26 Eylül 2020 Cumartesi

Dolarizasyon Yeniden Zirveye Giderken

Dolarizasyon (teknik ifadesiyle para ikamesi); bir ekonomideki kişi ve kurumların yerel parayla birlikte döviz kullanmaları ve tasarruflarının bir kısmını döviz hesaplarında tutmaları olgusuna verilen isimdir. Bu olgunun tersine dönmesine yani döviz kullanan veya döviz mevduatında paralarını tutanların dövizlerini bozdurup yerel parayı tercih etmeye başlamalarına da ters dolarizasyon (teknik ifadesiyle ters para ikamesi) adı veriliyor. 

Adı dolarizasyon olmakla birlikte bu olgu yerel para yerine ikame edilen diğer bütün yabancı para birimleri için geçerlidir. Bu olgunun en üst derecesi yerel para yerine tümüyle bir yabancı paranın kullanılmasıdır. Buna tam dolarizasyon deniyor. Mesela Ekvador ve Panama’da ABD Doları, KKTC’de de TL, Lihtenştayn’da İsviçre Frangı yerel para olarak kullanıldığı için bu ülkelerde tam dolarizasyon geçerlidir. Bunun yanı sıra konvertibiliteye geçmiş yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde yerel paranın yanında yabancı paralar kullanılmaya başlandığında bu duruma yarı dolarizasyon ya da yalnızca dolarizasyon deniyor. Birçok gelişme yolunda ülke ve Türkiye bu durumdadır.

25 Eylül 2020 Cuma

Tüketim, Gösteriş Tüketimi, Züppe Etkisi, Veblen Etkisi ve Sürü Etkisi

 Tüketim; mal ve hizmetlerin, ihtiyaçlarını ve/veya isteklerini karşılamak amacıyla insanlar tarafından kullanılmasıdır. Ekonomi bilimi açısından gelir (Y) iki şekilde kullanılır: Tüketim (C) ve tasarruf (S):

            Y = C + S

Tasarruf; gelirin tüketilmeyen, ileride tüketilmek üzere saklanan kısmıdır. Gerek tüketim gerekse tasarruf gelirin ve faizin (i) fonksiyonudur (ceteris paribus)[i]:

            C = f (Y,i)

            S = f (Y,i)

Gelir yükselirse tüketim de tasarruf da yükselir. Düşük gelirlerde tüketim çok daha fazla yükselir, yüksek gelirlerde tasarruf daha fazla yükselir. (Reel) faiz yükselirse tasarruf yükselir, tüketim ise düşer.

21 Eylül 2020 Pazartesi

Merkez Bankası Faizi Yükselttiği Halde Niçin Sonuç Alamıyor?

Merkez Bankası (TCMB) sessiz sedasız faiz artırmaya devam ediyor. Bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı var: Politika Faizi ya da haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama faizi-PF (%8,25), Gecelik Fonlama Faizi-GF (%9,75) ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan Geç Likidite Penceresi (Yoluyla Fonlama) Faizi-GLF (%11,25.) Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doğan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan bir de TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti-OFM var. Bir çeşit dördüncü faiz gibi kabul edilebilecek olan OFM bizdeki uygulamada en önemli faizdir.   

Dünya merkez bankaları faizlerini gösteren listelere bakıldığında TCMB’nin faizi yüzde 8,25 olarak görünüyor (http://www.cbrates.com/) Oysa TCMB’nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 oldu. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, geç likidite penceresi fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla faizi yükseltmeye başlamış bulunuyor. Yani dünyaya ilan edilen faiz yüzde 8,25 ama gerçekte uygulanan faiz yüzde 10,39.

14 Eylül 2020 Pazartesi

Türkiye'nin Kredibilitesi

Türkiye, ilk kredi notlarını 1990 yılında S&P’den (BBB), Moody’s’den (Baa3) ve JCR’dan (BBB) olarak almıştı. Türkiye’nin 1990 yılında aldığı notları yatırım yapılabilirlik eşiğinin üzerindeydi. Körfez Krizi ve savaşı nedeniyle o dönemde tahvil ihraç edilemediği için bu notların açıklanması 1992 yılında yapılan tahvil ihracını beklemek zorunda kaldı. Aşağıdaki tablo Türkiye’nin kredi notu serüvenini başlangıçtan bu yana yılsonlarındaki durum itibariyle gösteriyor (1990 yılında Türkiye’nin, Fitch’ten değerlendirme yapması yolunda bir talebi olmamıştı. Fitch, Türkiye değerlendirmesine 1994 yılında başladı.)  

11 Eylül 2020 Cuma

Bir Maskeden Çıkan Ekonomik Analiz

Covid-19 salgını çıkıncaya kadar cerrahi maske; ameliyatlarda, nezle, grip gibi bazı bulaşıcı hastalıklarda, tecrit gerektiren hastalıklarda, temizlik işlerinde, Japonlar tarafından yolculuklarda kullanılan bir nesneydi. Maske tüketimini karşılayacak kadar üretim vardı. Zaman içinde mevsimsel olarak nezle, grip gibi hastalıkların arttığı kış aylarında ya da gezilerin yoğunlaştığı yaz aylarında maske talebi artıyor, bu artışlar, öngörülebilir artışlar olduğu ve maskelerde son kullanma tarihi olmadığı için stoklarla karşılanabiliyor ve fiyat artışına yol açmıyordu. Ekonomi diliyle söylemek gerekirse, Covid-19 salgını öncesinde, Türkiye’deki cerrahi maske arz ve talebi 1 TL/Adet dolayında dengede bulunuyordu.

8 Eylül 2020 Salı

Para Politikası Araçları El Kitabı

Para politikası nedir ve bu politikayı uygulamak kimin görevidir?
Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için parayı araç olarak kullanarak ekonomik kararları ve dolayısıyla ekonominin gidişini etkilemeye yönelik olarak yapılan uygulamaları ifade eder. Para politikası uygulaması genel olarak merkez bankalarına ya da para otoritesi olarak adlandırılan kuruluşlara bırakılır. Bu kuruluşlar, para basımını siyasetin değil ekonominin gereksinimlerine göre ayarlayabilmek için yine genel olarak siyasetten bağımsız tutulurlar.

Türkiye’de merkez bankasının (TCMB) temel amacı, dünyadaki birçok merkez bankasında olduğu gibi, fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak TCMB’nin bu amaca ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız olarak belirleyeceği ve uygulayacağı da yasada vurgulanmıştır. Bu belirleme TCMB’nin başka bir hedefe yönelmeyeceği, elindeki para politikası araçlarını bağımsız olarak yalnızca bu amaca yönelik olarak kullanacağı anlamına gelir.

6 Eylül 2020 Pazar

Enflasyonla Büyüme ve Küçülme: Türkiye Ekonomisinin Son 17 Yıllık Deneyimi

Türkiye son 17 yılda yüksek enflasyonlu büyüme ve yüksek enflasyonlu küçülme (slumpflasyon) arasında savrulup durmuştur. Arada birkaç kez de kısa dönemli enflasyon içinde durgunluk (stagflasyon) yaşamıştır.

Bu dönemleri grafik üzerinde göstermeden önce metinde ve grafikte geçen kavramları tanımlayalım.
Yüksek enflasyonlu büyüme (YEB): Bir ekonomi büyürken enflasyonu da yüksek kalıyorsa o ekonomide yüksek enflasyonlu büyüme hali var demektir. Uygulanacak ekonomi politikasının karşılaşacağı en önemli zorluk büyümeyi korurken enflasyonu düşürmeye çalışmaktır. Bu durum daha çok yüksek ithal girdisine bağımlı ekonomilerde kurdaki artışların yansıması yani maliye enflasyonuyla ortaya çıkar.

