30 Ocak 2016 Cumartesi

Japon Merkez Bankası ve Negatif Faiz

Geçtiğimiz hafta Japonya Merkez Bankası (BOJ) faizi eksi yüzde 0,1’e düşürdü. BOJ, bankaların kendisinde tuttuğu cari hesaplara uyguladığı faizi eksiye düşürerek bankalara “bana yatırdığın para için faiz vermem, tam tersine üste para alırım, onun için bu parayı bana yatıracağına git piyasaya kredi ver” mesajı verdi. Benzer bir uygulama bir süredir Avrupa Merkez Bankası (ECB) tarafından da uygulanıyor. BOJ bu adımı niçin attı?

Abe, ikinci kez başbakan olarak hükümete geldiğinde Japonya yaklaşık çeyrek yüzyıldır durağan bir ekonomi durumunda bulunuyordu. Aşağıdaki grafik küresel krizin çıktığı 2008 yılından 2015 yılı sonuna kadar geçen 8 yıllık sürede Japonya’nın yıllık büyüme ve enflasyon oranlarını birlikte gösteriyor. 


Grafiğin ortaya koyduğu gerçek Japonya’nın kamu kesimi borç yükünün astronomik oranlara çıkmasına yol açan bütçe açıklarını büyütmesine karşın ekonomide büyümeyi yerleştiremediğini gösteriyor. Abe’nin 2012 yılı sonunda seçimi kazanarak ikinci kez başbakanlığa gelmesine kadar Japonya gevşek maliye politikası aracılığıyla talebi artırıp, ekonomiyi canlandırarak büyümeyi sağlamaya çalıştı. Uzun yıllar bu politikanın peşinde koşan Japonya’da kamu kesimi borç yükü GSYH’nın yüzde 250’sine kadar yükseldi. Abe ikinci kez başbakan olduktan bir süre sonra bütçe açıkları ya da gevşek maliye politikasına dayalı ekonomiyi toparlama yaklaşımını terk ederek BOJ’u, ABD Merkez Bankası (Fed) ve İngiltere Merkez Bankası’nın (BOE) izlediği gevşek para politikası uygulamasına geçirdi. BOJ, son yıllarda tahvil alımı yaparak piyasaya likidite veriyor ve bu yolla piyasada canlılık yaratmayı hedefliyor. Yukarıdaki grafiğe bakılacak olursa 2014 yılında büyümede yaşanan sıçrama bu hedefe doğru yol alındığını gösteriyor. Ne var ki bu görünüme aldanarak kamu borç yükünü hafifletmek için vergileri artıran Japonya, büyüme ivmesini izleyen yılda yeniden kaybetti ve yaptığı vergi düzenlemelerini geri almak zorunda kaldı.  

BOJ’un faizi negatif düzeye çekmesinin bir nedeni bu. Yani ekonomiyi canlandırmak için ucuz para uygulamasını artırarak sürdürmek. Kararın altında yatan bir başka neden daha var: Kur savaşları.

Aşağıdaki grafik 2005 yılından 2014 sonuna kadar Çin ve Japonya’nın ihracatlarını karşılaştırmalı olarak sergiliyor (kırmızı çizgi Çin, yeşil çizgi Japonya’nın ihracat tutarlarını gösteriyor. Kaynak: Dünya Bankası ve Knoema.)


Grafikten izlenebileceği gibi Japonya ihracatını artıramıyor. Hatta Abe’nin 2012 sonunda başbakanlığa gelmesi öncesinde ihracat düşüş trendindeydi. Buna karşılık Japonya’nın elektronik eşyada önde gelen rakibi konumundaki Çin, küresel krizin yaşandığı 2008 yılı sonrasında yaşadığı bir gerileme dışında ihracatını artırıyor. Bunun temelinde yatan nedenlerden birisinin Yen’in yabancı paralara karşı değerli kalması olduğunu düşünen Abe, parasal gevşeme ile Yen’e değer kaybettirmeyi ve bu yolla ihracatı artırmayı hedefliyordu. Yine grafikten 2014 yılında Japonya ihracatının, bu değer kaybının etkisiyle, yukarı döndüğünü görebiliyoruz. Ne var ki son dönemde özellikle Çin’in Yuan’a değer kaybettirerek rekabet gücünü ve dolayısıyla ihracatını artırmasıyla işler yine karıştı. BOJ, bu kez de faizi negatif düzeye düşürerek Yen’in daha fazla değer kaybına uğramasını sağladı. Aşağıdaki grafik bu gelişmeyi gösteriyor (Kaynak: The Economist ve Bloomberg.)


Kırmızı noktalı çizgi BOJ’un faizi negatif düzeye indirdiğini açıkladığı anı işaret ediyor. O ana kadar Yuan ve Won’un üzerinde bir USD kuruna sahip olan Yen, o andan itibaren değer kaybetmeye başlıyor. Böylece Japonya, ihracat konusunda iki büyük rakibi konumundaki Çin ve Kore ile rekabette bir üstünlük sağlamış oluyor.

Japonya, bu üstünlüğünü nereye kadar koruyacak? Muhtemelen Çin’in Yuan’a ve Kore’nin de Won’a yeniden değer kaybettirecek bir formül bulmalarına kadar.

Kur savaşlarında son durum budur. Görünüşte dalgalı kur sistemi uygulanıyor ve kimse kur üzerinden ötekine zarar vermiyor. Gerçekte ise herkes bir illüzyon ile kur savaşının içine girmiş bulunuyor. Abe, kur ayarlamasını, faiz illüzyonuyla yaptı. Bakalım diğerleri nasıl yapacak?

136 yorum:

  1. hukumetin merkez bankasina faiz artirmama yonundeki baskisi, japonya ve cin in politikalarina cevaptir denilebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok zorlama bir yorum olur. Japonya ve Çin'de kur enflasyon yaratmıyor, bizde yaratıyor.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bizde enflasyonu iç talep mi yaratıyor ? Cevap: Hayır
      O zaman neden faiz artır baskısı var ? Cevap: Kuru baskılamak için
      Kur "kalıcı olarak" nasıl düşer ? Cevap: Sermaye girişi ile
      Sermaye hangi ülkeye girer ? Cevap: Büyüyen ülkeye
      Büyümek için faiz artırmak mı lazım ? Cevap: SİZDEN BEKLİYORUM...

      Sil
    4. Kurun kalici olarak dusmesini nasil sermaye girisine bagladiginizi anlayamadim. Kurun kalici olarak dusmesi icin kura olan talebin azalmasi lazim. Bu da ithal ettiginiz mallari disa bagimli olmadan uretebilmeniz ile mumkun olabilir, sermaye girisi ile kuru sadece gecici olarak dusurebilirsiniz kalici olarak degil.

      Sil
    5. Cevap veriyoruz:

      Evet, faiz yüksek olmalıdır. Peki ne oldu şimdi?

      Sil
    6. Sermaye girişiyle içeride döviz bollaşacağı için kur düşer (Arzı artan malın fiyatı düşer.)
      Faiz artarsa ülkeye daha fazla döviz girer ve kur düşer. Kur düşerse enflasyon da düşer.
      Faizi, basit bir ekonomik araç olarak düşünürseniz doğru çözümleri bulabilirsiniz. Faizi farklı bir yere koyduğunuz anda çözümler kaybolur. Faiz yüksek olmamalıdır. Ama eğer enflasyon yüksekse, riskler yüksekse faizi düşük tutmak yanlış bir politikadır. Faiz sebep deği,l sonuçtur. Bu denklemi kurarsanız ekonomik olayı çözebilirsiniz.

      Sil
    7. Binlerce yildir insanlarin hangi inancta olursa olsun (hiristiyan, yahudi, musluman, hindu) faizi neden farkli bir yere koydugunu anlarsaniz esas cozume o vakit ulasirsiniz.

      Sil
    8. Kimsenin faizi sizin sandığınız yerlere koyduğu yok. Herkes bir ekonomik araç olarak uyguluyor faizi. Gerektiğinde artırıyor, gerektiğinde düşürüyor.
      Faiz ile kiranın hiç bir farkı yoktur. Ekonomi açısından kira neyse faiz de odur.

      Sil
    9. Ekonomi dediginiz seyin son yuzyilda kesfedilmedigini, binlerce yildir var oldugunu unutmayin.

      Sil
    10. Sermaye risklerin düşük, faizin yüksek olduğu ülkelere girer. Türkiye'de risk yüksek, faiz ise gerçekte çoğu kişinin sandığı gibi yüksek değil. Kırılgan bir ekonomide siz sıfır reel faizle yabancıları enayi yerine koyarsanız sermaye gelmez, gelen de gider.

      Sil
    11. Gitmek isteyene de kimse kal demez. Yabanci sermayenin gelip Turkiye'den aldigi faiz getirisi altinda senin benim vergim, cocuklarin gelecegi. Bunu gormek bu kadar zor mu?

