23 Ağustos 2015 Pazar

Fakirleşiyoruz

2002 yılında cari fiyatlarla GSYH’mız 350,5 milyar TL idi. Bunu 2002 yılının ortalama USD kuru olan 1,517’ye böldüğümüzde Dolar cinsinden GSYH’mız 231 milyar USD olarak buluyorduk. Bu GSYH düzeyinde kişi başına gelirimiz de 3.492 USD ediyordu.

2002 yılından sonra Türkiye’nin GSYH’sı hem TL hem de USD cinsinden artış gösterdi. Yalnızca küresel krizin ilk darbesini yediğimiz 2009 yılında Dolar cinsinden GSYH’mız düşüş gösterdi. Bu düşüş sonrasında Dolar cinsinden GSYH artışı, hız keserek de olsa 2014 yılına kadar devam etti. 2014 yılında GSYH’mız dolar cinsinden 823 milyar USD’den 800 milyar USD’ye geriledi. Buna paralel olarak kişi başına gelirimizde de aynı gerileme ortaya çıktı.

2015 yılının başlangıcında USD/TL kuru 2,30 idi. Eğer USD/TL kuru 2015 yılını 3,0 olarak tamamlarsa yıllık ortalama kur kabaca 2,65 olarak karşımıza çıkar. Bu yıl ekonominin yüzde 3,0 oranında büyüyeceğini ve ortalama enflasyonun da yüzde 7 dolayında olacağını düşünürsek yılsonunda TL cinsinden GSYH’mız 1.925 milyar TL olacak demektir. Bunu 2,65’lik ortalama kura bölersek USD cinsinden GSYH’mızı kabaca 726 milyar USD olarak hesaplamış oluruz. .

Aşağıdaki grafik GSYH’mızı TL ve USD cinsinden 2002’den 2015’e kadar çizdiği eğilimi sergiliyor (2015 yılı GSYH’sı yukarıda açıkladığım hesaba göre yapılmış tahmini yansıtıyor.) Mavi çizgi TL, kırmızı çizgi USD cinsinden GSYH’yı gösteriyor. Grafiğin ortaya koyduğu görünüme bakılırsa; 2014 ve 2015 yıllarında TL cinsinden GSYH’nın artmaya devam etmesine karşılık USD cinsinden GSYH düşüşe geçmiş bulunuyor. Bunun da nedeni TL’nin USD’ye karşı değerli kalmayı sürdüremeyerek sürekli değer kaybetmesi.

2002 yılından başlayarak küresel krize kadar TL’yi değerli tutmayı başaran Türkiye, bunun yarattığı illüzyon ile GSYH’sını gerçek büyümesinden çok daha hızlı büyümüş gibi gösterebildi. Ne var ki yapısal reformları yapmadığı için bu illüzyonu sürdürmek mümkün olamadı ve sonunda TL ile büyüyen GSYH’mız USD ile küçülmeye başladı. Yukarıdaki grafik bu eğilimi açık olarak sergiliyor.
Aşağıdaki grafik kişi başına gelirimizin aynı dönemdeki gelişimini USD cinsinden gösteriyor.   

Grafiğe baktığımızda küresel krizin Türkiye’yi etkilediği 2009 yılında kişi başına gelirimizde ciddi bir düşüş yaşandığını, sonrasında bir türlü eski ivmeyi yakalayamadığımızı görebiliyoruz. Kişi başına gelirimizdeki artış 2010 yılından itibaren durağanlaşmış, 2014 yılından itibaren de azalmaya başlamış görünüyor. 2014 yılında kişi başına gelirimiz 2013 yılına göre yaklaşık 400 USD kadar azalmıştı. Yukarıda 2015 yılı için hesapladığımız 726 milyar USD’lik GSYH’yı 78,2 milyon olarak hesaplanan 2015 yıl ortası nüfusuna bölersek 9.283 USD’lik bir kişi başına gelir düzeyine ulaşırız. 2014 yılında kişi başına gelirimiz 10.404 USD idi. Buna göre, hesaplamalar doğru çıkarsa, bu yıl kişi başına gelirimiz 1.120 USD kadar azalacak demektir.

GSYH’mızın USD cinsinden düşmesi dış borçlarımızın oran olarak daha yüksek görünmesine, cari açığımızın oran olarak bir türlü düşmemesine yol açacak bir gelişmedir. Bu gelişmenin yabancı yatırımcıları ve başta kredi derecelendirme kuruluşları olmak üzere onları yönlendirenleri olumsuz etkilemesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım olur.   

Özetle ifade etmek gerekirse; refahını artıran ekonomi görünümünden çıkıp refah gerilemesi aşamasına girmiş görünüyoruz. GSYH büyüklüğü olarak bir zamanlar 16’ncı büyük ekonomiydik 2015 sonunda 18’nci sıraya gerilemiş olacağız. İllüzyonla oluşturulan iyileşme sonsuza kadar sürdürülemiyor.

Bir Çin atasözü şöyle diyor: ‘Kara gömülen ceset yazın ortaya çıkar.’ 

139 yorum:

  1. Hocam tesekkur ederim birde sorum olacak konutta balon varmi bu zamanlarda krediylr ev alinirmi oturmak için

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oturmak için her zaman ev alınır.

      Sil
    2. Berna hanım 15-20 milyonluk İstanbul'un tamamını temsil edebilecek son derece ortalama bir semtindeyim. karşımdaki 2+1 95 m2 ev 350 bin TL'ye geçen hafta satıldı. bu evin yıllık kirası gelir vergisi sonrası 13-14 bin TL arasında. 350/13,5 = 26 rakamını buluyorum. 15 rakamı belki Türkiye'nin tamamı için geçerli olabilir ama ekonominin kalbi İstanbul. İstanbul'a odaklanmak daha doğru olur.

      Sil
    3. Cevabiniz için teskkur ederim konut fiyati =kira fiyati×12 15 yil sonra kendini ceviren ev yok en kotusu 20-25 yil istanbuldan bu seviyeler makulmu tşk

      Sil
    4. 180.000 tl ye ev kalmışsa dediğiniz dogru

      Sil
    5. Berna Hanım, iktisadi çıkarımlarınız büyük ölçüde gerçeği yansıtıyor. Ama sosyolojik çıkarımlarınızda çuvallamışsınız!

      Hiç kusura bakmayın: Farkında olmayabilirsiniz, 'self-orientalism' hastalığından muzdarip bir başka T.C. vatandaşı profiline çok güzel örnek olmuşsunuz!

      O fıttır fıttır tatilde gezer dediğiniz İngiltere ve benzeri 'kolonyalist' onlarca 'western' ülkenin, mesela 'Hindistan Kumpanyası' ismiyle bu kadim medeniyeti ne hâle düşürdüğü veya İspanya, Portekiz kolonyalizminin Güney Amerika'daki kadim medeniyetleri ne hâle düşürdüğü hakkında en ufak bir fikriniz yok! Fikriniz varsa, bunları dile getirmeyi kasıtlı olarak tercih etmiyorsunuz!

      Şu hastalıktan kurtulmak için biraz çaba gösterin artık, sadece siz değil!

      'Batı'nın işinize gelen yönlerini yüceltip, işinize gelmeyen (ve bilmediğiniz) yönlerini halının altına süpürmekten vazgeçin!

      Buraya yığınla kaynak yazabiliriz, ama yetmez!

      Hastalıktan kurtulmak için şunlarla başlayabilirsiniz:

      "Latin Amerika'nın Kesik Damarları"
      Eduardo Galeano
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/latin-amerikanin-kesik-damarlari/357850.html

      "Kızıma Mektuplar: Sosyal Devrimler & Ulusal Savaşlar"
      Jawaharlal Nehru
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/kizima-mektuplar-sosyal-devrimler-ulusal-savaslar/49915.html

      "Dünya Tarihi: 4 kitap birlikte"
      Susan Wise Bauer
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/dunya-tarihi-4-cilt-takim-4-kitap-bir-arada-amp-ilkcagortacagyenicagyakincag/369312.html

      "Rönesans Dünyası"
      Susan Wise Bauer
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/ronesans-dunyasi/358514.html

      "Şarkiyatçılık & Oryantalizm"
      Edward W. Said
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/sarkiyatcilik/5512.html

      Sil
    6. Berna Hanım, kira çarpanı için verdiğiniz 15(yıl) genellikle ideal değer olarak kabul edilse de, Türkiye'deki fiyatlamaların oldukça düşük olduğu yönündeki yorumunuzun son derece yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Türkiye'nin herhangi bir noktasında 1000 TL kira getirisi olan bir konutun 180.000 Lira'ya alınma ihtimalinin sıfıra yakın seyrettiğini; İstanbul'da ve bazı büyük kentlerde kira çarpanının 25 yıl ve daha yukarısına çıktığını görmek için Reidin'in, IMF'in, vs. raporlarını okumaya gerek yok. Herhangi bir emlak sitesinde tablo yeterince açık bir şekilde görülebiliyor.

      Sil
    7. Hocam oturmak için her zaman ev alınır demiş ama bence pek doğru değil şu şartlarda eğer az buçuk yatırım yapabiliyorsanız: bir evnin 25-30 yıllık kirasını verip ev alınmaz. 25-30 yıllık toplu paranın yatırım getirisi şu anki şartlada teorik olarak sonsuza kadar kira ödeyebilir.

      Sil
  2. hocam bu fakirleşmeye ek olarak lorenz eğrisine bağlı gini katsayımızı öğrensek tadından yenmezdi. sanıyorum 0,40 civarında.. Malum kişi başına düşen milli gelirimiz 10 bin $ diye övünen kesim, aslında gelir dağılımındaki adaletsizliğin farkında olmasına rağmen farkında değil..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Gini katsayısı 0,40. Bu da adaletsiz bir gelir dağılımını işaret ediyor.

      Sil
    2. TÜİK en üst gelir diliminde yer alan aileleri gelir dağılımı araştırma örneklemine pek dahil etmiyor. örneğin gsyh ölçümü için ülkenin en büyük şirketlerine anket gönderirken iş gelir dağılımı araştırmasına gelince bu büyük firmaların sahiplerine anket gitmiyor. Gini katsayısı aslında daha yüksek.

      Sil
    3. hocam siz bizden cok daha iyi bilirsiniz, ama gini katsayisi gelir dagiliminin adaletsizligini degil, esitsizligini gostermez mi? gelir dagiliminin adaletsiz olup olmamasi tamamen ayri bir konu diye dusunuyorum (aradaki korelasyon 0 degildir tabii, ama ayni sey de degil). saygilar.

      Sil
    4. Gelir dağılımında eşitliğe yaklaşılması demek aynı zaman adil dağılıma yaklaşılması demektir.

      Sil
    5. Haneler istatistiki örnekleme yöntemine göre adres bazlı belirleniyor. Türkiye'de yerleşik tüm hanehalkları örneklem kapsamı içerisinde yer alıyor. Diğer bir ifadeyle her gelir grubundan haneye anket çıkıyor ve rasgele seçilen bu hanelerin gelir, tüketim ve yaşam koşullarına ilişkin bilgileri 4 yıl boyunca takip ediliyor. O konuda sorun yok, müsterih olun.

