28 Haziran 2020 Pazar

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği

Rezerv Yeterliliğinin Ölçülme Yöntemi
Bir ülkenin resmi döviz rezervleri, dış ödeme zorluklarıyla karşılaşılması halinde, Merkez Bankasınca denetlenen, kullanıma hazır durumdaki dış varlıkları olarak tanımlanabilir. Döviz rezervi bulundurmanın yararları konusunda fazla bir tartışma olmasa da tutulacak rezervin ideal miktarı ve bu miktarın nasıl bir kritere dayandırılarak belirleneceği konusunda görüş birliği bulunmuyor. Bu konuda yaygın kullanılan kriter IMF’nin de kullandığı Guidotti – Greenspan Kuralına göre oluşturulan kriterdir. Guidotti – Greenspan kuralı; merkez bankasının sahip olduğu brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamının, ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan dış yükümlülüklerine eşit olmasını öngören kuraldır.[i] Bir yıllık süre içinde, dış yükümlülüklerin yenilenememesi halinde, o ülkeye dış kaynak girişinin devam edebilmesi için bu eşitlik önemlidir. Bu kriteri şöyle bir denklemle ifade etmek mümkün:

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği = Merkez Bankası Brüt Döviz ve Altın Rezervlerinin Toplamı / Ülkenin Vadesine 1 Yıldan Az Kalmış Olan Döviz Yükümlülükleri

25 Haziran 2020 Perşembe

Fenerbahçe Yönetimine Son Açık Mektubum

Sayın Başkan, Yönetim Kurulunun Saygıdeğer Üyeleri,

Bir yıl kadar önce tarafınıza bir açık mektup yazarak devşirme oyunculara dayalı takım kurma modelinin gerek tek tek alınan oyuncuların bir araya geldiklerinde takım ruhu oluşturamaması gerekse çok pahalı bir yöntem olması ve kulübün maddi imkânlarının elvermemesi nedeniyle terk edilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu modelin yerine birkaç deneyimli oyuncunun alınması ve yanlarına genç oyuncuların monte edilmesiyle kurulacak bir takım modeline geçilmesini önermiş, mevcut modelin sürdürülemez olduğunu vurgulamıştım. Ne yazık ki tam tersi yapıldı ve yine birçok üçüncü sınıf futbolcu dünyanın parası ödenerek alındı ve takıma monte edilmeye çalışıldı. Sonuç tıpkı önceki yılda olduğu gibi tam anlamıyla bir facia oldu. Bir örnek olarak Adil Rami’ye değinmeme izin verin. Büyük umutlarla ve paralar ödenerek alınan bu oyuncu birkaç maç oynadı ve negatif katkı yaparak (bir maçta takımın gol yemesine neden olmuştu) ayrıldı gitti. Fenerbahçe takımında an itibariyle benim hayalimdeki Fenerbahçe’de oynayabilecek tek bir oyuncu yok. Hayalimi de öyle Avrupa düzeyi filan gibi yüksek tutmuyorum. Ona karşın bu takımdaki tek bir oyuncu böyle bir hayalde yer alamıyor ne yazık ki.

23 Haziran 2020 Salı

Türkiye İlk 10 Ekonomi Arasına Girebilir mi?

Meselenin Ortaya konuluşu
Son günlerin gündemde en fazla yer tutan konularından birisi Türkiye’nin en büyük 10 ekonomi araya girmesinin mümkün olup olmadığı tartışmasıydı. Çoğu insan halen GSYH büyüklüğü bakımından son 4 yılda 17’ncilikten başlayarak 19’unculuğa gerilemiş olan Türkiye’nin nasıl olup da ilk 10 ekonomi arasına gireceği konusuna akıl erdiremiyor. Oysa burada kastedilen sıralama Satın alma Gücü Paritesine Göre (SAGP) ölçülen GSYH sıralamasıydı. Türkiye SAGP’ye göre ölçülen GSYH sıralamasında 2019 yılı itibarıyla 13’üncü sırada yer alıyor (2000 yılındaki yeri 17’ncilikti.) Buradaki kritik soru şu: Türkiye cari fiyatlarla GSYH sıralamasında 17’ncilikten 19’unculuğa gerilerken nasıl oluyor da SAGP’ye göre GSYH sıralamasında 17’ncilikten 13’üncülüğe çıkıyor?

