Yayınlar

Eylül, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeni Kararlar ya da Faizi Artırmadan Yükseltmenin Bin bir Yolu

Dolarizasyonun 2001 krizindeki düzeye (yüzde 58) oldukça yaklaşmış olması (yüzde 54), yastık altına para çekilmesinin artmaya devam etmesi, risklerin bir türlü düşürülememesi (CDS primi (568, dünyanın en riskli üçüncü ülkesi), kredi notunun düşmeye devam etmesi ve hepsinden öte faiz artırmada yaşanan sıkıntılar hükümeti yeni kararlar almaya yöneltti. Bunları sıralayalım: İlk olarak Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), aktif rasyosu oranlarını bankalar için yüzde 90’a, katılım bankaları için yüzde 70’e indirdi.   Aktif rasyosu uygulaması bankaları daha fazla kredi vermeye zorlayan bir uygulama. Bu uygulamanın temelini Aktif Rasyosu denklemi oluşturuyor. Denklem şöyle: Aktif Rasyosu  =  [ Krediler + (Menkul Kıymetler x 0,75) + (TCMB Swap x 0,5)] / [TL Mevduat + (YP Mevduat x 1,75)] Bu Nisan ayında yayınlanan kararla bu oranın mevduat bankaları için yüzde 100’ün, katılım bankaları için yüzde 80’in altına inmemesi gerekiyor, bu oranın altında kalan bankalara formüle ayk

Dolarizasyon Yeniden Zirveye Giderken

Resim
Dolarizasyon (teknik ifadesiyle para ikamesi); bir ekonomideki kişi ve kurumların yerel parayla birlikte döviz kullanmaları ve tasarruflarının bir kısmını döviz hesaplarında tutmaları olgusuna verilen isimdir. Bu olgunun tersine dönmesine yani döviz kullanan veya döviz mevduatında paralarını tutanların dövizlerini bozdurup yerel parayı tercih etmeye başlamalarına da ters dolarizasyon (teknik ifadesiyle ters para ikamesi) adı veriliyor.  Adı dolarizasyon olmakla birlikte bu olgu yerel para yerine ikame edilen diğer bütün yabancı para birimleri için geçerlidir. Bu olgunun en üst derecesi yerel para yerine tümüyle bir yabancı paranın kullanılmasıdır. Buna tam dolarizasyon deniyor. Mesela Ekvador ve Panama’da ABD Doları, KKTC’de de TL, Lihtenştayn’da İsviçre Frangı yerel para olarak kullanıldığı için bu ülkelerde tam dolarizasyon geçerlidir. Bunun yanı sıra konvertibiliteye geçmiş yani sermaye hareketlerini serbest bırakmış yüksek enflasyon yaşayan ekonomilerde yerel paranın yanında yaba

Tüketim, Gösteriş Tüketimi, Züppe Etkisi, Veblen Etkisi ve Sürü Etkisi

  Tüketim; mal ve hizmetlerin, ihtiyaçlarını ve/veya isteklerini karşılamak amacıyla insanlar tarafından kullanılmasıdır. Ekonomi bilimi açısından gelir (Y) iki şekilde kullanılır: Tüketim (C) ve tasarruf (S):             Y = C + S Tasarruf ; gelirin tüketilmeyen, ileride tüketilmek üzere saklanan kısmıdır. Gerek tüketim gerekse tasarruf gelirin ve faizin (i) fonksiyonudur (ceteris paribus) [i] :             C = f (Y,i)             S = f (Y,i) Gelir yükselirse tüketim de tasarruf da yükselir. Düşük gelirlerde tüketim çok daha fazla yükselir, yüksek gelirlerde tasarruf daha fazla yükselir. (Reel) faiz yükselirse tasarruf yükselir, tüketim ise düşer.

Merkez Bankası Faizi Yükselttiği Halde Niçin Sonuç Alamıyor?

