27 Ocak 2016 Çarşamba

Politika Faizi Hangisi?

Merkez Bankası’nın görünürde 2 tane borç verme faizi var. (1) Gecelik olarak bankalara borç vermekte uyguladığı faiz (yüzde 10,75.) (2) Haftalık olarak bankalara borç vermekte uyguladığı faiz (yüzde 7,5.) Duruma göre bazen gecelik borç vermeyi, bazen de haftalık repo ihalesiyle borç vermeyi daha ağırlıklı kullanıyor.

Merkez Bankası’nın bir de görünmeyen faizi var. Buna da ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti deniyor. Adında faiz geçmese de bu, yukarıda değindiğim iki borç verme faizinin yani yüzde 10,75’lik gecelik faiz ile yüzde 7,5’luk haftalık faizin ağırlıklı ortalaması olduğu için gerçekte Merkez Bankası’nın piyasayı fonlamakta uyguladığı ortalama faiz. Diyelim ki Merkez Bankası, bankalara, yüzde 10,75 faizle 100 TL gecelik, yüzde 7,5 faizle de 100 TL borç vermiş olsun. Bu durumda bu ikisinin ortalama faizi yüzde 9,1 oluyor.  

Aşağıdaki grafikte bu yılbaşından bugüne kadar geçen sürede Merkez Bankası’nın borç verme faizleri yer alıyor (MBPF haftalık repo ihalesinde uygulanan yüzde 7,5’luk faiz (politika faizi), GFF yüzde 10,75’lik gecelik fonlama faizi, sağ eksende yer alan AOFM ise bu ikisinin ağırlıklı ortalamasını gösteren Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti.)


Bu grafiğe bakınca Merkez Bankasının politika faizini (MBPF) politikacılara yönelik olarak tam anlamıyla bir ‘politikacı faizi’ olarak, gecelik fonlama faizini (GFF) piyasaya mesaj verme faizi olarak kullandığını buna karşılık asıl olarak da bu iki faizin ortalamasıyla piyasayı yönlendirdiğini görebiliyoruz. Özetle söylemek gerekirse Merkez Bankası’nın gerçek politika faizi, oynak bir faiz olan ağırlıklı ortalama fonlama maliyetidir.

Grafik bize Merkez Bankası’nın faizi artırmadığını ama yükselttiğini gösteriyor. Bazen görüntü gerçekten farklıdır. İllüzyon dediğimiz şey de odur zaten.

126 yorum:

  1. Hocam bu konuya daha önceki yazılarınızda ve yorumlarınızda da dikkat çekmiştiniz.Derste hoca bize TCMB'nin politika faizi hangisi diye sorduğunda bende: Merkez Bankası’nın gerçek politika faizi, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti demiştim.Tamamen sizin yazılarınızdan okuduğum kadarıyla bunu dedim ve hoca da hak verdi...

    YanıtlaSil
  2. Hocam kaleminize sağlık,hiç bu kadar güzel anlamamıştım faiz konusunu iyiki varsınız.Dilinizin sadeliğini hiç bozmayın Hocam

    YanıtlaSil
  3. Hocam geçen sene iktisat bölümünden mezun oldum.Derste hocanın sınıfa sorduğu bir soru vardı:Türkiye'de hem yüksek enflasyon hem de yüksek işsizlik sorunu varsa kısa dönemde her ikisini de nasıl çözebiliriz?...Uzun dönemde işimiz kolay faizi düşürerek yatırımları artırırız ve önce işsizliği uzun dönemde de enflasyonu düşürürüz,fakat kısa dönemde ne yapılabilir ki?...
    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür sorunları kısa dönemde birlikte (eş-anlı çözmek), tesadüfler dışında, pek mümkün değil. O nedenle genellikle birisini, tercih edip ona yönelmek gerekiyor.

      Sil
    2. Hocam bu kısa dönem zaman mı?

      Sil
    3. Ekonomide kısa dönem üretim araçlarından yalnızca birisinin miktarının değiştirilebileceği dönemdir. Ama genelde 1 yıl olarak kabul edilir.

      Sil
  4. Burada bir mantik hatasi yok mu? MB bankalara zorla borc mu veriyor? Anladigim kadariyla AOFM talep sonucunda olusan bir maliyet. MB bankalara bir oyun alani vermis oluyor, bankalar da yuksek faizi dayatabildikleri icin dayatiyorlar. Bunda MB'nin yaptigi bir sey yok ki, koridor uygulamasi birilerinin sesini kesmek icin uydurulmus bir sey gibi gorunuyor, o da olmasa Suriye'den beter olurduk. Bunlarin para icin yapmayacaklari, gozden cikartmayacaklari sey yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankalar gün sonunda hesaplarını kapamak zorundalar. Güvenilirliklerini korumak faiz yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlamak için bunlar zorunlu ve denetleniyor

      Sil
    2. Adsız 17:28
      Görebildiğim kadarıyla blogda bu konuda yazdıklarımı en baştan bir kez daha okumanız gerekecek.

      Sil
    3. Asagidaki yoruma verdiginiz yanit daha bilgilendirici oldu. Bundan sonra bankacilik ve faiz konusundaki yazilarinizi biraz tuzlayarak okumak lazim demek ki.

      Sil
    4. Adsiz 19:21, tamam da bu bankalarin yuklendikleri risk ile alakali degil mi? e-mevduat, ivir zivir adi altinda 12%'lerde faiz vermek istiyorlarsa haliyle maliyetlerinin yukselmesi gerekiyor. Benim soyledigim faizi yukselten ve yukselmesini isteyen bankalarin kendisi MB degil. Aciklamanizin yorumumla alakali olan kismini anlayamadim dogrusu.

      Sil
    5. Enflasyonun % 9 olduğu yerde bankalar nasıl bir faiz verebilirler ki? % 12 dediğiniz brüt faiz. Neti 10.2'ye geliyor. Yani enflasyonun 1,2 puan üstünde. Daha düşük faiz verseler insanlar parasını bankaya yatırır mı?
      Faizi enflasyonla birlikte düşünürseniz meseleyi çözersiniz.
      Faizi yükselten bankalar değil. Faizi yükselten enflasyon.

      Sil
  5. Hocam A ülkesi B ülkesine mal satıyor diyelim.B ülkesi gümrük vergisi alıyorsa bunu A ülkesi mi öder B ülkesindeki ithalatçı mı öder?

    YanıtlaSil
  6. Hocam,
    MB'nin Bu AOFM'ni yükseltmesi yani faizi yükseltmiş olması TR'yeye gelen dövizi daha çekici hale getirir mi ve kuru kontrol etmesine yardımcı olur mu?
    Çok teşekkürler hocam şimdiden cok güzel bir yazı olmuş.
    Syg.

    YanıtlaSil
  7. Garanti Bankası'ndaki müdürlük pozisyonunuz devam ediyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogumdaki Hakkımda bölümünü okusaydınız bu soruya gerek kalmazdı. Garanti Bankası'nda veya herhangi bir bankada hiçbir zaman müdürlük pozisyonum olmadı. 1999 - 2004 tarihleri arasında Garanti Bankası'nda yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptım ve 2004 tarihinde bu görevden ayrıldım. 2006 yılında da Garanti Leasing ve Garanti Factoring deki yönetim kurulu başkanlığı görevlerimden ayrıldım. O tarihten sonra üniversitede (önce Bilgi sonra da Kadir Has Ün.) öğretim görevlisi ve CNBCe ve NTV televizyonlarında ekonomi yorumcusu olarak görev yaptım ve bloğumda yazı yazdım. Özetle 2006 yılından bu yana full time herhangi bir görevim yok.

      Sil
  8. Anlamadım Gökay Otyam nasıl sizin hocanız olabiliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekte hocam değil tabii ama bana hocam diyenlere ben de hocam derim.