      Sil
    12. Mahfi Hocamın dediği doğru. Bu milletin faiz takıntısını anlamıyorum. 10 liraya aldığı arsa 1 sene içinde 1000 tl olunca oradan emek göstermeden kazandığı helal, başkalarından duyduğu imar planı değişiklikleri ile aldığı tarlaya imar çıkıp değerlenince helal(bu saydıklarımda kul hakkı da var, çünkü birinin kazanması gerekirken kazanmadığı parayı siz kazanıyorsunuz), 2 liradan aldığı dövizi 1 sene içinde %50 artınca helal, parasını belli bir süre kullanmamayı taahhüt ederek, eline geçen nakit fırsatları kullanamamasının karşılığında aldığı enflasyona denk olan faizi haram.

      Bana göre faize göre esas haram olan, yabancı ülkenin parasıyla birikim yapıp kendi ülkesinin parasının değerinin düştüğünde sevinip, aradaki kur farkı gönlünce harcayanın yaptığıdır.

      Sil
    13. Kimse başkasının parasını savunuyor değil. Bu sistemi, yani dışarıdan gelen sıcak para ile büyüme (kalkınma değil!) sistemini biz kurmadık; aksine "faiz haram" diyenler oturttu bu sistemi. Hem dışarıdan gelecek kaynak üzerine kurulu bir sistem kurdular hem de o paranın gelmesini sağlayacak şeye düşmanlar. Faiz çocuklarımızın geleceği falan değil, zaten bugünümüz o. Pencereden dışarı bakın, gördüğünüz hemen hemen tüm yeni binalar ve AVMler başka bir ülkedeki insanların tasarruflarının bu ülkeye getirilmesi ile yapıldılar. Bunu yapanlar ufukta zorluk görünce "faiz canavarı" veya "faiz lobisi" gibi öcülerle kaçamak arama peşindeler şimdi.

      Sil
    14. Faizi, din kuralları ile yorumlayan arkadaşlar için şunu ifade edeyim: Bütün dinler temelde iyi ahlaklı insan yetiştirmeyi ve bu bireylerden oluşan nitelikli ve ahlaklı toplumlar yaratmayı amaçlar.Bugünkü ekonomik yapıda herhangi bir kurum, para arzının tekelini elinde tutarak ve oligopolist bir piyasada diğer oyuncular ile anlaşarak, paranın zaman maliyetini yani faizini olması gereğinden yüksek tutup, haksız olarak zenginleşiyor ise, bu eylem tüm dinlerde yasaklanmıştır. Önde gelen Dünya dinlerinin tamamı toplumun genel olarak zararına olan ahlak dışı eylemleri yasaklar. Bunun içinde tefecilik de vardır. Faiz olarak Dünya dinlerinde bahsedilen eylem aslen tefeciliktir. Faiz paranın maliyeti ise, bu faizin üzerine makul bir kar koyup paranın ticaretini yapmak farklı bir olgudur. Veya bir mal ya da mülkü bir kişiye ödünç verip, kira almak da ticarettir.Önde gelen hiç bir din, ticareti yasaklamamış ve hatta ahlaklı yapılan ticareti övmüştür.

      Sil
    15. Adsiz 18:10, Islam'da helal haram gibi kavramlara bakarken, milletin yaptigina degil, dinin emrettigine bakmak lazim. Bu saydiklariniza Riba denir. Riba faiz olabildigi gibi haksiz rant getirisi de olabilir. Islam ikisini de yasaklamistir, bu yorumlarda gorulecegi uzere (islami elestirirken islamin kendisine bakmak yerine insanlarin hareketlerine bakmak gibi mesela) "biraz" pragmatik bir millet oldugumuz icin isimize gelmeyeni "gunah"tan saymiyoruz. "Musluman" ulkemizde bunun cok orneklerini goruyoruz zaten faize gelene kadar. Mesela, zina cok buyuk bir gunahken, zinadan hic kacinmiyoruz, ama gorece daha az haram olan domuz etini yesek bir hafta kusuyoruz felan. Inanmak ve yorumlamak size ait olmakla birlikte, baska bir buyuk gunah ise insanlarin kendini tanri yerine koyup 'bana gore su gunah, bana gore bu gunah' diye fetva vermeleridir, ve evet bunu bir ton 'din adami' da yapiyor. Her seyin en iyisini Allah bilir.

      Adsiz 18:34, neyi isteyip, neye karsi oldugunuzu anlamak mumkun degil. Bugun yusek faizle alinan borclar yarin geri odenecek, cocuklarin geleceginden calmak budur. Bunu AKP yaptiysa da (ki 2008'e kadar yuksek faiz politikasi izleyen de AKP hukumetleriydi) gelecekten calmaktir, baskasi yapsa da. Politikacilarin politika yaptigini unutmayin. Eger bir politikaci 'faiz lobisi' desin, 'haram' desin, faizi indirmeyi beceriyorsa bunun nesini elestiriyorsunuz. Su ortamda bu faizi koruyabilmek halkin kendini daha fakir hissetmesine sebep oluyor, her gun artan dovizi gogusleyebilmek her siyasetcinin harci degildir.

      Burak Koyluoglu, dediklerinize katiliyorum. Ama hangi orandan sonrasi tefecilige giriyor peki? Neye gore bu orana karar vereceksiniz? Bugun bankacilarin tefeci olmadigini iddia etmek icin bankalarin luzumsuz harcamalarini da cikarttiktan sonra sifir kar ettiklerini soylemek gerekir, ya da borclari odeyemeyenleri affettiklerini gostermek gerekir. Eger kar ediyorlarsa, zorla (yasal olmasi zorla olmadigi anlamina gelmez) borcu arttirarak geri aliyorlarsa tefecilik yapiyorlar demektir. Bu da Islam'da ve bilinen tum dinlerde yasaktir.

      Hocam siz de surekli faiz paranin kirasidir diye zorlama bir yorumu dile getiriyorsunuz. Sanki binlerce yil once para ne, kira ne, ticaret ne, borc ne, faiz/riba/usury ne bilinmiyordu da son yuzyilda universiteler arge calismalari sonucunda 'para' diye bir alet icat etti finans piyasasi da onu kiraya veriyormis gibi yorumluyorsunuz. Ekonominin tarihte ne kadar eskiye gittigini cogu insandan daha fazla siz biliyorsunuz. Hititliler hakkindaki yazinizi okudugumda yuksek faizi bir problem olarak aktardiginizi hatirliyorum ama hem zararli oldugunu kabul edip, isi bu kadar basite indirgemeye calismanizi anlayamiyorum. Faiz'i paranin kirasidir, ev kirasi neyse o da ayni seydir diye yorumlamak; alkol, sekerin atomlarinin farkli dizilisidir o yuzden seker ne kadar zararliysa alkol de o kadar zararlidir diye yorumlamak kadar zorlama oluyor.

      MB faizi indirsin, kaldirsin, Turkiye'nin dis kaynak ihtiyaci baska bir konu da bir sey zararliysa, dinde de yasak diye 'yok canim ne zararlisi', 'bildigin kira iste', indir diyenler de hep dini sebeplerden diyor diye dusunmek niye? Eger hukumet politik risklerine karsi faizi dusuk tutmayi goze aliyorsa desteklemek gerekir diye dusunuyorum. Varsin yabanci "yatirimci"lar hosnut olmasin, somurecek baska millet arasinlar, biz iPhone'un son modelini alamazsak olmeyiz. Belki kiymete binince, 'su iPhone da neymis, biz yapsak ucuza gelmez mi acaba' deyip icini acar bakariz, kendimiz uretiriz.

      Sil
    16. Burada tartıştığımız konular ekonomi konularıdır. Dinsel konuların tartışılma yeri burası değildir. Kapitalist bir sistem içinde yaşıyoruz. Bu sistemin temelinde yatan unsurlardan birisi faizdir. Ya bu sistemden çıkarız ya da faizi uygulamaya devam ederiz. Benim dediğim budur. Faiz haramdır deyip de kapitalizmin içinde kalmaya devam etmek mümkün değildir. Kendi kendimizi kandırmayalım.
      Yüksek faiz problemdir. Ama asıl problem yüksek enflasyondur. Enflasyonun % 10 olduğu bir yerde insanların parasını faizsiz kullanmak mümkün değildir. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır. Şu anda Türkiyede enflasyon yüzde 9. Faize takılacağınıza enflasyona takılın. Enflasyonu sıfıra indirirseniz göreceksiniz faiz meselesi, kendiliğinden hallolacak. Enflasyon da faizden dolayı bu kadar yüksek demeyin sakın. Çünkü MB'nin yaptığı araştırmadan biliyoruz ki faizin şirket maliyetleri içindeki payı sadece % 2,5 - 3. Asıl maliyet kurdan geliyor.

