31 Ağustos 2013 Cumartesi

İmkânsız Üçleme ve Türkiye'nin Durumu

İmkânsız üçleme nedir?
Ekonomideki imkânsız üçleme ya da üçlü açmaz (impossible trinity ya da trilemma) hipotezine göre; sermaye hareketlerinin serbestliği, sabit döviz kuru ve bağımsız bir para politikası uygulaması aynı anda var olamaz.

Eğer bir ekonomide sermaye hareketleri serbestse ve sabit döviz kuru rejimi uygulanıyorsa o zaman bağımsız para politikası uygulamak mümkün değildir. Bu durumda para politikası sermaye hareketleri ve döviz kurundaki eğilimlere göre biçimlenecektir.

Eğer bir ekonomide sermaye hareketleri denetim altında ise sabit döviz kuru rejimi uygulanabileceği gibi bağımsız para politikası da uygulanabilir.

Uygulama örnekleri: ABD, Euro Bölgesi, Çin ve Japonya
ABD, sermaye hareketlerinin serbestliği ve para politikasının bağımsızlığını seçtiği için döviz kuru rejimini dalgalı kur rejimi olarak belirlemiştir. Bu durumda elinizdeki Dolarları başka bir ülke parasıyla değiştirmek istediğinizde kur, önceden Fed tarafından belirlenmiş bir kur değil,  o anda piyasada belirlenen kur olacaktır.

Euro bölgesi ülkeleri, sermaye hareketlerinin serbestliği ve sabit döviz kuru rejimini (kendi paralarını kaldırıp Euro’yu kabul etmişlerdir) seçmiş oldukları için kendi başlarına bağımsız bir para politikası izleme şansları yoktur. Onlar adına para politikasını Avrupa Merkez Bankası belirlemekte, onlar da bu politikaya uymak zorunda kalmaktadırlar.   

Çin, bir anlamda sabit döviz kuru rejimi uygulamakta ve para politikasını bağımsız olarak belirlemektedir. Bunun karşılığı olarak da sermaye hareketlerinde denetim uygulamaktadır. Çin Merkez Bankası, Çin’de yerleşik kişiler için döviz alım ve satımlarında yıllık bir limit uygulaması yapmaktadır.

Yakın zamana kadar sermaye hareketlerinin serbestliği, dalgalı döviz kuru rejimi ve serbest faiz politikasını uygulayan Japonya, Yen’in uzunca bir süredir değer kazanmasıyla rekabet gücünde düşüşler yaşamaya başladı. Yeni hükümet Japonya’da değerli Yen’in değerini düşürmek ve eski rekabet gücünü yeniden kazanmak için sistemin özünü değiştirmeden dolaylı yollardan müdahaleye başladı.  

Türkiye’nin durumu
Türkiye, uzun yıllar sermaye hareketlerini denetim altında tutmuş, buna eşlik edecek biçimde sabit döviz kuru ve bağımsız para politikası izlemiştir. 1980’li yıllardan başlayarak sermaye hareketlerini serbest bırakırken dalgalı döviz kuru rejimi ve bağımsız para politikası uygulamasına geçmiştir. Bugün itibariyle Türkiye’de görünüşte üçü de var: Yani döviz kuru piyasada belirleniyor (dalgalı kur rejimi), TCMB para politikasında araç bağımsızlığına sahip (yani açık piyasa işlemleri, faiz politikası ve zorunlu karşılıkları enflasyonu düşürmek için kullanmakta serbest) ve sermaye hareketleri serbest (yani yabancı kaynaklar istediği gibi gelip gidebiliyor.) Görünüş böyle olmakla birlikte gerçekte dalgalı kura sürekli müdahale söz konusu. Yani TCMB, fiyat istikrarı veya finansal istikrar gerekçesini ileri sürerek sıklıkla döviz alım satımı yapıyor ve döviz kurlarını denetlemeye uğraşıyor. Buna karşılık sermaye hareketleri serbest durumda bulunuyor. Bağımsız para politikası konusunda araç bağımsızlığı açık piyasa işlemleri ve zorunlu karşılıklar için söz konusu olsa da TCMB’nin faiz politikasını serbestçe kullanamadığı yönünde yaygın bir kanaat mevcut. Yani bu açıdan bakarsak “Türkiye’de para politikası bağımsızlığı sınırlı bir bağımsızlık çerçevesine sahiptir” diyebiliyoruz.

Tobin vergisi
Sermaye hareketlerinin küresel çapta serbest hareket etmeye başlamasından sonra özellikle gelişme yolundaki ekonomilerde sıcak para olgusu yaşanmaya başlandı. Kısa sürede yüksek faiz ya da yüksek getiriden (borsalardaki hızlı yükselişten sağlanan kazanç gibi) para kazanmak isteyen fonlar bu ülkelere yatırım yaptılar. Kurların fazla oynamadığı ortamlarda iyi de para kazandılar. Kurlar aleyhe çalışmaya, riskler yükselmeye başladığı anda da bu ülkelerden çıktılar. Sıcak para bu ekonomilere girişte nasıl ciddi bir imkân yarattıysa çıkışta da büyük sorunlar yaratır oldu. Tobin vergisi, bu gibi sıcak para çıkışlarında bir engel oluşturmayı, sistemi bir anlamda dengelemeyi amaçlayan bir vergi. Belirli sürene az kalıp da giden yabancı fonların elde ettiği kazançlardan vergi almayı hedefliyor. Böylece sıcak paranın yerine daha kalıcı, daha uzun vadeli yabancı fonların gelmesi ve kısa dönemde çıkarak ekonomiyi olumsuz etkilememesi hedefleniyor.    

Türkiye, Tobin vergisi uygulamaya her zaman karşı durdu. Ne var ki bunun sıkıntısını da Fed açıklamalarının ardından çekti. Bugün artık bu vergiyi uygulama imkânımız bulunmuyor. Çünkü sermaye akımları artık gelişmiş ülkelerden gelişme yolundakilere doğru değil gelişme yolundakilerden gelişmiş ekonomilere doğru oluyor. Bu durumda Tobin vergisi uygulamak kalan paranın da çıkmasına yol açar. 

Notlar:
(1) Sermaye hareketleri deyimiyle kastedilen şey ekonomik sistemin yabancı paralar karşısındaki durumudur. Sermaye hareketlerinin serbestliği deyimi bir ülkenin, ülkeye gelen yabancı paralara veya ülkeden dışarı çıkan paralara herhangibir kısıtlama uygulamaması anlamına gelir. Sermaye hareketlerine denetim getirilmesi ise iki şekilde olur: (1) Yabancı paraların giriş ve çıkışı denetim altında tutulur ya da kısıtlanır. (2) Yabancı paranın (özellikle kısa vadeyle gelen sıcak paranın) çıkışında vergi alınır (Tobin vergisi.) Bunlardan ikincisi giriş çıkışa engel koymak anlamına gelmediği sadece vergilemek anlamına geldiği için sermaye hareketlerinin kısıtlanması anlamına alınmamaktadır. Türkiye’de sermaye hareketleri, 1990 yılı Nisan ayında TL’nin konvertibl olduğunun ilan edilmesinden beri serbesttir. Döviz kuru rejimi temel olarak üç biçimde belirlenebilir: (1) Eğer döviz kuru merkez bankası ya da bir kamu otoritesi tarafından yeni bir karara kadar değişmemek üzere belirleniyorsa buna sabit kur rejimi deniyor. (2) Eğer döviz kuru piyasa koşullarına göre piyasada belirleniyorsa buna da tam dalgalı kur rejimi deniyor. (3) Eğer döviz kuru piyasa koşullarına göre piyasada belirlenmekle birlikte zaman zaman merkez bankası tarafından müdahale edilerek biçimlendiriliyorsa buna da müdahaleli esnek döviz kuru rejimi deniyor. Ki bugün dünyada en yaygın uygulama budur. Türkiye’de de bu rejim uygulanmaktadır. Para politikasının bağımsızlığı, merkez bankasının bağımsızlığıyla yakın bir kavram olsa da temelde farklıdır. Para politikasının bağımsızlığı, faiz, zorunlu karşılıklar, APİ gibi para politikası araçlarının sistemin öteki belirleyicilerinden (sermaye hareketleri ve döviz kuru rejimi) ayrı, tek başına kullanılıp kullanılamayacağıyla ilgilidir. Eğer öteki belirleyicilerden ayrı, tek başına kullanılamıyorsa bağımsız bir para politikasından söz etmek mümkün olmaz. Türkiye’de TCMB’nin faiz konusunda araç bağımsızlığına sahip olup olmadığı tartışmalıdır.        
(2) Bu yazı, bu blogda 05.03.2013 günü “İmkânsız Üçleme” başlığıyla yayınlanmış yazımın güncellenmiş halidir.  



