Kayıtlar

Sosyoloji etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Amir Şiddeti

İşyerinde şiddet denildiğinde aklımıza çoğu zaman bağırmak, hakaret etmek ya da fiziksel saldırı gelir. Oysa şiddet her zaman bu kadar açık ve görünür değildir. Bir çalışanın sürekli küçümsenmesi, herkesin içinde azarlanması, tehdit edilmesi, yaptığı işin değersizleştirilmesi veya makamın baskı kurmak amacıyla kullanılması da şiddetin farklı biçimleridir. Bazen de şiddet, doğrudan bir davranıştan çok, yetkinin nasıl kullanıldığıyla ilgilidir. Amir olmak; iş istemek, performansı değerlendirmek, hatayı göstermek ve gerektiğinde çalışanı uyarmak demektir. Fakat amir olmak, çalışanı küçük düşürme, korkutma veya sindirme hakkı vermez. Çünkü yönetmekle baskı kurmak arasında önemli bir sınır vardır. Bu sınırı yıllar önce, meslek hayatımın henüz başında öğrendim. Maliye müfettiş muavini olalı daha dört ay olmuştu. Üstat refakatinde İstanbul’da bir müdürlüğü teftiş ediyorduk. Denetim sırasında usulsüz bir işlem tespit etmiştim. İşlemi yapan memura neden böyle bir işlem yaptığını sordum....

Yatay Şiddet

İş yerlerinde şiddet denildiğinde çoğu kişinin aklına fiziksel saldırılar gelir. Oysa şiddet her zaman açık ve fiziksel biçimde ortaya çıkmaz. Bir çalışanın sürekli dışlanması, küçümsenmesi, başarılarının görmezden gelinmesi veya gerekli bilgilerin kendisiyle paylaşılmaması da şiddetin görünmeyen biçimleri arasında yer alabilir. Aynı veya benzer hiyerarşik düzeydeki çalışanlar arasında görülen bu davranışlar yatay şiddet olarak adlandırılır. Genellikle “iş arkadaşları arasındaki anlaşmazlık” olarak değerlendirildiği için fark edilmesi ve rapor edilmesi zor olabilir. Yatay şiddet; psikolojik, sözel, sosyal ve bazı durumlarda fiziksel zarar verici davranışları kapsar. Sürekli küçümseme, alay etme, dedikodu yayma, bilgi paylaşımını engelleme, dışlama, başarıları değersizleştirme ve pasif-agresif tutumlar örnekleri arasında sayılabilir. Her iş yeri çatışmasının mobbing olmadığını belirtmek gerekir. Ancak olumsuz davranışlar sistematik ve tekrarlayan bir hâle gelerek kişiyi yıldırmayı v...

Öfke Toplumu

Öfke; bireyin haksızlığa uğradığını düşündüğünde, engellendiğinde, değersiz hissettiğinde ya da herhangi bir olay karşısında kontrolünü kaybettiğini hissettiğinde ortaya çıkan doğal ve evrensel bir duygudur. Sanılanın aksine sorun öfkenin varlığı değil, nasıl yaşandığı ve nasıl ifade edildiğidir. Çünkü her öfke doğrudan dile getirilemez. Özellikle güç ilişkilerinin belirgin olduğu ortamlarda bireyler, öfkelerinin gerçek kaynağına tepki göstermekte zorlanabilirler. Psikolojide öfkenin ifade edilme biçimini açıklayan yaklaşımlardan biri, öfkenin içe yönelmesi (anger-in) kavramıdır. Bu yaklaşıma göre birey, yaşadığı öfkeyi güvenli ve kabul edilebilir bir biçimde ifade edemediğinde öfke ortadan kalkmaz; bastırılarak kişinin kendi iç dünyasına yönelir. İçe yönelen öfke zamanla kendini suçlama, değersizlik duyguları, yoğun suçluluk, tükenmişlik, depresif belirtiler veya psikosomatik yakınmalar şeklinde kendini gösterebilir. Kısacası ifade edilemeyen öfke, bazen kişinin çevresine değil, doğ...

