20 Kasım 2012 Salı

Para ve Faiz


Kafaları en çok karıştıran iki konu: Para ve faiz
Bana gelen sorulara baktığımda görüyorum ki Türk toplumunun kafasını en çok karıştıran konuların başında para ve faiz geliyor. Parasını konuta yatırıp aldığı konutu kiraya vererek gelir elde etmek ile parayı bankaya yatırıp faiz elde etmek arasındaki ilişkinin aynılığını bir türlü tam olarak biçimlendiremiyor çoğu kişi. Bankada duran paranın durduğu yerde faiz ürettiğini düşünerek “paradan para kazanmak” gibi bir tanımı benimsiyor insanlar. Oysa banka ihtiyaç fazlası olduğu için tasarruf etmiş olan birinden mevduat diye aldığı parayı yatırım yapmak isteyen bir başkasına kredi olarak veriyor. Krediyi alan konut yapıyor, mevduat sahibi mevduatını çekip o konutu alıyor ve kiraya veriyor. 

Paranın işlevleri ve para tutmanın nedenleri
Paranın üç temel işlevi var: (1) Malların değiş tokuşuna aracılık etmek. (2) Değer ölçüsü görevi görmek. (3) Değer saklama görevi yapmak.  

Para talebi yani insanların parayı tutma isteği üç nedenle doğar: (1) Günlük ihtiyaçlarını karşılamak. (2) Geleceklerini güven altına almak. (3) Spekülasyon yapmak.

Para iki nedenle biriktirilir: (1) Geleceği güven altına almak için. (2) Spekülasyon yapmak ve eldeki para miktarını artırmak için. Her iki nedenle biriktirilen para iki şekilde saklanır: (1) Yastık altında saklanır ya da altın gibi değer artışı dışında getirisi olmayan alanlara yatırılır. (2) Mevduata, tahvile, bonoya, fonlara ya da hisse senedine konularak faiz ya da getiri elde edecek alanlara yatırılır. İlkinde anaparanın değer artışı veya azalışı dışında bir getirisi veya kaybı olmaz. İkincisinde hem anaparanın değeri değişebilir hem de bunun üzerine bir faiz, temettü vb gibi getiri elde edilir.

Tasarruf nedir, niçin yapılır?
Tasarruf (S), gelirin (Y) bir fonksiyonudur: S = f (Y). Gelir arttıkça tasarruf artar, gelir azaldıkça tasarruf azalır. Tasarruf (S), gelirin (Y) tüketimden (C) arta kalan kısmıdır: S = Y - C

Tasarruf iki şekilde olur: (1) Pozitif tasarruf. (2) Negatif tasarruf. Y = C ise S sıfıra eşittir. Y > C ise S pozitiftir. Y < C ise S negatiftir. Negatif tasarruf borçlanma demektir.

İnsanların tasarrufunu üç şey etkiler: (1) Gelirinin düzeyi. (2) Geleceğini güven altına alma arzusunun gücü. (3) Spekülasyon arzusu. Kişinin geliri günlük ihtiyaçlarını karşılamaya ancak yetiyorsa tasarruf yapması söz konusu değildir. Hatta geliri günlük ihtiyaçlarını bile karşılamaya yetmiyorsa o zaman negatif tasarruf yani borçlanmaya gider. Kişinin geliri günlük ihtiyaçlarını karşılamaktan daha fazlaysa o zaman tasarruf söz konusu olur. Bu aşamada birikimini iki şekilde yönlendirebilir: (1) Geleceğini güven altına alabilmek, emeklilik döneminde yaşayacağı gelir düşüşünü karşılayabilmek için tasarruflarını gelir getirecek alanlara yatırabilir (mevduat yapabilir, borsaya girebilir, gayrimenkul alabilir vb.) Bu birikimi çok zorunlu kalmadıkça kullanmaz. (2) Geliri hem günlük ihtiyaçlarını karşılamaya hem de geleceğini güven altına alacak birikimi yapmaya yetiyor ve artıyorsa o zaman spekülasyon güdüsü devreye girer ve o artan parayla gelir getirici alanlara yönelebilir.  

Faiz neyi etkiler?
Faizin yüksek ya da düşük olması günlük ihtiyaçlar için ayrılacak parayı fazla etkilemez. Çünkü bu harcamalar yemek gibi, giyecek gibi ya da ev kirası gibi zorunlu harcamalardır. Bu giderlerin faizden etkilenerek kısılabilmesi ancak aşırı yüksek faiz oranları ve geçici durumlar için mümkün olabilir. O halde faiz ancak günlük ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda gelir elde eden kişilerin üzerinde geliri olanların geleceklerini güven altına almak ve spekülasyon yapmak amacıyla ayırdıkları bölümü etkiler.

Ayda 1.000 TL geliri olan bir kişiyi düşünelim. Diyelim ki bu kişi 500 TL kira veriyor ve kalan 500 TL ile de yemek, giyim, ulaşım vb zorunlu giderlerini karşılıyor. Faizin yüzde 5 ya da 25 olmasının bu kişi açısından bir önemi yoktur. Bu kişi açısından faiz ancak borçla alış veriş yapıyorsa ödeyeceği faiz oranı açısından etkilidir.