      Sil
    17. Adsiz 23:21 ne kadar guzel anlatmis. I phone'un icine bakacak sonra da I phone yapacakmisiz. Bizim insanimiza bu motivasyonu yaratacak ortam yokmus da, faiz dusunce bu motivasyon ortami yaratilacakmis.
      Paranin istikrari en cok I phone yapmak icin onemli. Cunku yatirim kararlari uzun donemli planlardir. Siz bes yil sonra TLnin degerini bugunden yuzde 5-6 hata payiyla guvenilir sekilde ongoremiyorsaniz I phone falan yapamazsiniz. Acip kasasinin icine baksaniz yine yapamazsiniz. Merkez bankalarinin onemi de politikalarinin bagimsiz olmasinin sebebi de buna dayanir.
      Yani I phone yapacaksak once TLnin degeri istikrara kavusmalidir. Bunu da TCMB saglar. Yapamazsak I phone'u da ancak ithal ederiz.

      Sil
    18. Adsiz 23:21 e katiliyorum kendileri olayi cozmusler .Ben daha bilimsel bir Cozum oneriyorum Daha kolayi var irana rica edelim 4 tane atom bombasi atsin bize ondan sonra kalan saglarla tarim hayvancilik falan yapariz degistokus sistemiyle hayati idare ederiz. Mis gibi faiz yok banka yok I phone yok . Biz enayimiz ya dunyanin faizini veriyoruz yarin MB faizi Ab ile esitlesin yabanci kacmak mi istiyor kacsin dolar artik 20 lirami olur olsun. Isletmeler batarmi batsin. Yada gelismis ekonomilerden birer tane adam alip icini acalim bakalim nasil gelismislerse bizde gelisiriz. Evet faiz haram mukemmel tespit.Bravo peki bu tespite gecerli bir cozumu olan babayigit varmi. Yoksa eger benim cozumlerimi dikkate alin.

      Sil
  2. Hocam
    MB'ler negatif faiz politikalarıyla şirketler için borçlanma maliyetlerini düşürerek kredi talebini destekleme amacında.. Ancak pratikte bu politikanın zararı daha fazla olabiliyor.
    Düşük faiz --> bireysel/kurumsal mevduatı kovar (yastık altında uyutur) --> banka mevduat maliyeti, dolayısıyla da, kredi maliyeti yükselir --> Kredi hacmi azalır, yatırımlar azalır, işsizlik artar.

    tabi en büyük endişe, ülkelerin kur savaşına, gerçek savaşa (Allah korusun) neden olması..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet konuya tasarruf sahibi açısından bakarsak böyle görünüyor. Ama unutmamak lazım ki faizi düşüren ülkelerin enflasyonları da düşük.

      Sil
    2. Faiz negatif olsa dahi toplam banka mevduatının ihmal edilecek bir yüzdesi yastık altına gider.Unutmayınız ki, banka mevduatı aynı zamanda bir depo yeridir. Kurumlar ve gerçek kişilerin paralarını depo edebilecek güvenli kurumlara ihtiyacı vardır. Bunun alternatifi tüketim ve yatırım harcamalarının artışıdır.

      Sil
  3. Bir önceki yazınızın altına Japonya negatif AOFM ye başladı şeklinde bir haber linki göndermiştim. Siz de altına cevaben, Batı tarzı politikalar pek işe yaramaz, Japonya nın kendine has özellikleri var demiştiniz, Rica etsem biraz açar mısınız bu konuyu?

    Japon'lar kanaatkar mıdır yani? Tüketmekten pek haz etmezler mi? Eğer öyle ise bu insani cihetten, çevre açısından vs harika bir durum değil midir hocam? Anlıyorum deflasyon durumu var. Talep düşerse büyüme de düşer , kabul. Ancak büyüme nedir ki? Neden bu göstergeye bu kadar kitleniyoruz? Sosyalizm ile hiç ilgim yoktur ancak bu büyüme deliliği bu dünyayı yok etmemize yol açacak sanki. Bir ülke daha az büyürse ne olabilir ki? Zaten kanaatkar bir toplum madem Japonya, biraz daha az tüketirler ama huzurlu olabilirler..Bilmiyorum çok mu duygusal konuşuyorum nedir ? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonlar genel olarak lükse çok düşkün değiller. Çoğunlukla bizim iki üç kat gelirimiz olan Japonlar bizim oturduğumuz evlerin üçte biri dörtte biri büyüklüğünde evlerde oturuyorlar. Tasarruf eğilimi oldukça yüksek bir toplum.
      Ne var ki büyümedikçe de geri düşüyorlar. Düne kadar dünyanın ikinci büyük ekonomisi konumundaydılar. Çin geldi geçti. Buna da üzülüyorlar.

      Sil
    2. Japonlar genel olarak lükse düşkün değiller demişsiniz hocam ama buna dipnot vermeden olmaz. Bu tasarrufçu yapıları yaşadıkları hiroşima felaketinden sonra ülkeyi nerdeyse sıfırdan ayağa kaldırmalarındaki zor günlerden kaynaklıdır.

      Sil
    3. Burada bazı ülkeler büyüme tuzağına takılıyorlar. Burada demek istediğim, bizim gibi istihdam yaratmaya mecbur ülkelerin büyümek istemesi anlaşılır. Ama istihdam açısından doygunluğa ulaşmış, hatta cari fazla veren ülkelerde büyüyememe çok doğal değil mi? Bir örnekle açıklamak istersem;

      Ben, çikolatayı severim. Ama ne kadar çok seversem seveyim sonsuz sayıda tüketemeyeceğim için bir yılda tüketeceğim miktar belli. Şimdi çikolata üreticisi çeşitli kanalları kullanarak bana diyorki, sıfır faizli kredi vereyim, gelirini arttırayım sen yeterki çikolata tüketimini arttır. Ama istesem bile imkanı yok. Bu politika başarıya ulaşır mı?

      Japonya enflasyon yaratmak istiyorsa, büyüme istiyorsa, Suriyeli göçmenleri ülkesine kabul etsin bir milyon kadar.

      Sil
    4. Timur Cimen, tuketim miktarini arttirmadan, katma degeri arttirarak da buyume saglanabilir. Avrupa'daki bir cok nufusca gorece kucuk ulke bunu yapiyor. Yani sizin orneginizle daha kaliteli cikolata tuketip, yasam kalitesini arttirmak da buyume ile saglaniyor. Ingiltere'de temizlik iscilerinin bile her yaz Turkiye'de orta sinifin dahi yapamadiklari tatili yapabilecek gelire sahip olmasi, buyumenin ne kadar onemli oldugunu gosteriyor. Sadece issizlik degil, mevcut islerin kalitesi ve gelirlerin artiyor olmasi ulke refahi icin cok onemlidir, belki de issizlikten daha onemlidir.

      Sil
    5. Batılı ülkelerin alt sınıfının ya da işçilerinin Türkiye'de tatil yapabilmesinin nedeni ülkelerinin büyüme oranı değil, para birimlerinin değeridir. Avrupa'da 2500 Euro alan bir işçi Türkiye'ye geldiğinde o maaş ile 7000-8000TL dengi alım gücüne sahip oluyor. Ülkesinde bile bazı hizmetleri bu derece iyi alması mümkün değil.

      Para biriminin değeri de büyüme ile doğrudan bağlantılı değil. Neden büyüme olsaydı Çinliler dünyanın en zengin toplumu olurlardı.

      Sil
    6. Cin ile Ingiltere'nin kisi basina dusen gelirlerine baktiginizda, Ingiltere'nin Cin'in bugun yasadigi buyumeyi, yillar oncesinden yasamis oldugunu anlarsiniz. Ekonomik acidan Cin yeni para kazanmaya baslayan 20'li yaslarda genc iken, Ingiltere malini mulkunu edinmis 60 yasinda birisine benziyor.

      Bir ulke ekonomisi dolayisiyla kendisi ne kadar buyuk ve guclu ise, para birimi de o oranda guclu olur. Ingiliz sterlini dunyada en uzun sure varligini koruyan para birimidir. Ingilizler tarihin her doneminde buyumelerini saglayan katma degerli sektorleri ve politikalari (sirayla denizcilik, savas/savunma, somuru, ticaret, sanayi, finans ve bilisim) bulmayi becermislerdir. O yuzden bu sektorlerdeki cogu kurali da onlar ya da yonettikleri ulkeler koymuslardir. Paralarini guclu kilan da budur.

      Sil
    7. Sayın Adsız 16:23,

      Örneğim yanlış anlaşılmalara neden olmuş. Demek istediğimi başka bir örnekle anlatabilirsem;

      Bir an için büyümenin, miktar artışı bazında değil de tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi ülkelerin fethettiği toprakların artışıyla hesaplandığını düşünelim. Bu sistemde bir ülkenin büyümesinin sınırı vardır değil mi? O da tüm ülkeleri fethettiği zamandır. Şimdiki sistem diyorki, fethettiğini bir kez daha fethet.Saçma değil mi? Bence de saçma. Ama istenen bu. Sistemin insanları böyle saçma birşeye zorlamasına bakın. Buna dikkat çekmeye çalıştım. Bu durum her ülke için geçerli değil.