22 Haziran 2020 Pazartesi

Türkiye Ekonomisinin Büyüklüğünün G 20 Ekonomileriyle Karşılaştırılması

G20 Hakkında Genel Bilgi
G20, 19 ülke ve Avrupa Birliği temsilcisinden oluşan uluslararası bir danışma ve karar alma  platformudur. 19 üye ülke, dünyanın en yüksek GSYH’sine sahip olan ülkeleriyle birlikte coğrafi dengeler gözetilerek belirlenmiş ülkelerdir. Eğer G20 üyeleri sadece en büyük GSYH’ye sahip ülkeler arasından seçilseydi İspanya ve Hollanda G20’de yer alacak buna karşılık Arjantin ve Güney Afrika yer almayacaktı. Öyle olunca da Avrupa’dan birçok ülkenin yer alacağı bu oluşumda Afrika hiç temsil edilmiyor, Güney Amerika da sadece Brezilya ile temsil ediliyor olacaktı.

Dolayısıyla  GSYH’si dünya sıralamasında 20’nci sıranın gerisine de düşse Türkiye’nin G20’den çıkması söz konusu değil. Çünkü üyelikte GSYH büyüklüğünün yanı sıra coğrafi denge de gözetiliyor.

20 Haziran 2020 Cumartesi

Geleceğin Dünyası Üzerine Düşünceler

Geçmişin Dünyası
Devletlerin ortaya çıkışı sanki birkaç yüzyıllık bir olaymış gibi görünse de aslında binlerce yıl geriye gidiyor. Neolitik devrimle birlikte göçebelikten çıkıp toprağa yerleşen insanlar, önce köylerde yaşayan kabileler biçiminde örgütlendiler. Her kabilenin bir şefi, bazılarının şefe danışmanlık yapan yaşlılar meclisi vardı. Sonra o kabilelerin bazılarının bir araya gelmesiyle köyler ortaya çıktı. Zamanla köyler kent devletlerine, kabile şefleri krallara dönüştü. Kentler savaşla ya da anlaşmayla bir araya gelerek daha büyük devletleri oluşturdular. Bu devletlerde kral en tepede yer alıyordu. Kralın, genellikle soylulardan oluşan bir danışma meclisi vardı. Buna karşılık örneğin Avrupa’da orta çağda krallar çok da güçlü değillerdi. Toprak sahibi soylular arasında kraldan daha güçlü olanlar vardı. İngiltere’de daha 1215 yılında bu güçlü soylular, kral yurtsuz John’a yetkilerini sınırlayan Magna Carta Libertatum’u imzalatmışlardı.    

14 Haziran 2020 Pazar

Devlet Adamı Deyince

Ziya Müezzinoğlu’nun vefatı haberini duyduğumda içimden bir şeyin koptuğunu hissettim.

1919 yılında Kayseri’de doğmuş, 1942 yılında Siyasal Bilgiler Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1943 yılında Maliye Teftiş Kurulu’na girmiş, 1946 yılında Maliye Müfettişi olmuş, 1959-1960 yılları arasında  Hazine Genel Müdürlüğü,  1961 yılında Kurucu Meclis Üyeliği, 1962-1964 yılları arasında Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı,  1964-1967 yılları arasında Bonn Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuş, 1967’de ortak pazar nezdinde Büyükelçi unvanıyla Daimî Temsilciliğe getirilmiş, 22 Mayıs 1972 tarihinde Ferit Melen’in başbakanlığında kurulan partiler üstü hükümette Maliye Bakanlığı’na atanmıştı. Ben, yarışma sınavını kazanarak Ekim 1972’de Maliye Müfettiş Muavini olarak atandığımda Ziya Bey Maliye Bakanıydı. O zaman bize çok uzak görünürdü. Son derecede sert ve titiz bir kişiliği olduğunu, çok zor beğenen, kılı kırk yaran bir yönetici olduğunu duyardık. Genellikle çekinirdi bakanlıktaki yöneticiler Ziya Bey’den. Yanına çağırdığında sorduğu soruları yanıtlayamazlarsa sinirlenirmiş. Öyle duyardık. Yaklaşık 7 ay sonra bu kez Naim Talu başbakanlığında göreve gelen hükümetle birlikte görevinden ayrıldı. Sonrasında siyasete atılan Ziya Bey, 1975 yılında CHP’den Kayseri Senatörü olarak TBMM’ye girdi ve 1978 yılında bu kez Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki hükümette Maliye Bakanı olarak görev aldı.

