Yayınlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Geçici Görevle Yerleşme Kültürü

Türkiye’de olağanüstü önemli tarihi kentler, antik kalıntılar gün yüzüne çıkarılıyor ama ne devletin, ne özel kesimin, ne de bu ülkenin insanlarının çoğunun hiçbir şekilde ilgisini çekmiyor. Cumhurbaşkanı ya da Başbakan, birçok yeni keşfin söz konusu olduğu Hattuşa’ya hiç gitmemiş. Oysa Japon prensi Mikasa ikide bir gelip bakıyor oraya. Yeni bulguları yerinde inceliyor. Sanki Hattuşa Japonya’ya aitmiş, ya da Hititler Japon kökenliymiş gibi. Bizdeki ilgisizlik ve Japonlardaki ilgiyi görünce insan böyle düşünüyor ister istemez.  Bırakın devlet büyüklerini, Hattuşa’ya gitmiş ve orayı hakkıyla gezmiş kaç Çorumlu vardır dersiniz? Ya da Çatalhöyük’ü gezmiş kaç Konyalı? Çorum’a ilk gittiğim yıllarda beni televizyondan tanıyıp da Hattuşa’nın nerede olduğu soranlar vardı.  Almanlar Hattuşa’yı, Avusturyalılar Efes’i, İngilizler ve diğerleri Çatalhöyük’ü kazıyor. Hattuşa ile ilgili rehber kitaplar kazı yapan Alman heyeti başkanlarına ait. Çatalhöyük rehber kitapları ise orada kazı başkan

Avrupanın Toparlanması Niçin Zor?

Hemen her gün Avrupa ile ilgili olumsuz bir haber geliyor. Yunanistan çoktan unutuldu. Sorun çözüldüğü için değil, tam tersine sorunun çözümsüzlüğü anlaşıldığı için unutuldu. Yunanistan bitkisel hayata girmiş hasta gibi serumla idare edecek. Ne var ki sorun onunla bitmedi İspanya, Portekiz ve İtalya peş peşe patlayacak ekonomiler gibi duruyor. Bu ekonomilerin borç stokları ve bulmaları gereken finansman miktarları öylesine yüksek ki bu ikili ilişki faizlerin yükselmesine yol açıyor. Yüksek faizle borçlanmak ise sorunu büyüterek önümüzdeki döneme aktarmak biraz zaman kazanmaktan başka bir şey değil. Biz bu durumunun benzerlerini Türkiye’de geçmişte çok yaşadığımız için ne kadar sıkıntılı bir durum olduğunu iyi biliyoruz. (Bütün bu anlattıklarımın ayrıntıları bu sitede yayımlanan Avrupa Batar mı? Başlıklı yazımda var:  http://www.mahfiegilmez.com/2012/04/avrupa-batar-m.html )   Birçok kişi Türkiye’nin 2001 krizinden çıkışını hatırlayarak “biz nasıl çıktıysak Avrupa’da öyle çıkar” g

Ekonomik Büyümenin Geometrik Anlatımı

Resim
Yalnızca iki mal (A ve B) üreten bir ekonomi düşünelim. Bu iki maldan A malını dikey ve B malını yatay eksende gösteren aşağıdaki şekilde büyümeyi açıklayalım. Eğer bu ekonomi bütün kaynaklarını A malı üretimi için seferber edecek olursa toplam 0A kadar A malı üretir ve B malı üretemez. Eğer tersi olur da bu ekonomi bütün kaynaklarını B malı üretimine tahsis ederse o zaman da 0B kadar B malı üretir ve A malı üretemez. Bu ekonomide yaşayanlar her iki mala da ihtiyaç duyuyorsa o zaman kaynaklar bu iki malın üretimi arasında paylaştırılarak tahsis edilecek ve ikisi de üretilecektir. Ü1 bize bu ekonominin üretim imkanları eğrisini göstermektedir. Yani bu ekonomi hangi bileşimde bu iki malı üretirse üretsin büyümeyi gerçekleştirmeden Ü1’den ötede bir üretim yapamaz. Yani örneğin Z noktası bu ekonominin üretim imkanlarının dışındadır. Öte yandan Y noktası da bu ekonominin üretim imkanlarının altındadır ve kaynaklarını yeterince etkin kullanamadığını gösterir. Kaynaklarını etkin