      Sil
  9. Hocam sorumu size tarafgirlik babında sormuyorum. Bir cevabınızda, kafası karışık ne çok insan var bu memlekette, bir yardımımız dokunsun diye uğraşıyoruz, yazmıştınız.

    Hocam eğer haftasonuna yetiştirebilirseniz şu Baltalimanı Antlaşması nedir ne değildir, bir yazı hazırlar mısınız?

    Günümüzde siyasetteki kutuplaşma öyle yüksek ki, kendilerine referans aldıkları her tarihi datayı (veriyi) her siyasi kutup şamaroğlanı misali kullanıyor!

    Bugün siyasi kutuplar, tarihte yaşanmış olayı öyle manipüle ediyorlar ki, gerçekte ne yaşanmış ne yaşanmamış kafalar karman çorman oluyor!

    Bir yazı yazacak mısınız Hocam?

    Not: Baltalimanı Antlaşması ile 24 Ocak 1980 kararları arasında ortak noktalar varsa bunları da belirtir misiniz yazacağınız yazıda?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii bu tür yazılar daha çok tarihçilerin yazması gereken yazılar ama Osmanlı'yı batıran kapitülasyonlara bir yenisini genişleterek ekleyen Balta Limanı Antlaşması ekonomik etkileri açısından da önemlidir. 24 Ocak kararlarıyla herhangi bir ilgisi ya da benzerliği yoktur.
      Antlaşma metnine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Sanırım artık en koyu Osmanlıcılar bile bu antlaşmanın ülkeye ne kadar yararlı olduğunu öne süremiyorlardır. Süren varsa onu aydınlatamayız. Her şeyin bir sınırı var.

      Sil
  10. Hocam bankaların gecelik fonlama faizini, hesaplarını kapamak için kullandığını söylemiştiniz. 7.25 ten borç alıyor 10.75 ten borç veriyor. Genel anlamda bankalar , fon yaratmak için gecelik fonlama faiziyle nasıl borç alabilir ki bu mumkunmu ?
    Hocam diyelimki banka 10 milyon TL gecelik faizle borç aldı MB 'den bunun faizini ne kadar ve ne kadar süre sonra ödeyecek ? Bunun işlevselliğini anlatabilirmisiniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankalar her gece nakit açığı vermeden kapanmak zorundalar. O nedenle nakit açığı olan bankalar MB'den % 10.75 den gecelik borç alırlar. Fazlası olan bankalar ise bu fazlayı kasada tutmamak için MB'ye yüzde 7,25 ile borç verirler.
      Aldığı borcu sabah öder. Gece yine açık veriyorsa yine alır.

      Sil
  11. "İktisada Girişin İlk Dersinde İtiraz Edecek Müslüman Talebeler Lazım Bize"

    Yusuf Kaplan'ın "içinde bulunduğumuz çağın ağları, bağları, bağlamları, kavramlarından kurtulunmadan kendini çağımızı ve çağrımızı kuramayız" cümlesi ile özetlenebilecek bir görüşü var. Tamamen katılıyorum.

    Müslümanlara uzunca bir süreden beri hurafelerden temizlenmeyi öğütleyenler her nedense içinde bulunduğumuz çağın hurafelerinden arınmak gerektiği konusunda tek bir cümle dahi kurmuş değiller. "Aslında İslam o değil", "gerçek İslam böyle bir şey değil", "bu İslam'da yok" gibi itirazlar yükselterek "yalın İslam'ı" ortaya çıkarma iddiasında bulunanlardan hangisi içinde bulunduğu çağı tanıyıp ondan beri kalma pahasına kendi çağına ruh üfleyeme derdindedir?

    Sadece buraya kadar ifade ettiklerimden yola çıkarak Müslümanların özgüven eksikliğine, içinde bulundukları suçluluk psikolojisi ile birlikte gelen esarete, daimi yenilgiler pahasına galipler safına doğru bilinçsizce sürüklenişe ulaşabiliriz. Çünkü bugünün Müslümanlarının, kendilerini yeryüzünde konumlandırış biçimleri çevrededir merkezde değil. E bu da reaksiyoner olmayı hatta kimi zaman reaksiyona da reaksiyon göstermeyi zorunlu kılıyor. Bu bizim en önemli açmazlarımızdan biri halinde.

    Ne demek istiyorum, izah etmeye çalışayım;

    İktisattan, İşletmeye, Kamu Yönetiminden, Uluslararası İlişkilere, Maliyeden, Ekonometriye çok sayıda fakülte ya da bölümde "İktisada Giriş" dersi okutulduğu hepinizin malumudur.

    "İktisat, bireyler ve toplumların kıt kaynaklarını, sonsuz/sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl dağıttıklarını inceleyen bilim dalıdır." tanımını bilirsiniz.

    Bu tanımda yer alan "kıt kaynak" ve "sonsuz/sınırsız ihtiyaç" kavramlarının hassaten altını çizmek istiyorum. Çünkü bütün dünya, içerisinde bulunduğumuz sistem bu iki kavram üzerine bina edilmiştir.

    Kavgalar hep bundandır, savaşlar çıkar, işgaller, demokrasi götürmeler, paylaşamamalar, paylaşımlar, çizilen sınırlar vs.. Thomas Hobbes'un dilinde kavramsallaşan "insan insanın kurdudur" felsefesinin temelinde de bu vardır. İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan kaynaklar sınırlıdır, bu kaynak kıtlığı insanın "sonsuz/sınırsız" olan ihtiyaçlarını tatmin etmekte yetersizdir ve insanlar eğer başlarında kendisinden daha üstte bir otorite olmayan devlet adlı mekanizma yoksa birbirlerini yerler.

    Peki, bu gerçekten de böyle midir? Başıma bir şey gelmeyecekse ben bunun böyle olmadığı kanaatindeyim. Bu bir yanılsamadır ve bizim bir an evvel bu yanılsamadan çıkmamız icap eder.

    Rabbimiz sonsuz kerem sahibidir, kullarına ikram etmeyi sever, O'nun için kıt kaynak diye bir şey yoktur, çünkü O yaratıp bir kenara çekilmemiş aksine yaratmaya devam etmektedir, O bir şeyin olmasını dilediği zaman "kûn : ol" demesi yeterlidir. Biz bunu böyle bilir buna iman ederiz. Kaynağın kıt olduğunu düşünenler Allahsız bir dünya kurgusu ile hareket edenlerdir.

    İhtiyaçlar meselesine gelince:

    +++

    YanıtlaSil
  12. "Batı tipi düşünüş biçimi" insanı umarsızca, hesapsızca, her ne pahasına olursa olsun tatmin derdinde olan bir varlık olarak düşünür. İnsanoğlunun ihtiyaçlarının tatminindeki bu sınır tanımazlığı "her yolu mübah kılan" bir sonucu da beraberinde getiriyor. Oysaki İslam neredeyse bütün ibadetleri ile insana ihtiyaçlarını sınırlamayı öğütler. Orucu, namazı, adil olmayı, zekâtı, sadakayı, infakı, sabrı, iyiliği emrediyor oluşu aynı zamanda insanoğlunun ihtiyaçlarının tatminine bir sınırlama koyması ile ilgilidir. Haram olan ne varsa hepsi, bir ihtiyacın tatmini anlamında insana duracağı yeri, haddini bildiren düsturlardır.

    Derler ki, "kuvvetler ayrılığı ilkesi" bir pastanın eşit olarak kesilmesi ve dağıtımı ile anlatılabilir. Pastayı kesen "yasama", dağıtan "yürütme" ve pasta kesiminin adil olup olmadığını pasta kesim ve dağıtım kurallarına göre denetleyen "yargı", kıt olanın (yani "pasta"nın) ihtiyacı tatmin edilmesi gerekenler arasında paylaştırılması (tatmin) için varlardır. Ve her birinin durduğu yer insanın insanı kurdu olduğu fikrinin apansızın ve kontrol edilemeyecek bir şekilde hayat bulmaması için önemlidir.

