25 Mayıs 2019 Cumartesi

Kapitalizmin Çelişkili Dünyası

Sanayi kapitalizminin yarattığı en büyük çelişki refah artışı sağlarken çevre koşullarının bozulmasına yol açması olarak karşımıza çıkıyor. Son elli yılda kapitalist sistemin ekonomilerde ciddi büyüme sağladığını ama bu büyümeyi çevreyi tahrip ederek gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Bugün Çin, Hindistan, Bangladeş gibi kalabalık nüfuslu ülkelerde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ortalama refahın altında yaşadığını, zaman geçtikçe bu insanların refahında artış olacağını ve dolayısıyla çevreyi zedeleyecek malları daha çok tüketeceklerini düşünürsek bu çelişkinin giderek büyüyeceğini tahmin edebiliriz. Bugün refahı artıran gelişmeler aynı zamanda ileride refah kaybına yol açacak olan gelişmeler gibi duruyor. Kapitalizmin en önemli çelişkisi de buradan doğruyor.

21 Mayıs 2019 Salı

Eleştiri, Düşünce Özgürlüğünün Ürünüdür

Türk toplumunun eleştiri, karşı düşünce açıklama gibi konularda tuhaf bazı yanlış yönelimleri ve takıntıları var. Bütün toplum için geçerli değil tabii bunlar ama oldukça yaygın. En yaygın saplantılardan birisi eleştiri ya da hatta konuşma hakkının yalnızca uzmanlarda olduğu inancıdır.

Diyelim ki eğitim sistemini eleştiriyorsunuz. Hemen bir kısım insan başlıyor: “Siz eğitim uzmanı mısınız da bunu eleştiriyorsunuz?” “Siz iktisatçısınız bu konulara girmeyin” demeye. İlk olarak ben eğitimci sayılırım. Çünkü 20 yıldır üniversitelerde ders veriyorum, hocalık yapıyorum. İkincisi iktisatçı olmam bu konulara girmeme engel değil, tam tersine bir sosyal bilimci olarak bu konular benim ilgi alanım içinde. Diyelim ki hiçbiri değilim. Çocuklarım ya da torunlarım okuyor ve onların nasıl yetiştirildiğini görüyorum. Bir aydın olarak o eğitimin eksikleri konusunda elbette görüşlerim ve eleştirilerim olacak.

19 Mayıs 2019 Pazar

Bütçe ve Beyaz Filler

Bütçe dediğimiz tablo gelirler ve giderler dengesidir. Bu ikisi arasındaki denge gelirler aleyhine bozuldukça bütçe açığı büyür. Son dönemde bu eğilim oldukça yüksek görünüyor.

Aşağıdaki tablo 2019 yılının ilk 4 aylık sonuçlarını 2018 yılının ilk 4 aylık sonuçlarıyla karşılaştırıyor.

Milyar TL
2018/4
2019/4
%
Giderler
255,2
330,4
29
Faiz Dışı Giderler
229,8
292,0
27
Faiz Giderleri
25,4
38,4
51
Gelirler
232,0
276,0
19
Vergi Gelirleri
190,9
203,0
6
Diğer
41,1
73,0
78
Bütçe Dengesi
-23,2
-54,4
134
Bütçe Dengesi / GSYH
-0,6
-1,4
Faiz Dışı Denge
2,2
-16,0
-827
Vergi Gelirleri / FD Giderler (%)
83,1
69,5
-16

12 Mayıs 2019 Pazar

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Son birkaç haftada, özellikle İstanbul seçimleriyle ilgili olarak yaşanan kriz sonrasında, USD/TL kuru önce hızlı bir yükseliş yaşadı ve gün içinde 6,25’e kadar yükseldi, sonra hızlı bir düşüşle haftayı 5,98 ile kapattı. Hızlı yükselmenin nedenleri belli, onlar üzerinde çok duruldu: Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının giderek kaybolması, TBMM’nin sadece süs olarak kalması, ekonomide doğru adımların atılamamasına ek olarak son dönemde yaşanan İstanbul seçimleri krizi kuru hızla yukarılara taşıdı. Birçok kişi eskiden işin siyasal yönüyle ilgilenmeyip ekonomik yönüyle ilgilenirken şimdilerde önce hukuk demeye başladı.