Öğrenilmiş Çaresizlik

Psikolojide öğrenilmiş çaresizlik, kişinin tekrar eden olumsuz deneyimler sonucunda çabasının sonucu değiştirmeyeceğine inanmasıyla ortaya çıkan ruh hâlini tanımlamak için kullanılan bir kavramdır. Özellikle Martin Seligman’ın çalışmalarıyla literatüre giren öğrenilmiş çaresizlik kavramı, bireyin denetleyemediğini düşündüğü durumlar karşısında zamanla deneme ve mücadele etme isteğini yitirmesini açıklar. Kişi, bir konuda sürekli uğraştığı hâlde başarısız olmuş ve bu başarısızlığı değiştiremeyeceğine kendini inandırmışsa, sonucu baştan kabullenmiş demektir. Bu kabullenişin doğal sonucu ise çoğu zaman çaba göstermeyi bırakmaktır. Örneğin okulda bir öğretmenin kendisiyle uğraştığına ve onu sınıfta bırakmaya çalıştığına inanan bir öğrenci, o derse çalışmayı bırakabilir ve gerçekten sınıfta kalabilir. Böylece başlangıçtaki inancı kendi sonucunu üretmiş olur. Öğrenci bu durumda ailesini öğretmenin kendisiyle uğraştığı konusunda ikna etmeye çalışabilir; hatta bunda başarılı da olabilir. Ben...

Beta Bölgesindekiler

Hiç düşündünüz mü, neden yaşamımızı altüst eden büyük krizlerde hızla karar alırken, bizi azar azar kemiren sıkıntılara yıllarca katlanıyoruz? İnsan doğasının tuhaf bir tarafı var: Canımız çok yandığında harekete geçiyoruz, az yandığında ise bekliyoruz. İşte bu durum, Harvard’lı sosyal psikolog Daniel Gilbert ve arkadaşlarının ortaya koyduğu “Beta Bölgesi Çelişkisi” ile açıklanıyor. [i] Tez basit ama sarsıcı: Durum çok kötüyse değişim için risk alıyoruz. Bu bölgeye gama bölgesi deniyor. Durum çok önemsizse “uğraşmaya değmez” deyip geçiyoruz. Bu bölgeye de alfa bölgesi deniyor. Asıl mesele, alfa ile gama arasında kalan beta bölgesinde: Ne katlanılamayacak kadar kötü, ne de görmezden gelinecek kadar önemsiz durumları ifade ediyor. İnsan en çok orada takılı kalıyor. [ii] Uzak bir markette kasadayken zarfın içinde para unuttuğunuzu düşünün. Zarfın içinde 50 lira varsa geri dönmezsiniz. 1.000 lira varsa tereddüt etmez ve dönersiniz. Ama 100 lira varsa ve gidiş-dönüş masrafı 70 lira...

21'inci Yüzyıl Menüsünde Neler Var?

21’inci yüzyıl öncekilerden değişik bir yüzyıl olacak. İlk çeyrek yüzyıllık bölüm bunu bize net bir biçimde gösterdi. Bazı özellikler önceki yüzyıldan devren gelse de bazıları yeni, bazıları da güncellenmiş olarak kaşımıza çıkıyor. Gerçek Ötesinin Kullanılması[ [i] ]: Bir gerçek var bir de gerçek ötesi. Gerçek ötesi, bir gerçeğin saptırılarak ya da tamamen farklı biçimde sunulması ve insanların bu sunuma inandırılması eylemi olarak tanımlanabilir. Ortaya atılan yalan bilgilerin insanlarca kabul edilmesi, bu yalanları ortaya atanlara, insanları bu yalanlarla manipüle etme fırsatı veriyor. Bu eylem 20’nci yüzyılda Hitler, Mussolini, Stalin ve diğer diktatörlerce bolca kullanıldı. 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde gerçek ötesi kullanılmaya ve insanları etkilemeye devam ediyor. Piyasa Aldırmazlığı[ [ii] ]: Piyasa aldırmazlığı benim tarafımdan ortaya atılmış bir kavram. İnsanların sosyal ve siyasal düşünceleri ve yaklaşımlarıyla finansal yatırımları arasında sıkışıp kalması ve sonunda...

