Kayıtlar

Spor etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kardelenler ve Cumhuriyet

Bazen bir spor başarısı, spordan çok daha fazlasını anlatır. Çünkü spor, toplumların aynasıdır. O aynada yalnızca fiziksel performansı değil, eğitim sistemini, kültürel dönüşümü, kurumların niteliğini ve tarih boyunca biriktirilmiş toplumsal sermayeyi de görürüz. Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı'nın son yıllardaki başarısı da böyledir. Bu başarıyı yalnızca iyi antrenörlere, yetenekli sporculara ya da modern tesislere bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Bunlar elbette gereklidir; fakat yeterli değildir. Asıl soru şudur: Böyle bir takımın ortaya çıkmasını mümkün kılan toplumsal zemin nasıl oluştu? Bu sorunun yanıtı bizi yüz yıl geriye götürür. Cumhuriyet'in ilk yıllarında yapılan devrimler çoğu zaman tek tek değerlendirilir: eğitim birliği, hukuk reformu, kadınlara tanınan haklar, laiklik, çağdaş eğitim, karma yaşam vb. Oysa bunların her biri tek başına değil, birbirini tamamlayan büyük bir dönüşümün parçalarıydı. Amaç yalnızca yeni bir devlet kurmak değil, yeni bir...

Üç Korner Bir Penaltı

Türk futbolcuları topu kornere ya da taca atamazlar. Kalelerine gelen akınları durdururken topu kornere atmamak için yapmadıkları cambazlık kalmaz. Ve sonunda kornere çıkmaması için tuttukları topu rakibe kaptırarak gol yenmesine neden olurlar. Oysa Avrupalı futbolcular başları sıkıştığı anda topu taca ya da kornere atmakta hiç tereddüt göstermezler. Yıllardır futbol maçlarını izlerim. Yabancıların kornere çıkarmamak için direndikleri toplar yüzünden gol yediklerini pek görmedim. Bizimkilerin bu yolla yediği gollerin ise haddi hesabı yoktur. Bunun nedeninin mahalle maçlarından kaynaklandığını sanıyorum. Mahalle maçlarının yapıldığı apartman aralarına sıkışmış küçük arsalarda köşeler kaleye yakın olduğu için korner atılamaz ve o nedenle 'üç korner bir penaltı' kuralı uygulanırdı. Yani bir takım üç kez topu kornere attıysa cezası penaltı olurdu. Dolayısıyla penaltı olmaması için topu kornere atmadan kurtarmak çok önemliydi. Bir de 'atan alır' kuralı vardı. Top kimden çıkm...

Kadın Voleybolu ve Türkiye

Resim
Voleybol Hakkında Temel Bilgiler Voleybol, 9 metre eninde ve 18 metre uzunluğunda bir sahada oynanır. Saha tam ortasında bir file ile 9’ar metrelik iki sahaya bölünür. Filenin üst bandının yerden yüksekliği erkeklerde 2,43, kadınlarda 2,24 metredir. Filenin iki tarafındaki sahalarda fileden itibaren üçer metre mesafede birer çizgi bulunur (üç metre çizgisi.) Arka oyuncular bu çizginin gerisinden hücum yapmak zorundadır (topu rakip sahaya vurduktan sonra üç metre çizgisinin içine düşebilirler.) Voleybol 6 kişilik takımlarla oynanır. Oyun servis atışıyla başlar. Karşı takım servis atışını çıkaramazsa alınan sayıya ace denir. Her takımın üç pasta topu rakip sahaya atma zorunluluğu vardır. Bunun istisnası blok yapma halidir. Karşı oyuncunun hücumunu blokla karşılayan takımın blok hariç üç vuruş hakkı vardır. Şekildeki pozisyon oyuna başlayıştaki diziliştir. Servisi karşılayan takım servis atma hakkını kazanırsa oyuncuları saat yönünde yer değiştirirler. Buna göre 2 numaralı ...

Ülkelerin Geliriyle Elde Ettiği Madalya Sayısı Arasındaki İlişki

Resim
Tokyo Olimpiyatlarında alınan madalyalar genel olarak ülkelerin spordaki başarısını ölçmekte kullanılan bir ölçü olarak kabul ediliyor. Her ne kadar bir daldaki dünya rekoru, olimpiyat rekorundan önemli olsa da toplu olarak bakıldığında en çok sayıdaki spor dalının temsil edildiği olimpiyatlar toplu başarıyı ölçmekte en önemli ölçü. Ekonomide de bir ülkenin gücünü gösteren ve en iyi olmasa da en yaygın kullanılan ölçü ülkenin toplam gelirini temsil eden GSYH ve onun nüfusa bölünmesiyle bulunan kişi başına gelir. Olimpiyatlarda ülkelerin elde ettiği madalya sayısıyla bu ülkelerin GSYH’leri arasında bir ilişki var mı? Bu yazımızda bu ilişkiyi araştıracağız. Bunu 194 ülke için yapmak zor olacağı için dünyanın en yüksek GSYH’ye sahip 20 ülkesini esas alarak yapmaya çalışacağız. Önce eldeki verileri bir tabloya dökelim (Tablodaki verilerden GSYH ve kişi başına gelir miktar ve sıralamaları https://knoema.com/atlas sitesinden, Tokyo Olimpiyatları madalya sayı ve sıralamaları da https://o...