Şimdi de ayda 7.000 TL geliri olan bir kişiyi düşünelim. Diyelim ki bu kişi ayda 1500 TL kira gideri ödüyor ve yemek, giyim g,b, zorunlu giderler için 2000 TL harcıyor, otomobiline 500 TL harcıyor, eğlence ve kültür için 1000 TL harcıyor olsun. Yine diyelim ki bu kişi kalan 2000 TL’nin 1000 TL’sini geleceğinin güvencesi olarak bir emekli fonuna yatırıyor, 1000 TL’si ile de yıllık yüzde 7,5 faizli mevduat hesabı tutuyor olsun. Faiz oranındaki değişiklikler bu kişinin 1000 TL’yi nerede ve nasıl tutacağını etkiler. Eğer bir yıl sonrası için beklenen enflasyon yüzde 8 ise bu kişinin bir yıl sonra elde edeceği faiz negatif olacaktır. Bu durumda bu kişinin o parayı mevduat olarak tutması pek akıllıca bir iş değildir. O zaman o parayı kullanmak için önünde üç seçenek olacaktır: (1) Harcamalarını artırmak ve o parayı tüketimde kullanmak. (2) 1000 TL’sini de geleceğini güven altına almakta kullanmak ve emeklilik sistemine yatırdığı parayı artırmak. (3) 1000 TL’sini faiz dışında daha iyi getiri getirecek bir alana yöneltmek.

Eğer faizler düştüğünde bu kişi spekülasyon için ayırdığı parayı emeklilik sistemine aktarmaya karar verirse tasarruflar etkilenmez sadece yer değiştirmiş olur. Kişi bu parayı tüketime harcarsa tasarruflar düşer, tüketim harcamaları artar. Kişi bu parayı mevduattan ya da tahvilden alıp örneğin gayrimenkule harcarsa o zaman da tasarruflar düşer, tüketim harcamaları artar (ekonomi açısından mevcut bir konutun satın alınması yatırım değil tüketim harcamasıdır. Yatırım harcaması olabilmesi için yeni konut inşası olmalıdır.)

Faiz düşerse pozitif tasarruflar düşer, negatif tasarruflar (yani borçlanma) artar. Pozitif tasarruflar azalır çünkü getirisi olmayan bir şeyi kimse tutmak istemez. Negatif tasarruflar yani borçlanma artar çünkü düşük faiz borçlanmayı çekici hale getirir.

Faizin pozitif bir değer taşıması sanıldığı kadar kötü bir şey değildir. Kötü olan, makul düzeyin ötesine geçmiş aşırı yüksek faizdir.      

Türkiye için faiz hesabı
Mevcut veriler:
Bankaların ilan ettiği faiz: % 7,5 (her bankanın farklı faizi olmakla birlikte bu oran ortalamayı gösteriyor)
Faiz gelirinden yapılan nihai gelir vergisi stopajının oranı: % 15
Bir yıl sonrası için beklenen enflasyon yüzde 6,7 (TCMB Beklenti Anketi Kasım ayı sonuçlarına göre)

Net Nominal Faiz = (Nominal Faiz) – (Nominal Faiz x Stopaj)
Net Nominal Faiz = (0,075) – (0,075  x  0,15) = 0,064 = % 6,4

(Basit Faiz = Net Nominal Faiz  = % 6,4)

Yıllık net nominal (basit) faiz oranı % 6,4 olduğuna göre buna 12’ye bölerek aylık faiz oranını bulabiliriz:
Aylık Net Nominal (basit) Faiz Oranı = (0,064 / 12 ) = 0,0053 = % 053

Bileşik Faiz = Anapara x (Dönem Faizi)^Dönem Sayısı
Bileşik Faiz Getirisinin hesaplanması

Dönemler
100
1,0053
Faiz
1. aysonu
100,53
1,0053
0,53
2.aysonu
101,0628
1,0053
1,06
3. aysonu
101,5984
1,0053
1,60
4. aysonu
102,1369
1,0053
2,14
5. aysonu
102,6782
1,0053
2,68
6. aysonu
103,2224
1,0053
3,22
7. aysonu
103,7695
1,0053
3,77
8. aysonu
104,3195
1,0053
4,32
9. aysonu
104,8724
1,0053
4,87
10. aysonu
105,4282
1,0053
5,43
11. aysonu
105,987
1,0053
5,99
12. aysonu
106,5487
1,0053
6,55

Bileşik Faiz = % 6,55

Buna göre % 6,4’lük yıllık faiz yerine 100 TL’yi aylık olarak yatırıp bileşik faizden yararlanmak isteyen kişinin eline % 6,4 değil % 6,54 faiz geçmiş olacaktır.

Reel faiz hesabı
Basit Faiz açısından reel faiz hesabı yapalım:
Reel Basit Faiz = (1 + Net Nominal Basit Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon) – 1
Reel Basit Faiz = (1, 064) / (1,067) – 1 = - 0,0028 = % - 0,28

Bileşik Faiz açısından reel faiz hesabı yapalım:
Reel Bileşik Faiz = (1 +  Net Nominal Bileşik Faiz) / (1 + Beklenen Enflasyon) – 1
Reel Bileşik Faiz = (1,065) / (1,067) -1 = % - 0,19

Demek ki Türkiye’de bugünkü verilerle ve beklentilerle faiz negatiftir. Faizin daha da düşürülmesiyle bu negatiflik büyüyecek ve tasarruf yapmaktansa borçlanmak daha çekici bir hale gelecektir. 

52 yorum:

  1. Ustadim yazilarinizla buyuyorsunuz. Her yaziniz sadeligi, netligi ve ufuk aciciligi ile genc dimaglarda bir guzel tugla oluyor. Adeta kristal bir tugla. Konusuna cok hakim olan her insan gibi en karmasik konuyu bile piril, piril ve duru bir sekilde aktariyorsunuz. Bu sene universiteye baslayan oglum bile bir kac yazinizi linkle gondermem sonrasinda yazilarinizin takipcisi oldu. Zaten bunu biliyorsunuz. Ancak, tekrarlamakta sakinca gormeyecegim. Cok guzel bir sey yapiyorsunuz. Sagolun, varolun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, biraz yararım oluyorsa ne mutlu.

      Sil
    2. Hocam yararı olmaz mı?Anlayamadığım birçok şeyi sizin yazılarınızla anlıyorum desem tam da yeri.Ben geçen yıl görmüş olduğum dersleri sırf bu yüzden sizden gönüllü olarak tekrar aldım.Ancak bu kadar basit ve anlaşılabilir bir dil kullanabilir.Bir de affınıza sığığanarak soruyorum soruyorum tüm bu yazılarınızın birarada olduğu bir kitap var mı?

