19 Temmuz 2019 Cuma

Yılın Ortasında Ekonominin Görünümü

Sanayi üretimi artış eğiliminde ancak bazı önemli sektörler henüz toparlanma eğiliminden uzak görünüyor



TÜİK haber bülteninden alınmış olan soldaki grafik takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi yıllık değişim oranlarını gösteriyor. 2018 yılı süresince sürekli gerileyen sanayi üretimi aynı yılın son çeyreğinde eksi bölgeye düşmüş ve yıl sonunda en düşük noktaya geldikten sonra 2019 yılında toparlanma eğilimi göstermeye başlamış bulunuyor. Benzer bir görünüm TCMB sitesinden aldığım verilerle hazırladığım sağdaki grafikte yer alan imalat sanayiinde kapasite kullanım oranlarında da görülüyor. Her iki grafik de sanayi kesiminin dipten dönüş eğilimini sergiliyor.

18 Temmuz 2019 Perşembe

Konutta Durum

Birçok kişi TL ile aldıkları konutun fiyatının yükseldiğini görünce kazançlı olduğunu düşünüyor. Oysa aynı tarihte o parayla konut yerine başka bir alanda yatırım yapsaydı sonuç ne olurdu sorusuna göre hesap yapılması gerekir. Biz buna ekonomide “alternatif maliyet” diyoruz.

Bir örnekle açıklayayım. 18 Temmuz 2018’de iki kişiden birisi 500.000 TL’ye bir daire satın alıp aynı gün aylık 1.500 TL’ye kiraya vermiş olsun. Diğer kişi de 500.000 TL’yi o tarihteki USD/TL kuru olan 4,80 ile dolara çevirip aynı gün yüzde 3 brüt (yüzde 2,4 net) faizle bankaya yatırmış olsun. Bu iki kişinin bir yıl sonra 18 Temmuz 2019’daki gelir – gider – servet durumu şöyle olur:

16 Temmuz 2019 Salı

Merkez Bankası Bağımsızlığının Evrimi

Merkez Bankası Başkanının görevden alınmasıyla yeniden gündeme gelen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bağımsızlığı meselesi iyiden iyiye dallanıp budaklandı ve özünden uzaklaştı. Tartışmalar araç bağımsızlığı, amaç bağımsızlığı ikileminde tıkandı. Oysa Merkez Bankasının bağımsızlığı meselesi özünde kâğıt para basımı konusunda siyasal iktidardan bağımsız olmasıdır.

Merkez bankası bağımsızlığı ilk kez David Ricardo’nun 1824’de para arzını sağlayacak olan merkez bankasının harcama yapan hükûmetten farklı bir kurum olması gerektiğini ifade etmesiyle gündeme gelmiştir.

5 Temmuz 2019 Cuma

Çin Demokrasiyle mi Büyüdü?

Son günlerde moda olan bir söylem var. Ne zaman demokrasi gelişmenin temelidir, parlamenter sistemden vazgeçmek hata oldu deseniz birisi çıkıyor ve “Çin, demokrasiyle mi gelişti?” diye soruyor. Ya da Güney Kore’nin başarısından söz etseniz “Güney Kore’de demokrasi yok demek ki gelişme için demokrasi şart değil” diyor. 

Herhangi bir konuya görmek istediğiniz gibi bakarsanız baktığınız gibi görürsünüz.

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Enflasyon Bugün Düşer Yarın Çıkar

Geçen yılın yüksek aylık enflasyonlarının bu yıl tekrarlanmayacağı ve dolayısıyla baz etkisiyle enflasyonda hızlı bir düşüş yaşanacağı görüşü son dönemde ABD ile ilişkilerin düzelebileceği ve Fed’in faiz indirimlerine gidebileceği görüşüyle birleşince piyasada ciddi bir iyimserlik dalgası yarattı. Bir zamanlar yüzde 20 enflasyondan söz edilirken şimdilerde tek haneli enflasyon konuşulur oldu. Bu tahminler, dış gelişmelerin yanı sıra baz etkisi denilen bazı aritmetik hesaplara dayanıyor.

Bu çerçevede yaptığım basit bir hesaplamayı aşağıda sunayım. Aşağıdaki tablo TÜFE endekslerindeki değişimlere yani aylık enflasyon ve oradan giderek hesaplanan 12 aylık sonuçlara dayanıyor. Sarı alan henüz sonucunu bilmediğimiz dönemleri gösteriyor. Bu döneme ait aylık ve 12 aylık oranların hesaplaması bana ait. Bu hesaplama çok basit bir varsayıma dayanıyor: Bundan sonraki her ayın enflasyon oranını geçen üç yılın aylık TÜFE ortalamaları olarak aldım. 12 aylık enflasyonlar da buna göre şekillendi.

30 Haziran 2019 Pazar

Yedek Akçe, Merkez Bankası, Hazine

Tartışmayı bir çerçeveye oturtabilmek için belirtmemiz gereken iki konu var: (1) Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) çok ortaklı bir anonim şirkettir. Hazine, yüzde 55 payla TCMB’nin en büyük pay sahibidir. Geri kalan yüzde 45 pay çok sayıda kurum ve kişiye aittir. (2) TCMB, yasasındaki özel hükümler ve düzenlemeler dışında, diğer anonim şirketler gibi Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabidir.

Genel Kanuni Yedek akçe (ya da ihtiyat akçesi); doğabilecek risklere karşı şirketi korumak ve acil durumlarda kullanılmak üzere şirketlerin yıllık net kârından belirli oranda ayrılan ve ortaklara dağıtılmayıp şirket bünyesinde bir çeşit yedek sermaye olarak tutulan paradır.

26 Haziran 2019 Çarşamba

Şimdi Ne Olacak?

Aylardır ne olacak, nasıl olacak diye piyasalar üzerinde etkili olan İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi geride kaldı. Şimdi sırada siyasette, ekonomide ve finansal piyasalarda büyüyen sorunlar var. Finansal piyasalar yılbaşından bu yana süren seçim odaklanması nedeniyle bir türlü yerli yerine oturamadı. Tekrarlanan seçim ve yapılan açıklamalar sonrasında bir miktar toparlanma yaşamış olmalarına karşın, Borsa İstanbul BIST 100 Endeksi, 26 Mart günü ulaştığı 105 bin noktasından 10 bin puan aşağıda, USD/TL kuru yılbaşındaki 5,27 değerinden 0,49 puan yukarıda, banka faizleri yılbaşındaki düzeylerinin 3 – 4 puan üzerinde bulunuyor. Bu piyasalarda ideal hedefleri belirlemek bazı alanlar için kolay bazıları için zordur. Mesela BIST 100 endeksinin 125 bine ya da 200 bine yükselmesinin kimseye ya da ekonomiye doğrudan bir zararı olmaz. Buna karşılık kur konusu çok hassastır. USD/TL kurunun yükselmesi bir yandan ihracatı teşvik ederken bir yandan da ithal girdi fiyatlarının artmasına yol açtığı için enflasyon üzerinde yükseltici etki yaratır. Faizlerin düşmesi bir yandan üretim maliyetlerinin düşmesine yol açarken bir yandan da kişilerin tasarruf eğilimini düşürerek onları tüketime yönlendirmek suretiyle enflasyonu yükseltici etkiler yaratır.

