Kayıtlar

türkiye ekonomisi etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türkiye Ekonomisinin Sorunları ve Çözüm Yolları

Türkiye ekonomisi son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Yüksek enflasyon, baskılanmış döviz kuru, artan yaşam maliyetleri ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler hem yurttaşların hem de işletmelerin ekonomik kararlarını doğrudan etkiliyor. Ekonomiyi değerlendirirken yalnızca büyümeye bakmak yeterli olmaz. Bir ekonominin gerçek performansı; vatandaşın alım gücü, gelir dağılımı, işletmelerin yatırım yapabilme kapasitesi, gençlerin istihdam beklentileri ve uluslararası yatırımcıların ülkeye duyduğu güven gibi birçok unsurla birlikte değerlendirilmelidir. Bugün Türkiye ekonomisinin temel sorunu, kısa vadeli ekonomik dengeler ile uzun vadeli yapısal ihtiyaçlar arasındaki dengeyi kurabilmektir. Enflasyon: Ekonominin En Büyük Sorunu Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddesi yüksek enflasyondur. Enflasyon bütün çabalara karşın hâlâ yüksek düzeyde kalmaya devam ediyor. Yüksek enflasyon özellikle sabit gelirli kesimler üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Maaş artışl...

Zor Oyunu Bozar

Ekonomi yönetimi bazen fırtınada güneşli günlerin haritasına bakmak ister. Oysa rüzgâr yön değiştirdiğinde, eski hesaplar artık işe yaramaz. Petrol fiyatları tavan yaparken, faizler ve risk primleri yükseliyor, bütçe dengesi ve dış denge kırılganlaşıyor. Başlangıçta öngörülen program, gerçeklerin ağırlığı karşısında artık geçerliliğini yitirdi. Zaman, eski planları savunma zamanı değil, yeniden gerçekçi hesaplar yapma zamanıdır. Bunun en çarpıcı örneği petrol fiyatlarında görülüyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için Brent petrolün ortalama 65 dolar olacağı varsayılmıştı. Oysa bugün fiyatlar 110 doların üzerine çıkmış durumda. Bu, devasa bir sapmayı gösteriyor. Petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın, dolaylı etkilerle birlikte cari açığı 3,5–4 milyar dolar artırdığı ve enflasyonu 1–1,5 puan yukarı ittiği biliniyor. Bu tablo, başlangıç varsayımlarının fiilen geçersiz hale geldiğini gösteriyor. Risk primi cephesinde de benzer bir tablo var. Türkiye’nin CDS primi mart a...

Üç Kritik Gösterge

Resim
Reel Sektörün Döviz Pozisyon Açığı Açık pozisyon ya da pozisyon açığı; döviz, altın, menkul değer gibi finansal araçlar üzerinden sahip olunan varlıkların aynı cinsten yükümlülükleri karşılayamayan kısmı için kullanılan bir ifadedir. Herhangibir kurumun 1 milyon dolar değerinde döviz varlığı varken 2 milyon dolar değerinde de kredi borcu varsa 1 milyon dolarlık açık pozisyonu var demektir. 2025 yılsonu itibarıyla Türk reel kesim şirketlerinin (finans kesimi şirketleri dışında kalan şirketler) durumu aşağıdaki tabloda gösteriliyor (tablo, TCMB, EVDS verileri kullanılarak tarafımızdan hazırlanmıştır): Tablo reel kesim şirketlerinin döviz pozisyon açığının giderek ciddileştiğini ortaya koyuyor. 2023’de 70 milyar dolar olan açık 2025 sonunda 2,7 kat artarak 188,5 milyar dolara ulaşmış bulunuyor. Bu olumsuz tablonun nispeten olumlu yanı net kısa vadeli döviz pozisyonunun hala artı olması yani kısa vadeli döviz varlıklarının kısa vadeli döviz yükümlülüklerinden fazla olması. Bura da da y...

Farklı Açılardan Türkiye Ekonomisi

Resim
Rezervler  Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları 5 Yıllık CDS Primi Sefalet Endeksi = Enflasyon + İşsizlik Oranı + 10 Yıllık Tahvil Faizi – Büyüme Oranı Dolarizasyon = Döviz Mevduatı / Toplam Mevduat