9 Mayıs 2019 Perşembe

Merkez Bankası Resmen Faiz Arttırdı

Bugün İtibarıyla Görünüm
Çok yakın geçmişe kadar Merkez Bankası’nın faiz indireceği konuşuluyordu. Piyasa yorumcuları enflasyonda iniş başladığını, bunun devam etmesi halinde Haziran’da Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine başlayabileceğini konuşuyorlardı. Ne var ki Türkiye’de çoğu kez yaşandığı gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. USD/TL kurunda YSK’nin İstanbul seçimlerine ilişkin sonuçları kesinleştirememesiyle başlayan yükseliş, seçimlerin tekrarına karar verilmesiyle iyice denetimden çıktı.

3 Mayıs 2019 Cuma

Twitterdan Seçme Sözlerim

Eğer bir yerde sistemsizlik süreklilik kazanmışsa orada sistemsizlik sistem olmuş demektir.

Türk sistemi, sürekli sorun yaratma, riskleri yükseltme ve sonra da bozulan işler dolayısıyla suçu başkasına atma modeli üzerine kuruludur.

Asıl yapısal reformlar; hukukun üstünlüğü, erklerin ayrılması ve eğitimin tümüyle bilim temeline dayandırılmasıdır. Çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmak istiyorsak buradan başlamamız gerekir.

IMF ve Dünya Bankası'nın önerdiği yapısal reformlarla benim önerdiklerim arasında ciddi farklar var. Onların önerileri yalnızca ekonomiye odaklanıyor. Benim önerilerim ise hukukun üstünlüğü sağlanmadan ekonomideki reformlar yürümez diye başlıyor.

Yanlış giden bir işi düzeltmenin ilk adımı, hatanın nerede ve kim tarafından yapıldığını bulmaktır. Eğer hatayı yapan bizsek, düzeltmenin ikinci adımı bu hatayı yaptığımızı kabul etmektir. Bu iki adımı atlayarak girilen hiçbir çözüm yolundan doğru ve kalıcı sonuç çıkmaz.

Sadece kura baksak bile hukukun üstünlüğünün, güçler ayrımının ve yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Bugünkü ekonomik duruma gelmemiz beklenmeyen bir şey değildi. Düşüncesini bağımsız tutabilmiş iktisatçılar işlerin bu noktaya geleceğini uzun zamandır söylüyordu. Ne var ki kimse onlara inanmak istemedi.

Rezervin ödüncü olmaz. Ödünç veren geri isterse rezerv, vadesi geçmiş borca dönüşür.

Ben çocukluğumda Lefter'i, Metin'i, Can'ı, Recep Adanır'ı, Turgay'ı izleme şansını buldum. Onların hepsi yalnız oyunculuklarıyla değil efendilikleriyle, centilmenlikleriyle idoldüler. Topu taca atan Fenerbahçeli Naci (Erdem) in zaman geçmesin diye gidip topu alıp rakibe vermesini unutamam. Galatasaraylı Suat Mamat'ın, röveşataya çıkıp yere düşünce kolu kırıldığında oyun durmasın diye kolunu tutarak acı içinde saha kenarına gidişini unutamam. Bunları unutamayınca şimdi zaman geçirmek için kendisini yere atanların oynadığı futboldan keyif alamam.

Bir ülke bir günde yaptığı seçimin sonucunu 5 günde açıklayamıyorsa yapısal reformların başlaması gereken yer ekonomi değildir.

Bahane üretmeyin, bize hiç benzemeyen ülkelerden emsal göstermeye çalışmayın, sıradan esprilerle ciddi konuların hafife alınmasına yol açmayın, hukukun üstünlüğünden yanaysanız çaba gösterin. Böyle bir çaba göstermezseniz şikâyet etmeye de hakkınız olmaz.

Net rezervler değil brüt rezervler önemlidir dediğiniz anda teorinizi gerçeğe değil, gerçeği teorinize uydurmaya çalışmış olursunuz. Ki bu Sherlock Holmes'in dediği gibi hataların en büyüğü olur.

