Yayınlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Lombroso'nun Hayaleti

Cesare Lombroso 1835-1909 yılları arasında yaşamış bir İtalyan hekimi. Hekimlikle yetinmeyip insan ırkının farklı özelliklerinden yola çıkarak bazı insanların doğuştan suçlu olabilecekleri kuramını ortaya atmıştı. En ünlü kitabı, aynı zamanda bu kuramını geliştirdiği “Suçlu İnsan”da Lombroso, kafa biçimindeki sapmalar, yüzdeki asimetrik gelişmeler, göz biçimindeki bozukluklar, burunda ve dişlerde bozukluklar gibi biçim bozukluğu taşıyan insanların doğuştan suçlu olabileceğini öne sürüyor. Lombroso'ya göre Tanrı bize kimin suçlu olabileceğini önceden ortaya koyduğu biçim bozukluklarıyla gösteriyor. Bize suçluya ilişkin ipuçlarını sunuyor. Bu tip insanları izlemek ve önceden önlem almak da bize düşüyor. Lombroso, bu tür insanlara baştan bir şey yapılmamasını, ama izlenmesini ve ilk yanlışlarında derhal ömür boyu sürgüne gönderilmesini öneriyor. Bu saçma sapan kuram, yıllarca Batı dünyasında müthiş itibar görmüş ve suç biliminin (kriminoloji) neredeyse temelini oluşturmuş. Üstel

Türkiye'de Kamu Kesimi Borcu

Bir ülkede kamu kesiminin borç stoku denildiği zaman, o ülkenin kamu kesiminde yer alan KİT’ler dışındaki birimlerin iç ve dış borçlarının toplam miktarı anlaşılır. Kamu kesimi borç yükü ise, kamu kesimi borç stokunun o dönemdeki GSYH’ye oranı demektir. TCMB’nın dış borçları kamu kesimi içinde sayılmamaktadır. Genel olarak borç stoku ve borç yükü kavramlarına yalnızca borçların anapara yükümlülükleri dahil edilir. Bir başka deyişle, faizler bu iki kavrama da dahil edilmez. Bunun temel nedeni borçlanma faizlerinin bütçeye gider yazılması ilkesidir. Örneğin Türkiye’de 1985 yılından itibaren borçlanma anapara hasılat ve ödemeleri bütçenin dışına çıkarılmış olmasına karşın, bu borçlara ilişkin faiz ödemeleri, yukarıdaki genel kabul çerçevesinde, bütçeye gider yazılmaktadır.   Buraya kadar sözünü ettiğimiz stok, brüt kamu borç stokudur. Kamu kesiminin bir de alacakları vardır bunları brüt borç stokundan düştüğümüzde karşımıza kamu kesiminin net borç stoku çıkar. Kamu kesimi brüt bo

Cadı Avı

Avrupa uygarlığının en karanlık dönemini oluşturan ortaçağda uzunca bir süre cadı avı adı altında yaşanan bir deli saçmalığı var. Avrupa’da cadı avcılığı çılgınlığının belki de en az yaşandığı ülke İngiltere. Çünkü İngiltere tarihsel olarak hukuka en fazla bağlı olan Avrupa ülkesi. Buna karşın İngiltere’de bir hukukçu ortaya çıkıyor ve cadı avcılığının lideri oluyor. Adı Matthew Hopkins. Hopkins, bir süre avukatlık yaptıktan sonra daha fazla kazanç getirecek şeyler aramaya girişiyor. O dönemde sefaletin kol gezdiği taşra İngiltere’sinde toplumun yaşadığı sıkıntıları ve eziyetleri mal edecek günah keçileri arandığını kısa sürede keşfediyor ve bunun yolunun kıta Avrupa’sında çığ gibi yayılan cadılık olayının kaşınmasında yattığını anlıyor. Hopkins, bir suçlamadan yola çıkarak bir cadılık davası açıyor. Bu davayı kazanınca şöhreti hızla yayılıyor. Bir süre sonra kendisini Baş Cadı Avcısı (Witch-finder General) ilan ediyor. Ondan sonra cadı avı inanılmaz bir hızla gelişiyor. Cadılığı