2024 Biterken Ekonomide Artılar ve Eksiler

Resim
Enflasyon Türkiye ekonomisinin en uzun soluklu derdi enflasyondur. Yarım yüzyıldan bu yana enflasyonla mücadele hiç bitmedi. Bu uzun mücadeleye karşın enflasyon bu süre içinde ideal oran olarak tanımlanan yüzde 2 -3 düzeylerine hiç indirilemedi. 2021 yılının Eylül ayında “faiz sebep enflasyon sonuçtur” söylemine dayanarak yola çıkan Merkez Bankası’nın faiz indirimiyle başlayan enflasyon patlaması 2023 Haziran ayında rasyonel yaklaşımlara dönülerek yani faiz artırılarak denetim altına alındı. Aşağıdaki grafik enflasyonun 2020 başından 2024 Ekim ayına kadar olan seyrini gösteriyor (grafik; TÜİK TÜFE verilerinden tarafımdan hazırlanmıştır.) Enflasyonda düşüş yaşanmasına karşılık bu düşüş beklendiği kadar hızlı değil. Merkez Bankası 2024 sonu için enflasyon tahminini yüzde 38’den yüzde 44’e revize etmek zorunda kaldı. Bu ağır düşüş 2025 yılını da olumsuz etkileyecek gibi görünüyor. Döviz kurları, TL’ye verilen faizin çekiciliği nedeniyle bir yandan carry trade yoluyla dışarıdan gelen d...

IMF’nin Türkiye Ekonomisi 2024 Falı Üzerine Düşüncelerim

Resim
Fal sözcüğünü başlıkta özellikle kullandım. Çünkü içinde bulunduğumuz dönem doğru dürüst tahmin yapma olanağını vermiyor. Her an bir yerde sorun çıkıyor, savaş dalgaları alevleniyor, bunlara ek olarak bu yıl dünyanın dört büyük ekonomisinden birisi olan Euro Bölgesi durgunlukla savaşıyor, diğeri olan Çin eski ivmesini kaybetmiş durumda devam ediyor, Japonya uzun süredir devam eden durgunluktan çıkma yolunda son derecede zayıf sinyaller veriyor. Dört büyük ekonomi arasında en iyi durumda görüneni ABD ekonomisi gibi olsa da orada da bu yıl seçimlerin olması durumu belirsiz hale getiriyor. Bu gelişmeler, petrol, doğal gaz, altın, emtia fiyatlarını dalgalandırıyor. Bütün bunlara Türkiye’nin kendine özgü belirsizlikleri, sıkıntıları da eklenince yapılan iş tahmin değil büyük ölçüde fal bakmaya dönüşüyor. Aşağıda IMF’nin Türkiye ekonomisiyle ilgili yeni tahminleri yer alıyor. IMF’nin tahminleri 2028’e kadar uzansa da ben buraya 2024’den ötesini almadım. 2024 yılı için yapılan tahminler bil...

Yüz Yılda Geldiğimiz Yer

1923’de Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiğinde GSYH 570 milyon dolar, kişi başına gelir 48 dolar, ihracat 57 milyon, ithalat 80 milyon dolardı. Sanayinin payı GSYH’nin yüzde 10’undan azdı. Gerçek anlamda okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 3 dolayındaydı. Lozan Antlaşması imzalandığında İstanbul ve Çanakkale Boğazları uluslararası gücün yönetimindeydi, Hatay Türkiye sınırları içinde değildi. Boğazların Türk egemenliğine geçişi 1936 yılında Montrö Antlaşmasıyla oldu. Hatay’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması 1939 yılında gerçekleşti. Türkiye, Cumhuriyetin ilanından sonra sayısız fabrika ve üretim kurumu kurdu, sanayileşmeyi hızlandırdı, eğitime ağırlık vererek okuma yazma sorununu çözdü, 1929 Büyük Depresyonu ve İkinci Dünya Savaşına karşın gücünü ve üretimini artırarak ilerledi. Özetle Türkiye, özellikle 1945 sonrasında yaptığı bazı hatalara ve çözmesi gereken sorunlarını çoğaltmasına karşın çok kötü başladığı yirminci yüzyılı zaman ilerledikçe lehine çevirmeyi Osmanlı’dan devralınan dı...

Türkiye Ekonomisi: Mart 2024 İtibarıyla Özet Görünüm

2023 yılı büyüme oranı: % 4,5 GSYH 26.276 milyar TL  / 23,48 2023 Ortalama Kuru = = 1,119 milyar USD (Sığınmacıların mal ve hizmet üretimi dâhil.) KB Gelir 13.110 Dolar (sığınmacılar kişi başına gelir hesaplanırken nüfusa dâhil edilmiyor.) Tüketim artışı % 12,8, tüketim harcamalarının GSYH içinde payı % 60.   Enflasyon, Şubat 2024 12 aylık TÜFE % 67,07 1.       Arjantin: % 254 2.       Lübnan: % 177 3.       Türkiye: % 67   İşsizlik: Yüzde 9,1, Geniş İşsizlik : % 26,5 (2023 Yılı Ocak Ayında % 21,9 idi.)   Bütçe açığı Ocak ayında 151 milyar TL (2022 yılının toplam yıllık bütçe açığı 143 milyar TL idi.) Şubat ayında 2 aylık nakit açığı 405 milyar TL (2023 Şubat iki aylık açık 226 milyar TL idi.)    Türkiye’nin dış borç stoku (eldeki son veri olan 2023 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre) 483 milyar dolar. Bunun 242 milyar dolarlık kısmı özel kesime ait....