Bir ülkenin bütün fertlerinin ortaklaşa savunması gereken yapısal reform; hukukun üstünlüğüdür. Kişiler, kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz.

Ahbap çavuş kapitalizmi tekdüze bir şey değildir. Onun da iyisi, ortası, kötüsü vardır. Endonezya mesela kötüden ortaya yükselirken Türkiye iyiden kötüye düşmüştür.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Dünya Resesyona mı Gidiyor?

2018 yılının ortalarındayken ABD verileri, ABD ekonomisinin krizden neredeyse çıktığını işaret ediyordu. Büyüme, potansiyel büyüme oranı olan yüzde 2,5’i yakalamış, işsizlik oranı, doğal işsizlik oranı olarak kabul edilen yüzde 4’ün altına inmiş ve enflasyon da ideal olarak kabul edilen yüzde 2 düzeyine gelmişti. Cari açık yüzde 3’ün altındaydı. Bütçe açığı bir miktar yüksek görünse de geçmişle karşılaştırıldığında o da makul bir düzeyde kabul ediliyordu. Bütün bu göstergeler ABD ekonomisinin krizden çıktığını ama bir süre daha dikkatli bir gözetim altında tutulmaya ihtiyacı olduğunu anlatıyordu.

28 Nisan 2019 Pazar

Yazılarımın Alıntılanması Hakkında

Bugüne kadar 35.339.309 kez ziyaret edilmiş bulunan Kendime Yazılar bloğunda yayınladığım yazıları ücretsiz, şifresiz, engelsiz olarak kamuoyuyla paylaşıyorum. Yazılarımı bazı internet siteleri, dergiler ve gazeteler hatta youtube kanalları alıp kullanıyor. Bunun için ön iznimin olduğu zaten blogumda yazılı. Dolayısıyla böyle bir şey yapmak için izin veya onay alınmasına gerek bulunmuyor.

Bunu yapanlardan istediğim birkaç şey var: (1) Yazımın başlığını ve içeriğini değiştirmemeleri. (2) Yazının altında veya üstünde www.mahfiegilmez.com blog adresimin linkini vermeleri. (3) Adımın sitenin, derginin veya gazetenin yazarları listesine konularak sanki o sitenin, derginin veya gazetenin yazarıymışım ya da bu yazıyı oraya para karşılığı yazıyormuşum gibi bir hava yaratmamaları.  

Birçok gazete, dergi, site veya youtube kanalı bu saydığım kurallara saygılı davranıyorlar, kendilerine teşekkür ederim. Onların bu şekilde yazılarımı alıp yayınlamalarında bir sakınca yok. Buna karşılık bazı başkaları yazımın başlığını değiştiriyor ve sansasyonel bir başlık atıyor, bazıları yazarlarımız başlığı altında beni de sayarak yazımı oraya koyuyor, bazıları da bloğumun yukarıda değindiğim adresini yazıp link vermiyor. Böyle olunca birçok okurum, benim o yazıyı özel olarak orası için yazdığımı düşünüyor. Oysa ben yazılarımı kendime yazıyorum ve kamuoyuyla paylaşıyorum.

Bu blog dışında hiçbir yerde (sitede, dergide, gazetede) yazı yazmıyorum, youtube programım da bulunmuyor (sadece bilimsel dergilere bilimsel makale göndermem söz konusu.) O nedenle okurlarıma açıklamayı gerekli görüyorum; bilimsel dergiler dışında herhangi bir yerde benim bir yazımla karşılaşırsanız bilin ki o yazı bu blogdaki bir yazımdan alınmıştır. Herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığını incelemek istediğinizde de lütfen bu blogdaki yazımın aslına bakınız.

Saygılarımla  

Mahfi Eğilmez

26 Nisan 2019 Cuma

Dolar mı Yükseldi TL mi Düştü?

USD/ TL kuru geçen haftayı 5,81 düzeyinde bitirmişti. Bu hafta içinde bazı günlerde gün içi işlemlerde 5,98’e kadar yükseldi, şimdilerde 5,93 – 5,94 aralığında dolaşıyor. Diğer gelişmekte olan ülke paralarıyla karşılaştırmalı olarak ele alıp değerlendirdiğimizde TL’nin değer kaybında ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Bu, yeni bir şey değil. TL, son üç yıldır hep aynı durumda. Sürekli olarak bir negatif ayrışma içinde görünüyor. Bu hafta ne oldu da yine böyle bir değer kaybı yaşandı sorusunun yanıtına baktığımızda öncelikle karşımıza Doların değer kazanması geliyor.