Resim
Merkez Bankası (TCMB) sessiz sedasız faiz artırmaya devam ediyor. Bankaları fonlamakta kullandığı üç temel faiz oranı var: Politika Faizi ya da haftalık repo ihalesi yoluyla fonlama faizi-PF (%8,25), Gecelik Fonlama Faizi-GF (%9,75) ve normalde sıkıntılı bankalara kullandırılması gereken ama bizde politika faizi gibi kullanılan Geç Likidite Penceresi (Yoluyla Fonlama) Faizi-GLF (%11,25.) Bu fonlama yöntemlerinin birlikte kullanılmasından doğan ve borç verilen miktarlarla ağırlıklandırılarak bulunan bir de TCMB Ortalama Fonlama Maliyeti-OFM var. Bir çeşit dördüncü faiz gibi kabul edilebilecek olan OFM bizdeki uygulamada en önemli faizdir.    Dünya merkez bankaları faizlerini gösteren listelere bakıldığında TCMB’nin faizi yüzde 8,25 olarak görünüyor ( http://www.cbrates.com/ ) Oysa TCMB’nin geçtiğimiz haftanın son günü yaptığı fonlamalarda uyguladığı OFM yüzde 10,39 oldu. Yaklaşık bir aydan beri TCMB, geç likidite penceresi fonlamasını yine normal fonlama yerine kullanmaya ve bu yolla

Türkiye'nin Kredibilitesi

Resim
Türkiye, ilk kredi notlarını 1990 yılında S&P’den (BBB), Moody’s’den (Baa3) ve JCR’dan (BBB) olarak almıştı. Türkiye’nin 1990 yılında aldığı notları yatırım yapılabilirlik eşiğinin üzerindeydi. Körfez Krizi ve savaşı nedeniyle o dönemde tahvil ihraç edilemediği için bu notların açıklanması 1992 yılında yapılan tahvil ihracını beklemek zorunda kaldı. Aşağıdaki tablo Türkiye’nin kredi notu serüvenini başlangıçtan bu yana yılsonlarındaki durum itibariyle gösteriyor (1990 yılında Türkiye’nin, Fitch’ten değerlendirme yapması yolunda bir talebi olmamıştı. Fitch, Türkiye değerlendirmesine 1994 yılında başladı.)  

Bir Maskeden Çıkan Ekonomik Analiz

Resim
Covid-19 salgını çıkıncaya kadar cerrahi maske; ameliyatlarda, nezle, grip gibi bazı bulaşıcı hastalıklarda, tecrit gerektiren hastalıklarda, temizlik işlerinde, Japonlar tarafından yolculuklarda kullanılan bir nesneydi. Maske tüketimini karşılayacak kadar üretim vardı. Zaman içinde mevsimsel olarak nezle, grip gibi hastalıkların arttığı kış aylarında ya da gezilerin yoğunlaştığı yaz aylarında maske talebi artıyor, bu artışlar, öngörülebilir artışlar olduğu ve maskelerde son kullanma tarihi olmadığı için stoklarla karşılanabiliyor ve fiyat artışına yol açmıyordu. Ekonomi diliyle söylemek gerekirse, Covid-19 salgını öncesinde, Türkiye’deki cerrahi maske arz ve talebi 1 TL/Adet dolayında dengede bulunuyordu.

Para Politikası Araçları El Kitabı

Para politikası nedir ve bu politikayı uygulamak kimin görevidir? Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için parayı araç olarak kullanarak ekonomik kararları ve dolayısıyla ekonominin gidişini etkilemeye yönelik olarak yapılan uygulamaları ifade eder. Para politikası uygulaması genel olarak merkez bankalarına ya da para otoritesi olarak adlandırılan kuruluşlara bırakılır. Bu kuruluşlar, para basımını siyasetin değil ekonominin gereksinimlerine göre ayarlayabilmek için yine genel olarak siyasetten bağımsız tutulurlar. Türkiye’de merkez bankasının (TCMB) temel amacı, dünyadaki birçok merkez bankasında olduğu gibi, fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiştir. Buna ek olarak TCMB’nin bu amaca ulaşmak için kullanacağı para politikası araçlarını bağımsız olarak belirleyeceği ve uygulayacağı da yasada vurgulanmıştır. Bu belirleme TCMB’nin başka bir hedefe yönelmeyeceği, elindeki para politikası araçlarını bağımsız olarak y