13 Haziran 2020 Cumartesi

Geniş İşsizlik Oranı

Açıklanan her istatistiksel veri toplumda farklı reaksiyonlara yol açıyor. Bunların toplum nezdinde en tartışmalı olanları enflasyon ve işsizlik verileri. TÜİK’in açıkladığı bazı verileri kullanarak yorum yaptığınızda sizi ‘vatan haini’ ilan eden bir toplum kesimi var. Kullandığınız verilerin devletin resmi verileri olduğunu açıklasanız bile tavırları değişmiyor. Aynı kurumun farklı verilerini kullanarak yorum yaptığınızda ise birden öteki kesim tarafından ‘yalaka’ ilan ediliyorsunuz. Aynı kurumun iki ayrı dönemdeki verilerini kullandığınızda bile aynı suçlamalarla karşılaşıyorsunuz. Buraya kadar anlattıklarım işin bir tarafı. İşin bir başka tarafı ise kullandığınız verilerin kendisinden kaynaklanan tuhaflıklar. Buna bir örnek olarak TÜİK tarafından hafta içinde açıklanan mart ayı istihdam/işsizlik verilerini ele alıp inceleyelim:  

10 Haziran 2020 Çarşamba

Para Basmanın Sonuçları

Para basmanın dayanakları
Artık pek fazla işlevi kalmamış olan madeni parayı hazineye bağlı Darphane, asıl para işlevi gören kâğıt parayı merkez bankası basar. Bunlara ek olarak kaydi parayı da (hesap parası ya da banka parası) bankalar yaratır ([i].) Kaydi para, madeni para ve kâğıt para gibi fizik olarak dolaşımda bulunmaz ama paranın yukarıda sayılan bütün işlevlerini görür. Kâğıt para miktarı bir ölçüde kaydi paranın da miktarını belirleyeceği için merkez bankasının dolaşıma soktuğu para miktarı (emisyon) önemlidir.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Aktif Rasyosu Aktive Oluyor

Büyük bir özel kesim bankasının müşterilerine yolladığı bir mektupla başlayan tartışmalar son birkaç günün gündeminde ağırlıklı yer aldı. Söz konusu banka mektubunda özetle döviz tevdiat hesabı açılması ya da mevcutların devam edebilmesi için belirli bir asgari miktar koyduğunu bunun altında vadeli döviz tevdiat hesabı açılmayacağını, mevcut mevduatlardan vadesi dolanların da yenilenmeyerek vadesiz hesaba dönüştürüleceğini yazıyordu. Bir süre bunun ne amaçla yapıldığı anlaşılamadı, sonra da bankanın niçin bu yola gittiği konusu tartışılmaya başlandı.

4 Haziran 2020 Perşembe

Amerika'da Irkçılık

ABD'nin Minneapolis kentinde siyahi George Floyd'u gözaltına almak isterken yere yatırıp boğazına diziyle bastıran ve ölümüne neden olan polis memurlarına tepkiyle başlayan olaylar bütün ülkeye yayılan protestolara dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın, güvenlik güçlerine, gereğinde ateş açılması talimatı vermesi olayın giderek büyümesine ve yayılmasına yol açtı. Protestolar ve yağmalamalar yayılırken polis de son derecede acımasız biçimde orantısız güç kullanmaya girişti. Dünya, bu yaklaşımın altında ABD’de bir türlü bitmeyen ırkçılığın etkisi olduğunu konuşuyor. 

Fransız düşünür Alexis de Tocqueville Amerika’da yaptığı incelemelerde Amerikan sistemi hakkında çok önemli gözlemlerde bulunmuş ve bunları ilk kez 1835 yılında yayımlanmış olan Amerika’da Demokrasi kitabında ortaya koymuştur. İlker Yılmaz, Sasam için yaptığı bir araştırmada Amerika’da Demokrasi kitabını ayrıntılı olarak değerlendirmiş ve ırkçılık konusunda Tocqueville’in saptamalarını şöyle özetlemiş[i]: “Eski toplumlarda köle, efendisiyle aynı ırktandı ve çoğu zaman bilgi ve eğitim düzeyi olarak efendisinden üstündü. Köle ile efendiyi ayıran tek şey, özgürlüktü. Köleye özgürlük tanındığı zaman, efendi ile köle kolaylıkla bütünleşirdi. Ancak bu durum, Amerika’da geçerli değildir. Öyle ki; siyahi bir insanı özgürleştirebilirsiniz fakat Amerikalıların gözünde o insanın bir yabancı olarak kalmasını engelleyemezsiniz. Yazar, bunu kitabında şu şekilde savunmuştur: Kölelik kavramı kaldırıldıktan sonra bile ön yargılar devam edecektir. Bu yüzden hiçbir zaman siyahiler Amerikalılar ile tam anlamıyla bütünleşemeyecektir.”

Alexis de Tocqueville’in 1835 yılında gözlemlediği ırkçılık saptamasının 185 yıl sonra da aynen geçerli olduğu görülebiliyor.