Haftaya 97,35 düzeyinde başlayan Dolar Endeksi bugün itibariyle 98,11 düzeyinde. Yine haftaya Euro karşısında 1,126 düzeyinde bir pariteyle başlayan Demek ki Dolar, diğer paralara karşı değer kazanıyor.

23 Nisan 2019 Salı

Türkiye’de Uygulanan Ekonomi Politikası Başarılı mı?

Ekonomi politikasının iki temel alt politikası var: Para politikası ve maliye politikası. Her ikisinin de alt politikaları var. Para politikasının alt politikaları açık piyasa işlemleri, faiz politikası ve zorunlu karşılıklar, maliye politikasının alt politikaları ise vergi, harcamalar, borçlanma, teşvikler, destekleme, dışticaret başlıkları altında toplanıyor. Bu alt politikalar aynı zamanda asıl politikayı hedefine ulaştırmak için kullanılan araçları oluşturuyor.  

21 Nisan 2019 Pazar

Kitaplara da Bakalım

1919 Mustafa Kemal Mucizesi, Kerem Çalışkan, Remzi Kitabevi, 2019
Kerem Çalışkan uzunca bir süredir Kurtuluş Savaşının öncesi ve sonrası üzerinde çalışıyor. Bu konuda birçok değerli kitap yazdı ve yayınladı. Her kitabında çok güzel analizler yapmanın yanı sıra genellikle gözden kaçmış bazı noktaları da yakalayıp öne çıkarıyor. Bu sefer de o kadar olumsuzluğun içinden Mustafa Kemal’in çıkıp gelişini bir mucize olarak anlatıyor. Kitapta yer alan çarpıcı bir konuşmayı buraya almak istiyorum.

19 Nisan 2019 Cuma

Merkez Bankası Rezervleri ve Swap Etkisi

12.04.2019 (geçen Cuma) itibariyle Merkez Bankası’nın açıkladığı uluslararası net rezervler toplamı yaklaşık 162,5 milyar TL idi (Merkez Bankası net uluslararası rezervleri 18.01.2002 tarihli Niyet Mektubu ile belirlenmiş Merkez Bankası Bilançosunda (Stand by) yer alıyor (https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket) Bunun o tarihteki TCMB USD alış kuruyla Dolara çevrilmiş tutarı da yaklaşık 28 milyar Dolar ediyor.

Financial Times gazetesi (FT), Çarşamba günü yayınladığı bir haber – yorumda Türkiye’nin net rezervlerinin Merkez Bankası’nın bu değindiğimiz şekilde açıkladığının aksine 28 milyar dolar olmadığını, net rezervlerin, kur swapı işlemleriyle elde edilen borçlar dahil edilerek, yaklaşık 12 milyar Dolar yüksek gösterilmiş olduğunu, bunun düşülmesi halinde net rezervin gerçekte 16 milyar dolar olduğunu ileri sürdü.

Kur swapı; iki tarafın iki farklı para birimini, üzerinde önceden anlaştıkları kur ve vadeyle takas ettikleri, işlemin vadesinin geldiği tarihte bu kez geri takas ettikleri işlemdir. Buna göre Merkez Bankası vade gelinceye kadar net rezervin artacağını düşündüğü için elindeki TL ile Doları swap ederek net rezervi yüksek tutmuş oluyor. 

