünyanın her köşesinde koloniler kurmuşlar, sömürge imparatorlukları oluşturmuşlardı. 20’nci yüzyılda bu görünüm değişmeye başladı. İki dünya savaşı Avrupa’yı darmadağın etti. Özellikle İkinci Dünya Savaşı Avrupa’yı yanmış, yıkılmış bir kıta haline getirmişti. Hitler’in uçaklarla bombalayabildiği İngiltere bile feci durumdaydı. Gerek ABD’nin Marshall yardımları gerekse IMF ve Dünya Bankası’nın (IBRD) destekleriyle Avrupa, kısa sayılacak bir sürede yeniden yapılanmayı ve yeniden ekonomik güç haline gelmeyi başardı. Bu sefer de İkinci Dünya Savaşı sonrası Japonya’nın hızla gelişmesi Avrupalı ülkeler için yeni bir tehdit oluşturmaya başlamıştı. Avrupalılar, bir araya gelerek bir birlik içinde toplanmalarının kendilerini daha güçlü kılacağı dü...

ABD mi Çin mi?

Küreselleşme, ürün, düşünce ve kültürlerin alışverişinden doğan bir uluslararası bütünleşme süreci olarak tanımlanıyor. Ben öteden beri bu tür tanımların küreselleşmeyi açıklamadığı, olayı masum göstermeye çabaladığı kanısındayım. Bana göre küreselleşme; ABD’nin kendi uyguladığı tarzdaki kapitalizmi bir dünya sistemi haline getirme o ve dünyanın tek hegemonu [i] olarak devam etmeye çalışmasını ifade ediyor. Özellikle Sovyetler Birliği’nin çöküş yoluna girmesi ve sermaye hareketlerinin dünya çapında serbest kalmasıyla bu girişim ilk on beş - yirmi yıl başarıyla yürümüş göründü. İki kutuplu dünyanın soğuk savaş dengeleri ortadan kalkmış gibiydi. Bu dönemde artık ABD’nin tek başına hegemon devlet konumunda olduğu tek kutuplu bir dünyanın gerçekleşeceği görüşü egemendi. Avrupalı devletlerin neredeyse hepsi ABD’nin hegemonluğundaki tek kutuplu dünyayı destekliyordu. Derken ABD’nin, IMF’yi de yanına alarak bütün dünyaya kabul ettirmeye çalıştığı neoliberal yaklaşımlara karşı farklı bir mo...

Washington Uzlaşısı, Beijing Uzlaşısı, Londra Uzlaşısı

Resim
Bugünün dünya ekonomik düzenine biçim veren neoliberal yaklaşımlar 1970’lerde ortaya çıkmaya başladı, 1980’lerden itibaren yaygınlık kazandı. Sovyet sisteminin dağılmaya başlamasıyla birlikte bu yaklaşım, iktisatçı John Williamson tarafından, 1989 yılında Washington Uzlaşısı (Washington Consensus) adı verilen 10 ilke altında toplandı. Bu ilkeler o tarihten sonra neoliberal yaklaşımın 10 Emiri haline geldi. [i] Giderek bağımsızlıklarını yitiren ve ABD Hazine Bakanlığı’nın güdümü altına giren IMF ve Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerle program kredisi ilişkisi kurduklarında bu ilkelere uygun programları dayattılar.   Washington Uzlaşısının on temel ilkesini şöylece sıralamak mümkün: (1) GSYH’ye oranla büyük sayılacak mali açıkları önleyecek bir maliye politikası izlenmeli. (2) Kamu harcamaları, sübvansiyonlardan çok altyapı yatırımlarının desteklenmesi gibi büyüme odaklı ve fakirleri koruma amaçlı alanlara kaydırılmalı. (3) Vergi tabanının yaygınlaştırılmasını ve ılımlı m...

Piyasalarda Japonya Etkisi

Resim
Japonya, 1990’ların başından itibaren içine girdiği durgunluk girdabından bir türlü kurtulamadı. Hükümetlerin denemediği yöntem kalmadı: Piyasayı canlandırmak için faizi eksiye indirdiler, ABD ve Avrupa’nın yaptığı gibi para bastılar olmadı, insanları harcamaya teşvik edebilmek için enflasyonun artmasına razı olup kamu harcamalarını artırdılar, vergileri düşürdüler yine olmadı. Büyüme bir türlü istendiği gibi toparlanamadı. Buna karşılık kamu kesimi borç yükü inanılmaz boyutlara ulaştı. Aşağıdaki grafikler Japonya’nın ekonomik büyümesini gösteriyor (bu makaledeki grafiklerin tamamı IMF verileridir ve https://tradingeconomics.com/ sitesinden alınmıştır.) Soldaki grafik çeyrekler itibarıyla bir önceki yılın aynı çeyrek sonucuna göre yıllık büyümeyi, sağdaki grafik ise bir önceki çeyreğe göre büyümeyi gösteriyor. Her ikisi de Japonya’nın resesyonun eşiğinde olduğunu sergiliyor.                            Yıllık Büyü...

Hindistan Ekonomisinin Görünümü

Resim
Hindistan, dünyanın en kalabalık ülkesi konumuna gelmiş durumdadır. Hızlı bir büyüme sergilemekte ama henüz kalkınmışlıktan uzak bulunmaktadır. Türkiye Hindistan’dan 2023 yılında 7,9 milyar dolarlık ithalat yapmış buna karşılık 1,6 milyar dolarlık ihracat yapmıştır. Buna göre Türkiye, Hindistan’a 6,3 milyar dolarlık dış ticaret açığı vermektedir. Türkiye, Hindistan’dan en çok şu malları ithal ediyor: Organik kimyasallar, makineler, nükleer reaktörler, kazanlar, demiryolu, tramvay dışındaki araçlar, mineral yakıtlar, yağlar, damıtma ürünleri, elektronik cihazlar, suni filamentler, debagette ve boyacılıkta kullanılan hülasalar, tanenler ve türevleri, pigmentler GSYH Hindistan’ın GSYH’si 2023 itibarıyla 3,6 trilyon dolardır (Türkiye’nin 2023 GSYH’si 1,2 trilyon dolardır. Demek ki Hindistan Türkiye’den iki kat daha fazla GSYH’ye sahip durumdadır.) 2012 yılında 1,8 trilyon dolar GSYH, 2023 yılında ikiye katlanarak 3,6 trilyon dolara ulaşmış bulunuyor (Türkiye’nin GSYH’si 2012’de 880 mil...