Slumpflasyon: Bir ekonomide yüksek enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir. Slumpflasyonun resesyonla benzerliği ikisinde de ekonominin küçülmeye girmiş olasıdır. Farkı ise slumpflasyonda ekonomi küçülürken bir yandan da yüksek enflasyonun devam etmesidir. Slumpflasyon, yüksek ithal girdisi kullanan ekonomilerde kurdaki artışların yarattığı enflasyon ve ekonominin büyüme ivmesini kaybetmesi, beklentilerin bozulmasıyla ortaya çıkar.

4 Eylül 2020 Cuma

Dış Ticarette Sıkıntı Büyüyor

Yeme içmenin yanında tatile gitmek, dışarıda yemek, konsere, sinemaya, tiyatroya, maça gitmek, kıyafet almak, ev eşyası almak, otomobil kullanmak gibi eylemler de ekonomik anlamda tüketim tanımına girdiği için Covid-19 salgınının yarattığı yeni ortamda Türkiye’de tüketim harcamalarında genel bir düşüş olacağını tahmin ediyorduk. Tüketimdeki düşüşün üretimin, dolayısıyla ithalatın da gerilemesine neden olacağı beklenen gelişmelerdi. Buna ek olarak salgının yarattığı korkunun etkisiyle geçmiş yıllara göre çok daha az yabancı turist geleceği, yatırımların düşeceği de öngörülüyordu. Bütün bu tahminlerin kaçınılmaz sonucu ikinci çeyrekte yüksek oranlı bir küçülme beklentisiydi.

Beklenen oldu ve birçok ülkede olduğu gibi bizde de ikinci çeyrekte ekonomi küçüldü. Yüzde 9,9 oranındaki küçülme çok ciddi bir düşüşü işaret ediyor. Özel tüketim harcamalarındaki düşüş (geçen yılın ikinci çeyreğine göre) yüzde 8,6, devletin nihai tüketim harcamalarındaki düşüş yüzde 0,8. Bu iki veri bize talepteki düşüşü gösteriyor. Bizdeki küçülmenin diğer ülkelerden en önemli farkı aynı zamanda enflasyonumuzun da çok yüksek olması (yüzde 11,77.) Pek çok ülke sıfıra yakın düşük enflasyonla ekonomik küçülme (resesyon) yaşarken Türkiye yüksek enflasyonla ekonomik küçülmeyi bir arada yaşıyor (slumpflasyon.)

2 Eylül 2020 Çarşamba

Türkiye İçin Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform
Yapısal reform deyimine farklı anlamlar veriliyor. Her şeyden önce yapısal reform bir yapısal değişimi, dönüşümü içeren bir kavram. O nedenle bu iki kavramı ele alarak başlayalım.

Yapısal değişim; bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1923 – 2019 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor (Kaynak: TÜİK: İstatistik Göstergeler 1923 – 2013 ve TÜİK Dönemsel GSYH Bültenleri.)

30 Ağustos 2020 Pazar

En Büyük Bayram Kutlu Olsun

Kurtuluş Savaşının bütün aşamaları önemlidir ama en önemli aşaması 26 Ağustos 1922’de başlayan ve 9 Eylül’de İzmir’de sonuçlanan Büyük Taarruzdur. Büyük Taarruzun en önemli, aşaması da Atatürk’ün Başkomutan Savaşı dediği Başkomutanlık Meydan Savaşıdır. Savaşın tarafları, güçleri ve kayıpları şöyledir (kaynak: Wikipedia.)

19 Ağustos 2020 Çarşamba

Merkez Bankası Faizi Arttırır mı?

Birinci Soru: Merkez Bankası Faiz Artırır mı?
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 20 Ağustos Perşembe günü olağan toplantısını yapacak. Son dönemde kurda ciddi bir yükseliş yaşandı. Aşağıdaki tablodan izlenebileceği gibi 16 Temmuz’da 6,8582 olan USD/TL kuru bir ay içinde hızla yükselerek 17 Ağustos’ta 7,3821’e çıktı. Aynı dönemde Merkez Bankası’nın, bankaları fonlamakta kullandığı üç farklı faizden en önemlisi olan politika faizi (yüzde 8,25) ve gecelik fonlama faizi (yüzde 9,75) hiç değişmeden kaldı (Kaynaklar: https://www.tcmb.gov.tr ve www.bloomberght.com.)

16 Ağustos 2020 Pazar

Lümpen ve Marjinal

Günümüzde, özellikle kişilerle ilgili benzetmeler yapılırken sık kullanılan iki sözcük var: Lümpen ve Marjinal.

Almancadan gelen lümpen sözcüğünün TDK Sözlüğünde iki karşılığı bulunuyor: (1) Ayaktakımı, (2) Sınıfsız. Lümpen sözcüğü günlük yaşamda genellikle yoksul, sefil, işsiz güçsüz, başı boş, serseri gibi anlamlarda kullanılıyor. Lümpen tanımı içindeki kişiler genellikle yaşadığı toplumun kültürüne yabancı, buna karşın bilgiliymiş gibi davranan, kendini üstün gösterme çabası içinde olan kişilerdir.

Kökeni Fransızcadan gelen marjinal sözcüğünün de lümpen gibi TDK Sözlüğünde iki karşılığı var: (1) Aykırı, (2) Son birim. Sözcük günlük yaşamda çoğunlukla aykırı, uç, alışılmışın dışında, sıradan olmayan, sınırları zorlayan anlamlarında kullanılıyor. Diğer insanlardan fiziksel olarak farklı bir görünümü ya da davranışları olanlara 'marjinal tip' deniyor. Çoğunluğun giymediği kıyafetleri giyen, saçlarını alışılmış renklerin dışında renklere boyayan, farklı makyaj yapan insanlar bu tür marjinal tipin başlıca örneklerini oluşturuyor.

11 Ağustos 2020 Salı

Merkez Bankası Faizi Artırmadı Ama Yükseltti

Covid – 19 pandemisi sürecinde çoğu ülkede olduğu gibi para basılarak kamu harcamaları artırıldı. Böyle bir ortamda para basılması ve kamu harcamalarının artırılması doğru bir yaklaşımdı. Ne var ki basılan paraların yönlendirildiği yerler doğru değildi. Basılan paralar işsizlere, işinden ayrılanlara ve asgari ücretli tüketicilere yönlendirilmeliydi. Çünkü bu kişiler aldıkları parayı harcarlar, o parayla döviz almaya gitmezler. Oysa paraları ellerine geçirenlerin önemli bir bölümü para bolluğunun TL’de değer kaybı yaratacağını düşünerek döviz almaya yöneldi. Bu süreçte kredi kullanımı da teşvik edildi. Bu da doğru bir adımdı. Ne var ki burada da verilen kredilerin nerede kullanıldığı denetlenmeyince kredi alanların önemli bir bölümü bu kredilerle döviz almaya yöneldiler. Özetle söylemek gerekirse doğru adımlar yanlış yönlere atılınca ekonomiyi canlandırmak yerine dövize talep canlandırılmış oldu.  

