Kayıtlar

Mayıs, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

II. Abdülhamid ve Osmanlı Maliyesinin İflası

Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. Padişahı Sultan II. Abdülhamid 1842 yılında doğdu, 1876 yılında tahta çıktı, tahttan indirildiği 1909 yılına kadar 33 yıl Osmanlı padişahı olarak hüküm sürdü. 1918 yılında kalp yetmezliği sonucunda hayatını kaybetti. Onun uzun hükümranlık süresinde Osmanlı Devleti yaklaşık olarak 1,6 milyon kilometrekare toprak kaybetti. Kayıplar yalnızca topraklarla kalmadı, Osmanlı Devleti mali bağımsızlığını da kaybetti.   Osmanlı İmparatorluğu ilk dış borcunu, Padişah Sultan Abdülmecid zamanında, 1854 yılında, Kırım Savaşını finanse edebilmek için aldı. Dış borçlanmalar, sonraki padişahlar Abdülaziz ve V. Murad dönemlerinde devam etti. Sultan II. Abdülhamid tahta çıktığında Osmanlı dış borçları bir süredir ödenemez durumdaydı, o nedenle sürekli olarak faizleri de üzerine eklenip yeni vadelerle yenilenerek döndürülmeye çalışılıyordu. O sıralarda 1873’de başlayan ve adına sonradan Uzun Depresyon denilen kapitalizmin ilk büyük finansal krizi yaşanıyordu. Osmanlı’ya borç

Gelelim Satıcıların Niçin Fiyatları Artırdığına

‘Yüksek Enflasyona Karşı Piyasa Nasıl Canlı Olabiliyor’ başlıklı yazımda [i] kurdaki ve enflasyondaki yükselişe karşın piyasada görülen canlılığın nedenlerini talep ve tüketici açısından ele almıştım. Bu kez konuya arz yönünden bakarak satıcıların davranışlarının piyasada fiyatların artmasına nasıl etki yaptığını ve enflasyonda onların sorumluluğu olup olmadığını irdelemeye çalışacağım. Türkiye’de artan risklere [ii] paralel olarak kurlar ve dolayısıyla enflasyon yükseliyor. Kurlardaki yükseliş; üretim açısından doğalgaz gibi girdilerden hammaddelere, mamul maddelerden makine teçhizat gibi araçlara kadar ithal girdilere önemli ölçüde bağımlı olan Türkiye’de üretim maliyetlerini artırıyor. Kur artışı bir yandan da benzin, mazot, yedek parça vb. fiyatlarını ve dövizle tanımlanmış yol, köprü geçişi vb. ücretlerini artırdığı için malın pazara ulaştırılması maliyetlerini de yükseltiyor. Bu maliyet artışları ister istemez satıcıların fiyatlarının ve dolayısıyla enflasyonun yükselmesiyle

Merkez Bankası'nın Altınları

Resim
Son dönemde Merkez Bankası ve yaptığı işlemler konusunda yeniden çok sayıda söylenti ortaya atıldı ve tartışmalara konu oldu. Bu haftaya kadar konuşulan konuların başında Merkez Bankası’nın (TCMB) sahibinin yabancılar olduğu, adında i harfinin bulunmamasının Türkiye Cumhuriyetine ait olmadığını gösterdiği ve elindeki döviz rezervlerinden piyasaya döviz satarak kur dengesini TL lehine bozmaya çalıştığı iddiaları geliyordu. Bu hafta bunlara, dövize ihtiyaç olduğu için TCMB’nin Londra’da altın satarak dövize döndüğü iddiası eklendi. Bu iddiaları birer birer inceleyip aydınlatalım. Bankanın sahibinin yabancılar olduğu iddiasının büyük bir yalan olduğunu daha önceki yazılarımda göstermiştim. TCMB’nin hisse dağılımını elde mevcut son bağımsız denetim raporundaki verilere göre (31.12.2021 tarihli) bir kez daha gösterelim: Demek ki TCMB’nin sermayesinin yüzde 55’i Hazine’ye (Hazine ve Maliye Bakanlığı), % 19’u T.C. Ziraat Bankası’na, yüzde 5’i Merkez Bankası çalışanları vakfına (MERVAK), ka

Yüksek Enflasyona Karşın Piyasa Nasıl Canlı Olabiliyor?