23 Haziran 2019 Pazar

Umut Her Zaman Vardır

Yaşam dümdüz bir çizgi gibi değildir, inişler ve çıkışlarla devam eder gider. O inişlerde ve çıkışlarda umutlar, umutsuzluklar, başarılar, başarısızlıklar, hayaller, hayal kırıklıkları vardır. Bazen insan umutların tümüyle tükendiğini hisseder ve kendisiyle ilgili ciddi kararlar alır. Başka bir işe başvurmak, başka bir kente göç etmek, hatta başka bir ülkeye gidip yerleşmek gibi. İnsan umudunu yitirdiğinde yaşamının anlamı da kalmaz. Onun için umut bitmez, ama ileride yeniden canlanacağı ana kadar geçici olarak tükenme aşamasına gelebilir.   

20 Haziran 2019 Perşembe

Fed İmdada Yetişti

Parasal Sıkılaştırma Derken Nereye Geldik?
Çok değil 6 – 7 ay öncesine kadar ABD Merkez Bankası’nın (Fed) 2019 yılında 2 kez mi yoksa 3 kez mi faiz artıracağını tartışıyorduk. Parasal sıkılaştırmanın ikinci parçası olarak bilanço küçültme programı çerçevesinde 2019 yılında piyasadan çekip sterilize edeceği miktarın 600 milyar dolar olacağı ve bu aynı miktarın 2020 yılında da çekileceği açıklanmıştı. Bütün bunların dış piyasalarda likidite daralması yaratacağı, ABD tahvillerine ilgi oluşturacağı ve önce tahvil fiyatlarının sonra da faizlerinin yükseleceği konuşuluyordu. Bu gelişmelerin gelişmekte olan ekonomilerin dış kaynaklara erişimini zorlaştırması ve borçlanma maliyetlerini de artırması bekleniyordu.

17 Haziran 2019 Pazartesi

Bütçe, Piyasanın Görünümünü Yansıtıyor

Kamu bütçesi bize iki konuda bilgi verir: (1) Kamu kesiminin finansmanının nasıl olduğunu, açık verip vermediğini ve faizler üzerinde etki yaratıp yaratmayacağını gösterir. (2) Piyasanın yani özel kesimin satış yapıp yapamadığını, ithalatın gidişini gösterir.

Kamu Kesimi Açısından Durum
Bütçe açığı yılın ilk 5 ayında 66,5 milyar TL olurken faiz dışı denge de (bütçe gelirleri – faiz dışı bütçe giderleri) 20,1 milyar TL açık verdi. Böylece her yıl fazla vererek borçlanmanın bir bölümünü kapatmaya yarayan faiz dışı dengenin bu yıl açık vererek borçlanmayı artırıcı etki yarattığına tanık olmaya başlıyoruz.

Gidişin bu yönde olduğunu zaten iki hafta önce açıklanan Hazine Nakit Dengesinden görmüştük.
Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayınlanan Ocak – Mayıs Genel Bütçe dengesini gösteren tabloya bir göz atalım:


Bu tablonun ortaya koyduğu sorunları sıralayalım: (1) 2019 yılının ilk 5 ayında bütçe giderleri 2018 yılının aynı dönemine göre yüzde 28,4 oranında artmış. Bu artış söz konusu dönemdeki ortalama 12 aylık enflasyonun (yüzde 19,5) yaklaşık 9 puan üzerinde bir artışa işaret ediyor. (2) Faiz giderlerindeki yüzde 47,6 artış kamu kesimi borçlanma maliyetinde yaşanmaya başlanan yükselişin boyutlarını gösteriyor. (3) Bütçe gelirleri giderlerin tersine enflasyonun altında bir artış sergileyerek sadece yüzde 15 artmış. (4) Asıl büyük sorun bütçenin temel finansman kalemi olan vergi gelirlerinde ortaya çıkıyor. Vergi gelirleri, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,3 artmış. Ki bu ilk 5 ayın ortalama enflasyonu olan yüzde 19,5 oranındaki enflasyonun neredeyse beşte biri oranında bir artış demek. (5) 2018 yılının ilk 5 ayında bütçe açığı yıllık açık beklentisinin yüzde 28,2’si oranında iken 2019 yılının ilk 5 ayında bu oran yüzde 82,5 olmuş. Yani yıllık bütçe açığı tahmininin yüzde 82,5’i yılın ilk 5 ayında gerçekleşmiş.

Bu görünüm, 2019 yılı bütçesinin tahmin edilenden fazla açık vereceğini, dolayısıyla kamu borçlanmasının ister istemez artacağını, açıktaki artışın enflasyon üzerinde olumsuz etki yaratacağını ve bunların sonucunda kamu kesiminin borç verilebilir fonlar piyasasında yaratacağı ek talebin faizler üzerinde artırıcı etki oluşturacağını ortaya koyuyor. Bu durumda eldeki tek çıpa olan bütçe çıpası da elden çıkmış görünüyor.

Özel Kesim ve Piyasa Açısından Durum
Kamu bütçesinin özel kesim ve piyasa açısından nasıl bir gösterge olduğunu ortaya koymak için Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayınlanan Ocak – Mayıs Genel Bütçe Gelirlerindeki gelişmeyi gösteren tabloya bakalım:


Bütçe Gelir tablosu bize özel kesimin, hane halklarının ve özetle piyasanın durumu hakkında çok önemli bilgiler veriyor. (1) Dahilde alınan Katma Değer Vergisi (KDV) ilk 5 ayda geçen yılın ilk 5 ayına göre yüzde 20,5 azalmış. Enflasyonun ortalama yüzde 19,59 olduğu ilk 5 ayda KDV tahsilatındaki bu düşüş bize piyasada satışların tepe taklak olduğunu gösteriyor. Çünkü dahilde alınan KDV satış üzerinden alınan bir vergi. (2) Benzer bir durum Özel Tüketim Vergisinde de (ÖTV) söz konusu. ÖTV tahsilatı da geçen yıla göre yüzde 6,8 azalmış. Satışların nasıl düştüğünü gösteren çok önemli bir gösterge. (3) İthalde alınan KDV ise yüzde 10,7 artmış. İthalat düşse de karşılığı olan TL, kur nedeniyle arttığı için tahsilat (enflasyonun yarısı düzeyinde de olsa) artmış.

Bu görünüm piyasanın sıkıntı içinde olduğunu, sanayi üretimindeki, perakende satışlardaki düşüşü ve beklenti anketlerindeki olumsuzluğu doğruluyor.

Sonuç
Alınan bütün önlemlere karşın ekonomide yeterli canlanma oluşmuyor. Çünkü sorun yalnızca ekonomik değil. Riskleri yükselten ve piyasada sıkıntı yaratan birçok mesele var.   

15 Haziran 2019 Cumartesi

Moody’s’in Not Düşürme Kararı ve Olası Etkileri

Genel Açıklama
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba3’den B1’e indirdiğini ve görünümün de negatif olduğunu, yani not indiriminin devam etmesi olasılığının bulunduğunu açıkladı.