Demokrasi çok kolay gibi görünen ama gerçekte çok zor olan bir rejimdir. Sistemin temelinde hoşgörü vardır. Eğer hoşgörü yoksa demokrasi gelişemez. Hoşgörü dediğimiz şey aslında azlık haklarının korunmasıyla başlayan, fırsat eşitliği, yasalar karşısında eşitlik, ırk ve cinsiyet ayrımının yok edilmesiyle devam eden, siyasal iktidarın çeşitli denge mekanizmalarıyla ve her şeyden önemlisi kamuoyu aracılığıyla denetlenmesini öngören bir noktaya kadar giden çok kapsamlı bir yaklaşımdır. Demokrasi, kimin yöneteceğinden çok nasıl yöneteceğine ilişkin bir rejimdir.  

Batıda aydınlanmanın en önde gelen düşünürlerinden olan İngiliz filozof John Locke hoşgörüyü şöyle çerçeveliyor: “Hoşgörü, insan toplumlarının kalıcı bir barış ve huzur ortamında yaşayabilmelerinin vazgeçilmez şartıdır. Bu sadece bugün böyle değildir. Dün de böyleydi, yarın da böyle kalacaktır. Hoşgörünün iki temel alanı vardır. Birincisi, toplumsal hoşgörüdür. Toplumsal hoşgörünün sosyolojik bir olgu olarak yerleşmesi zaman alır. Hoşgörünün ikinci boyutu siyasal alanla, daha doğrusu devletin toplumsal hayattaki yeriyle ilgilidir[ii].”

İyi yönetimin de hoşgörünün de en büyük düşmanı kibirdir. Bir yerde hata varsa o hatanın nereden geldiğini görmek ve ona göre davranmak yaşamsal önemdedir. Bunun en önemli engeli kibirdir. Marksist iktisatçı Lord Meghnad Desai Kibir adlı kitabında küresel krize giren sitemde yanlışın nereden kaynaklandığını tarihte yaşanan ekonomik krizlerle açıklamaya çabalıyor. İktisatçıların kuşkuya dayalı araştırmaları bıraktıklarını ve kapıldıkları kibir nedeniyle krizi tahmin edememe hatasını nerede yaptıklarını göremediklerini, o nedenle de her sorunu tek bir teoriyle çözme hatasında ısrar ettiklerini anlatıyor[iii].

ABD Başkanı Donald Trump, polisin ilk anda uyguladığı orantısız gücün yarattığı ölüm olayı nedeniyle toplumdan devlet adına özür dileyip ve söz konusu polislerin derhal suçüstü mahkemesine çıkarılacağını açıklasaydı olaylar bu boyuta gelmeyebilirdi.  

Hatayı kabul etmek ve özür dilemeyi bilmek aslında basit ama çözüme dönük bir adımdır. Ne var ki günümüz dünyasında özür dilemenin zaaf olduğunun düşünüldüğü daha düşük kültürlerin görüşü dünyayı egemenliği altına aldı. Devleti yönetenler, olayların büyümesini engellemek yerine kendi seçmenlerine yaranmak için tam tersini yapar oldular. Böylece hoşgörüsüzlük hoşgörünün, karanlıklar da John Locke’un önderliğinde gelen aydınlanmanın yerini almaya başladı. Bugün hala içinde yaşadığımızı sandığımız demokrasinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike budur. 




[i] İlker Yılmaz, http://sahipkiran.org/2016/09/03/amerikada-demokrasi/, Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi (Çeviren: Seçkin Sertdemir Özdemir), İletişim Yyaınları, 2016.
[ii] John Locke Hoşgörü Üstüne Mektuplar (Çeviren: Melih Yürüşen, Liberte Yayınları, 2004. 
[iii] Meghnad Desai, Kibir (Çeviren: Ebru Kılıç), Koç Üniversitesi Yayınları, 2017

3 Haziran 2020 Çarşamba

Ekonomide Bazı Sorular ve Yanıtlar

Soru: Covid – 19 Pandemi süreci fırsat yaratır mı?
Yanıt: Bu dönemi teknik ve teknolojik altyapısını geliştirmeye harcayan, e-ticaret için gereken donanımı kuran şirketler için, pandemi arası çok iyi fırsat yaratmış durumdadır. Artık çok net görülüyor ki geleceğin dünyasında insanlar alışverişlerinin önemli bir bölümünü evden yapacaklar. Şirketler eskisi kadar fazla eleman çalıştırmayacaklar ve verimliliği en üst düzeye çıkarmaya çabalayacaklar. Müşteri verisi toplayan, bu verileri iyi değerlendirmek en önemli konular arasına girecek. Hiç kuşkusuz bütün bu değişiklikler için bu aradan yararlanıp yatırım yapan, değişikliğe giden şirketler önümüzdeki dönemi iyi değerlendirecekler. Bu adımları atanlar kalıcı farklar yaratacaklar.  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...