9 Ağustos 2020 Pazar

Geldik Yine Faize

Dünyada yalnızca dolar olarak 2 trilyon dolara yakın nakit para var. Bu 2 trilyon dolara yakın para dünyanın her tarafına dağılmış durumda. Diğer ülkelerin merkez bankaları, bankaları, şirketleri, fonları, kişileri kendi ülkelerinin parasının yanında birikimlerini korumak amacıyla dolar tutuyor. ABD’nin GSYH’si kabaca 21 trilyon dolar olduğuna göre nakit olarak piyasaya çıkardığı para GSYH’sinin yüzde 9,5’ine denk geliyor. Bir karşılaştırma yapmak amacıyla Türkiye’nin durumuna bakalım. Türkiye’de dolaşımdaki para miktarı 231 milyar TL (33 milyar dolar.) Türkiye’nin GSYH’si 750 milyar dolar tahmin ediliyor. Buna göre dolaşımdaki TL miktarının GSYH’ye oranı yüzde 4,4 ediyor. TL’nin yalnızca Türkiye’de, doların ise bütün dünyada kullanıldığını düşünürsek bu oran normal, hatta TL/GSYH oranı fazla bile. Önceki yıllarda oran yüzde 3 dolayındaydı, pandemiden dolayı para basılınca böyle oldu.

Türkiye’nin resmi (TCMB nezdindeki) brüt döviz ve altın rezervi toplamı 90 milyar dolar. Kamu bankalarındaki rezervleri de buna eklersek kabaca 105 milyar dolar ediyor. Merkez Bankası brüt rezervlerinin net tutarı 26 milyar dolar. Buna kamu banklarının rezervlerini de eklersek yaklaşık 40 milyar dolar ediyor. Buradan ödünç alınmış olan döviz ve altın swaplarını ve kamu bankalarının açık pozisyonlarını düşersek aslında rezervlerimiz ciddi miktarda eksi çıkıyor. Dolayısıyla hesaplarda görünen döviz miktarları aslında başkalarına ait ödünç paralar. Bunları bir çeşit emanet olarak düşünebiliriz. Bize emanet edenler gelene kadar bunları kullanabiliriz ama emanet eden geldiğinde hemen bulup vermemiz lazım.

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Dolar, Euro ve Altın

Son dönemde Dolar, TL dışında diğer paralara karşı değer kaybediyor ve bunun sonucu olarak Euro değer kazanıyor. Euro, ikincil rezerv para konumunda olduğu, altın da karışık durumların gözde aracı olduğu için Doların boşalttığı yerlerin bir kısmını birlikte dolduruyorlar. Dolar Endeksi (doların, Euro, yen, pound, İsviçre frangı, İsveç Kronu ve Kanada dolarından oluşan sepete karşı değeri) Nisan ayında çıktığı 103,05 düzeyinden Covid – 19 pandemisinin ekonomide yarattığı tahribatla bugünkü 93,00 düzeyine gerilemiş görünüyor. Oysa Dolar, yılbaşında Euro’ya karşı oldukça güçlü bir konumdaydı ve Euro/Dolar paritesi sürekli geriliyordu. Bunun nedeni Avrupa’nın ekonomik olarak ABD’nin performansına göre oldukça geride kalması ve Covid-19 pandemisinin Avrupa’daki etkisinin ABD’ye göre daha yüksek görünmesiydi. Haziran ayından itibaren işler tersine döndü, Covid – 19 pandemisi etkisini artırdıkça ABD ekonomisi hızla bozulmaya başladı. Bu gelişmeler Dolardan kaçış eğilimi yarattı.    

2 Ağustos 2020 Pazar

Okuduğum Kitaplardan Seçmeler

Aysel Gündoğdu, Herkese Göre Finans, Remzi Kitabevi, 2020
Aysel hoca, bu kitabında finansın karışık konularını olabildiğince basite indirgeyerek, herkesin anlayabileceği bir biçimde anlatıyor. Kitap, özellikle öğrencilerin sevdiği bir tarzda soru ve yanıt biçiminde tasarlanmış. Finans alanında akla gelebilecek pek çok sorununun yanıtını bu kitapta bulabilirsiniz. Finansla ilgilenen, her gün medyada karşısına çıkan konuların ne anlama geldiğini merak eden herkese tavsiye ediyorum.

29 Temmuz 2020 Çarşamba

Dünya Gelir Sınıflandırması ve Türkiye

Dünya Bankası, ülkeleri kişi başına gelirlerine göre dört grupta sınıflandırıyor: Düşük gelirli ülkeler, alt-orta gelir grubundaki ülkeler, üst – orta gelir grubundaki ülkeler ve yüksek gelir grubundaki ülkeler. Her yıl yenilenen bu sınıflandırmayı yaparken ülkelerin kişi başına GNI düzeyine (Gayrısafi ulusal geliri) ve grupları sınıflandırırken de SDR deflatörünü kullanarak ayarladığı yıllık enflasyon oranına bakıyor. 

Bu çerçevede 2019 yılı sınıflandırmasını 2018 yılıyla karşılaştırmalı olarak bir tabloda gösterelim (kaynak: https://blogs.worldbank.org/opendata/new-country-classifications-income-level-2019-2020)

Gelir Grubu (USD)
2018
2019
Düşük Gelirli Ülkeler
< 996
< 1.025
Alt orta Gelirli Ülkeler
996-3.895
1.026-3.995
Üst orta Gelirli Ülkeler
3.896-12.055
3.996-12.375
Yüksek Gelirli Ülkeler
> 12.055
> 12.375

Bu yeni gruplandırmaya göre 2018’de 13.040 Dolar kişi başına geliri olan Arjantin 2019’da 12.370 Dolara düştüğü için yüksek gelirli ülkeler grubundan üst orta gelirli ülkeler grubuna düşmüş bulunuyor.

25 Temmuz 2020 Cumartesi

Merkez Bankası Faizi İndirdiği Halde Gösterge Faiz Niçin Düşmüyor?

Merkez Bankası, haziran ayı hariç tutulursa tam bir yıldan bu yana faiz indiriyor. 26 Temmuz 2019’da politika faizi yüzde 24’den 19,75’e düşürerek başladığı indirim eylemine her ay devam ederek Mayıs 2020’de yüzde 8,25’e kadar geldi. Haziran ayında faize dokunmadı. Dolayısıyla şu anda Merkez Bankasının politika faizi (haftalık repo faizi) yüzde 8,25.

Buna ek olarak Merkez Bankası piyasa yapıcı bankalara 1 puan düşük faizle borç veriyor. Son zamanlarda kullanılmasa da bir de gecelik borç verme faizi var. Bunların, verilen borç miktarıyla ilişkilendirilmiş ağırlıklı ortalaması da (TCMB ortalama fonlama maliyeti) Merkez Bankasının uyguladığı ortalama faizi gösteriyor. Bu faizin temelini oluşturan politika faizi ve gecelik faizi düşürdükçe doğal olarak bu ortalama faiz de düşüyor. Bu ortalama faiz geçen hafta sonu itibarıyla yüzde 7,54 idi. Yani Merkez Bankası bankaları ortalama yüzde 7,54 faiz oranıyla fonluyor.  

22 Temmuz 2020 Çarşamba

İnşaatla Büyüme Çabası: İki Dönemin Hikayesi

Türkiye’nin inşaata dayalı büyüme modeline geçişi 1980’lerde Özal ile birlikte başladı. Özal, bu sektörü devlet teşvikiyle canlandırabilmek için Toplu Konut İdaresini kurdu. Türkiye, o güne kadar uyguladığı imalat sanayi önderliğinde büyüme modelinden inşaat kesimi önderliğinde büyüme modeline geçiş yaptı. Buna karşılık inşaat kesimine dayalı büyüme modeli asıl olarak AKP iktidarı sırasında süreklilik kazandı. O nedenle burada konu edeceğimiz iki dönem 2003 – 2011 dönemiyle 2012 – 2020 dönemi[i].