      Sil
    3. Çok teşekkürler. Bu blogda yayınlana ekonomi yazılarımın bire bir yer aldığı bir kitabım yok. Ama ekonomi dışı yazılarımın bir bölümü Kendime Yazılar kitabında, ekonomi yazılarımın bir bölümü de Kolay Ekonomi kitabında yer alıyor.

      Sil
  2. Üstad, gayrimenkul yatırımcılarının aslında hesaplamaları gereken en önemli risk reel faiz düzeyinden çok deprem riski olmalı bence. Prof. Işıkara yıllardır deprem simülasyonlarının sonuçlarını kamuoyuyla paylaşır. Ve uzun bir zamandır 2011-2014 yıllarına dikkat çekiyor. (ki 2011'de Van'da büyük bir deprem gerçekleşti) Ancak bu hususu yurtdışında doktora yapmış bir insana bile söylediğinizde "Allah mıymış o? nerden biliyomuş? Allah'tan senet mi almış?" gibi laflarla karşılaşıyorsunuz. Gayrimenkul yatırımcılarının deprem riskini hafife almamalarını tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok önemli bir tavsiye bu. Bence de dikkate alınmalı. Yabancı parayla borçlananların aldığı kur riski gibi bir şey bu.

      Sil
  3. Türkiye Ekonomisi' nin yaşamış olduğu kaygan zeminin tarifi açısından mükemmel bir açıklama olmuş emeğinize sağlık değerli Hocam.Faizin, bir diğer ifade ile tasarruf etmenin getirisinin veya harcama yapmanın maliyetinin reel anlamda negatif olması Türk insanını "Başkasının tasarrufunu harcayan" kişi topluluğu haline gitirmiştir. Yurt dışından yurt dışı ülke vatandaşlarının tasarrufları demek olan kredilerin Türk Özel Sektörü (özellikle bankalar)tarafından yurt içine taşınması ve burada dağıtılması tüketimi körüklemiştir. ( İhtiyaç kredileri, Bayram kredileri, okul açıldı kredileri, doğum günü kredileri, v.s..)Bahsettiğiniz gibi ufak tefek birikimi olan insanlar ise tasarruflarını başkasının kullanması için fazla fonlarını fon piyasasına arz etmek yerine, düşük maliyetli fonlara talep yaratıp getirisinin daha iyi olduğunu algıladığı konut alma yolunu tercih etmişlerdir. Bu durum konuta talebi arttırırken ekonomik anlamda şu sonucu doğurmaktadır:
    Yurt içinde konut sahibi olan vatandaşlarımız aslında özkaynakları ile değil YABANCI KAYNAKLARLA konut sahibi olmaktadır. Şayet gelirlerinde zaman içerisinde bir artma olmayacaksa bu husus yabancı kaynakları geri öderken ileride tüketim harcamalarında azalma yaratması anlamına gelir. Diğer bir ifade ile gelecekte yapacakları tüketim harcamalarını bugünden yapmışlardır. Öyleyse ilerde daha az tüketecekler ve harcamalarını azaltacaklardır.Kendi tasarruflarımızla değilde başkasının tasarrufları ile büyümekteyiz şu an itibari ile...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Evet bu eğilim örneğin Amerikan toplumunda doruk noktasına çıkmıştır. Hane halkları oldukça borçludur ve işsizlik halinde bütün sistem çökmekte evleri, arabaları ve bütün varlıkları bir anda borçlarına karşılık ellerinden alınmaktadır. ABD'de görevli bulunduğum sırada yan komşum işsiz kalmıştı. Önce arabaları sonra evleri alındı ve ailece gidip büyüklerinin yanına sığınmak zorunda kaldılar. Ben orada anladım boyunu aşan borçlanmanın nasıl bir şey olduğunu. Başkasının tasarrufuyla büyümek bir yere kadar gidiyor.

      Sil
  4. sayın hocam sizin yorumunuzdan benim anladığım ekonomik gidişat iyi değil böyle giderse(ki gidecek gibi) ekonomik tıkanma kaçınılmaz.Bir nevi İspanya laşma sürecindeyiz.Gayrimenkul balonu şişmeye devam edecek gibi.Sağlıklı sürdürülebilir bir ekonomi değiliz.O halde borçlanmayalım paramızın kıymetini bilelim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi kötüye gidiyorsa faizler artacak demektir, o zaman faizler düşükken borçlanmak iyi değil midir?

      Sil
  5. Hocam ülkemizi yönetenlerin sıfır faiz takıntısı olduğu sürece tasarruflar nasıl artar enflasyonun üstünde reel faiz olmadığı ve halkın gelir dağılımı çarpık olduğu düzende bunu sağlamak hakikaten çok zor değilmi? Ayrıca sizin hep belirttiğiniz yapısal reformları 10 yıldır yapmayanlar tasarruf yatırım eşitliğini borç yerine halkın tasarruflarıyla yapma becerisini gösterebilirlermi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanıtım olumlu değil ne yazık ki.

      Sil
  6. Sayın Hocam,

    yazınızın 'Tasarruf nedir, niçin yapılır?' başlığının 1 paragrafında tasarruflar Y=C-S şeklinde belirtilmiş halbuki S=Y-C olmalıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız gözden kaçmış, hemen düzelttim, teşekkürler.

