27 Kasım 2020 Cuma

Zorunlu Karşılık Oranları Değişti

Zorunlu Karşılık Nedir, Değişiklik Ne Yönde Olmuştur?

Banka ve diğer finansal kuruluşların bilançolarında taşıdıkları mevduat, kredi ve benzeri yükümlülüklerine karşılık merkez bankasında tutmak zorunda oldukları rezerv miktarını gösteren yasal orana zorunlu karşılık oranı denir. Zorunlu karşılık oranı, yükümlülüklerin çeşidine, vadesine ve para birimine göre farklı oranlarda olabilir.

22 Kasım 2020 Pazar

Gelir Sıralamasındaki Yerimiz

Bu alt bölümdeki tablolar https://www.knoema.com/ sitesinden alınmıştır (söz konusu site de bu verileri IMF’den (https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database/2020/October), IMF de bu verileri ülkelerden almıştır.

20 Kasım 2020 Cuma

Merkez Bankası Faizi Artırınca Ne Oldu?

19 Kasım günü toplanan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu politika faizini 475 baz puan (4,75 puan) artırarak yüzde 10,25’den 15,00’e yükseltti. Bu kararda: “Para Politikası Kurulu; Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltilmesine, tüm fonlamanın temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo faiz oranı üzerinden yapılmasına karar vermiştir” denilmek suretiyle ilk bakışta artık gecelik fonlamanın ve özel hallerde kullanılması gereken geç likidite penceresinden fonlamanın kullanılmayacağı mesajı vermektedir. Merkez Bankası aynı gün yayınladığı Türk Lirası likidite yönetimine ilişkin basın duyurusunda da şöyle demektedir: “Para politikasının operasyonel çerçevesinin sadeleştirilmesi kapsamında Merkez Bankası tarafından hâlihazırda bir ay vadeli geleneksel yöntemli repo ihaleleri ve geç likidite penceresi imkânlarıyla sağlanan fonlama 20 Kasım 2020 tarihinden itibaren Merkez Bankasının temel para politikası aracı olan bir hafta vadeli repo miktar ihaleleriyle yapılmaya başlanacaktır. Likidite yönetimi çerçevesinde ikincil piyasa gecelik faiz oranlarında oluşabilecek oynaklığı sınırlandırmak ve likiditenin haftanın günlerine dengeli dağılımını sağlamak amaçlarıyla 20 Kasım 2020 tarihinden 26 Kasım 2020 tarihine kadar (bu tarihler dâhil olmak üzere) bir hafta süreyle gecelik borç verme faiz oranı politika faiz oranı olan %15 olarak uygulanacaktır.”

15 Kasım 2020 Pazar

Fed Bu Kadar Para Bastı da Niçin Enflasyon Oluşmadı?

Yeni Zelandalı iktisatçı Alban William Phillips tarafından İngiltere ekonomisi üzerinde yapılan bir araştırma sonucunda geliştirilen Phillips Eğrisi Hipotezi[i], enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü ilişki olduğunu ortaya koyar (Phillips’in yukarıda değinilen araştırmasında dikey eksende enflasyon değil ücretlerin değişim oranı yer alır. Zaman içinde bu hipotezi geliştirenler dikey eksene enflasyon oranını yerleştirmişler ve hipotez bu şekli almıştır.) Bu ilişkiyi şöyle bir şekil üzerinde göstermek mümkündür.


Phillips Eğrisi Hipotezine göre; enflasyon e1’den e2’ye düştüğünde işsizlik oranı da i1’den i2’ye yükselir.

12 Kasım 2020 Perşembe

Ne Oldu da TL Değer Kazandı?

TL nasıl değer kazandı sorusuna benim değişmez bir yanıtım var: Nasıl değer kaybettiyse tersi olduğu için değer kazandı. TL, Dolara karşı niçin değer kaybeder? Bu sorunun iki yanıtı var: (1) Dolar bütün paralara karşı değer kazanıyor olabilir. O zaman TL’ye karşı da değer kazanır. (2) TL, Dolara ya da bütün yabancı paralara karşı değer kaybediyor olabilir. O zaman da Dolar, TL’ye karşı değer kazanır.

8 Kasım 2020 Pazar

Umut Her Zaman Vardır

En sıkıntılı günlerde, en yanlış kararlarda bile bana umut var mı diye sorulduğunda hep bu yanıtı verdim. Bugün de aynısını söylerim: Umut her zaman vardır.

5 Kasım 2020 Perşembe

Sermaye Hareketlerini Serbest Bırakmak Hata mıydı?

Küreselleşme öncesinde vergilerini ödemek kaydıyla uluslar arasında mal ve hizmet ticareti serbestti. Gelişmiş ülkelerin birbiriyle olan sermaye ilişkileri de büyük ölçüde serbest sayılırdı. Gelişmekte olan ülkelerin sermaye hareketlerini kısıtlamış olması küreselleşmenin önündeki tek engeldi. Washington Uzlaşısı denilen ve küreselleşme denilen yeni dünya düzeninin kapsamı içinde sermaye hareketlerinin serbest bırakılması, özelleştirme, deregülasyon, finansal serbestleşme ve dalgalı kurdan oluşan bir dizi düzenleme yer alıyordu. Bu düzenlemelerin bütün dünyaya yaygınlaştırılması yeni hedefti. Böylece bir paradigma değişimine gidiliyor, yeni dünyanın temelini neoliberalizm oluşturuyordu. IMF başta olmak üzere uluslararası finans kuruluşları bu yeni düzenin yerleştirilmesinde görevliydiler. Gelişmekte olan ülkeler de IMF’nin yol göstericiliğinde yavaş yavaş sermaye hareketlerini serbest bırakarak bu sistemin bir parçası haline gelmeye başlamışlardı. Türkiye bu sisteme 1980’lerde başlayan bir uyum dönemiyle girdi ve sisteme tam olarak entegre olması sermaye hareketlerini serbest bırakan 32 sayılı karar sonrası IMF’nin, TL’yi konvertibl para olarak ilan etmesiyle oldu (4 Nisan 1990.)

1 Kasım 2020 Pazar

Rekabetçi Kur

TL’nin yabancı paralar karşısındaki kayıpları uzunca bir süredir görülmekle birlikte son dönemde risklerdeki artış da hızlandığı için kayıplar daha da hızlandı. TCMB ve kamu bankalarını yönlendiren hükümet, faiz artışı yapmayarak kuru denetlemek için piyasaya milyarlarca dolarlık satış yaptı. Böylece piyasada doları bollaştırarak kuru düşürmeyi amaçladılar. Ama evdeki hesaplar piyasaya uymadı. Çünkü bu dönemde sosyal, siyasal sıkıntılar, dış politikada sorunlar ve jeopolitik riskler arttı. Böyle bir dönemde ekonomi politikası yönünden yapılacak şey faizi artırarak yola çıkmaktı. Ne var ki faizi ekonomi bilimi dışında bir konuma taşıyınca bu imkân da kalmadı.  