AKP iktidarı işbaşına geldiğinde dönem inşaat kesimi modeliyle büyüme modelini uygulamak için uygun bir dönemdi. Küresel sistem büyüyordu, gelişmekte olan ülkelere büyük ilgi vardı, Türkiye Avrupa Birliğiyle tam üyelik müzakeresine başlamıştı. Bu ortamda Türkiye’ye ihtiyaçtan fazla döviz giriyor ve bu sayede döviz kurları 2005 – 2011 arasında neredeyse sabit kalıyordu. Aynı sürede enflasyonda da gerileme olduğu için faizler de düşüyordu. Yüksek reel faiz kazanmaya alışmış olan tasarruf sahipleri bu düşük faizlere alışamadığı için paralarının değerini korumak üzere yatırım amaçlı konut alımına yöneliyorlardı. TL’nin gücü enflasyonun ve dolayısıyla faizlerin düşmesine yol açıyor, bankalar uzun vadeli ve düşük faizli konut kredisi vererek inşaata olan talebi artırıyorlardı. Bu dönemde konuta o kadar fazla talep oldu ki konut fiyatları katlanarak arttı. Konut yatırımı, tasarrufu olanlar için olduğu kadar tasarrufu yetersiz olup da kredi kullanabilenler için en doğru yatırım haline geldi.

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Rezervleri Hesaplama Rehberi

Merkez Bankası’nın (TCMB) Altın ve Brüt Döviz Rezervleri
Brüt döviz ve altın rezervlerinin miktarlarını görebilmek için TCMB sitesindeki (www.tcmb.gov.tr) ‘istatistikler bölümünden’ ‘parasal ve finansal istatistiklere’ oradan da ‘haftalık para ve banka istatistiklerine’ gitmemiz gerekiyor. Burada karşımıza çıkan menünün 1 numaralı tablosuna bakacağız.


Buna göre eldeki son veriler (10 Temmuz 2020 tarihi itibarıyla) altın rezervinin 40,4, brüt döviz rezervinin 49,6 milyar dolar ve toplam TCMB rezervlerinin 90 milyar dolar olduğunu gösteriyor.

16 Temmuz 2020 Perşembe

Bütçe Açığı Üzerine Düşünceler

Geçen yılın ilk 6 ayında 78,6 milyar TL olan bütçe açığı bu yılın ilk 6 ayında 109,5 milyar TL oldu. Buna göre yılın ilk yarısında bütçe açığı geçen yıla göre yüzde 40’a yakın artmış bulunuyor. Eğer hiç faiz ödememiz olmasa ne olurdu diye baktığımızda orada da durum parlak görünmüyor. Geçen yılın ilk 6 ayındaki açıktan 10 milyar TL daha yüksek faiz dışı açık var. Tablo şöyle (kaynak; Hazine ve Maliye Bakanlığı 2020 Haziran Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu.)

Milyar TL
2019/6
2020/6
Değişim (%)
Giderler
481,5
564,8
17,3
Faiz Dışı Giderler
430,8
493,6
14,6
Faiz Giderleri
50,7
71,2
40,4
Gelirler
403,0
455,4
13,0
Vergi Gelirleri
307,7
335,9
9,2
Vergi Dışı Gelirler
95,3
119,5
25,4
Bütçe Dengesi
-78,6
-109,4
39,2
Faiz Dışı Denge
-27,8
-38,2
37,2
Vergi Gelirleri / FD Giderler (%)
71,4
68,1
-4,7

Tabloya göre faiz dışı bütçe giderleri geçen yıla göre yüzde 14,6 artmış. Bu artış ilk 6 aylık ortalama enflasyondan (yüzde 11,89) yüksek olsa da pandemi nedeniyle birçok ek harcama yapılmak zorunda kalındığı için normal karşılanabilir. Faiz giderlerindeki yüzde 40,4’lük büyük artış bize Merkez Bankası kârı ve yedek akçesinin bütçeye devredilmesine karşılık borçlanmanın hem miktar hem de maliyet olarak arttığını gösteriyor.

14 Temmuz 2020 Salı

Kritovulos Tarihi'ni Okumanın Tam Zamanı

Asıl adıyla Mihail Kritopulos, bilinen adıyla Kritovulos 1410 yılında Gökçeada’da doğmuş, 1470 yılında Aynaroz’da (Yunanistan) ölmüş. Fatih Sultan Mehmet’in hükümdarlık süresinin 1453 – 1467 yılları arasını kapsayan tarih kitabını padişaha “Bahtiyar, mazhar ve muzaffer, üstün ve yenilmez, Tanrı’nın yardımıyla karanın ve denizin egemeni, şahların şahı, yüce imparator Mehmed’e kullarının kulu adalı Kritovulos’tan” diye yazdığı ithaf mektubuyla takdim etmiş.

10 Temmuz 2020 Cuma

Gerçek İşsizlik Oranı

TÜİK Nisan ayı işsizlik oranını yüzde 12,8 olarak açıkladı. Önceki ayın işsizlik oranı yüzde 13,2, bir önceki yılın Nisan ayı işsizlik oranı ise yüzde 13 idi. Yüzde 12,8’lik işsizlik oranı kamuoyunda her zamankinden daha da fazla tepki yarattı. Oysa bu oran, kabul edilen varsayımlara göre doğru. Asıl soru şu: Kabul edilen varsayımlar gerçek yaşamı yansıtıyor mu yoksa hayal ürünü mü?

15 ve daha yukarı yaştaki bir kişinin işsiz sayılabilmesi için: (1) Son 4 hafta içinde bir gün dahi ücretli ya da ücretsiz hiçbir işte çalışmamış olması, (2) Son 4 hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış olması, (3) 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olması gerekiyor.
Bu tanıma uymayanlar mesela işsiz olduğu halde son 4 haftada iş başvurusu yapmamış olanlar veya birisinin yanında bir gün ücretle bir iş yapmış olanlar ya da bir gün karın tokluğuna çalışıp da ücret almamış olanlar işsiz sayılmıyor.

8 Temmuz 2020 Çarşamba

Ekonomideki İllüzyonlar

İllüzyon ya da yanılsama, gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. Algılama sırasında oluşan yanılsamalar bazen kendiliğinden ortaya çıkar. Çölde, güneşin kumdaki yansımalarını su birikintisi sanmaya yol açan serap gibi algılamalar kendiliğinden oluşan yanılsamaya örnektir. Bazen de birisinin yarattığı illüzyonlar algılamamızı etkileyebilir. İç tarafı siyah kadifeyle kaplı bir kutunun içinde kaybedilen eşya tipik bir illüzyon gösterisidir. Kutunun içinde aynı renk kadifeyle kaplı cebi ya da bölmeyi renk aynılığından dolayı kimse fark etmez. Bu gibi yanılsamaya yol açan oyunları yapanlara illüzyonist deniyor.

Özellikle parasının iç değer kaybının (enflasyon) ve dış değer kaybının yüksek olduğu ekonomilerde karşılaşılan birçok olay, ortaya çıkardığı farklı görünümler nedeniyle yanılsamalara yol açar. İnsanların gayrimenkulleri ikinci elden satışa çıkardıkları zaman karşılaştıkları yanılsamalar buna örnek oluşturur. Diyelim ki bir kişi 2010 yılı 7 Temmuz günü 1 milyon liraya satın aldığı bir konutu 2020 yılının 7 Temmuz günü 2,5 milyon liraya satmış olsun. İlk bakışta bu işlemden 1,5 milyon lira kazanmış görünür. Bu, tipik bir yanılsamadır. 7 Temmuz 2010’da USD/TL kuru 1,55 idi. Yani o tarihte 1 milyon lira ile dolar satın almış olsaydı 645 bin doları olacaktı. Bugün USD/TL kuru 6,86 olduğuna göre 645 bin doların karşılığı 4,4 milyon lira ediyor. Bu durumda bu kişi döviz almak yerine gayrimenkul alarak 1,9 milyon lira kaybetmiş olmaktadır ( söz konusu tarihlere ait satış kurları için kaynak: TCMB.) Bu on yılda 1,9 milyon liradan az kira geliri elde etmişse (ki o kadar kira geliri elde etmesine olanak yok) yine de zararda olacaktır. 