Ekonomi Dışı Birkaç Gözlem

Resim
Son günlerde karşımıza çıkan ekonomi dışı üç önemli konu üzerinde durmak istiyorum. İlk konu Cumhuriyet’in 100. yılı nedeniyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü tarafından bastırılan hatıra parayla ilgili. Darphane, bu gibi önemli yıldönümlerinde altın veya gümüş kaplama ya da bronzdan yapılan hatıra para bastırır ve satışa sunar. 100. Yıl dolayısıyla da hatıra para bastırıldı ve bugünlerde piyasaya sürülüyor. İletişim ve hazırlık konusu ise maalesef çok kötüydü. Oysa böyle önemli bir yıldönümü için bastırılacak olan hatıra para için uluslararası bir yarışma açılmalı, önde gelen sanatçılardan bir jüri oluşturulmalı ve jürinin seçtiği mesela beş tasarım halkoyuna sunulmalıydı. Sonra da basılan para kutlamalardan bir gün önceden başlayarak bütün bankalarda satışa sunulmalıydı. Bunların hiçbiri yapılmadığı için kamuoyunda böyle bir paranın basılıp basılmayacağına ilişkin soru işaretleri doğdu. Bu, bize her alanda olduğu gibi plansız, programs...

Kan, Zahmet, Gözyaşı ve Ter

Milletvekili seçimleri sonuçlandı, AKP ve Cumhur İttifakı önemli bir başarı elde etti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Erdoğan ilk turda kazanmaya çok yaklaştıysa da durum ikinci tura kaldı. İkinci turda ne olacağı kamuoyu araştırması yapanlarca ve siyaset bilimcilerce tahmin edilir, o benim oturduğum yerden bileceğim bir şey değil ama Erdoğan’ın kazanması sürpriz olmayacak. İlk turun iki büyük sürprizinden ilki Erdoğan’ın aldığı oy oranı, ikincisi de olarak deprem bölgesinden Erdoğan’a gelen büyük destekti. Ekonominin geldiği durumun büyük bir enkaz olduğunu, bunun yanlış ekonomi politikası uygulamalarından kaynaklandığını devletin resmi verilerine dayanarak defalarca yazdım. Çoğumuz, başta enflasyon olmak üzere ekonomik durumun son derecede bozuk olduğunu ve bunun seçim sonuçlarını etkileyeceğini konuştuk, tartıştık. Her şey ekonomi değil elbette ama ekonominin seçimlerde genellikle önemli etkisi olduğunu biliyoruz. Buna karşılık sonuçlar hiç de öyle olmadı, ekonomik durum sonuçlarda...

Algı Yanılsaması

Son dönemde çok karşılaştığımız bir olgu var. Sokaklarda röportaj yapan gazeteciler veya youtube kanalı sunucuları insanlara hayat pahalılığı, kötü yönetim, enflasyon, ücretler, geçim meselesi, elektrik ve doğalgaz faturaları gibi güncel sorunlar hakkında soru sorduklarında inanılmaz şikâyetlerle karşılaşıyorlar. Sonunda bu şikâyeti yapan kişiye “bütün bunların sorumlusu kim” diye sorduklarında siyasal iktidar dışında herkesin sorumlu olduğuna ilişkin yanıtlar çıkıyor. Kimi muhalefeti, kimi dış güçleri, kimi market sahiplerini, kimi kendisini sorumlu görüyor ve iktidara toz kondurmuyor. Verilen yanıtların mantıkla açıklanabilir yanı görünmüyor.   Emekli yaşlı yurttaş D, evde yapacak bir işi olmadığı, yaşamı boyunca geliştirebildiği bir hobisi de bulunmadığı için zamanını caminin önünde bankta oturup kendisi gibi emekli yaşlı arkadaşlarıyla sohbet ederek, sabah, öğle ve akşam namazını camide kılarak günlerini geçirmektedir. Tıpkı çalıştığı günlerdeki gibi sabah ezanıyla evden çıkı...