Bu yeni notun ne anlama geldiğini gösterebilmek için önce kredi derecelerini gösteren tabloya bir bakalım:

13 Haziran 2019 Perşembe

Önce Doğru Teşhis

Doğru Teşhis
Çok çalışıp, çok konferans verip, çok uçak seyahati yapınca ve bağışıklık sistemini güçlendirici önlemler almayı da ihmal edince öksürükle başlayıp ateşe dönüşen şikayetle doktora başvurdum. Doktor, önce akciğer tomografisi ve kan tahlili istedi. Tomografide sağ akciğerde ciddi enfeksiyon olduğu tespit edildi. Kan tahlili sonuçları da bunu doğruladı. Kandaki iltihap oranı yüzde 25’e yükselmişti (normali 0 – 0,5 arası.) Bunun üzerine doktor üç şeyden kuşkulandı (ön teşhis): Zatürre, verem ve enfeksiyonun altında tümör. Tümör kötü huylu ise kanser olabilirdi.

Doktorum, zaman kaybetmemek için bir yandan zatürre tedavisine başladı. Altı saatte bir serum içinde antibiyotik aldım. Ayrıca günde bir tane de ağız yoluyla antibiyotik verdi. Bu arada akciğere bronkoskopi yoluyla üç kez su verip geri çekerek tüplere koydu ve tahlile yolladı. Önce verem savaş dispanserinden haber geldi: Verem yokmuş. Sonra da patoloji sonucu geldi: Kanser belirtisi de yokmuş. Bu durumda ön teşhisteki alternatiflerden ikisi elenmiş geriye zatürre kalmış oldu.

Özetle aynen Sherlock Holmes’in dediği çıktı: “Diğer olasılıkları elediğinizde elde kalan olasılık gerçeğin ta kendisidir.”

Doğru Tedavi
Kesin teşhis zatürre olarak belirlenince 15 günlük yoğun antibiyotik kürünün ardından bu kez ilaçlı tomografi çekildi ve kan tahlili yapıldı. Tomografi sonuçları enfeksiyonun azalmaya başladığını, kan tahlili sonuçları da kandaki iltihap oranının yüzde 25’den yüzde 4’e düştüğünü gösteriyordu. Bu veriler, teşhisin doğruluğunu kanıtlarken tedavinin de doğru yapıldığını ortaya koyuyordu.   

Hastaneden taburcu oldum ama iki hafta daha yakındaki hastaneye günde 4 kez giderek serumla karışık antibiyotik almaya devam ettim. Geçen gün tekrar doktora kontrole gittim. Enfeksiyonlu alan artık iyice küçülmüş, kandaki iltihap oranı normal düzeye (yüzde 0,32) inmişti. Doktorum ağız yoluyla 10 gün daha antibiyotiğe devam etmemi öngördü. Yaz aylarında dinlenme, bağışıklık sistemini destekleyici yiyeceklerle takviye yapmamı tavsiye etti. 

Özetle söylemem gerekirse hastalığın teşhisi, birçok analiz ve veri değerlendirmesi sonucunda doğru konmuş, tedavi programı bu teşhise göre oluşturulmuş ve tamamen doğru sonuç vermişti. Demek ki doğru tedavi için önce doğru teşhis koymak ve eldeki verileri inceleyip ona göre doğru tedavi uygulamak gerekiyor.

Buradaki kritik nokta; teşhis koyarken ve tedavi uygularken ön yargılardan uzak durmak. Bunu sağlamanın yolu verileri objektif ve ayrıntılı olarak incelemekten geçiyor. Önemli bir konu da hastanın doktoruna güvenip tedavi programına titizlikle uyması.

Sherlock Holmes’in dediği gibi: “Veri, veri, veri. Kil olmadan tuğla yapamam.”

Türkiye Ekonomisine Doğru Teşhis
Ekonomi, birçok bilimden (tıp, fizik, matematik) örnekler kullanır, kavramlar alır. Tıp bunlardan en çok başvurulanlarından birisidir. Mesela teşhis koymak tıpta hastalıklar için kullanılır, ekonomide de ekonomik sorunların saptanması için kullanılır. Ekonomide de mesele yukarıda benim başımdan geçen olaydaki durumla aynıdır. Ekonomik sıkıntının, krizin nereden kaynaklandığının teşhisinin doğru konması ve buna uygun tedavi programının uygulanması gerekir.

Türkiye ekonomisinin bugünkü sorunu aslında çeşitli önyargılar nedeniyle hastalığa doğru teşhis konulamamasında yatıyor. Açıklanan bütün ekonomik paketler doğru teşhis konulamadığı için sıkıntıyı gidermekten uzak kalıyor.  

Türkiye ekonomisinin temel sorunu ekonomi dışı görünen bir sorun: Yargının bağımsız olmaması ve hukukun üstünlüğünün yitirilmiş olması. Yargının bağımsız olmaması, her şeyi bozuyor. Mesela kamu kesiminin ve dolayısıyla kamu harcamalarının denetlenmemesine yol açıyor. Bu durum kamu kesiminde gereksiz ve yüksek harcamaların en üst düzeyde olmasına ve inanılması zor bir savurganlığa neden oluyor. Vatandaşa tasarruf öneren kadrolar kendileri en üst düzey harcamalara devam etmekten vaz geçmiyor. Girişilen gerekli gereksiz pahalı projeler de denetlenemiyor ve bunlar kamu kesimine ciddi yükler oluşturuyor, enflasyon üzerinde de baskı yaratıyor. Bu çerçeve yabancı yatırımcıların buradan uzak durmasına yol açıyor.

Türkiye Ekonomisinin Tedavisi Nasıl Olmalı?
Türkiye ekonomisi yüksek ateş (enflasyon), kilo kayıpları (ekonomik küçülme) ve yeterince beslenememe (işsizlik) dertlerinden muzdarip. Üstelik hastanın morali de (beklentiler) çok bozuk. Doğru teşhis bu. Bunların çözümüne nasıl başlanacak? Yani tedavi nasıl olacak? İlk sırada hastanın moralinin düzeltilmesi geliyor. Mesela hukukun üstünlüğüne, yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrımına, yargının bağımsızlığına ve parlamentonun eski durumuna kavuşturulmasına geçilse hastanın morali düzelecek.

Kendisini bırakmış, mücadele gücünü yitirmiş bir hastayı tedavi etmek çok zor. Tedavide ilk adım bu. Sonra artık doğru ekonomik tedaviler gerekiyor. Mesela kamu yatırımlarının tamamını istikrar sağlanana kadar ertelemek. Kamu bankalarını kredi vermeye, faize ve dövize müdahaleye zorlamak yerine kendilerini toparlamalarına izin vermek. Kamu harcamalarını, özellikle de bütün lüks harcamaları, ciddi biçimde kısmak. Bunlar gibi adımlar bir yandan hastanın moralini düzeltirken bir yandan yabancı yatırımcılar için çekici bir ortam yaratabilir.

