Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Türk Parası Kıymetini Koruma(ma) Kanunu

Resim
1929 yılında başlayan Büyük Depresyon kapitalist dünyayı alt üst etti. Başta ABD ve Avrupalı ülkeler olmak üzere kapitalist sistem içinde yer alan bütün ülkeler, hatta bir dereceye kadar Sovyetler Birliği de bu büyük krizden etkilendi. Krizin, ekonomiye etkisini düşürebilmek için bütün ülkeler bazı önlemler aldı. Türkiye’nin aldığı önlemlerden birisi de 20 Şubat 1930 tarihli 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun yürürlüğe konulmasıydı. Kanun; hükümete ulusal paranın değerindeki dalgalanmayı önleme açısından cezai yaptırımlarla desteklenen düzenleyici karar alma yetkisi tanıyor ve ilke olarak sermaye hareketlerini ağır biçimde kısıtlıyordu. Kanunun birinci maddesiyle; döviz, tahvil, hisse senedi, değerli madenler ve taşlar, bunlardan yapılmış her türlü eşya ve değerler ve ticari senetlerle ödemeyi sağlayan her türlü araç ve belgelerin memleketten ihracı veya memlekete ithalinin düzenlenmesi ve sınırlandırılması konusunda bakanlar kurulu yetkili kılınıyordu (günümüzde

Bütçe Tanınmaz Halde

Resim
Devlet bütçesi; bir yıl içinde elde edilecek gelirlerle yapılması planlanan giderleri gösteren bir tahmin cetvelidir. Devlet bütçesinin diğer bütçelerden farkı vergidir. Karşılıksız bir gelir olan vergiyi yalnızca kamu kesimi tahsil edebilir. Devlet bütçesinin diğer bütçelerden bir başka farkı da yasaya dayanmasıdır. Devlet bütçesi; hükümete bir yıl içinde toplanacak gelirleri toplama ve öngörülen harcamaları verilen limitler içinde (ödenek) yapma yetkisi veren bir yasadır. Zaman zaman deprem gibi, savaş gibi felaketlerle karşılaşıldığında bütçe ödeneklerinin harcama gereklerine yetmeyeceği düşünülerek bütçelere çeşitli adlar altında olağanüstü ödenekler konulabilir ya da ek ödenek çıkartılabilir. Bu tür ek ödenekler çıkartılabilmesi için genellikle o miktar kadar ek gelir toplanması öngörülür. Hükümet, birçok gerekçeyi öne sürerek (hepsinin asıl nedeni olan kurlarda ve enflasyonda yaşanan artışlardan örtük olarak söz ederek) TBMM’ye 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bağlı

TÜİK’in Açıkladığı Verilere Güveni Sağlamak İçin Bir Öneri

Resim
Son yıllarda TÜİK’in yayınladığı veriler her ortamda en çok tartışılan, eleştirilen konuların başında yer alır oldu. Çoğunluk TÜİK’in açıkladığı verilere inanmıyor. En fazla tartışılan verilen başında enflasyon verileri geliyor. Öyle ki ekonomiyle uğraşanlar bu verileri kullanmakta tereddüde kapılıyor. Türkiye’de tüketici fiyatlarını ölçen üç kurum var: TÜİK, İTO (İstanbul Ticaret Odası) ve ENAGrup. TÜİK, enflasyonu; her birinin, endekste yer alacağı ağırlığın her yıl yapılan Hane halkı Bütçe Anketleriyle belirlendiği 400’den fazla mal ve hizmeti kapsayan TÜFE endeksindeki değişime göre belirliyor. İTO İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi; İstanbul’daki fiyatlar temel alınarak hesaplanıyor. ENAGrup, TÜİK ile aynı temelde internet üzerinden derlediği fiyatlar üzerinden oluşturduğu endeks ile enflasyonu ölçüyor. Bu üç endekste Mayıs ayı itibarıyla 12 aylık değişim oranları şöyle: Görüleceği gibi üç kurum da farklı sonuçlara ulaşmış bulunuyor (bununla birlikte İTO’nun yalnız İstanbul’u