30 Ekim 2020 Cuma

Dolar Kuru 8,34

Yeni Ekonomi Programı bir ay önce yayınlandı. GSYH ve büyüme ile ilgili tahminler ve hedefler özetle şöyleydi (Kaynak: 29 Eylül 2020 tarihli 31259 sayılı mükerrer Resmî Gazete.)

2019

2020

GSYH (Milyar TL, Cari Fiyatlarla)

4.320

4.851

GSYH (Milyar Dolar, Cari Fiyatlarla)

761

702

Kişi Başına Gelir (GSYH, Dolar)

9.213

8.381

GSYH Büyümesi (Reel, %)

0,9

0,3

27 Ekim 2020 Salı

Merkez Bankası Rezervleri ve USD/TL Kurundaki Yükseliş

Merkez Bankası rezervleri brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamından oluşur. Bu rezervlerin tamamı Merkez Bankası’na ait değildir. Bunların bir bölümü bankaların Merkez Bankasında tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşur. Bunları bir çeşit emanet dövizler olarak düşünebiliriz. TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıklara da döviz ya da altın yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz ve altın rezervlerindeki emanet miktarında artış olmuştur. Döviz ve altın rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervleri toplamı bize brüt döviz rezervleri gösteriyor. Bundan Merkez Bankası’nda emaneten duran miktarları düştüğümüzde net döviz rezervine ulaşıyoruz.

Merkez Bankası’ndaki emanet rezervleri düşerek ulaştığımız net rezervlerden bir de swap yoluyla elde edilmiş döviz miktarını düşmemiz gerekiyor. Çünkü bunlar da belirli bir vadeyle ödünç olarak alınmış olan dövizleri ifade ediyor. Vadesi geldiğinde eğer karşı taraf uzatma istemezse bu tutarların da iadesi gerekiyor.

23 Ekim 2020 Cuma

Döviz Sorunu, Faiz ve Kur ile ilişkisi

Bu yılın ağustos ayından önümüzdeki yılın ağustos ayına kadar vadesi gelecek döviz borçlarımızın toplamı 181,3 milyar Dolar. [1]

Aynı süre içinde ortaya çıkacak cari açığın da 30 milyar dolar olacağını varsayarsak bu bir yıllık süre içinde bulunması gereken döviz tutarının (181,3 + 30 =) 211,3 milyar dolar olacağı sonucuna ulaşırız.  

Bu şekilde vadesi gelecek döviz borçlarına karşılık elde ne kadar döviz olduğunu görmek için TCMB’nin rezervlerine bakmamız gerekir. [2] Buna göre kısa vadeli dış borçları karşılayacak net döviz ve altın rezervimiz 4 aylık vadedeki swapları düşersek eksi 17 milyar Dolar olarak karşımıza çıkıyor. 

Bunları bir arada ele alırsak bir yılda 211,3 milyar Dolar döviz ihtiyacımıza karşılık (4 aylık swaplar hariç) yaklaşık 17 milyar dolar net rezerv açığımız olduğunu görüyoruz. Bu durumda en iyimser hesapla 4 aya kadar olan swapları dışarıda tutarsak (211,3 + 17 =) 228,3 milyar Dolar döviz ihtiyacımız olduğu ortaya çıkıyor.

20 Ekim 2020 Salı

Sadrazam Şehit Ali Paşa'yı Bilir misiniz?

Osmanlı tarihiyle hayli ilgilenmiş olmama karşın açıkçası Sadrazam Şehit Ali Paşa hakkında pek bir şey bilmezdim. Ta ki Servet Taşdelen bir yerlerde onunla ilgili bir şeyler yazıncaya kadar. Onun yazdıklarını okuyunca araştırmaya karar verdim. Araştırdıkça altından neler çıktı neler.

Sadrazam Damat Şehit Ali Paşa (ya da Silâhtar Ali Paşa), III. Ahmed’in saltanatında 3 yıl 8 ay sadrazamlık yapmış olan bir devlet adamı. 1709 yılında III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan’la nişanlandıktan sonra ikinci vezir rütbesine gelmiş, 27 Nisan 1713’de sadrazamlığa getirilmiş. Osmanlı İmparatorluğu 1699 yılında imzalanan Karlofça Barış Antlaşmasıyla Mora yarımadasını Venediklilere terk etmek zorunda kalmıştı. Venedikliler antlaşma hükümlerini çiğneyerek Karadağ’da çıkan isyanda isyancıların yanında yer aldılar. Bununla da kalmayıp İstanbul ile Mısır arasında sefer yapan Osmanlı ticaret ve hac gemilerine saldırmaya başladılar. Bunun üzerine Osmanlı İmparatorluğu 8 Aralık 1714'te Venedik'e savaş ilan etti. 1715 yazında Sadrazam Şehit Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu Venediklilerin elinde olan Mora Yarımadası'na doğru ilerledi ve altı hafta içinde Karlofça Antlaşmasıyla kaybedilen Mora Yarımadasını tümüyle geri aldı. Osmanlı topraklarına katıldığı halde Girit’te Venediklilerin elinde kalan Suda ve Spina Longa kalelerini de ele geçirdi. Böylece Girit tümüyle Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

18 Ekim 2020 Pazar

Her Seçiş Bir Vazgeçiştir

Son dönemlerde çokça kullanılan bir özdeyiş var: “Her seçiş bir vazgeçiştir.” Bu özdeyişin kime ait olduğu konusunda net bir bilgi yok. Aquinalı Thomas’dan Jean Paul Sartre’a, Italo Calvino’ya kadar birçok kişiye mal ediliyor. En fazla Sartre’a ve varoluşçu düşünceye yakıştırıldığı için olsa gerek daha çok onun adıyla anılıyor.

Bu özdeyiş ekonomi bilimini en iyi tanımlayan cümle, hatta ekonomi biliminin ta kendisi.