Ne yazık ki bugüne kadar hastaya teşhis koyanlar hastanın aslında iyi olduğunu, enflasyonun, küçülmenin ve işsizliğin geçici olgular olduğunu öne sürerek yanlış tedavi uyguladılar. Bu, tıpkı zatürre olan hastaya grip teşhisi koyup parasetamolle tedavi etmeye çalışmak gibi bir şey. Hasta, teşhis koyanların teşhisine inanmadığı için tedavi olarak önüne konulan programa da uymuyor.

Ne diyor Sherlock Holmes: “Elde yeterince veri olmadan teori geliştirmek en büyük hatadır. Bu durumda teorinizi gerçeklere uydurmak yerine gerçekleri eğip bükerek teorinize uydurmaya çalışırsınız.”

Teşekkür Notu: Hastalığımın teşhisi ve tedavisini sağlayan sevgili doktorum göğüs hastalıkları uzmanı Doç. Dr. Adil Can Güngen’e, hastalığımın aşamalarını inceleyerek görüşlerini paylaşan başta Prof. Dr. Turgut İpek, Uzman Dr. Yıldıray Tutpınar ve kulak burun boğaz uzmanı Doç. Dr. Zeliha Kapusuz Gencer olmak üzere İstinye Üniversitesi Liv Hospital Esenyurt’un değerli doktorlarına, emeği geçen sağlık personeline ve antibiyotik tedavim sırasında işlerini titizlikle yapan Sarıyer Hamidiye Etfal Hastanesinin acil servis doktor ve hemşirelerine teşekkürü bir borç bilirim.

9 Haziran 2019 Pazar

Kitap Değerlendirmeleri

İKİ ROMAN VE BİR BİYOGRAFİ

Stefan Zweig, Olağanüstü Bir Gece (Çeviri: Enver Günsel), Tutku Yayınevi, 2016.
Stefan Zweig’i gençliğimde okumamıştım. Sonradan keşfedip okudum. Bundan yaklaşık 10 yıl kadar önce ilk okuduğum kitabı Satranç’tı. Sonra Amerigo’yı okudum ve hemen ardından da Dünün Dünyası’nı. Her okuduğum kitabından etkilendim. Olağanüstü bir yazarla karşı karşıya olduğumu anladım. Ve gençken nasıl olmuş da atlamışım diye hayıflandım. Son günlerde arayı kapatmak için iki kitabını birden okudum. İlki: Olağanüstü Bir Gece.

Stefan Zweig’in neredeyse bütün eserleri birer psikolojik analiz dersi gibi. Kahramanlarını alır, onların psikolojisini yansıtır ve attıkları adımları o çerçevede ortaya koyar. Bu romanında da paraya ihtiyacı olmayan ve yaşamı boyunca ahlâk, dürüstlük gibi ilkelerden sapmamış bir burjuvanın bir anda nasıl baştan çıkarak bambaşka bir yola girdiğini, bu değişimden duyduğu rahatsızlığı ve mutluluğu bir arada ele alıyor. Vicdanı karşı çıksa da içinden bir ses onu bu yolda devam etmeye teşvik ediyor. Roman bu iç hesaplaşmaları bir dantel gibi işliyor.

7 Haziran 2019 Cuma

Coğrafya Kader midir?

Tam adı Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun el Hadramî olan İbn-i Haldun, modern tarih yazımı, sosyoloji ve ekonomi biliminin öncülerinden kabul edilen 14. yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisidir. Tunus’da doğdu. Devlette çeşitli görevlerde bulundu, mahkûm edildi, hapis yattı, sonra itibarı iade edildi. 7 ciltlik kitabı Kitabül İber’de dünya tarihini anlattı. Dünyaca bilinen Mukaddime (önsöz, giriş, başlangıç anlamına geliyor) aslında bu 7 ciltlik kitabın giriş kitabıdır. Bu kitap Osmanlı tarih anlayışı üzerinde önemli etkiler yarattı.

İbni Haldun’a atfedilen en önemli yargılardan birisi “Coğrafya kaderdir” sözü. Gerçekten öyle midir? İbni Haldun’un yaşadığı döneme ve bölgeye bakılırsa bu söz doğru görünüyor. Ama bugünkü dünyaya bakınca bu söz anlamını yitiriyor. Mesela Güney Kore ve Kuzey Kore aynı coğrafyayı paylaşıyor. Güney Kore’de kişi başına gelir 30.000 Dolar, Kuzey Kore’de 1,000 Dolar. Bu iki ülkeyi bu kadar farklı kılan Coğrafya değil yönetim farkı. Güneydeki yönetim toplumsal refahı artıracak işlerle uğraşırken Kuzeydeki yönetim kendi varlığını güçlendirip iktidarını sürdürmeye odaklanıyor. Japonya bir başka örnek. Hemen hemen hiçbir doğal kaynağı bulunmayan Japonya “coğrafya kaderdir” sözüne teslim olmak yerine Meiji Restorasyonu ile kaderini kendisi çizmiş ve dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden birisi durumuna gelmiş. Coğrafi keşifler, mesela Kristof Kolomb’un keşifleri, coğrafyanın kader olmadığını tam tersine kaderin coğrafya olduğunu gösteriyor. 

3 Haziran 2019 Pazartesi

Fenerbahçe Yönetimine Açık Mektup

Sayın Başkan, Saygıdeğer Yönetim Kurulu Üyeleri,

Uzunca bir süre önce giderek kısırlaşan, giderek zevksiz hale gelen Türk futbolu ve Fenerbahçe hakkında yazı yazmamaya karar vermiştim. Ne var ki konu giderek futbol meselesinden çıkıp kulüplerin yaşamlarını sürdürüp sürdüremeyecekleri gibi finansal meselelere gelince bu kararımı bir seferlik askıya alıp bu açık mektubu yazmaya karar verdim.

Bu yazımı okuyan birçok kişi “sen iktisatçısın iktisat yaz futboldan ne anlarsın?” diyecek biliyorum. Ama bu görüş üç nedenle doğru değil: (1) 5 - 6 yaşından beri futbol izlerim. Ve bu işten iyi kötü anlarım. (2) Fenerbahçe’nin yaşadığı sorunlar futboldan ziyade yönetim sorunu. (3) Futbol benim gibi izleyiciler için oynandığına göre izleyici olarak benim de eleştiri hakkım var.

31 Mayıs 2019 Cuma

Türkiye Krizde mi?

Türkiye ekonomisi 2019 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2,6 oranında küçülme yaşadı. 2018 yılının son çeyreğinde yaşanan yüzde 3 oranındaki küçülmeden sonra bu üst üste yaşanan ikinci küçülmeyi gösteriyor. Bu açıdan bakıldığında resesyonu andırıyor olsa da enflasyonun ve işsizliğin çok yüksek olması bu durumu resesyondan çıkarıp slumpflasyonun çerçevesine sokuyor.

Krizin genel tanımı şöyle yapılıyor: Ekonominin temel yapı taşları olarak kabul edilen mal, hizmet, üretim, döviz fiyatları üzerinde kabul edilebilir düzey ve oranların ötesinde yaşanan şiddetli dalgalanmalar. Benim kriz tanımım biraz daha farklı: Ekonomik kriz; büyüme, işsizlik, enflasyon, faiz, bütçe açığı, cari açık, yerli paranın dış değeri gibi temel göstergelerin yanı sıra geleceğe ilişkin beklentilerin bozulması ve bu bozulmanın belirli bir süre devam etmesi halidir.