Yumuşak İniş ya da Sert İniş

Son olarak IMF revize edilmiş büyüme tahminini açıklayınca ortalık karıştı. IMF’nin revize tahminine göre Türkiye 2012’de yüzde 0,4 büyüyecekmiş. IMF’nin geçtiğimiz Eylül ayında 2012 yılı için yaptığı tahmin 2,2 idi. Bu tahminini Aralık ayında revize ederek yüzde 2’ye indirmişti. Şimdi Ocak ayında bir kez daha revize ederek yüzde 0,4’e düşürmüş bulunuyor. IMF’nin bu revizyondaki temel varsayımları şunlar: (1) Petrol fiyatı yüzde 30 oranında artacak ve bu artış Türkiye’nin cari açığının düşmesini engelleyecek. (2) Türkiye’nin ihracatının yarısının yöneldiği Avrupa’nın ithalatında hızlı bir gerileme olacak, bu da Türkiye’nin ihracat gelirlerini düşürerek cari açığının gerilemesine engel oluşturacak. (3) Avrupa’daki sıkıntıların büyümesi sonucu Türkiye, büyük cari açığını finanse etmekte başvurabileceği kaynaklara ulaşmakta ciddi sıkıntılarla karşılaşacak. 2012 yılında Türkiye'nin büyüme oranı konusunda IMF dışındaki diğer tahminleri de sıralayalım. Hükümetin tahmini (Orta Vadel

Ekonomik Büyüme Ne Demektir?

Bir ülkede 2010 yılı içinde yalnızca 1000 adet ekmek, 25 kg beyaz peynir ve 500 şişe su üretildiğini varsayarsak üretim şöyle bir görünüm sergiler: Üretim = 1000 ekmek + 25 kg beyaz peynir + 500 şişe su Ekmeğin adedinin 1 TL, beyaz peynirin kilosunun 10 TL, suyun da şişesinin 0,50 TL’den satıldığını varsayarsak örneğin bu ülkede 2010 yılının GSYH’sını şöyle hesaplayabiliriz: GSYH = (1000 x 1) + (25 x 10) + (500 x 0,50) = 1.500 TL Diyelim ki 2011 yılı başında yeni bir fırın devreye girmiş ve ekmek üretimi 1100 adede yükselmiş ve fiyatlar değişmeden kalmış olsun. Bu durumda 2011 yılının GSYH’sı şöyle hesaplanır: GSYH = (1100 x 1) + (25 x 10) + (500 x 0,50) = 1.600 TL Bu ekonomi 2011 yılında bir önceki yıla göre ((1600 – 1500)/ 1500) 0,067 yani yüzde 6,7 oranında büyümüştür. Fiyatlar artmadığı için bu büyüme hem nominal hem de reel büyümeyi göstermektedir.  Şimdi varsayalım ki ekmek üretimiyle birlikte ekmeğin fiyatı da artmış ve tanesi 1,25 TL’ye çıkmış olsun. Bu dur

Bir Sayfada GSYH Dersi

Bir ülkede belirli bir dönem içinde (3 ay, 1 yıl) üretilen bütün nihai malların piyasa fiyatları üzerinden toplanmasıyla oluşan toplam değere gayrısafi yurtiçi hasıla (ya da kısaca GSYH) diyoruz. Bir ülkede bir yıl içinde yalnızca 1000 adet ekmek, 25 kg beyaz peynir ve 500 şişe su üretildiğini ve ekmeğin adedinin 1 TL, beyaz peynirin kilosunun 10 TL, suyun da şişesinin 0,50 TL’den satıldığını varsayarsak GSYH’yı şöyle hesaplayabiliriz: GSYH = (1000 x 1) + (25 x 10) + (500 x 0,50) = 1.500 TL Buna göre bu ülkede o yıl için piyasa fiyatları cinsinden hesaplanan GSYH 1.500 TL’dir. Bu basitleştirilmiş hesaplamada dikkat edilmesi gereken şey sadece nihai malların piyasa satış fiyatlarının dikkate alındığıdır. Yani ekmekteki buğdayın, un haline getirilirken eklenen işçilik değerinin veya suyun şişesinin, kapağının ya da beyaz peynirin ambalajının ayrı ayrı hesaba katılması söz konusu olmuyor. Üretilen malı tüketiciye nihai satışfiyatları toplanıyor. Aksi takdirde çift sayım yapmış o