Ekonomide Önemli Devrimler

Bilinen ilk ekonomik devrim insanın büyük hayvanları avlamaya başlamasıyla ortaya çıktı. Av büyüdükçe her gün yeniden ava çıkma zorunluluğu ortadan kalktı ve insanlara başka işlere ayıracak zaman kalmaya başladı. Buna “artık zaman devrimi” diyoruz. Bu artık zamanda insan başka şeyler düşünmeye ve organize etmeye başladı ve sosyal evrimi hızlandı. İkinci ekonomik devrim insanın toprağa yerleşmesiyle ortaya çıktı. O zamana kadar yalnızca tüketici olarak yaşayan insan toprağa yerleşip tarım yapmaya ve ehlileştirilmiş hayvanları kullanmaya başlayınca üretim yapar oldu ve doğasına yabancılaştı. Çünkü insanın doğası tüketmeye programlıydı. Başka hiçbir hayvanın üretim yaptığı görülmemiştir. Buna “neolitik devrim” diyoruz. Kitlesel tarım üretiminin o dönemdeki etkisi sanayi devriminin 19. yüzyılda yarattığı yarattığı kitlesel etkiye eşdeğerdi. Bu devrim insana daha fazla artık zaman sağladı. Bu gelişme yaklaşık 10 – 12 bin yıl öncesine tarihleniyor. Üçüncü devrim küçük köy yerleşiml

Avrupa Batar mı?

Yunanistan batar mı? Euro’dan çıkar mı? İspanya sallanır mı? İtalya bu durumdan çıkabilir mi? gibi sorularla boğuşurken birden kendimizi Euro bölgesi dağılır mı sorusuna yanıt ararken buluverdik. Euro bölgesinin asıl sıkıntısı yüksek miktardaki kamu kesimi borçları, yüksek miktardaki bütçe açıkları ve bunların finansman sorunlarından kaynaklanıyor. Aşağıdaki tabloda Euro bölgesinin başlıca ekonomilerinin brüt kamu kesimi borç stoklarının ve 2012 yılındaki finansman ihtiyaçlarının GSYH’larına oranlarını sunuyorum (Oranlar için IMF, Fiscal Monitor, April 2012. http://www.imf.org/external/pubs/ft/fm/2012/01/pdf/fm1201.pdf )     Ülke Brüt Borç Stoku / GSYH (%) 2012’deki Finansman İhtiyacı / GSYH (%) Almanya 78,9 8,9 Fransa 89,0 18,2 İtalya 123,4 28,7 İspanya 79,0 20,9 Hollanda 70,1 14,9 Belçika 99,1 19,3 Portekiz 112,4 26,7 İrlan

Yalan Dünya

Yalan söylemek kötü bir şeydir. Daha kötüsü insanın kendi kendine yalan söylemesidir. Daha da kötüsü insanın kendi söylediği yalana kendisini inandırmasıdır. Sovyet sisteminin yıkılışından sonra ve özellikle de 2000’lerin başından itibaren kapitalist sistem kendi kendine yalan söylemeye ve bu yalanlara inanmaya başladı. Oysa benzer yalanları Sovyet sisteminin uydurduğu ve kendisini inandırdığı söylenirdi hep. Denirdi ki aslında Rusya’nın ya da Polonya’nın GSYH’sı o kadar yüksek değil ama bunlar bir takım hayali hesaplamalarla sayıları şişirip kendilerini refah içinde göstermeye çalışıyorlar. Sonra Sovyet sistemi çöktü ve sayıların gerçekleri yansıtmadığı, aslında o sayıların söylediği bir refah düzeyinin o toplumlarda olmadığı anlaşıldı. 1990’lardan itibaren kapitalizm tek başına kaldı. 2000’lerden itibaren de kapitalist sistemi yönetenler bu yalnızlığı daha fazla hissetmeye ve denetim dışı kaldıklarını düşünmeye başladılar. Elbette ki denetimi yapan sosyalist ekonominin yetk