AKP’nin Ekonomideki Kırmızıçizgileri

Resim
Biz istediğimiz kadar enflasyon diyelim, cari açık diyelim, rezervler diyelim hepsi boşuna. AKP’nin 20 yıldır iki tane kırmızıçizgisi var: Bütçe açığı ve büyüme. Son 3 - 4 yılda bunlara faiz de eklendi. Bütçe açığının kırmızıçizgi olarak kabul edilmesi 2001 krizinden geliyor. Pek çok kişinin bankacılık krizi olarak nitelendirdiği 2001 krizi aslında bir bütçe kriziydi. Bütçe açıkları yüzde 10’lara ulaşmıştı, Hazine, bütçe açığını finanse edebilmek için faize hiç aldırmadan borçlanıyor, bunun sonucu olarak faizler yükseliyor, özel kesim borç verilebilir fonlar piyasasından dışlanıyor, bankalar da kredi risklerini dengelemek için ister istemez daha az riskli kabul edilen Hazine kâğıtlarını [i] almak zorunda kalıyorlardı. Oysa risk orada büyüyordu. Sonunda Hazine, faizleri daha da yükseltmek zorunda kalınca elinde yüklü Hazine kâğıdı olan bankalar likidite sorunuyla karşı karşıya kalarak battılar. Bankaların batması ve krizin onlardan çıkmış gibi görünmesi aslında Türkiye’de çoğu kez ya...

Yanlış Ekonomi Politikasının Sonuçları

Ekonomi politikamızın yanlışları Atatürk dönemi dışında hiçbir zaman doğru yollarda olmayan ve çoğu kez siyasal amaçlara kurban giden ekonomi politikamız son yıllarda tümüyle yanlış yollara girdi. Bu yanlış yollara giriş tercihi hem para politikasında hem maliye politikasında hem de kur politikasında söz konusu oldu ve olmaya da devam ediyor. Bugüne kadar yapılan en ciddi ekonomi politikası yanlışı enflasyon yükselirken Merkez Bankası’nın politika faizini düşürmesiydi. Enflasyon yükselirken talebi kısarak enflasyonu denetim almak yerine faizi düşürerek talebi iyice artırma yoluna sapılınca enflasyon rayından çıktı. Sonradan baz etkisiyle bir süre enflasyonda düşüş görülse de bu etkinin bitişiyle birlikte yükseliş yeniden başladı. Çekirdek enflasyon bize enflasyonun yükseliş eğiliminde olduğunu açık biçimde gösteriyor. Şimdilerde bu hatadan dönüş için Merkez Bankası yavaş yavaş faizi artırmaya başladıysa da ne yazık ki bu tek başına sonuç verecek bir hamle olmaktan çok uzak. Serma...

Acı Reçete

Fiyatlar niçin enflasyondan daha hızlı artıyor? Yanıtlamamız gereken ilk soru budur. Çünkü bu soru gerçeği ama saçma bir durumu gösteriyor. Tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) dediğimiz şey sonuçta en çok tüketilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının, bu mal ve hizmetlerin aile bütçelerinde işgal ettiği ağırlığa göre hesaplanmış bir katsayıyla çarpılarak dâhil edildiği bir sepetin değerinin sürekli artması demektir. Bizde hangi mal veya hizmetin fiyatına bakarsanız bakın sepetin gösterdiği yüzde 38,21’lik yıllık artışı bulmak mümkün değil. Geçen yılın gıda fiyatlarına baktığımızda yüzde 100’ün üzerinde artışlarla karşılaşıyoruz. Konut fiyatları, kiralar, otomobil, benzin, ulaştırma, okul ücretleri, apartman veya site aidatları yüzde 38,21’in üç katına varan artışlar gösteriyor. Bunun için araştırma yapmamıza gerek bile yok, hepimiz bunu yaşayarak görüyoruz. ENAG grubu da yıllık enflasyonu yüzde 108,58 hesaplıyor. ENAG’ın tüketici enflasyonu hesabı TÜİK’in TÜFE hesabından 2 kat kadar daha ...