16 Nisan 2019 Salı

Bütçe Çıpası da Elden Gidiyor

Bütçe Disiplini Programın Çıpasıydı
2001 krizi sonrası Türkiye, IMF desteği ve stand by düzenlemesinin getirdiği koşullara uyarak bazı alanlarda yapısal reform yaptı. Bunlar; bankacılık sisteminin baştan aşağıya yeniden yapılandırılması, bankacılık denetim ve gözetiminin Hazine’den alınıp bağımsız bir kurum olarak kurulan BDDK’ye verilmesi, KİT’lerin görev zararlarının bir program çerçevesinde tasfiye edilmesi, bütçe açıklarının düşürülmesi ve böylece kamu kesimi borç yükünün azaltılması gibi adımlardı. Bu düzenlemeler enflasyonun kademeli olarak düşmesine ve dolayısıyla faizlerin de gerilemesine yol açtı. Zaman ilerledikçe paradan altı sıfır atılması ve AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasıyla TL’ye güven artmaya ve dolarizasyon çözülmeye başladı. Türkiye’ye dönem boyunca yüksek miktarlı doğruda yabancı sermaye yatırımları geldi. Yaşanan döviz bolluğu TL’ye istikrar kazandırdı, faizleri daha da düşürdü, büyümeyi de yüksek bir ortalamaya taşıdı. Bu olumlu gidişin temel çıpası bütçe açıklarının denetimli olarak yüzde 3’ün altında tutulması ve faiz dışı fazla verilerek kamu borçlarının artmasının engellenmesiydi.

Türkiye, bu uygulamaları, IMF ile ortak programı bitirdiği 2008 yılı Mayıs ayına kadar yüksek bir disiplinle sürdürdü. Program sonrasında yapması gereken ek reformları yapmamasına ve çeşitli disiplin kayıplarına karşın 2013 yılına kadar çok büyük sapmalara yol açmadan aynı yolda devam etti. Özellikle 2013 yılı ilkbaharında ABD Merkez Bankası Fed’in parasal gevşemeyi sonlandıracağına ilişkin açıklamasından sonra birçok alanda ivme kaybı yaşamaya başlayan Türkiye ekonomisini ayakta tutan dayanak, tek seferlik gelirlerle destekleniyor olsa da, bütçe açıklarının düşüklüğü ve dolayısıyla IMF programıyla sağlanan ve devam ettirilen kamu mali disipliniydi.

11 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Dünyanın Kaçıncı Büyük Ekonomisi?

IMF’nin Nisan aynında açıkladığı Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporu ve bunun veri seti ekinde (https://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2019/01/weodata/index.aspx) yer alan verilerden giderek hazırladığımız ekteki listeler bize karşılaştırmalı olarak Türkiye’nin 2000 ve 2019 yıllarında GSYH büyüklüğü olarak dünya sıralamasında kaçıncı sırada olduğunu gösteriyor. Bu listelerden 2019 yılına ait olanı IMF’nin tahminlerine dayanıyor (tablolardaki GSYH büyüklükleri milyar dolar olarak okunmalı.)

9 Nisan 2019 Salı

Dünyanın ve Türkiye'nin Ekonomik Görünümü: 2019 – 2020

IMF, 2019 Yılı Dünya Ekonomik Görünümü Raporunu yayınladı. Raporun adı tam da içinde bulunduğumuz durumu özetliyor: ‘Yavaşlayan Büyüme, İstikrarsız Toparlanma.’

IMF’ye göre 2017 yılında yaşanan ve 2018 yılının başlarında da devam eden güçlü büyümeden sonra 2018 yılının ikinci yarısından başlayarak yeni bazı etkiler ortaya çıktı ve bu etkiler dünya büyümesini düşürdü. Bu etkiler içinde en önemlilerinden birisi Çin’in yaşadığı istikrarsızlığı toparlamaya yönelik düzenleyici girişimlerinin ekonomide yol açtığı sıkılaşma ve ABD ile girdiği ticaret savaşının yarattığı ihracat düşüşüydü. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumundaki Euro Bölgesinde yaşanan endişelerin yarattığı ekonomik düşüş de buna eklenince güven unsuru ciddi biçimde yara aldı. Bu güven kaybı gelişme yolundaki ekonomilerde yabancı kaynağa erişim sıkıntıları ortaya çıkarınca o ekonomilerde de yavaşlama görüldü.

Bu gelişmelerin sonucu olarak 2018’in ikinci yarısından itibaren dünya büyümesinin hızı düştü. Dünya ekonomik büyümesi 2001 – 2010 arasında yüzde 3,9, 2011 – 2018 arasında da yüzde 3,6 idi. IMF’nin dünya için 2019 büyüme beklentisi yüzde 3,3. IMF, 2019 yılında gelişmiş 39 ekonominin ortalama olarak yüzde 1,8, gelişmekte olan 155 ekonominin ortalama olarak yüzde 4,4 oranında büyüyeceğini tahmin ediyor.