Küresel Krizin ve Salgınların Biçimlendirdiği Yeni Dünya Ekonomisi

Resim
Küresel Krize Giden Yol İngiliz iktisat tarihçisi Angus Maddison’un geliştirdiği yöntemlerle geriye dönük tahminlere dayalı olarak yapılan hesaplamalar bize 1 yılında yani tam milatta dünya GSYH’sinin 105 milyon dolar olduğunu gösteriyor. Dünya ekonomisi 2000 yılına gelindiğinde dünya ekonomisi kabaca 34 trilyon dolarlık bir GSYH büyüklüğüne erişmişti. Aradan geçen 2000 yılda yıllık üretim değeri yaklaşık olarak 33,9 triyon dolar artmıştı. Bu, yılda ortalama 17 milyar dolara yakın bir GSYH artışını gösterir. 2008 yılında küresel kriz başlamadan hemen önce dünya GSYH’si 64 trilyon dolara yükselmişti. Bu; sekiz yıl içinde dünya GSYH’sinin yılda ortalama 3,75 trilyon dolarlık artışla neredeyse iki katına yükseldiğini ortaya koyuyor. 2000 yılda, yıllık ortalama 17 milyar dolar büyüyen ekonomi sekiz yılda yıllık ortalama 3,75 trilyon dolarlık bir büyüme yakalamıştı. Bu büyük hızlanmayı yaratan gelişme büyük ölçüde Washington Uzlaşısı denilen düzenlemeler altında bütün dünyaya yayılan neol

Güneş, Ay ve Gerçekler Uzun Süre Saklanamaz

Veysel Ulusoy hocaya sevgiyle... Ekonomi bilimi, modeller üzerinde çalışır. Gerçek yaşamı temsil eden modeller oluşturur ve bunları en basit biçiminden aşama aşama geliştirerek gerçek yaşamın karmaşık biçimine getirir. Bunu yaparken incelediği konuları parçalarına ayırır ve o parçaları tek tek ele alıp nasıl çalıştıklarını inceler sonra onları bir araya getirerek bütün sistemin nasıl çalıştığını göstermeye çabalar. Bu modeller yanlış da olabilir hatalı da olabilir. Önemli olan o yolda çaba ortaya koymaktır, ileride mutlaka doğrusu da kurulur. Ekonomi bilimi model kurma yöntemini Galileo Galilei’nin fiziksel olayları parçalarına ayırıp her bir parçayı herkesin anlayabileceği biçimde anlatarak olayın bütününe ulaşmakta kullandığı yöntemden almıştır. Stephen Hawking’in deyişiyle ‘modern bilimin ortaya çıkışında herkesten daha fazla role sahip olan’ Galileo Galilei, Pisa üniversitesinde tıp öğrenimi görmeye başladı. Bir süre sonra felsefe ve matematiğe yöneldi ve matematik profesörü ol

Yüksek Kur ve Yüksek Enflasyonun Nedenleri

Resim
Para Arzının Artması Talep Enflasyonunu Artırır Parasalcı iktisatçılara göre; ‘enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur.’ Bir de Irving Fisher’in ünlü miktar teorisi denklemi var: MV = PQ (M para arzını, V her bir para biriminin el değiştirme hızını yani paranın dolaşım hızını, P fiyatlar genel düzeyini ve Q da fiziksel üretim miktarını gösteriyor.) Friedman ve Fisher’in görüşlerini bir araya getirelim: M V = P Q Bu denklemde koyu renkle gösterilen ve paranın dolaşım hızını temsil eden V geleneklere dayalı olduğundan, fiziksel üretimi temsil eden Q da hemen artırılması mümkün olmadığından kısa vadede kolay değişmezler. O nedenle bu ikisini kısa vadede sabit kabul edebiliriz. O zaman para arzında (M), fiziksel üretim artışının (dQ) üzerinde bir artış olursa dengenin sağlanması için fiyatlar genel düzeyinin (P) yükselmesi gerekecek. M’deki artış süreklilik gösterirse P’deki yükseliş de sürekli hal alacak yani enflasyon oluşacak demektir. 2020 Nisan’dan 2021 Nisan’a

Yeni Önlemler Üzerine

Kur korumalı mevduat hesabının devreye girmesiyle gerileyen USD/TL kuru, bu uygulamanın da tartışılır hale gelmesiyle birlikte yavaş yavaş yeniden yükselince ekonomi yönetimi bazı önlemler açıklanacağı mesajını verdi. Bu mesajla birlikte gerileyen kur, alınan önlemler açıklandıktan sonra yeniden yükselmeye başladı.   Açıklanan Önlemlerin Özeti Gelire endeksli senet (GES) çıkarılıyor: Yalnızca adı açıklanan ve henüz içeriği belli olmayan bu araç konusunda piyasada konuşulanlara göre bu borçlanma senetlerinin seçilmiş birkaç kurumun gelirine endeksli olarak ihraç edileceği anlaşılıyor. Bu senetler için getiri oranının yüzde 25 ile 30 arasında olacağı tahmin ediliyor. Devlet tahvili ile herhangi bir geliri karşılık göstermeden borçlanmak varken, Osmanlı’nın borçlanamaz hale geldikten sonra Rüsum-u Sitte adı altında bir takım vergileri karşılık göstererek Galata Bankerlerinden borçlanması gibi bir yöntemin niçin tercih edildiğini anlamak zor. Tek açıklaması ödenecek olan getiriye fa