122 yorum:

  1. Üstadım şuan merkez bankasının faiz artırmama sebebi olarak dışardan düşük faizle borçlanıp, borçlandığı parayı dolar yüksekken bozdurup içerden yüksek faizle borç verip ucuz dolar alınmasını engellemek deniyor. Hem faiz hem kurdan dolayı dolar kazancı kazanının engellenmeye çalışıldığı söyleniyor. Sizin görüşünüzü merak ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dışarıda da düşük faiz pek kalmadı. Türkiye'nin CDS primi Mayıs'ta 117 idi şimdi 240.

      Sil
  2. hocam, türk ekonomisi 1999 yılında %5 gibi daralırken hemen bir yıl sonra 2000 sonunda %6,1 gibi güçlü bir büyüme ivmesi göstermişti.yani 1999 yılına oranla % 11 gibi bir büyüme yaşamış üstelik de 1 yıl gibi nispeten kısa sürede olan bir büyümeydi.hocam, kanaatimce bu derece şişkin büyümenin temelinde, sıcak para girişlerini sürekli kamçılayan sabit kur rejimi uygulamasının etkisi çok büyüktür. kur riskleri minimize olarak algılandığından dolayı; çok yoğun bir spekülatif sermaye akımı olmuş ve kısa sürede cari açığımızı patlatarak ve borsada büyük şişkinlik yaratarak faizlerin enflasyondan daha hızlı düşmesine neden olmuş ve enflasyon-faiz makasının daralmasına ve kur-faiz makasının da daralmasına yol açarak risk algılamalarının hızla güçlenerek sürü güdüsüyle piyasalardan sıcak para kaçışlarına neden olarak kur şokuna neden olup, büyük tahribatlara sebebiyet vermiştir. hocam, 2001 krizinden önce sabit kur rejimi uygulanıyor,sermaye hareketleri serbestti.peki, TCMB nin para politikasına bağımlı para politikası diyebilir miyiz o dönem için?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1999'daki daralma %5 değil %3,8 idi. ertesi yıl büyüme biraz da baz etkisiyle %6,8 geldi. ayrıca 2000 yılında cari açığımız için "patladı" demek pek doğru olmaz gibi. 2000'deki cari açık %3,7 yani bugünküne kıyasla düşüktü. 2001 krizinin temel nedeni sorunlu bir bankacılık sistemi, kamudaki görev zararları ve bunun sonucu olarak kamu maliyesi üzerine binen yüklerdi. yönetilen bir kur rejimi değil de dalgalı bir kur rejimi olsaydı o kriz yine çıkardı. çünkü bankalar ve kamu maliyesi sağlam değildi. 2001 yılında ABD ekonomisinin resesyona girmesi olayları tetikledi. hani derler ya "ABD hapşırırsa biz grip oluruz" diye gerçekten öyle. ABD'deki resesyondan etkilenmemek mümkün değildi. bir de 2000 yılında NASDAQ balonunun patlaması sadece Türkiye değil tüm dünyada riskli varlıklardan çıkışlara neden olmuş ve dolara olan talebi yükseltmişti, dolar endeksi 120 seviyesini aşmıştı. yine de o yılların şöyle bir avantajı vardı: özel sektör borcu çok azdı ve özel sektör borçluluğunun düşüklüğü krizden hızlı çıkmamızı sağladı. bugün ise özel sektör bir hayli borçlu.

      Sil
    2. Yanıt çok güzel. Eklenecek fazla birşey kalmamış.

      Sil
    3. Bu sefer kamu borcu düşük. iki durum karşılaştırılırsa hocam özel sektör borçluluğu mu kamu borçluluğu mu daha avantajlı.

      Sil
    4. Özel kesimin borçluluğu daha tercih edilebilir bir durum. Ama sonuçta ikisinin de yüksekliği riskli.

      Sil
  3. Hocam elinize sağlık.

    Benim bir sorum olacaktı.Rubleyi devalüe etmek, Ruble'nin karaborsaya düşmesini ve iki fiyatının oluşmasını nasıl engeller?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şey niçin karaborsaya düşer? Fiyatı, piyasa dışında belirleyen bir otorite vardır ve yanlış fiyat belirlemiştir. Diyelim ki piyasada dolar talebi çok yüksek ve Ruslar Rubleyi 1 USD = 1 Ruble olarak belirlemiş olsun. Dolara ihtiyacı olanlar zaman içinde yeterli doları alamayınca bu kez 1 USD için elinde dolar olanlara diyelim 1,2 Ruble teklif edeceklerdir. Bu durumda Rusya'da USD için iki kur söz konusu olacaktır: Resmi kur ve karaborsa kuru. BU aşamada Rus Merkez Bankası Rublenin USD kurunu ihtiyaca göre yeniden ve bu kez 1,2 Ruble olarak belirlemek zorunda kalacaktır.

      Sil
  4. Hocam MB nin faiz politikasını kullanamamasının sebebi hükümetin büyüme planlari ile ters düştüğü için olsa gerek yanılmıyorsam :) ,peki hocam bu diğer ülkelerin (gelişmekte olan ülkelerin ) MB ları faiz konusunda nasıl bir tutum izliyorlar teşekkürler ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada bir yanlış anlamayı düzeltelim. TCMB faiz artırır ya da artırmaz. Faiz artırmaması bağımsızlığını zedelemez. Kararı o yöndeyse ve başka araçlarla müdahalede bulunuyorsa sorun yoktur. Burada sorun TCMB'nin faiz artırımını hükümetin toplantısına bağlı olarak yapması ve sonra da faize dokunmayacağını açıklamış olmasıdır. TCMB'nin görevi büyümeyi kollamak değildir. Eğer öyleyse o zaman TCMB yasasında yazılı olan ve enflasyonla mücadeleyi tanımlayan görev tanımının değiştirilmesi gerekir. Orada o görev tanımı durduğu sürece TCMB'nin tek bir misyonu vardır: Fiyat istikrarını sağlamak (yani enflasyonu düşürmek.)
      Gelişmekte olan ülkelerin merkez bankalarının yasalarında ne yazılı olduğunu bilmiyoruz ama bazıları tereddüt etmeden artırıyor faizi. Örneğin Brezilya MB.

      Sil
  5. TCMB döviz alım ve satımı yaparak kura devamlı müdahale etmekle birlikte bir de üstüne üstlük devamlı yüksek faiz veriyordu. Şimdi yüksek faiz vermemesi ise kanserden ölmüş hastaya kemoterapi yapmaya benziyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizin yüksekliği yerli ve yabancı yatırımcıya göre faklıdır. Yüzde 7,75 mesela bir ABD'li yatırımcı için çok yüksek bir faizdir. Çünkü onun ülkesinde enflasyon % 1,7. Ama bir Türk yatırımcı için düşüktür. Çünkü burada enflasyon % 8. Buna karşılık TL'nin değer kaybetmesi riski ABD'li yatırımcının buraya gelmesinin önündeki önemli engeldir. Çünkü yüksek faizden kazandığını TL'nin değer kaybından dolayı kaybedebilir.

      Sil
  6. Hocam sizden ricam döviz kurunda aşırılık (overshooting) konusunda da bizleri aydınlatmanız. overshooting teorisi Türkiye'deki döviz kuru hareketlerine çok uyuyor çünkü. şimdiden teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. Hocam yazınız için çok teşekkürler,
    Verdiğiniz Rusya-ABD örneğinde; ülkeye çok miktarda USD girişi varken, neden ruble devalüasyona uğruyor? Pİyasada ruble az dolar fazla iken ruble'de revalüasyon olmayacak mı? Bu durumda 10$ 15Ruble ile piyasaya giren Amerikalı yatırımcı revalüasyon sonrası 12Ruble=10$'dan 12.5$+faiz ile parasını geri çeker. Bu durumda sonunda revelüasyon ve develüasyon olacaksa sabit kurun amacı nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir karışıklık olmuştu o kısmı çıkardım.