Dünya Bankası Gözlüğüyle Türkiye 2012

Son olarak Dünya Bankası da 2012 tahminlerini açıkladı (Global Economic Prospects raporu.) Dünya Bankası, küresel sistemin yalnızca makro düzeyde değil mikro düzeyde de nabzını en iyi tutan kuruluşlardan birisi. O nedenle tahminleri önem taşıyor. Dünya Bankası’na göre 2012’de küresel ticaretin hacmi 2011 yılına göre yüzde 4,7 oranında artış gösterecek. İlk bakışta ticaret hacminde iyi sayılabilecek bir artış olacakmış izlenimini verse de aslında bu oran ticaret hacminin zayıf bir görünüm içinde olacağını söylüyor. 2009’da yüzde 10,6 gerilemiş olan ticaret hacmi, 2010’da yüzde 12,4, 2011’de ise yüzde 6,6 artmıştı. Küresel büyümenin yüzde 2,5, gelişmiş ülkeler büyümesinin yüzde 1,4 oranında kalacağının tahmin edildiği bir yıl için yüzde 4,7’lik ticaret hacmi artışı tutarlı bir tahmin olarak karşımıza çıkıyor. Raporda Türkiye ile ilgili değerlendirmeler de var. Türkiye için büyüme oranı 2011 için yüzde 8,2, 2012 için yüzde 2,9 olarak tahmin ediliyor. Tahmin gerçekleşirse ciddi b

İşsizlik nasıl hesaplanıyor?

Toplumda en çok merak edilen ekonomik konulardan birisi enflasyon oranının nasıl hesaplandığı, ötekisi de işsizlik oranının nasıl hesaplandığı meselesidir. Ne zaman enflasyon düştü ya da işsizlik düştü deseniz itiraz edenler çıkar. Bu iki oran aynı zamanda en az inandırıcı bulunan oranların da başında gelir.   Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK), işsizlik oranını hesaplarken Uluslararası Emek Örgütünün (ILO) standart hesaplama yöntemlerini kullanıyor. Buna göre 15 yaşından büyük olan ve tam gün esasına göre bir işte çalışmıyor olanlar gruplara ayrılıyor. TÜİK’in kullandığı uluslararası standarda göre istihdam edilmeyen, son üç ayda iş aramış olan ve 15 gün içinde bir işte istihdam edilebilecek durumda olan kişiler işsiz olarak sınıflandırılıyor ve oran bu sayıya göre hesaplanıyor. Bu hesaplamaya iş bulma ümidi olmadığı için son üç ayda iş aramayı bırakmış olup da iş bulsa çalışacak olanlar, mevsimlik işlerde çalıştığı için iş aramayan ama sürekli iş bulsa çalışmaya hazır olanlar, ev

Bütçe dersi

Bütçe belirli bir dönem için elde edilecek gelirlerle yapılması planlanan giderleri gösteren bir tahmin cetvelidir. Kamu bütçesinin ötekilerden farkı vergidir. Karşılıksız bir gelir olan vergiyi yalnızca kamu kesimi tahsil edebilir. Kamu kesimi bütçesinin özel bütçelerden bir başka farkı yasa olmasıdır. Bütçe yasası bir yıllık, yetki veren bir yasadır. Kamu kesimi söz konusu olduğunda şöyle bir bütçe denklemi yazabiliriz: Bütçe Dengesi = Bütçe Gelirleri (vergi gelirleri + diğer gelirler) – Bütçe giderleri (faiz dışı giderler + faiz giderleri) Faiz dışı giderler de personel giderleri, yatırım giderleri, diğer cari giderler olarak sıralanabilir. Bütçe dengesi denilince üç durumdan birisi karşımıza çıkar: Eğer bütçe gelirleri = bütçe giderleri ise bütçe denktir. Eğer bütçe gelirleri > bütçe giderleri ise bütçe fazlası vardır. Eğer bütçe gelirleri < bütçe giderleri ise bütçe açığı söz konusudur. Borçlanmalar bütçeye gelir veya gider yazılmaz, ayrı bir borç hesabında