      Sil
  3. hocam öncelikle yazılarınız için teşekkür ediyorum.
    1 Türkiye ekonomisini anlatmak için sadece kur üzerinden bir değerlendirme yapmak doğrumu ?
    2 Yatırımcının su gunlerde yatırım yapması dogru mu seçim sonrası yogun ve hızlı semaye gırişlerine maruz kalınabilır mi ?
    3 başbakan ve bazı ekonomi yazarları ekonomıdekı sorunları refleks olarak tanımlıyor seçimden sonra cıddi bir toparlanma olurmu ?
    teşekkür ederım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      (1) Doğru değil ama kur çok önemli. Uluslararası karşılaştırmalar hep USD ile yapılıyor. Öte yandan kur dışındaki göstergelerde de iyiye gidiş yok.
      (2) Pek öyle görünmüyor.
      (3) Ben o kanıda değilim. Çünkü ekonominin temel yapısı ve dengesi iyi gitmiyor.

      Sil
    2. USD borcumuz olduğuna göre yerel para biriminde GSYH göstermek anlamsız olur. İlla ki dolara çevirmek lazım sanki.

      Sil
    3. Mesele o değil. 200 tane devlet var her birinin para birimi farklı (Euro birliği dışında) bunların her birini ortak bir ölçüyle göstermezsek kıyaslama yapmak mümkün olmuyor. Birisi bize Tayland'ın GSYH'sı şu kadar baht dese biz hiç bir şey anlamayız. Onun için mecburen dolarla ifade etmek gerekiyor.

      Sil
  4. Bişey merak ediyorum, paylaştığınız yazılarda akp geldiği 2002 yılından beri 2008-2009 yıllarına kadar iyiye gittik ancak bundan sonra yapısal reformlar yapılmadığı için kötüye gittik diyorsunuz. Çoğu yazınızda bunu görüyorum. Ancak hepimiz biliyoruzki akp'nin kazandığı ilk seçim dahil tüm kazandığı seçimlerde battık bittik ülke mahfoldu ekonomi çöktü deniliyor. İstisnasız hepsinde! Hatta 2002 yılındaki ülke artık yok olacak deyimlerini çok net hatırlıyorum.

    Peki 2008-2009 yıllarına kadar yazılmış bir yazınız var mı? Yani o yıllara kadar siz akp çok güzel yönetiyor iyiye gidiyoruz bunların yanına bir de yapısal reformlar lazım gibi yazılarınız var mı? Yoksa sizde o zamanlar herkes gibi battık mı diyordunuz?

    Eğer varsa yazdıklarınıza inanmamak için hiç bir neden yok herkesin dikkate alması lazım. Ama eğer yoksa bundan on yıl sonra bu yıllara iyi dönemlerdi demiyceğinizin garantisini kim verebilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanıtı çok basit Radikal'de yayınlanmış 2002 - 2011 arası yazılarıma bakabilirsiniz. İsterseniz blogda Yazılar / Kitaplar başlığını tıklayın ve oradan Radikal yazılarına girin ve okuyun. Kendi kararınızı kendiniz verin.

      Sil
    2. Bir de şunu ekleyeyim. Yazdıklarıma inanıp inanmamak sizin elinizde. Benim verdiğim istatistikler ve onlara dayalı hesaplar hep resmi istatistik ve veriler. Bunları siz de görebilir ve hesaplayabilirsiniz.
      Ben kimseye gelecekte ne diyeceğimle ilgili garanti veremem. Bundan sonra öyle kötü bir dönem yaşayabiliriz ki bu dönem iyiymiş gibi de görünebilir. Bunu bugünden bilemem. Sonuçta ben falcı değil iktisatçıyım.

      Sil
    3. Sn. Yorumcu, ekonomik kriz hesaplanabilen bir şey ve bir ülkenin ekonomik krize düşmesi 10 yıl alabiliyor,yani bir tren kazası veya uçak kazası gibi anlık bir olay değil zira bir çok gelir kaynağı ve parametre var. Sanayici,üretici çalışıyor ihraç ediyor, vergi veriyor. Ekonomi yönetimi ne kadar kötü olursa olsun 1 veya 2 senede batmaz bir ülke ekonomisi, bir çok girdisi olan bir sistem. İtalya,Yunanistan 10 yıldan uzun sürede battı ama battı. Eskiden beri uyaran bir çok kişi vardı, zira Dünya konjonktürü içinde bol ve ucuz döviz vardı. Sn. Mahfi Eğilmezin bir yazısı var taaa 2002'den: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/mahfi_egilmez/akpye_hediye_edilen_dalga-651031

      Saygılarımla.

      Sil
  5. Hocam bu kişi başına düşen gelir gerçekten önemli mi? Tamam bu sadece bir ortalama diyeceksiniz ama gini katsayısı 0 a çok yakın değilse, birileri çok fazla kazanırken birileri çok az kazanırken kişi başına düşe gelirin pek de önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum.Sizin görüşünüz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu bir ortalama. Dünya karşılaştırmalarında önemlldir.

      Sil
  6. Merhaba Hocam, GSYH her yıl kimler ve ne şekilde belirleniyor? Belli bir gruba anket falan mı yapıyorlar eğer öyleyse bu gerçekten de belirleyici midir?Yani gerçekten de Türkiye ortalamasını yansıtıyor mu?...

    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSYH'nın nasıl ölçüldüğüyle ilgili bu blogda yazılar var onlara bir göz atın isterseniz.

      Sil
  7. Hocam ne oldu da dolar 2.91 de çakılı kaldı enteresan değil mi? Kurda şu aralar volatilite olmaması ile ilgili bilginiz var mı acaba?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. son 5 haftada DOW endeksi %9 değer kaybedip teksas petrolü 40 doların altını görünce ayrıca çin'den devalüasyon gelince Fed'in eylül'de faiz artıracağına inananların sayısı azaldı. euro/dolar 1,14'ü zorlarken haliyle dolar kuru da tekrar 3 seviyesine doğru hareketlenmedi.

      Sil
    2. Biraz sonra yine yükselmeye başlar.

      Sil
  8. Hocam bizim üniversitedeki hocalar sizin gibi değil.

    İlk önce kendi cebinizi düşünün, kendi geleceğinizi kurtarın, ondan sonra çevrenizde yaşananlara ağlarsınız, diyorlar. Parayı daima ilk sıraya koymamızı bize söylüyorlar hocam.

    Ama sizin yazdıklarınıza bakıyorum (ve merak edip Radikal'deki birkaç yazınıza da baktım), siz paracı gözükmüyorsunuz.

    Anlayamıyorum, ya bizim hocalarda bir sorun var ya da siz de...

    Bir yerde hata yapılıyor ama nerede anlayamıyorum hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle iktisatçılar parayla çok fazla ilgili değildirler. Başka meslekler parayla daha çok ilgilidir. Gerçek iktisatçılar bilimle ilgilidirler.
      Aslında hiçbir yerde hata yok. Kimisi paranın peşinde koşar kimisi meraklarının ve bilimin. İkisinin de yanlışları ve doğruları vardır. En güzeli meraklarının ve bilimin peşinde koşarken şöhreti yakalayıp biraz da para kazanabilmektir.

      Sil
    2. Hocam 2008 krizinde borsada işlem gören hisse senetleri dibi gördü ve sonrasında bugünkü seviyelere geldi. Sizce krizde hisse senedine uzun vadeli yatırım kazançlı mıdır?

      Sil
    3. Evet uzun dönemden kastımız eğer 10 yıul gibi bir süreyse borsa kazandırıyor. Tabii ben BIST 100 endeksine göre konuşuyorum. Kağıt bazında bilgim yok. O ayrıntıyla ilgilenmiyorum.

      Sil
  9. Hocam merhaba,

    Yazılarınızı uzun zamandır takip ediyorum ve size teşekkürü bir borç biliyorum. Düşünceme gelecek olursak bu tablo beni şaşırtmadı okuldaki arkadaşlarla ve hocalarla konuşmalarımızda ekonominin bir gün tekerinin patlayacağını inşaata dayalı büyüme, insanları borçlandırma, krediye dayalı gelir vs tahmin ediyorduk. Kurun zıplayacağını( benm fikrim daha da yukarı gideceği) fakat bundan sonra deseler ki tamam biz hata yaptık veya hükümet değişse nasıl bir politika izlenmeli; kur yükseldiği ithalatı kesip iç üretimi arttırmak mı ( bunu tarımda yaparız ki fazla maliyetli olabilir ama sanayi de yapabilir miyiz?) yoksa CHP'nin seçim stratejisi gibi emekliye asgarü ücrete zam yapıp iç talebi mi arttırmak ? ( talep üzerinden üretim ama üretim hala dış girdilerle olacaksa sıkıntılı) yapısal reform desek uzun vade de getirisi olacak (ama kesinlikle yapılmalı taraftarıyım) ar-ge yatırımı yapılsa daha da uzun dönem gerekebilir. Tam olarak ne yapılmalı bundan sonraki doğru ekonomik politikası adına?

    Teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önce kısa dönemi toparlamak gerekiyor.. Bunun yolları faizi artırmakla başlıyor, çözüm sürecini yeniden gündeme getirmekle devam ediyor. Sonra da uzun vadeye dönmek gerekir. Bunun da yolu yapısal reformlara girişmek.
      Ama önce ortak tanımlarda anlaşmak uzlaşmak gerekiyor. Yapısal reform denince ne anlıyoruz. Mesela laiklik denince, eğitim reformu denince hepimiz aynı şeyi anlıyor muyuz? BU çok önemli. Herkesin farklı anladığı laiklikten yola çıkarsak eğitim reformu yapamayız.Yani işler öyle ekonomik olarak şunu yaparsak tamamdır bunu yaparsak çözülür demek gibi kolay değil.

      Sil
  10. sayın hocam tekrar rahatsız ediyorum konumuzla alakalı değil ama bir problemin içinden çıkamadım. aşağıda Türkiye'nin cari işlemler dengesinin grafiği var ve ben 2014 yılının ya da 2015 yılının yıllık bazda cari açığını kullanmak istiyorum çalışmamda. hangi çeyreği baz alacağımı bilemedim.. 1. çeyrek mi yoksa 4. çeyrek mi ? beni aydınlatırsanız çok sevinirim hocam.

    http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TCMB+TR/TCMB+TR/Main+Menu/Para+Politikasi/Interaktif+Grafikler/Cari+islemler+dengesi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllıklandırılmış ödemelr dengesinden hareket ederseniz 12 aylık dönemler itibariyle cari açıkları kullanmanız gerekir.

      Sil
  11. Üstat, Günaydın.

    Trading economics'den Turkiye'nin GDP'sini satın alma gücü paritesi hesabı inceledim (http://www.tradingeconomics.com/turkey/gdp-per-capita-ppp). 2006'dan bu yana 2009 ve 2020 hariç artışın (2015 tahmini az bir yükseliş gösterse de) düzenli olarak devam ettiğini gösteriyor. Bunu nasıl yorumlayabiliriz.
    İyi Pazarlar ve çok selamlar.
    Cafer Demir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üstat,

      2020, 2010 olacak. Cümle düşüklüğü de var. Özür dilerim.

      Sil
    2. Sanırım o tahöinler eski tahminler çünkü 2014'de küçüldü 2015'de daha da küçülecek (TÜİK verileri.) Trading Economics, IMF'nin eski tahminlerine göre alıyor.