      Sil
  8. 2001 krizinin bana göre nedenleri yine belirtiyorum: 1- sabit kur rejimi ile genel iktisat yapımız arsındaki ciddi uyumsuzluk.2- tl nin o dönemde abd dolarına bağlanmış olması ve özellikle de 2000 yılından itibaren doların Euro karşısında hızla değer kazanmaya başlaması sonucu tl-euro paritesinin tl fazında aşırı açılması ve bunun a.b ile olan dış ticaretimizde artan eğilimlerde açıklara neden olması.3- para politikasında kur rejimine bağlı olarak mb nin elinin zayıflaması sonucu enflasyonun istenilen ölçüde düşürülememiş olmasına karşın borsa ve kamu kağıtlarına olan yoğun spekülatif sermaye girişleri sonucunda ise faiz bantlarının daha hızlı aşağıya inmiş olması ve reel faiz hızlı azalması.3-abd de faizlerin artarken bizde düşmesi ve küresel likidite hacminin azalma eğilimlerine girmiş olması.4-bankacılık sisteminin aşırı derecede döviz açık pozisyonları tutmaları ki; risk algılama kapasitelerinin düşük olduğunu gösterir. ayrıca bunu teşvik edici etkileri olan sabit kur rejiminin buradaki etkisini göz önünde bulundurmak lazımdır.yani hem içsel hem de dışsal bir nevi karma iktisadi etkilere paralel olarak bu kriz yaşanmıştır. sanki bugün itibariyle ekonomimizde defolarımız yok!. bugün daha da kötü bana göre çünkü: reel ekonomimiz çok daha büyük tehdit altındadır. müthiş bir döviz açık pozisyon kümülasyonu var ki 2001 den çok daha fenadır.üstelik de dalgalı kur rejimi gibi kur riski almayı çok teşvik etmeyen bir sisteme rağmen bu derece büyük bir kur riskini reel sistemimiz almış bulunuyor.hocam, kusura bakma ama; ben 2001 krizini sadece kamu borç yüküne ve bankacılık sistemine bağlamanın çok dar bir iktisadi perspektif oluşturmaktan öteye gidemeyeceği kanaatindeyim. ayrıca o dönem benim hatırladığım ekonomimiz 1999 da % 5 civarı daralmış, 2000 yılı sonu itibariyle ise;% 6,1 büyüme yaşamış ve cari açığımız 1 yıl gibi kısa zamanda GSMH mizin % 4,8 ine çıkmıştır.ki bunda doların Euro karşısında hızla değer kazanmasının reel etkileri olduğunu düşünüyorum. ve bir de unutmadan gümrük birliği anlaşması a.b ye olan dış açığımızı maalesef daha da artırmış olup finansal krizlerde bunun da belli derecede etkili olduğu düşüncesindeyim hocam. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2001 krizinin temel nedeni yapısal reformların yapılmamış olmasıdır.
      O tarihten sonra yapılmış tek yapısal reform bankacılık sisteminin yeniden ve sağlam olarak yapılandırılmış olmasıdır.

      Sil
    2. sizin belirttiğiniz büyüme rakamları 1987 yılı fiyatlarıyla büyüme rakamları. 2007'de revize edilen ve 1998 yılı fiyatlarıyla hesaplanan büyüme rakamları farklı.
      o yıllarda kur rejimi sabit değil, yönetilen kur rejimiydi. Türkiye 1980'lerden itibaren hep yönetilen kur rejimi uyguladı, hiçbir zaman dalgalı kur rejimi uygulanmadı. 1999-2000 yılında uygulananın geçmiş yıllardan farkı, dış ekonomik ortam göz önüne alındığında daha fazla "unrealistic" olmasıydı. yoksa temel mantıkta fark yoktu.
      dediğiniz gibi 2000 yılında reel faizler epey bir negatifti ama şu unutulmamalı: 1998'de de kısa vadeli mevduatın reel faizi epey bir negatifti, 1999'da ise oldukça düşüktü. ancak 1998-99'da 2000 yılındaki kadar cari açık yoktu. kamudaki görev zararları, bankalardaki operasyonel risk, yapısal bütçe açıkları hep vardı ve 2000'de uygulanan yanlış politikalar bunlara tuz biber ekti. ama 1998-2000 arası dünya piyasaları iyi kötü yükselişe devam ediyorlardı ve Türkiye'nin kamu maliyesi ve bankacılık sıkıntıları çok fazla sırıtmıyordu. ne zaman NASDAQ patladı, dolar faizleri ve dolar endeksi yükselmeye başladı, ABD ekonomisi resesyona girdi, yeni seçilen Bush yönetiminin Irak'la ilgili planlarını Ecevit kabul etmedi vs. o zaman "parti bitti" denildi. eğer 2000 yılında daha gerçekçi bir kur rejimi uygulansaydı 2001 yılında kriz yine çıkardı ama biraz daha hafif bir kriz olurdu. mesela ekonomi %5,7 değil de %4 gibi daralırdı.
      bankacılık sisteminin o yıllarda ciddi açık pozisyonu vardı. bugün de bankaların dolaylı yoldan dövizde ciddi risk taşıdığını düşünüyorum. çünkü reel sektörün döviz yükümlülüklerinin önemli bir kısmı hedge edilmemiş durumda. o günlerin yönetilen kur rejimi politikasının yerini "Tayyip'e güveniyoruz ne yapar eder bi yerlerden döviz bulur" mantığı aldı :) ama ya bulamazsa?

      Sil
  9. Öncelikle merhabalar hocam. Blogunuzun ve programınızın sürekli takipçisiyim. Ancak askerde olmamdan dolayı pek fazla takip fırsatı bulamıyorum. Sizden ekonomi adına kendimi geliştirmek amacıyla bir kaç kitap ismi rica edebilirmiyim. Şimdiden teşekkür eder başarılarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda sayın hocamızın 'Kolay Ekonomi' adlı kitabı işinizi görecektir.

      Sil
    2. Yardımınız için teşk edr. Ancak ben o kitabı üniversite zamanında okudum. Benim
      istedigim daha çok akademik yönde o yüzden özellikle hocamdan yardım istedim

      Sil
    3. Eğer okumadınızsa Gülten Kazgan'ın "İktisadi Düşünce" adlı kitabını okumanızı öneririm.

      Sil
    4. İlgi ve alakanıza teşekkür ediyorum hocam. En yakın zamanda kitabı mutlaka temin edeceğim. Kolay gelsin, iyi çalışmalar.

      Sil
  10. Hocam selamlar. ABD'nin yıllardır uyguladığı ve yavaş yavaş sonlandırmaya çalıstığı QE politikası ABD'de ki enflasyonu neden artırmıyor? Karşılığında tahvil aldığı için mi acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdilik insanlar para harcamakta çok çekingen. İleride artıracaktır. Zaten faizler de o nedenle yükselmeye başladı.

      Sil
  11. hocam, aralarında türkiyenin de bulunduğu Hindistan,breilya vb gibi birkaç gelişmekte olan ekonominin hatta katılmak isterse çinin de aralarında bulunduğu bir konsensüs oluşturulması planlanıyormuş!. naçizane olarak bu hareketin dolar üzerinde bir etki oluşturmasının mümkün olmakla beraber istenilen düzeylerde etki oluşturmasının zor olduğunu düşünüyorum. zira:abd de faizlerin artırılarak adım adım sıkılaşmaya doğru yönünü çeviren fed parasal politikalarının abd de bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere nazaran daha düşük riziko katsayısı ve artan arbitraj getirisi ile birlikte daralmaya başlayan faiz marjları nedeniyle; yatırımcıların, algılamalarında ve bu algılamalara dayalı pozisyon almalarında ağırlıklı olarak gelişmiş ekonomilerin piyasalarını tercih etmeye başlayacaklarını tahmin ediyorum.kısacası: önümüzdeki süreçlerde doların belini kırmak zor gibi görünüyor.. ne dersiniz hocam böyle bir konsensüs doların belini kırabilir mi?. zira sayın erdem başçı bu konuda iddialı görünüyor hocam!. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl bir konsensüs oluşturacaklar? Ellerindeki dolar rezervlerini satarak dolar kurunu kendi ülkelerinde düşürecekleri söyleniyor. Diyelim ki sattılar ve kurları düşürdüler. Sonrasında ne olacak? Sonuçta dolar basamadıklarına göre bunun bir sınırı var.