Enflasyonla Büyüme ve Küçülme: Türkiye Ekonomisinin Son 17 Yıllık Deneyimi

Resim
Türkiye son 17 yılda yüksek enflasyonlu büyüme ve yüksek enflasyonlu küçülme (slumpflasyon) arasında savrulup durmuştur. Arada birkaç kez de kısa dönemli enflasyon içinde durgunluk (stagflasyon) yaşamıştır. Bu dönemleri grafik üzerinde göstermeden önce metinde ve grafikte geçen kavramları tanımlayalım. Yüksek enflasyonlu büyüme (YEB): Bir ekonomi büyürken enflasyonu da yüksek kalıyorsa o ekonomide yüksek enflasyonlu büyüme hali var demektir. Uygulanacak ekonomi politikasının karşılaşacağı en önemli zorluk büyümeyi korurken enflasyonu düşürmeye çalışmaktır. Bu durum daha çok yüksek ithal girdisine bağımlı ekonomilerde kurdaki artışların yansıması yani maliye enflasyonuyla ortaya çıkar. Slumpflasyon: Bir ekonomide yüksek enflasyon olgusu yaşanırken ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali var demektir. Ekonomik krizlerin en zoru budur. Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da ekonominin küçülmesini önce durdu

Dış Ticarette Sıkıntı Büyüyor

Yeme içmenin yanında tatile gitmek, dışarıda yemek, konsere, sinemaya, tiyatroya, maça gitmek, kıyafet almak, ev eşyası almak, otomobil kullanmak gibi eylemler de ekonomik anlamda tüketim tanımına girdiği için Covid-19 salgınının yarattığı yeni ortamda Türkiye’de tüketim harcamalarında genel bir düşüş olacağını tahmin ediyorduk. Tüketimdeki düşüşün üretimin, dolayısıyla ithalatın da gerilemesine neden olacağı beklenen gelişmelerdi. Buna ek olarak salgının yarattığı korkunun etkisiyle geçmiş yıllara göre çok daha az yabancı turist geleceği, yatırımların düşeceği de öngörülüyordu. Bütün bu tahminlerin kaçınılmaz sonucu ikinci çeyrekte yüksek oranlı bir küçülme beklentisiydi. Beklenen oldu ve birçok ülkede olduğu gibi bizde de ikinci çeyrekte ekonomi küçüldü. Yüzde 9,9 oranındaki küçülme çok ciddi bir düşüşü işaret ediyor. Özel tüketim harcamalarındaki düşüş (geçen yılın ikinci çeyreğine göre) yüzde 8,6, devletin nihai tüketim harcamalarındaki düşüş yüzde 0,8. Bu iki veri bize tale

Türkiye İçin Yapısal Reformlar El Kitabı

Yapısal Değişim ve Yapısal Reform Yapısal reform deyimine farklı anlamlar veriliyor. Her şeyden önce yapısal reform bir yapısal değişimi, dönüşümü içeren bir kavram. O nedenle bu iki kavramı ele alarak başlayalım. Yapısal değişim; bir ekonomide tarımdan sanayiye ve oradan da hizmetler sektörüne geçişi ifade eden ve genellikle kendiliğinden ortaya çıkan bir olgu. Toplumlar geliştikçe, kalkınma ilerledikçe tarımsal üretim ekonomideki ağırlığını kaybediyor ve onun yerine üretimin ağırlığı sanayiye ve hizmetlere kayıyor. Türkiye’de 1923 – 2019 arasında yaşanan yapısal değişimi (bazıları yapısal dönüşüm diye adlandırıyor) aşağıdaki tablo özetliyor (Kaynak: TÜİK: İstatistik Göstergeler 1923 – 2013 ve TÜİK Dönemsel GSYH Bültenleri.)