      Sil
  12. Hocam gsyih neden surekli artirilmak zorunda?
    Bir hocam buyumue olumsuzluklari gizleyen bir perdedir derdi siz ne dersiniz?
    Ukmemizde meiji resterasyonuna benzer bir uygulama yapilabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genel issizlik cevabina ek olarak isi olanlar icin de soyle dusunun.

      Sabit bir geliriniz oldugunu dusunun. GSYIH 5% artarsa ve sizin geliriniz de ayni oranda 5% artarsa standartiniz ayni kalmis demektir. GSYIH artmadigini dusunun, bu surecte bireysel olarak gelirini arttiranlar illa ki olacaktir (yeni ise baslayanlar haliyle gelirler sahibi olacaklar). Eger sizin geliriniz (memursaniz mesela) buyume uzeri artis gosteriyorsa hic zam almamis ya da maas zammi enflasyon altinda olanlarin refahi azalir. Buyumeyen bir ekonomide calisanlar icin bile yasam standartlari dusecektir. Pek tabi ulke buyumese bile gelirini arttiran ve standartini arttiranlar olacaktir ancak onlar da digerlerinin refahi bedeliyle arttiracaktir.

      Insanlar buyudukce ve hayata geldikce ekonomiye oyle ya da boyle dinamizm katacaklardir. Insanlarin buyumelerini ve cogalmalarini dondurabilirsek refahimizi korumak icin GSYIH arttirmak zorunda degiliz.

      Sil
    2. GSYH neden artmak zorunda? Sizin geliriniz neden artmak zorundaysa aynı nedenle artmak zorunda. Refahınızın artmasını istemeniz doğal.
      Doğru demiş ama büyümenin bu tür bir gizleme yapabilmesi için yüksek oranda olması lazım.
      Yapılabilir ama önce ne yapacağımıza karar vermemiz lazım. Biz daha laiklik gibi evrensel bir kavramın tanımında bile anlaşamıyoruz.

      Sil
  13. Hiçbir zaman 10 bin dolarlık ekonomi olmadık, olamayız da. Bu eğitim, sağlık ve yargı sistemiyle mi olacak bu iş? Bütün komşularımızdan (evet Irak, Suriye ve Ermenistan dahil !!) daha geride olan bir eğitim sistemiyle devam edersek bugünleri de ararız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğitim sistemimiz son derecede kötü ama o saydıklarınızdan geri değil.

      Sil
  14. Hocam %7 enflasyon tahmininizi çok iyimser buldum. belki %3 büyüme gelebilir çünkü tarım kaynaklı zayıf baz yıl etkisi var. bence %8-9 enflasyon ve 735-740 milyar $ civarı GSYH olur.
    bir de şu var; dolar cinsi GSYH düşüyor ama ithal mal fiyatları ihraç mal fiyatlarından daha hızlı düşüyor. örneğin bu yıl ithal mal fiyatları %14 düştü. geçen sene 242 milyar dolar vererek yaptığımız ithalatı bu yıl 208 milyar dolar vererek yapabiliriz. diğer taraftan geçen seneki 158 milyar dolar ihracat bu yıl 145 milyara inecektir. arada lehimize olan 21 milyar dolar gibi bir fark var. hesaplamalara bu tarz faktörler katılmazsa eksik kalır diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer yıllık ortalama enflasyon daha yüksek olursa GSYH'da daha yüksek olur doğrudur. Ama bunlar benim tahminim değil ben resmi tahminleri kullandım.

      Sil
    2. Hocam tabii enflasyondan kastım TÜFE değişimi değil. geçen yıl GSYH deflatörü %8,5 artmıştı. bu yıl da benzer bir artış olabilir diye düşünüyorum.

      Sil
    3. Çok doğru deflatör enflasyon ortalamasına yakın çıkmakla birlikte ufak tefek farklar olabiliyor. Eğer dediğiniz olursa biraz daha yüksek bir kişi başına gelir olur ama kesinlikle 10 bin doların altında kalacağımız görünüyor.

      Sil
  15. Hocam,

    O zamanın kayıt teknolojisi günümüze göre tabii ki iyi değildi.

    Ama o zamanlar bunun yapılabilmiş olmasına hem şaşıyorum, hem "niçin devam edemedik?" diye üzülüyorum!

    Siz ise 24 yaşındaydınız!

    Erkin Koray, "Live in Nazilli, Aydın", 1974:

    https://www.youtube.com/watch?v=Fv_CgaKHgyc

    https://www.youtube.com/watch?v=UQ3J-_IHLIE

    Görüşlerinizi bekliyoruz?

    Ve sizin için bir sakıncası yoksa, bu linkleri twitter hesabınızdan paylaşır mısınız?

    YanıtlaSil
  16. Bu durumda suudi arabistan zenginlesiyor mu sonucta pahalasan dolar onu ileri dogru itiyor siralamada

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Petrol fiyatı düştüğü için yerinde sayıyor.

      Sil
  17. "YERLİ ARABA ÜRETELİM..." SÖZÜNE DAYANAK GÖSTERDİKLERİ "GÜNEY KORE" SEVDALILARINA TOKAT GİBİ CEVAP!

    “Büyük günahlar, daima kutsal bir şal altında işlenir” denir. Eğer amaç, devletten para tırtıklamaksa, bunun için halk indinde kutsal bir proje geliştirilmelidir. Yerli otomobil lafını duydukça, ben birileri yine Hazine’yi soyacak diye dertleniyorum. Rahmi Koç, “45 yıl önce hemen her şeyi ithal bir araba yaptık; adı Anadol olduğu için herkes yerli dedi. Şimdi hemen her şeyi yerli arabalar üretiliyor, markaları Ford, Renault veya Fiat olduğu için onlara “yabancı” deniyor. Bunların hangisi yerli Allah aşkına” diyor.
    Türkiye, yılda 1 milyondan fazla motorlu araç üreten ve bunun büyük kısmını ihraç eden bir ülke oldu. Hâlâ 1960’ların “Devrim” arabası projesini canlandırmanın ülkeye hiçbir faydası yoktur. Ama bu proje, birilerinin zengin olması için kesinlikle faydalıdır. Hocam Fuat Çobanoğlu şöyle derdi: “Gayri iktisadi projeleri kamu kaynaklarını kullanarak hayata geçirmeye çalışanlar “on liralık kişisel kâr için, yüz liralık kamusal zarar yaratır“. Bunlara, istedikleri para akla ziyan projelerden vazgeçmeleri şartıyla, Hazine’den verilse, ülke için çok daha az maliyetli olur.

    BABAYİĞİT DEDİĞİN, SIRTINI DEVLET BABAYA DAYAMAZ!

    Türkiye’de özel girişimcilerin yerli otomobil yapmasının önünde hiçbir engel yoktur. Babayiğit girişimciler isterlerse AVM inşa eder, isterlerse otomobil fabrikası kurarlar. Otomobil fabrikası kuracak olana, başka sektörlerde fabrika kuran sanayicilere verilen teşviklerin aynısı verilir. Bu girişimci, isterse yabancı otomobil üreticileriyle ortaklık da kurabilir. Buna da bir engel yoktur. Ancak şu yapılamaz. Bu girişime devlet ortak olmaz. Çünkü devletin ortak olduğu bir özel girişimde “davul devletin sırtında, tokmak girişimcinin elinde” olur.
    Özel girişimci daha fabrika kurulurken yapılan inşaat ihaleleri ve makine alımları sırasında, içeriye koyduğu paranın birkaç mislini İsviçre’deki şahsi hesabına “komisyon” olarak aktarır. Üstelik bankalardan alınacak kredilerin tamamına devlet dolaylı olarak kefil olmuş olur. Bu da son derece sakıncalıdır. Çünkü konsolide hesapta bu kefaletler, Hazine borcu sayılır. Hele, hele bu girişim halka açılırsa, girişimin zarar etmesi halinde (ki kesinlikle edecektir) devlet, küçük yatırımcıya karşı vebal altına girer.

    BU NE SERBEST PİYASA EKONOMİSİ, BU NE DEVLETÇİLİK!

    Yerli otomobil sevdalılarının (?) dilinden düşmeyen ve hiç anlamadıkları bir Güney Kore modeli var. Şöyle deniyor: Bak! 1950’lerde bizden geri olan Güney Kore, devlet eliyle, özel girişimcilere otomobil fabrikaları kurdurup bugün bu sektörde dünyaya kafa tutar hale geldi. Biz de “aynını” yapmak istiyoruz. Bunun nesi yanlış? Hemen hepsi yanlış! Birincisi Kore, 1950’de sanayi birikimi bakımından Türkiye’den geri bir ülke değildi. Harpten çıktığı için kişi başına milli geliri düşüktü. Kore (Güney ve Kuzey) 1910’dan 1945’e kadar Pasifik bölgesinin en gelişmiş ülkesi olan Japonya’nın yönetiminde kalmıştır. Emperyalist Japonlar, Kore’yi Japonyalaştırmak için ülkeye sanayi kültürü yerleştirmiştir. ABD 1950’den sonra diktatör-devletçi Syngman Rhee yönetimindeki Güney Kore’ye çok ciddi destek vermiştir. Üstelik bu olay yarım asır önce olmuştur. Bugün bambaşka bir dünya var.

    SON SÖZ: Sonucu, benzerlik değil, farklılık belirler.

    Ege Cansen, 20 Ağustos 2015
    http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ege-cansen/yerli-otomobil-akla-ziyandir-914345/

    YanıtlaSil
  18. İKTİSATLA İLGİLİ SÖYLENEN VE YAZILANLARIN %95'İ YA YANLIŞTIR, YA DA KONUYLA İLGİSİ YOKTUR!

    Johns Hopkins Üniversitesi iktisat profesörü Steve Hanke’nin “yüzde 95 kuralı” dediği bir şey var. Hanke’ye göre iktisatla ilgili olarak söylenen ve yazılanların yüzde 95’i “ya yanlıştır ya da konuyla ilgisi yoktur”. Hanke, bu hükme, Türkiye’de yazılan ve söylenenlere bakarak değil, başta Amerika olmak üzere tüm dünyada yapılan yayınları izleyerek varmış. Yıllar önce Hanke’nin bu kuralını öğrenince “acaba benim yazdıklarımın ve TV’lerde anlattıklarımın da yüzde 95’i yanlış veya konuyla ilgisiz mi?” diye bir korkuya kapılmış ve şu kanaate varmıştım. Eğer bu kural orada doğruysa, bizde de doğrudur. Bugün çok yaygın bir “tanım hatasını” düzelterek, yanlış oranını indirmek istiyorum. İktisat yazılarının çoğunda, ülkelerin “ülke borcu” ile “kamu borcu” birbirine karıştırılır. Bu hata da okurun kafasını karıştırır.