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Faizi İndirince Enflasyon Düştü mü?

Ekonomik bir konuyu anlamak için derin ekonomi bilgisine ihtiyaç yoktur. Tıpkı diğer bilim dallarında olduğu gibi ekonomi bilimi de neden sonuç ilişkileri üzerine kuruludur. Bir olayı ele alırken hangisi neden hangisi sonuç ayırt etmek doğru çözüme ulaşmak için şarttır. Bunu yapabilmek için ön yargılardan sıyrılmak, gerçeği öğrenmeye çalışmak, verileri titizlikle incelemek bir de analiz yapmayı bilmek yeterlidir. Bu gereklere uymadan bir olaya bakılırsa neden – sonuç ilişkileri yanlış kurulabilir ve tamamen farklı çıkarımlara ulaşılabilir.

3 Temmuz 2020 Cuma

Can Sıkıcı Bir Dış Borç Hesabı

Türkiye ekonomisinde son dönemlerde ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Örneğin TL’nin dış değer kaybı enflasyondan yüksek olduğunda satın alma gücüne göre hesaplanan GSYH’si hızla artıyor. Tersi olur da enflasyon dış değer kaybından yüksek olursa bu kez cari fiyatlarla GSYH’si artıyor. Her ikisi de gerçek durumu değil sanal durumu gösteriyor.

Bir başka ilginçlik dış borç stoku azaldıkça dış borç yükü artıyor. Dış borç stoku kamu kesiminin, TCMB’nin ve özel kesimin mevcut dış borçlarının toplanmasıyla bulunan büyüklüğü ifade ediyor. Dış borç stoku dolarla ifade ediliyor. Bunu dolar cinsinden hesaplanan GSYH’ye böldüğümüzde dış borç yükü ortaya çıkıyor:

Dış Borç Yükü = Toplam Dış Borç Stoku / GSYH

1 Temmuz 2020 Çarşamba

Reel Ekonomide 2020’ye İlişkin İlk Sonuçlar

Sanayi Üretiminin Durumu
Ekonominin üretim tarafındaki durumu saptayabilmek için sektörlerin durumuyla ilgili verilere sahip olmak gerekiyor. Bu konuda eldeki tek güncel veri sanayi üretimi olduğu ve sanayi üretimi GSYH’deki payının yüksek olmamasına karşılık bütün sektörleri etkileyecek bir yapıda olduğu için sanayi üretimindeki değişimi almamız bize bir fikir verecektir. Grafik sanayi üretimi değişimi gösteriyor (Kaynak: http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=33799)


Grafiğe göre 2018 yılının ikinci yarısında başlayan ivme kaybı 2019’un son çeyreğine kadar sürmüş, sonrasında sanayi üretiminde geçen yılın aynı dönemine göre artmış ortaya çıkmıştır. Bu eğilim 2019 yılının mart ayında yeniden düşüşe dönmüş ve nisan ayında geçen yılın nisan ayına göre yüzde 31,4 oranında bir küçülmeyle dibe vurmuştur.

28 Haziran 2020 Pazar

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği

Rezerv Yeterliliğinin Ölçülme Yöntemi
Bir ülkenin resmi döviz rezervleri, dış ödeme zorluklarıyla karşılaşılması halinde, Merkez Bankasınca denetlenen, kullanıma hazır durumdaki dış varlıkları olarak tanımlanabilir. Döviz rezervi bulundurmanın yararları konusunda fazla bir tartışma olmasa da tutulacak rezervin ideal miktarı ve bu miktarın nasıl bir kritere dayandırılarak belirleneceği konusunda görüş birliği bulunmuyor. Bu konuda yaygın kullanılan kriter IMF’nin de kullandığı Guidotti – Greenspan Kuralına göre oluşturulan kriterdir. Guidotti – Greenspan kuralı; merkez bankasının sahip olduğu brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamının, ülkenin vadesine bir yıl kalmış olan dış yükümlülüklerine eşit olmasını öngören kuraldır.[i] Bir yıllık süre içinde, dış yükümlülüklerin yenilenememesi halinde, o ülkeye dış kaynak girişinin devam edebilmesi için bu eşitlik önemlidir. Bu kriteri şöyle bir denklemle ifade etmek mümkün:

Merkez Bankası Rezervlerinin Yeterliliği = Merkez Bankası Brüt Döviz ve Altın Rezervlerinin Toplamı / Ülkenin Vadesine 1 Yıldan Az Kalmış Olan Döviz Yükümlülükleri

25 Haziran 2020 Perşembe

Fenerbahçe Yönetimine Son Açık Mektubum

Sayın Başkan, Yönetim Kurulunun Saygıdeğer Üyeleri,

Bir yıl kadar önce tarafınıza bir açık mektup yazarak devşirme oyunculara dayalı takım kurma modelinin gerek tek tek alınan oyuncuların bir araya geldiklerinde takım ruhu oluşturamaması gerekse çok pahalı bir yöntem olması ve kulübün maddi imkânlarının elvermemesi nedeniyle terk edilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu modelin yerine birkaç deneyimli oyuncunun alınması ve yanlarına genç oyuncuların monte edilmesiyle kurulacak bir takım modeline geçilmesini önermiş, mevcut modelin sürdürülemez olduğunu vurgulamıştım. Ne yazık ki tam tersi yapıldı ve yine birçok üçüncü sınıf futbolcu dünyanın parası ödenerek alındı ve takıma monte edilmeye çalışıldı. Sonuç tıpkı önceki yılda olduğu gibi tam anlamıyla bir facia oldu. Bir örnek olarak Adil Rami’ye değinmeme izin verin. Büyük umutlarla ve paralar ödenerek alınan bu oyuncu birkaç maç oynadı ve negatif katkı yaparak (bir maçta takımın gol yemesine neden olmuştu) ayrıldı gitti. Fenerbahçe takımında an itibariyle benim hayalimdeki Fenerbahçe’de oynayabilecek tek bir oyuncu yok. Hayalimi de öyle Avrupa düzeyi filan gibi yüksek tutmuyorum. Ona karşın bu takımdaki tek bir oyuncu böyle bir hayalde yer alamıyor ne yazık ki.

23 Haziran 2020 Salı

Türkiye İlk 10 Ekonomi Arasına Girebilir mi?

Meselenin Ortaya konuluşu
Son günlerin gündemde en fazla yer tutan konularından birisi Türkiye’nin en büyük 10 ekonomi araya girmesinin mümkün olup olmadığı tartışmasıydı. Çoğu insan halen GSYH büyüklüğü bakımından son 4 yılda 17’ncilikten başlayarak 19’unculuğa gerilemiş olan Türkiye’nin nasıl olup da ilk 10 ekonomi arasına gireceği konusuna akıl erdiremiyor. Oysa burada kastedilen sıralama Satın alma Gücü Paritesine Göre (SAGP) ölçülen GSYH sıralamasıydı. Türkiye SAGP’ye göre ölçülen GSYH sıralamasında 2019 yılı itibarıyla 13’üncü sırada yer alıyor (2000 yılındaki yeri 17’ncilikti.) Buradaki kritik soru şu: Türkiye cari fiyatlarla GSYH sıralamasında 17’ncilikten 19’unculuğa gerilerken nasıl oluyor da SAGP’ye göre GSYH sıralamasında 17’ncilikten 13’üncülüğe çıkıyor?