      Burada birşeyi daha gözden kaçırıyoruz. O da büyümenin yıllık bazda hesaplanması. Bu neyi getiriyor? Siz geçen yıl 100 birim ürettiniz. Bu yıl 110 birim üretirseniz büyümüş oluyorsunuz, sonraki yıl 110 üretirseniz sıfır büyüme gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Bir yılda 10 birim arttırdınız. Bir sonraki yıl yine 10 birim arttırdığınızda deniliyor ki, büyüme düştü.

      Bir başkası; birikim. Ben ilk yıl 10.000 USD kazanıyordum, sonraki yıl 12.000 USD, bir sonraki yıl 15.000 USD, sonraki yıllarda hep bu bazda arttığını düşünelim.
      İlk yıllarda almak istediklerim çok fazla. Ev, araba, tatil, eşyalar, elektronik oyuncaklar. Ama yıllar geçtikçe doyumada ulaşılıyor. Arabanızı heryıl değiştirmiyorsunuz. Her yıl yeni bir ev almıyorsunuz. Bu arada aklınızdan çıkarmayın, bir yıl yaptığınızı bir sonraki yılda gerçekleştirseniz büyümeye katkınız sıfır. Sistem bunu istemiyor. Arttır diyor. Fethettiğini bir kez daha fethet. Japonların kişi başı gelirleri yıllardır 30.000 USD ve üstüdür değil mi?

      Şİmdi yukarıda saydıklarımın bizim ülkemize etkisi çok azdır. Yani, bu doygunluğa ulaşmış kişilerin sayısının ekonomimizdeki ağırlığı az olduğu için bu yönde bir sıkıntımız yok. Tüketime aç bir toplumuz. Gelirimiz arttıkça bu geliri tüketeceğiz. İstihdam yaratma mecburiyetindeyiz, yarattığımız bir istihdam kadar.

      Son olarak, Japonların tüketime bizden daha fazla doymuş olması, bizim gibi ülkelerde ise daha fazla fırsatların olduğunu düşünürsek herhalde Japon yatırımcıları, yatırımlarını diğer ülkelere yönlendirmesine neden oluyordur. Yerleşiklik esasına göre, başka bir ülkede yapılan bir fabrika yatırımı Japonya'nın değil yatırım ülkesinin GSYH na ekleniyor.

      Sil
  4. Hocam kaleminize sağlık. Sadece Keynes ile olmuyor, Friedman ' ı da dinlemek gerek diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır diyemeyiz.

      Çünkü özellikle 2008 sonrası yaşanan çökmelerin yarattığı iklimin "tahammül edilebilir olması için" hayatı boyunca ölümcül kapitalizmi yüceltmiş şahıs olan Milton Friedman baş sorumlulardan biridir!

      Ve Keynes ile Friedman aynı kulvarın insanları değildir.

      Friedman, bir virüs kadar tehlikeli bir beyindir!

      Örnek aldığınız kişileri dikkatle incelemenizi öneririz...

      Sil
    2. Keynes ile Friedman aynı kulvarın insanları değildir doğru ama yaptığınız suçlama doğru değil. Kişisel görüşünüze saygı duyarım. Ne var ki 2008 sonrası çökmeleri yaratan görüşler daha çok arz yönlü iktisat görüşünün getirdiği deregülasyonlar, kuralları azaltmalar, vergi indirimleri vb dir. Gerçi Friedman da bunların bir bölümünü savunmuştur ama klasik iktisatçılar da aynı şeyi savunmuşlardır.
      Her doğrunun içinde yanlışlar ve her yanlışın içinde doğrular vardır. Asıl olan yanlışları ayıklayıp doğruları seçip onları bir araya getirmektir.

      Sil
    3. Mahfi Hoca'ya katılıyorum. Ama her halukarda Keynes'in kamu politikalarından yana olması onu ne kadar "sosyal" bir ekonomist yapar acaba? Bu arada bu konu Friedman i tekrar okumak için bana ilham verdi. :)

      Sil
    4. Milton Friedman'ın ne olduğunu biliyoruz!

      "Ne olmadığı" yönünde manipülatif yumurtalar saçanlara kanmamanızı öneriyoruz!

      Mahfi Bey, siz de Friedman'ın ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz!

      Gayet net:
      2008 sonrası yaşanan çökmelerin yarattığı iklimin "tahammül edilebilir olması için" hayatı boyunca ölümcül kapitalizmi yüceltmiş şahıs olan Milton Friedman baş sorumlulardan biridir!

      Balans kurmaya çalışarak, hararet oluşmasını önlemenin yeri de zamanı da değil!

      Eğer dişe dokunur bir kıyaslama yapılacaksa, Friedman'ın "en virüslü" olduğu belli!

      Bunu bilmek için kâhin olmaya gerek yok!

      Mahfi Bey, bu konuda balans kurmaya çalışmayınız!

      Sil
    5. Adsız 18:39'un Friedman'dan bahsettiğini okuyunca, Adsız 18:56 yorumsuz bırakmaz diye düşünmüştüm, öyle de oldu.

      Sil
    6. Evet, geldi yine...

      Dünyadaki en tehlikeli insanlar sadece siyah ve beyazdan oluşan iki rengi bilenlerdir.

      Sil
    7. adsız 20:56 sende olmasan bizi kim kapitalizm zehrinden koruyacak : / zehirlenip ölürdük iyi varsın. Seni el-kapita-warrior ilan ediyorum ;)

      Sil
    8. Timur Bey'e ve Adsız 00:19'a

      Yanlış kişileri kendinize yakın görüyorsunuz, yanlış kişilere muhalefet ediyorsunuz!

      Milton Friedman'ı tanıyınız!

      Hayatı niçin ısrarla "siyah ve beyaz" olarak böldüklerini daha iyi anlarsınız!

      Sil
    9. İKTİSATÇI NE İŞE YARAR ?

      İktisat disiplininin özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra neo-klasik ortodoksi ile birlikte, ekonomi politik geçmişinden kurtularak teknik bir bilim olma hedefi taşıdığı bir gerçektir.

      Ancak neo-klasik paradigmayla ortaya konulan hayranlık uyandırıcı teorik modeller, reel dünyada olup biteni anlaşılmasına yetmemiş olmak bir yana iktisatçının kurgusal bir dünyada yaşayıp yaşamadığını bile düşündürür olmuştur. Bu tespit bir bilim olarak iktisadın sorumluluklarının hatta varlık nedeninin de sorgulanmasını gerektirecektir. Bu durumda iktisat biliminin problematiğinin dahi yeniden tanımlanması söz konusu olabilecektir.

      İktisat bilimi bu önermeden bakıldığında bugün krizdedir ve birçok çevrede açık veya gizli "iktisatçının ne işe yaradığı" bile sorulabilmektedir.

      Bugünkü haliyle egemen iktisat teorisinin sınırları dahilinde üniversitelerde yapılan öğretimin, dünyayı algılamakta yeterli ve geniş bir perspektif oluşturamadığı bir gerçektir.

      21. yüzyılın iklim, gıda, nüfus, finansal istikrarsızlık gibi devasa sorunlarının kavranması, eşdeğer derinlik ve kapsamda bir entelektüel birikim ve kavrayışı gerektirmektedir. Standart teorinin soyut ve son derece dar bir alanı hedefleyen analizleri ise hem bu perspektiften uzak olmakta hem de doğal olarak yetersiz bir eğitim verilmesine neden olmaktadır. Dolayısıyla iktisat, insanı ilgilendiren tarih, sosyoloji, felsefe, siyaset bilimi vb. gibi disiplinlerle birlikte yürümek zorundadır. Zira içinde insan olan ve onun dünyasını anlamaya çalışan bir disiplin aynı zamanda multidisipliner olmak zorundadır. Bu anlamda özellikle sosyal disiplinlerin ontolojisinde plüralizm (çoğulculuk) temel teşkil etmektedir. Aksi durum bu disiplinleri kuraklaştıracaktır.

      Bu sorunların tartışılması amacı ile düzenlenmiş olduğumuz konferansları içeren bu kitap umarız Neo-klasik ortodoksiye karşı iktisadın, maddeye olduğu kadar insana da ait bir bilim olduğunun hatırlanmasına bir katkı sunar.

      "İktisat Sadece İktisat Değildir"
      Metin Sarfati & Burak Atamtürk
      Efil Yayınevi
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/iktisat-sadece-iktisat-degildir/371399.html

      http://metinsarfati.com/

      Sil
    10. Neoklasik ekonomiye yönelik eleştiriler haklıdır, bu ekonomi teorisinin günümüz dünyasını açıklamakta eksik kaldığı da doğrudur. Ama gözden kaçan bir şey var sanırım: Her ekonomi teorisi mevcut paradigmayı açıklayan bir teoridir. Neoklasik teori, sermaye hareketlerinin serbest kaldığı yeni paradigmayı açıklamak için kurulmamıştır. Yapılması gereken şey sermaye hareketlerinin serbest kalmasından sonra ortaya çıkan yeni paradigmayı (ki o kürselleşme oluyor) açıklayan yeni bir ekonomi teorisi oluşturmaktır.