16 Ekim 2020 Cuma

Geçmişten Dijital Geleceğe

İnsanlık tarihine birçok devrim, değişim, dönüşüm ve paradigma değişimi damgasını vurmuştur. Bunlardan ilki 12 bin yıl öncesine tarihlenen tarım devrimidir[i]. O tarihe kadar yiyecek devşirerek, hayvanları avlayarak yalnızca bir tüketici olarak yaşamını sürdüren insan, sonrasında bazı bitkileri ehlileştirerek ve hayvanları evcilleştirerek toprağa yerleşerek tarım ve hayvancılığa başladı. Böylece üreticiliğe geçiş yapmış oldu. Bu büyük bir devrim olarak kabul ediliyor. Çünkü bu tarihten sonra insan, başka faaliyetlere ayıracak kadar artı zaman elde etti. Bu artı zaman onun düşünmeye, araştırmaya, sanata zaman ayırmasına ve sürekli ilerlemesine imkân sağladı.

Arada kentleşme, uluslararası ticaretin yaygınlaşması gibi birçok devrim ya da dönüşüm olsa da ikinci büyük devrim sanayi devrimidir. James Watt’ın geliştirdiği buhar makinesinin[ii] 1700’lerin son bölümünde dokuma tezgâhlarında kullanılması ve üretim sürecinde çeşitli aşamaları tamamlayacak biçimde birbiriyle bütünleşmiş bir düzene geçilmesiyle sanayi devrimi başlamış oldu. Tekstil sanayiinde başlayan bu değişim başta kimya sanayii olmak üzere diğer sanayi dallarına hızla yayıldı.

13 Ekim 2020 Salı

Salgın Sonrası Dünya ve Türkiye

Dünyanın Ekonomik Görünümü

Covid – 19 salgınıyla birlikte her alanda pek çok şey değişti. Bu değişikliklerden en fazla nasibini alan da ekonomik görünüm oldu. 2020 yılı başlarken küresel krizin toparlanma yoluna gireceğine ilişkin umutlar oldukça güçlüydü. Şubat ayında Çin’in Wuhan kentinden gelen Covid – 19 haberleriyle bu umutlar sarsılmaya, virüsün mart ayından başlayarak hızla dünyaya yayılmasıyla birlikte de tamamen yok olmaya yöneldi. Böyle bir ortamda en zor işlerden birisi tahmin yapmak kuşkusuz. IMF’nin 189 üye ülkeyi kapsayan son tahminleri yeni yayınlayan Dünyanın Ekonomik Görünümü (World Economic Outlook) raporunda yer alıyor (burada kullandığım tabloların tamamını bu rapordan derleyerek aldım.).

Aşağıdaki tablo küresel ekonominin genel görünümünü sergiliyor.

11 Ekim 2020 Pazar

Kitaplar ve Kitaplar

Suç ve Ceza, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (çeviren: Mazlum Beyhan), Türkiye İş Bankası Yayınları 34. Basım

Bu, benim Suç ve Ceza’yı ikinci okuyuşum. İlk okuduğumda lisedeydim. O zamanki anlayış ve olayları yorumlayış yeteneğimle bugünkü arasında çok fark olacağını düşündüğüm için yeniden okudum. Okuyunca yanılmadığımı anladım. Suç ve Ceza aslında insanın yaşamı boyunca birkaç kez okuması gereken bir başyapıt. Dostoyevski, romanın başkahramanı Raskolnikov üzerinden suç ve cezanın analizini olağanüstü bir yetkinlikle yaparken derin psikolojik değerlendirmelere giriyor.  

8 Ekim 2020 Perşembe

Faizi Arttırdığımız Halde Dolar TL Kuru Niye Düşmüyor?

Ankara Atatürk Lisesinde okuduğum yıllarda bir şehir efsanesi anlatılırdı. Edebiyat hocası kompozisyon sınavında ‘Atatürk neler yaptı?’ diye sormuş. Öğrencinin biri de ‘Neler yapmadı ki?’ yazıp vermiş kâğıdını. Ve efsaneye göre sınıfta 10 alan tek kişi o çocukmuş.

30 Eylül 2020 Çarşamba

Yeni Kararlar ya da Faizi Artırmadan Yükseltmenin Bin bir Yolu

Dolarizasyonun 2001 krizindeki düzeye (yüzde 58) oldukça yaklaşmış olması (yüzde 54), yastık altına para çekilmesinin artmaya devam etmesi, risklerin bir türlü düşürülememesi (CDS primi (568, dünyanın en riskli üçüncü ülkesi), kredi notunun düşmeye devam etmesi ve hepsinden öte faiz artırmada yaşanan sıkıntılar hükümeti yeni kararlar almaya yöneltti. Bunları sıralayalım:

İlk olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), aktif rasyosu oranlarını bankalar için yüzde 90’a, katılım bankaları için yüzde 70’e indirdi.  

Aktif rasyosu uygulaması bankaları daha fazla kredi vermeye zorlayan bir uygulama. Bu uygulamanın temelini Aktif Rasyosu denklemi oluşturuyor. Denklem şöyle:

Aktif Rasyosu [Krediler + (Menkul Kıymetler x 0,75) + (TCMB Swap x 0,5)] / [TL Mevduat + (YP Mevduat x 1,75)]

Bu Nisan ayında yayınlanan kararla bu oranın mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına inmemesi gerekiyor, bu oranın altında kalan bankalara formüle aykırılık oluşturan tutarın yüzde 5’ine kadar ceza kesiliyordu. Buradaki oranlar ağustos ayında yapılan düzenlemeyle bankalar için yüzde 95’e, katılım bankaları için yüzde 75’e düşürülmüştü. 2 gün önce yapılan yeni düzenlemeyle oranlar bankalar için yüzde 90’a, katılım bankaları için de yüzde 70’e düşürülmüş oldu.

26 Eylül 2020 Cumartesi

Dolarizasyon Yeniden Zirveye Giderken

Dolarizasyon (teknik ifadesiyle para ikamesi); bir ekonomideki kişi ve kurumların yerel parayla birlikte döviz kullanmaları ve tasarruflarının bir kısmını döviz hesaplarında tutmaları olgusuna verilen isimdir. Bu olgunun tersine dönmesine yani döviz kullanan veya döviz mevduatında paralarını tutanların dövizlerini bozdurup yerel parayı tercih etmeye başlamalarına da ters dolarizasyon (teknik ifadesiyle ters para ikamesi) adı veriliyor. 

Adı dolarizasyon olmakla birlikte bu olgu yerel para yerine ikame edilen diğer bütün yabancı para birimleri için geçerlidir. Bu olgunun en üst derecesi yerel para yerine tümüyle bir yabancı paranın kullanılmasıdır. Buna tam dolarizasyon deniyor. Mesela Ekvador ve Panama’da ABD Doları, KKTC’de de TL, Lihtenştayn’da İsviçre Frangı yerel para olarak kullanıldığı için bu ülkelerde tam dolarizasyon geçerlidir. Bunun yanı sıra konvertibiliteye geçmiş yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde yerel paranın yanında yabancı paralar kullanılmaya başlandığında bu duruma yarı dolarizasyon ya da yalnızca dolarizasyon deniyor. Birçok gelişme yolunda ülke ve Türkiye bu durumdadır.