22 Haziran 2020 Pazartesi

Türkiye Ekonomisinin Büyüklüğünün G 20 Ekonomileriyle Karşılaştırılması

G20 Hakkında Genel Bilgi
G20, 19 ülke ve Avrupa Birliği temsilcisinden oluşan uluslararası bir danışma ve karar alma  platformudur. 19 üye ülke, dünyanın en yüksek GSYH’sine sahip olan ülkeleriyle birlikte coğrafi dengeler gözetilerek belirlenmiş ülkelerdir. Eğer G20 üyeleri sadece en büyük GSYH’ye sahip ülkeler arasından seçilseydi İspanya ve Hollanda G20’de yer alacak buna karşılık Arjantin ve Güney Afrika yer almayacaktı. Öyle olunca da Avrupa’dan birçok ülkenin yer alacağı bu oluşumda Afrika hiç temsil edilmiyor, Güney Amerika da sadece Brezilya ile temsil ediliyor olacaktı.

Dolayısıyla  GSYH’si dünya sıralamasında 20’nci sıranın gerisine de düşse Türkiye’nin G20’den çıkması söz konusu değil. Çünkü üyelikte GSYH büyüklüğünün yanı sıra coğrafi denge de gözetiliyor.

20 Haziran 2020 Cumartesi

Geleceğin Dünyası Üzerine Düşünceler

Geçmişin Dünyası
Devletlerin ortaya çıkışı sanki birkaç yüzyıllık bir olaymış gibi görünse de aslında binlerce yıl geriye gidiyor. Neolitik devrimle birlikte göçebelikten çıkıp toprağa yerleşen insanlar, önce köylerde yaşayan kabileler biçiminde örgütlendiler. Her kabilenin bir şefi, bazılarının şefe danışmanlık yapan yaşlılar meclisi vardı. Sonra o kabilelerin bazılarının bir araya gelmesiyle köyler ortaya çıktı. Zamanla köyler kent devletlerine, kabile şefleri krallara dönüştü. Kentler savaşla ya da anlaşmayla bir araya gelerek daha büyük devletleri oluşturdular. Bu devletlerde kral en tepede yer alıyordu. Kralın, genellikle soylulardan oluşan bir danışma meclisi vardı. Buna karşılık örneğin Avrupa’da orta çağda krallar çok da güçlü değillerdi. Toprak sahibi soylular arasında kraldan daha güçlü olanlar vardı. İngiltere’de daha 1215 yılında bu güçlü soylular, kral yurtsuz John’a yetkilerini sınırlayan Magna Carta Libertatum’u imzalatmışlardı.    

14 Haziran 2020 Pazar

Devlet Adamı Deyince

Ziya Müezzinoğlu’nun vefatı haberini duyduğumda içimden bir şeyin koptuğunu hissettim.

1919 yılında Kayseri’de doğmuş, 1942 yılında Siyasal Bilgiler Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1943 yılında Maliye Teftiş Kurulu’na girmiş, 1946 yılında Maliye Müfettişi olmuş, 1959-1960 yılları arasında  Hazine Genel Müdürlüğü,  1961 yılında Kurucu Meclis Üyeliği, 1962-1964 yılları arasında Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığı,  1964-1967 yılları arasında Bonn Büyükelçiliği görevlerinde bulunmuş, 1967’de ortak pazar nezdinde Büyükelçi unvanıyla Daimî Temsilciliğe getirilmiş, 22 Mayıs 1972 tarihinde Ferit Melen’in başbakanlığında kurulan partiler üstü hükümette Maliye Bakanlığı’na atanmıştı. Ben, yarışma sınavını kazanarak Ekim 1972’de Maliye Müfettiş Muavini olarak atandığımda Ziya Bey Maliye Bakanıydı. O zaman bize çok uzak görünürdü. Son derecede sert ve titiz bir kişiliği olduğunu, çok zor beğenen, kılı kırk yaran bir yönetici olduğunu duyardık. Genellikle çekinirdi bakanlıktaki yöneticiler Ziya Bey’den. Yanına çağırdığında sorduğu soruları yanıtlayamazlarsa sinirlenirmiş. Öyle duyardık. Yaklaşık 7 ay sonra bu kez Naim Talu başbakanlığında göreve gelen hükümetle birlikte görevinden ayrıldı. Sonrasında siyasete atılan Ziya Bey, 1975 yılında CHP’den Kayseri Senatörü olarak TBMM’ye girdi ve 1978 yılında bu kez Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki hükümette Maliye Bakanı olarak görev aldı.

13 Haziran 2020 Cumartesi

Geniş İşsizlik Oranı

Açıklanan her istatistiksel veri toplumda farklı reaksiyonlara yol açıyor. Bunların toplum nezdinde en tartışmalı olanları enflasyon ve işsizlik verileri. TÜİK’in açıkladığı bazı verileri kullanarak yorum yaptığınızda sizi ‘vatan haini’ ilan eden bir toplum kesimi var. Kullandığınız verilerin devletin resmi verileri olduğunu açıklasanız bile tavırları değişmiyor. Aynı kurumun farklı verilerini kullanarak yorum yaptığınızda ise birden öteki kesim tarafından ‘yalaka’ ilan ediliyorsunuz. Aynı kurumun iki ayrı dönemdeki verilerini kullandığınızda bile aynı suçlamalarla karşılaşıyorsunuz. Buraya kadar anlattıklarım işin bir tarafı. İşin bir başka tarafı ise kullandığınız verilerin kendisinden kaynaklanan tuhaflıklar. Buna bir örnek olarak TÜİK tarafından hafta içinde açıklanan mart ayı istihdam/işsizlik verilerini ele alıp inceleyelim:  

10 Haziran 2020 Çarşamba

Para Basmanın Sonuçları

Para basmanın dayanakları
Artık pek fazla işlevi kalmamış olan madeni parayı hazineye bağlı Darphane, asıl para işlevi gören kâğıt parayı merkez bankası basar. Bunlara ek olarak kaydi parayı da (hesap parası ya da banka parası) bankalar yaratır ([i].) Kaydi para, madeni para ve kâğıt para gibi fizik olarak dolaşımda bulunmaz ama paranın yukarıda sayılan bütün işlevlerini görür. Kâğıt para miktarı bir ölçüde kaydi paranın da miktarını belirleyeceği için merkez bankasının dolaşıma soktuğu para miktarı (emisyon) önemlidir.

8 Haziran 2020 Pazartesi

Aktif Rasyosu Aktive Oluyor

Büyük bir özel kesim bankasının müşterilerine yolladığı bir mektupla başlayan tartışmalar son birkaç günün gündeminde ağırlıklı yer aldı. Söz konusu banka mektubunda özetle döviz tevdiat hesabı açılması ya da mevcutların devam edebilmesi için belirli bir asgari miktar koyduğunu bunun altında vadeli döviz tevdiat hesabı açılmayacağını, mevcut mevduatlardan vadesi dolanların da yenilenmeyerek vadesiz hesaba dönüştürüleceğini yazıyordu. Bir süre bunun ne amaçla yapıldığı anlaşılamadı, sonra da bankanın niçin bu yola gittiği konusu tartışılmaya başlandı.