      Sil
    11. Sayın Adsız 13.30

      Ne bölmek için, ne de muhalefet etmek için yorumda bulundum. Diğer arkadaş beni anladı. Friedmanı anmasaydın keşke, bizimkisi hemen bildik yorumunu yapar tadında demiştim içimden. Sonradan baktığımda gerçekten de yorumunu yazmıştı:)

      Sil
    12. Timur Bey, eğer Friedman'a yanaşma gibi bir düşünceniz var ise, daha yolun başındayken sizi kandırmalarına müsaade etmeyin, gerisi hâlledilir.

      Friedman, bir virüs kadar tehlikeli bir beyindir!

      Friedman'ın ne olduğunu biliyoruz!

      "Ne olmadığı" yönünde manipülatif yumurtalar saçanlara kanmamanızı öneriyoruz!

      Yanlış kişileri kendinize yakın görmeyiniz!

      Sil
  5. Gelişme ekonomisi dersindeyken bize öğretilen ;
    Çin ucuz ve alt seviye kopya ürünler üreterek gelişmeye başladı ama Japonya tam tersü kaliteli ürün üreterek gelişmeye odaklanmıştı.

    Japon malı ürünler Çin mallarına göre oldukça kaliteli ürünlerdir.Ama Çin'in ucuz kopyacı üretimi tüm dünyayı esir aldı. Üstelik dolar karşısında parasının değerini yerle bir etmiş vaziyette. Bu sayede yaptığı dolar stoğu başka ülkede yok sanırım. İhracatta Çin'i yakalamak çok zor.

    Negatif faiz konusuna gelince bu şekilde piyasaya kredi aşılıyor. Keynesyen politikadaki gibi devlet kendi eliyle yatırım yapmıyor. Bankalara piyasaya kredi aşılatarak yatırıma yol açıyor. Sanırım bu sayede Crowding out - dışlama etkisini de sıfırlamış oluyor.

    Kur savaşları yeni bir sorun değil. Ülkeler ticaret anlaşmalarına tabi olduklarından beri tarife dışı önlemlere yöneldiler ama kur savaşı daha büyük bir boyut aldı. Bu konuda yazılmış çok kitap ve kaos teorileri var okumakla bitmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslına bakarsanız Japonya da ilk yola çıktığında Çin'den farklı bir konumda başlamadı. 1960'lar ve 70'lerde Amerikan arabalarının bire bir kopyasını yapardı Toyota, Honda vs. Amerikalılar "içleri plastik" diye Japon arabalarını almazlardı o zamanlar. Sonraları Japonlar işi geliştirdi, kaliteyi yükseltti.
      İlk baştaki Çin mallarını düşünürseniz çok kötüydüler. Ama şimdi giderek kaliteyi yükseltiyorlar. Aynı şey Kore için de geçerlidir.

      Sil
    2. Ek olarak Amerika da ilk yola ciktiginda yani sanayilesmeye basladiginda Avrupa'yi kopyaliyordu. Sanayi devrimi avrupada basladigi icin en orjinal bu konuda avrupadir. Bu is boyledir once kopyalar, sonra gelistirirsiniz.

      Sil
    3. Bu kopyalama işini bir tek biz geliştiremedik. Kopyalamadığımız marka kalmadı ama bir türlü kendi markamızı yaratamadık. Hep kopyacılıkta kalakaldık.

      Sil
    4. Gercekten uretmek ve yetenek kazanmak icin degil, kolay para kazanmak icin yapinca boyle oluyor.

      Sil
    5. Japonya konusunda bir not eklemek isterim. Japonya'nın ucuz ve daha düşük kaliteli ürünler ürettiğine atıf yapılmış. Sayın Eğilmez'in sık sık ifade ettiği gibi ekonomiyi yorumlamak için tarihten de yardım almak gerekir. Bizler genel olarak Japonya mucizesini 2. Dünya Savaşından sonra başlatmayı tercih ederiz. Ancak Japonya, Meiji Restorasyonu ile (1866-1869) feodal bir toplumdan hızla sanayi ülkesi haline gelmiş ve tarihte örneği az olan ölçüde sosyal,ekonomik ve politik değişime imza atmıştır. Japonya 1900'lü yılların başında geldiği nokta itibari ile bir büyük Dünya gücünü (Rusya) sanayi gücü ile yenebilme başarısını gösterdi. 1. Dünya Savaşı öncesi Japonya, İtalya ile aynı milli gelir düzeyine gelmiş idi. 2. Dünya Savaşı öncesi, Dünya'nın en gelişmiş savaş gemilerini ve avcı uçaklarını üretebilecek teknik ve sanayi kapasitesine ulaşmış idi. 2. Dünya Savaşında Japon şehirleri, Alman şehirlerine göre daha çok yıkım ile karşılaştı. (Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları bu yıkımın sadece belli bir oranıdır.). Japonya, savaş sonrası her şeye yeniden başladığı için (teknik üretim deneyimi, mühendislik deneyimi,disiplin ve ahlaklı çalışma ve yaşama gibi önemli faktörler hariç) basit sanayi kollarını sıfırdan kurarak, tüketici mallarında ölçek ile üretim yapma ve ihracata yönelik büyüme stratejisi ile Japonya en ucuz ve alt düzey mallar ile ekonomisini yeniden kurmaya başladı. Sonrasını biliyoruz.

      Sil
  6. Hemen kitap önerisi rica edelim o halde. Biz de okuyalım.

    YanıtlaSil
  7. japonya ve çin kendilerine teknoloji yoğun üretimi politika edinmişler.
    Ama çindeki nüfus kaynaklı ucuz iş gücü japonya'da da var mı bilmiyorum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 50 yıl önce vardı ama artık yok.

      Sil
  8. Kur Savaşları - Bir Sonraki Küresel Krizin Oluşumu
    Yazar: James Rickards
    Çevirmen: Nusret Alhan , Neşenur Domaniç
    Scala Yayıncılık 2015

    http://www.dr.com.tr/Kitap/Kur-Savaslari/Nesenur-Domanic/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Politika/urunno=0000000435002

    Buyrun okuyun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah, teşekkür ettim.

      Sil
    2. adsız 19:24 bu öneri senin içindi. 2 gün önce bende sipariş ettim daha elime geçmedi.

      Sil
  9. Hocam AMB negatif faiz uyulamasına geçti.AMB mart ayında parasal genişlemeye giderse FEDde buna karsılık faiz artışlarını 3-4 defa artış yerine 2 gıbi bi artış yapabılır mi?ABD buna bi önlem alır mı?Ayrıca JOBun negatif faize gecmesi sermaye akısını ABD tarafına yöneltir mi?Bu arada bir paranın degerinin düşürülmeside teorikte ihracatı artırır diye söylenir ama(türkiye örneğin)bunun böyle olmadığı görülmüş oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım Fed'in 4 kez faiz artırmasına ilişkin beklentiler revize edilecek ve muhtemelen önce 3'e sonra 2'ye inecek.
      BOJ'un negatif faize geçmesi Japon yatırımcıların dışarı çıkmasına yol açabilir.
      Teori yanlış değil. Türkiye'de olan doların eurodan daha fazla değer kazanmasıdır. Biz ihracatımızı euro, ithalatımızı dolarla yapıyoruz. Dolar daha fazla arttığı için maliyetlerimiz artıyor. Euro daha yavaş arttığı için ihracatımız yeterince artmıyor. Sorun budur.

      Sil
  10. Söz konusu ülkeler kur savaşları ile katma değeri yüksek ürünlerinin pazar paylarını artırma gayreti içindeler. Orta ya da uzun vadede yaratılan teknoloji kurdan daha önemli olacaktır diye düşünüyorum. Ancak bütün bunlar olurken ülkemiz nal toplamaya devam ediyor. Onların ticaret fazlaları dağ gibi yığılırken bizim de borç dağlarımız yükseliyor. Acaba bir gün bu kur savaşlarına kenarından katılabilir miyiz sayın hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yavaş yavaş bütün ülkeler giriyor kur savaşına. Bunun sonucunda herkesin kaybettiği bir dünya göreceğiz. Esasen IMF'nin kuruluş amaçlarından birisi de bu savaşı önlemekti.

      Sil
  11. (M.E.Ü.) Mahfi Eğilmez Üniversitesi, YÖK'e bağlı mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi Eğilmez üniversitesi değilde

      Mahfi Eğilmez Ekonomi Kürsüsü (bağımsızdır)

      Sil
    2. Bendeniz bir yere bağlı ya da bağımlı olamam. Yaşam felsefem bağımsız kalabilmektir. O nedenle nezaketen üniversite ya da kürsü dediğiniz bloğum da bağımsızdır.