Türkiye ekonomisinin rekor düzeyde kur artışı ve enflasyon yükselişi yaşadığı bir ortamda piyasadaki canlılık nasıl açıklanabilir? Kur artışı ve enflasyon yükselişi olduğunda normal koşullarda talepte düşüş olması gerekirken tam tersi oluyor, talep ve dolayısıyla harcamalar yükseliyor. Bu durum, fiyat artışının talepte düşüşe yol açacağını öne süren talep yasasıyla çelişkili gibi gözükse de aslında ortada bir çelişki yok. Çünkü kurun ve enflasyonun sürekli arttığı ortamda tüketiciler, ileride, bugünkü fiyatlarla bu malları bulamayacaklarını düşünerek, bugünden satın almaya yöneliyorlar (öne çekilmiş talep etkisi.) Böylece piyasada talep, arzı aşınca fiyatlar daha da yükseliyor, fiyatlar yükseldikçe de talep artıyor. İnsanları tasarruf yerine harcamaya yönlendiren bir başka itici güç faiz oranlarının enflasyon oranının altında olması.   TÜİK’in açıkladığı TÜFE verisine göre yıllık enflasyon yüzde 70 dolayında görünüyor (ENAGrup’un açıkladığı enflasyon oranı yüzde 120 dolayında.) Bun

Başkanlık Sisteminin Sonuçları

Yazının Kapsamı Türkiye, yirmi yıldır tek parti iktidarı, dört yıldır da başkanlık sistemi ile yönetiliyor. Bu yönetim tarzlarının her ikisi de istikrar ve olumlu gelişme söylemiyle geldi. Acaba varılan nokta bu söylemlerle uyumlu oldu mu? Bu kısa değerlendirmemizde bu konu üzerine eğileceğiz. Bunu yaparken önce sosyal ve siyasal göstergelerde sonra da ekonomik göstergelerde Türkiye’nin nereden nereye geldiğini karşılaştırmalı olarak ele alıp inceleyeceğiz. Sosyal ve Siyasal Göstergeler Açısından Değerlendirme Türkiye, dünya demokrasi sıralamasında (2021) (en iyi durumdaki ülkenin birinci, en kötü durumdakinin 167’nci sırada yer aldığı) 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer alıyor. Türkiye,  en iyinin ilk sırada bulunduğu Hukukun Üstünlüğü Endeksinde (2021) toplam 139 ülke arasında 117’nci sırada yer alıyor. Türkiye, en iyinin ilk sırada bulunduğu Siyasal İstikrar Endeksinde (2020) 194 ülke arasında 170’inci sırada yer alıyor. Türkiye, en iyinin ilk sırada yer aldığı Dü

Faiz, Kur ve Fiyat Dengesi

Resim
Dolarizasyon etkisindeki bir ekonomide piyasalarda dengeyi sağlayan üç unsur vardır: Mal piyasaları için fiyat, para ve sermaye piyasaları için faiz ve döviz piyasası için kur. Bu üçlü bir tahterevalli üzerinde gibi düşünülebilir. İdeal denge halinde faiz bir uçta, fiyat bir uçta ve kur da tam ortadadır. Bu durumda tahterevalli dengededir.          Piyasalar bu durumda dengedeyken merkez bankasının faizi indirmeye karar verdiğini düşünelim. Bu durumda tahterevallide faizin bulunduğu kısım aşağı inecek, kur, fiyatın yerini alacak, fiyat da yukarı gidecek ve para hem iç hem de dış değerini kaybedecektir (enflasyon ve dış değer kaybı.)                   Enflasyonun sıkıcı etkilerinden kurtulmak için bu kez faiz artırmaya karar verildiğini ve merkez bankası faizi aracılığıyla piyasa faizlerinin artırıldığını varsayalım. Bu durumda kur yine fiyatın yerini alacak fiyat da onunla birlikte aşağı gidecektir.         Bu operasyon yalnızca kısa vade için geçerlidir, süre kazandırır. Bunun ardında

Kambiyo Rejimi ve Türkiye Uygulaması

Kambiyo ve Kambiyo Rejimi Son günlerde tartışmaların odak merkezinde yer alan kambiyo rejimi farklı anlamlarda kullanılsa da aslında döviz kuru rejimleri olarak bilinen ve bu blogda sıklıkla değinilen bir konu. Buna karşılık Türkiye’de 1980’lere kadar uygulanan kapalı sisteme kambiyo sistemi adı verildiği için kambiyo terimine atıfta bulunulduğunda sermaye hareketlerinin kısıtlanması, dövizin denetlenmesi gibi geçmişte geçerli olan yaklaşımlarla ilişkilendiriliyor. Kambiyo, asıl olarak ticarette kullanılan bir terimdir: (1) Para yerine geçen ve bir alacağı temsil eden ve adına kambiyo senetleri denilen belgelerin değiş tokuş edilmesi. Türk Ticaret Kanununda kambiyo senetleri poliçe, bono ve çek olarak sıralanmıştır. (2) yabancı bir ülkedeki bir alacağın tahsil edilmesi, bir borcun ödenmesi ya da bir yabancı ülkeden toplanan para ya da para yerine geçen taşınabilir değerlerin başka bir yere aktarılması için yapılan işlem. Bu iki anlamı dışında ekonomi alanında da yeni bir anlam kaza