2012 Yılına İlişkin IMF Tahminleri

IMF, Dünyanın Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook), Finansal İstikrar Raporu (Financial Stability Report) ve Mali Gözlem Raporu (Fiscal Monitor) raporlarını yayımladı ve tahminlerini açıkladı. IMF, dünyanın 2012 yılında yüzde 3,5 oranında büyüyeceğini, dünya ticaret hacminin yüzde 4 artacağını tahmin ediyor. 1994 – 2003 arasında dünya büyümesi yüzde 3,4, 2004 – 2011 arasında ise yüzde 3,9 olmuş. Bu durumda 2012 gibi sorunlu bir yılda dünyanın yüzde 3,5 büyümesi hiç de kötü bir performans gibi görünmüyor. Buna karşılık 1994 – 2003 arasında yüzde 6,9, 2004 – 2011 arasında yüzde 5,8 oranında büyümüş olan ticaret hacminin 2012’de yüzde 4’e gerileyecek olması ciddi bir sıkıntıya işaret ediyor. Eğer bu tahmine uygun bir gerileme ortaya çıkarsa ihracata dayanan gelişime yolundaki ekonomiler açısından sıkıntı yaratacağını düşünüyorum. 2012 yılında ABD için tahmin edilen yüzde 2,1 oranındaki büyümenin gerçekleşmesi ABD ekonomisin yavaş da olsa toparlanmaya gireceği beklentisini

Yalnızca Erguvanlar Kaldı

Çocukluğumun Ankara’sından hatırladığım iki tuhaf şey var. Birisi sokağımızdaki büyük erguvan ağacı, öteki de leylak ağaçları. Ne erguvan çiçeklerinin rengi ne de leylakların kokusu uyuşurdu o zamanlar doğu bloku başkentlerine benzeyen Ankara’nın ağır havasıyla. Ama erguvan çiçekleri bu uyuşmazlığa aldırmadan, kısacık bir süre için bile olsa, o ağır havalı kente, inanılmaz bir güzellik katmayı sürdürürlerdi inatla.  Sokaktaki büyük erguvan ağacı bütün bir yıl öyle sakin, sessiz durur, sonra birden aykırı renklerini sergileyen çiçeklerini açıverirdi baharda. Ciddi bir ortamda ayıp bir şey söylemiş bir çocuğa benzerdi o haliyle. Hangi gün çiçek açacağına iddiaya girerdik. Bazen iddiayı kimin kazandığını bile anlayamadan kaybolur giderdi çiçekleri. Leylaklar da erguvan çiçekleriyle aynı anda açardı. Yanlarından geçerken insanın genzini yakacak kadar yoğun kokarlar ve sanki erguvan ağacının kokmayan çiçeklerinin kusurunu örterek onun başkaldırısına eşlik ederlerdi.  Ankara’nın do

Yengeç Zamanı

Eğer uçsuz bucaksızmış gibi duran ufka dalıp gitmez ya da birbiri ardına öndekinin gölgesiymiş gibi sıralanmış dağların gizemli görünümüne kapılmazsanız onu görmemeniz olanaksız. Islak kumların ortasındaki deliğinden çıkıyor, şöyle bir havaya dikiliyor, makaslarını sanki havayı kesecekmiş gibi iki yana açarak yukarı kaldırıyor, sonra hızla önce sola, sonra sağa yan yan yürüyor. Yürümek ne kelime, sanki uçuyor. Dikkatlice bakmazsanız güçlü esen rüzgârın önüne katılmış uçuyor sanabilirsiniz. Öyle yuvasından efelenerek çıkışına bakmayın siz, aslında en ufak bir şeyden tedirgin olunca uçarcasına dönüp hemen yuvasına sığınıyor. Sözünü ettiğim küçücük bir kum yengeci. Dalgaların etkisini yitirdiği, ama ıslatmaya devam ettiği yerde sanki boruyla açılmış gibi bir yuvası var. Yaklaşıp baktım. Ben yaklaşınca o hemen yuvasına saklandı. Yuvanın dibi görünmüyor. Oldukça derin olsa gerek. Herhangi biri yuvasının yakınına geldiğinde ya da dalgalar oraya kadar ulaştığında yuvasına girip, deri