25 Eylül 2020 Cuma

Tüketim, Gösteriş Tüketimi, Züppe Etkisi, Veblen Etkisi ve Sürü Etkisi

 Tüketim; mal ve hizmetlerin, ihtiyaçlarını ve/veya isteklerini karşılamak amacıyla insanlar tarafından kullanılmasıdır. Ekonomi bilimi açısından gelir (Y) iki şekilde kullanılır: Tüketim (C) ve tasarruf (S):

            Y = C + S

Tasarruf; gelirin tüketilmeyen, ileride tüketilmek üzere saklanan kısmıdır. Gerek tüketim gerekse tasarruf gelirin ve faizin (i) fonksiyonudur (ceteris paribus)[i]:

            C = f (Y,i)

            S = f (Y,i)

Gelir yükselirse tüketim de tasarruf da yükselir. Düşük gelirlerde tüketim çok daha fazla yükselir, yüksek gelirlerde tasarruf daha fazla yükselir. (Reel) faiz yükselirse tasarruf yükselir, tüketim ise düşer.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Merkez Bankası Faizi Yükselttiği Halde Niçin Sonuç Alamıyor?

Merkez Bankası (TCMB) sessiz sedasız faiz artırmaya devam ediyor. Bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı var: Politika Faizi ya da haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama faizi-PF (%8,25), Gecelik Fonlama Faizi-GF (%9,75) ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan Geç Likidite Penceresi (Yoluyla Fonlama) Faizi-GLF (%11,25.) Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doğan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan bir de TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti-OFM var. Bir çeşit dördüncü faiz gibi kabul edilebilecek olan OFM bizdeki uygulamada en önemli faizdir.   

Dünya merkez bankaları faizlerini gösteren listelere bakıldığında TCMB’nin faizi yüzde 8,25 olarak görünüyor (http://www.cbrates.com/) Oysa TCMB’nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 oldu. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, geç likidite penceresi fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla faizi yükseltmeye başlamış bulunuyor. Yani dünyaya ilan edilen faiz yüzde 8,25 ama gerçekte uygulanan faiz yüzde 10,39.

14 Eylül 2020 Pazartesi

Türkiye'nin Kredibilitesi

Türkiye, ilk kredi notlarını 1990 yılında S&P’den (BBB), Moody’s’den (Baa3) ve JCR’dan (BBB) olarak almıştı. Türkiye’nin 1990 yılında aldığı notları yatırım yapılabilirlik eşiğinin üzerindeydi. Körfez Krizi ve savaşı nedeniyle o dönemde tahvil ihraç edilemediği için bu notların açıklanması 1992 yılında yapılan tahvil ihracını beklemek zorunda kaldı. Aşağıdaki tablo Türkiye’nin kredi notu serüvenini başlangıçtan bu yana yılsonlarındaki durum itibariyle gösteriyor (1990 yılında Türkiye’nin, Fitch’ten değerlendirme yapması yolunda bir talebi olmamıştı. Fitch, Türkiye değerlendirmesine 1994 yılında başladı.)  

11 Eylül 2020 Cuma

Bir Maskeden Çıkan Ekonomik Analiz

Covid-19 salgını çıkıncaya kadar cerrahi maske; ameliyatlarda, nezle, grip gibi bazı bulaşıcı hastalıklarda, tecrit gerektiren hastalıklarda, temizlik işlerinde, Japonlar tarafından yolculuklarda kullanılan bir nesneydi. Maske tüketimini karşılayacak kadar üretim vardı. Zaman içinde mevsimsel olarak nezle, grip gibi hastalıkların arttığı kış aylarında ya da gezilerin yoğunlaştığı yaz aylarında maske talebi artıyor, bu artışlar, öngörülebilir artışlar olduğu ve maskelerde son kullanma tarihi olmadığı için stoklarla karşılanabiliyor ve fiyat artışına yol açmıyordu. Ekonomi diliyle söylemek gerekirse, Covid-19 salgını öncesinde, Türkiye’deki cerrahi maske arz ve talebi 1 TL/Adet dolayında dengede bulunuyordu.

8 Eylül 2020 Salı

Para Politikası Araçları El Kitabı

Para politikası nedir ve bu politikayı uygulamak kimin görevidir?
Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için parayı araç olarak kullanarak ekonomik kararları ve dolayısıyla ekonominin gidişini etkilemeye yönelik olarak yapılan uygulamaları ifade eder. Para politikası uygulaması genel olarak merkez bankalarına ya da para otoritesi olarak adlandırılan kuruluşlara bırakılır. Bu kuruluşlar, para basımını siyasetin değil ekonominin gereksinimlerine göre ayarlayabilmek için yine genel olarak siyasetten bağımsız tutulurlar.

Türkiye’de merkez bankasının (TCMB) temel amacı, dünyadaki birçok merkez bankasında olduğu gibi, fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak TCMB’nin bu amaca ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız olarak belirleyeceği ve uygulayacağı da yasada vurgulanmıştır. Bu belirleme TCMB’nin başka bir hedefe yönelmeyeceği, elindeki para politikası araçlarını bağımsız olarak yalnızca bu amaca yönelik olarak kullanacağı anlamına gelir.

6 Eylül 2020 Pazar

Enflasyonla Büyüme ve Küçülme: Türkiye Ekonomisinin Son 17 Yıllık Deneyimi

Türkiye son 17 yılda yüksek enflasyonlu büyüme ve yüksek enflasyonlu küçülme (slumpflasyon) arasında savrulup durmuştur. Arada birkaç kez de kısa dönemli enflasyon içinde durgunluk (stagflasyon) yaşamıştır.

Bu dönemleri grafik üzerinde göstermeden önce metinde ve grafikte geçen kavramları tanımlayalım.
Yüksek enflasyonlu büyüme (YEB): Bir ekonomi büyürken enflasyonu da yüksek kalıyorsa o ekonomide yüksek enflasyonlu büyüme hali var demektir. Uygulanacak ekonomi politikasının karşılaşacağı en önemli zorluk büyümeyi korurken enflasyonu düşürmeye çalışmaktır. Bu durum daha çok yüksek ithal girdisine bağımlı ekonomilerde kurdaki artışların yansıması yani maliye enflasyonuyla ortaya çıkar.