4 Haziran 2020 Perşembe

Amerika'da Irkçılık

ABD'nin Minneapolis kentinde siyahi George Floyd'u gözaltına almak isterken yere yatırıp boğazına diziyle bastıran ve ölümüne neden olan polis memurlarına tepkiyle başlayan olaylar bütün ülkeye yayılan protestolara dönüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın, güvenlik güçlerine, gereğinde ateş açılması talimatı vermesi olayın giderek büyümesine ve yayılmasına yol açtı. Protestolar ve yağmalamalar yayılırken polis de son derecede acımasız biçimde orantısız güç kullanmaya girişti. Dünya, bu yaklaşımın altında ABD’de bir türlü bitmeyen ırkçılığın etkisi olduğunu konuşuyor. 

Fransız düşünür Alexis de Tocqueville Amerika’da yaptığı incelemelerde Amerikan sistemi hakkında çok önemli gözlemlerde bulunmuş ve bunları ilk kez 1835 yılında yayımlanmış olan Amerika’da Demokrasi kitabında ortaya koymuştur. İlker Yılmaz, Sasam için yaptığı bir araştırmada Amerika’da Demokrasi kitabını ayrıntılı olarak değerlendirmiş ve ırkçılık konusunda Tocqueville’in saptamalarını şöyle özetlemiş[i]: “Eski toplumlarda köle, efendisiyle aynı ırktandı ve çoğu zaman bilgi ve eğitim düzeyi olarak efendisinden üstündü. Köle ile efendiyi ayıran tek şey, özgürlüktü. Köleye özgürlük tanındığı zaman, efendi ile köle kolaylıkla bütünleşirdi. Ancak bu durum, Amerika’da geçerli değildir. Öyle ki; siyahi bir insanı özgürleştirebilirsiniz fakat Amerikalıların gözünde o insanın bir yabancı olarak kalmasını engelleyemezsiniz. Yazar, bunu kitabında şu şekilde savunmuştur: Kölelik kavramı kaldırıldıktan sonra bile ön yargılar devam edecektir. Bu yüzden hiçbir zaman siyahiler Amerikalılar ile tam anlamıyla bütünleşemeyecektir.”

Alexis de Tocqueville’in 1835 yılında gözlemlediği ırkçılık saptamasının 185 yıl sonra da aynen geçerli olduğu görülebiliyor.

Demokrasi çok kolay gibi görünen ama gerçekte çok zor olan bir rejimdir. Sistemin temelinde hoşgörü vardır. Eğer hoşgörü yoksa demokrasi gelişemez. Hoşgörü dediğimiz şey aslında azlık haklarının korunmasıyla başlayan, fırsat eşitliği, yasalar karşısında eşitlik, ırk ve cinsiyet ayrımının yok edilmesiyle devam eden, siyasal iktidarın çeşitli denge mekanizmalarıyla ve her şeyden önemlisi kamuoyu aracılığıyla denetlenmesini öngören bir noktaya kadar giden çok kapsamlı bir yaklaşımdır. Demokrasi, kimin yöneteceğinden çok nasıl yöneteceğine ilişkin bir rejimdir.  

Batıda aydınlanmanın en önde gelen düşünürlerinden olan İngiliz filozof John Locke hoşgörüyü şöyle çerçeveliyor: “Hoşgörü, insan toplumlarının kalıcı bir barış ve huzur ortamında yaşayabilmelerinin vazgeçilmez şartıdır. Bu sadece bugün böyle değildir. Dün de böyleydi, yarın da böyle kalacaktır. Hoşgörünün iki temel alanı vardır. Birincisi, toplumsal hoşgörüdür. Toplumsal hoşgörünün sosyolojik bir olgu olarak yerleşmesi zaman alır. Hoşgörünün ikinci boyutu siyasal alanla, daha doğrusu devletin toplumsal hayattaki yeriyle ilgilidir[ii].”

İyi yönetimin de hoşgörünün de en büyük düşmanı kibirdir. Bir yerde hata varsa o hatanın nereden geldiğini görmek ve ona göre davranmak yaşamsal önemdedir. Bunun en önemli engeli kibirdir. Marksist iktisatçı Lord Meghnad Desai Kibir adlı kitabında küresel krize giren sitemde yanlışın nereden kaynaklandığını tarihte yaşanan ekonomik krizlerle açıklamaya çabalıyor. İktisatçıların kuşkuya dayalı araştırmaları bıraktıklarını ve kapıldıkları kibir nedeniyle krizi tahmin edememe hatasını nerede yaptıklarını göremediklerini, o nedenle de her sorunu tek bir teoriyle çözme hatasında ısrar ettiklerini anlatıyor[iii].

ABD Başkanı Donald Trump, polisin ilk anda uyguladığı orantısız gücün yarattığı ölüm olayı nedeniyle toplumdan devlet adına özür dileyip ve söz konusu polislerin derhal suçüstü mahkemesine çıkarılacağını açıklasaydı olaylar bu boyuta gelmeyebilirdi.  

Hatayı kabul etmek ve özür dilemeyi bilmek aslında basit ama çözüme dönük bir adımdır. Ne var ki günümüz dünyasında özür dilemenin zaaf olduğunun düşünüldüğü daha düşük kültürlerin görüşü dünyayı egemenliği altına aldı. Devleti yönetenler, olayların büyümesini engellemek yerine kendi seçmenlerine yaranmak için tam tersini yapar oldular. Böylece hoşgörüsüzlük hoşgörünün, karanlıklar da John Locke’un önderliğinde gelen aydınlanmanın yerini almaya başladı. Bugün hala içinde yaşadığımızı sandığımız demokrasinin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike budur. 




[i] İlker Yılmaz, http://sahipkiran.org/2016/09/03/amerikada-demokrasi/, Alexis de Tocqueville, Amerika’da Demokrasi (Çeviren: Seçkin Sertdemir Özdemir), İletişim Yyaınları, 2016.
[ii] John Locke Hoşgörü Üstüne Mektuplar (Çeviren: Melih Yürüşen, Liberte Yayınları, 2004. 
[iii] Meghnad Desai, Kibir (Çeviren: Ebru Kılıç), Koç Üniversitesi Yayınları, 2017

3 Haziran 2020 Çarşamba

Ekonomide Bazı Sorular ve Yanıtlar

Soru: Covid – 19 Pandemi süreci fırsat yaratır mı?
Yanıt: Bu dönemi teknik ve teknolojik altyapısını geliştirmeye harcayan, e-ticaret için gereken donanımı kuran şirketler için, pandemi arası çok iyi fırsat yaratmış durumdadır. Artık çok net görülüyor ki geleceğin dünyasında insanlar alışverişlerinin önemli bir bölümünü evden yapacaklar. Şirketler eskisi kadar fazla eleman çalıştırmayacaklar ve verimliliği en üst düzeye çıkarmaya çabalayacaklar. Müşteri verisi toplayan, bu verileri iyi değerlendirmek en önemli konular arasına girecek. Hiç kuşkusuz bütün bu değişiklikler için bu aradan yararlanıp yatırım yapan, değişikliğe giden şirketler önümüzdeki dönemi iyi değerlendirecekler. Bu adımları atanlar kalıcı farklar yaratacaklar.  