      Sil
  7. Merhaba Hocam,

    Anlattığınız konu hakkında bende bir örnek vermek istiyorum. Okuldaki dersimiz istanbul'daki konut piyasası idi ve bu konu hakkında piyasa bilgisi almak için Bahçelievler'de metrobüse yakın yeni yapılan bir bina için bir dairenin fiyatını merak edip sormuştuk. Daire fiyatı 900.000 Euro, kirası ise 5ooo TL idi. Bu bina ise son bir yılda dairelerinin çoğu boş kalan bir binaydı. Yani daireler kullanılmıyor sadece spekülatif amaçla mübadele ediliyordu; sürekli el değiştiriyordu. Bu durumun gerçekleşmesinin altında yatan sebep ise herhalde türk halkının ve yatırımcısının enflasyondan ağzının yanması yatıyor. Ayrıca faizlerin negatife inmesi de önemli bir sebep gibi.

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Verdiğiniz örnek çok güzel. Evet ABD'de böyle oldu ve sonuçta konutta balon oluştu.

      Sil
  8. Değerli Hocam paranin miktar teorisinde bahsedilen para arzinda meydana gelen değismelerin fiyatlar genel düzeyini ayni yönde ve ayni oranda degiistirdiği kurami uzun donemde de gecerlimidir.BU iliskiyi uzun vadede nasil yorumlamak gerekir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun dönemde üretim artışı yani q da artış da devreye girer.

      Sil
  9. Yapılan bu tartışmanın fonksiyonel olarak tanımlanmış hali, çok genel değil mi? İnsan davranışlarının böyle bir genel kategori ile ele almak her zaman doğru sonuçlar verir mi? Yani faiz hesaplaması değil belki ama gelirin artmasıyla saving ilişkisinin ülkelere göre farklı eğilimler göstermesi faiz dışı açıklanabilecek faktörleri de ortaya koymanızı gerektirmez miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelirdeki artışın spekülasyon saikiyle tutulan parayı etkilediğini yazdım. Sanırım dikkatinizden kaçmış.

      Sil
  10. Sayın Hocam size bir şey danışmak istiyorum araştırdım ama bulamadım Merkez bankası başkanı hangi hallerde görevden alınır ve görevden almaya Bakanlar Kurulu mu yetkilidir??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB yasasında bu konu ele alınmıştır. Başkan Bakanlar Kurulu kararıyla 5 yıllık bir süre için atanır ve gerektiğinde atandığı usulle görevden alınır. Hangi durumlarda görevden alınabileceği kanunda sayılıyor. Normal hallerde sayılan yasaklara uymaması halinde görevden alınmakla birlikte bir yolsuzluk vb ye karışması halinde de görevden alınması söz konusudur.

      Sil
  11. Hocam;
    Faizin negatif olması tasarruf yerine borçlanma ya da tüketimin artması demek.Böyle olunda ekonomi daha çok ısınmaz mı bu durumda faiz daha da düşerse bu enflasyona etki etmez mi böyle olursa enflasyon hedefini nasıl yakalayacağız.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hükümet tersini öne sürüyor ve faiz düşerse enflasyon düşer diyor biliyorsunuz.

      Sil
  12. merhaba hocam,ben tüm yazılarınızı ilgiyle takip eden bir okurunuzum. cnbce.com daki bugünkü yazınızda bir yerde "Konvansiyonel enflasyon hedeflemesi modeli" gibi bir tabir geçiyor ne demek olduğunu açıklar mısınız?
    saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize teşekkür ederim. Enflasyon hedeflemesi belirli bir yılsonu enflasyon hedefi (yüzde 5 ile 6 arası gibi) koyarak para politikasını o hedefe ulaşacak yönde uygulamaktır. Bunun çeşitli varyasyonları olabilir. Bu dediğim en çok bilinip uygulananı olduğu için IMF bunu konvansiyonel enflasyon hedeflemesi diye adlandırıyor.

      Sil
  13. Elinize sağlık. Faizler yükselse yurt içi tasarruflar ne kadar artar? Bunun hesabını iyi yapmak gerekir. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ortada, gini katsayısı 0,420'lerde seyrediyorken faizlerin yükselmesi ''faiz lobisi'' diye adlandırılan kesim dışında, geliri düşük geniş bir kitleyi tasarruf etme anlamında pek etkilemez diye düşünüyorum. Ayrıca faizlerin yükselmesi; sıcak para akışını arttıracak bu durumda tl nin aşırı değerlenmesi, ithalatın artması ve cari açığın artması süreçleri yaşanacaktır.Vergi ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler gibi yapısal sorunlar çözülmeden faiz yükselse de pek efektif olmaz diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin aslı enflasyonu düşürmek doğal olarak. Ne var ki bir ülkede yaşayanlar o ülkede yaşamayanlardan daha düşük reel faiz elde ediyorsa o ülkede yaşayanlar tasarruf yapmazlar.

      Sil
  14. Hocam bu yazinizla hic alakası yok ama bir sorum olacaktı. Keynesyen iktisatta neden her arz kendi talebini yaratmamaktadir? Bir de bunun yarrattigi iktisadi problemin çözümü için hangi iktisat pol. gereklidir? Aydinlatirsaniz cok sevinirim. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her arzın kendi talebini yarattığı önerisi klasik iktisadın önermelerindendir. O dönemde parasal ekonomi yaygın değildi, trampa (barter) ekonomisi yaygındı. Yani insanlar mallar ile malları değişiyordu. O ortamda her arz kendi talebini yaratır. Masa satan birisi karşılığında 4 sandalye istiyorsa masa arzı bir talep yaratmış olur. Sonraki dönemlerde işin içine para girince bu ilişki koptu. Bu durumda masasını para karşılığında satan adam ister 4 sandalye isterse başka şey alabilir oldu. Parası olan istediği malı talep edebilir hale geldi. Keynes'in saptadığı olay budur. Yani geçmişte geçerli olan "her arz kendi talebini yaratır" ilkesi parasal ekonomide "her talep kendi arzını yaratır" haline dönüştü. Talebin parasal ekonomide bu kadar kolay artması enflasyonist eğilimlerin daha kolay ortaya çıkmasına yol açıyor. Çözümü ise sıkı maliye ve para plitikasından geçiyor.