Slumpflasyon: Bir ekonomide yüksek enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir. Slumpflasyonun resesyonla benzerliği ikisinde de ekonominin küçülmeye girmiş olasıdır. Farkı ise slumpflasyonda ekonomi küçülürken bir yandan da yüksek enflasyonun devam etmesidir. Slumpflasyon, yüksek ithal girdisi kullanan ekonomilerde kurdaki artışların yarattığı enflasyon ve ekonominin büyüme ivmesini kaybetmesi, beklentilerin bozulmasıyla ortaya çıkar.

4 Eylül 2020 Cuma

Dış Ticarette Sıkıntı Büyüyor

Yeme içmenin yanında tatile gitmek, dışarıda yemek, konsere, sinemaya, tiyatroya, maça gitmek, kıyafet almak, ev eşyası almak, otomobil kullanmak gibi eylemler de ekonomik anlamda tüketim tanımına girdiği için Covid-19 salgınının yarattığı yeni ortamda Türkiye’de tüketim harcamalarında genel bir düşüş olacağını tahmin ediyorduk. Tüketimdeki düşüşün üretimin, dolayısıyla ithalatın da gerilemesine neden olacağı beklenen gelişmelerdi. Buna ek olarak salgının yarattığı korkunun etkisiyle geçmiş yıllara göre çok daha az yabancı turist geleceği, yatırımların düşeceği de öngörülüyordu. Bütün bu tahminlerin kaçınılmaz sonucu ikinci çeyrekte yüksek oranlı bir küçülme beklentisiydi.

Beklenen oldu ve birçok ülkede olduğu gibi bizde de ikinci çeyrekte ekonomi küçüldü. Yüzde 9,9 oranındaki küçülme çok ciddi bir düşüşü işaret ediyor. Özel tüketim harcamalarındaki düşüş (geçen yılın ikinci çeyreğine göre) yüzde 8,6, devletin nihai tüketim harcamalarındaki düşüş yüzde 0,8. Bu iki veri bize talepteki düşüşü gösteriyor. Bizdeki küçülmenin diğer ülkelerden en önemli farkı aynı zamanda enflasyonumuzun da çok yüksek olması (yüzde 11,77.) Pek çok ülke sıfıra yakın düşük enflasyonla ekonomik küçülme (resesyon) yaşarken Türkiye yüksek enflasyonla ekonomik küçülmeyi bir arada yaşıyor (slumpflasyon.)

2 Eylül 2020 Çarşamba

Türkiye İçin Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reform deyimine farklı anlamlar veriliyor. Her şeyden önce yapısal reform bir yapısal değişimi, dönüşümü içeren bir kavram. O nedenle bu iki kavramı ele alarak başlayalım.

Yapısal değişim; bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1923 – 2019 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor (Kaynak: TÜİK: İstatistik Göstergeler 1923 – 2013 ve TÜİK Dönemsel GSYH Bültenleri.)

30 Ağustos 2020 Pazar

En Büyük Bayram Kutlu Olsun

Kurtuluş Savaşının bütün aşamaları önemlidir ama en önemli aşaması 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’de sonuçlanan Büyük Taarruzdur. Büyük Taarruzun en önemli, aşaması da Atatürk’ün Başkomutan Savaşı dediği Başkomutanlık Meydan Savaşıdır. Savaşın tarafları, güçleri ve kayıpları şöyledir (kaynak: Wikipedia.)

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Merkez Bankası Faizi Arttırır mı?

Birinci Soru: Merkez Bankası Faiz Artırır mı?
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 20 Ağustos Perşembe günü olağan toplantısını yapacak. Son dönemde kurda ciddi bir yükseliş yaşandı. Aşağıdaki tablodan izlenebileceği gibi 16 Temmuz’da 6,8582 olan USD/TL kuru bir ay içinde hızla yükselerek 17 Ağustos’ta 7,3821’e çıktı. Aynı dönemde Merkez Bankası’nın, bankaları fonlamakta kullandığı üç farklı faizden en önemlisi olan politika faizi (yüzde 8,25) ve gecelik fonlama faizi (yüzde 9,75) hiç değişmeden kaldı (Kaynaklar: https://www.tcmb.gov.tr ve www.bloomberght.com.)

16 Ağustos 2020 Pazar

Lümpen ve Marjinal

Günümüzde, özellikle kişilerle ilgili benzetmeler yapılırken sık kullanılan iki sözcük var: Lümpen ve Marjinal.

Almancadan gelen lümpen sözcüğünün TDK Sözlüğünde iki karşılığı bulunuyor: (1) Ayaktakımı, (2) Sınıfsız. Lümpen sözcüğü günlük yaşamda genellikle yoksul, sefil, işsiz güçsüz, başı boş, serseri gibi anlamlarda kullanılıyor. Lümpen tanımı içindeki kişiler genellikle yaşadığı toplumun kültürüne yabancı, buna karşın bilgiliymiş gibi davranan, kendini üstün gösterme çabası içinde olan kişilerdir.

Kökeni Fransızcadan gelen marjinal sözcüğünün de lümpen gibi TDK Sözlüğünde iki karşılığı var: (1) Aykırı, (2) Son birim. Sözcük günlük yaşamda çoğunlukla aykırı, uç, alışılmışın dışında, sıradan olmayan, sınırları zorlayan anlamlarında kullanılıyor. Diğer insanlardan fiziksel olarak farklı bir görünümü ya da davranışları olanlara 'marjinal tip' deniyor. Çoğunluğun giymediği kıyafetleri giyen, saçlarını alışılmış renklerin dışında renklere boyayan, farklı makyaj yapan insanlar bu tür marjinal tipin başlıca örneklerini oluşturuyor.

11 Ağustos 2020 Salı

Merkez Bankası Faizi Artırmadı Ama Yükseltti

Covid – 19 pandemisi sürecinde çoğu ülkede olduğu gibi para basılarak kamu harcamaları artırıldı. Böyle bir ortamda para basılması ve kamu harcamalarının artırılması doğru bir yaklaşımdı. Ne var ki basılan paraların yönlendirildiği yerler doğru değildi. Basılan paralar işsizlere, işinden ayrılanlara ve asgari ücretli tüketicilere yönlendirilmeliydi. Çünkü bu kişiler aldıkları parayı harcarlar, o parayla döviz almaya gitmezler. Oysa paraları ellerine geçirenlerin önemli bir bölümü para bolluğunun TL’de değer kaybı yaratacağını düşünerek döviz almaya yöneldi. Bu süreçte kredi kullanımı da teşvik edildi. Bu da doğru bir adımdı. Ne var ki burada da verilen kredilerin nerede kullanıldığı denetlenmeyince kredi alanların önemli bir bölümü bu kredilerle döviz almaya yöneldiler. Özetle söylemek gerekirse doğru adımlar yanlış yönlere atılınca ekonomiyi canlandırmak yerine dövize talep canlandırılmış oldu.  