Ortodoks ve Heterodoks Ekonomi Ayrımı

Ortodoks ve Heterodoks Ekonomi Yaklaşımları Ortodoks, Yunanca orthos (doğru) ve doxa (inanç, öğreti) sözcüklerinden oluşan ‘doğru inanç’ anlamına gelen bir sözcük. Ekonomi alanında geleneklere, genel kabul görmüş görüşlere bağlı teorilerden oluşan yaklaşımlara ‘ortodoks ekonomi’, bu çerçevede uygulanan ekonomi politikasına da ‘ortodoks ekonomi politikası’ deniyor. Ortodoks ekonomi ‘ana akım ekonomi’ olarak da adlandırılıyor.  Heterodoks, Yunanca heteros (farklı) ve doxa sözcüklerinden türetilmiş ve ‘farklı inanç’ anlamına gelen bir sözcük. Ekonomi alanında geleneksel görüşlerin ve yaklaşımların, kısaca ortodoks anlayışın dışındaki uygulamaları adlandırmak için kullanılıyor. Ortodoks ekonomi politikasına uygun olmayan uygulamalar ‘heterodoks ekonomi politikası’ diye adlandırılıyor.  Ekonomi biliminde ortodoks ve heterodoks ayrımı yapılırken varsayımlardan başlayarak kullanılan analiz yöntemlerine, politika araçlarına kadar farklılıklara bakılıyor. Bu iki yaklaşım arasındaki temel

Türkiye’nin Dış Finansman Sıkıntısının Nedenleri

Resim
Türkiye, bir süredir dış finansman bulmakta ciddi sıkıntı içinde bulunuyor. Buldukları da çok pahalı geliyor. Bir ülkenin dış finansman kaynaklarına erişiminde finansman sağlayıcıların dikkate aldıkları bazı ölçütler var. Bunları üç grupta toplamak mümkün: (1) Guidotti – Greenspan Kuralı, (2) CDS Priminin derecesi, (3) Kredi Derecelendirme Notu. Guidotti – Greenspan kuralı ; merkez bankasının sahip olduğu brüt döviz rezervleri ve altın rezervlerinin toplamının, ülkenin, ödenme vadesine bir yıl kalmış olan dış borçlarından fazla ya da en azından eşit olması gerektiğini öne sürüyor. Bunu şöylece formüle edebiliriz: Guidotti – Greenspan Kuralı = Rezervler >/= Kısa Vadeli Dış Borçlar Arjantin’in eski maliye bakan yardımcısı Pablo Guidotti bu kuralı bir G 33 toplantısında ortaya atmıştı. Eski Fed başkanı Alan Greenspan bu kuralı birçok yerde dile getirerek finansal yazına yerleşmesini sağladı. Calafell ve del Bosque de yaptıkları çalışmayla [i] rezervler/dış borçlar rasyosunun bir

Kur Korumalı Mevduat Hesabı Dolarizasyonu Artırdı

Resim
Kur Korumalı Vadeli TL Hesabı; döviz, altın ve TL birikimlerinin bankaların sunduğu faiz oranlarıyla (yüzde 17) ve hesabın açılış tarihiyle vade tarihi arasında oluşacak kur değişiminin faize eklenmesiyle açılan bir vadeli mevduat hesabıdır. Bu hesapla vade boyunca mevduat faizi getirisi elde edilmesine ek olarak vade sonu mevduat faizi getirisinin o dönemde ortaya çıkacak kur farkı üzerinden hesaplanan tutardan düşük olması halinde aradaki farkın Türk Lirası olarak hesaba yansıtılması şeklinde uygulanıyor. Geçen yılın son ayında piyasaya sunulan kur korumalı mevduat hesabı yabancı para mevduatlarının TL mevduata çevrilmesi amacıyla yola çıksa da TL hesaplarının da kur korumalı mevduata dönüşmesine izin verilmesiyle farklı bir kapsama oturmuş oldu. Bu hesabın getiri yükü banka ve Hazine arasında paylaşılıyor. Banka hesaba uyguladığı yüzde 17 faizi mevduat sahibine kendi kaynaklarından öderken, ortaya çıkacak kur farkını da Hazine, bütçeden ödüyor. Kur Korumalı Mevduat Hesabı uygula

Gig Ekonomisi

Gig; kısa süreli iş, bir kez sahneye çıkmak, tek atlı araba gibi birçok anlama gelen bir sözcük. Konumuz ekonomi olunca bizi ilgilendiren anlamı; ‘kısa süreli iş’ ya da ‘bir bedel karşılığı kısa süreli çalışma’ oluyor. Gig ekonomisi de buradan giderek; daha çok hizmetler kesiminde, kişilerin belirli saatler arasında bir işyerinde çalışmak yerine uzaktan, bazen dijital ortamda esnek çalışma saatleri çerçevesinde üretime katılmasını sağlayan sistemin yarattığı ekonomik faaliyetler bütünü olarak tanımlanıyor.   Gig ekonomisi tanımı içine giren işler daha çok geçmişte de çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmış olan geçici işler. Buna karşılık geçmişteki geçici işlerde çalışma bugünkünden farklı olarak, belirli dönemlerde ya da mevsimlerde işyerine ya da emeğin sunulacağı yere giderek çalışma şeklindeydi. İnşaatlarda çalışan inşaat işçileri, tarımda mevsimlik çalışan tarım işçileri ya da bir şirkette dışarıdan denetim yaptırılmak üzere davet edilen danışmanlar bu tür geçici işleri yaparlardı.