      Sil
  12. hocam, çin ve Japonya gibi ekonomiler ihracata dayalı olarak ve doğal olarak da dış talep ağırlıklı büyüyen ekonomilerde kur yükselişleri enflasyon üzerinde önemli bir yükseliş baskısı yaratmaz diye düşünüyorum doğru mudur?. hocam bir de Japonya uzun yıllardır genişleyici maliye politikaları ve bununla paralel olarak da genişleyici parasal politikalar izledi ve bunun net bir faydasını en azından makro iktisadi olarak göremedi. Bu durum japonyanın likidite tuzağına düşmesine neden olmuyor mu?. Oluyorsa Japonya gibi bir devlet neden aynı politikalardan farklı sonuçlar beklemek gibi ciddi bir hataya düşebiliyor hocam?. saygılar....

    YanıtlaSil
  13. Hocam rekabeti bozmak icin degil mesela araba uretmeye kimse talip olmadi ozelde risk faktörü.mesela devlet %30 hisse alacak o sirketten özelin isletmeci esnel yapisi ile devletin finansal destegi ozeli desteklemek icin devlet hisse alacak hakim hisse ozelde kit degil yani

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devletin gorevi yatirim riskini azaltmaktir, yatirim yapmak degil.

      Sil
    2. Teknoloji alaninda gerekli

      Sil
    3. kim devlet yatırım yapmaz yapmamalı derse kanaatimce devlet gibi en büyük tüzel kişiyi yani en büyük organizasyonu tamamen iktisattan izole etmek istemiştir. yani bir gerçek kişi yatırım yapabilecek ama en büyük organizasyon olan devlet yatırım yapmayacak!.. işte kapitalist sistem bu yolla devletleri sömürgeleştiriyor ve sistemin baronlarına bağımlı yaparak taşeronlaşmasına neden oluyor. devlet kesinlikle ve kesinlikle bizzat ekonomide olmalıdır ve hem yöneten hem de en azından belli iktisadi alanlarda aktif oyuncu olmalıdır. mesela merkezi planlama gücü olan bir devlet yapısı optimal bir iktisat yapısının temelini oluşturabilir.

      Sil
  14. hocam, gelişmiş ekonomiler arasında en dikkat çekici ekonomi abd ekonomisi bence. zira: almanya, fransa, hollanda, Japonya gibi ekonomiler genellikle cari fazla vererek büyürken abd ekonomisi özellikle de son 15 yılı baz alırsak net şekilde cari açık vererek büyüyor. O halde hocam bunun nedeni ya da nedenlerinden birisi abd nin büyüme motorunun iç talep; diğer birçok gelişmişin ise büyüme motorunun dış talep olmasıdır diyebilir miyiz?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amerika sınırsız dolar arz ettikçe her türlü cari açık vererek büyür. Bu cari açıkta sıkıntı yapmaz çünkü elinde dolar gibi bir lüks var. Asıl diğer ülkeler cari açık vererek büyüme politikasına girdi mi sen o zaman gör , bak bakalım o dolar balonunda abd ne yapıyor ;)

      Sil
    2. Bu durumu, genel çerçevede düşünürsek tüm ülkelerin cari fazla vermesi mümkün değil. Oyunun kuralına göre bir taraf cari fazla verecek, diğer taraf cari açık verecek.

      Şöyle bir kurgu da olabilirdi. Tüm güçlü ülkeler cari fazla verebilir, bu güce göğüs geremeyenler cari açık vermek durumunda kalabilirdi. ABD, süper bir güç. Ekonomisi güçlü, ve bizimle beraber cari açık veren ülkeler arasında yer alıyor. Bu durum yanıltıcı olabiliyor. Nedeni;

      ABD nin parası dolar. Bunun yanında AB, Çin üretiyor, ABD tüketiyor. ABD bir yandan da ciddi bir üretici de. Hem üretim hattında, hem tüketim hattında dünya ekonomisinde önemli bir ağırlığa sahip olduğu için, diğer ülkeler onun çekim kuvvetine kapılıyor.

      Sanki şimdiler de Çin, üretimde benim ağırlığım olabileceği seviyelere geldi, şimdi tüketimde de ağırlığımı arttırıp, elde edeceği büyük kütlesiyle ABD'nin çekim kuvvetinden kurtulabilmeyi, ABD'nin çekim kuvveti etkisine ortak olmayı düşünüyor gibi. Çin bunu başarabilir mi? ABD bu tekelini paylaşmak durumunda kalabilir mi?

      Demek istediğim, ABD dikkat çekiciliği dünya ekonomisi açısında kurgulanan düzende kendi çıkarını koruyabilen ülkelerin alabildiği en iyi pozisyonu almalarının bir sonucu. Bu ülkeler yakaladıkları her fırsatta ya pozisyonlarını güçlendirmeye çalışıyorlar, ya da daha iyi bir pozisyona geçiş yapıyorlar.

      Bu arada bu cari açık veren ülkeler, cari fazla veren ülkeler ayrımı, yerleşiklik esasına göre açıklanıyor. Vatandaşlık esasına göre, milliyet esasına göre hesaplansa ortaya daha farklı bir görünüm çıkacaktır.

      Sil
    3. ABD dolar ihraç ediyor, saydığınız diğer ülkeler bu lükse sahip olmadığından cari fazla vererek büyümek zorundalar.

      Sil
  15. Hocam Japonya ve Çin'in kurdaki değer kaybı niye enflasyon yaratmiyor? Bunu biraz açıklar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü bu ülkeler bizim gibi cari açık vermiyorlar cari fazlası veren dış taleple büyüyen ülkeler bunlar ihracat fazlası olduğu için bizim gibi dolar üzerinden dışarıya borçlanmıyorlar.

      Sil
  16. Hocam,mikroekonomi kitabınızı aldım yeni başlıyorum ve mikro bilgim çok zayıf sayılır.Kitabınıza başlamamı önerirmisiniz yoksa başka bir kaynaktan mı başlayım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mahfi hocanın kitabı en anlaşılır olanı. O yuzden mahfi hocadan başlamak en doğrusu.

      Sil
    2. Niye? hocanin kitabi eskimesin diye mi? Hocanin kitabindan daha iyisi var mi piyasada?

      Sil
    3. Sanırım bundan başlamak doğru bir tercih olur.

      Sil
  17. Madem negatif faiz enflasyon yaratmıyor,kredi hacmini artırıyor daha önce niye yapmadılar bunu hocam?Yani negatif faizin de bi sakıncası vardır Japonya için o nedir hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben olsam faizi artırırdım. Faiz düşük kaldıkça insanlar enflasyon olmadığını ve faizin daha da düşeceğini düşünerek harcamalarını erteliyorlar. Oysa BOJ yavaş yavaş ama devamlı olarak faizi artırsa insanlar faizler daha da artmadan enflasyon da yükselmeden alacağımızı alalım diye düşünüp harcamalarını artırabilirler.

      Sil
    2. Fed'in faiz artırımları ABD'de harcamaları artıracak diye yorumlamıştınız.

      Sil
  18. Mikro ekonomi bilgisi zayıf olan birinin ilk okuması gereken kitap bu zaten.Kitap, aynı gün içeresinde bitirdiğim tek kitap,müthiş akıcı....

    YanıtlaSil
  19. Mahfi Bey, iyi akşamlar. Çin konusunda bir düşüncenizi merak ediyorum.

    - Çin, parasını konvertibl bir döviz haline getirmek istiyor.

    - Çin, içe dönük bir büyüme stratejisi güdüyor.

    Davos'ta en ilginç sözlerden birisi "Bloomberg'e konuşan Çin Başbakan yardımcısı Li Yuanchao, " Hükümet olarak yuanda bir devalüasyona gitmeyi düşünmüyoruz. Çin hisse senedi yatırımcısını 'kollamaya' devam edecek." dedi. "

    Yuanın değerlenmesine set vurulmayacak şeklinde yorumlanırsa,
    İçe dönük büyüme hedefinin, ücretler genel seviyesinin artacağını ve bunun da ucuz işgücü üstünlüğünü azaltacağını düşündüğümüzde,
    Bu iki hususun ihracatının azalması, ithalatının artması yönünde baskı oluşturacağını düşünmemiz hatalı bir yorum mu olur?
    Daha önceleri dışa dönük büyüme stratejisi nedeniyle, bir nevi emtia ihracatçısı ülkelere destek olurken, artık içe dönük büyüme stratejisi nedeniyle tüketim malları ihracatçısı ülkelere destek olacağını varsayabilir miyiz?

