Yayınlar

Kasım, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zorunlu Karşılık Oranları Değişti

Zorunlu Karşılık Nedir, Değişiklik Ne Yönde Olmuştur?  Banka ve diğer finansal kuruluşların bilançolarında taşıdıkları mevduat, kredi ve benzeri yükümlülüklerine karşılık merkez bankasında tutmak zorunda oldukları rezerv miktarını gösteren yasal orana zorunlu karşılık oranı denir. Zorunlu karşılık oranı, yükümlülüklerin çeşidine, vadesine ve para birimine göre farklı oranlarda olabilir. Zorunlu karşılık oranı para politikasının bir aracı olarak kullanılabilir. Bu oran artırıldığında bankaların verebileceği kredi miktarı azalacağı için harcama talebi düşer ve bu gelişme büyümeyi sınırlayıcı etki yapar. Tersine oran düşürüldüğünde bankaların verebileceği kredi miktarı yükselir ve oluşan talep artışı ekonomik büyümeye olumlu etki yapar. Merkez bankaları bu oranı enflasyon ve büyüme arasındaki tercihe göre artırıp azaltırlar. A Bankasına 1 aya kadar vadeli 10.000 TL’lik mevduat yatırıldığını düşünelim. Banka bu paradan (yeni düzenlemeye göre, ekteki tabloda gösterildiği gibi) yüzde 6 oranı

Gelir Sıralamasındaki Yerimiz

Resim
Bu alt bölümdeki tablolar https://www.knoema.com/ sitesinden alınmıştır (söz konusu site de bu verileri IMF’den ( https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2020/October ), IMF de bu verileri ülkelerden almıştır.

Merkez Bankası Faizi Artırınca Ne Oldu?

Resim
19 Kasım günü toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu politika faizini 475 baz puan (4,75 puan) artırarak yüzde 10,25’den 15,00’e yükseltti. Bu kararda: “Para Politikası Kurulu; Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltilmesine, tüm fonlamanın temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo faiz oranı üzerinden yapılmasına karar vermiştir” denilmek suretiyle ilk bakışta artık gecelik fonlamanın ve özel hallerde kullanılması gereken geç likidite penceresinden fonlamanın kullanılmayacağı mesajı vermektedir. Merkez Bankası aynı gün yayınladığı Türk Lirası likidite yönetimine ilişkin basın duyurusunda da şöyle demektedir: “Para politikasının operasyonel çerçevesinin sadeleştirilmesi kapsamında Merkez Bankası tarafından hâlihazırda bir ay vadeli geleneksel yöntemli repo ihaleleri ve geç likidite penceresi imkânlarıyla sağlanan fonlama 20 Kasım 2020 tarihinden itibaren Merkez Bankasının temel para politikası aracı olan bir hafta

Fed Bu Kadar Para Bastı da Niçin Enflasyon Oluşmadı?

Resim
Yeni Zelandalı iktisatçı Alban William Phillips tarafından İngiltere ekonomisi üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda geliştirilen Phillips Eğrisi Hipotezi [i] , enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü ilişki olduğunu ortaya koyar (Phillips’in yukarıda değinilen araştırmasında dikey eksende enflasyon değil ücretlerin değişim oranı yer alır. Zaman içinde bu hipotezi geliştirenler dikey eksene enflasyon oranını yerleştirmişler ve hipotez bu şekli almıştır.) Bu ilişkiyi şöyle bir şekil üzerinde göstermek mümkündür. Phillips Eğrisi Hipotezine göre; enflasyon e1’den e2’ye düştüğünde işsizlik oranı da i1’den i2’ye yükselir.

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?

Resim
TL nasıl değer kazandı sorusuna benim değişmez bir yanıtım var: Nasıl değer kaybettiyse tersi olduğu için değer kazandı. TL, Dolara karşı niçin değer kaybeder? Bu sorunun iki yanıtı var: (1) Dolar bütün paralara karşı değer kazanıyor olabilir. O zaman TL’ye karşı da değer kazanır. (2) TL, Dolara ya da bütün yabancı paralara karşı değer kaybediyor olabilir. O zaman da Dolar, TL’ye karşı değer kazanır.

Umut Her Zaman Vardır

Resim
En sıkıntılı günlerde, en yanlış kararlarda bile bana umut var mı diye sorulduğunda hep bu yanıtı verdim. Bugün de aynısını söylerim: Umut her zaman vardır.

Sermaye Hareketlerini Serbest Bırakmak Hata mıydı?

Küreselleşme öncesinde vergilerini ödemek kaydıyla uluslar arasında mal ve hizmet ticareti serbestti. Gelişmiş ülkelerin birbiriyle olan sermaye ilişkileri de büyük ölçüde serbest sayılırdı. Gelişmekte olan ülkelerin sermaye hareketlerini kısıtlamış olması küreselleşmenin önündeki tek engeldi. Washington Uzlaşısı denilen ve küreselleşme denilen yeni dünya düzeninin kapsamı içinde sermaye hareketlerinin serbest bırakılması, özelleştirme, deregülasyon, finansal serbestleşme ve dalgalı kurdan oluşan bir dizi düzenleme yer alıyordu. Bu düzenlemelerin bütün dünyaya yaygınlaştırılması yeni hedefti. Böylece bir paradigma değişimine gidiliyor, yeni dünyanın temelini neoliberalizm oluşturuyordu. IMF başta olmak üzere uluslararası finans kuruluşları bu yeni düzenin yerleştirilmesinde görevliydiler. Gelişmekte olan ülkeler de IMF’nin yol göstericiliğinde yavaş yavaş sermaye hareketlerini serbest bırakarak bu sistemin bir parçası haline gelmeye başlamışlardı. Türkiye bu sisteme 1980’lerde başlayan

Rekabetçi Kur

Resim
TL’nin yabancı paralar karşısındaki kayıpları uzunca bir süredir görülmekle birlikte son dönemde risklerdeki artış da hızlandığı için kayıplar daha da hızlandı. TCMB ve kamu bankalarını yönlendiren hükümet, faiz artışı yapmayarak kuru denetlemek için piyasaya milyarlarca dolarlık satış yaptı. Böylece piyasada doları bollaştırarak kuru düşürmeyi amaçladılar. Ama evdeki hesaplar piyasaya uymadı. Çünkü bu dönemde sosyal, siyasal sıkıntılar, dış politikada sorunlar ve jeopolitik riskler arttı. Böyle bir dönemde ekonomi politikası yönünden yapılacak şey faizi artırarak yola çıkmaktı. Ne var ki faizi ekonomi bilimi dışında bir konuma taşıyınca bu imkân da kalmadı.