7 Nisan 2019 Pazar

Krizden Çıkışın Anahtarı

2001 Krizi
2001 krizi aslında 2000 Kasım ayında başlayan ama geçmiş on yıldaki birikimi içeren bir finansal kriz olarak çıktı. Türkiye, 2001 krizine girerken dünya ekonomisi konjonktür olarak çıkış eğilimindeydi. Yatırım iştahı giderek artıyor, likidite bolluğu yaşanıyor, risk alma iştahı kabarıyordu. Sermaye hareketlerinin serbest kalmasıyla küreselleşen sistem, geçmiş dönemlerle karşılaştırılmayacak kadar hızlı bir çıkış eğilimindeyken petrol ve emtia fiyatları durağan bir görünüm içindeydi.

Türkiye 2001 krizine girdiğinde özetle durum şöyleydi: İktidarda üç partili bir koalisyon hükümeti vardı. Bütçe açığı, enflasyon ve faizler çok yüksekti. İşsizlik yüksek ama Türkiye’nin geçmiş ortalamasına göre alışılmış bir düzeydeydi. Cari açık Türkiye gibi ülkeler için makul sayılabilecek bir düzeydeydi. Kamu kesimi borç yükü yüksek, özel kesim borç yükü düşüktü. Bankacılık kesiminin batık kredi oranı yüksekti. Bunlara ek olarak Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye miktarı düşük, TL’nin değer kaybı hızlıydı. Enflasyonun yüksekliği insanların TL’ye güvenini sarsmış para ikamesi (dolarizasyon) çok yüksek düzeylere çıkmış, yabancı para mevduatın toplam mevduat içindeki payı yüzde 57 oranına ulaşmıştı.  

4 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Borç Dosyası

Türkiye’nin Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü
Türkiye’nin dış borç stoku denildiği zaman kamu kesimi, Merkez Bankası ve özel kesimin belirli bir tarih itibarıyla birikmiş dış borçlarının toplam miktarı, Türkiye’nin dış borç yükü denildiği zaman da toplam dış borç stokunun o yılın GSYH’sine olan oranı anlaşılır.

Dış Borç Stoku iki şekilde ele alınıyor. Birikmiş dış borçların tamamı ele alınıp, bunlardan bir indirim yapılmıyorsa buna brüt dış borç stoku deniyor. Brüt dış borç stokundan Merkez Bankası ve bankacılık kesiminin dış borç stoku, katılım ve yatırım kalkınma bankalarının net varlıkları düşülüyorsa buna da net dış borç stoku deniyor.

Tablo 1: Türkiye Brüt ve Net Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü (Kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Mart 2019)

2017
2018
Fark
Brüt Dış Borç Stoku (Milyar USD)
455,6
444,9
-10,7
   Kamu Kesimi
136,6
140,6
4,0
   TCMB
1,8
5,9
4,1
   Özel Kesim
317,2
298,4
-18,8
Brüt Dış Borç Yükü (%)
53,5
59,7

Net Dış Borç Stoku (Milyar USD)
291,1
280,3
-10,8
Net Dış Borç Yükü (%)
34,2
35,8

GSYH (Milyar USD)
851
784
-67

2 Nisan 2019 Salı

Türkiye’ye Özgü Yapısal Reformlar

Yerel seçimler sonrası en sık telaffuz edilen ifade ‘yapısal reformlar’ oldu. Hükümetten muhalefete, iş insanlarından çalışanlara, akademisyenlerden öğrencilere kadar hemen herkes yapısal reformlardan söz ediyor. Ne var ki her ciddi meselenin slogana dönüştüğünde ortaya çıkan sıkıntı burada da görülüyor ve yapısal reformlardan söz edenlerin çoğu bu ifadenin içini dolduramıyor. Bazısı vergi reformu diyor, bazısı enflasyonla mücadele diyor, bazısı işsizliğin azaltılması diyor ama onların da içi dolu değil.