    Bilimkurgu tarzındaki bir filmde, yanlış hatırlamıyorsam bir yüzyıl sonrasında geçiyordu, Çin'in çok pahalı bir ülke olduğundan bahsediliyordu. Bu öngörü gerçekleşebilir mi?

    Dünya için hayırlı olur mu, Çin'in kişi başı gelirde Amerikayı geçmesi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Çimen, bunun olması durumunda Çin'de üretim sektörü de ciddi darbe alacak ve hatta ülke dışına, Bangladeş gibi yerlere kaçmaya başlayacaktır. O zaman da ayrı bir ikilem ortaya çıkacak. Çin düşük maliyetin fakat aynı zamanda zenginleşen bir toplumun da devamını sağlayacak bir model üretmek durumunda. Yani sermaye de kaçmamalı.

      Sil
    2. Evet bu gelişme olasıdır. Aynı şeyler Japonya'da yaşandı. Ülke geliştikçe birçok farklı gelişme yaşanıyor: Ücretler artıyor, sendikal haklar gelişiyor, birçok şey daha pahalı hale geliyor. Kayıt dışılıklar azalıyor. Dolayısıyla amortisör görevi yapan birçok yapı o niteliğini yitiriyor. Buna karşılık Çin çok büyük bir pazar. Biraz daha zenginleşirse bu kez iç pazarda talep artışı gelecek. Demem o ki Çin, eğer bu geçiş dönemini akıllıca yönetebilirse diğer ekonomilerdeki düşüşü ileriye atabilir.

      Sil
  20. Sayın Hocam
    asgari ücret artışının ekonomiye olası etkilerini bütün detayları ile kaleme almıştınız.ben izniznizle bu konuyla ilgili yorumda bulunmak istiyorum ;asgari ücret artışının olması neticesinde harcama eğilimi yüksek olanların maaşları artacaktır bu da talep üzerinde artış meydana getirerek enflasyonist bir baskı oluşturma ihtimali yüksek görülmektedir. Aynı şekilde devletin asgari ücretteki artışın bir kısmını kendi finanse etmesi geri kalanı ise özel sektörün yüklenmesi özel sektör üzerinde bir maliyet unsuru oluşturacağından burada da bir arz şoku söz konusu olcaktır. Kısacası ücretlerin artması sonucu talebin artarak sap kayması diğer taraftan da özel sektörün asgari ücret artışının bir kısmını kendisinin karşılaması da arz eğrisini sola kaydıracaktır. Sonuç olarak asgari ücretin ekonomik etkisi enflasyonun artması ile kendisini gösterecektir.şunu sormak istiyorum;Acaba buradan enflasyonun artması ile üretimde de bir artış meydana gelir mi ?benim cevabım burada talep eğrisinin mi yoksa arz eğrisinin mi büyüklüğüne bağlıdır. Eğer talep eğrisi arz eğrisinden daha büyük bir kayma gösterirse enflasyonun artması ile beraber üretimde bir nebzede olsa artacaktır diye düşünüyorum katılırmısınız hocam.
    Saygılar

    YanıtlaSil
  21. Üstat,
    Ellerinize sağlık.
    İyi Pazarlar

    Cafer Demir

    YanıtlaSil
  22. hocam bir ülkenin borsasında en fazla işlem gören hisseler;
    1- bankalara ya da
    2- Spor klüplerine aitse
    bunu ayrı ayrı nasıl yorumlamak gerekir?

    YanıtlaSil
  23. Hocam sizi gördükçe babamı görmüş gibi oluyorum...

    Kalbiniz pamuk gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun, babanıza saygılarımı iletin.

      Sil
  24. Hocam şimdi benim anladığım-yazılarınızdan- tüm dünyada düşük büyüme ,bizim sınıftakilerde bunun yanısıra tasarruf azlığı ve gelişmişlerle birliktede hemen hemen tüm ülkelerde, gelişmiş ve gelişmekte olanlar çok yüksek borçluluk var.O zaman gelmekte olan kriz içinse MBler sorunu çözmüyor ve erteliyor diyebilirmiyiz?artı bu politikalar krizi ne kadar geciktirebilir 1,3,5,yıl 2.si olası bir kriz 2008 den daha etkili ve çok daha yıkıcı olur heralde ve bu etki kaç yıl sürer?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bu kriz küresel kriz değil de örneğin sadece ABD krizi olsaydı bu adımlar bunu rahatça çözebilirdi. Ama küresel sistemde artık birisinin çözümü bir başkasının sorunu halkine gelebiliyor. Bu durumda çözüm kolay değil.

      Sil
  25. Asgari Ücret artışını finanse etmek için yağmur gibi gelen zamlara karşı 2. Poujade Hareketini bizim başlatmamız gerekiyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asgari ucret artisinin maliyeye cok bir yuk getirdigini sanmiyorum. Devletin ustlendigi kisim ozel sektorun uzerine binen yukten daha az. Devlet 20 milyarlik yukun 10 milyar lirasini karsiliyor, ancak bu 10 milyarlik kisim zaten devletin kasasina girecegi icin pek bir yuk olusturmuyor. Dahasi ekonomik hareketten dolayi bu para gene dolayli vergilerle hazineye donecek.

      Zamlarin sebebi secimler yuzunden ertelenmeleridir, asgari ucret artisi degil. 10% enflasyon olan ulke de butcenin her sene ulkeden daha fazla buyudugu bir ortamda zam olmayacak da ne olacak. AKP hukumetlerinin yaptigi en iyi is siyaset. Kendilerinden kaynaklanmayan, ya da esas yuku sirtlanan kim olursa olsun, onu kendilerine mal etmeyi iyi bilen siyasetcilere sahipler.

      Sil
  26. Merkantilizm günümüzde Hala gecerli mi hocam sömürgecilik acisindan bakmazsak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merkantilizm, kitaplardaki tanımı açısından geçerli değil. Ama mesela altın ve döviz rezervlerine bakarsak dolaylı olarak bir geçerliliği var diyebiliriz.

      Sil
  27. sayın hocam japon bankaları sen faiz vermiyorsan bende verene götürürüm diyebilirmi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Veren bulsalar zaten BOJ'a gitmezler.

      Sil
    2. sayın hocam aklıma başka bir soru geldi ama böyle saçma soru olurmu demenizden çekindigimden soramıyorum.bana göre normal olan size saçma gelebilir

      Sil
    3. Siz sorun ben saçma demem elimden geliyorsa yanıtlamaya çalışırım.

      Sil
  28. Hocam FED düşük enflasyon için faiz arttırıyor, Japonya ise düşük enflasyon için faiz indiriyor. Pek anlayamadım doğrusu...Yardımcı olabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. FED dusuk enflasyon icin faiz arttirmiyor, aksine enflasyonu arttirmak icin faiz arttiriyor. FED enflasyonu kontrollu bir sekilde arttirmak istiyor, FED'in bugun yaptiklari onumuzdeki donemler icin hazirlik. Su an FED'in onunde 5 veya 10 yillik donemde ABD ekonomisi projeksiyonu vardir. Gelismis ekonomilerde plansiz hareket edilmiyor.

      Sil
    2. Beyfendi zaten ben de onu söyledim ya. Fed düşük enf için faiz arttıtıyor derken, düşük enf problemini çözmek için manasında demiştim. Nitekim QE sonucu basılan parayı geri çekmeyi hedefliyor bu şekilde.Para artınca da iç talep ve enf artacak.

      Japonya da düşük enf problemi yaşıyor ama tam aksine faiz indiriyor.

      Mahfi hocaya sorum buydu. Aynı problem ama bu kadar zıt iki politika. Neden?

      Sil
    3. Soyledikleriniz pek anlasilmamis.

      Japonya Merkez Bankasi hala parasal genisleme uyguluyor. FED faiz arttirimi oncesi parasal genislemeyi birakti. Parasal genisleme uygularken, faizi arttirmasi celiski olusturur. Bir taraftan harca diye para dagitip, diger taraftan harcama gel tasarruf et demek tutarsiz bir politika olur. BOJ ve FED arasinda boyle bir politika farki da mevcut.

      Sil
    4. Fed, önümüzdeki iki yıl içinde enflasyonun % 2'ye geleceğini ve daha da artma eğiliminde olduğunu tahmin ettiği için şimdiden faizi artırmaya başladı.
      Japonya ise enflasyonu bir türlü yükseltemediği için bankaların kredi vererek harcamaları artırmasını istiyor ve bana yatıracağınız para için üste faiz alırım onun için gidip insanlara ucuza kredi verin diyor. Ayrıca Japonya'nın asıl derdi Yen'e değer kaybettirerek Çin ile ihracatta rekabeti sağlamak. Biliyorsunuz Çin, Yuan'a değer kaybettirerek ihracatını teşvik etmişti.