      Sil
  12. Hocam sabit kur sistemi ile alakalı bir sorum olacaktı. Mesela şu an sabit döviz kuru uyguladığımızı ve MB'ninde $/tl'yi 1,92 olarak belirlediğini varsayalım. Halbuki serbest döviz kur sisteminde şu an kur 2,04 dolaylarında. Sorum şu ki; sabit döviz kuru sisteminde olsaydık bunun avantajları ve dezavantajları ne olurdu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sabit kur uygulayabilmek için sermaye hareketlerini kısıtlamak gerekiyor. Aksi takdirde kurun değişmeyeceğini gören yabancı kaynaklar % 10 dolayındaki faizden yararlanmak için buraya akın ederler. Avantajı ilk bakışta bol yabancı kaynak girmesidir. Dezavantajı ise en küçük bir risk gördüklerinde hemen gitmeleri olur. Bunu önlemek için yabancı sermaye hareketlerini kısıtlarsak o zaman da sabit kur uygulamanın anlamı kalmaz.

      Sil
  13. hocam 2001 krizinin olduğu dönemlerde sabit kura geçilmesi çok büyük bir hata oluşturmamış mıydı sizce sıcak para rahatlıkla karını alıp çıkmamış mıydı sonuçta? sanki o dönemde sabit kura geçilmesi gelen sıcak paranın emkeğine yağ sürerken bizi daha da büyük çıkmaza sokmuştu.


    bir de hocam belirli kesim yazarlar varki Türkiye'de artık kamu borç yükünün çok düşük oranlarda olduğunu özel sektörün ise borcuna karşılık gelen paranın bankalarda mevduat hesabı olarak fazlasıyla olduğunu o yüzden Türkiye'nin kırılganlıktan kurtulup sağlam bir yapıya kavuştuğunu iddia ediyorlar. ve hatta hayatta kriz çıkmaz diyebiliyorlar. kurun bu kadar değerlenmesinden de gayet memnunlar.bunun bizim sıcak paraya olan bağımlılığımızı kıracağını ve hatta mb nin faiz artırmayarak bu sıcak paracılara büyük bir çelme taktığı görüşündeler. sizin bu konudaki görüşünüz nedir hocam ben aksine kur artışının artık ithalata bağımlı olduğumuz ve ithal malların kura göre esnekliğinin düşük olduğun kanısında olduğum için normal varsayılanın aksine ithalat giderlerini artacağını düşünüyorum. zaten tamamen son 10 yılda üretemeyen bir yapıya malesef büründüğümüz gayet açık.. ayrıca kamu borç yükü düşmüş olabilir ama burada özelleştirmelerin yani var olan varlıkların elden çıkarılmasının etkisi büyük. benim mantığıma göre özelleştirmelerin bütçeye gelir yazılması dahi yanlış. onun dışında tamamen dolaylı vergiler, harçlar vs vs ye dayanan adaletsiz bir yapı. nerden ne koparırsam kardır mantalitesiyle işsiz insanlardan bile gss adı altında alınan paralar, pasaport harç bedelleri de heralde yakında asgari ücret tutarını bulacak vs vs , sonuç olarak ileride olası bir tüketim oranında düşüş olması doğrultusunda bu kamu bütçe yükünün de bozulacağı ve aslında kamu gelirlerinin sağlam temellere dayanmadığı fikrindeyim. hocam ben mi çok karamsarım ya da bu belli başlı hükümete yakın gazetelerin ekonomi yazarlaır mı çok iyimser acaba)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2001'de tam olarak sabit kur rejimi uygulanmamış, yumuşak bir sabit kur uygulanmıştı (band içinde dalgalanma.)Ama sonuçta sabit kura yakın bir uygulamaydı.
      Özel sektörün 160 milyar dolar açık pozisyonu var. Kimse bunu küçümsemesin. Eskiye göre daha güçlü bir yapıya sahip olabiliriz ama bu bizim sorunları çözdüğümüz anlamına gelmiyor.

      Sil
  14. hocam varlık barışı ile ilgili bi şey sormak istiyorum varlk barışı ile ilgili olarak gelmesi beklenen para Türkiye'de bir ticari faaliyetle kazanılmış paraların vergilerden kaçırmak adına yurtdışına offshore ülkelerine ya da vergi avantajı olan yerlere giden parayı mı içeriyor.ya da yurtdışında TC vatandaşına ait olan ticari bir holdingin mesela kazancı gene burda vergiye mi tabi oluyorki o parayı buraya getirmeye yanaşmıyor da varlık barışı ile o döviz ülkeye çekilmek isteniyor?

    hocam 2.sorum sizin hazine kitabınızı okurken anlayamadığım bi husus var mesela bu yıl 500 tl gelir 600 tl gider 100tl açık vermiş olalım önceki dönemlerden de 50 tl anapara 10 tl faiz ödememiz var diyelim burada sadece 10 tl faiz ödemesimi bütçeye gider yazılıyor?

    ve toplam kamu bütçe açığı hesaplanırken sadece o yıl ki borç mu hesaba katılıyor yoksa önceki yıllardan gelen borçlar da bu hesaba katılıyor mu hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TC vatandaşı olan herkes hem yurtiçinde hem de yurtdışında elde ettiği kazançlardan dolayı Türkiye'de vergi ödemek yükümlülüğündedir. Eğer kazancı elde ettiği ülkeyle çifte vergilemeyi önleme anlaşması yapılmışsa o ülkede ödediği vergi ile buradaki arasında bir fark varsa sadece farkı ödemekle yükümlüdür.
      O yıl içinde ödenen bütün faiz ödemeleri (ister o yıla ait olsun ister geçmiş yıllara) o yıl bütçesine gider yazılıyor. Borçların anapara ödemeleri ya da alınan yeni borçlar bütçeye yazılmıyor. Yani anapara bütçeye girmiyor ama faiz bütçeye yazılıyor.
      Bütçe açığı borçların anaparaları hesaba katılmaksızın sadece faizleri hesaba katılarak hesaplanıyor. Borç anaraparalrı bütçe açığının hesaplanmasında değil finansmanında hesaba katılıyor.

      Sil
    2. hocam yurtdışında ücretli çalışan TC vatandaşı biri dahi o aldığı maaşı buraya beyan etmek zorundamı oluyor bu durumda?

      Sil
    3. Yanlış hatırlamıyorsam yurtdışında çalışan işçiler için bir istisna getirilmişti.

      Sil
  15. hocam şu son mevcut durumda çoğu kişinin görüşü mbnin faiz artırmasından ve bu konuda cesur olmasından yana aksi takdirde gerekli olan ortalama 5 6 milyar dolarlık açığı kapatamıycaz. bunu sıcak para ile yapmak zorundayız ne yazıkki.

    benim anlayamadığım şu an politika faizi 4.5 gecelik borç verme 7.75 peki sonuçta yabancı yatırımcı kısa vadede ya borsaya ya da tahvil bono piyasasına geldiğine göre gösterge tahvilinin faizi de mb den bağımsız şekilde arttığı yüzde 9.76 lara geldiği ve daha da artış trendine girebilecceğine göre neden yabancı kısa vadeli para mb faizlerinin artmamasından dolayı dövizini getirmiyorki ya da politika ya da gecelik faizin artması (diğer fed politikalarınon etkisine hesaba katmassak) nasıl sıcak parayı ülkeye çekmede olumlu bir katkı yapıyor sonuçta tahvil bono piyasasında zaten mb den bağımsız olarak faiz artıyor? mb nin faiz silahıyla bankaları , banka faizlerini nasıl etkilediğini anlıyabiliyorum da yabancı sermayeyi ve tahvil piyasasını nasıl etkilediğini anlıyamıyorum mesela mb politila faizini yüzde 7.5 a çıkarsa tahvil faizleri de buna paralel olarak daha da mı artacak ve sıcak para için daha çekici hale gelecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB'nin % 7,75 olarak belirlediği faiz bankaların gecelik borç alma faizi ve bankaların faiz kararları üzerinde etkili oluyor. Buna göre de piyasada % 9 - 10 dolayında bir mevduat faizi ve ona yakın bir oranda tahvil bono faizi oluşuyor. Riskler arttığı için bu oranın yabancı fonlar açısından çekici olmadığı biraz daha yükseltilmesinin gerekli olduğu düşünülüyor. Ne var ki bunun artırılması sadece mevduat faizini değil aynı zamanda kredi faizini de artıracağı için hükümet tarafından istenmiyor.
      Bir yandan tasarruf açığımız var, bir yandan hızlı büyümek istiyoruz. O zaman yabancı fonların gelip bizim tasarruf açığımızı doldurması için faizi artırmak gerekiyor ama o zaman da yatırım yapmak isteyenler faizleri yüksek bulup vazgeçebiliyor. Bir yazımda dediğim gibi ekonomi dediğin çelişkiler yumağıdır. Herşeyin bir alternatif maliyeti vardır.