    ÜLKE BORCU: “ULUSLARARASI NET YATIRIM POZİSYONU”DUR

    Maalesef yabancı yayınlarda da “ülke borcu” (Country Debt) konusunda bir tanım ve tasnif karışıklığı var. Bellenmesi gereken temel ilke şudur: Hiçbir “kimse/kişi” (İngilizcesi “entity”) kendine borçlu olmaz. Bu “entity” sizin benim gibi bir gerçek kişi veya dernek, şirket, kurum, kuruluş, devlet, ülke gibi bir tüzel kişi olabilir. Ne var ki kişi (entity) nin “sorumluluk sınırını” çizip “borç-alacak” cetvelini çıkarmak bazen zordur. Her ülke ekonomisinin (hane halkı, şirketler ve kamu kesimi toplamı) yurtdışına borcu (yükümlülüğü) ve yurtdışından alacağı (varlığı) vardır. Yükümlülükler eksi varlıklara da “Uluslararası Net Yatırım Pozisyonu” denir. İşte “ülke borcu” denince anlaşılması gereken tek şey budur.
    Milli gelirine oranla kamu borcu en yüksek ülke, Japonya’dır. Japonya’nın “Kamu Borcu/Milli Gelir” oranı yüzde 230’dur.

    YUNANİSTAN BORÇLU, JAPONYA ALACAKLI ÜLKEDİR

    Kamu borcu, genelde “halkın halka borcudur” yani ülke borcu değildir. Nitekim Japonya’nın ülke borcu yoktur, alacağı vardır. Bu ülkenin “Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu” artı 2.7 trilyon dolardır. Bu da milli gelirinin yüzde 58’idir. Avrupa’nın hasta adamı Yunanistan’ın Kamu Borcu/ Milli Gelir oranı yüzde 180’dir. Yani Japonya’dan düşüktür. Ama Yunanistan’ın “Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu” “eksi 245 milyar dolar veya milli gelirinin eksi yüzde 103’üdür. Yunanistan’ın derdi kamu borcunun değil “ülke borcu”nun yüksek olmasıdır.

    TÜRKİYE’NİN DURUMU DA KÖTÜDÜR, ONUN İÇİN KIRILGANDIR

    Türkiye’nin “Kamu Borcu/Milli Gelir” oranı yüzde 35’dir. Japonya’dan çok, çok iyidir. Almanya’dan (yüzde 80) da çok iyidir. Ama Türkiye’nin mali durumu iyi değildir. Çünkü Türkiye’nin “ülke borcu” yani Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu, yaklaşık eksi 400 milyar dolar veya milli gelirinin yüzde 50’dir. Almanya’da ise bu, artı 1.5 trilyon dolar veya milli gelirin yüzde 39’udur.

    SON SÖZ: Önce tanımla, sonra yorumla.

    Ege Cansen, 23 Temmuz 2015
    http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ege-cansen/kamu-borcu-baska-ulke-borcu-bambaska-890766/

    YanıtlaSil
  19. PAHALI DÖVİZ, CARI "AÇIĞI DARALTIR" VE HATTA "FAZLAYA" DÖNDÜRÜR

    Soru: Döviz fiyatları niçin hızla artıyor?
    Cevap: Çünkü Türkiye’nin yapışkan “cari/döviz açığı” var. Türk ekonomisi, az döviz kazanıyor, çok döviz harcıyor. Siyasi istikrarsızlık yüzünden sıcak para (sermaye hareketleri) “girişten, çıkışa” dönünce döviz kıtlığı oluştu. İktisadın doğası gereği kıt olan malın/dövizin fiyatı arttı.

    Soru: Türkiye’nin “cari/döviz açığı” niçin bir türlü kapanmıyor?
    Cevap: Çünkü TL’nin değerini koruma, yani dövizi ucuzlatma kültürü var. Bunun gerekçesi de ucuz dövizin, refahı artırmasıdır. Herkes bunu istiyor. Bir malın fiyatı baskılanırsa, “arzı azalır-talebi artar”. Ortaya “açık” çıkar.

    Soru: Ucuz döviz, halkın refahını artırdığına göre, bu iyi bir şey. Niçin Merkez Bankası dövizi ucuzlatmıyor?
    Cevap: Bunu yapmıyor ve yapamıyor. Çünkü dört yıl önce, cari/döviz açığı balon yapmıştı. Balon patlarsa, ekonomi çok ciddi bir krize girecekti. Balon yavaş yavaş sönsün, yani cari açık daralsın diye döviz fiyatlarının artmasına izin verildi. Üstelik sıcak para da gökten yağmaz oldu.

    Soru: Döviz fiyatının artması “Cari/Döviz Açığı”nı daraltır mı?
    Cevap: Döviz fiyatının artması değil, ama dövizin pahalanması kesinlikle döviz açığını daraltır. Hatta fazlaya bile dönüştürebilir.

    Soru: Döviz fiyatının artması ile pahalanması arsında ne fark var?
    Cevap: Döviz fiyatlarının uzunca bir süre, enflasyondan yüksek artmasına ve eriştiği yüksek düzeyde kalmasına “pahalılaşma” denir.

    Soru: Döviz pahalanınca, halkın refahı daha da düşmez mi?
    Cevap: Evet, düşer. Ama uzun vadede refah artışı pahalı dövizle sağlanır.

    Soru: Dövizin ucuzluk-pahalılık göstergesi nedir?
    Cevap: Merkez Bankası tarafından hesaplanan “Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi” iyi bir göstergedir. Endeks “100”ün üstünde ise döviz ucuz demektir. Endeks 100’ün altında ise pahalı demektir.

    Soru: Türkiye’de şimdi döviz ucuz mu, pahalı mı?
    Cevap: Temmuzda Gelişmiş Ülkeler para birimlerine karşı endeks 118 idi. Yani döviz ucuzdu. Bugünlerde 100’e yani 2003 düzeyine düşmüş olabilir.

    Soru: Bu durumda cari döviz açığının kök sebebi olan “ucuz döviz” ortadan kalkmış mı oluyor? Cari açık kapanacak mı? Ne zaman?
    Cevap: Henüz evet denemez. Bu düzeyin enflasyonla aşındırılmaması gerekir. Ayrıca “ucuz döviz” döneminin bittiğine herkesin inanması şarttır. İşte o zaman ekonomide yapısal dönüşüm başlar. Katma değeri yüksek mallar üretilip ihracatı yapılabilir hale gelir. Halkın refahı da artar.

    SON SÖZ: Fiyat mekanizmasına inanmayana iktisatçı denemez.

    Ege Cansen, 23 Ağustos 2015
    http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ege-cansen/pahali-doviz-cari-acigi-daraltir-hatta-fazlaya-dondurur-917041/

    YanıtlaSil
  20. MÜŞTERİ ODAKLI KAZIKLAMA!

    Önce olayı anlatayım. Benim 1970’lerde oturduğum apartman yıkılıp yenisi yapılıyor. Şu bildiğiniz sıradan rantsal dönüşüm projelerinden biri. Benim oturduğum dairede benden sonra kardeşim oturduğu için, elektrik aboneliği benim adıma devam etmişti. Geçenlerde daireyi boşalttı ve son elektrik faturasını da ödeyip makbuzu bana getirdi.

    Elektriğin kestirilmesi ödevi, abonelik benim adıma olduğundan bana düştü. Ben de Kadıköy’deki dağıtım şirketine gidip kapatma işlemini, çok kolay bir şekilde yaptırdım. Bankodan ayrılırken işlemi yapan memura depozitomu geri almak istediğimi söyledim. O da “pek tabii depozitonuz iade edilecek” dedi. “Peki, verin öyleyse” dedim. “On gün sonra buraya tekrar gelip alacaksınız” dedi. Haklıydı, son fatura ödemesinden sonra da tüketim devam etmiş olabilirdi. İade edilecek miktar belli değildi. Ama beş on lira almak için on gün sonra tekrar o binaya gitme mecburiyetinden hoşlanmadım. Teşekkür edip oradan ayrıldım. Eve gelince, bir sureti bana verilen “elektrik kapama belgesine” baktım. Gördüm ki; para iade için iki yol vardı. Birincisi “Hesaba İade” ikincisi “Nakit İade” idi. Tercih müşteriye bırakılmıştı. Ama bana tercihim sorulmamıştı. Altında “ıslak imzam” olan forma baktım, gördüm ki; şirket “Nakit İade” kutucuğuna (x) işaretini matbu olarak, benim adıma daha önce kendisi koymuş bile. Hukuk budur işte!

    KÂR MAKSİMİZASYONU BU DEĞİLDİR!

    Niçin böyle davrandığını çözmeye çalıştım ve şu kanaate vardım. Yönetim, patronlarının menfaatini kollama kaygısıyla olacak, depozitoları mümkün mertebe iade etmeme kararı almış. Depozito iade işini zorlaştırırsak bu işi kısmen de olsa başarırız demişler. Müşterilerine sözde, idareye ikinci defa gelmeden, “Hesaba Havale” ile depozitodan kalan kısmı geri alma imkânı sunmuşlar, ama bunu pratik olarak ortadan kaldırmışlar. Bu kurnazlığın, firmanın itibarı üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi ise boş vermişler.

    "KURUMSAL İLİŞKİLER MÜDÜRÜ" OLMAZ!

    Geçen hafta aramızdan ayrılan bu alanın ustası eski arkadaşım Alâeddin Asna’yı yâd ederek söze devam edeceğim. Şimdilerde adına “kurumsal ilişkiler” denilen “halkla ilişkiler” faaliyetlerinin çıkış amacı, patronların, halk indinde pek de yüksek olmayan itibarlarını parlatmaktı. Patron yerine “tepe yönetici” de diyebilirsiniz. Bu yanlış amaç maalesef halen sürmektedir. Hâlbuki nihai amaç “müşteri ilişkilerini” geliştirmektir. Kurumsal ilişkiler, dolaylı da olsa sonunda bu amaca hizmet etmelidir. Kurumsal ilişkiler ile müşteri ilişkileri bir bütün olarak ele alınmalıdır. Birinin inşa ettiğini, diğeri yıkmamalıdır. Aksine, bu etkinlikler birbirini tamamlamalıdır. Kurumsal ilişkileri geliştirmek de, kurumsal ilişkiler müdürünün kendi başına yapacağı bir iş değildir.
    Adına ister halkla, ister kurumsal, ister paydaşlarla ilişkiler deyin, bir kurumun yaşam çevresiyle ilişkilerini tasarlayan kişi sadece bir senaristtir. O, bir iç danışmandır. Oyuncular, kurumun patronundan, rütbesiz memuruna kadar herkestir. Bu iş, gazeteci tavlayarak medyada patron ismi ve patron resmi yayımlatmak da değildir. Çünkü velinimet olan patron değil, müşteridir.

    SON SÖZ: Bitmeyen itibar, servet değildir.

    Ege Cansen, 16 Ağustos 2015
    http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ege-cansen/musteri-odakli-kaziklama-911087/

    YanıtlaSil
  21. EY FED! ARTIR ŞU "FAİZİ" ARTIK!

    Pek muhterem Yellen Hanım, (Kendisi sınıflarını hep pekiyi ile geçip iktisat profesörü olmuştur. Halen Amerikan Merkez Bankası Başkanı’dır.)

    Hocam! Bir kadın olarak artıracaksan artır şu faizi Allah aşkına!