29 Mayıs 2020 Cuma

İlk Çeyrek Büyümesi ve Kamuoyunun Bakışı

GSYH Büyümesinin Kökenleri
Aşağıdaki tablo hangi sektörün büyümeye ne kadar katkı yaptığını gösteriyor (Kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, I. Çeyrek: Ocak - Mart, 2020)

İlk Çeyrek Sonuçları (%)
2018
2019
2020
GSYH'de Payı
Tarım, ormancılık ve balıkçılık
8,1
2,6
3,0
2,8
Sanayi
7,7
-3,9
6,2
23,4
İnşaat
6,8
-9,3
-1,5
5,5
GHI Hizmetler
10,5
-3,4
3,4
23,5
Bilgi ve İletişim
6,2
0,2
10,7
2,5
Finans ve Sigorta Faaliyetleri
2,9
2,9
1,6
3,7
Gayrimenkul Faaliyetleri
3,8
1,6
2,4
7,2
Mesleki, idari ve destek hizmet Faal.
12,4
-11,8
1,9
4,9
Kamu yönetimi, eğitim, sağlık ve sos.
5,4
8,8
4,6
14,2
Diğer Hizmet Faaliyetleri
10,5
-2,4
12,1
2,5
Sektörler Toplamı
7,6
-1,8
4,0
90,1
Vergi - Sübvansiyon
5,9
-6,9
9,7
9,9
GSYH Büyümesi (Alıcı Fiyatlarla)
7,4
-2,3
4,5
100,0

Sektörlerin GSYH içindeki ağırlığı göz önüne alınınca yüzde 4,5’luk ilk çeyrek büyümesinde asıl etkinin sanayi, hizmetler ve kamu yönetiminden geldiği görülüyor. Sanayi üretiminin ilk çeyrekteki büyümesinin yüksek olduğu sanayi üretim endeksi verilerinden biliniyordu. Öte yandan geçen yılın ilk çeyrek büyümesinin eksi 2,3 olmasının baz etkisi yaratacağı da bekleniyordu.

Konuya bir de harcamalar açısından bakalım (Kaynak: TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, I. Çeyrek: Ocak - Mart, 2020)

İlk Çeyrek Sonuçları (%)
2018
2019
2020
GSYH'de Payı
Yerleşik hane halkının tüketimi
6,0
-5,1
5,1
56,9
Devletin nihai tüketim harcamaları
4,9
6,6
6,2
16,6
Gayrı safi sabit sermaye oluşumu
10,4
-12,4
-1,4
25,9
Stoktaki değişiklikler
0,0
0,0
0,0
4,8
Mal ve hizmet ihracatı
0,9
8,7
-1,0
29,5
Mal ve hizmet ithalatı
-15,3
29,3
-22,1
-33,6
GSYH Büyümesi
7,4
-2,3
4,5
100,1

Harcamalar açısından baktığımızda GSYH içinde en büyük paya sahip iki kalem olan yerleşik hane halkının tüketimi ve devletin nihai tüketim harcamaları kalemlerindeki yüksek büyüme oranları dikkati çekiyor. Buna karşılık iki önemli kalem; gayrı safi sabit sermaye oluşumu (yatırım harcamaları) ve ihracat geçen yılın ilk çeyreğine göre küçülmüş bulunuyor. Demek ki Türkiye, ilk çeyrekte yatırım ve ihracat açısından küçülürken tüketim harcamalarını artırmak yoluyla büyümüştür. Bir başka ifadeyle ilk çeyrek büyümesi tümüyle tüketim bazlı olmuş yatırım yapılmamış, ihracat geriye düşmüştür.

Kamuoyunun Büyüme Oranına Tepkisi
Yılın ilk çeyreğine ilişkin büyüme oranı açıklanmadan hemen önce twitter üzerinden basit bir anket yayınladım. Anket sorusu ilk çeyrek büyümesi artı mı, eksi mi (küçülme) yoksa sıfır mı gelecek şeklindeydi. Ankete oy veren 15.017 kişinin yüzde 45,9’u ilk çeyrek büyüme oranının eksi, yüzde 44,2’si artı ve yüzde 9,9’u da sıfır geleceği tahminde bulundu. Anket bittikten yaklaşık 10 dakika sonra TÜİK yılın ilk çeyrek büyüme oranını yüzde 4,5 olarak açıkladı. Bu veriye ilişkin değerlendirmemi yukarıda sundum. Sanayi üretim endeksi başta olmak üzere çeşitli makroekonomik göstergelere ve anketlere bakarak ilk çeyrek için yaptığım tahmin yüzde 5 dolayında bir büyüme tahminiydi. TÜİK açıklamadan önce anket sonuçlarıyla birlikte ben de bu tahminimi açıkladım.

Burada iki kritik mesele var: (1) Beni izleyenlerin çoğunluk olarak ekonomiyle bir şekilde ilgilenen kişiler olduğunu düşünürsek oy verenlerin yarıdan fazlasının sıfır ya da eksi büyüme beklemesini nasıl açıklarız? (2) Anketi görenlerin bir bölümü (hepsi oy vermiş olmasa da) konuyla ilgili yorumlarını twitter üzerinden attıkları mesajlarla kamuoyuyla paylaştılar. Anket öncesi yapılan yorumların çok büyük bir bölümü açıklanacak veriye güvenilmeyeceği şeklindeydi. Veri açıklandıktan sonra atılan twitlerden açıklanan orana güvensizliğin daha da artmış olduğu görüldü.  

İlk meselenin yanıtının Covid – 19 pandemisinin ekonomide yarattığı olumsuz etkinin ne zaman başladığı konusuna ilişkin bir bağlantı kopukluğunda yattığını düşünüyorum. Ekonomideki çöküş mart ayının ikinci yarısından sonra başladığı halde bu etki insanların zihninde yılbaşına kadar geri gitmiş görünüyor. Ayrıca geçen yılın ilk çeyreğindeki yüzde 2,3’lük küçülme de göz ardı edildi sanırım. Oysa oradan ciddi bir pozitif baz etkisi geldi.  

İkinci meselenin yanıtı çok daha derin bir konu. Kamuoyu, kamu kesiminin açıkladığı verilere inancını yitirmiş görünüyor. Bunu uzun zamandır gözlemliyoruz. Enflasyon ve işsizlik oranları başta olmak üzere açıklanan bütün verilere karşı güvensizlik var. Bu o kadar ileri gitmiş durumdaki o verileri ele alıp analiz yaptığınızda size karşı da güven kaybı oluşuyor. Türkiye’nin bu sıkıntıyı aşması lazım. Kendi kamuoyumuzun, haklı ya da haksız, inanmadığı verilere yabancıların inanıp da burada yatırım yapmasını beklememiz saflık olur. TÜİK’in hükümetten tümüyle bağımsız bir yapıya kavuşturulması yapısal reformların önemli parçalarından birisi olacak gibi duruyor.

İkinci Çeyrekte Ne olur?
TÜİK’in her ay yayınladığı sanayi üretim endeksi, perakende satış hacmi gibi fiziksel veriler ve TÜİK ve Merkez Bankası’nın yine her ay yayınladığı beklenti anketlerine göre ilk çeyrekten sonra işler tersine dönmeye başlamış görünüyor. Bunlar arasında en çarpıcı veriler turizm verileri.
Aşağıdaki tablo ülkeye gelen yabancı turist sayılarını aylar itibarıyla karşılaştırmalı olarak gösteriyor (Kaynak: TC. Turizm ve Kültür Bakanlığı, Nisan 2020 Sınır Bülteni.)


Tablo, ülkeye gelen yabancı turist sayısında Mart ve Nisan ayında yaşanan büyük düşüşü gösteriyor. İlk iki ayda geçen yılın ilk iki ayından daha fazla yabancı turist gelmişken mart ayında sayı birden üçte iki oranında gerilemiş, nisan ayında ise düşüş yüzde 95’i bulmuş.

Şu ana kadar eldeki veriler bize ikinci çeyrekte ekonominin yüzde 10 dolayında bir küçülme yaşayacağını gösteriyor. Küçülmenin daha yüksek olmasını önleyecek tek şey geçen yılın ikinci çeyreğinde yaşanan yüzde 1,6 oranındaki küçülmenin yaratacağı olumlu baz etkisi olacak. 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...