Herkes kendi konumuna göre ve ağırlıklı olarak ekonomiyle bağlantılı bir yapısal reform tanımı yapıyor. Başkaları neleri kastediyor bilmiyorum ama ben, yapısal reform denildiğinde Türk toplumunun üzerinde oturduğu yapının değiştirilmesini anlıyorum. Mesela köy enstitülerinin kurulması bir yapısal reformdu benim gözümde.

29 Mart 2019 Cuma

Bir Haftada Piyasada Olanlar

Günümüzde konvertibilite[i] bir ülke parasının hiçbir engelle ya da kısıtlamayla karşılaşmaksızın o anda geçerli olan kurdan bir yabancı paraya çevrilebilmesi demek. Örneğin 1.000 TL’yi verdiğinizde bankalar size karşılığında istediğiniz yabancı parayı o anda geçerli olan kurdan vermek durumundalar. Ya da tam tersine elinizdeki 1,000 Doları veya Euro’yu verdiğinizde bankalar size o anda geçerli kurdan karşılığı olan TL’yi ödemek zorundalar. Günümüzde konvertibilite bu anlama geliyor. Türkiye 1990 yılında konvertibiliteye geçti ve TL konvertibl para birimi haline geldi. Bunun sonucu olarak Türkiye’de bankalar döviz getirene o gün geçerli olan kurdan TL veriyor veya TL hesap açabiliyor, ya da TL’si olup da döviz almak isteyene yine o gün geçerli olan kurdan döviz veriyor veya döviz hesabı açabiliyor.

Swap, en basit tanımıyla; varlıkların, faizlerin, dövizlerin değiş tokuş edilmesi anlamına gelen İngilizce bir kelime. Finansal piyasalar ve döviz açısından bakarsak;  dövizin aynı anda ve tek işlemle farklı vadelerde alım/satım işlemini ifade ediyor. Bu ifadeleri, sayısal olarak ve basitleştirerek (faizi, vadeleri, takası ve alım satım kur farklarını da ihmal ederek) örneklendirelim.   

23 Mart 2019 Cumartesi

TL Niçin Değer Kaybetti?

Önce bir durum saptaması yapalım. Dünyada işler 3 ay önceye göre daha olumsuz görünüyor. Beklentilerde bozulma var. Bu bozulma kararları etkiliyor ve dolayısıyla piyasaları da bozuyor.


1
2
3
3 vs 2
Piyasa Göstergeleri
2017
2018
23.03.2019
%
USD Endeksi (DXY)
91,00
96,17
96,55
0,4
ABD 10 Yıllık Tahvil Getirisi
2,41
2,69
2,44
-9,3
Almanya 10 Yıllık Tahvil Getirisi
0,42
0,20
-0,02
-110,0
Brent Petrol USD/Varil
66,87
53,80
67,03
24,6
Altın USD/Ons
1.303
1.282
1.314
2,5

Dolar Endeksi 2019’un ilk çeyreğinde önemli bir değişim göstermemiş, ABD 10 yıllık tahvil getirisi 2018’de sergilediği çıkışı kaybetmiş, buna karşılık düşecek diye tahmin edilen Brent petrol yükselişe geçmiş, Almanya 10 yıllık tahvillerinin getirisi ise eksiye düşmüş. Bütün bunlar piyasalardaki olumsuz beklentileri net bir biçimde yansıtıyor. Altında görülen yükseliş güvenli liman arayışına işaret ettiğine göre piyasalardaki olumsuz gidişin bir başka göstergesi.

22 Mart 2019 Cuma

Değişen Koşullar, Değişen Yaklaşımlar

2018 yılının son çeyreğinde dünyada farklı bir görünüm vardı. ABD neredeyse artık krizden çıkmış, Avrupa benzer aşamaya geçişte epey bir yol almış, Japonya neredeyse 30 yıl sonra tünelin ucunda ışığı görmüş gibiydi. Gelişmiş ülkeler kategorisinde tek sorun Brexit olarak duruyor onun da çözümü yolunda ilerleme sağlanıyor gibi görünüyordu. Gelişme yolundaki ekonomilerde de durum istikrarlı bir görünüm içindeydi. Sadece Çin’de büyüme ivme kaybediyor bir de gelişmiş ekonomilerin parasal sıkılaştırmaya başlaması dış finansmana aşırı bağlı gelişme yolundaki ekonomilerde bazı finansmana erişim sorunları yaratabilecek gibi duruyordu. Bu durum da büyük endişe yaratmıyor, yönetilebilir olarak kabul ediliyordu.