İstifa ve İntihar Üzerine

İstifa ile intihar tam olarak olmasa da kısmen birbirine benzeyen iki eylemdir. İstifa, görev yaptığınız veya en azından adınızı koyduğunuz bir yerden ayrılma kararınızın gerçekleştirilmesidir. Bazı istifalar maddi sonuçlar doğururken bazıları yalnızca manevi sonuç doğurur. Bir kamu kurumunda ya da özel bir şirkette ücret karşılığı görevli olan bir kişi bu işinden istifa ederse ücret, lojman, sağlık sigortası gibi maddi olanaklarını kaybeder. Bir dernekte üye olan bir kişi bu dernekteki üyeliğinden istifa ederse maddi kaybı olmaz, hatta üyelik aidatı ödemeyeceği için maddi kazancı bile olabilir. O üyeliğin sağladığı tanınmışlık, itibar gibi manevi avantajlar varsa onları kaybedebilir. İstifa tek taraflı bir eylemdir, kabule bağlı değildir. Dilekçesini yazıp veren kişi istifa etmiş olur ve işinden ayrılmasında sorun olmaz. Bu kişiden istenebilecek tek şey, yerine bir atama yapılıncaya kadar (ki bunun da bir süresi vardır) göreve devam etmesidir. Kimsenin bu kişinin istifasını kabul ...

Kanıksanmış Yanlış Davranışlar Seti ve Aldırmazlık Zırhı

  Kanıksamak; pek çok kez yinelenmiş olması dolayısıyla artık etkilenmez olmak, aldırmamak, alışmak, bıkmak, usanmak gibi anlamlara geliyor. Türkiye’de uzun zamandır ekonomi alanında, dış politika alanında sosyal alanlarda yanlış politikalar uygulanıyor. Bu yanlışların süresi öylesine uzadı ki insanlar yanlışı doğruyu karıştırmaya başladılar. Örneğin Merkez Bankası’nın amacı; kuruluş yasasında ‘fiyat istikrarını sağlamak’ olarak belirtilmiş bulunuyor. Bir başka deyişle Merkez Bankası’nın amaç belirleme yetkisi yok. Buna karşılık belirlenen bu amacı gerçekleştirmek için kullanacağı para politikası araçlarını (açık piyasa işlemleri, zorunlu karşılıklar, faiz oranları belirlenmesi) seçmekte ve bunları hangi oranda ve ne yönde kullanacağını belirlemekte yine aynı yasa gereğince bağımsız kılınmış bulunuyor. Buradaki bağımsızlık kuşkusuz siyasal iktidardan bağımsızlık anlamına geliyor. Çünkü merkez bankasını alacağı kararlarda etkileyebilecek tek güç, atamaları yapan siyasal iktidar. ...

Amerika'da Irkçılık

ABD'nin Minneapolis kentinde siyahi George Floyd'u gözaltına almak isterken yere yatırıp boğazına diziyle bastıran ve ölümüne neden olan polis memurlarına tepkiyle başlayan olaylar bütün ülkeye yayılan protestolara dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın, güvenlik güçlerine, gereğinde ateş açılması talimatı vermesi olayın giderek büyümesine ve yayılmasına yol açtı. Protestolar ve yağmalamalar yayılırken polis de son derecede acımasız biçimde orantısız güç kullanmaya girişti. Dünya, bu yaklaşımın altında ABD’de bir türlü bitmeyen ırkçılığın etkisi olduğunu konuşuyor.   Fransız düşünür Alexis de Tocqueville Amerika’da yaptığı incelemelerde Amerikan sistemi hakkında çok önemli gözlemlerde bulunmuş ve bunları ilk kez 1835 yılında yayımlanmış olan Amerika’da Demokrasi kitabında ortaya koymuştur. İlker Yılmaz, Sasam için yaptığı bir araştırmada Amerika’da Demokrasi kitabını ayrıntılı olarak değerlendirmiş ve ırkçılık konusunda Tocqueville’in saptamalarını şöyle özetlemiş [i] ...

Tükenmişlik Sendromu ve Sosyolojik Yansıması

Herbert Freudenberger tarafından ortaya atılan, İngilizcesi burnout (yanmak, kül olmak) olan ve yorgunluk, isteksizlik, ilgisizlik şeklinde kendini gösteren durum Türkçe’ye tükenmişlik sendromu olarak geçmiş bulunuyor. Türkçe karşılığı olan tükenmişlik sendromu, olguyu, aslında İngilizcesine (burnout) göre çok daha iyi tanımlıyor. Tükenmişlik sendromu beklentiyle gerçekleşme, taleple talebi karşılama arasındaki farkın açılmasıyla oluşan bir boşluğu temsil ediyor.