9 Ağustos 2020 Pazar

Geldik Yine Faize

Dünyada yalnızca dolar olarak 2 trilyon dolara yakın nakit para var. Bu 2 trilyon dolara yakın para dünyanın her tarafına dağılmış durumda. Diğer ülkelerin merkez bankaları, bankaları, şirketleri, fonları, kişileri kendi ülkelerinin parasının yanında birikimlerini korumak amacıyla dolar tutuyor. ABD’nin GSYH’si kabaca 21 trilyon dolar olduğuna göre nakit olarak piyasaya çıkardığı para GSYH’sinin yüzde 9,5’ine denk geliyor. Bir karşılaştırma yapmak amacıyla Türkiye’nin durumuna bakalım. Türkiye’de dolaşımdaki para miktarı 231 milyar TL (33 milyar dolar.) Türkiye’nin GSYH’si 750 milyar dolar tahmin ediliyor. Buna göre dolaşımdaki TL miktarının GSYH’ye oranı yüzde 4,4 ediyor. TL’nin yalnızca Türkiye’de, doların ise bütün dünyada kullanıldığını düşünürsek bu oran normal, hatta TL/GSYH oranı fazla bile. Önceki yıllarda oran yüzde 3 dolayındaydı, pandemiden dolayı para basılınca böyle oldu.

Türkiye’nin resmi (TCMB nezdindeki) brüt döviz ve altın rezervi toplamı 90 milyar dolar. Kamu bankalarındaki rezervleri de buna eklersek kabaca 105 milyar dolar ediyor. Merkez Bankası brüt rezervlerinin net tutarı 26 milyar dolar. Buna kamu banklarının rezervlerini de eklersek yaklaşık 40 milyar dolar ediyor. Buradan ödünç alınmış olan döviz ve altın swaplarını ve kamu bankalarının açık pozisyonlarını düşersek aslında rezervlerimiz ciddi miktarda eksi çıkıyor. Dolayısıyla hesaplarda görünen döviz miktarları aslında başkalarına ait ödünç paralar. Bunları bir çeşit emanet olarak düşünebiliriz. Bize emanet edenler gelene kadar bunları kullanabiliriz ama emanet eden geldiğinde hemen bulup vermemiz lazım.

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Dolar, Euro ve Altın

Son dönemde Dolar, TL dışında diğer paralara karşı değer kaybediyor ve bunun sonucu olarak Euro değer kazanıyor. Euro, ikincil rezerv para konumunda olduğu, altın da karışık durumların gözde aracı olduğu için Doların boşalttığı yerlerin bir kısmını birlikte dolduruyorlar. Dolar Endeksi (doların, Euro, yen, pound, İsviçre frangı, İsveç Kronu ve Kanada dolarından oluşan sepete karşı değeri) Nisan ayında çıktığı 103,05 düzeyinden Covid – 19 pandemisinin ekonomide yarattığı tahribatla bugünkü 93,00 düzeyine gerilemiş görünüyor. Oysa Dolar, yılbaşında Euro’ya karşı oldukça güçlü bir konumdaydı ve Euro/Dolar paritesi sürekli geriliyordu. Bunun nedeni Avrupa’nın ekonomik olarak ABD’nin performansına göre oldukça geride kalması ve Covid-19 pandemisinin Avrupa’daki etkisinin ABD’ye göre daha yüksek görünmesiydi. Haziran ayından itibaren işler tersine döndü, Covid – 19 pandemisi etkisini artırdıkça ABD ekonomisi hızla bozulmaya başladı. Bu gelişmeler Dolardan kaçış eğilimi yarattı.    

2 Ağustos 2020 Pazar

Okuduğum Kitaplardan Seçmeler

Aysel Gündoğdu, Herkese Göre Finans, Remzi Kitabevi, 2020
Aysel hoca, bu kitabında finansın karışık konularını olabildiğince basite indirgeyerek, herkesin anlayabileceği bir biçimde anlatıyor. Kitap, özellikle öğrencilerin sevdiği bir tarzda soru ve yanıt biçiminde tasarlanmış. Finans alanında akla gelebilecek pek çok sorununun yanıtını bu kitapta bulabilirsiniz. Finansla ilgilenen, her gün medyada karşısına çıkan konuların ne anlama geldiğini merak eden herkese tavsiye ediyorum.

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Dünya Gelir Sınıflandırması ve Türkiye

Dünya Bankası, ülkeleri kişi başına gelirlerine göre dört grupta sınıflandırıyor: Düşük gelirli ülkeler, alt-orta gelir grubundaki ülkeler, üst – orta gelir grubundaki ülkeler ve yüksek gelir grubundaki ülkeler. Her yıl yenilenen bu sınıflandırmayı yaparken ülkelerin kişi başına GNI düzeyine (Gayrısafi ulusal geliri) ve grupları sınıflandırırken de SDR deflatörünü kullanarak ayarladığı yıllık enflasyon oranına bakıyor. 

Bu çerçevede 2019 yılı sınıflandırmasını 2018 yılıyla karşılaştırmalı olarak bir tabloda gösterelim (kaynak: https://blogs.worldbank.org/opendata/new-country-classifications-income-level-2019-2020)

Gelir Grubu (USD)
2018
2019
Düşük Gelirli Ülkeler
< 996
< 1.025
Alt orta Gelirli Ülkeler
996-3.895
1.026-3.995
Üst orta Gelirli Ülkeler
3.896-12.055
3.996-12.375
Yüksek Gelirli Ülkeler
> 12.055
> 12.375

Bu yeni gruplandırmaya göre 2018’de 13.040 Dolar kişi başına geliri olan Arjantin 2019’da 12.370 Dolara düştüğü için yüksek gelirli ülkeler grubundan üst orta gelirli ülkeler grubuna düşmüş bulunuyor.

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Merkez Bankası Faizi İndirdiği Halde Gösterge Faiz Niçin Düşmüyor?

Merkez Bankası, haziran ayı hariç tutulursa tam bir yıldan bu yana faiz indiriyor. 26 Temmuz 2019’da politika faizi yüzde 24’den 19,75’e düşürerek başladığı indirim eylemine her ay devam ederek Mayıs 2020’de yüzde 8,25’e kadar geldi. Haziran ayında faize dokunmadı. Dolayısıyla şu anda Merkez Bankasının politika faizi (haftalık repo faizi) yüzde 8,25.