      Sil
  15. Bilgilendirdiginiz icin tekrar cok tesekkurler hocam..

    YanıtlaSil
  16. Hocam,

    Benim merak ettiğim konu, bir ülkede faiz (-) olursa tasarruflar azalır..Sürdürülebilir büyüme için tasarruf oranının %27'lerin üzerinde olması gerekir.Türkiye'de şu anda bildiğim kadarıyla %12 seviyelerinde. Sizde (-) faiz sıcak para geldiği sürece devam eder mi? Negatif faiz bir kriz riski taşır mı? Ayrıca Asaf savaş Akat'ın eleştirdiği 2005 yılında uygulanan yüksek reel faiz politikası olmasaydı Türkiye'de bir varlık balonu olmuşmazmıydı ?

    Teşekkürler

    Basri LİMAN

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz ilginç bir konudur. Objektif bir gözle bakabilirsek pozitif bir reel değer taşıması gerektiğini görebiliriz. Kimse kimseye parasını bedava kullandırmaz. Yalnız büyüme konusunda öyle belirli bir iç tasarruf oranı yoktur. Çünkü iç tasarruf yetersizce dış tasarruf ithal edilir. Ne var ki bunun sakıncaları da sizin dediğiniz gibi sıcak para girişidir.
      Asıl olan yerli tasarruf sahibiyle yabancı tasarruf sahibinin aşağı yukarı aynı faizi almasıdır. Yabancıya ayrıcalık tanıyan bir durum varsa iç tasarruf düşer. Türkiye'de olan da budur.

      Sil
    2. Hocam çok teşekkürler..

      Sil
  17. Sayın Hocam,
    Siz yazınızda borçlanmak şuan için mantıklı demişsiniz, tasarruf için elde edilecek faizi %7,5 alarak yaptığınız hesap ile gelir vergisini ve enflasyon etkisini de düşerek eksi kazançtan söz etmişsiniz.
    Benim aklıma takılan nokta şu;
    Tasarrufumuzu bankada değerlendirmek istersek alacağımız oran, %7,5 iken, borçlanmak istediğimizde bankanın bize verdiği oran %11 - %12 lerde oluyor. Buna hatrı sayılır dosya masrafı, hayat sigortası masrafları da eklendiği takdirde, zararımız çok daha fazla olmaz mı?
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu oranların daha düşeceğini düşünüyorum. Ama ileride yani borcun süresi boyunca da yükseleceği kanısındayım. Faiz düşükken borçlanırsanız yükseldiğinde karlı çıkarsınız anlamına söylüyorum.

      Sil
  18. Hocam merhaba. Hocam diyorum cunku gercekten ekonomi konusunda gayet basarili yazilariniz var. Yazilariniza cok onem veriyorum. Ozellikle eonomi ile yeni yeni ilgilenmeye baslayan arkadaslara sade diliniz cok yardimci oluyordur eminim. Yazdiklarinizin hepsine katiliyorum , kuresel kriz adli kitabinizi okudum gercekten piyasayi ve uluslararasi piyasalarin entegre olmasinin kuresel kriz riskini surekli artirdigini yazmissiniz. Benim sorum merak ettigim konu sudur: Nereye kadar bu boyle gidecek ? Ortada basit bir kriz riski yok , bence tamamiyle parasal sistem cokecek. Eger parasal sistem cokmeyecekse finansal piyasalara getirilecek duzenlemeler krizin onune gecebilecekmicok dusunuyorum. Yani sermaye bir sekilde duzenlemelerden kacacak ve dusuk risk yuksek faiz neredeyse oraya gidecektir. Zaten yasadigimizda suan budur. Bugun dunyada 4 adet kutup var Amerika Avrupa Birligi Asya ve Ortadogu. Amerika buyuk bir krizden cikti toparlanma orani yukselsede borc orani cok cok fazla. Avrupa birliginde Yunanistan kanayan yara. Ispanya italya kanayan yaranin nuksettigi en onemli bolgelerden. Cin ayni sekilde buyume konusunda sikintili. Avrupanin bu durumu Dogrudan cin ihracatini ve dolayisiyla dunya ticaretini olumsuz etkilemekte. Sorun surada basliyor. Bu ulkeler borclardan kurtulmak icin surekli parasal genisleme yolunu secmekte. Paraya guven kalmamis durumda. Ornegin alman ekonomisi. Almanya da yatirimdan ziyade negatif faizlere para yatiran yatirimcilar var. Cunku guven yok. Yunanistan da gordugumuz gibi borclar konusunda hair cut yani borclarin silinmesi yoluna gidildi. Simdi ne olacak ispanya da da mi aynisi yasanacak. Bu zaten guven vermeyen ortamin daha da guvensiz olmasina yol acmiyor mu? Belki de tekrardan altin para sistemine geceriz hocam ne diyorsunuz? Gerci dunya uzerinde bulunan altinin buyuk bir kisminin sinirli ellerde bulunmasi nedeniyle bu sistem nasil isler onu da bilmiyorum . :) gumus standardi gecilmis olsa gumus te en az altin kadar degerli olacaktir. Anlatmak istedigim sudur ki insanlarda ki kar hirsi dinmedikce ulke ekonomileri dolayisiyla dunya ekonomisi hicbir zaman dengede olmayacaktir. Mobil den yazdigim icin yazim ve dilbilgisi kurallarina uymadigimi n farkindayim bu nedenle oncelikle degerli hocamdan , ve okuyacak diger arkadaslardan ozur diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Çok önemli konulara değiniyorsunuz. Önemli ve karışık. Çoğunun yanıtı tam olarak verilebilecek durumda değil. Bunun temel nedeni değişen paradigmayı eski paradigmaya ait çözüm ve alışkanlıklarla yorumlamaya çalışmamızla ilgili. Büyük Depresyon sonrasında yazdığı Genel Teori kitabında Keynes de bunu ifade ediyordu. Çözüm sermaye hareketlerinin serbest kaldığı yeni küresel sistemde buna uygun bir denetim mekanizması geliştirebilmekte yatıyor. Ne var ki bu o kadar kolay değil. Çünkü Küresel Finans Krizi kitabımda değindiğim gibi bunun hassas bir dengesi var. Denetim aşırı giderse yaratıcılığı öldürebilir. Ki bu da kapitalizmin temeline dinamit koymak demektir çünkü işin temelinde bireysel yaratıcılık yatıyor.