    Bizim bu diyarlarda ne kadar iktisatçı ağbi ve ablamız varsa, hepsi her Allahın günü “FED faizleri artırırsa” konulu makale yazıyor. Başka bir şey düşünemez hale geldiler. TV ekonomi programlarında, her gün yüz kere “FED faizleri artırırsa, Türkiye’nin hali nice olur?” diye soruluyor. Uzmanlar “çok kötü olur” diye cevap veriyor. Bu yüzden ahalinin asabı bozuluyor. Asabı bozulan da gidip dolar alıyor. Cumhurbaşkanı tarafından faizleri indirmediği için ihanetle suçlanan Merkez Bankamız bile, her şeyi göze alıp “koridorun sonuna geldik bundan sonrası sadeleştirme” dedi. Yani piyasalara “TL’de kalın çünkü faizi artıracağız” sinyali yolladı. Tabii sinyali alan da olur almayan da. Çünkü buralarda çok parazit var.

    DURUM VAHİM, AMA ÜMİTSİZ DEĞİL

    Başlıktaki söz Churchill’e aittir. Ekonomimizin sıkıştığı bir gerçektir. Ancak, FED’in muhtemel faiz artışı karşısında “durumumuz ne vahimdir ne de ümitsiz.” Eğer ortada ekonomiyi etkileyecek vahim bir durum varsa o da “Kürt Ayaklanması”dır. Doğrudur; bugünlü halimiz, ne 2002-2007 arasına ne de 2010-11 yıllarına benzemiyor. Bırakın çok yüksek büyümenin elde edildiği o yılları, Cumhuriyet dönemi ortalama büyüme hızı olan yüzde 5’in de altındayız. Ufukta bunu tersine çevirecek bir işaret de görünmüyor. Serbest piyasacılar, eskiden her ekonominin kendi iç dinamikleriyle, içine düştüğü “durgunluk-işsizlik” kısır döngüsünden kurtulacağına inanırmış. Ancak sonra anlaşılmış ki, bu kısır döngü de bir başka tür “denge” hali olabilir, uzun yıllar sürüp gidebilirmiş. Buna da “seküler durgunluk” adını vermişler. Piyasa kısır döngüsü, ancak piyasa dışından bir müdahale ile kırılabilir. Yani devletin “para ve maliye” önlemleri alması gerekir. Tüm ekonomilerin birbirini etkilediği bu küresel ortamda Türkiye, böylesi önlemlerle aradan sıyrılıp (pozitif ayrışıp) tek başına hızla büyüyemez. Ama popülist kararlarla negatif ayrışıp ciddi krize girebilir. CHP’liler, bu sözüm sizedir. Çözüm geliştirirken kamu dengesine dikkat edin.

    ERDOĞAN’A RAĞMEN, TÜRKİYE TOPARLANABİLİR Mİ?

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, günümüz Türkiye’sinin en önemli şahsiyetidir. Başbakanlığı döneminde, küresel şartlar elverdiği için, bir süre “el parasıyla” hızlı büyüdük ve “kapanmaz cari açıklara duçar olduk”. Ekonomimizin manevra alanı daraldı. Sorumlusu Erdoğan’dır. Her şeye rağmen Erdoğan’ın gerçekçi bir yanı olduğuna inanıyorum. Hangi yolun çıkar, hangi yolun çıkmaz olduğunu anlayacak ve ona göre davranacaktır. Muhalifleri de gerçekçi olmalı, demokrasinin “seçimle gelen, seçimle gider” kuralını içselleştirmelidir. Bu sebeple “Erdoğan gitsin, dertler bitsin” formülü geçersizdir. Sorunlar, Erdoğan ile birlikte aşılacaktır.

    SON SÖZ: Her sorun, çözümünü içinde saklar.

    Ege Cansen, 6 Ağustos 2015
    http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/ege-cansen/ey-fed-artir-su-faizi-artik-902291/

    YanıtlaSil
  22. Hocam şu verileri dikkatle incelemenizi öneririm:

    http://usdebtclock.org/

    http://www.feedingamerica.org/

    YanıtlaSil
  23. Hocam kişi başına düşen milli gelirimiz 10 bin dolar falan yani TL olarak 30 bin lir a ediyor dogrumu anlamisim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet kabaca o kadar ediyor (yıllık gelir.)

      Sil
    2. Buradaki "gelir" kelimesi "Gross National Income" gibi eskimis bir modelden kalmadir. Sn. Egilmez'in kullandigi veri "Gross Domestic Production" ve nihai tüketim icin üretilip satilan mallarin brüt degerini gösterir. Maas gibi bir gelir olarak konusmak yanilticidir, refah seviyesine de isaret etmez.

      Sil
  24. Hocam sizin oralara da overlokçu geliyor mu?

    YanıtlaSil
  25. 1 DOLAR = 4.00 TL BİLE OLUR !

    Lenin: “Bir ulusu yok etmenin en kesin yolu para birimini güçsüzleştirmektir.”

    Süleyman Demirel: “Türk Lirası güçlü olunca n’olcak? Paraları güreştirecek miyiz?”

    Doların tarihi seviyeye ulaştığı gün Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi: “Endişelenecek bir durum yok.”

    BU EKONOMİ YÖNETİMİYLE...

    Piyasalarda “Dolar 3 lira olur mu?” diye konuşulmaya başladı. Sorunun kısa bir cevabı var: “Oldu bile!” Bizde bu ekonomi yönetimi varken 4'te olacak!

    “Yok canım, o kadar da değil” demeyin. “Bundan iki yıl önce aslında doların hakkı 2.5 lira” dediğim zaman insanlar gülüyordu. Bugünün şartlarına baktığımda paranın hala fazla değerli olduğunu düşünüyorum. Daha üzücü olansa ülkenin ekonomi yönetiminin paranın değerini hiçe sayması.

    Çok değil, bundan sekiz yıl önce 1 Türk Lirası 1 ABD Doları’na denk olur mu diye rapor yazdığımı hatırlıyorum. O zamanlar gelişmekte olan ülkeler arasında örnek ülkeydik. Sekiz yıl ileri sarıyorsunuz ve apayrı bir Türkiye ile karşılaşıyorsunuz! Sahiden ne oldu şu son sekiz yılda?

    KÜRESEL EKONOMİK KRİZ ÖNCESİ...

    2007'ye dönüyoruz: Neoliberal ekonominin savunucuları artık krizlerin 1990’ların olgusu olduğunu iddia ediyor. Dünyada yanılmaz tek bir ekonomik düzenden bahsediliyor. Neoliberal politikaların babası IMF bile varoluşçu bir sorgulama içinde. Kriz olmayan bir dünyada IMF’nin rolü konuşuluyor. IMF ile çalışan üç-beş Afrika ülkesi kalmış. 1990’ların kriz bağımlısı gelişmekte olan ülkeler (Brezilya, Rusya, Türkiye ve diğerleri) IMF’ye artık ihtiyaçları olmadığını düşünüyor.

    İşte böyle bir ortamda "dolar parite olur mu?" diye konuşulurken küresel finansal kriz geldi. Bizim IMF’yle stand-by anlaşmamız 2008 Mayıs’a kadar devam ediyordu. Anlaşma bittiğinde piyasalarda “Türkiye yeniden IMF ile bir anlaşma yapar mı” diye konuşuldu.

    Erdoğan bir gitti, bir geldi sonunda IMF’yi bile bezdirdi. Bir gün çıkıp “IMF ile anlaşmaya vardık yarın öbür gün imzalarız” diyordu. İki gün sonra çıkıp “Ben bu ülkenin ekonomisini IMF’ye teslim etmem” diyordu. Böyle böyle Erdoğan piyasaları bir buçuk yıl oyaladı. IMF’siz bir buçuk yıldan sonra IMF de çıkıp “Türkiye’nin bize ihtiyacı yok” dedi.

    Evet artık IMF’den para almamıza gerek yoktu. Çünkü piyasalardan borçlanabiliyorduk. Ama IMF’nin bize faydası aslında reform konusundaydı. 2008’e kadar her ne kadar Ali Babacan ekonomi bakanıysa da; ülkenin ekonomi yönetimi IMF’deydi. Onlar söylüyordu, biz yapıyorduk.

    İşte bu yüzden gelişmekte olan ülkelerin kralıydık. 2008’den sonra yönetim Babacan’a geçti… Daha doğrusu Erdoğan’a.

    PİYASA EKONOMİSİNİ HAZMEDEMEMEK...

    Düşük bütçe açığı, düşük enflasyon, özelleştirme, finansal istikrar… 2000’lerde ekonomiyi takip ettiyseniz bu terimleri sıklıkla duymuşsunuzdur. IMF bize bu konuda yardımcı oldu. Ama sonrasında biz bize kaldık. Elimizden tutan olmadığı için reform yapamadık.

    Ülkenin ekonomi yönetiminden sorumlu olanların ya eli kolu bağlıydı (Ali Babacan, Mehmet Şimşek) ya da piyasa ekonomisini tam hazmedememişlerdi (Zafer Çağlayan, Nihat Zeybekçi). Tüccar ve müteahhit mantığıyla trilyon liralık ekonomiyi yönetiyorlardı.

    +++

    YanıtlaSil
  26. PİYASA DİSİPLİNİ...

    Bu "piyasa ekonomisi"nin aslında en önemli özelliği demokratik olması. Kamunun ağırlığı olan bir ekonomide tek bir kişi veya bir kurul kararları belirlerken, piyasa ekonomisinde pek çok oyuncu karar veriyor. Örneğin eskiden Türk Lirası’nın değerini Merkez Bankası belirlerken artık piyasalardaki binlerce oyuncu belirliyor.

    Bir şeyleri yanlış yaptığınız zaman bu piyasadaki oyuncular sizin para biriminizi satarak cezalandırıyor. Paranız değer kaybediyor. Enflasyon artıyor. Halkın satın alım gücü düşüyor. Ülkeniz fakirleşiyor.

    İşte bu olaya "piyasa disiplini" deniyor. Yanlış yönde ilerleyen ülkeleri piyasa cezalandırıyor. Bu yüzden “Dolar 3’ü değil 4’ü bile bulabilir” diyorum. Çünkü bugün ülkeyi yönetenler iyi işler yapacak niyete sahip değil. Böyle olunca da piyasalar bizi cezalandırmaya devam edecek.

    PEKİ HİÇ ÜMİT YOK MU?

    Piyasa sizi cezalandırırken, sizin tutumunuz “Meraklanacak bir şey yok!” deyip tutarsız açıklamalar yapmaksa; maalesef kısa vadede ümit yok demektir! Siz hala "Güçlü ülkenin güçlü para birimi olur!" gerçeğini anlamamışsanız, demokrasi olmadan, hukuk olmadan piyasa ekonomisi olmayacağını anlamamışsanız; Dolar 4’e gitse ne yazar! Ayakkabı kutularında "lira" gelmiyor ki; "dolar" geliyor. Siz kendinizi sağlama aldıktan sonra 78 milyona ne olduğunun bir önemi var mı!

    Ama uzun vadeye bakınca çok ümitliyim. Bugün piyasa disiplinini hazmedemeyenler bir süre sonra bağımsızlık namına ipleri eline almaya kalkacak. Siyasetteki baskıcı rejimi ekonomide de uygulamaya çalışmaları sonları olacak.

    Ne iç ne de dış politika: Ekonomiyle gelenler, ekonomiyle gidecekler!