      Sil
  16. teşekkürler hocam, yani anlıyamadığım tahvil gösterge faizi mb faizinden ziyade piyasadaki arz ve talebe göre belli olmuyor mu. nasıl gösterge faizi üzerinde mb nin faiz üzerinde aldığı karar etkili olabiliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB faizi bankaların faizini etkiliyor o da tahvil faizini etkiliyor. Sonuçta banka faiziyle tahvil faizi birbirinden çok farklı olmaz. Aksi takdirde düşük olandan yüksek olana kayma olur.

      Sil
  17. Hocam bu imkansız üçleme siyahla beyaz gibi midir? Bu üçlemelerden biraz biraz olursa ne olacak? Bizim için kur dalgalı ama biraz. Bağımsız para politikası var ama biraz. Sermaye hareketleri serbest ama sadece gelirse, çıkarsa biraz.

    Bir de 2. bir sorum olacak. ABD nin bu üçlemede yapısı nasıl?
    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten öyle oluyor. Yani hepsinden biraz oluyor ve ton gri oluyor.
      ABD'de kura müdahale yok, faize de müdahale yok, sermaye hareketleri ise erbest. Yani bu üçlüye en uygun hareket edenlerden birisi ABD.

      Sil
  18. Hocam tobin vergisi gelişmekte olan bazı ülkelerde uygulanmakta.Örneğin;Brezilyada kısa vadeli sermaye hareketlerinin çıkışını engellemek için vergi uygulayabiliyor.Peki biz neden uygulayamıyoruz.Neden biz uygulayınca sermaye çıkışı oluyor.Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tobin vergisi sermaye bol olarak gelirken uygulanması gereken bir vergi. Şu anda zaten çıkan çıktı kalanları da kaçırmamak için uygulamamak daha akıllıca. Ben bir defa konup kalacak bir Tobin vergisi yerine esnek biçimde duruma göre değiştirilebilecek bir vergi önermiştim.

      Sil
  19. hocam merhabalar;
    Yakın zamanda bir mülakata gireceğim ve MB faizi neden artırmadığına dair bir soru sorulduğunda hükümetin politika anlayışını karıştırmadan nasıl bir cevap verilebilir?(Biraz daha teorik açıdan)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB, faiz yerine daha farklı araçları (zorunlu karşılıklar, parasal sıkılaştırma, döviz satışı gibi) kullanarak piyasaları yatıştırmaya çalışıyor. Faizi artırmama gerekçesi ekonomide azalan büyüme ivmesinin daha da azalmasını önlemek.

      Sil
  20. Merhabalar, yazilarinizi takip etmeye calisiyorum. 160 milyar dolarlik ozel sermaye borcundan bahsetmissiniz. Benim sorum şu, ozel sektorun bu borcunun ne kadari dis borc yani kendi aralarindaki borclar buna dahil mi, yoksa tamamen disari odenmesi gereken yani bir yerlerden para bulunarak odenmesi gereken bir borc mu? Sorum sacma gorunuyprsa kusura bakmayin , teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kamu + TCMB + Özel sektörün toplam dış borcu 337 milyar dolar (2012 sonu)
      Özel sektörün toplam dış borcu 226 milyar dolar
      Türkiye'nin 1 yıl içinde ödemesi gereken dış borç toplamı 160 milyar dolar (bunun 140 milyar doları özel sektöre ait)
      Reel sektörün döviz açık pozisyonu 160 milyar dolar.

      Sil
  21. geçmiş olsun mahfi hocam

    YanıtlaSil
  22. Geçmiş olsun hocam.
    Acil şifalar diliyorum.

    YanıtlaSil
  23. hocam özel sektör örneğin burada bir ihaleyi kazanıp içeride de tasarruflar yetersiz olduğundan 10 miyon dolar kadar parayı dışarıdan borçlandığını düşünürsek boçlanan kesim parayı ülkede harcaması için bunu hazine ye mi yoksa tcmb ye mi yatırıp karşılığında tl alıyordu?
    2)bu şekilde 10 miyon doların tl karşılığı alındığında geçiçi olarak enflasyon baskısı oluşturmaz mı?
    3)tcmb rezervlerini özel kesimin dışarıdan borçlanıp merkez bankasına yatırmasıyla mı güçlendirdi?
    4?hocam tasarruf oranımız yeterli olsaydı bu borçlanmaya gerek kalmazdı değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Özel kesim şirketi borçlandığı parayı kendi bankasına yatırıyor ve gerekirse karşılığında TL'yi oradan alıyor.
      2) Bu tür borçlanmalar ve borç ödemeler karşılıklı olduğu için enflasyonist baskı yaratmıyor. Ya da çok düşük bir baskı yaratıyor.
      3) TCMB, bankalardan aldığı TL zorunlu karşılıkların bir bölümünü dövizle alarak rezervlerini güçlendirdi. Bu karşılıklar bira yandan bankaların zorunlu karşılığı sayılırken bir yandan da TCMB'nin rezervi oldu.
      4) Tasarruf oranımız yeterli olsaydı da dövize ihtiyacımız olacaktı. Ama biz TL ile harcamalarımızı yapabilmek için de dış borçlanma yaptığımız için işler karışıyor.

      Sil
  24. hocam geçmiş olsun... yazılarınızı zevkle okuyorum..

    YanıtlaSil
  25. hocam dikkat edin kendinize lütfen. çok geçmiş olsun. ben biraz sanırım kompleks bir soru soracam. hocam çok para olduğu zaman faizlerin düştüğü bir ortamda likidite tuzağı mı daha iyidir yoksa borsanın balon yapıp patlaması daha iyidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      İkisi de kötüdür ama balonun patlamasından çıkış biraz daha kolay olabilir.

      Sil
    2. aradaki farkları nedir hocam ikisinin

      Sil
    3. Likidite tuzağı toplumun para harcamaması ve sürekli tasarruf yapmasıyla ortaya çıkar, balonlar ise genellikle harcamaların fazlalaşmasıyla ortaya çıkar.

      Sil
  26. likidite tuzağında insanların para harcamamasının nedenleri 1)beklentilerin kötü olması 2)ricardo-barro hipotezidir diyebilirmiyiz hocam

    YanıtlaSil
  27. doğkan aygün3 Eylül 2013 13:21

    hocam merkez bankası döviz kurunda ki yükselişi baskı altına alabilmek için tobin vergisi değil de sermaye hareketlerine kısıtlama getirip ülkede var olan yabancı yatırımcının dövizini çıkaramamamasını sağlasa döviz kuru denetim altına alınmış olmaz mı?tcmb nın bunu yapmamasının sebebi nedir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu yaparsanız yeni kaynak girmez. Oysa Türkiye'nin yeni dış kaynak bulması gerekiyor. Aksi takdirde dış borçlarını ödeyemez.

      Sil
  28. Hocam Merhaba,

    Bildiğiniz üzere uzun zamandır uygulanan bir dalgalı kur politikası söz konusu, bu durumla süregelen bir de TL'nin aşırı değerli olma durumu söz konusu. Bu durum şimdiye kadar uygulanan enflasyon ve cari açığın sıcak para ile finansmanı gibi unsurlarda lehimize işledi, bununla beraber gerçekçi kur politikasından uzak durarak ihracatçıları da dış pazarlarda haksız rekabet ile başbaşa bıraktık, nitekim 2003'ten bu yana kur hassasiyeti yüksek olan tekstil, tarım ve benzeri sektörlerde birçok işletme kapanmak zorunda kaldı.