      Sil
  19. Hocam bileşik faiz hesaplanırken gelir vergisi stopajını neden gözardı ettiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Etmedim her ayın faizini net değerle aldım.

      Sil
    2. hocam bende farklı bır konu soracagım musadenızle.sımdı hocam 100tl bır parayı bankaya yatırıp fon alıyoruz bu para 3 sene beklıyor deger kazanıyor.3 sene sonun da 30tl daha yatırıyoruz.bu 30tl yi yatrdıktan 5 gun sonra cekıyoruz.bankalar bu 30 tl yı 3 senedir duruyormus gıbı gorup 3 senelık kardan vergı alıyor.oysa bu 30 tl 5 gun once yatırdıgım para
      tabıı kesıntıler bayagı buyuk oluyor.5 gunluk kar ıle 3 yıllık kar farklı.bu hesaplamanın bir yasası bir kanunu bir yönetmeliği var mıdır.bu matematık bılımıne aykırı bır durum degıl mıdır.tskler....

      Sil
  20. hocam merhabalar;yabancı yatırımcılar ülkemizden neden çıkış yaparlar bunu bir yazınızda okumuştum ama biraz daha açmanız konusunda rica ediyorum ülkemize yabancı yatırımcı geldi diyelim dolar euro cinsinden bunların yatırım yaparken önce tl olarak bu parayı dönüştürüp öylemi yatırım yapıyorlar diyelim ki 500000 dolar olsun kur 2.14 olsun bu paralarını tl çevirmelerimi gerekiyor yatırım yapmak için ve nerelere yatırım yapıyor yabancı yatırımcılar hareketlerini adım adım anlatabilirmisiniz yani aman yabancı yatırımcılar çıkış yapacak diye neden paçalarımız tutuşur bu mekanizmayı çok merak ediyorum bunlar nelere yatırım yaparlar borsaya mı girerler bunun için bu dövizi tl ye çevirip öylemi satın alırlar veya devlet tahvilleri bonolar mı alırlar bunların davranışları ve yatırım kararlarını etkileyen faktörler nelerdir;diyelim ülkeden çıkacaklar dolarlarını bozdurup tl den yatırdılar ve kur 2,60 a oldu burada bir sıkıntı doğuyor onlar açısından elbette yatırımlarının getirisinin ne kadar olduğuda önemli aslında bu tür bir anlatımınız vardı ama yabancı yatırımcılar kimlerdir kurumsal olarak geliyorlar sanırım ve türkiye de nerelere yatırım yapıyorlar ne kadar zaman için yatırım yapıyorlar doların yüksek olduğu dönemde türkiye de yatırıma gelip dolar düştüğünde çıkış mı yapıyorlar borsa üzerinden davranışları nasıldır,devlet tahvilleri üzerinden nasıldır?????gibi çok sorular var ama siz toparlayarak bir yazı kaleme alırsanız çok sevinirim;altın, petrol,faiz,dolar ilişkisinin grafiksel olarak birbirlerine etkisini grafik olarak nasıl çizebiliriz hem dünya açısından hemde türkiye ile bağlantısı açısından bir de borsaların petrol,faiz,altın,dolar arasında organik ilşkisi nasıl anlatılabilir sorularım karışık olabilir anlamadığım bir alan ama merak ediyorum örneğin merkez bankası dolar 2,2 dayanmasına rağmen bu son olaylardan sonra ve fed in açıklamalarından sonra ne yapmalıydı sizce ve ne yaptı doğru mu yaptı paylaşırsanız sevinirim

    YanıtlaSil
  21. Hocam şöyle bir ifade kullanmışsınız: "Kişi bu parayı mevduattan ya da tahvilden alıp örneğin gayrimenkule harcarsa o zaman da tasarruflar düşer, tüketim harcamaları artar (ekonomi açısından mevcut bir konutun satın alınması yatırım değil tüketim harcamasıdır. Yatırım harcaması olabilmesi için yeni konut inşası olmalıdır.)" Bu ifade yanlış hocam. Birey ikinci el konut bile almış olsa birey olarak tasarruf yapmış demektir. Çünkü gelirini tüketim ürünü almakta kullanmamıştır. İkinci el konut alımı tüketim değildir. Parantez içerisinde yazdığınız bilgi ise doğru; ikinci el konut alımı yatırım harcaması sayılmaz, ama tüketim harcaması da sayılmaz. İkinci el mal alımı sadece paranın özel şahıslar arasında el değiştirmesidir. Esas olan elinde para kalan son şahsın bu para ile ne yaptığıdır. Eğer o şahıs bu para ile bir tüketim malı alırsa bu makroekonomik verilerde kayda tüketim harcaması olarak geçecektir. Eğer şahıs elinde kalan o para ile bir yatırım malı (yeni inşaa edilmiş konut, makine vs) alır ise harcama kayıtlara yatırım harcaması olarak geçer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhakkak Mahfi bey çok daha doğru yanıtlayacaktır. Yazınız benim de ilgimi çektiği için, düşüncemi belirtmek istiyorum.

      "gayrimenkule harcarsa tasarruflar düşer"

      Düşer, çünkü verimsiz bir alana yatırılmıştır. Mahfi Bey'in vermiş olduğu bir örnekte olduğu gibi, torna tezgahı alınmış olsa, bu tezgah bir üretim yapacaktır. Yani ekonominin üretim kapasitesini artmış olacaktır.