    Mert Yıldız, 18 Ağustos 2015
    http://www.diken.com.tr/dolar-3-lira-olur-mu-olur-4-lira-bile-olur/

    YanıtlaSil
  27. Mahfi hocam selamlar,
    TL grafiğini enflasyondan arındırdığımızda yıllara göre performans nasıl oluyor. Tabi bu arada açıklanan enflasyon rakamlarını gerçekçi buluyor musunuz. Ben reel yaşamımda aynı oranları hissedemiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazıma bir bakın isterseniz: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
    2. Hocam teşekkürler... En sade şekliyle bir anlatımınızdan daha istifade ettim.. Ama bu tablonun 2015 verileri dahil edilen şeklini de oldukça merak ediyorum. Zira son 3 yılımız diğer 10 yıldan büyüme, enflasyon? ve kur bakımından ayrışıyor.. Son tespitinizse bence işin özünü ortaya koyuyor "herkesin işine gelen tatlı bir aldatmaca" var ortada..

      Sil
  28. hocam, bildiğim kadarıyla GSMH mize yıllık olarak aldığımız borçlar da ekleniyor!. dolayısıyla ekonomik büyümede esasen GSYH baz alınırsa daha reel bir büyüme değerlendirmesi olmuş olur diyebilir miyiz?. saygılar hocam.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSYH hesaplama yöntemi için şu yazıma bir bakın: http://www.mahfiegilmez.com/2013/09/gsyh-ve-buyume-hesaplamalar-turkiye.html

      Sil
  29. Hocam, emlak satın almanın neden yatırım olarak görülmediği konusunda bir yazı ile bizi bilgilendirmenizi isteriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten o yazıyı bunun için yazmıştım. Yatırım, üretimi artırmak için yapılan bir eylemdir. Sizin bir ev satın alıp oturmanız üretimi artırmaz.

      Sil
  30. Hocam Türkiye'deki bazı occult temsilcilerinin, özellikle seçimlerin tekrarlanacağının kesinleşmesinden sonra, Bebek sırtlarındaki villalarda daha sık biraraya geldikleri, ayin ve ritüellerini arttırdıkları söyleniyor.

    Siz de bu ayinlere ve ritüellere katılıyor musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogdaki Hakkımda bölümünü okursanız benim kendimi bütün bağlantılardan bağımsız tutan bir kişisel yaklaşımım olduğunu göreceksiniz.

      Sil
    2. Occult faaliyet içinde olup da, 'ben occult içindeyim' diyen, şimdiye kadar görülmedi, duyulmadı!

      Bebek sırtlarındaki villalarda düzenlenen ayin ve ritüeller de özel maske ve özel kostümler içinde yapılıyor!

      Siz burada, bu siteyle topluma şirin gözükürken, diğer yandan, bu ayin ve ritüellere katılıp katılmadığınızı nereden bilebiliriz!

      Sil
    3. Bilemezsiniz. Kaldı ki bugün katarakt ameliyatı olduğum için özel bir maskeyle dolaşıyorum. Bugün birisi görse beni bu dediğiniz toplantıya katılıyorum sanabilir demek ki.
      Bu arada amacım topluma şirin gözükmek filan değil. Bilim adamının gerçekleri aramaktan ve bulduğunu düşünüyorsa anlatmaktan başka bir amacı olmaz. Topluma şirin gözükmek isteyen kişi bilimle filan uğraşmaz, gider siyasete girer.

      Sil
    4. Hocam, bir kez de birisini kırsanız olmaz mı?

      Nezakete yukarıdaki koşullarda bile! bu kadar önem vermenizin nedeni ne?

      Occult faaliyet içinde olanların çok centilmen olduğu söylenegelir... Belki sebebi budur, ne dersiniz?

      Sil
    5. Bu bloğa yorum yapan herkes kendisine nazik davranılmasını hak etmiştir benim gözümde.
      Occult faaliyetin ne olduğunu bilsem bir yorum yapardım ama sadece sözlüğe bakarak öğrendiğim bir şeyden öteye gitmiyor.

      Sil
    6. Gecmis olsun hocam,
      sagliginiz yerindedir insallah.

      Sil
  31. Merhabalar hocam
    Ak parti hükümeti 231 milyar$ olan gelirimizi nasıl 800 milyar$ a çıkarmıştır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazıma bir bakın: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
  32. GSYH artislari zaten enflasyondan arindirilmis olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kastınız büyüme ise doğru. Ama GSYH yıldan yıla kıyaslanırken dolara çevrilip nominal değerlerle (cari fiyatlarla GSYH esas alınarak) kıyaslanıyor. Dolayısıyla 800 milyar dolar GSYH dediğimizde içinde önceki yılın enflasyonu da oluyor. Bunu doların (enflasyonu düşük olduğu için) düzeltmesi bekleniyor. Ama eğer örneğin TL, dolardan değerli tutulmuş ise o zaman Dolarla GSYH da yükselmiş görünüyor. Bu konudaki yazıma bakabilirsiniz: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
  33. Hocam siz daha iyi bilirsiniz ancak, döviz kurundan kaynaklı hesaplamalarda rakamsal olarak azalışların olması, reel anlamda fakirleştiğimizi mi gösterir gerçekten? Kağıt üzerinde fakirleşmiş gibi görünüyor olabiliriz tabiki ancak reel olarak doğrudan etkisi olmamalı, dolaylı etkileri illa ki olacaktır..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tersi de doğru değil. Yani döviz kurunu sabit tutup zenginleşmiş görünmek de doğru değil. Bu konudaki yazıma bir bakın isterseniz: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
  34. Ayrica oranlari hissetmek icin yasadiginiz sehirlere bakin yeter. 10 sene onceki yapilasma ile simdiki yapilasmanin ayni olmadigini goreceksiniz. 10 sene once bir tane super market bulamazken simdi adim basi supermarket goreceksiniz. Insanlar tuketiyor ki bu marketler var degil mi? 10 sene once cep telefonu abonesi bile gorece sayiliyken, simdi aylik internet dahi zaruri hane halki harcamalarina giriyor, 10 sene oncenin trafikteki araba sayisi ile simdiki arasinda milyonlarca fark var vs. vs.

    Kisi basina dusen gelir sadece istatistiki bir bilgi, toplam rakamin nufusa bolumunden cikiyor. Bu rakam ne herkese ayni sekilde yansiyor, ne de bir ulkenin refah duzeyini gostermek icin tek basina yeterli bir veridir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Zaten ben de refahımız artmadı demiyorum. İki konu var: (1) Refahımızı arttığından daha fazla artmış gibi gösteriyoruz. (2) Son iki yılda gelirimiz düşüyor.
      Bu yazıma bir daha bakmanızı öneririm: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
  35. Sayın Hocam, ABD borsalarının çöküşüyle birlikte "FED'den QE 4 gelir mi ?" içerikli makaleler okumaya başladım. Sizce olası mı ? Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdilik öyle görünmüyor. Ama bu gidiş faiz artışını ileriye itiyor gibi duruyor.

      Sil
  36. Sayın hocam engin analiz ve bilgilerinizle her zamanki gibi ufkumuzu açtiniz. Emeğinize sağlık.
    Benim sorum milli gelirimiz son yıllarda durağan iken enflasyonunda her yıl arttığını hesap edersek reel gelirimiz de ortaya çıkan etki nasıl olur?
    Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah.
      Aslında yazı bu sorunuzu yanıtlıyor. Reel gelir geri gidiyor. Çünkü dolar da bir anlamda reel geliri ölçüyor.

      Sil
  37. Fakirleşiyoruz demek çok yanlış.
    a) GYSİH için 'milli gelir' diyoruz ama aslında nihai kullanım/tüketim için üretilen mal ve hizmetlerin değerini gösterir. Gelir göstergesi değildir, bu modeli geliştiren ekonomist Simom Kuznats bunun refah seviyesini anlatmak için suistimal edilmesinden uyarmıştı 1930'larda.
    b) Üretimi gösteren GYSİH'nin dolar bazında düşmesi nihai tüketim/kullanım için üretilen mal ve hizmetlerinin değerinin dolar olarak düştüğünü gösterir sadece. Ekmeği dolarla almadığımız sürece de, dolar bazında GSYİH'nin düşmesi üretimin azaldığına da işaret etmez.
    c) Yatırımcı kişi başı GSYİH'ye bakıp yatırım kararı almaz, bunun bir gelir göstergesinin olmadığını bildiği için.

    Ayrıca yorumcunun birisi GINI indexine de bakalım demiş, baksın bakalım bizden 'daha eşit' gelire sahip ülkelerin ekonomisi ve hayat standartları daha mı iyi.

    Velhasıl kelam: Hesaplarınız doğru, ama yaptığınız çıkarımları kullandığınız verilerden yapamazsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar da yanlış değil.
      a) GSYH aynı zamanda geliri ve harcamaları da gösterir. Üç ayrı ölçüm yöntemiyle ölçülür ve bu üçü bir eşkenar üçgenin üç kenarıdır. Kuznets'in uyarısı doğrudur çünkü tek başına kişi başına GSYH refahı temsil etmez.Ne var ki bizim toplumumuzda yıllarca GSYH artışı ve kişi başına gelir artışı refah artışı olarak sunuldu. Bu durumda düşüşü de refah düşüşü olarak anlatmak yanlış olmaz.
      b) Bu saptama da doğru değil. Çünkü dolar burada enflasyon etkisini gidermek amaçlı kullanılıyor. Önceki yıllarda TL dolara karşı değer azandığı için GSYH'mız olduğunda kat kat fazla artmış görünmüştü. Şimdi işler tersine dönünce yani TL değer kaybetmeye başlayınca bu itirazı ileri sürmek doğru olmaz. Bu konuda bir yazım var:
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html
      c) Yabancı yatırımcılar kişi başına gelirin artışına da bakarak bu ülkeye girip girmeme kararı verirler. Dediğiniz kadar hafife alınacak bir ölçü değildir bu. Türkiye'ye 2004 - 2008 arasında iki üç kat yabancı sermaye girişinde önbemli etkisi olmuştur kişi başına gelkir artışının. Toplumun zenginleştiğini, daha çok mal ve hizmet satılabileceğini gören yabancı yatırımcılar buraya gelmişlerdir. Velhasıl kelam: Bir ülke kendi parasını değerli tutup GSYH'sını dolar cinsinden artırdığında zenginleşiyoruz diye övünmüşse TL değer kaybedip GSYH'sı dolar cinsinden düştüğünde de tersini kabul etmek zorundadır.

      Sil
    2. Yazınız için teşekkürler hocam. Yorum yapanlara da teşekkür ediyorum.
      Mahfi hocam bir de "Yalancının mumu yatsıya kadar." Atasözünü de eklerseniz sevinirim. :)

      Sil
    3. Hocam, Tüccar Kafası'na cevap verirken, yumruklarınız bu kadar sert olmak zorunda mıydı?

      Sil
    4. Amacım kimseye yumruk atmak filan değil. Burada karşılıklı tartışıyoruz.

      Sil
  38. petrol fiyati dusuyor ama suudi arabistan siralamada one dogru yol aliyor

    YanıtlaSil
  39. 1 Mayıs'ta "İktidar Partisinin Oy Oranı ile Ekonominin Büyüme Oranı Arasındaki İlişki Üzerine Bir Deneme" yazınız vardı. Erken seçim öncesi güncelleme yapacak mısınız? Yoksa o zamandan beri koşullarda bir değişiklik yok mu?