    Ortada bir pasta varsa ve bu pasta "sınırsız ihtiyacının tatmini derdinde olan insanın iştahını kabartmışsa" şu sorunların ortaya çıkması kaçınılmazdır;

    Kim nasıl bölecek?

    Kim nasıl pay edecek?

    Bu sorunu ortadan kaldırmak için kılı kırk yaran eşitlikle bir çözüm önerisi gelmiştir. Pastayı bölme hakkını elinde bulunduran pastadan ilk dilimi alma hakkını karşısındakine vermiş olur. Öyle ya, pastayı öyle bölmelisin ki, ortaya çıkan dilimlerden ilkini alacak olan büyük olan dilimi götürmesin. Karşısındakine güvenmeyen bir çözüm önerisi yani. Çünkü insanın doğasının kötücül olduğu fikri vardır bu mantıkta.

    Böyle bir tabloda Müslüman bir zihin zaten pastanın tamamını karşısındaki kardeş bildiğine verir ve böylesi ben ne alırım, ona ne düşer, onunki şununkinden fazla mı olur gibi dertler yerine daha sahici dertlerle meşgul olur. Çünkü komşusu açken tok yatanın hali ortadadır, henüz siftah yapmamış esnafa müşteri yollama kültürü bizim esnafımızın geleneğinde vardır, "Sankiyedim Camii" (Zeyrek, Fatih, İstanbul'da) diye bir şey yalnızca bizde mevcuttur. Ve çarşılar boyu böyledir bu, binlerce vakıfnameyle örneklendirebiliriz hepsini, kervansarayların duvarlarına sorsak işitiriz bu hikâyeyi. "Çekemem bu derdi de yavrum bölek seninle" diyen bir türkünün söylendiği coğrafyadan da başkası beklenemez zaten.

    Mademki hal böyle, herhangi bir üniversitenin herhangi bir kampüsünün herhangi bir anfisinde saçı ağarmış, gözlüğünün ardından modern dünyanın iktisat kuramını "kıt kaynak/sınırsız ihtiyaç" bağlamında ballandıra ballandıra anlatan bir profesöre, Anadolu'nun çocukları tarafından yüksek perdeden itiraz yükseltilmeli değil midir?

    Öyledir elbette öyle olmasına da, vaziyet neden böyle değildir işte asıl mesele de budur!

    Daha iktisadın tanımına itiraz edememiş bir toplumun:
    Faiz lobisini,
    İkincil piyasaların dünyayı esir alışını,
    Gelir adaletsizliğini,
    Borsa spekülasyonlarını,
    İşçi sorunlarını,
    Sermayenin ekinleri talan eden kımıl zararlısı gibi yeryüzünde dolaşımını,
    Filan ülkenin faiz oranlarını artırmaya niyet etmesinin falan ülkede yol açacağı adaletsizliği hararetle tartışması sadece ve sadece magazinden ibarettir!

    Ve modern zamanların ekonomi (din) dediği şey bütün müesseseleri (tapınak) ve bütün ritüelleri (ibadet) ile bir hurafedir.

    Arz ederim.

    Yusuf Armağan, 27 Ocak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Meseleyi bu kadar basite indirgeyince çözümler de basitleşiyor. Ne yazık ki mesele bu kadar basit değil. Varsayalım ki kaynaklar sanıldığından daha fazla ihtiyaçlar da sınırlı. Her şey çözülür mü? Fakirlik ortadan kalkar mı? Gelir dağılımı düzelir mi? Vergi almak gereksiz hale gelir mi? İnsanların geçim derdi biter mi? Kiralar ortadan kalkar mı? Bunun gibi yüzlerce binlerce sorunun yanıtı kendiliğinden verilmiş olur mu? Olmaz. O zaman iktisat her zaman karşımızda olacak.

      Sil
    2. komünizmi anlatır gibi bir yazı. İslam'ın Komünizmle çakışan bir çok yönünü ortaya koyuyor. 900 lü yılların başındaki "KARMATİLER" in yaptıkları gibi.

      Sil
    3. Adsız 19:18 – 19:19 arkadaşa cevaptır,

      Yahu ben de müslümanım. Hatta muhafazakar da sayılabilirim. Ancak böyle bağnaz yazıları görünce elim ayağım titriyor resmen. İktisada dair tek bildiği "kıt kaynak ve bunun dağıtılması" cümlesi olan bu gibi insanlar, bir de politik iktisat hakkında fütursuzca ahkam kesiyorlar resmen.

      Eşitlikten, pasta bölüştürmeden bahsetmişsiniz. "Böyle bir tabloda Müslüman bir zihin zaten pastanın tamamını karşısındaki kardeş bildiğine verir" şeklinde bir cümle yazmışsınız. Allah aşkına bir müslüman olarak soruyorum size, islamiyette "iktisadi anlamda" bir eşitlik inancı var mıdır? Asla yoktur! Eşitlik olsa zekat müessesesi olmaz...Çünkü zekat zengin - fakir kavramını kabul ederek 40 da 1 oranında yardımlaşmayı teyit eder. Ashab-ı Suffe denilen insanlar o dönemin garibanlarından oluşmuyorlar mıydı? Neden bir islam zengini mesela Hz. Ebubekir (a.s) malının yarısını vermedi bu insanlara? Söyliyeyim. Çünkü islamiyette iktisadi olarak eşitlik ilkesi de hedefi de YOKTUR! Bu söylemler, yeni çıkan anti kapitalist müslümanlar, sosyalist müslümanlar gibi grupların ortaya attığı saçmalıklardır. İslamiyette eşitlik Hak (Allah) katındadır. Müslüman olma cihetinde bir ayrım yoktur! Herkes de kendine verilen nimetler nispetinde hesaba çekilir.

      Yazının içerisine Thomas Hobbes gibi bir kaç meşhur insanın adını sıkıştırmak, yazıyı derin kılmaz! Bu da bir kısım cahillerin çokça yaptığı bir olaydır.

      - Vay be! Neler biliyor öyle! diyen birinin çıkacağını mı sanıyorlar acaba?

      Sana bir soru,
      Böbrek nakli bekleyen hastalar var ve sınırlı sayıda böbrek bağışı var. Hadi bakalım bana ihtiyaçlara göre taksim et de görelim bu böbrekleri.
      Ne oldu? Aaa! Yoksa böbrek bağışı yapmadın mı sen? Çok yazık! Oysa müslüman varlığının yarısını verirdi değil mi?
      Bu verdiğim örnek öylesine bir örnek değil, gerçekten de iktisatta "matching theory" adlı disiplinde bu tip dağıtımlar (organ bağışları vs) üzerine insanlar kafa patlatırlar! Ama siz anlamazsınız!

      Eğer ki faiz sorunsalı, vergiler, çalışma saatleri vb konulardan dem vursaydınız size heterodoks diyebilirdim belki. Böylece en azından alternatif bir fikri var derdim. Ancak görüyorum ki sizin fikriniz bile yok! İktisadın "i" sini anlamayan bir insanın yazısını yapıştırmışsınız sayfaya öylesine.

      Hiç kimse mevcut ekonomik konjönktürün harika olduğunu iddia etmiyor. Ancak böylesine topyekün reddiyeler bana son derece cahilce ve romantik geliyor. Evet romantik, çünkü tamamen gönlünüzden geçen ile amel etmeye kalkıyorsunuz. Hiç bir akli meleke kullanmadan!

      Şimdi bir de şu açıdan bakın, farzedelim ki islam sizin iddia ettiğiniz şeyi istiyor ( ki olmadığını anlattım yukarıda). Hadi bakalım değiştirin dünyayı da görelim. İslamiyette içtihat kavramı vardır. Zamanın şartlarına göre kendini ana temellerden şaşmamak üzere günceller islam düşüncesi. Şuan ki ihtiyaç budur! Hemen cevap vereyim, HAYIR EFENDİM! Birilerinin dediği gibi içtihat kapısı da KAPANMAMIŞTIR! Pek tabi dünyaya uyum sağlayacak ve de islamın ana prensiplerinde koparmayacak şekilde fikirler zuhur edebilir. Etmek zorundadır! Aksi takdirde bağnazlıktan dolayı ortaçağı aşamayacak bu islam coğrafyası!