    Geldiğimiz son noktada kur gerçekçi kur politikası rakamlarına göre halen %15-20 oranında aşağıda, bu konuda geleceği nasıl görüyorsunuz, Türkiye bu dönemde gerçekçi kur politikasına doğru bir geçiş yapabilir mi?

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekçi kur olarak tanımladığınız şey TL'nin enflasyon oranında dış değerinin düşmesidir. Yani enflasyon kadar dış değer kaybı. Burada bütün mesele enflasyonun nasıl ölçüldüğü meselesidir. TL'nin aşırı değerli olduğu yakın zamana kadar bir gerçekti. Bugünkü durumda da aşırı değersiz görünüyor. İdeal kur sanki 1,90 - 1,95 aralığında bir dolar kuru gibi görünüyor.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Hocam Merhaba,

      Bu soruyu sorarken iki açıklamaya göre sordum ( tam bu nokta sizin de belirttiğiniz gibi enflasyon ölçümünün nasıl yapıldığı konusu ile de ilintili sanırım )

      12 Kasım 2012'te Dolar kuru 1,8 TL'iken Tcmb başkanı Erdem Başçı TL'nin %17 oranında aşırı değerli olduğunu söylemiş ( bu durumda tcmb'e göre gerçekçi kur 2,08 olmalıydı )

      2003 yılını baz alarak 2012 yılına kadar değerlendirme yapan DPT ise %27 gibi bir oran açıklamış, ( bu durumda Dpt'e göre gerçekçi kur 2,28 TL olmalı )

      Teşekkürler.

      Sil
    4. Herkesin kendine göre bir hesabı var. İhracatçılar ise 1,90 kurunun iyi olduğunu söylüyor.

      Sil
    5. Bence bizim sorunumuz kur vs değil. Hatta zamaninda cari açığımızın bu kadar büyümesine izin vermemiş olsaydık Fed ne yapacak diye bu kadar dert etmezdik.

      Bizim sorunumuz çok daha büyük.
      1. Dışarıya güven vermiyoruz
      2. Beladan uzak durmamız gerekirken körükle üzerine gidiyoruz.

      Şöyle bakınca mevcut hükumetin içinde bile bu özellikleri sağlayabilecek nitelikte bakanımız var.

      Kimi kast ettiğimi anladınız.
      Gerçekten yazık oluyor ülkeye. 10 yılda alınan mesafe bir yılda heba olacak gibi.

      Sil
    6. Türkiye son yılda değirmeni taşıma suyla döndürdü. İç tasarruflarını artırmak yerine dış tasarrufları kullandı, bütçesini sağlam temellere oturtmak yerine özelleştirme gibi geçici gelirlerle açıklarını kapattı, cari açığını büyüterek, konut gibi alanlarda yatırımları artırarak büyüdü. Üretim kapasitesini, değil tüketim kapasitesini artırdı.
      Oysa bu on yılda kazandığı zamanı ve geliri yapısal reformlara ayırsaydı bugün çok daha farklı bir yerde olabilirdi.

      Sil
    7. yazılarınız için teşekkür ederim.
      hükümet bu saydıklarınızı yapmasaydı 10 yıl kalabilirmiydi orasıda var..yani halk ekonomi rakamlarının ülke lehine değiştiğini duyduğu öğrendiği için zaten hükümet bu denli ayakta kalabildi belkide..halkımızın gelen sıcak parayı reformlara dönüştürebilen bir hükümete sabrederek 10 yıl iktidarda tutabilmesine ben ihtimal vermiyorum..bilmem katılırmısnız hocam.

      Sil
  29. diğer ülkelerde ve dünya konjonktüründe faizler düştüğü zaman tüketim artıyor ve borsadaki balonlar patlıyorsa hocam japonyada neden faiz düştüğü zaman borsa balon oluşturmuyor japonyanın farkı nedir hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonlar yıllardır harcama yapmıyorlar. Bunun nedeni Keynesyen likidite tuzağının içinde olmaları. O nedenle de balon oluşmuyor.

      Sil
  30. Mahfi hocam ben bu yıl kpss A dan sınavlara hazırlanmak istiyorum. Açıköğretim iktisat mezunuyum. Elimde ihtiyaç yayınlarının kpss A seti ve kariyer yayınlarının dergisi var. Kitap olarakta geçen yıl Zeynel Dinler'in iktisada girişini aldım. Kendimi kpss A ve kurum sınavlarına tam olarak hazırlayabilmek için bunların devamında hangi kitaplara çalışmalıyım ve tabii ekonomiyi daha iyi anlayabilmek için. bana yardımcı olursanız sevinirim. Şu anda GİB de hizmetliyim.
    seval

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence bunu yakınlarda kpss sınavına girip de başarılı olmuş olanlar yanıtlamalı. Bilenler varsa ve burada yanıtlamak isterse bu blog bu yorumlara açıktır.

      Sil
    2. seval hanım memurlarnette bu konu için çok kaynak belirtildi. kitaplar hakkında görüşler de belirtildi. başarılar.

      Sil
    3. Teşekkürler onlara baktım.

      Sil
  31. hocam,günümüzde küresel ekonomide para ekonomisi var diyebilir miyiz?.zira: artık üreticinin ürettiği mal-hizmetlerin değerini önemli oranda ulusal paranın kur değeri belirliyor!.mesela: bir türk üreticisinin ürettiği bir birim ticari malın değeri 100 tl ise ve buna karşın tl nin değeri uluslararası piyasalarda reel değeri ortalama bazda %20 yüksekse 120 tl olarak algılanıyor.fakat tam tersi bir durum söz konusuysa bu defa 80 tl ye düşüyor değeri. bu durumda genel olarak para ekonomisi küresel bazda hakimdir demek rasyonel olur mu hocam?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para ekonomisinin egemenliğini daha çok barter ekonomisinin yerine alan sistem olarak algılamak doğru olur. Eğer bir ülkenin parasının satın alma gücü yabancı paralar karşısında düşük ya da yüksekse bu o ülkenin parasının değerinin tam oluşmadığını gösteriyor. Bir birim ticari malın değerinin 80 ya da 120 TL olması tümüyle göreli bir olgudur. Bizim o malı diyelim ABD'ye satmamızda bir değişiklik yoktur . A malı 1 dolar ediyorsa adam 1 dolar verir. Ama biz TL'yi değerli tutup 1 USD = 1 TL kuru uyguluyorsak ve yarın öbürgün kur 1 USD = 1,20 TL oluyorsa bu bizim parayı değerli tuttuğumuzu ve sonra orada tutunamayıp değerini düşürdüğümüzü gösterir.

      Sil
  32. hocam, öncelikle geçmiş olsun!. hocam, Japonya ekonomisinde son 20 yıla baktığımızda özel sektör adeta iktisadi yükü önemli ölçüde kamuya yüklemiş görünüyor.ve kamu aşırı borç yükü altına girme pahasına ekonomiyi canlandırmak ve talep yaratmak için hemen her türlü maliye ve parasal politikaları uyguladı. fakat istenilen etkiler meydana gelmedi. bu durumda japon ekonomisinde ricardo- barro hipotezine paralel bir iktisadi tablo yaşandı diyebilir miyiz?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Evet Japonya'da birçok teorik görüş doğrulandı. Öncelikle Keynesyen likidite tuzağı olgusu yaşandı, ardından Ricardian Equivalance (ya da Ricardo - Barro hipotezi) yaşandı.

      Sil
  33. hocam merkez bankası borç verme faiz oranım 7,75 diyor.bankalara bakıyorum 1 yıllık mevduata yüzde 8,5 -9,5 aralığında faiz veriyorlar. banka her istediği zaman merkez bankasına ver kardeşim bana şu kadar para 7,75 ten diyemiyormu. neden daha yüksek faizle mevduat topluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) TCMB gecelik fonlamayı bu amaçla yapmıyor
      2) Bu fonlama limitsiz değil.