Buna ek olarak Merkez Bankası piyasa yapıcı bankalara 1 puan düşük faizle borç veriyor. Son zamanlarda kullanılmasa da bir de gecelik borç verme faizi var. Bunların, verilen borç miktarıyla ilişkilendirilmiş ağırlıklı ortalaması da (TCMB ortalama fonlama maliyeti) Merkez Bankasının uyguladığı ortalama faizi gösteriyor. Bu faizin temelini oluşturan politika faizi ve gecelik faizi düşürdükçe doğal olarak bu ortalama faiz de düşüyor. Bu ortalama faiz geçen hafta sonu itibarıyla yüzde 7,54 idi. Yani Merkez Bankası bankaları ortalama yüzde 7,54 faiz oranıyla fonluyor.  

22 Temmuz 2020 Çarşamba

İnşaatla Büyüme Çabası: İki Dönemin Hikayesi

Türkiye’nin inşaata dayalı büyüme modeline geçişi 1980’lerde Özal ile birlikte başladı. Özal, bu sektörü devlet teşvikiyle canlandırabilmek için Toplu Konut İdaresini kurdu. Türkiye, o güne kadar uyguladığı imalat sanayi önderliğinde büyüme modelinden inşaat kesimi önderliğinde büyüme modeline geçiş yaptı. Buna karşılık inşaat kesimine dayalı büyüme modeli asıl olarak AKP iktidarı sırasında süreklilik kazandı. O nedenle burada konu edeceğimiz iki dönem 2003 – 2011 dönemiyle 2012 – 2020 dönemi[i].

AKP iktidarı işbaşına geldiğinde dönem inşaat kesimi modeliyle büyüme modelini uygulamak için uygun bir dönemdi. Küresel sistem büyüyordu, gelişmekte olan ülkelere büyük ilgi vardı, Türkiye Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakeresine başlamıştı. Bu ortamda Türkiye’ye ihtiyaçtan fazla döviz giriyor ve bu sayede döviz kurları 2005 – 2011 arasında neredeyse sabit kalıyordu. Aynı sürede enflasyonda da gerileme olduğu için faizler de düşüyordu. Yüksek reel faiz kazanmaya alışmış olan tasarruf sahipleri bu düşük faizlere alışamadığı için paralarının değerini korumak üzere yatırım amaçlı konut alımına yöneliyorlardı. TL’nin gücü enflasyonun ve dolayısıyla faizlerin düşmesine yol açıyor, bankalar uzun vadeli ve düşük faizli konut kredisi vererek inşaata olan talebi artırıyorlardı. Bu dönemde konuta o kadar fazla talep oldu ki konut fiyatları katlanarak arttı. Konut yatırımı, tasarrufu olanlar için olduğu kadar tasarrufu yetersiz olup da kredi kullanabilenler için en doğru yatırım haline geldi.

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Rezervleri Hesaplama Rehberi

Merkez Bankası’nın (TCMB) Altın ve Brüt Döviz Rezervleri
Brüt döviz ve altın rezervlerinin miktarlarını görebilmek için TCMB sitesindeki (www.tcmb.gov.tr) ‘istatistikler bölümünden’ ‘parasal ve finansal istatistiklere’ oradan da ‘haftalık para ve banka istatistiklerine’ gitmemiz gerekiyor. Burada karşımıza çıkan menünün 1 numaralı tablosuna bakacağız.


Buna göre eldeki son veriler (10 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla) altın rezervinin 40,4, brüt döviz rezervinin 49,6 milyar dolar ve toplam TCMB rezervlerinin 90 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

16 Temmuz 2020 Perşembe

Bütçe Açığı Üzerine Düşünceler

Geçen yılın ilk 6 ayında 78,6 milyar TL olan bütçe açığı bu yılın ilk 6 ayında 109,5 milyar TL oldu. Buna göre yılın ilk yarısında bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 40’a yakın artmış bulunuyor. Eğer hiç faiz ödememiz olmasa ne olurdu diye baktığımızda orada da durum parlak görünmüyor. Geçen yılın ilk 6 ayındaki açıktan 10 milyar TL daha yüksek faiz dışı açık var. Tablo şöyle (kaynak; Hazine ve Maliye Bakanlığı 2020 Haziran Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu.)

Milyar TL
2019/6
2020/6
Değişim (%)
Giderler
481,5
564,8
17,3
Faiz Dışı Giderler
430,8
493,6
14,6
Faiz Giderleri
50,7
71,2
40,4
Gelirler
403,0
455,4
13,0
Vergi Gelirleri
307,7
335,9
9,2
Vergi Dışı Gelirler
95,3
119,5
25,4
Bütçe Dengesi
-78,6
-109,4
39,2
Faiz Dışı Denge
-27,8
-38,2
37,2
Vergi Gelirleri / FD Giderler (%)
71,4
68,1
-4,7

Tabloya göre faiz dışı bütçe giderleri geçen yıla göre yüzde 14,6 artmış. Bu artış ilk 6 aylık ortalama enflasyondan (yüzde 11,89) yüksek olsa da pandemi nedeniyle birçok ek harcama yapılmak zorunda kalındığı için normal karşılanabilir. Faiz giderlerindeki yüzde 40,4’lük büyük artış bize Merkez Bankası kârı ve yedek akçesinin bütçeye devredilmesine karşılık borçlanmanın hem miktar hem de maliyet olarak arttığını gösteriyor.

14 Temmuz 2020 Salı

Kritovulos Tarihi'ni Okumanın Tam Zamanı

Asıl adıyla Mihail Kritopulos, bilinen adıyla Kritovulos 1410 yılında Gökçeada’da doğmuş, 1470 yılında Aynaroz’da (Yunanistan) ölmüş. Fatih Sultan Mehmet’in hükümdarlık süresinin 1453 – 1467 yılları arasını kapsayan tarih kitabını padişaha “Bahtiyar, mazhar ve muzaffer, üstün ve yenilmez, Tanrı’nın yardımıyla karanın ve denizin egemeni, şahların şahı, yüce imparator Mehmed’e kullarının kulu adalı Kritovulos’tan” diye yazdığı ithaf mektubuyla takdim etmiş.

10 Temmuz 2020 Cuma

Gerçek İşsizlik Oranı

TÜİK Nisan ayı işsizlik oranını yüzde 12,8 olarak açıkladı. Önceki ayın işsizlik oranı yüzde 13,2, bir önceki yılın Nisan ayı işsizlik oranı ise yüzde 13 idi. Yüzde 12,8’lik işsizlik oranı kamuoyunda her zamankinden daha da fazla tepki yarattı. Oysa bu oran, kabul edilen varsayımlara göre doğru. Asıl soru şu: Kabul edilen varsayımlar gerçek yaşamı yansıtıyor mu yoksa hayal ürünü mü?