      Sil
    4. Teşekkürler Mustafa Aydın bu paylaşım için. Çok net.

      Sil
    5. Mustafa Aydın Bey, güzel bir yazı yazmışsınız son paragrafı özellikle çok yerinde. Lakin ilk paragrafı biraz tuhaf geliyor bana, elbette kimsenin malını biriyle paylaşma zorunluluğu yoktur. Bu tür ucuz propaganda yapan yazılarıda kale almayalım ama dünyadaki kaynakların eşit olarak paylaşımına karşı çıkan biri bence karakterini sorgulamalıdır. Lakin bunun gerçekleşmesini sağlayacak insan kaliteside dünyada yok. Bu bir ütopya. sosyalizmde ütopya paylaşmakta ütopya.

      Sil
    6. Sanırım ikinci paragraftaki eşitlik kısmı canınızı sıktı. Aslında ben "islamın ekonomi anlayışında eşitlik ilkesi yoktur" vurgusunu yapmak istemiştim. Ana fikir buydu. Ancak eşitlik konusunda fikrim çok da farklı değil aslında. Bunu da belirtmek isterim. Elbette ki ideolojik bir konudur, ancak asgari seviyede ihtiyaçlar haricinde "cebren uygulanan bir eşitlik" üretken ve çalışkan insanlara karşı bir zulümdür. Dolayısıyla gene benim düşünceme göre ( elbette ki eleştirilebilir) sosyalizm sadece bir ütopya değil aynı zamanda bir adaletsizlik rejimidir. Tıpkı kapitalizm gibi...Nitekim insan doğasında (yaratılışta) zaten bir eşitliği kabul edecek meziyet yoktur. Yineliyorum, Allah huzurundaki eşitlikten bahsetmiyorum.

      William Golding'in Sineklerin Tanrısı kitabını öneririm. Ama bu sadece bir öneri.

      Unutmayalım ki, bir süre insanlar eşit yaşasa da bir süre sonra birileri kendilerini daha "eşit" hissetmeye başlar ve denge bozulur.Bilmem arz edebildim mi? Bu doğamızda var. Hayvanlarda dahi var. Neden bir kraliçe arı var? Niçin bir sürü lideri var? Ben de lider olmak istiyorum oysa..Hani eşitlik? Biri beni eşit kılsın hemen (!)

      Bana kalırsa, sosyal devlet, vakıflar vs gibi konular üzerine eğilmek daha insancıl ve gerçekçidir.

      Fakat şunu da belirteyim, bu konular üzerine mutabakat sağlamak neredeyse imkansız. Çünkü her cenaptan arkadaşım oldu. Tartışırdık ama kimse ikna olmazdı. İdeolojik konular sonuçta. Şimdi bir sosyalist arkadaş çıksa ve kendi literatüründen örneklerle bu son yazımı çürütmeye kalksa ne yapılabilir ki? Sonu gelmez bunun...Önemli olan nezaketi korumak ve saygı duyabilmek.

      Sil
    7. Esitligi 1 = 2 seklinde degil, '+'nin tum rakamlar icin esit hareket etmesi olarak dusunmeniz lazim. '+' 1 rakami icin farkli, 2 rakami icin farkli hareket ederse orada kaos olur. Toplama yapamazsiniz. Bahsedilen esitlik budur. Kurallar ve genel kabuller insanlar arasindaki farki gozetmeden uygulanirsa buna toplumsal esitlik denir veya sosyal adalet denir. Kapitalizmi esitsiz yapan, insanlarin farkli miktarda varliklarinin olmasi degil, hocanin sureli bahsettigi ahbap-cavus kapitalizmi ya da terimin esas kaynagi 'crony capitalism' haline gelmesidir.

      Sil
    8. Mustafa Aydın bey, şöyle güzel bir söz var. '' sosyalizm, insanları mülk ve mal edinmekten alıkoymaz. mülk ve mal edinirken başkalarının emeğini sömürmekten alıkoyar '' Üretken insanlar gayet tabi diğerlerinden daha çok üretebilirler. Yukarda yazdığınız sosyalist arkadaş bu şekilde gelebilir mesela. Ancak Rusya gibi sürekli Lada üretiyorsunuz sonra. sizin dediğiniz gibi rekabet edemiyorsunuz ve yine dediğinizi kabul etmek gerekir ki insanlarda bunu kaldıramıyorlar. Hemen bi yere ait olmak istiyor çoğu sırtını yaslamak istiyor. O yüzden bende bu eşitlik ilkesini kaldırabilecek insan kalitesinin olmadığını düşünüyorum. Kimseye acımasız gelmesin bu sözlerim ama bu böyle. Hakkını savunacağınız kişi , sizin hakkını savunmasını istemiyor ki hakkını savunasınız :) ben herhangi bir ideolojiyi savunmadım kimsede bizden dava adamı olmamızı talep etmiyor zaten:) arz-talep meselesi :) yinede özde eşitlik kavramına sahip çıkmak lazım. Aksi kutuplaştırıyor çünkü. Önerdiğiniz kitabı okuyacağım teşekkurler

      Sil
    9. (1/2)

      Mustafa Bey (ve herkese),

      Açıklamalarınız gerçekten bizleri daha fazla düşünmeye teşvik ediyor. Samimi yazdığınız ortada.

      Fakat bir noktayı; ya bilerek ya da bilmeden göz ardı ettiğiniz, üzerinde konuşulmasına gerek olmadığını düşündüğünüz gibi bir durum da var.

      Dindar değilim. Dinle ilgili kimseyle boy ölçüşme iddiasında da değilim. Dinle ilgili kapasitemin sınırlarını bildiğim için size yazdıklarımı sadece dini çerçevede değerlendirmemenizi umarım.

      Ama konu iktisat olunca, uzmanı olduğum alanda görüşlerimi de yazmalıyım.

      08:51'de "matching theory"i hatırlatmakla taşı gediğe koymuşsunuz. Fakat örneğiniz yanlış. "Böbrek" örneği (ve benzer örnekler) ile bağlam kurmaya çabalarsak; argümanımızın temeli yanlış olur. "Tıp"taki eşleşme olasılıkları ile, "iktisat"taki eşleşme olasılıkları üzerine kafa yorarken; argümanımıza malzeme ettiğimiz örnekler rasyonel olmalı.

      13:31'de yazdığınız hayvanlar alemindeki örnekte de hem "unutkanlık", hem "hata" var:
      "Doğa"daki hayatın akışı ile "iktisat" alanındaki kavrayışları (ve uygulamaları) birbirine karıştırıyoruz!

      Elbette "insan" da doğanın bir parçası, ve elbette (her ne kadar tartışmalı bir tespit olsa da) insan da hayvan türlerinden biri.

      Lütfen şu ince ama mühim ayrıma dikkat ediniz:

      "Büyük balık, küçük balığı yutar." Evet; ama akvaryumda yutar, gölde yutar, denizde yutar, okyanusta yutar! İnsan, balık DEĞİLDİR!

      "İnsan" nasıl davranması gerektiğine karar verebilecek iradeye sahip bir varlıktır! İstisnalar kaideyi bozmaz! "Güçlü insan" / "zayıf insan"ı daima tahakküm altına almak için yanıp tutuşsaydı, yenmeye, ezmeye çırpınsaydı; kendimize "insan" diyemezdik! Zayıf addettiğimiz insanları yakaladığımız yerde başına vurup ekmeğini zaptetmiyorsak, katletmiyorsak; bunun sebebi içimizde taşıdığımız (en genel manâda) "vicdan" & "empati"dir!