18 Mart 2019 Pazartesi

Tükenmişlik Sendromu ve Sosyolojik Yansıması

Herbert Freudenberger tarafından ortaya atılan, İngilizcesi burnout (yanmak, kül olmak) olan ve yorgunluk, isteksizlik, ilgisizlik şeklinde kendini gösteren durum Türkçe’ye tükenmişlik sendromu olarak geçmiş bulunuyor. Türkçe karşılığı olan tükenmişlik sendromu, olguyu, aslında İngilizcesine (burnout) göre çok daha iyi tanımlıyor. Tükenmişlik sendromu beklentiyle gerçekleşme, taleple talebi karşılama arasındaki farkın açılmasıyla oluşan bir boşluğu temsil ediyor.

15 Mart 2019 Cuma

Hollanda Hastalığı ve Türkiye

Hollanda Hastalığı; ekonomide para biriminin aşırı değer kazanması sonucunda ortaya çıkan negatif gelişmeleri anlatmakta kullanılan bir deyimdir. Bu deyim ilk kez 1977 yılında The Economist Dergisi tarafından kullanıldı. Hollanda’da 1959 yılında büyük doğal gaz rezervleri bulununca Hollanda Florini hızla değerlendi ve ülke giderek bir ithalat ülkesi haline dönüştü. Üretim düştü, GSYH büyümesi durdu. Benzer bir durum Venezuela’da her şeyin petrole dayanır hale gelmesiyle oluştu. Petrol fiyatları düşünce ülke ithalat yapamaz hale geldi.

Hollanda hastalığı yararlı bir gelişmenin nasıl zararlı bir sonuca yol açabileceğini anlatmak için kullanılıyor. Bu hastalığa yakalanmamanın yolu ise bu değişimin yaşandığı dönemde harcamaları artırmayıp fazla gelirleri bir fonda toplamaktan geçiyor. Bunu da en iyi biçimde Norveç yaptı. Kuzey Denizinden elde edilen petrol Norveç’e hiç beklemediği bir ek gelir sağladı. Norveç hükümeti buradan gelen geliri kullanmadı ve bir fonda topladı. Bu fon, devraldığı petrol gelirini dünyadaki yatırım projelerine borç vererek faiz geliri elde ederek büyüdü. Bugün bu fonun değeri 1 trilyon dolar dolayında bulunuyor. Böylece Norveç, petrolden gelen bu olağanüstü gelirin ekonomiyi bozmasına izin vermemiş oldu.

13 Mart 2019 Çarşamba

Ekonomik Krizler ve Türkiye

Kriz Halleri ve Tanımları
Stagflasyon = Enflasyon + Sıfır (ya da sıfır dolayında) Büyüme
Resesyon = 2 çeyrek üst üste Küçülme
Slumpflasyon = Yüksek Enflasyon + Küçülme
Depresyon = Artan İşsizlik + Süregiden Küçülme 
Deflasyon = Fiyatların Sürekli Düşmesi + Küçülme

Kötülük Sıralaması (En kötüden daha az kötüye doğru)
1.    Depresyon
2.    Slumpflasyon
3.    Deflasyon
4.    Resesyon
            5.  Stagflasyon

Hızına Göre Enflasyon Çeşitleri 
Enflasyon: Fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artması.
Normal Enflasyon: Gelişmiş ekonomiler için yüzde 2 – 3, gelişme yolundaki ekonomiler için yüzde 5 – 6’ya kadar enflasyon normal enflasyon düzeyi olarak kabul edilir.
Normalin Üzerinde Enflasyon: Normal enflasyon düzeyi olarak kabul edilen düzeyin üstü. 
Yüksek Enflasyon: İki haneli enflasyon. 

Türkiye’nin Son 12 Çeyrekteki Durumu


1; Stagflasyon, 1 – 2 arası; Enflasyonlu büyüme, 3; Slumpflasyon.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...