Kurallara Niçin Uyulmuyor?

Resim
Anket Sonuçlarının En Önemli Bölümü Geçen hafta sonunda twitter üzerinden yaptığım ve 10.407 kişinin yanıtladığı anketin en çarpıcı bölümü son iki soruya verilen yanıtlardı. 5’inci soruya verilen yanıtlardan anketi yanıtlayanların yüzde 99’unun toplumun çoğunluğunun kurallara uymadığı, uyanların da ilk fırsatta uymama yolunu seçtiği kanısında olduğu ortaya çıkıyor. 6’ncı soruya verilen yanıtlardan da yine anketi yanıtlayanların yüzde 99’unun kural koyma yetkisinde olanların genellikle kurallara kendilerinin ya hiç uymadığı ya da bazen uyduğu bazen de uymadığı kanısında olduğu anlaşılıyor. Söz konusu ankette yer alan bu iki soruya verilen yanıtlar benim düşünceme göre toplumun kurallara niçin uymadığını sergileyen anahtarları içeriyor. Kurallar ve Bunlara Uyulmamasının Nedenleri Bir toplumun çoğunluğu niçin kurallara uymaz ya da başkalarının uymadığını düşünür? Kanımca bu sorunun birkaç anlamlı nedeni olabilir.

Kural Dışına Çıkma Dürtüsü

Giriş Tek tek insanlar açısından doğru olan yaklaşımlar acaba toplumun tamamını da benzer biçimde etkiler mi? Bu soruya yanıt ararken işin psikolojik boyutundan sosyolojik boyutuna geçiyoruz. Bir toplum (çoğunluk olarak) yerine getiremediği sorumluluklarından sıkılmış ve bunları yerine getirme uğraşısından vazgeçmiş olabilir mi? Mesela çevreyi temiz tutmaya çalışan insanlar kendilerinden çok daha fazla sayıda insanın tam tersini yaptığını gözlemleyerek onlara katılırlar mı? Yasalara uymaya çalışan insanlar bu çabalarının takdir edilmediğini hatta tam tersine yasalara uymayan insanların daha avantajlı bir duruma geçtiğini gördüğünde yavaş yavaş onlarla aynı saflara geçmeye başlarlar mı? Mesela vergisini zamanında ödeyen yurttaşlar, vergisini zamanında ödemeyenlerin affa uğradığını ve ödemediği dönemde parasını faizde tutarak vergi yükünü hafiflettiğini gördüğünde çabasının ne kadar boş olduğunu düşünüp onlar gibi davranmasının daha akıllıca olduğu kanısına varır mı?

Aristokrasi, Burjuvazi, İşçi Sınıfı ve Küçük Burjuvalar

Kapitalizm, üretim araçlarının mülkiyetinin özel kesimde olduğu ekonomik sistemin adıdır. Ekonominin üç temel sorunu olan kim için, kim tarafından ve ne miktarda üretim yapılacağı sorularını kapitalist sitemde, sistemin özünü oluşturan piyasa mekanizması çözer. Bu sistemde devletin görevleri sınırlıdır. Devlet genellikle mal ya da hizmet üretmez, üretimin kalitesini denetler, kesintisiz olmasını sağlamaya çalışır. Kapitalizmin temel unsuru olan piyasa mekanizmasının iyi işleyebilmesi yargının bağımsız olmasına, devletin liyakat sahibi kişilerce yönetilmesine, iş sahiplerinin ve devletle iş yapanların kayırılmamasına, yolsuzlukları gün yüzüne çıkarabilecek denetim mekanizmalarının iyi kurulup işletilebilmesine bağlıdır.    Ahbap çavuş kapitalizmi; kapitalizmin, bazı unsurlarının eksik olması sonucu ortaya çıkmış bir çeşididir. Bu sistemde yargı bağımsız değildir, yönetimin güdümündedir. Devlet liyakat sahibi kişilerin yönetiminde değil iktidar sahiplerinin yakınlığına da...