      Yukarıda, Yusuf Armağan isimli "dinci" arkadaşımız argümanları çorba bir yazı yazmış! Bomboş reaksiyoner bir tavırdan öte, gerekçeleri kuvvetli referansları metnine koysaydı; daha verimli bir iş yapmış olurdu. Kendisinin "günümüzdeki iktisat"a sırf karşı çıkmış olmak için yazdığı apaçık!

      Fakat "Thomas Hobbes" örneğini verirken, bunu metninde eğreti bir unsur olarak gözüksün diye değil; gerçekten kafa yorarak koyduğu kanaatindeyim. Eğer Hobbes'tan bazı alıntıları (niçin Hobbes'a karşı çıkacağına hazırlık olması açısından) yazsa idi; daha ele avuca gelir bir metin meydana çıkmış olurdu. Sadece "name dropping" yapmış ve öfkesini dökmeye tüm hızıyla devam etmiş!

      Hobbes'a ben de karşıyım! Sebebi çok basit: İnsan insanın kurdu DEĞİLDİR! Bunu söylemek, yazmak, haykırmak için; "dindar" olmak da, "dinci" olmak da gerekmiyor!

      "EŞİTLİK" KELİMESİNİN AKLA GELEN İLK ANLAMLARINDAN BİRİ "HERKESİN BİRBİRİ İLE AYNI OLMASI" OLARAK ANLAMAKLA ÇOK BÜYÜK BİR HATA YAPIYORUZ, VE YÜZYILLARDIR BU HATA İÇİNDE YÜZDÜĞÜMÜZÜ KENDİMİZE İTİRAF ETMEK İSTEMİYORUZ!

      >>>>>

      Sil
    10. (2/2)

      "Solcu"yum. Fakat köhnemiş komünistlikle, köhnemiş sosyalistlikle uzaktan yakından ilgim yok!

      Artık 2016 yılında olduğumuzu anlamamız gerekiyor! Kapitalizmin, hayatın merkezinde olduğunu; kapitalizmi, hayatın rahminden doğan bir çocuk olduğunu zannediyoruz! Buna mukabil; "her türlü sol düşünce ve eylem"in de meşhur 19. yüzyıl üslubunu güncelleyip 2016'ya yanaşarak "kapitalizmi tek hamlede yenebileceğimizi" zannediyoruz!

      Hangi siyasi kanatta olursak olalım, ister dindar ister ateist olalım, hayata nasıl bakarsak bakalım, bizlerin bu "türlü türlü zannetmeleri" devam ederken; daima kötüleşen bir tehlike var:
      "Kapitalizm" en ölümcül yüzünü göstermekten artık hiç imtina etmiyor!

      2016'daki ölümcül kapitalizmi savunmaya yeltenenlerin kendilerine gerekçe gösterdikleri kaynaklar hâlâ ama hâlâ 20. yüzyıl başından ortalarında değin "ekonomi sihirbazları"nın yazdıkları, söyledikleri, "kapitalizmden daha iyisi gelene kadar en iyisi kapitalizm" zırvalamaları!

      DÖNEMSELLİĞİN NE DEMEK OLDUĞUNU UNUTUYORUZ!

      Artık Smith yok! Artık Marx yok! Artık Lenin yok! Artık Henry Ford yok! Artık Keynes yok! Artık "Wirtschaftswunder" yok! Artık Hayek yok! Artık Mao Zedong yok! Artık Friedman yok!

      Bütün bu isimlerden (ve daha fazlasından) öğreneceğimiz nasihatler var; AMA HİÇBİRİSİNİN YAŞADIĞI DÖNEMİN AYNISINI BUGÜN YAŞAMIYORUZ! GÖZÜMÜZDEN KAÇAN MÜHİM NOKTA İŞTE BURASI!

      Ne yazık ki:

      Kapitalist sistemin tuzağına düşmüş "iktisat" her geçen gün, daha "matematik-yoğun", daha mekanik, daha dışlayıcı, daha soğuk, daha finansal, daha "hayattan kopuk" bir dehşet alana evriliyor!

      "Antropoloji", "sosyoloyi" ve "psikoloji"yi ötelediğimiz sürece; üzülerek bildiriyorum, iktisat kan kaybetmeye devam edecek!

      Bir sürü kitap ismi yazabilirim. Bazılarının basımı biteli yıllar olmuş...

      Özellikle şu iki kitap; bizleri daha fazla düşünmeye sevkedecektir, yüzyıllardır içinde yüzdüğümüz hatalarımızın farkına varmaya "çabalamamıza" destek olacaktır:

      "Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev"
      Étienne de La Boétie
      (Çev. Ayşe Meral)
      Alfa Yayınları
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/gonullu-kulluk-uzerine-soylev/371957.html

      "Borç: İlk 5000 Yıl"
      David Graeber
      (Çev. Muammer Pehlivan)
      Everest Yayınları
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/borc-amp-ilk-5000-yil/362703.html

      Sil
    11. Yusuf Armağan kardeş, sizin söylediklerinizi daha güzel söyleyen Karl Marx diye bir adam var, bir bakın isterseniz. Hem hazır cevabını falan da vermiş. Öyle 6. yüzyıla gitmenin gereği yok. Biraz ilgilenirseniz sevebilirsiniz belki.

      Sil
    12. Adsız 20:12 ile yazan hanımefendi (ya da beyefendi) ye yanıt :
      (önce hanımefendi yazdım çünkü, beyefendi yazsaydım ne erkek egemenliğim kalırdı, ne kabalığım vs)

      Nazik eleştiriniz için teşekkür ederim. Sanırım benzer disiplinlerde eğitim almışız. Neoklasik iktisadın matematik yoğun öğretisinden ben de sizin kadar nefret ediyorum ki lisans eğitimim mühendisliktir. Kapitalizm konusunda da aynı şeyleri paylaşıyoruz, nitekim yukarıda "Sosyalizm sadece bir ütopya değil aynı zamanda bir adaletsizlik rejimidir. Tıpkı kapitalizm gibi." diyerek iki görüşü de eleştirmiştim. Aslında bu fikirlerimde de ısrarcıyım.

      Ancak son derece dikkate değer şeylerden bahsetmişsiniz. Üzerinde düşünmeye değer. Kitap önerisi için de teşekkür ederim. Okuyacağım ilk fırsatta. Kim bilir belki de fikirlerimi esnetecek ya da değiştirecek bu kitaplar.Değişime açık olmak gerekli her daim.Tabii bu herkes ve her görüş için geçerli olduğu zaman bir anlam ifade eder.

      Hoşçakalın

      Sil
    13. 'Endişeli Modern'e eleştiri

      Hayatının merkezine dini değil insanlığın evrensel değerlerini ve aklı koymayı, Türkiye'deki çoğu muhafazakâr ateistlik olarak görüyor. Laik diyen var, seküler diyen var, modern diyen var. Çok daha kötü anlamlara gelecek aşağılayıcı kelimeler de kullanılıyor.

      Ancak asıl dikkat çekici olan, muhafazakârların modernleri nasıl gördüğü değil, modernlerin kendilerini nasıl gördükleri ve tanımladıkları. Ben buna kafa yormak istiyorum. Her gelişmede tepki olarak iki cepheye ayrılan ve birbirine durmadan aynı yerlerden boşuna ateş eden iki kangrenleşmiş kesim görmekten usandım.

      Bir defa kabul edelim ki Türkiye'de pek çok modern, varoluşunu yaşam boyu sürecek sınırsız bir hedonizmle açıklamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Hayattaki temel amacını iyi giyinmek, iyi yemek, iyi gezmek, iyi eğlenmek olarak gören, hayatını bunun üzerine kuran önemli bir genç yetişkin kitle var. Biraz sosyal medyaya bakarsanız hayli kalabalık olduklarını göreceksiniz. Bu kitlede 'modernlik işte budur, muhafazakârlık ise buna engel oluyor' fikri yerleşmiş durumda.