ÜFE ile TÜFE Farkı

Resim
Yİ-ÜFE ve TÜFE Tanımı ve İki Endeks Arasındaki Tanım ve Kapsam Farklılıkları Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ; belirli bir referans döneminde ülke ekonomisinde üretimi yapılan ve yurt içine satışa konu olan ürünlerin üretici fiyatlarını zaman içinde karşılaştırarak fiyat değişimlerini ölçen fiyat endeksidir. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE); hane halklarının tüketimine yönelik mal ve hizmet fiyatlarının zaman içindeki değişimini ölçen bir fiyat endeksidir. Endekste aydan aya ortaya çıkan değişimi ölçmek suretiyle enflasyon oranı hesaplaması yapılıyor. Son yıllarda Yİ - ÜFE (yurtiçi üretici fiyat endeksi) ile TÜFE (tüketici fiyat endeksi) arasındaki farkın açıklığı ekonomiyle uzaktan yakından ilgilenen herkesin ilgisini çekiyor ve bu farkın nasıl oluştuğu nereden geldiği, kapanıp kapanmayacağı soruları soruluyor. Öncelikle bu iki endeksi açıklayalım ve aralarında kapsam ve hesap farkı olup olmadığını ortaya koyalım. İki endeks arasında kapsam farkları var: (1) Yİ-ÜFE’de yu

Herkesin Sorduğu Sorular ve Yanıtları 2

Resim
Almanya Bizden Kötü Durumda mı? Son günlerde yurt dışında yaşayan ve Türkiye’ye ziyarete gelen yurttaşlarımız kanalıyla Almanya’nın battığı, bizim daha iyi durumda olduğumuza ilişkin bir şehir efsanesi yayıldı. Aşağıda iki ülkenin başlıca ekonomik göstergelerini karşılaştıran bir tablo sunuyorum (kaynak: IMF, World Economic Outlook Database, April 2022.) Tablo birbirine çok yakın nüfusa sahip olan iki ülkeden Almanya’da kişi başına gelirin 51 bin dolar düzeyinde olduğunu Türkiye’de ise 8 bin dolar düzeyinde olduğunu ortaya koyuyor. Böylece ortaya atılan iddianın ne kadar anlamsız olduğu yalnızca bu göstergeyle bile ortaya çıkıyor. Tabloda yer alan IMF tahminlerinde katılmadığım bazı noktalar var, onlara değineyim. 2022 yılında Türkiye’nin yıllık ortalama büyüme oranının yüzde 2,7’den yüksek olacağını (yüzde 4 dolayında) tahmin ediyorum. Eğer bu tahminim doğru çıkarsa GSYH’miz 700 – 750 milyar dolar düzeyine, kişi başına gelirimiz de 9.000 dolara yakın bir düzeye yükselir. Kur Kor

Herkesin Sorduğu Sorular ve Yanıtları 1

Kurlar Niçin Yükseliyor? Çünkü ülkenin çok fazla ve yüksek dereceli riskleri var. Bu riskler; komşularla sorunlardan, yargı bağımsızlığı sıkıntısına, merkez bankası bağımsızlığının zedelenmesinden faiz politikasının yanlışlığına, düşünce ve ifade özgürlüğü eksikliğinden döviz rezervlerinin eksiye düşmesine kadar hemen her alanda mevcut. Sayıları ve ağırlıkları zaman içinde azalacak yerde artıyor. Sonuçta ülke riskini ölçmeye yarayan CDS primi, Türkiye’yi, dünyanın en riskli üç ekonomisinden birisi konumuna getiren 700’ler düzeyine yerleşiyor. Öyle olunca Türkiye’ye yatırım yapmak isteyenler vazgeçiyor, borç vermek isteyenlerin sayısı düşüyor, iştahı azalıyor. Yurtiçinde yerleşik olanlar ise ekonomideki risk artışının eninde sonunda enflasyonu artıracağını ve TL’ye verilen faizin enflasyonla kaybedecekleri satın alma gücünü yerine koymaya yetmeyeceğini görerek dövize geçmeye yöneliyor. Döviz arzı yeterince artmazken döviz talebi yükseldiği için de kurlar yükseliyor. Enflasyonun Yüks