      "tüketim harcamaları artar"

      Artar, çünkü bu gayrimenkul için artık muhakkak harcamalar yapacaksınız. Mobilya, elektronik eşya, vb.gibi. Yani ülkenin tüketim kapasitesini arttırmış oluyorsunuz.

      Biriyle üretim kapasitenizi arttırıyorsunuz, diğeriyle tüketim kapasitenizi. Bu mekanizma Mahfi Bey'in ifade ettiği sonucu ortaya çıkartıyor. Yani ifade de bir yanlışlık yok.

      Sizin dediğinizde de yanlış bir ifade yok, sadece ifade yanlış hocam cümleniz haricinde. Yalnız birşey atlanıyor gibi düşüncenizde, oda şu cümlenizden yola çıkıyorum " Esas olan elinde para kalan SON şahsın bu para ile ne yaptığıdır?".

      Sizce bu çok zor, neredeyse imkansız bir değerlendirme yöntemi olmaz mı? Bence bu düşünceniz üzerinde biraz daha bir çalışma yapmanız gerekiyor, uygulanabilirliği açısından. Bir sonuç üretiyor olması lazım, ama düşüncenizde SON kısıtı ne zaman?

      Sil
    2. Timur beyin cevabı hem güzel hem de yeterli olduğu için ilave bir şey söylememe gerek kalmadı.

      Sil
    3. Timur beyin cevabı hem güzel hem de yeterli olduğu için ilave bir şey söylememe gerek kalmadı.

      Sil
  22. Timur Bey, siz eğer gayrimenkule harcanan parayı "yatırım harcaması" şeklinde değerlendirmiyorsanız, bu sizin felsefik yaklaşımınızdır. Ben bu görüşünüze katılmıyorum ama mevzu zaten sizin ya da benim görüşlerimiz de değil. Esas olan IMF’nin tanımı. IMF'nin tanımına göre (ki bu kuruluşa üye bütün ülkeler bu tanımı esas alıyor) gayrimenkul harcamalarını yatırım olarak kabul ediliyor. Mahfi Bey şu noktada haklı; ikinci el gayrimenkul alımı bir yatırım harcaması değildir; yatırım olarak kabul edilen yeni inşa edilmiş gayrimenkullerdir. Örneğin X şahsı 100 bin TL tasarrufta bulunup bu para ile 2014 yılında Y şahsından 1990 yılında inşa edilmiş evini satın alırsa X şahsının bu harcaması kayıtlara yatırım harcaması olarak girmez. Çünkü bu evin değeri kayıtlara 1990 yılında yatırım olarak zaten girmiştir, yeni bir ev inşası söz konusu değilken evin değerinin ikinci defa yatırım olarak kabul edilmesi saçma olacaktır. Ama X şahsının Y şahsından satın aldığı bu ev kayıtlara tüketim harcaması olarak da girmez (Mahfi Bey'in yanıldığı nokta burası), çünkü bu100 bin TL bir tüketim ürünü almak için harcanmamıştır (yiyecek, içecek, kılık kıyafet vs tüketim ürünüdür, ama ev öyle kabul edilmez). X şahsı 100 bin TL tasarruf etmiştir, ve bu tasarruf ikinci el mal alımı dolayısı ile Y şahsının eline geçmiştir. Yani kazanılan gelir bir özel şahıstan öbürünün eline geçmiş, ama henüz tüketim ya da yatırım olarak harcanmamıştır. Y şahsı bu para ile 2014 yılı yapımı bir ev satın alırsa, bu alım sonrası özel sektör 100 bin TL yatırım yapmış olur (X şahsı hiç yatırım yapmamıştır, Y şahsı 100 bin TL yatırım yapmıştır). Özel sektörün toplam tasarrufu da 100 bin TL'dir (X şahsı 100 bin TL tasarruf etmiştir, Y şahsı tasarruf etmemiştir). İstatistiki kayıtlar tutulurken tasarruf = gelir - tüketim harcamaları; yatırım ise bir yatırım ürünü alınırken yapılan harcama şeklinde hesaplanır.

    YanıtlaSil
  23. Sayın Economist, yazımda gayrimenkul yatırım harcaması değildir diye bir cümle yok, hatta böyle bir ima dahi yok. Tartışmamız bu konu üzerinde cereyan etmedi. Bir konuyu atladınız bence, o da, gayrimenkul alındığında tasarruf düşer, tüketim artar derken, gayrimenkul tüketim olarak değerlendirilir denilmiyor ki. Verimsiz denirken, gayrimenkul (daha doğrusu konut, bir fabrika binası değil) bittiğinde bu ülkeye kazandıracağı katma değer, bir makine yatırımının sağlayacağı katma değerden az denilmek isteniyor. Şöyle düşünün fabrikanız var, kazancınızla bir konut daha alıyorsunuz, ama makine kapasitenizi büyütseniz daha çok kazanacak, daha çok istihdam sağlayacaksınız. Burada sıkıntı konut alınması değil, ülkenin ekonomik dengelerini olumsuz etkileyecek düzeyde cereyan etmesidir. Her yatırımcı, her sanayici gayrimenkule yönelirse sıkıntı baş gösterir konu bu. Yada tüm kaynaklar ağırlıklı olarak konuta yönlendirilirse.

    Yazınızda;"ikinci el konut alımı yatırım harcaması sayılmaz, ama tüketim harcaması da sayılmaz" demiştiniz. Bildiğim kadarıyla, ikinci el araç alım-satımı, eski ev eşyası alım-satımı da, ikinci el konut alım satımı gibi GSYH hesaplarına dahil edilmiyor. Çünkü ilk üretildiğinde zaten dahil edilmişti. Bu konuda aksini iddia eden yok.