Lefter

Benim Fenerbahçeli olmamın nedeni babamdır. Babamın Fenerbahçeli olmasının nedeni ise dedemin onu Taksim stadındaki İngiliz karması ile Fenerbahçe arasında oynanan Harrington Kupası maçına götürmüş olmasıdır. Bir yandan İngiliz işgali İstanbul’da sürerken bir yandan da Lozan barış antlaşması yürütülüyormuş. Ve bu maç adeta kurtuluş savaşının mühürü yerine geçmiş. Fenerbahçe maçı 2-1 kazanınca Taksim stadını dolduran halk sokaklara dökülmüş ve Beyoğlu’nda gösteriler yapmışlar. General Harrington kupası maçı yalnızca bir maç olmaktan çok öte bir olaya dönüşmüş ve İstanbulluların işgale gerçek başkaldırısı o zaman ortaya çıkmış. Ve babam böylece Fenerbahçeli olmuş. Babam için en büyük futbolcu Fenerbahçe’nin o zamanki kaptanı Zeki Rıza Sporel’di. Sonra da Lefter. Zeki Rıza Sporel, 1921’de Avrupa turnesine çıkan Galatasaray’ın başarılı olması için Galatasaray takımına ödünç verilmiş ve Werder Bremen ve Köln gibi Alman takımlarına Galatasaray formasıyla goller atmış. Böyle bir şeyi b

Fobi, Lobi ve Hobi

İnsanlar, varlıklarını tehdit eden ya da tehdit etme riski taşıyan nesne ve durumlardan kaçınmalarının bilinçlerindeki yansımasını korku olarak algılıyorlar. Korku, kişinin varlığını sürdürmesine yardım eden savunma sistemlerinin uyarı mekanizmasını çalıştıran gerekli bir duygudur. Korkunun denetimden çıkması, yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan uyarı sistemiyle uyumun kaybolması anlamına gelir. Kişi, o korkunun onu kaçınmaya zorladığı durumlardan kaçınamaz hale gelir, sürekli endişe ve korku içinde kalmaya devam eder. Normal olarak yaşama hizmet eden korku, bu haliyle fobiye dönüşür. Fobi , bir şeye karşı duyulan korkunun, bireyin gündelik yaşamını olumsuz yönde etkilemesi hali olarak tanımlanıyor. Fobi sözcüğü, Yunan mitolojisindeki dehşet tanrısı Phobos’un adından geliyor. En yaygın fobilerden birisi klostrofobidir (kapalı alan korkusu.) Klostrofobisi olan kişi kendisine bir şey olmasa bile olabileceği endişesiyle kapalı alanlarda psikolojik sıkıntıya girer. Klostrofobi

Nedir bu Yapısal Reformlar?

Türkiye ekonomisiyle ilgili hemen her yorum “bunlar iyi ama sürdürülebilirliği sağlamak için yapısal reformların tamamlanması gerekiyor” gibi bir cümleyle bitiyor. Herkesin bildiği, tam olarak tanımlayamasa da saygı duyduğu sihirli bir deyim “yapısal reform.” Yapısal reform , bir sistemin daha verimli çalışabilmesi ve şoklara karşı daha dayanıklı hale getirilebilmesi için o sistemin yeniden yapılandırılması olarak tanımlanabilir. Ekonomi dışından bir örnek vereyim. Diyelim ki İstanbul’u olası bir depreme karşı daha güçlü bir hale getirmek istiyorsunuz. O zaman eskiden depremlere dayanıklı olarak yapılmamış yapıları yıkıp depreme dayanıklı yapılar yapmanız gerekir. Bu, hem zaman alacak hem de pahalıya çıkacak bir dönüşümdür. Ama tamamlandığında hem kentin görünümü güzelleşecek hem de depremlere dayanıklılığı artacaktır. Ya da ağır çalışan adalet sistemini hızlandırmak için mahkeme sayısını artırmak hukuk alanında bir yapısal reform olarak değerlendirilebilir. Diyelim ki sürekli aç

Maliye Politikası ve Tavşan

Maliye politikasının dört temel alt politikası var: (1) Vergi politikası, (2) Harcamalar politikası, (3) Borçlanma politikası, (4) Diğer politikalar. Vergi politikası, ekonominin gidişine göre vergilerin artırılması veya azaltılması biçiminde uygulanır. Artırma da azaltma da iki biçimde olabilir: Vergi oranları değiştirilebilir ya da kapsam değiştirilebilir. Vergi oranları ya da verginin kapsamı artırılırsa kişi ve kurumlara daha az harcanabilir gelir bırakılır ve bu yolla toplam talep denetim altına alınmış olur. Tersi yapılıp da vergi oranları ya da verginin kapsamı düşürülürse kişi ve kurumların elinde daha fazla harcanabilir gelir kalacağı için harcamalar ve bu yolla da toplam talep yükselir. İlki ekonomiyi soğutmak, ikincisi ise canlandırmak amaçlı kullanılabilir. Harcamalar politikası kamu harcamalarının artırılması veya azaltılmasının ekonomide yaratacağı etkiler üzerine kurulu bir politikadır. Kişi ve kurumların harcamalarının ve dolayısıyla toplam talebin düştüğü bir ort