Proletarya, Prekarya ve Ötesi

Proletarya, Karl Marx tarafından kullanılıncaya kadar miras bırakabilecek bir malı olmayan aşağı sosyal sınıfı ve o sınıfın parçası olan insanları tanımlayan bir kelime olarak kullanılmıştır. Karl Marx ile birlikte proletarya işçi sınıfını, proleter de bu sınıfa üye insanları tanımlamakta kullanılan sosyolojik birer terime dönüşmüştür. Marksist teoride proletarya üretim araçlarına sahip olmayan, emeğini satarak yaşamını devam ettiren emekçi sınıfın genel adıdır. Proletaryanın ortaya çıkışı feodalizmden sonra olmuştur. Feodalizmin bitişiyle birlikte bir mülke bağlı olarak yaşamını sürdürme olanağı kalmayan insanların emek gücünü ücret karşılığı satarak yaşaması proletarya denilen sınıfın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Marksist teoride proletaryanın karşısında sermayenin sahibi olan burjuva sınıfı yer alır. Kapitalizm, sistem olarak burjuvazinin proletaryayı sömürmesine dayanan bir sistemdir. Burjuvazi/kapitalist, proletaryaya mal üretmesi için gerekli donanımı sağlar, proletarya emeğin...

Problem Yaratıp Çözme Takıntısı

Takıntı (obsesyon, saplantı); kişinin elinde olmadan, istemeden aklına takılan ve kişiyi rahatsız eden düşüncelerdir. Mesela her yerden mikrop bulaşabileceği düşüncesi bir takıntıdır. Yolda yürürken çizgilere basmama düşüncesi de bir takıntıdır. İlkinde kişi sürekli elini yıkamak isteği duyar, ikincisinde ise başa dönüp yeniden çizgilere basmadan yürümeye çalışabilir. Bunların hepsi aslında kendi kendine sorun yaratıp çözmeye çalışma takıntılarıdır.

Suriyeli Sığınmacılar Dosyası

Suriye İç Savaşı 15 Mart 2011’de bir takım gösterilerle başlayan isyanlar, Nisan ayında ülke çapına yayılarak BAAS Partisine bağlı askerler ve bunları destekleyen milisler ile BAAS partisini iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında bir iç savaşa dönüştü. Zaman içinde bu iç savaş Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) ile Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların da katılımıyla yaygınlaştı, Rusya, ABD, İran ve Türkiye’nin de çeşitli müdahale ve destekleriyle uluslararası bir kimliğe büründü. O tarihten bu yana zaman zaman şiddetlenerek, zaman zaman hafifleyerek ama hiç kesintiye uğramadan sürüyor. Geldiğimiz aşamada Beşar Esad, ülke topraklarının yüzde 40’ını ve nüfusun da yüzde 60’ını denetimi altında tutuyor.   Human Rights Watch 2017 Raporu; 2016 yılı Şubat ayı itibariyle İç savaşta ölenlerin sayısının 470 bin olduğunu gösteriyor. Rapordaki verilere göre 6 milyondan fazla kişi yerinden oldu, 5 milyona yakın kişi yurtdışında sığınma talebinde bulundu, 120 bine yakın...

Piyasanın Yaşamdan Ayrışması

Son dönemin en çok sorulan sorularından birisi “filan olay olduğu halde niçin kriz çıkmadı?” sorusu. Bu soru her gün soruluyor çünkü her gün yeni bir olay oluyor. Yunanistan sorunu, Brexit, Trump’ın seçimi kazanması, Fransa’da seçimler, birçok yerde patlayan bombalar, terör olayları, büyük kazalar, Ortadoğuda savaşlar, Trump’ın görevde kalıp kalamayacağı tartışmaları, Doların düşmesi kalkması, Fed’in faiz artırma kararları ve bilanço küçültme programı şimdi yazarken aklıma gelen konular. İçlerinde en eskisi Yunanistan sorunu ama o da arada bir yenilenip tekrar gündeme geliyor. Ötekilerin hepsi son 6 -7 ayda ortaya çıkmış sorunlar. Bunlara ek olarak Türkiye’nin yaşadıkları var: Rusya ile sorunlar, ortadoğu sorunundaki durumumuz, terör olayları, referandumunun yarattığı belirsizlikler, yargı üzerinden yaşanan anlaşmazlıklar, toplumsal çekişmelerin artması son bir yılda yaşananlardan ilk akla gelenler. Bunların bir bölümünün ilk aşamada ekonomiyle ilgisi yok gibi görünse de hepsi piyasal...