      Sil
  29. Hocam teşekkür ediyorum verdiğiniz bilgi ve yaptığınız yorumlar için. Ben bir konuyu merak ediyorum:
    Türkiyede'ki enflasyonuda hesaba kattığımız zaman TCMB de benzer şekilde negatif faiz uygulamış olmuyor mu ?
    Çünkü enflasyon % 8.8 iken TCMB kendisindeki mevduata %7.5 faiz veriyor. Aslına bakacak olursak bu negatif reel faiz değil midir ?
    Böylece Türkiye'de de kendi enflasyon şartları içinde büyüme teşvik edilmiş olmuyor mu ?
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      MB'nin gerçek faizi daha önce de bir çok kez değindiğim gibi % 7,5'luk haftalık faizle % 10,75'lik gecelik faizin ortalaması olan ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti. Bu da yaklaşık % 9 dolayında.
      Öte yandan reel faiz hesabı mevduat ve tahvil faizleri üzerinden yapılır. Mevduat faizi bugünlerde yaklaşık % 12. Bunun neti (vergi sonrası) 10,2 ediyor. Bunu da yüzde 8 - 9 oranındaki enflasyonla karşılaştırırsak kabaca 1 - 2 puanlık bir reel faiz olduğu ortaya çıkıyor.

      Sil
  30. Sayın hocam yazınız için teşekkür ederim. Sizden bir ricam olacak. Tüneldeki yılan konusu ile ilgili yazmayı düşünür müsünüz ? 31.01.2014 tarihli yazınızda bir link ile bir okuyucu için yönlendirme yapmışsınız lakin sizin anlatımızdan faydalanmak isteriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tüneldeki yılan bir para biriminin referans aldığı para birimi için konulan alt ve üst sınırlar içinde dalgalanmasıyla oluşan durumu ifade etmek için kullanılıyor. AB üyesi ülkelerin paraları Euroya geçmeden önce hazırlık niteliğinde olmak üzere ECU adı verilen (Avrupa Para Birimi) bir hesap biriminde ifade ediliyordu. (Bir çeşit sanal Euro.) ECU'nun Dolar için belirlenmiş alt ve üst sınırlar içinde dalgalanmasına bakılarak alt ve üst sınırlara tünel, ECU'ya da yılan deniyor böylece tüneldeki yılan kavramıyla ifade edilmiş oluyordu. Bugün uygulaması kalmadığı için ayrıca bir yazı konusu yapmıyorum.

      Sil
  31. Hocam; Japonların kur savaşında özellikle Çine attığı bu füzeye karşılık sağlam bir develüasyonla Avrupanın,Amerikanın ve Japonyanın merkezine atom bombası atmasını beklemeli miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atom bombasını atacak olan Çin bu arada.

      Sil
    2. Olabilir. Aslında IMF, bu tür kur savaşlarının sistemi bozmasını önlemek için kurulmuştu. Yani ödemeler dengesinde sıkıntıya düşen ülkenin devalüasyon yapması ve onun karşılığında diğer ülkelerin de aynı yola başvurarak dünya ticaretini bozmalarını önlemeyi hedef alarak kurulmuştu. Bu tür sıkıntıya düşen ülkeye yardım ediyor ve karşılıklı kur savaşlarını önlüyordu.
      Geldiğimiz aşamada IMF bunları önleyemez durumda. Dolayısıyla Çin ve Japonya'nın kur savaşı her iki ülke de daha fazla zarar gördüğünü anlayana kadar sürecek gibi görünüyor.

      Sil
  32. Hocam kur savaşları enflasyon sorunu çekmeyen ülkeler için uygulanması daha mantıklı degilmidir. Mesela biz de paranın değerini dusurursek biz de gelişmiş ülkelerin tersine enflasyon çok artmaz mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. The Economist'in Big Mac endeksine bakacak olursak bizde TL'nin değeri zaten olması gerekenden çok düşük. Ayrıca dediğiniz gibi bu tür bir gelişme bizde enflasyonun daha da artmasına yol açar. Çünkü biz hammadde, ara malı ve sermaye malı ithal eden bir ülkeyiz. TL değer kaybettikçe bu ithalatın maliyeti artıyor. Öte yandan TL euor yerine dolara karşı daha fazla değer kaybettikçe ihracatımız değil maliyetlerimiz artıyor ve sonuçta tam tersine ihracatımız da düşüyor.

      Sil
  33. Konu disi ama Hocam beklenen enflasyonun artması tahvil arz ve talebini nasıl etkiler örnekler le açıklayabilir misiniz

    YanıtlaSil
  34. Hocam cebimizdeki para miktarı arttıkça 1 br paradan daha az fayda sağlarız ama kitabınızda paranın marjinal faydası sabittir yazıyor.Nedeni nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nerede yazdığını söylerseniz hangi çerçeve içinde dediğimi bulup yanıtlarım.

      Sil
    2. Mikro kitabınızda kardinal fayda bölümünde hocam.

      Sil
    3. Evet buldum. Bu benim görüşüm değil. Neoklasik iktisatçılardan faydayı kardinal olarak ölçmeye çalışanların görüşü. Ardında yatan varsayım da paranın bir ölçü birimi olması. Para kendi başına fayda sağlayan bir şey değil biliyorsunuz. Para, fayda sağlayacak şeylerin alınmasına aracılık eden bir ölçü. Yani paranın faydası olamaz. O nedenle marjinal değeri sabittir. Ama paranın satın aldığı şeylerin marjinal faydası azalır.

      Sil
    4. Para bir illüzyondur! İktisat (ekonomi) nasıl yoksa para da yoktur!

      Sil
  35. Japonya'da 2014 2015e geçerken büyüme artarken enflasyon düşüyor. Bu biraz saçma değil bir ülke büyürken enflasyonu yükselmesi lazım değil mi. Yani üniversite biz öyle gördük en azından.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme ile enflasyon arasında mutlaka ters yönlü bir ilişki olması gerekmiyor. Mesela Türkiye'de ede 2002 - 2008 arasında büyüme artarken enflasyon düşmüştür.
      Ekonomide hiçbir şey kesin veya mutlak değildir biliyorsunuz. Genel eğilimlerden genel sonuçlar çıkarılır. Her zaman genel eğilimler söz konusu olmaz. Ekonomide istisna çok fazladır.

      Sil
  36. Hocam sitenizi bir haftadır keşfettim ve hertürlü konu da yaptığınız incelemelere hayran kaldım. Ayrıca size bir sorum olacak Cari açık ile büyüyen ekonomiler gelecekte bunun bedelini ödemek zorunda mıdır
    Cari açık lâ büyümeyi anlatan bir yazınız varmı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Büyüme ile cari açık ilişkisini anlatan yazılarım:
      http://www.mahfiegilmez.com/2012/05/2001-sonras-degisen-buyume-modeli.html
      http://www.mahfiegilmez.com/2015/12/buyume-ile-cari-ack-iliskisi.html

      Sil
  37. Hocam yazılarınızı çok beğeniyor ve size verdiğiniz bu büyük emekler için teşekkür ediyorum

    YanıtlaSil
  38. Hocam değerli yazılarınız için teşekkürler.

    Takıldığım bir hususu sormak istiyorum müsaadenizle.
    Demişsiniz ki "Abe ikinci kez başbakan olduktan bir süre sonra bütçe açıkları ya da gevşek maliye politikasına dayalı ekonomiyi toparlama yaklaşımını terk ederek BOJ’u, ABD Merkez Bankası (Fed) ve İngiltere Merkez Bankası’nın (BOE) izlediği gevşek para politikası uygulamasına geçirdi."
    Bu ifadeyi okuyunca sanki BOJ'un bağımsızlığı ile ilgili bir sorun var; hükümetin telkinleri ile politika değiştiriyor gibi bir anlam çıkarıyorum. Doğru bir çıkarım mı?
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her ülkede Merkez Bankası'nın konumu ve bağımsızlığı farklı. Benzerlikler olsa da farklar da var. Örneğin Japonya’da döviz kuruna yapılan müdahalelere finans bakanlığı karar veriyor. BOJ bu kararları uygulamak durumunda. Tabii burada kur ile ilgili karar para politikasını da etkileyebiliyor ve o zaman BOJ'un para politikasındaki bağımsızlığı da karışıyor.
      Özetle söylemek gerekirse çoğu yerde MB'ları görev itibariyle olsun uygulama itibariyle olsun tam yerli yerine oturtulabilmiş değil.

      Sil
  39. Merhaba Mahfi Hocam, öncelikle değerli yazılarınız için size teşekkür ederim. Sadece sizin değil değerli yorumcuların da gerçekten kaliteli ve aydınlatıcı yorumları olduğunu belirtmek isterim. Bir arkadaşa cevap verirken faizin aslında araç değil bir sonuç olduğunu belirtmişsiniz. Peki döviz kuru ve enflasyon gibi kavramlar için de benzer araç sonuç ayrımını yapmak mümkün müdür?

    YanıtlaSil
  40. Merhaba hocam bir ekonomide negatif faiz uygulanabilir mi?? Bu konuda ne düşünüyorsunuz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...