28 Mayıs 2019 Salı

Dipten Dönüş Umutları ve Gerçekler

Cuma günü TÜİK, ilk çeyrek büyüme verisini yayınlayacak. 2018 yılının son çeyreğinde slumpflasyona giren ekonominin ne yöne evrildiğini görmemiz bakımından bu veri önemli.  

Ekonomide beklentiler çok önemlidir. Çünkü beklentiler toplumun nasıl hareket edeceğini, o da gerçekleşmelerin nasıl olacağını gösterir. Beklentileri ölçmenin en kestirme yolu anketler yaparak tüketicilerin, üreticilerin, karar alıcıların gelişmeleri nasıl gördüğünü endeksler içine yerleştirerek karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktır.

Türkiye’de beklenti anketlerini en yoğun olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Merkez Bankası (TCMB) uyguluyor. Yazının altında bu anketlerden oluşturulmuş endekslerin grafik ve tablolarını sunuyorum.

Bu anketler ve endeksler hakkında kısaca bilgi verelim.

İlki TÜİK tarafından derlenip aylık olarak yayınlanan yayınlanan ekonomik güven endeksidir. Ekonomik güven endeksi; tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim (imalat sanayi), hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.   

İkincisi yine TÜİK tarafından derlenip aylık olarak yayınlanan sektörel güven endeksidir. Sektörel güven endeksi; işyeri eğilim istatistikleri kapsamında hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine uygulanan aylık eğilim anketleri, 10+ çalışana sahip özel sektör işyeri yöneticilerinin; işyerinin mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerini ve yakın gelecek için beklentilerini ölçmeyi amaçlamaktadır.

Üçüncüsü yine TÜİK tarafından derlenip aylık olarak yayınlanan tüketici güven endeksidir.  Aylık tüketici eğilim anketi ile; tüketicilerin kişisel mali durumları ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ve gelecek dönem beklentileri ile yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimlerinin ölçülmesi amaçlanmaktadır.

Dördüncüsü TCMB tarafından derlenip aylık olarak yayınlanan reel kesim güven endeksidir. İktisadi yönelim anketinin amacı, imalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin ülke ekonomisine yön veren üst düzey yöneticilerinin, yakın geçmişe ilişkin değerlendirmelerinin, mevcut duruma ilişkin görüşlerinin ve geleceğe yönelik beklentilerinin izlenerek, imalat sanayinin kısa dönemdeki eğilimlerini yansıtacak göstergelerin üretilmesidir.

Beşinci yine TCMB tarafından derlenip aylık olarak yayınlanan iktisadi yönelim istatistikleri ve reel kesim beklenti anketinde yer alan genel gidişata ilişkin beklentileri gösteren grafiktir. Bu da dördüncüyle aynı amaca dayalı olarak ve aynı kapsamda üretilen bir endekstir.

Bütün bu anketlere dayalı olarak çıkarılan grafikler ve tablolar bize ilk çeyrek sonunda ikinci çeyrek için dipten dönüş sinyali gibi görünen gelişmelerin aslında öyle olmadığını, kurlara, faizlere ve hatta fiyatlara piyasa dışı uygulamalarla yapılan baskılar sonucunda ani bir harlanma oluştuğunu ancak bunun kısa ömürlü olduğunu ve yönün yeniden aşağıya döndüğünü gösteriyor. Bu gelişmeler Türkiye’nin ilk çeyrekte yaşayacağı küçülmenin, ikinci çeyrekte de devam edeceğini gösteriyor.  

Beklentilere bakarak ekonomide giderek zorlaşan bir dönemin bizi beklediğini söyleyebiliriz. 







25 Mayıs 2019 Cumartesi

Kapitalizmin Çelişkili Dünyası

Sanayi kapitalizminin yarattığı en büyük çelişki refah artışı sağlarken çevre koşullarının bozulmasına yol açması olarak karşımıza çıkıyor. Son elli yılda kapitalist sistemin ekonomilerde ciddi büyüme sağladığını ama bu büyümeyi çevreyi tahrip ederek gerçekleştirdiğini görüyoruz.

Bugün Çin, Hindistan, Bangladeş gibi kalabalık nüfuslu ülkelerde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ortalama refahın altında yaşadığını, zaman geçtikçe bu insanların refahında artış olacağını ve dolayısıyla çevreyi zedeleyecek malları daha çok tüketeceklerini düşünürsek bu çelişkinin giderek büyüyeceğini tahmin edebiliriz. Bugün refahı artıran gelişmeler aynı zamanda ileride refah kaybına yol açacak olan gelişmeler gibi duruyor. Kapitalizmin en önemli çelişkisi de buradan doğruyor.

21 Mayıs 2019 Salı

Eleştiri, Düşünce Özgürlüğünün Ürünüdür

Türk toplumunun eleştiri, karşı düşünce açıklama gibi konularda tuhaf bazı yanlış yönelimleri ve takıntıları var. Bütün toplum için geçerli değil tabii bunlar ama oldukça yaygın. En yaygın saplantılardan birisi eleştiri ya da hatta konuşma hakkının yalnızca uzmanlarda olduğu inancıdır.

Diyelim ki eğitim sistemini eleştiriyorsunuz. Hemen bir kısım insan başlıyor: “Siz eğitim uzmanı mısınız da bunu eleştiriyorsunuz?” “Siz iktisatçısınız bu konulara girmeyin” demeye. İlk olarak ben eğitimci sayılırım. Çünkü 20 yıldır üniversitelerde ders veriyorum, hocalık yapıyorum. İkincisi iktisatçı olmam bu konulara girmeme engel değil, tam tersine bir sosyal bilimci olarak bu konular benim ilgi alanım içinde. Diyelim ki hiçbiri değilim. Çocuklarım ya da torunlarım okuyor ve onların nasıl yetiştirildiğini görüyorum. Bir aydın olarak o eğitimin eksikleri konusunda elbette görüşlerim ve eleştirilerim olacak.

19 Mayıs 2019 Pazar

Bütçe ve Beyaz Filler

Bütçe dediğimiz tablo gelirler ve giderler dengesidir. Bu ikisi arasındaki denge gelirler aleyhine bozuldukça bütçe açığı büyür. Son dönemde bu eğilim oldukça yüksek görünüyor.

Aşağıdaki tablo 2019 yılının ilk 4 aylık sonuçlarını 2018 yılının ilk 4 aylık sonuçlarıyla karşılaştırıyor.