      Halbuki yeni muhafazakârlar da çok farklı değil. Onlar da son yıllarda kavuştukları maddi imkânlar sayesinde yeni kapılar açmanın, yeni topraklar keşfetmenin, yaşamın kendilerine sunacağı seçkin zevkleri tatmanın, sınıf atlamanın ve elitleşmenin peşindeler. Ama kendilerini ulvi bir mücadelenin neferi olarak görerek bu arzularını bir üst amaca eklemleyip taleplerini rasyonalize edebiliyorlar. Önceden sahip olmadıkları ekonomik ve sınıfsal pozisyonlarını borçlu oldukları, çok net tarif edemeseler de inanmayı tercih ettikleri 'Yeni Türkiye' adında bir idealleri var. Bu bakımdan modernlere göre çok daha fazla dayanışma ve kader birliği içindeler.

      Modernler ise benzer bir ulvi amaçtan yoksun görünüyorlar. Endişeli olmak dışında bir ortak yanları yok gibi. Kolektif bir gelecek algıları giderek yok olmuş durumda. Bireysel gelecek fikri ağır basıyor. Bu bakımdan nesli tükenen türlere benziyorlar. Her şeyden bunalınca, işler istedikleri gibi gitmeyince 'yurtdışında okumak, gerekirse garsonluk, benzincide pompacılık yapmak' gibi çözümleri var ('Olmadı pazarda limon satarım'ın yeni versiyonu). "Yeter artık, burada bir dakika daha duramam" ruh halindeler. Ama bunu gerçekten yapabileceklerine de inanmıyorlar. Bu ihtimali sanki kolayca hayata geçebilecek bir şeymiş gibi bir kenarda tutmayı rahatlatıcı buluyorlar.

      Üstelik sırf muhafazakâr olmadıkları için kendilerini modern sayıyor, her şeyi doğru yaptıklarını düşünüyor, kendilerini sorgulamıyor, geliştirmiyorlar. Değerlerini tazelemiyor, varoluşlarını dayandırdıkları demokrasi, çağdaşlık, cumhuriyet, laiklik gibi kavramları güncelleme ihtiyacı duymuyorlar. Kendilerini 'muhafazakarlığa tepki' olarak ortaya koydukça, karşı tarafın onları tarif etmesine de izin vermiş oluyor, kendilerine biçilen elbiseyi edilgen bir biçimde giyiyor, rollerini benimsiyor ve sahipleniyorlar. Bu şekilde 'modern' olmak, bir karikatürden öteye geçemiyor.

      Türkiye'de modernlerin geleceği, öncelikle kendilerini cesurca ve önyargısız bir biçimde yeniden tanımlamaktan geçiyor. Söylenmenin, alaycılığın, ironinin, sinizmin, sosyal medyada yaşanan sinir krizlerinin faydası yok.

      Mehmet Tez
      http://www.milliyet.com.tr/-endiseli-modern-e-elestiri/gundem/ydetay/2184407/default.htm

      Sil
    14. Ne sağcı, ne solcu; her zaman ve mutlaka seküler!

      Birkaç gün içinde ne çok şeyi ibretle izledik.

      Yıllardır önüne gelene "yandaş, yalaka" deyip duran "beyaz solcu" medyanın Joe Biden'ın karşısındaki ezik yalakalıkları...

      "Anti-emperyalist ve anti-kapitalist" olduğunu iddia eden örgütlerin destekçisi olmayı marifet sanan kesimlerin birden ortaya dökülüveren oligarşik sermaye sevgisi...
      Kurultayın üzerinden bir hafta bile geçmeden CHP'nin hızla HDP'leşmeye başlaması...

      Bütün bunlara bakarken "Pes!" dedik içimizden; bu kadar da ilkesizlik olmaz diye düşündük.
      Hep öyle yapıyoruz! Ya şaşkınlık aşamasında takılıp kalıyoruz ya da biraz dalga geçip sonra unutuyoruz.
      Oysa bu kesimde çelişki gibi, ilkesizlik gibi gördüğümüz şeylerin konjonktürel bir karaktersizlik değil, bizatihi bir "karakter" olduğunu artık anlamamız gerekiyor.

      Peki sağcı, solcu, anti-emperyalist, enternasyonalist, çevreci, hazcı, "vur patlasın çal oynasın"cı gibi birbirinden farklı gözüken bu kesimlerin gerçek karakteri ne?
      Cevap açık...
      Seküler hayat tarzına meftunlar.

      Daha doğrusu, dinin (cenaze vb. işler ve ruhsal buhran anları gibi özel olarak çağrıldığı durumlar hariç) mümkünse hiç ortada görünmediği bir toplumsal hayat istiyorlar.

      Sağcılıkları, solculukları falan işin vitrin yanı. Vitrine takılmayıp dükkândan içeri girerseniz, ellerindeki tek malın seküler hayat tarzı olduğunu anlarsınız.
      O yüzden yaptıkları ittifaklara, dün öyle bugün böyle söylemelerine şaşırmanın âlemi yok!
      Dikkat ettiğinizde görürsünüz ki, fikirleri çeşit çeşittir fakat dinden ve dindarlardan "tiksintileri" hep aynı çizgidedir.

      Bu kesimin Batıcılığını da artık aynı çerçevede görüp anlamak gerekiyor.
      Çünkü onların Batısı, bir Katolik İtalyan'ın veya aşırı püriten bir Amerikalı'nın Batısı değildir.
      Muhafazakârlar "ama ABD başkanı İncil üzerine yemin ediyor" gibi tezlerle bizim sekülerlerin kalplerini yumuşatacaklarını sanıyorlar. Ne yanılgı ama!
      Çünkü bizimkiler önce ve sonra ve hep laiktir.

      Solcu da değillerdir. Yalan!
      Sermayeye neredeyse metafizik bir hayranlıkları vardır. Fakat solun sekülerizminde güvenli bir sığınak bulurlar.

      Neden bunları vurguluyorum?

      Çünkü "laiklik" meselesinin devrinin kapandığını sanıyoruz. Kapanmadı.

      Çünkü birlikte yaşayacağımız yeni bir Türkiye inşa edeceksek, bu gerçeği görmezden gelerek değil, görüp bilerek inşa edebiliriz.

      Haşmet Babaoğlu
      http://www.sabah.com.tr/yazarlar/babaoglu/2016/01/26/ne-sagci-ne-solcu-her-zaman-ve-mutlaka-sekuler

      Sil
  13. Hocam türkiyedeki kayitdisi ekonominin büyüklügü iki yüzlü rakamlari asmis midir tahminen kusura bakmayin bazi harfler yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kadar büyük olacağını sanmıyorum. Ama gerçekte kimse bunu net olarak bilmiyor.

      Sil
  14. Gümrük vergisini ithalatı yapan kişi öder. Gümrük vergisi ülkelerin iç piyasadaki üreticileri koruması için konulur. Fakat bazı durumlarda A ülkesindeki ihracatçı B ülkesindeki gümrük vergisini damping yaparak bypass edebilir hatta normalde piyasaya gireceğinden daha düşük bir fiyatla piyasaya girer, ülkedeki yerli üretimi alt üst eder. (ÖRN: Bir dönem çin malları) Buna Metzler paradoksu denir.

    YanıtlaSil
  15. Hocam siz ne yapardiniz bu kuresel kosullarda merkez bankasi baskani olarak?

    Bir dehocam konu alaks yok merak ediyorum. Elinizde imkan olsa hangi yili bir kere daha yasardiniz?(baska ifadeyle ya da gecen 65 sene icerisinde geri baktgnzda hangi yil aha iste o yil benim hayatimin en guzel yiliydi diyebilirsiniz) mesela benim icin 1995 ya siz malum yeni yila girdik :)))
    selamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruyu yanıtlamanın anlamı yok çünkü ben MB Başkanı değilim. Dünyada en kolay şey ben olsaydım şunu yapardım demek.
      1968 yılı.