    YanıtlaSil
  40. FED, FAİZİ ARTTIRIRSA, ENFLASYONUN SERT BİÇİMDE YÜKSELMESİNE YOL AÇAR!

    ABD’nin eski Hazine Bakanı’ndan Fed’e uyarı geldi.

    Harvard Üniversitesi Ekonomi Profesörü ve Eski ABD Hazine Bakanı Larry Summers, Fed'in bu yıl faiz artırmasının tehlikeli bir hata olacağını, tüm merkez bankalarının hedeflerinin bu nedenle şaşacağını öngördü.

    Financial Times için bir makale kaleme alan Summers, kamu ve özel sektör yatırımlarının tam istihdamda reel faizleri artıracak şekilde teşvik edilmesi gerektiğini belirtti. "Fed'in faizleri ayarlaması için neden yok" diyen Summers, aksi takdirde enflasyonun sert biçimde yükseleceği ve piyasaların başının döneceği uyarısında bulundu.

    http://www.ntvpara.com/haberler/dis-haber/bu-yil-faiz-artisi-hata-olur

    *
    Mahfi Hocam, acaba Summers, iktisat camiasının 'öteki' tarafında yer alan bir iktisatçı mı?

    Hani enflasyon sebep, faiz ise sonuçtu?

    Kafam iyice çorba oldu?

    YanıtlaSil
  41. Petrolün varil fiyatı 100$ olsaydı benzinin litresi kaç TL olurdu hesaplamak mümkün mü acaba? Vatandaşın devalüasyonu fark edebilmesi için günlük alıp sattığı şeylerin fiyatınıdaki bariz artışları görmesi gerekiyor, 3-5 aya yayılmış kademeli bir artış kaynayan kurbağa etkisi yapıyor.

    YanıtlaSil
  42. AKPnin esas derdi hükümetin kurulması değil... RTE cumhurbaşkanı sıfatı ile hükümetin her türlü işlem ve faaliyetini engelleme yetkisine sahip zaten... peki o zaman sorun nerede?

    AKPnin esas korkusu TBMMnin toplanıp çalışmaya, işlemeye başlaması... çoğunluğun AKPde olmadığı bir meclisin neler yapabileceği, nerelere el atabileceği hiç belli olmaz... bu yüzden seçim kararı alarak komisyonların oluşmasını engellemeye çalışıyorlar, TBMM başkanlığında kendilerine arka çıkan Bahçeliye her zaman güvenemeyeceklerini biliyorlar..

    esas amaç TBMMnin çalışmasını engellemekse ve kasımdaki seçimde de farklı bir sonuç çıkmayacaksa esas niyeti TBMMnin çalışmasını engellemek olan AKP ne yapacaktır? Tabiki de AKP tek başına iktidar olana kadar, hükümetin kurulmasını engelleme kanalıyla tekrar tekrar seçim yaptıracaktır...çünkü kasım seçiminden sonra TBMM toplansa ve 17-25 aralık yeniden genel kurula getirilmek istense dahi meclis içi süreçler nedeniyle nihai aşamaya gelmek en az 2-3 ayı bulur... yani seçimi yenilemek için gerekli olan 45 günlük süre asla yakalanamaz...Tehlikenin yaklaştığını gören RTE de hemen seçimi yeniletir.. yani kasımdaki seçim önümüzdeki tek seçim değil! en az 2-3 seçim daha olacak...

    Yani demem o ki sadece 2016yı değil 2017 hatta 2018 bile kaybedilme tehlikesi altında....yani fakirlik çok daha da artacak ve dramatik boyutlara ulaşacak....çünkü AKPnin derdi ülkeyi bataktan çıkarmak değil, dosyalar içersindeki soruşturmalardan bir şekilde kendilerini kurtarmak... öyle olmasaydı AKP-CHP hükümeti çoktan kurulurdu...

    Dolayısıyla bu yazı erken yazılmış bir yazı... çok daha kötü günler yolda... görünen köy kılavuz istemez...

    İki anahtar kelime... Uzakdoğu seyahatleri ve Malezya!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu senaryo hic olasi degil. Turkiye simdilik oyle gorunse bile, birilerinin oyuncagi degil. Nice partiler geldi gecti. Siz halkin boyle bir seye goz yumacagini mi saniyorsunuz? Ulkenin bu duruma dusmesinin musebbipleri, yolsuzluk yapanlar er ya da gec cezalarini bulacaklar, bundan hic kuskunuz olmasin. Bundan kacis yok. Unutmayin, bu ulkeyi terketseler bile bir insanin kendi ulkesine donememesinden buyuk ceza olamaz. En yakindakilerinden tekmeyi yedikce, yedikler ictikleri burunlarindan gelecek. Inanin dunya servetini onunuze sersek bu duruma dusmek istemezsiniz.

      Bu isler kimsenin yanina kar kalmaz. Kalsaydi bugun gelismis ulkeler bu noktalarda olamazlardi. Onlarin tarihi de nice yolsuzluklari barindirir. Namussuzlari sece sece, namuslu secmeyi ogrendiler. Bu bir tecrube meselesi bizde de artik hem siyasiler, hem halk yolsuzlukla bir yere varilamayacagini, zenginlesilemeyecegini anlayacak ve medeniyette bir adim daha ileri gitmis olacagiz. Halk kotuyu yasamadan, neyin iyi oldugunu anlayamiyor, bu da malesef zaman aliyor.

      Sil
  43. "EKONOMİK KRİZ YOK!" DİYE BAĞIRANLAR VAR MI!

    ÖYLEYSE BURADAN BUYRUN!

    Özel bir şirkette sabah 8 akşam 5 kitap okuyorum, dizi/film izliyorum, komik hayvan videolarına gülüyorum, atölyede uzay mekiği ve zaman makinesi yapmaya çalışıyorum: Yani "mühendisim". İmalat yapıyoruz. Boş vakitlerimde de üretim, kapasite falan planlıyorum bu arada...

    HAM MADDE

    2014 Kasım'da kilosunu Dolar üzerinden ama anlaşmalı fiyatla sabit 2,90 TL'dan aldığımız ham madde vardı. Adamlar 2014 Aralık'ta bizi arayıp "biz bunun fiyatını değiştirdik, artık size 2,70 TL'den veriyoruz" dediler. "Canımıza minnet" dedik. "Ağzınızdan çıkanla kulağınızın duyduğunu sevelim biz" dedik. "Sizin ağzınız bal yesin" dedik. Ham madde fiyatı düşünce, hâliyle maliyet de düştü. Fiyat listesini (üşendiğim için) değiştirmedik ama lokomotif ürünlerden (yanılmıyorsam) üçünde, satış aşamasında müşterilerimize "biz onu size şu fiyattan indirimli verelim" dedik. Düşük fiyattan sattık. Müşteriler de bize "sizin ağzınız bal yesin" dedi.

    O zamanlar öyle tatlı yiyip tatlı konuşuyorduk ama o gün yediğimiz hurmalar şimdi popomuzu tırmalıyor!

    Çünkü: 2015 Ocak'ta kilosunu 2,70 TL'ten aldığımız ham maddenin kilosu şu an 4,00 TL! Yani neredeyse %50 zamlanmış! Şimdi 4,00'ü versek bile bu iş huzur içinde çözülmeyecek! Neden? Çünkü: 2015 Ocak'ta, Şubat'ta indirimli fiyattan sattığımız malların ödemesini şu an (Ağustos 2015!) alıyoruz ve çok fena zarardayız!

    Ben 2015 Ocak'ta ham maddesini 2,70 TL'den aldığım ürünün satışından gelen parayla aynı miktarda mal üretecek ham maddeyi alıp depoya koyamıyorum! Daha bunun: İşçiliği var, diğer malzemeleri var, şirkete misafir gelene ikram ettiğimiz kahvenin parası bile var!

    Depodaki ham madde bitene kadar üretip, sonrasında stokta ne varsa onu satmayı düşünüyorum şu an için!

    Bakın buna: "Fakirleşmek" denir!

    İŞSİZLİK

    2015 Ocak'ta şirkette 75 kişi çalışıyordu; şu an 35 kişi var! 39 kişiyi biz çıkardık!

    1 kişi tüm "sen kal, gitme" ısrarlarıma rağmen kendisi gitti! Ayrılmasın diye inisiyatif kullanıp zam teklif ettiğim adamı 1 ay sonra geri geldiğinde işe alamadım! Çünkü: Sipariş yok! Üretim durmuş! Depodaki stoklar dolmuş taşmış! Ürün kasaları himalaya ebatlarına erişmiş! Yılın başında en az 2 ay sonrasına gün vereceğim siparişe nakliye süresi dahil 1 hafta sonraya termin (randevu) verir olmuşum!

    Hâlihazırda 2 kişilik iş yapan adam, işten çıkarılmamak için 3. kişinin işini yapmaya hazır; ama iş yok!

    Önce, askerliğini yapmamış olanları çıkardık!

    Sonra, yaşı 50'den yukarı olanları! Şirket sahibinin "manevi oğlum" dediği adamı bile çıkardık işten; ben daha ne diyeyim!

    Sizler, bu satırları okuyanlar, birini işten hiç çıkardınız mı bilmiyorum, ama ben, benden çok daha uzun zamandır burada çalışan, evli barklı, en az 3 çocuk okutan insanları işten çıkarmak zorunda kaldım!

    Bakın buna: "Piyasa durgunluğu" denir! "İşsizlikte rekor artış" denir!

    +++

    YanıtlaSil
  44. LOJİSTİK

    Suriye ve Mısır'da bayilerimiz vardı. Her ay en az 800.000 adetlik siparişleri olurdu! Siparişler azalmaya başladı: 600.000, 400.000, 200.000 ve iflas!

    Zaten sonra Suriye'deki bayinin sahibi ülkeden kaçtı, yolu üzerindeydik, geçerken bize de uğradı. "Siz de gidin, çok durmayın buralarda!" falan dedi! Şimdi Almanya'da diye biliyorum.

    Bizim bu Suriye ve Mısır bayilerine sattığımız altın varaklı, yaldızlı falan, yolda bulsanız almayacağınız ürünlerimiz var: "Arab special" koleksiyonumuz! Bayiler kapanınca mallar elimizde kaldı! Ben de depoda yatmasınlar diye Avrupa bayilerine, üzerine "hediye notu düşerek" yolladım; yine de geri gönderdiler! "Biz bunu sipariş etmedik, istemeyiz!" diye! Neyse, onu sonra anlatırım. Şimdi konumuz bu değil.

    Araplar hâlâ mal istiyor, bayiler de aradan çıkınca, direkt biz iş yapıyoruz; daha doğrusu yapamıyoruz! Burnumuzun dibine mal göndereceğiz ama ortada savaş var! "Yandan geç" deyince nakliye maliyeti roket gibi uçuyor! Ayrıca riskli! Mısır'dan zaten hiç ses yok! Ne olacağı belli değil!

    Bakın buna: "Ortadoğu sarmalı" denir! "Ticaret açığı" denir!

    Her ne kadar "Ekonomik kriz mi! Ne krizi! Kriz-mriz yok! Biraz duraladık sadece! Herkes tatilde! Her yer araba! AVM'ler dolup taşıyor hâlâ! Demek ki milletin durumu çok iyi!" deseniz de Dolar 3 TL'yi teğet geçiyor!