      Sil
  34. hocam yazılarınızla ne kadar yardımcı olduğunuzu tahmin edemezsiniz gerçekten. ne kadar teşekkür etsek azdır. ben müsadenizle konudan bağımsız bir kaç soru sormak istiyorum: 1- petrol fiyatlarının gidişatını etkileyen faktörler nelerdir? 2- devletin petrol fiyatlarına müdahale etmesi devlete ne kazandırır? ne kaybettirir? 3- petrol fiyatları neye endekslidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      1- Bugünkü tüketimle devam edilirse dünyadaki petrol rezervinin 40 yıl sonra tükeneceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla sınırlı ve sınırı da bilinen bir kaynak olduğu için en fazla etki buradan geliyor. Ayrıca üreticiler üretimi de sınırlayabiliyor. Bir de savaş vb gibi olasılıklar petrole talebi artırdığı için fiyatı yükseltiyor.
      2- Devletin müdahalesi eğer ithal edilen petrolü ucuza satarak sübvanse etmek yolunda olursa bütçe açığını artırır. Tersi olur da bundan gereğinden fazla vergi alınırsa bütçe açığını azaltır. Türkiye'de her ikisi de denedi. Şimdi ikinci yol deneniyor. O nedenle de dünyanın en pahalı benzini bizde.
      3- Petrol fiyatları arz ve taleple belirleniyor dünyada. Bizde ise üzerinde çok yüksek vergi var.

      Sil
    2. cevabınız için teşekkür ederim hocam.

      Sil
  35. Merhaba Hocam,

    Yakında bir kamu bankasının iç kontrolörlük sınavına gireceğim. Olur da sınavı geçersem mülakatta nelere dikkat etmeliyim ?

    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda bu bloda Sınav ve Mülakat Rehberi başlıklı bir yazım var. Ona bir göz atın derim.

      Sil
  36. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Temmuz sonu:
      Dolaşımdaki para: 71 milyar TL
      M1: 178 milyar TL
      M2: 786 milyar TL
      M3: 828 milyar TL
      Tanımlar için benim para arzı başlıklı yazıma bakabilirsiniz.

      Sil
  37. Hocam Merhabalar. İ.Ü. İktisat Fakültesi'nin Ekonometri ve İngilizce İktisat (ÇAP) bölümlerinde okuyorum. Yazılarınızı beğeni ve ilgi ile okuyorum. İnanın verdiğiniz örnekler ile konuları çok rahat anlamamı sağlıyorsunuz. Mesela Fed açıklamalarının etkileri alt başlıklı yazınızda verdiğiniz örnek çok güzeldi. Hocam size bir sorum var; hani Merkez Bankası'nın 120 milyar dolar civarında olan rezerv miktarının bileşenleri nelerdir? Benim bildiğim TCMB Rezervleri= TCMB'nin parası + Bankaların TCMB'de bulunan paraları bu doğru mudur Hocam? bir de piyasadaki para arzını miktarının M3 'mü göstermektedir? Teşekkür Ederim Hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB'nin Döviz Rezervleri kabaca, bankaların TCMB'deki serbest döviz mevduatı + Bankaların döviz cinsinden zorunlu karşılıkları + TCMB'nin döviz varlıklarından oluşuyor.
      Piyasadaki para arzını dar anlamda alacaksanız dolaşımdaki paraya bakacaksınız en geniş anlamda alırsanız M3'e bakacaksınız.
      Ben M2 ye bakıyorum. Bu konuda bir konsensüs yok.

      Sil
    2. Çok Teşekkür Ederim Hocam. Sayenizde İktisadi olay ve kavramları rahatlıkla kavrayabiliyorum. :D

      Sil
  38. Hocam merkez bankası bir sunum yayınlamış. Anlamaya çalıştım; her ne kadar cari denge OVP de öngörülenden daha iyi olacak deniyorsa da, değişen paradigma ile bakıldığında, mevcut durumu mevcut şartlarla çevirebiliyor muyuz onu anlayamadım ( Enerji ve altın ithalatı hariç durum başabaş diye bir grafik de vardı. Buna sevinmeli miyiz. Mektepler olmadan maarifi yönetmek marifet mi?!)

    Gerekirse zorunlu karşılıklar kullanılabilir denmiş. Sürdürülemez açık veren ve tasarruf yetersizliğinden muzdarip bir ekonomiye, borçlar çevirilemiyor, yeni yatırımcı gelmiyorsa, zorunlu karşılıklar kaç ay merhem olabilir ki?

    Hocam sunumdaki veriler hakkındaki yorumunuzu merak ediyorum. Umarım müsait bir zamanınızda bizimle paylaşırsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu tür karşılaştırmaları (enerji harç cari denge veya faiz dışı fazla gibi) yalnızca bunlar dışında da açık var mı yok mu diye değerlendirmek için ele alıyorum. Toksa enerji ithalatı da olacak faiz ödemesi de olacak bunlardan kurtuluş yok. Ama bunlar olmasaydı da açık veriyorsak o zaman kötü.
      Zorunlu karşılıklar oldıkça uzun bir süre çare olabilir. Ama o sırada bankacılık keiminme bir şey olursa ne kullanılacak onu bilmiyoruz. Çünkü zorunlu karşılıkların asıl amacı o anda kullanılması.
      Sunumu ayrıca değerlendiririz.

      Sil
  39. Hocam merhabalar,

    Hocam benim de bir sorum olacaktı.TCMB dediki ben faizlere dokunmayacağım.Ama olur da ileride artık piyasaların durumu çok kötüye gitmeye başladı, yurtiçine sermaye akımı iyice durma noktasında geldi.Eğer TCMB faizleri artırmak zorunda kalıp artırırsa, zaman tutarsızlığına düşmüş olur mu? Bu durumun piyasalara etkisi ne olur? Çok teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türk toplumu bu tutarsızlıklara alışık. Yabancılar da artık alıştılar. Neler olup bittiğini anlıyorlar. O nedenle bizim CDS'ler hemen yükseliyor. Yani olaylar başladığında Türk'ü yabancısı hep birlikte tutarsız bir tepki bekliyor ve CDS'ler herkesten hızlı yükseliyor. O nedenle bizde bu tür olaylar olmadan önce açıklama aşamasında satın alınıyor.

      Sil
  40. Hocam bir sorum daha olacak size. :D Hocam normalde para arzı piyasa talebinden fazla olursa enflasyon oluşturuyor diye biliyorum. Ama FED varlık alımları ile piyasaya 2008 den beri para vererek para arzını karşılıksız mı artırıyor ve eğer böyleyse ABD ekonomisi için bunun bir olumsuz etkisi var mı?
    Bir de hocam Merkez Bankası henüz faiz silahını çekmedi gibi haberler ile kastedilen ; "Eğer MB faiz artırırsa dolaylı olarak piyasa veya tahvil artacak bu da yeniden yabancı yatırımcılar için daha yüksek getiri fırsatı olacağı için dış yatırımlar geri gelecek" durumumu dur?
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin parası olan dolar bir anlamda uluslararası para (biz buna rezerv oara da diyoruz) üstelik sermaye hareketleri serbest. Yani ABD dolarları piyasaya sürdüğünde bu paralar ABD'de durmuyor dünyaya dağılıyor (yatırım amaçlı.) Dolayısıyla ABD'de enflasyon yaratma etkisi sınırlı kalıyor.
      Evet ama geciken kararlar riskleri artırdığı için umulan sonuçları vermez.

      Sil
    2. hocam, abd ekonomisinin kriz öncesi büyüme hızına 2015 itibariyle ulaşmasını, çinin de özellikle abd ye paralel olarak tekrar %8,5-9 gibi büyüme ivmesi yakalayabileceğini düşünüyorum. bu arada türkiye ve benzeri ekonomilerde cari dengesizliklere ve yüksek seyreden dış finansman gereksinimlerine ve yine göreceli olarak yüksek olan döviz açık pozisyonlarının yarattığı kuvvetli kur şoku riskine paralel olarak makro iktisadi bozulmaların artmasını bekliyorum. yine başta petrol olmak üzere doğalgaz v,b gibi enerji fiyatlarındaki artışların ve emtia fiyatlarının yukarı yönlü hareketlenmelerin etkileriyle rusya ,iran,şili,venezuela vb gibi petrol-enerji ihracına dayalı büyüyen ekonomilerde de yavaşlamaların olması kuvvetle muhtemel gibi geliyor bana. hocam, naçizane olarak sanki küresel ekonomi tabi unutmadan a.b ekonomilerindeki ağır kamu finansman krizini de eklersek; kriz öncesi büyüme oranlarını yakalaması çok ama çok zor diye düşünüyorum. sayın hocam, bu konuda acaba rasyonel düşünüyor muyum?. yoksa çok mu negatif yaklaşıyorum sizce?. saygılar....