15 ve daha yukarı yaştaki bir kişinin işsiz sayılabilmesi için: (1) Son 4 hafta içinde bir gün dahi ücretli ya da ücretsiz hiçbir işte çalışmamış olması, (2) Son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış olması, (3) 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olması gerekiyor.
Bu tanıma uymayanlar mesela işsiz olduğu halde son 4 haftada iş başvurusu yapmamış olanlar veya birisinin yanında bir gün ücretle bir iş yapmış olanlar ya da bir gün karın tokluğuna çalışıp da ücret almamış olanlar işsiz sayılmıyor.

8 Temmuz 2020 Çarşamba

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır. 

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Faizi İndirince Enflasyon Düştü mü?

Ekonomik bir konuyu anlamak için derin ekonomi bilgisine ihtiyaç yoktur. Tıpkı diğer bilim dallarında olduğu gibi ekonomi bilimi de neden sonuç ilişkileri üzerine kuruludur. Bir olayı ele alırken hangisi neden hangisi sonuç ayırt etmek doğru çözüme ulaşmak için şarttır. Bunu yapabilmek için ön yargılardan sıyrılmak, gerçeği öğrenmeye çalışmak, verileri titizlikle incelemek bir de analiz yapmayı bilmek yeterlidir. Bu gereklere uymadan bir olaya bakılırsa neden – sonuç ilişkileri yanlış kurulabilir ve tamamen farklı çıkarımlara ulaşılabilir.

3 Temmuz 2020 Cuma

Can Sıkıcı Bir Dış Borç Hesabı

Türkiye ekonomisinde son dönemlerde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin TL’nin dış değer kaybı enflasyondan yüksek olduğunda satın alma gücüne göre hesaplanan GSYH’si hızla artıyor. Tersi olur da enflasyon dış değer kaybından yüksek olursa bu kez cari fiyatlarla GSYH’si artıyor. Her ikisi de gerçek durumu değil sanal durumu gösteriyor.

Bir başka ilginçlik dış borç stoku azaldıkça dış borç yükü artıyor. Dış borç stoku kamu kesiminin, TCMB’nin ve özel kesimin mevcut dış borçlarının toplanmasıyla bulunan büyüklüğü ifade ediyor. Dış borç stoku dolarla ifade ediliyor. Bunu dolar cinsinden hesaplanan GSYH’ye böldüğümüzde dış borç yükü ortaya çıkıyor:

Dış Borç Yükü = Toplam Dış Borç Stoku / GSYH

1 Temmuz 2020 Çarşamba

Reel Ekonomide 2020’ye İlişkin İlk Sonuçlar

Sanayi Üretiminin Durumu
Ekonominin üretim tarafındaki durumu saptayabilmek için sektörlerin durumuyla ilgili verilere sahip olmak gerekiyor. Bu konuda eldeki tek güncel veri sanayi üretimi olduğu ve sanayi üretimi GSYH’deki payının yüksek olmamasına karşılık bütün sektörleri etkileyecek bir yapıda olduğu için sanayi üretimindeki değişimi almamız bize bir fikir verecektir. Grafik sanayi üretimi değişimi gösteriyor (Kaynak: http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=33799)


Grafiğe göre 2018 yılının ikinci yarısında başlayan ivme kaybı 2019’un son çeyreğine kadar sürmüş, sonrasında sanayi üretiminde geçen yılın aynı dönemine göre artmış ortaya çıkmıştır. Bu eğilim 2019 yılının mart ayında yeniden düşüşe dönmüş ve nisan ayında geçen yılın nisan ayına göre yüzde 31,4 oranında bir küçülmeyle dibe vurmuştur.

28 Haziran 2020 Pazar

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği

Rezerv Yeterliliğinin Ölçülme Yöntemi
Bir ülkenin resmi döviz rezervleri, dış ödeme zorluklarıyla karşılaşılması halinde, Merkez Bankasınca denetlenen, kullanıma hazır durumdaki dış varlıkları olarak tanımlanabilir. Döviz rezervi bulundurmanın yararları konusunda fazla bir tartışma olmasa da tutulacak rezervin ideal miktarı ve bu miktarın nasıl bir kritere dayandırılarak belirleneceği konusunda görüş birliği bulunmuyor. Bu konuda yaygın kullanılan kriter IMF’nin de kullandığı Guidotti – Greenspan Kuralına göre oluşturulan kriterdir. Guidotti – Greenspan kuralı; merkez bankasının sahip olduğu brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamının, ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan dış yükümlülüklerine eşit olmasını öngören kuraldır.[i] Bir yıllık süre içinde, dış yükümlülüklerin yenilenememesi halinde, o ülkeye dış kaynak girişinin devam edebilmesi için bu eşitlik önemlidir. Bu kriteri şöyle bir denklemle ifade etmek mümkün:

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği = Merkez Bankası Brüt Döviz ve Altın Rezervlerinin Toplamı / Ülkenin Vadesine 1 Yıldan Az Kalmış Olan Döviz Yükümlülükleri

25 Haziran 2020 Perşembe

Fenerbahçe Yönetimine Son Açık Mektubum

Sayın Başkan, Yönetim Kurulunun Saygıdeğer Üyeleri,

Bir yıl kadar önce tarafınıza bir açık mektup yazarak devşirme oyunculara dayalı takım kurma modelinin gerek tek tek alınan oyuncuların bir araya geldiklerinde takım ruhu oluşturamaması gerekse çok pahalı bir yöntem olması ve kulübün maddi imkânlarının elvermemesi nedeniyle terk edilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu modelin yerine birkaç deneyimli oyuncunun alınması ve yanlarına genç oyuncuların monte edilmesiyle kurulacak bir takım modeline geçilmesini önermiş, mevcut modelin sürdürülemez olduğunu vurgulamıştım. Ne yazık ki tam tersi yapıldı ve yine birçok üçüncü sınıf futbolcu dünyanın parası ödenerek alındı ve takıma monte edilmeye çalışıldı. Sonuç tıpkı önceki yılda olduğu gibi tam anlamıyla bir facia oldu. Bir örnek olarak Adil Rami’ye değinmeme izin verin. Büyük umutlarla ve paralar ödenerek alınan bu oyuncu birkaç maç oynadı ve negatif katkı yaparak (bir maçta takımın gol yemesine neden olmuştu) ayrıldı gitti. Fenerbahçe takımında an itibariyle benim hayalimdeki Fenerbahçe’de oynayabilecek tek bir oyuncu yok. Hayalimi de öyle Avrupa düzeyi filan gibi yüksek tutmuyorum. Ona karşın bu takımdaki tek bir oyuncu böyle bir hayalde yer alamıyor ne yazık ki.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...