Milyar TL
2018/4
2019/4
%
Giderler
255,2
330,4
29
Faiz Dışı Giderler
229,8
292,0
27
Faiz Giderleri
25,4
38,4
51
Gelirler
232,0
276,0
19
Vergi Gelirleri
190,9
203,0
6
Diğer
41,1
73,0
78
Bütçe Dengesi
-23,2
-54,4
134
Bütçe Dengesi / GSYH
-0,6
-1,4
Faiz Dışı Denge
2,2
-16,0
-827
Vergi Gelirleri / FD Giderler (%)
83,1
69,5
-16

12 Mayıs 2019 Pazar

Dolar TL Kurunun Yükselişi ve Düşüşü

Son birkaç haftada, özellikle İstanbul seçimleriyle ilgili olarak yaşanan kriz sonrasında, USD/TL kuru önce hızlı bir yükseliş yaşadı ve gün içinde 6,25’e kadar yükseldi, sonra hızlı bir düşüşle haftayı 5,98 ile kapattı. Hızlı yükselmenin nedenleri belli, onlar üzerinde çok duruldu: Türkiye’de hukukun üstünlüğünün ve yargı bağımsızlığının giderek kaybolması, TBMM’nin sadece süs olarak kalması, ekonomide doğru adımların atılamamasına ek olarak son dönemde yaşanan İstanbul seçimleri krizi kuru hızla yukarılara taşıdı. Birçok kişi eskiden işin siyasal yönüyle ilgilenmeyip ekonomik yönüyle ilgilenirken şimdilerde önce hukuk demeye başladı.

9 Mayıs 2019 Perşembe

Merkez Bankası Resmen Faiz Arttırdı

Bugün İtibarıyla Görünüm
Çok yakın geçmişe kadar Merkez Bankası’nın faiz indireceği konuşuluyordu. Piyasa yorumcuları enflasyonda iniş başladığını, bunun devam etmesi halinde Haziran’da Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine başlayabileceğini konuşuyorlardı. Ne var ki Türkiye’de çoğu kez yaşandığı gibi evdeki hesap çarşıya uymadı. USD/TL kurunda YSK’nin İstanbul seçimlerine ilişkin sonuçları kesinleştirememesiyle başlayan yükseliş, seçimlerin tekrarına karar verilmesiyle iyice denetimden çıktı.

3 Mayıs 2019 Cuma

Twitterdan Seçme Sözlerim

Eğer bir yerde sistemsizlik süreklilik kazanmışsa orada sistemsizlik sistem olmuş demektir.

Türk sistemi, sürekli sorun yaratma, riskleri yükseltme ve sonra da bozulan işler dolayısıyla suçu başkasına atma modeli üzerine kuruludur.

Asıl yapısal reformlar; hukukun üstünlüğü, erklerin ayrılması ve eğitimin tümüyle bilim temeline dayandırılmasıdır. Çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmak istiyorsak buradan başlamamız gerekir.

IMF ve Dünya Bankası'nın önerdiği yapısal reformlarla benim önerdiklerim arasında ciddi farklar var. Onların önerileri yalnızca ekonomiye odaklanıyor. Benim önerilerim ise hukukun üstünlüğü sağlanmadan ekonomideki reformlar yürümez diye başlıyor.

Yanlış giden bir işi düzeltmenin ilk adımı, hatanın nerede ve kim tarafından yapıldığını bulmaktır. Eğer hatayı yapan bizsek, düzeltmenin ikinci adımı bu hatayı yaptığımızı kabul etmektir. Bu iki adımı atlayarak girilen hiçbir çözüm yolundan doğru ve kalıcı sonuç çıkmaz.

Sadece kura baksak bile hukukun üstünlüğünün, güçler ayrımının ve yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Bugünkü ekonomik duruma gelmemiz beklenmeyen bir şey değildi. Düşüncesini bağımsız tutabilmiş iktisatçılar işlerin bu noktaya geleceğini uzun zamandır söylüyordu. Ne var ki kimse onlara inanmak istemedi.

Rezervin ödüncü olmaz. Ödünç veren geri isterse rezerv, vadesi geçmiş borca dönüşür.

Ben çocukluğumda Lefter'i, Metin'i, Can'ı, Recep Adanır'ı, Turgay'ı izleme şansını buldum. Onların hepsi yalnız oyunculuklarıyla değil efendilikleriyle, centilmenlikleriyle idoldüler. Topu taca atan Fenerbahçeli Naci (Erdem) in zaman geçmesin diye gidip topu alıp rakibe vermesini unutamam. Galatasaraylı Suat Mamat'ın, röveşataya çıkıp yere düşünce kolu kırıldığında oyun durmasın diye kolunu tutarak acı içinde saha kenarına gidişini unutamam. Bunları unutamayınca şimdi zaman geçirmek için kendisini yere atanların oynadığı futboldan keyif alamam.

Bir ülke bir günde yaptığı seçimin sonucunu 5 günde açıklayamıyorsa yapısal reformların başlaması gereken yer ekonomi değildir.

Bahane üretmeyin, bize hiç benzemeyen ülkelerden emsal göstermeye çalışmayın, sıradan esprilerle ciddi konuların hafife alınmasına yol açmayın, hukukun üstünlüğünden yanaysanız çaba gösterin. Böyle bir çaba göstermezseniz şikâyet etmeye de hakkınız olmaz.

Net rezervler değil brüt rezervler önemlidir dediğiniz anda teorinizi gerçeğe değil, gerçeği teorinize uydurmaya çalışmış olursunuz. Ki bu Sherlock Holmes'in dediği gibi hataların en büyüğü olur.

Bir ülkenin bütün fertlerinin ortaklaşa savunması gereken yapısal reform; hukukun üstünlüğüdür. Kişiler, kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz.

Ahbap çavuş kapitalizmi tekdüze bir şey değildir. Onun da iyisi, ortası, kötüsü vardır. Endonezya mesela kötüden ortaya yükselirken Türkiye iyiden kötüye düşmüştür.

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Dünya Resesyona mı Gidiyor?

2018 yılının ortalarındayken ABD verileri, ABD ekonomisinin krizden neredeyse çıktığını işaret ediyordu. Büyüme, potansiyel büyüme oranı olan yüzde 2,5’i yakalamış, işsizlik oranı, doğal işsizlik oranı olarak kabul edilen yüzde 4’ün altına inmiş ve enflasyon da ideal olarak kabul edilen yüzde 2 düzeyine gelmişti. Cari açık yüzde 3’ün altındaydı. Bütçe açığı bir miktar yüksek görünse de geçmişle karşılaştırıldığında o da makul bir düzeyde kabul ediliyordu. Bütün bu göstergeler ABD ekonomisinin krizden çıktığını ama bir süre daha dikkatli bir gözetim altında tutulmaya ihtiyacı olduğunu anlatıyordu.

28 Nisan 2019 Pazar

Yazılarımın Alıntılanması Hakkında

Bugüne kadar 35.339.309 kez ziyaret edilmiş bulunan Kendime Yazılar bloğunda yayınladığım yazıları ücretsiz, şifresiz, engelsiz olarak kamuoyuyla paylaşıyorum. Yazılarımı bazı internet siteleri, dergiler ve gazeteler hatta youtube kanalları alıp kullanıyor. Bunun için ön iznimin olduğu zaten blogumda yazılı. Dolayısıyla böyle bir şey yapmak için izin veya onay alınmasına gerek bulunmuyor.