      Sil
    3. Son derecede rasyonel bir yaklaşım yapmışsınız. Aşağı yukarı ben de aynı şeyleri düşünüyorum. Rasyonellik bazen kötümserlik gibi bazen de iyimserlik gibi görünebilir.

      Sil
  41. sayın hocam bu rikardo barro hipotezi şuana kadar japonya dışında hangi ülkelerde ve ne zaman ortaya çıkmıştır. ortaya çıkmışmıdır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ricardo - Barro hipotezi borçlanmanın olduğu her yerde görülebilir.

      Sil
  42. Hocam Merhaba, konu ile alakalı tez hazırlamaya çalışıyorum ancak daha önceki makaleniz ve bu makaleniz dışında pek ciddi kaynak bulamadım. Konu çok güzel değiştirmek istemyorum sizce nasıl bir yol izlersem tezimi bitirebilirim. Saygılarımla, Alperen..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda kaynak sıkıntısı olduğunu biliyorum. Bir tanesi şu belki işinize yarar:
      http://www.nber.org/papers/w10396

      Sil
    2. Hocam süpersiniz ancak ben sizin kadar süper değilim:) yabancı dilim şu an o siteyi anlayabilecek düzeyde değil. Çeviri yaptırmayı deneyeceğim teşekkür ederim Hocam,

      Sil
  43. hocam, abd de ağustos ayı tarım dışı istihdam verileri beklentilerin altında geldi.aslında bu benim beklediğim gelişmelerden birisiydi. zira:abd ekonomisi 2015 öncesinde kriz öncesini zor yakalar diye düşünüyorum 4 yıldır. hocam, bu veri abd ekonomisi adına, sizce ileriye dönük olarak ne gibi iktisadi anlam içeriyor?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorsunuz Fed, normal koşullara dönme başlangıcı olarak işsizliğin yüzde 6,5 düzeyine inmesini gördüğünü açıklamıştı. O tarihe kadar azaltılarak da olsa tahvil alımlarını sürdürecek gibi görünüyor. Bu son verilerle işsizlik % 7,4'den % 7,3'e inmiş görünse de bunun iş için başvuruların azalmasından kaynaklandığı açıklandı. Dolayısıyla tarım dışı istihdamda beklentiden daha az artış olması Fed'in tahvil alım programına devam edeceği anlamına alındı piyasalar tarafından.

      Sil
  44. hocam, kapitalizmin üretimden kopuk olmaya başladığını düşünüyorum.sanayi merkezi başta almanya olmak üzere; birçok reel ölçekte büyük a.b ekonomileri eski sınai gücünden uzak görünüyor. hatta bu ülkeler bile giderek finans iktisadi zemine hızla kaymaya başladı.ve a.b kamu finansmanı krizi de ab ekonomisinde net olarak hem içsel hem de dışsal yani bir bir nevi karma biçimde net negatif fazda finansallaşma yolunda ilerliyorlar. abd-ingiltere zaten kökten finans kapital merkez ülkelerdir ve bu özellikleri 2008 kriziyle çok daha hızlanmıştır. hatta küresel ekonomide çok yoğun fakat negatif fazda bir finansallaşma var gibi görünüyor hocam!. yani reel iktisadi kuvvetlenmenin getirdiği bir finansallaşmadan çok finans iktisadi merkeze kaymanın ve yüksek oranlarda yeniden mali - spekülatif yatırımlar için borçlanmanın getirdiği bir finansallaşma var gibi geliyor bana!.hocam, küresel boyutta finans ekonominin temel değil tali ekonomi olduğunu ya da artık olması gerektiğini ve temel ekonominin reel iktisadi tabanlarda gerçekleşen aktivasyonların olması gerektiğinin algılanması ya da algılatılması gerekiyor.. ne dersiniz hocam?. eğer bunu başaramazsak; sanırım, daha büyük finansal krizler kapımızı çalacaktır.. saygılar.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu söylediğiniz artık kapitalizmin doğal seyri gibi görünüyor. Eski sanayi ülkeleri artık sanayiyi gelişme yolundaki ülkelere terkedip finansal kapitalizme daha fazla giriyorlar. Finansal kapitalizm üretim yapmayan bir ekonomik düzen değil. Sadece üretimi organize edip başkalarına yaptırıyor. Bütün mesele bu organizasyonun sağlam temellere oturup oturmadığı. Yani eğer üretim için aranan finansal destek balonlarla, şişirmelerle, hileyle sağlanıyorsa sonu böyle oluyor.

      Sil
  45. hocam, türk ekonomisindeki 2012 yılındaki güçlü yavaşlamaya rağmen ve 2013 yarısında güçlü büyüme ivmesi oluşmamasına rağmen hem hane halkları bazında hem de özel sektör ekonomisinde finansal kaldıraçlar halen ciddi derecede yüksek görünüyor tabi kurlardaki yükselişin de bilhassa özel sektör ekonomisinde kaldıracın biraz daha ağırlaşmasına neden olacağı aşikardır!. yani: halen ciddi bir borçluluk stoğu söz konusu hali hazırda!. hocam, ben bunun da negatif fazlı etkilerine paralel olarak türk ekonomisinde 2013 yılı genelinde yine 2012 ye göre ılımlı sayılabilecek fakat ekonomi kurmaylarının beklentilerinin altında bir büyüme yaşayabileceği kanaatindeyim. sanırım %3,2- 3,4 gibi bir oranda büyüme olması yüksek olasılıktır. sizin bu konudaki beklentiniz nedir hocam?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düne kadar ben de aynı beklenti içindeydim. Ama gördük ki sanayi üretimi Temmuz ayında geçen yılın Temmuz ayına göre % 4,6 artmış. Bu önemli bir artış. Eğer bu eğilim devam ederse % 4 ve ya hatta biraz üstünde bir büyüme olabilir. Bugün II. Ç büyümesi açıklanacak. Bir de onu görelim bakalım.

      Sil
  46. hocam, sanayimi üretimi arttığına göre ithalatımız da artacağından dış ticari açığımız da artacaktır. önümüzdeki konjonktür sermaye akımlarının yavaşlama olasılığının yüksek olduğunu işaret ediyor.risk artışı ve büyüme bir arada olabilir türk ekonomisi için!. hocam, ayrıca ben kur-faiz yükselişlerinin reel piyasalara zamanla yansıyacağından hareketle ekim-kasım sanayi üretimi endeksinde bu düzeylerde artış olmasının düşük olduğu kanatindeyim.yani kanaatimce %3,4-3,5 gibi bir yıllık bazda büyüme nominal olur bu konjonktürde derim. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bunlar doğru tespitler. Ne var ki ekonomi dışı olaylar o kadar hızlı değişiyor ki ekonomik eğilimler bunlardan kaçamıyor. Tahmin yapmanın çok zor olduğu bir dönem bu.

      Sil
  47. Ben soru sormuycam hocam.sadece tesekkur edicem emeginiz icin,ayirdiginiz zaman icin,sabirla ve inatla ama ozenle hazirladiginiz cevaplar icin...bilmek kadar guzel bisey daha varki oda paylasmak.tesekkurler hocam hersey icin.

    YanıtlaSil
  48. hocam oncelikle ekonomiyi bu kadar sade bir dille bize aktardiginiz icin tesekkur ederim.hocam merkez bankasi baskani sayin bascinin kurun yil sonunda 1,92 tl olarak ongormesi serbest doviz kuru politikasi izleyen ulkemiz icin ne kadar dogru ve bu durum ekonomimizde imkansiz ucleme dedigimiz durumumn olusmasina zeemin hazirlarmi

    YanıtlaSil
  49. hocam amerika her zaman sermaye hareketliliğinin serbestliğini mi seçiyor?yoksa sermaye hareketlerini sınırlayabiliyor mu?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...