Fenerbahçe'nin Sorunu

“Sen ne anlarsın futboldan da yazıyorsun?” diye soranlar ve eleştirenler olacak. Hemen yanıtlayayım: Evet futboldan bu işin içinde olanlar kadar anlamam ama ben seyirci ve taraftarım ve futbol benim gibi seyirci ve taraftarlar için oynanıyor. O nedenle bu konuda futbolun içindekiler kadar benim de konuşma ve yorum yapma hakkım var. İşin tekniğine, taktiğine girmeden kadro, oyun şekli ve yönetim hakkında konuşabilirim. Fenerbahçeli olduğum için yalnızca Fenerbahçe konusunda yazıyorum, başka takımlar hakkında yazmıyorum. O nedenle de yalnızca Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu sorunun nedeni hakkında yazacağım. Bence sorununun futbolla ilgisi çok az. Asıl sorun yönetim biçimiyle ilgili. İşin bu kısmı futbol tekniğini bilenlerden çok yönetim meselelerini bilenlerin uzmanlık alanına giriyor.

Fenerbahçe Yönetimine Son Açık Mektubum

Sayın Başkan, Yönetim Kurulunun Saygıdeğer Üyeleri, Bir yıl kadar önce tarafınıza bir açık mektup yazarak devşirme oyunculara dayalı takım kurma modelinin gerek tek tek alınan oyuncuların bir araya geldiklerinde takım ruhu oluşturamaması gerekse çok pahalı bir yöntem olması ve kulübün maddi imkânlarının elvermemesi nedeniyle terk edilmesi gerektiğini yazmıştım. Bu modelin yerine birkaç deneyimli oyuncunun alınması ve yanlarına genç oyuncuların monte edilmesiyle kurulacak bir takım modeline geçilmesini önermiş, mevcut modelin sürdürülemez olduğunu vurgulamıştım. Ne yazık ki tam tersi yapıldı ve yine birçok üçüncü sınıf futbolcu dünyanın parası ödenerek alındı ve takıma monte edilmeye çalışıldı. Sonuç tıpkı önceki yılda olduğu gibi tam anlamıyla bir facia oldu. Bir örnek olarak Adil Rami’ye değinmeme izin verin. Büyük umutlarla ve paralar ödenerek alınan bu oyuncu birkaç maç oynadı ve negatif katkı yaparak (bir maçta takımın gol yemesine neden olmuştu) ayrıldı gitti. Fenerbahçe ta...

Fenerbahçe Yönetimine Açık Mektup

Sayın Başkan, Saygıdeğer Yönetim Kurulu Üyeleri, Uzunca bir süre önce giderek kısırlaşan, giderek zevksiz hale gelen Türk futbolu ve Fenerbahçe hakkında yazı yazmamaya karar vermiştim. Ne var ki konu giderek futbol meselesinden çıkıp kulüplerin yaşamlarını sürdürüp sürdüremeyecekleri gibi finansal meselelere gelince bu kararımı bir seferlik askıya alıp bu açık mektubu yazmaya karar verdim. Bu yazımı okuyan birçok kişi “sen iktisatçısın iktisat yaz futboldan ne anlarsın?” diyecek biliyorum. Ama bu görüş üç nedenle doğru değil: (1) 5 - 6 yaşından beri futbol izlerim. Ve bu işten iyi kötü anlarım. (2) Fenerbahçe’nin yaşadığı sorunlar futboldan ziyade yönetim sorunu. (3) Futbol benim gibi izleyiciler için oynandığına göre izleyici olarak benim de eleştiri hakkım var.

Türk Futbolu İçin Bazı Basit Öneriler

Ekonomiden, paradan, kurdan sıkılmış birçok izleyici var. Zaman zaman ben de çok sıkılıyorum. Çünkü sürekli aynı konular, aynı hatalar ve aynı öneriler çerçevesinde dolanıp duruyoruz. Onun için haftaya bir futbol yazısıyla başlayayım. Türk futbolunu geriye düşüren birçok neden var. Bunların bazıları sahadaki olaylarla ilgili bulunuyor. Yıllar önce söylemiştim, bir kez daha yazayım belki bir işe yarar. Türkiye’de hiçbir futbol maçı yeterli süre oynanmıyor. Maçların sonuna eklenen 3 – 5 dakika da bu kayıpları kapatmaya yetmiyor. Bunun çeşitli nedenleri var ama en yaygın olanları üç tane: (1) Hakeme itirazla kaybedilen zaman, (2) Gol sevincinin uzamasıyla kaybedilen zaman, (3) Sakatlık bahanesiyle yerde yatmaların yarattığı zaman kayıpları. Bunların her üçü de inanılmayacak kadar fazla süre çalınmasına yol açıyor. İlk ikisinin hiçbir toleransa yer bırakmayacak biçimde uygulanacak sarı kart cezasıyla çözümlenebileceğini düşünüyorum. Sonuncusu için bir çözüm önerim var ama ondan ...