Bunu yapanlardan istediğim birkaç şey var: (1) Yazımın başlığını ve içeriğini değiştirmemeleri. (2) Yazının altında veya üstünde www.mahfiegilmez.com blog adresimin linkini vermeleri. (3) Adımın sitenin, derginin veya gazetenin yazarları listesine konularak sanki o sitenin, derginin veya gazetenin yazarıymışım ya da bu yazıyı oraya para karşılığı yazıyormuşum gibi bir hava yaratmamaları.  

Birçok gazete, dergi, site veya youtube kanalı bu saydığım kurallara saygılı davranıyorlar, kendilerine teşekkür ederim. Onların bu şekilde yazılarımı alıp yayınlamalarında bir sakınca yok. Buna karşılık bazı başkaları yazımın başlığını değiştiriyor ve sansasyonel bir başlık atıyor, bazıları yazarlarımız başlığı altında beni de sayarak yazımı oraya koyuyor, bazıları da bloğumun yukarıda değindiğim adresini yazıp link vermiyor. Böyle olunca birçok okurum, benim o yazıyı özel olarak orası için yazdığımı düşünüyor. Oysa ben yazılarımı kendime yazıyorum ve kamuoyuyla paylaşıyorum.

Bu blog dışında hiçbir yerde (sitede, dergide, gazetede) yazı yazmıyorum, youtube programım da bulunmuyor (sadece bilimsel dergilere bilimsel makale göndermem söz konusu.) O nedenle okurlarıma açıklamayı gerekli görüyorum; bilimsel dergiler dışında herhangi bir yerde benim bir yazımla karşılaşırsanız bilin ki o yazı bu blogdaki bir yazımdan alınmıştır. Herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığını incelemek istediğinizde de lütfen bu blogdaki yazımın aslına bakınız.

Saygılarımla  

Mahfi Eğilmez

26 Nisan 2019 Cuma

Dolar mı Yükseldi TL mi Düştü?

USD/ TL kuru geçen haftayı 5,81 düzeyinde bitirmişti. Bu hafta içinde bazı günlerde gün içi işlemlerde 5,98’e kadar yükseldi, şimdilerde 5,93 – 5,94 aralığında dolaşıyor. Diğer gelişmekte olan ülke paralarıyla karşılaştırmalı olarak ele alıp değerlendirdiğimizde TL’nin değer kaybında ilk sıralarda olduğunu görüyoruz. Bu, yeni bir şey değil. TL, son üç yıldır hep aynı durumda. Sürekli olarak bir negatif ayrışma içinde görünüyor. Bu hafta ne oldu da yine böyle bir değer kaybı yaşandı sorusunun yanıtına baktığımızda öncelikle karşımıza Doların değer kazanması geliyor.

Haftaya 97,35 düzeyinde başlayan Dolar Endeksi bugün itibariyle 98,11 düzeyinde. Yine haftaya Euro karşısında 1,126 düzeyinde bir pariteyle başlayan Demek ki Dolar, diğer paralara karşı değer kazanıyor.

23 Nisan 2019 Salı

Türkiye’de Uygulanan Ekonomi Politikası Başarılı mı?

Ekonomi politikasının iki temel alt politikası var: Para politikası ve maliye politikası. Her ikisinin de alt politikaları var. Para politikasının alt politikaları açık piyasa işlemleri, faiz politikası ve zorunlu karşılıklar, maliye politikasının alt politikaları ise vergi, harcamalar, borçlanma, teşvikler, destekleme, dışticaret başlıkları altında toplanıyor. Bu alt politikalar aynı zamanda asıl politikayı hedefine ulaştırmak için kullanılan araçları oluşturuyor.  

21 Nisan 2019 Pazar

Kitaplara da Bakalım

1919 Mustafa Kemal Mucizesi, Kerem Çalışkan, Remzi Kitabevi, 2019
Kerem Çalışkan uzunca bir süredir Kurtuluş Savaşının öncesi ve sonrası üzerinde çalışıyor. Bu konuda birçok değerli kitap yazdı ve yayınladı. Her kitabında çok güzel analizler yapmanın yanı sıra genellikle gözden kaçmış bazı noktaları da yakalayıp öne çıkarıyor. Bu sefer de o kadar olumsuzluğun içinden Mustafa Kemal’in çıkıp gelişini bir mucize olarak anlatıyor. Kitapta yer alan çarpıcı bir konuşmayı buraya almak istiyorum.

19 Nisan 2019 Cuma

Merkez Bankası Rezervleri ve Swap Etkisi

12.04.2019 (geçen Cuma) itibariyle Merkez Bankası’nın açıkladığı uluslararası net rezervler toplamı yaklaşık 162,5 milyar TL idi (Merkez Bankası net uluslararası rezervleri 18.01.2002 tarihli Niyet Mektubu ile belirlenmiş Merkez Bankası Bilançosunda (Stand by) yer alıyor (https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?/evds/serieMarket) Bunun o tarihteki TCMB USD alış kuruyla Dolara çevrilmiş tutarı da yaklaşık 28 milyar Dolar ediyor.

Financial Times gazetesi (FT), Çarşamba günü yayınladığı bir haber – yorumda Türkiye’nin net rezervlerinin Merkez Bankası’nın bu değindiğimiz şekilde açıkladığının aksine 28 milyar dolar olmadığını, net rezervlerin, kur swapı işlemleriyle elde edilen borçlar dahil edilerek, yaklaşık 12 milyar Dolar yüksek gösterilmiş olduğunu, bunun düşülmesi halinde net rezervin gerçekte 16 milyar dolar olduğunu ileri sürdü.

Kur swapı; iki tarafın iki farklı para birimini, üzerinde önceden anlaştıkları kur ve vadeyle takas ettikleri, işlemin vadesinin geldiği tarihte bu kez geri takas ettikleri işlemdir. Buna göre Merkez Bankası vade gelinceye kadar net rezervin artacağını düşündüğü için elindeki TL ile Doları swap ederek net rezervi yüksek tutmuş oluyor. 

16 Nisan 2019 Salı

Bütçe Çıpası da Elden Gidiyor

Bütçe Disiplini Programın Çıpasıydı
2001 krizi sonrası Türkiye, IMF desteği ve stand by düzenlemesinin getirdiği koşullara uyarak bazı alanlarda yapısal reform yaptı. Bunlar; bankacılık sisteminin baştan aşağıya yeniden yapılandırılması, bankacılık denetim ve gözetiminin Hazine’den alınıp bağımsız bir kurum olarak kurulan BDDK’ye verilmesi, KİT’lerin görev zararlarının bir program çerçevesinde tasfiye edilmesi, bütçe açıklarının düşürülmesi ve böylece kamu kesimi borç yükünün azaltılması gibi adımlardı. Bu düzenlemeler enflasyonun kademeli olarak düşmesine ve dolayısıyla faizlerin de gerilemesine yol açtı. Zaman ilerledikçe paradan altı sıfır atılması ve AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasıyla TL’ye güven artmaya ve dolarizasyon çözülmeye başladı. Türkiye’ye dönem boyunca yüksek miktarlı doğruda yabancı sermaye yatırımları geldi. Yaşanan döviz bolluğu TL’ye istikrar kazandırdı, faizleri daha da düşürdü, büyümeyi de yüksek bir ortalamaya taşıdı. Bu olumlu gidişin temel çıpası bütçe açıklarının denetimli olarak yüzde 3’ün altında tutulması ve faiz dışı fazla verilerek kamu borçlarının artmasının engellenmesiydi.