    Bakınız yazdıklarınızı tekrardan tarafsız gözlerle okuyun, belki doğruyu siz söylüyorsunuz; ama yazdıklarınızla değerlendirecek olursak bu davayı kaybedersiniz. Daha basit, yalın ama zarif ifadelerle tekrar kurgulayın, aynı noktada buluşabiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Timur Bey, yorumunuz için teşekkürler. Yorumum zarif olmamışsa sizden ve de yazılarını çok beğenerek okuduğum Mahfi hocamdan özür dilerim. Yazınızı tekrar okudum; sanırım siz "harcamalar gayrimenkule değil de makine ve teçhizata yönlendirilse ekonomiye getirisi daha yüksek olur" gibi birşeyler anlatak istemişsiniz. Ben ise daha teknik bir yorum yaptım; milli gelir hesapları yapılırken gayrimenkule yapılan harcamanın kayıtlara "tüketim" olarak girmediğini belirttim. Mahfi hocama itirazım da bu noktada oldu. Ben şu olasılığa vurgu yapmak istedim: Ben birisine ikinci el evimi satıp, bu satıştan 100 bin TL para kazanıp, bu parayı yatırım olarak değerlendirebilirim (bu yeni inşa edilmiş konut alımı da olabilir, makine teçhizat alımı da). Bir ülkede özel sektörün tasarruf ya da yatırımı hesaplanırken tek tek bireylerden gidilmez. Özel sektör toplam ne kadar gelir elde etmiş (örneğin 100 lira olsun) ve bu gelirin ne kadarını tüketim harcamalarında kullanılmış (örneğin 85 lira olsun) ona bakılır. Aradaki fark tasarruftur (100 - 85 =15 lira). Bir vatandaş başka bir vatandaştan ikinci el ev satın aldığında bir tüketim harcaması yapmamıştır. Ortada henüz bir tüketim ya da yatırım söz konusu değildir (ama tasarruf söz konusudur). Ne zamanki o vatandaşın parasını alan şahıs o parayı harcar, o zaman bir tüketim (örneğin kılık kıyafet almışsa) ya da yatırım (örneğin yeni üretilmiş makine & teçhizat almışsa) söz konusu olmuş olur. Saygılar..

      Sil
    2. Sayın Economist, son cümlemi yazarken asla sizi kastetmedim, yanlış anlaşıldım ben özür dilerim.

      Konudan konuya atlıyoruz son yazınızla farkında mısınız? :)

      Siz Mahfi Bey'in bir düşüncesine yanlış dediniz, ama yanlışlığını ispat etmediniz. Milli Gelir açıklamasına giriştiniz. Kimse Milli Gelir hesaplamasından bahsetmiyor burada, ilk konumuzu unuttunuz sanırım. Ben bu aşamada kendi düşüncemi dile getirdim. Ve düşüncemin mantığını ortaya koyarak ispat etmeye çalıştım.

      Peki siz ne yaptınız, söylemediğim, ima etmediğim bir şeyi demişim gibi ikinci yazınızda konu ederek, yine milli gelir hesabını anlattınız. Ben sanki milli gelir hesapları bu şekilde hesap edilmez demişim gibi.

      "Ben ise daha teknik bir yorum yaptım" ile başlayan cümleniz, benim anlatmaya çalıştığım konuyla alakalı değil ki, "daha" teknik olsun. Gayrimenkule kimse tüketim demiyor, bir kez daha söylüyorum.

      Bir şeyi farkına varın, burada kimse yatırım gökten gelen parayla yapılır demiyor. Bu yatırım var olan bir konutu satarak da olur, tüketim malı satarak da. Yatırım malı satarsın, tüketime harcarsın. Dönem sonunda çıkan sonuç önemli. Sizin hesabınız(olasılığınız) ne nerden karşılandı gibi, bir fon akım tablosu gibi bir çalışma olur. Ama bu çalışma "Kişi bu parayı mevduattan ya da tahvilden alıp örneğin gayrimenkule harcarsa o zaman da tasarruflar düşer, tüketim harcamaları artar" fikrini çürütmez. Konumuz buydu, bu fikir üzerinde tartışıyoruz değil mi, milli gelirin hesaplanma şekli değil.

      Bazen bir çok konuyu bir arada düşünüp, özden sapıyoruz. Yalın, sade derken bu hatadan sakınmamızı sağlayan bir yöntem olduğu için önerdim. Zariflikte işin ustalığını gösterir.

      Sil
    3. Timur Bey, ben ne burada size, ne de "Faiz Dersi" başlıklı yazısı altında çok değerli Mahfi Hocama derdimi anlatamadım. Mahfi hocam burada çok sağolsun bizlerle çok değerli bilgiler paylaşıyor. Ben istedim ki bize sunduğu o çok değerli yüzlerce bilginin yanında yer alan yanlış veya yanlış anlaşılmaya müsait bir iki nokta ile alakalı kendisini uyarıyım ve o da bu noktaları düzeltebilsin, ve böylece yazıları çok daha güzel ve aydınlatıcı olsun. "Kişi bu parayı mevduattan ya da tahvilden alıp örneğin gayrimenkule harcarsa o zaman da tasarruflar düşer, tüketim harcamaları artar" ifadesi doğru bir ifade değildir; kişi ancak mevduattan çektiği parayı bir tüketim ürünü aldığında tasarruf düşer ve tüketim artar. Ben baştan beri “teknik” bir mevzuya dikkat çekmeye çalışıyorum ama bana göre de siz konuyu dağıtıyorsunuz. Neyse, bu konuda söylenecek herşey söylendi, ve ben artık bu fikir alış-verişine son vermek istiyorum. Bu başlık altında daha fazla yorum yapmayacağım; konuyu uzatarak ne sizi ne de değerli Mahfi hocamı üzmek/kırmak istemem. "Let's agree to disagree" diyorum ve yazdıklarımız hakkında değerlendirme yapmayı okurun taktirine bırakıyorum. Saygılar..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...