Alex de Souza

Çocukluğumun Türkiye’deki futbol idolü Lefter Küçükandonyadis’di. Babam ve kardeşimle birlikte gittiğim Fenerbahçe maçlarında tribünlerle birlikte avazım çıktığı kadar bağırırdım “Ver Leftere yaz deftere.” Babam, birinci sıraya Zeki Rıza Sporel’i koyar, Lefter’i ikinci, sıraya koyardı. Benim için birinci sırada Lefter vardı. Çünkü Zeki Rıza Sporel’i izlememiştim. O benden önceki kuşakların futbolcusuydu. İnsan gözüyle izlemediği bir futbolcuyu hayalinde canlandıramıyor. Lefter futbolculuğunun dışında efendiliği ve örnek insanlığıyla Fenerbahçeliler kadar öteki kulüp taraftarlarının da kalbini kazanmış bir futbolcuydu. Amacım Lefter’i yazmak değil. Onu zaten yaptım. Merak edenler, okumamış olanlar o yazımı şu linke tıklayarak okuyabilir http://www.mahfiegilmez.com/2012/01/lefter.html . Amacım Alex de Souza’yı yazmak. Lefter’le bağlantı kurmamın nedeni ikisinin benzer yanlarını vurgulamak. Alex buraya gelen birçok yabancının “Şiş kebap güzel, rakı güzel, Boğaz şahane” sahtekârl...

Fenerbahçe Galatasaray Derbisi

Bugün Kadıköy'de Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu stadında Fenerbahçe Galatasaray derbisi var. Şimdiye kadar iki takım arasında oynanan 368 maçla ilgili istatistiklere bir bakalım. Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki ilk maç 17 Ocak 1909’da Papazın Çayırında oynanmış ve Galatasaray Fenerbahçe’yi 2 – 0 yenmiş. Bugüne kadar iki takım 368 kez karşı karşıya gelmişler. Fenerbahçe’nin 140, Galatasaray’ın 117 galibiyeti var. 111 maç berabere bitmiş. 368 maçta toplam 982 gol olmuş. Fenerbahçe 515 gol atmış, Galatasaray ise 467 gol. Fenerbahçe Galatasaray derbilerinde en çok forma giyen oyuncu Galatasaray kalecisi Turgay Şeren. Turgay Şeren Fenerbahçe’ye karşı 54 kez forma giymiş. Onu Galatasaraylı Cüneyt Tanman ( 53 maç) ve Fenerbahçeliler Esat Kaner (49 maç) ve Şeref Has (49 maç) izliyor.   İki takımın birbirlerine attığı gollerle ilgili gol krallığı sıralaması yapılsa Fenerbahçeli üç futbolcu Zeki Rıza Sporel (27 gol), Alaattin Baydar (24 gol) ve Lefter Küçükandony...

Lefter

Benim Fenerbahçeli olmamın nedeni babamdır. Babamın Fenerbahçeli olmasının nedeni ise dedemin onu Taksim stadındaki İngiliz karması ile Fenerbahçe arasında oynanan Harrington Kupası maçına götürmüş olmasıdır. Bir yandan İngiliz işgali İstanbul’da sürerken bir yandan da Lozan barış antlaşması yürütülüyormuş. Ve bu maç adeta kurtuluş savaşının mühürü yerine geçmiş. Fenerbahçe maçı 2-1 kazanınca Taksim stadını dolduran halk sokaklara dökülmüş ve Beyoğlu’nda gösteriler yapmışlar. General Harrington kupası maçı yalnızca bir maç olmaktan çok öte bir olaya dönüşmüş ve İstanbulluların işgale gerçek başkaldırısı o zaman ortaya çıkmış. Ve babam böylece Fenerbahçeli olmuş. Babam için en büyük futbolcu Fenerbahçe’nin o zamanki kaptanı Zeki Rıza Sporel’di. Sonra da Lefter. Zeki Rıza Sporel, 1921’de Avrupa turnesine çıkan Galatasaray’ın başarılı olması için Galatasaray takımına ödünç verilmiş ve Werder Bremen ve Köln gibi Alman takımlarına Galatasaray formasıyla goller atmış. Böyle b...