Türkiye, bu uygulamaları, IMF ile ortak programı bitirdiği 2008 yılı Mayıs ayına kadar yüksek bir disiplinle sürdürdü. Program sonrasında yapması gereken ek reformları yapmamasına ve çeşitli disiplin kayıplarına karşın 2013 yılına kadar çok büyük sapmalara yol açmadan aynı yolda devam etti. Özellikle 2013 yılı ilkbaharında ABD Merkez Bankası Fed’in parasal gevşemeyi sonlandıracağına ilişkin açıklamasından sonra birçok alanda ivme kaybı yaşamaya başlayan Türkiye ekonomisini ayakta tutan dayanak, tek seferlik gelirlerle destekleniyor olsa da, bütçe açıklarının düşüklüğü ve dolayısıyla IMF programıyla sağlanan ve devam ettirilen kamu mali disipliniydi.

11 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Dünyanın Kaçıncı Büyük Ekonomisi?

IMF’nin Nisan aynında açıkladığı Dünyanın Ekonomik Görünümü Raporu ve bunun veri seti ekinde (https://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2019/01/weodata/index.aspx) yer alan verilerden giderek hazırladığımız ekteki listeler bize karşılaştırmalı olarak Türkiye’nin 2000 ve 2019 yıllarında GSYH büyüklüğü olarak dünya sıralamasında kaçıncı sırada olduğunu gösteriyor. Bu listelerden 2019 yılına ait olanı IMF’nin tahminlerine dayanıyor (tablolardaki GSYH büyüklükleri milyar dolar olarak okunmalı.)

9 Nisan 2019 Salı

Dünyanın ve Türkiye'nin Ekonomik Görünümü: 2019 – 2020

IMF, 2019 Yılı Dünya Ekonomik Görünümü Raporunu yayınladı. Raporun adı tam da içinde bulunduğumuz durumu özetliyor: ‘Yavaşlayan Büyüme, İstikrarsız Toparlanma.’

IMF’ye göre 2017 yılında yaşanan ve 2018 yılının başlarında da devam eden güçlü büyümeden sonra 2018 yılının ikinci yarısından başlayarak yeni bazı etkiler ortaya çıktı ve bu etkiler dünya büyümesini düşürdü. Bu etkiler içinde en önemlilerinden birisi Çin’in yaşadığı istikrarsızlığı toparlamaya yönelik düzenleyici girişimlerinin ekonomide yol açtığı sıkılaşma ve ABD ile girdiği ticaret savaşının yarattığı ihracat düşüşüydü. Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumundaki Euro Bölgesinde yaşanan endişelerin yarattığı ekonomik düşüş de buna eklenince güven unsuru ciddi biçimde yara aldı. Bu güven kaybı gelişme yolundaki ekonomilerde yabancı kaynağa erişim sıkıntıları ortaya çıkarınca o ekonomilerde de yavaşlama görüldü.

Bu gelişmelerin sonucu olarak 2018’in ikinci yarısından itibaren dünya büyümesinin hızı düştü. Dünya ekonomik büyümesi 2001 – 2010 arasında yüzde 3,9, 2011 – 2018 arasında da yüzde 3,6 idi. IMF’nin dünya için 2019 büyüme beklentisi yüzde 3,3. IMF, 2019 yılında gelişmiş 39 ekonominin ortalama olarak yüzde 1,8, gelişmekte olan 155 ekonominin ortalama olarak yüzde 4,4 oranında büyüyeceğini tahmin ediyor.

7 Nisan 2019 Pazar

Krizden Çıkışın Anahtarı

2001 Krizi
2001 krizi aslında 2000 Kasım ayında başlayan ama geçmiş on yıldaki birikimi içeren bir finansal kriz olarak çıktı. Türkiye, 2001 krizine girerken dünya ekonomisi konjonktür olarak çıkış eğilimindeydi. Yatırım iştahı giderek artıyor, likidite bolluğu yaşanıyor, risk alma iştahı kabarıyordu. Sermaye hareketlerinin serbest kalmasıyla küreselleşen sistem, geçmiş dönemlerle karşılaştırılmayacak kadar hızlı bir çıkış eğilimindeyken petrol ve emtia fiyatları durağan bir görünüm içindeydi.

Türkiye 2001 krizine girdiğinde özetle durum şöyleydi: İktidarda üç partili bir koalisyon hükümeti vardı. Bütçe açığı, enflasyon ve faizler çok yüksekti. İşsizlik yüksek ama Türkiye’nin geçmiş ortalamasına göre alışılmış bir düzeydeydi. Cari açık Türkiye gibi ülkeler için makul sayılabilecek bir düzeydeydi. Kamu kesimi borç yükü yüksek, özel kesim borç yükü düşüktü. Bankacılık kesiminin batık kredi oranı yüksekti. Bunlara ek olarak Türkiye’ye gelen doğrudan yabancı sermaye miktarı düşük, TL’nin değer kaybı hızlıydı. Enflasyonun yüksekliği insanların TL’ye güvenini sarsmış para ikamesi (dolarizasyon) çok yüksek düzeylere çıkmış, yabancı para mevduatın toplam mevduat içindeki payı yüzde 57 oranına ulaşmıştı.  

4 Nisan 2019 Perşembe

Türkiye Borç Dosyası

Türkiye’nin Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü
Türkiye’nin dış borç stoku denildiği zaman kamu kesimi, Merkez Bankası ve özel kesimin belirli bir tarih itibarıyla birikmiş dış borçlarının toplam miktarı, Türkiye’nin dış borç yükü denildiği zaman da toplam dış borç stokunun o yılın GSYH’sine olan oranı anlaşılır.

Dış Borç Stoku iki şekilde ele alınıyor. Birikmiş dış borçların tamamı ele alınıp, bunlardan bir indirim yapılmıyorsa buna brüt dış borç stoku deniyor. Brüt dış borç stokundan Merkez Bankası ve bankacılık kesiminin dış borç stoku, katılım ve yatırım kalkınma bankalarının net varlıkları düşülüyorsa buna da net dış borç stoku deniyor.

Tablo 1: Türkiye Brüt ve Net Dış Borç Stoku ve Dış Borç Yükü (Kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Borç Yönetimi Raporu, Mart 2019)

2017
2018
Fark
Brüt Dış Borç Stoku (Milyar USD)
455,6
444,9
-10,7
   Kamu Kesimi
136,6
140,6
4,0
   TCMB
1,8
5,9
4,1
   Özel Kesim
317,2
298,4
-18,8
Brüt Dış Borç Yükü (%)
53,5
59,7

Net Dış Borç Stoku (Milyar USD)
291,1
280,3
-10,8
Net Dış Borç Yükü (%)
34,2
35,8

GSYH (Milyar USD)
851
784
-67
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...