      Sil
    2. Bu soruyu yanıtlamanın anlamı yok çünkü ben MB Başkanı değilim. Dünyada en kolay şey ben olsaydım şunu yapardım demek.
      1968 yılı.

      Sil
    3. Hocam siyasette aktif rol oynamayı, TCMB başkanlığı gibi statüleri istemediğimizi biliyorum.

      Sorum şu.

      Siz, yasalara ve teamüllere göre, Nisan'da TCMB başkanı olabilir misiniz, yani önünüzde (kendi isteksizliğiniz dışında) bir engel var mı? Aynı şekilde mesela Asaf Savaş Akat, Ege Cansen, Taner Berksoy, Refet Gürkaynak, Daron Acemoğlu gibi isimler yasalara ve teamüllere göre Nisan'da TCMB başkanı olabilir mi?

      Son sorum ise, aynı kişi görev süresi dolduktan sonra yeniden TCMB başkanı olabilir mi? Mesela Süreyya Serdengeçti yeniden veya Durmuş Yılmaz (MHP üyeliğinden ayrılırsa) yeniden TCMB başkanı olabilir mi?

      Sil
    4. Sanırım kamu görevlileri için olan 65 yaş sınırı MB başkanı için de var. Dolayısıyla Refet Gürkaynak ve Daron Acemoğlu dışındakiler (ben dahil) yaş nedeniyle olamazlar.
      Bir kişinin ikinci kez MB Başkanı olmasında bir engel yok.
      İkisi de olabilir. Yasal bir engel yok.

      Sil
  16. Faiz arttırmadan faizin yükseltilmesi doğrudur. Fakat faiz koridoru uygulamasından iki amacından biri zaten budur.

    Buna "Likidite Politikasını değiştirmeden Para Politikası duruşunu değiştirmek" deniyor.
    İkincisi de "Para Politikası duruşunu değiştirmeden Para Politikasını değiştirmek" olarak adlandırılıyor.

    Resme makro açıdan bakmamız gerekir. Faiz koridoru uygulaması Merkez Bankasının elini güçlendiren bir araçtır.

    İlgililer için detaylı bilgi:
    http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/a0cfc81b-14ab-48f0-8062-d6df4fe0b244/en1513.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=a0cfc81b-14ab-48f0-8062-d6df4fe0b244

    YanıtlaSil
  17. MB ileri tarihli tahmin, düzenleme ve sadeleşme vaatleri için bir üstadın sözünü aktarmak isterim:

    "Bekle dedi, ben beklemedim, oda gelmedi ki ! "

    YanıtlaSil
  18. Hocam mb konusunda belkide en cok msj atarlardan biriydim ve benim size msj attıgım soruların hepsinin cevabını güzel bir şekilde vermişsıız cok teşekkur ederim.Hocam benim kafama takılan bir soru var memurlara %1'lik enflasyon frakı yansıtılırken emeklilere neden %3.86 enflasyon farkı yaratıldı.bu arada mikro ve makro kitaplarınızı güzel bir şekilde calıştım bunun dışında hukuk ile muhasebe mi calısayım yoka hukuk ve daha sonra muhasebe mi calısayım.Ayrıca tarihe bi merak saldım tarih konusunda hangi kitapla baslayayım hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu farkın nedenini ben de bilmiyorum.
      Hukuk ve muhasebeyi bir arada çalışabilirsiniz. Bence ikisini de çalışın. Osmanlı mali tarihi mesleğinize katkıda bulunabilir.

      Sil
    2. hocam mehmet genç veya şevket pamuk gibi hocaların kıtabından baslasam olur değil mi?

      Sil
  19. Hocam bu kadar siyasi baski altinda siz olsaniz ne yapardiniz. Istifa piyasayi saha da karistirmazmi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasetin bu kadar baskı yarattığı bir ortamda beni zaten oralara getirmezlerdi. Ama diyelim ki ben oradayken olaylar değişti ve böyle bir ortam oluştu o zaman piyasa karışacak diye bulunduğum görevden taviz vermezdim. Ya gereğini yapardım ya da istifa ederdim. Esasen ben Hazine Müsteşarıyken ve mevcut yönetim beni el üstünde tutarken topluma verilen sözler yerine getirilmiyor diye 1997 Aralık ayında istifa edip ayrılmıştım.

      Sil
    2. Hocam, tesekkur ederim cevabiniz icin. Ben de size katiliyorum yuzde yuz, fakat sanirim Erdem Basci ha gayret su nisan i da cikariyim, ayrilirim diye dusunuyor gibi geliyor. Yani bu duruma dusmus olmasina uzuluyorum acikcasi, gorevinin geregini yerine getirebilmeli idi. Egilip bukulmemeli idi. Maalesef gunumuzun populer durumu, konjekture e uyum sagladi.

      Sil
  20. bu cekirdek enflasyon tam olarak nedir? nicin muhimdir? neyi onceden bize veri olarak sunar? daha fazla nelerden etkilenir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada var: http://www.mahfiegilmez.com/2013/11/manset-enflasyon.html

      Sil
  21. Yazılarınızdan anladığım; bankaların MB'den haftalık ve günlük borçlanma oranı piyasa koşullarıyla, yani arz/talep dengesiyle oluşmuyor. MB haftalık borçlanma musluğunu kontrol ederek piyasanın borçlanma tipini kontrol edebiliyor. Peki, sınırlı arzın olduğu bu "ihale" nasıl gerçekleşiyor? Fiyat, yani faiz, sabit olduğunua göre, verilecek borç bankalara hangi kriterle dağıtılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haftalık repo ihalesinde belirli bir miktar talebe ve ihtiyaca göre dağıtılıyor.

      Sil
  22. Hocam blogdaki yazılarınızı iktisat, maliye, finans gibi ana başlıklara mikro-makro, kamu maliyesi, vergi vs. gibi alt başlıklara ayırarak yayınlamayı düşünmüyor musunuz? Bütün kitaplarınızı okudum hepsi inanılmaz faydalı kitaplardı fakat buradaki yazılarınızın kitaplaştırılmış halinin çok daha faydalı olacağını düşünüyorum. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginize teşekkür ederim. Bu tür derlemeler fazla ilgi görmüyor o nedenle bunları dediğiniz biçimde yayınlamayı en azından şimdilik düşünmüyorum.

      Sil
  23. Hocam merhaba,
    Kullanmış olduğunuz AOFM verilerinde bir hata olabilir mi acaba?
    EVDS verilerine göre her üç faiz oranını grafiğe döktüğümde AOFM zaman serisi farklı çıkıyor sizin grafiğe göre ?

    İyi çalışmalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de EVDS den alıyorum.

      Sil
    2. AOFM için 2.ekseni kullanmışsınız hocam, şimdi farkettim.
      Özür dlerim...

      Sil
    3. Aslında hata bende olmuş , ikinci ekseni kullandığımda hep belirtirdim bu kez atlamışım.

      Sil
  24. RAMAZAN GEZER NE YAPACAK?

    10 YILDIR ATANMAYI BEKLEYEN FİZİK ÖĞRETMENİNİN BAŞINA GELENLER:

    Başkent Ankara’da geçimini kâğıt toplayarak sağlayan Ramazan Gezer, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın uygulamaya koyduğu düzenlemeyle işsiz kaldı. 10 yıldır öğretmen olarak atanamadığı için bu işi yaptığını söyleyen Gezer, yetkililerin soruna el atmasını beklediğini söyledi.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın uygulamaya koyduğu yasal düzenlemeyle birlikte firmalar, sokakta kağıt toplayan atık kağıt işçilerinden atık alması durumunda 140 bin TL ceza ödeyecek. Bu düzenlemenin son mağdurlarından biri de atanamayan Fizik Öğretmeni Adıyamanlı Ramazan Gezer oldu.