Magna Carta Libertatum

Resim
İngiltere kralı Yurtsuz John (1166 – 1216) Fransızlara kaybedilen toprakları geri alabilmek için ordusunu ve onun için de mali sistemi güçlendirmesi gerektiğini düşünerek vergileri büyük çapta artırdı. Bu yeni düzenlemeyle güçlendirdiği ordusuyla Fransa kralı II. Philip’le yeniden savaşa girdi. 1214 yılında Bouvines savaşını kaybederek yenilmiş ordusuyla İngiltere’ye döndü. Dönüşünde baronların ve diğer soyluların başkaldırısıyla karşılaştı. Başkaldırının nedeni kralın getirdiği ağır vergiler ve diğer yükümlülüklerdi. 1215 yılında İngiliz soyluları, kral Yurtsuz John’a Magna Carta Libertatum’u (Büyük Özgürlük Belgesi) imzalattılar. Bu belgeyle kralın sonsuz görünen yetkileri sınırlanıyor, monarşiden meşruti monarşiye geçilmiş oluyordu. Her ne kadar daha çok soyluların krala karşı haklarını korumayı amaçlasa da birçok siyaset bilimi uzmanı Magna Carta’yı demokrasinin ilk adımı olarak kabul eder.    Magna Carta’nın belki de en önemli maddesi 39. maddesidir: “Özgür kişiler ülke

Yumuşak İniş Başladı mı?

Resim
Şubat ayı sanayi üretimi açıklanınca yumuşak inişin başlayıp başlamadığı tartışmaya açıldı. Yumuşak veya sert inişin ne olduğu konusunu hatırlamak isteyenler şu yazıma bakabilirler    http://www.mahfiegilmez.com/2012/01/yumusak-inis-ya-da-sert-inis.html Öncelikle sanayi üretim oranlarının ne anlama geldiğini kısaca hatırlatalım. Sanayi üretim endeksi, TÜİK tarafından 2005 yılı üretimi 100 olarak alınmak suretiyle, her ay 4850 işyerinden Aylık Sanayi Üretim Anketiyle derlenen verilere dayanılarak hesaplanmaktadır.  Türkiye’de sanayi sektöründeki kuruluşlar üç alt sektörde sınıflandırılmış bulunuyor. Bu alt sektörler ve toplam üretim endeksi içindeki ağırlıkları şöyledir: (1) İmalat sanayi sektörü (yüzde 85,85), (2) Elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretim ve dağıtımı alt sektörü (yüzde 10,55), (3) Madencilik ve taşocakçılığı sektörü (yüzde 3,60.) Endekste bu üç kategoride yer alan toplam 1382 madde kapsanıyor.     TÜİK, Şubat ayı sanayi üretim endeksini açıkladı. Aş

Ömer Hayyam

Düşüncelerimi en çok etkileyen filozoflardan birisidir Ömer Hayyam. Ezberletilen şeylere başkaldırmayı, ya öyle değilse diye sormayı, merak etmeyi bir ölçüde ondan öğrendim çocuk yaşımda. Ömer Hayyam 1048’de İran’ın Nişabur kentinde doğmuş, 1131’de ölmüş. Selçuklu sultanları Alparslan ve Melikşah’ın vezirliğini yapmış olan Nizamül Mülk ve Haşhaşiler’in lideri olan Hasan Sabbah ile aynı medresede eğitim gördüğü sanılıyor. Çadırcı anlamına gelen "Hayyam" takma adını babasının çadırcılık yapmış olmasından dolayı almış. Matematik ve astronomi konusunda dünyanın önde gelen bilim adamları arasında yer almış, dünyanın ilk rasathanesini kurmuş. Evreni ve yaratılışı yorumlamak konusunda içinde yetiştiği kültürün egemen anlayışına karşı çıkmış, akıl yürütmelerini son derecede çarpıcı rubailerle aktarmış. Dünya dediğin bir bakışımızdır bizim; Ceyhun nehri kanlı gözyaşımızdır bizim; Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler, Cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim. E

Türk Hava Yolları Havasını Kaybediyor

THY, 1980'li yıllarda büyük bir atılım içine girdi. Önce kalkışlardaki gecikmeler giderildi, sonra filo yenilendi, uçak içindeki hizmet kalitesi yükseltildi, o zamana kadar kimsenin hayal etmediği bir gelişme ortaya çıktı. Bu biçimde başlayan gelişme 2000'lerde doruk noktasına ulaştı. Özellikle havaalanlarının yenilenmesi ve işletmelerinin özel kesime devredilmesiyle müthiş bir ivme yakalandı. THY, Avrupa'nın en iyi havayolu işletmesi konumuna yükseldi, hepimizin gururu oldu. Ne var ki son bir yıldır bu ivmede ciddi bir düşüş başladı. Uçakların kalitesi, uçak içindeki hizmetin kalitesi, yemeklerin kalitesi hala en üst düzeyde bulunuyor. Ama ne yazık ki uçakların kalkış saatlerindeki dakiklik kaybolup gitti. Önce 15 dakikalık gecikmelerle başlayan bu sorun sonra yarım saate çıktı, şimdilerde 1 saat ile 1,5 saat arası gecikmeler yaşanır oldu. Uçağa binmek üzere havaalanına gelenlerin en fazla duyduğu anons: "Tarifeli uçağın alanımıza geç inmesinden dolayı uçağı