    Ben yazıcıdan "KAPATIYORUZ!" diye çıktı alıp, şirketin girişine asmayı düşünüyorum!

    Ama siz, bu satırları okuyanlar; tabii ki daha iyi bilirsiniz elbet: Ekonomik kriz var mı! Yok mu!...

    24 Ağustos 2015
    https://eksisozluk.com/entry/54257508

    YanıtlaSil
  45. Hocam,
    Gösterge faizi an itibariyle 11.25. Bu rakam bize veya MB'ye bir şey ifade ediyor mu? Faizler %10 seviyesine cikarsanız bile az vs gibi bir anlama geliyor mu?

    YanıtlaSil
  46. "Fakirsen isyan etme Zenginsen dostunu unutma.Ezme beni ezerim seni gec me beni gecerim seni yeme beni yerim seni Muavinin gonlu yara soforun bahti kara "Busozler tam da dunya kuresel krizi icin soylenmis sanirim minibuscu sozleri.

    Tam da bu noktadan yola cikarsak ABD zengin dolar matbbasi onda bu nedenle sofor baskaptan sorumlulugu var faiz arttirmayip gelisen muavin olan ulkeleri dolari ile ezmese olmaz mi ? Abd dolar faizini arttirarak guclu dolarla zenginlik taslayarak gelisen ulkeri ezerse gelisen ulkelerde ezilirse gecilirse aslinda ABDnin de ezilecegini guclu dolarin gelisen ulke krizlerinin ABDyi de ezeceginin farkinda degil mi ? Cunku sofor park edecek muavin disarida gel serbest gel serbest diyemiyor ama sofor gaza basiyor .Muavin kapiya bes parmagini vuruyor hoooop diyor.Agir ol agir ol agar ol hooop. Gaz kes gaz kes!

    YanıtlaSil
  47. Ahmet Mahfi Eğilmez:

    1. Kafayı mı sıyırdınız?

    2. Manyak mısınız?

    Kapatın şu siteyi yahu!

    Gidin torun mu seveceksiniz, bahçe mi sulayacaksınız, ney'apacaksanız artık... Zaten kış da geliyor...

    YanıtlaSil
  48. Yanıtlar
    1. Bu site kapansa başkası açılır. Çünkü bilim kardelen gibidir. Üstünü örtseniz de o bir yerden kendini mutlaka gösterir. Öyle olmasa ortaçağ karanlıkları aydınlanmaya dönüşmezdi.

      Sil
  49. Hocam noluyor bugün piyasalara? Euro neden coştu, dolar neden stabil?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dış mihrakların işi gibi duruyor.

      Sil
    2. amaclari nedir ?

      Sil
  50. Hocam kriz dişini gösteriyor, para değerimizi korumak için neye yöneleceğiz? Hala dolar ve euro en sağlam adaylar mı?

    YanıtlaSil
  51. Merhaba,
    euro bugun 16:00 civarinda 3.47 ye yukselmisken yalnizca 1 saat gibi bir surede ciddi anlamda hizli bir düsüs ile 3.38 e geriledi.Sizce bu ani dususun sebebi ne olablir ? Nasil oluyor da 1 saat icinde bu kdr hizli dusebiliyor? Nasil bir müdahale soz konuusu olablir burda ? tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence buna müdahale edilemez. Bu normal bir hareket değil. Normalleşme beklenmeli ve hala yüksek kalıyorsa faiz artırımı gündeme gelmeli diye düşünüyorum.

      Sil
    2. hocam buna müdahale edilemez demişsiniz ama yukarıda benzer soruya dış mihrak işi olarak adlandirmissiniz yani bu müdahale nin olduğunu göstermiyor mu?

      Sil
    3. Dış mihrak işin esprisiydi tabii.
      Kendi basmadığımız paraya müdahale sadece faizle olur yoksa eldeki dövizleri satarak kuru düşüremeyiz. Ama bu kadar oynaklık varken bence bekleyip durulma ortaya çıkarken faizi artırmak gerekir.
      Piyasa zaten faizi artırıyor. Bakın gösterge faiz 11,40'a geldi.

      Sil
  52. Hocam Euro da ani cikis ve ani düsüs yalanci bir oynamama mi ? euro yarin 3.50 seviyelerini görür mü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir bilgim yok. Bu tür ani iniş çıkışların çoğu spekülatif işlerdir.

      Sil
  53. Nihat Zeybekçi: "Karamsar tablo kasıtlı bir manipülasyon!"

    http://www.ntvpara.com/haberler/ekonomi/karamsar-tablo-kasitli-bir-manipulasyon

    Ve bunun buradaki temsilcisi Mahfi Eğilmez isimli kişi!

    ( Bu arada: Manipülasyonun kasıtlı olmayanı varsa, biri bana bunu açıklayabilir mi? )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişilerle uğraşmayın. Onları böyle yetiştiren sistemle uğraşın. Aksi takdirde olayın içinden çıkamayız.

      Sil
    2. "Bakın 3 aydır geçici hükümet var ama buna rağmen maşallah ekonomimiz iyi. Erdoğan ve ekibi öyle bir sağlama almışlar ki Türkiye'yi!"

      24 Ağustos 2015
      https://twitter.com/meryemgayberi/status/635730656492941312

      Sil
    3. İyiden ne anladığımız çok önemli tabii. Ekonomide bozulma birden olmuyor. 2001 krizine gidiş 1992'de başlamıştı.

      Sil
  54. İktisat (ve işletme) öğrencilerine soru:

    "ABD, iPhone’un mucidi. iPhone’lar Çin’de montajlanıyor ve ABD’ye ihraç ediliyor. Dolayısıyla, ABD, Çin’den iPhone ithal ediyor. iPhone, ABD’nin cari açığını azaltır mı arttırır mı?"

    Cevap:
    http://www.tepav.org.tr/upload/files/1299668468-7.Kuresellesme_ile_Degisen_Kavramlar___Apple_ABD_Ekonomisine_Zarar_mi_Veriyor.pdf

    Detaylı bilgi:
    http://neaydinonat.com/?p=128

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Abd Cin'den ihrac ettigi icin cari acigi artirir ancak Apple bir Abd firmasi oldugu icin Cin'de kazanacagi para (Abd'den aldigi meblag da dahil olmak uzere) Abd'ye geri donecek ve cari acigi azaltici etki yapacaktir. Bu durumda soyle bir denklem kurabiliriz: Apple'in Cin fabrikasindan elde ettigi kazanc Abd'nin IPhone ithalati icin odedigi meblagdan fazlaysa (bir baska deyisle fabrikanin operasyonel maliyetleri, yatirim giderleri ve odedigi vergiler dunyanin diger ulkelerine yapilan satistan az ise) Abd'nin cari acigini azaltici etkisi vardir, az ise (maliyetler diger satislardan fazlaysa) artirici etkisi vardir. Yaniliyor muyum?

      Sil
    2. Yanılmıyorsunuz.
      Iphone, ABD firması. Fabrikayı Çin'de kurmuş. ABD'den sermaye ihraç ediyor (bu çıkış ABD için döviz çıkışı, Çin için döviz girişi) İphone lar Çin'de yapılıp ABD'ye gittiğinde Çin (emek payı, hammadde payı vb yoluyla) kattığı katma değeri kazanıyor, ABD firması ise sermaye karşılığında kar transferi yaparak ve teknolojinin know how bedelini alarak kazanıyor. Yani bu ilişkiden iki taraf kazanıyor. Kuşkusuz ABD firması daha çok kazanıyor çünkü üzerine kar koyarak satıyor.
      ABD'nin ödemeler dengesine hem olumlu hem olumsuz (sermaye çıkışı sırasında) katkısı var. Çin için de ödemeler dengesine sermaye girdiğinde olumlu kar transferi başladığında olumsuz katkısı var.

      Sil
  55. 1 Kasım seçimleri sebebiyle, partilerin ekonomi sorumlularını tv deki programınıza tekrar çağıracak mısınız?

    Çağıracaksanız, niçin?
    Çağırmayacaksanız, niçin?

    YanıtlaSil
  56. Hocam gücenmek için söylemiyorum, evlat yetiştirmek gerçekten zormuş...

    YanıtlaSil
  57. Hocam galiba Türkiye olarak human capital düzeyimiz bizi 20.000$ gdp per capita seviyesine getirmek için yeterli olmayacak. Yapay zeka post scarcity dünyayı getirene kadar bitmeyecek bir gelişmemişlikle karşı karşıya olabiliriz.

    YanıtlaSil
  58. Hocam, Gösterge faizin oluşumu ile ilgili sorum var.
    1. İkinci el piyasada vadesine 2 yıl kalmış DİBS satışlarını artıran unsurlar nedir?
    2. Tahvilin vadeye kadar getirisi (YTM) hesaplanırken, nakit akışlarını iskontolamada 1 haftalık repo faiz oranı, gecelik borç verme faiz oranı ve geç likidite penceresi borç verme faiz oranı piyasa faiz oranı (PFO) olarak mı kabul edilmektedir?
    3. DİBS'lerin vadeye kadar getirisi hesaplanınca gösterge faiz mi bulunuyor?
    4. PFO, MB tarafından belirleniyorsa ve iskonto oranı olarak bunu kullanıyorsak gösterge faizi hesaplamaya neden gerek var.
    Aklım çok karıştı.

    YanıtlaSil
  59. 35 yaşında bir bilgisayar mühendisi olarak yeni mezunların iyi okul bitirmiş olanları hiç iş yapmıyor ve burunlarından kıl aldırmıyorlar, orta düzeydekiler vasat çalışıyorlar, kötü olanlarsa tek tük iyi geri kalanı çöp (mesela yunanistan şirket tahvili gibi...), adam gibi adam oranı iyi okullarda %20, ortalarda %10, kötülerde%5. bu durumda bilemiyorum, ne kadar geri zekalının yapabileceği yöntem varsa deniyoruz anca öyle bir şeyler çıkıyor. Haa bu arada herkes "bilgisayar mühendisi", ne okuduğu hiç farketmez... O denele bilgisayar işinde para varmış oraya girelimle olmuyor. Adam test bile yapamıyor/yapmıyor yahu testin adı "monkey test", yani maymun testi yapması gereken rasgele tuşlara basıp çalışmayan bir şey varmı bakmak... Eğitene kız derler ama haddini bilmeyenede kızılır hocam...

    YanıtlaSil
  60. http://trtekonomi.blogspot.de/2015/08/mahfi-egilmezin-tutarszlklar.html

    YanıtlaSil
  61. bence gsyih düştüğü için ithalat da düşer; bu düşüş önemli bir derecede olur mu bilmem ama gelir azaldığı için ithalat düşer ve bu da cari açığı aşağı çeker.
    Ayrıca tlyi değerli tutabilmek de (hem de uzun süre) önemli ve bir de, kriz sonrası birçok ülke de (gelişmiş ülkeler de) aynı durumu fazlasıyla yaşadı. Bu nedenle, herkes kötüyü yaşarken biz daha az kötüyü yaşarsak bu başarıdır. Eğer onlardan daha kötüyü yaşasaydık, o zaman "hop nereye?" derdik.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...