Özetle 2011

Gelişmiş ekonomilerde işler iyi gitmedi. ABD’de yılın son çeyreğinde biraz toparlanma işaretleri ortaya çıkmış olsa da iki kez uygulanan mali gevşeme paketleriyle trilyonlarca dolar harcansa da toparlanma umulduğu kadar güçlü ve hızlı olmadı. Euro Bölgesi 2011 yılında tam bir karabasan yaşadı. Yunanistan’la başlayan ekonomik çöküş, İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkelerini sarstı. Bu sarsıntılar ekonomiyle sınırlı kalmayıp siyasete de yansıdı. İngiltere, Euro Bölgesinin bir parçası olmayacağını net bir biçimde ortaya koydu. Özetle 2011 yılı Avrupa için tam anlamıyla bir “Annus Horibilis” (korku yılı) oldu.   2011 yılı yükselen piyasa ekonomileri açısından olağan bir yıl olarak tarihte yerini alacak. Çin, yine rekor büyüme ve ihracat gerçekleştirdi. Çin’le birlikte durumu iyiye giden iki ülke Brezilya ve Hindistan’dı. Yükselen piyasa ekonomileri 2011’de parlak bir görünüm çizmeye ve gelecek için umut vermeye devam ettiler. Gelişmiş dünyada yaşanan bütün olumsuzluklara karşın bu

Sisifos Efsanesi

Yunan mitolojisinde Korint kralı Sisifos (İngilizcede Sisyphus, Fransızcada Sisyphe) suçları nedeniyle tanrılar tarafından büyük bir kayayı dik bir tepenin doruğuna yuvarlayarak çıkarmakla cezalandırılır. Her seferinde tam tepenin doruğuna ulaştığında kaya elinden kayar ve Sisifos her şeye yeniden başlamak zorunda kalır. Bu ceza böylece sonsuza kadar sürecektir. Bu efsaneden hareketle bitmek, tükenmek bilmeyen işlere İngilizce’de Sisyphean deniyor.  Albert Camus, ünlü denemesi Sisyphe Efsanesi’nde yaşamın saçmalığı kuramını kral Sisifos’un kayayı taşıyıp durması ve bir türlü olayı sonlandıramaması üzerine inşa eder. Yaşamın kendisi de tıpkı Sisifos’un bu anlamsız çabası gibidir. Camus’ye göre her gün aynı şeyleri yaparak ve her gün yeniden başlayarak süregiden bir yaşam saçmadır. 2001 krizinin ardından Türkiye, uyguladığı müdahaleli döviz kuru rejimini terk ederek dalgalı döviz kuru rejimine geçti. Bu rejimin saf halinde döviz kurları piyasada oluşur ve Merkez Bankası müdahale et

Tanrı Janus'un İki Yüzü

Yeni yıla girdik. Ocak ayının ikinci günündeyiz. Arkamızda sıkıntılı bir yıl bıraktık, önümüzde daha da sıkıntılı olmaya aday bir yıl bizi bekliyor. Roma Tanrılarından birisidir Janus. Roma sikkeleri üzerinde kabartma resimleri yer alır. İki yüzü vardır, biri öne biri arkaya dönüktür. Yüzlerden biri kentin giriş kapısına ve kente girenlere, öteki ise kentin çıkış kapısına yani kentten çıkanlara bakar. Böylece kentin güvenlik içinde yaşamasını sağlar. Batı dillerinde Ocak ayını anlatan January ve benzeri sözcükler tanrı Janus'un adından geliyor. Bunun nedeni ocak ayının bir yönüyle geçen yıla, bir başka yönüyle de gelecek yıla bakmasıdır. İngilizcedeki Janitor (kapıcı) sözcüğü de Janus’tan geliyor. Kapılara baktığı için.   Türkçedeki Ocak ayı ise ateş yakılan yer, yuva anlamına gelen ocak sözcüğünden geliyor. Yılın ilk ayı soğuk bir ay olduğu ve ocak başında oturulması, evden çıkılmaması gerektiği düşünüldüğü için bu aya Ocak adı verilmiş.   2011 yılında, farklı yerlere bak