Teşvik Politikası ve Cari Açık

Hafta içinde yeni teşvik sistemi açıklandı. Böylece uzun süredir beklenen önlemler kamuoyunun bilgisine sunulmuş oldu. Ekonomi politikasının iki temel alt politikası var: Maliye politikası ve para politikası. Maliye politikası 6 alt politikadan oluşuyor: Gelir politikası, harcamalar politikası, borçlanma politikası, dış ticaret politikası, teşvik politikası ve destekleme politikası. Teşvik politikası üç biçimde uygulanabiliyor: Bir bölge teşvik ediliyorsa bölgesel teşvik, bir sektör teşvik ediliyorsa sektörel teşvik, bir ürün teşvik ediliyorsa ürün teşviki söz konusu oluyor. Teşvik politikası daha çok devletin ya alması gereken bir vergi, prim vb gibi gelirden vazgeçmesi ya da yapması gerekmeyen bir harcamayı yapması biçiminde ortaya çıktığı için gelir ve harcamalar alt politikalarının devamı gibi de kabul edilebilir. Açıklanan teşvik sisteminde bütün teşvikler mevcut. Yeni sistem hem (başta doğu ve güneydoğu bölgesi olmak üzere) bölgesel teşviki, hem bazı sektörlerin teş

Üretmeden mi Tüketiyoruz?

GSYH üç farklı yöntemle hesaplanıyor: Üretim, harcamalar ve gelir yöntemi ile. Bunların denklemlerini yazalım: Üretim yöntemiyle GSYH: Y = Ap + Ip + Sp + o Y= GSYH Ap = Tarımsal nihai üretimin piyasa değeri  (elmalar, armutlar, domatesler vb) Ip = Sanayi üretiminin piyasa değeri (otomobiller, buzdolapları, su boruları vb) Sp = Hizmet üretiminin piyasa değeri (taşımacılık, bankacılık, müteahhitlik vb) o = İstatistik hatalar vd. Harcamalar yöntemiyle GSYH: Y = C + I + G + (X – M) + o Y = GSYH C = Özel nihai tüketim harcamaları I = Özel kesimin yatırım harcamaları G = Devletin tüketim, yatırım ve transfer harcamaları X = İhracat M = İthalat o = İstatistik hatalar vd. Gelir yöntemiyle GSYH: Y = w + i + r + p + o Y = GSYH w = Ücret gelirleri (emeğin karşılığı) i = Faiz gelirleri (sermayenin karşılığı) r = Rant (doğal kaynakların karşılığı, kira) p = Kâr (Girişimciliğin karşılığı) o = İstatistik hatalar + Milli gelirle GSYH arasındaki ekler.

Türkiye Son On Yılda Ne kadar Büyüdü?

GSYH üç ayrı yöntemle hesplanıyor: Üretim yöntemi, harcamalar yöntemi ve gelir yöntemi. Harcamalar yöntemiyle GSYH şu denklemle hesaplanıyor: Y = C + I + G + (X – M) Y = GSYH C= Özel nihai tüketim harcamaları I = Özel kesim yatırım harcamaları (Özel kesim yatırımlarının içine bir de stoklardaki değişimleri eklemek gerekiyor. Bu da stoklardaki malların artmasını veya eksilmesini gösteriyor.) G = Devlet harcamaları (tüketim + yatırım) X = İhracat M = İthalat Yani bir yıl içinde yapılan bu harcamaları topladığımızda o yılın GSYH’sını hesaplamış oluyoruz. 2011 yılında bu büyüklükler şöyle gelişmiş. GSYH Bileşenleri Milyar TL GSYH (Y) 1.294,9 Özel Tüketim Harcamaları (C ) 920,8 Devletin Tüketim Harcamaları (G) 180,7 Özel Kesim Yatırımı (I) 234,6 Kamu Kesimi Yatırımı (G) 48,6 Stok Değişmesi (I) 25,1 İhracat (X) 308,3 İthalat (M) (Eksi) 423,1 Ş