    Malatya Üniversitesi Fizik Bölümünü bitiren Gezer, uzun süre öğretmen olarak atanmayı bekledi. Ancak bu beklentisi gerçekleşmeyen Ramazan Gezer, memleketinde iş bulamayınca Ankara’ya göç etme kararı aldı. Başkentte kiraladığı bir gecekonduda 5 kişilik ailesiyle yaşamaya başlayan Gezer, yine iş bulamayınca atık kağıt toplama işine başladı. Ancak Ramazan Gezer, şimdi de kağıt toplayıcılarına getirilen yasak ile mağdur oldu.

    Cihan Haber Ajansı'na konuşan Gezer, “10 yıldır atamam yapılmadı, devletimiz bir türlü atamamızı gerçekleştirmedi. Ondan dolayı geri dönüşüm işi yapıyordum” dedi. Günde 70-80 km yol kat ederek yaklaşık 30 TL kazandığını kaydeden Gezer, “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın çıkardığı yasayla -ki bu yasa daha önceden çıkmış, şimdi uygulanmaya başladı- sonuçta bugün biz işsiz kaldık, bu iş de elimizden gitti. Doğu tarafında zaten iş imkânı yok, çoluk çocuğumuzu nasıl geçindireceğiz? Bu işin elimizden alınmamasını istiyoruz. Türkiye genelinde yaklaşık 3 milyona yakın kişi bu işe bakıyor, devlet yetkililerinin bu işe çözüm getirmesini istiyoruz. Biz de sonuçta bu sistemin içinde yer alıyoruz. Sosyal güvencemizin olmasını istiyoruz. Belli bir firmayla anlaşıp, belediyelerin yardımıyla da bu işi yapabiliriz." açıklamasında bulundu.

    Küçük bir gecekonduda ailesini geçindirme telaşına düşen Ramazan Gezer, devlet yetkililerinden gelecek güzel haberi beklediklerini dile getirdi.

    28 Ocak 2016
    "OdaTv"

    YanıtlaSil
  25. Hocam, devlet bono tahvil gibi enstrümanlar çıkararak karşılığında merkez bankasından borçlanarak likiditeyi sağlıyor da; parayı niçin kendisi direkt olarak basmıyor? Acaba siyasi çekinceler yüzünden mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para basma yetkisi uzun zaman devletlerce kötüye kullanıldıktan sonra yasalarla Merkez Bankasına verilmiş durumda.
      Öte yandan devlet tahvil ve bono ile merkez bankasından değil piyasadan borçlanıyor. MB da ihtiyacı varsa o tahvil ve bonoları alıp satabiliyor.

      Sil
  26. Hocam elinize sağlık, basit ifadelerle gayet güzel anlatılmış. Fakat anlamakta zorlandığım şey AOFM=(7,5+10,75)/2 olduğu halde, nasıl oluyorda aofm grafiği yukarı doğrudur, yani sabit olması gerekmiyor mu ?..çünkü politika faizi ve geceklik faiz PPK toplantıları neticesinde karara bağlanır ve dolayısıyla yeni bir kararla değiştemdiği sürece sabit kalır. O halde AOFM nasıl oluyorda değişkendir. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecelik borçlanmaya ağırlık verince faiz ağırlığı 10,'75 e yaklaşıyor ve AOFM de yukarı gidiyor.

      Sil
    2. AOFM = (w1 * 10,75 + w2 * 7,5 ) / ( w1 + w2)

      w1 --> Gecelik faiz oranından verilecek kredinin , toplam borç verilen miktardaki oranı

      w2 --> Haftalık repo faiz oranından verilecek kredinin , toplam borç verilen miktardaki oranı

      Yani TCMB w1' i arttırırsa, bir başka değişle, ben artık gecelik olarak daha fazla fonlama yapacağım derse, en yukarıdaki formüle göre 10,75' in çarpanı artacağından AOFM artacaktır. Aklınıza payda kısmı gelebilir w1 + w2 = 100 olarak baz alırsanız, w1 ve w2 yi yüzde oran olarak düşünebilirsiniz. Böylece payda sabit kalıp w1 artmış olur. Sonuçta AOFM artmış olur.

      Sil
  27. hocam faizin sabit kalmasıyla dolar düşüse geçiyor. bunun nedeni nedir? faiz artsa doların artması tl'nin değer kaybetmesi, faiz azalsa doların azalması tl'nin değerlenmesi durumları ortaya çıkıyor. sabit kalınca hangi değerleme ölçültlerine bakılıyor. piyasanın beklentileri ve piyasaların buna hazırlıklı olması en büyük etken olsa gerek. ayrıca dünkü fed kararları ile ilgili yorumlarınız aklımızı berraklandıracaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fed'in faizi artırması bizim buralara gelen dövizlerin ABD'de alacağı faizin artması anlamına gelince bu dövizler buradan çıkıp oraya gidiyor. Öyle olunca da burada kur yükseliyor. Fed faizi artırmayınca buradaki faiz yüksek olduğu için o paralar burada kalıyor hatta yenileri geliyor o zaman da kurlar düşüyor.

      Sil
    2. faiz konusuna çalışıyorum şu an ancak anlayamadığım bir mesele var. dolar ile emtia ters ilişkili. dolar azalınca emtia değer kazanır ifadesini oturtamıyorum. bunu bir örnekle açıklarsanız sevineceğim hocam.

      kafamı şu karıştırıyor;

      dün 1 gram altını 107,46 tl'ye alabiliyorduk. (1dolar=3.0019)
      bugün 1 gram altını 106,35 tl'ye alabiliyoruz. (1dolar=2,97)

      dolar düşerse altının yükselmesi gerekmiyor muydu?

      Sil
    3. Hocam yazıyla ilgisi yok ama merak ediyorum son dönemde bazıları 2008 gibi büyük bir krizin -hatta daha kötüsünün-kapıda olduğunu yazıyorlar sizce böyle bir olasılık varmı.Yani işler global düzeyde daha kötüye gidermi giderse bizdeki durum ne olur.Kurlar bist v.s zaten durum iyi değil ama en azından kestirilebilir durumda yani bir anda yakın dönemde herşeyin tepetaklak olması gibi bir risk varmı?

      Sil
    4. Adsız 17:37
      Bu dediğiniz kanun değil. Normal zamanlardaki eğilim. Kriz zamanlarında bu tür ilişkiler bozulabiliyor hatta tam tersine de dönebiliyor.
      Adsız 18:42
      Evet bu olasılık var. Ben bunu uzun zamandır yazıp çiziyorum. http://www.mahfiegilmez.com/2015/10/krizin-ucuncu-asamas.html

      Sil
  28. Hocam bu ilüzyon değil düpedüz yalan söylemek değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İllüzyon denilen şey de aslında yalanın kibar halidir.

      Sil
  29. Hocam
    Dolar almak kârlı mı şuan?
    Dolar düşecek mi
    Artacak mı
    Dolar almayı düşünüyorum
    Ama çok kararsız kaldım
    Sizin kıymetli tahmininizi bilmek isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür gerilemelerde yavaş yavaş almak düşünülebilir. Ama alacağınız hepsini bir anda almayın. Her düşüşte biraz alınabilir.

      Sil
  30. Üstad

    28.01.2016 tarihinde TCMB haftalık 47 milyar TL günlük ise 45 milyar TL ile fonlama yapmış. Benim anlamadığım BANKALAR bu kadar TL'ye neden ihtiyaç duyuyor ?
    Zorunlu karşılıklar yabancı para cinsinden tutuluyor
    Aktif finansmanı(kredi) deseniz bu bir intihar olur.
    TCMB döviz satıyor dersek, aylık 7 milyar TL(3.5 milyar dolar) sadece,

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki bankalar akşamları kapanamıyor. Bunun çeşitli nedenleri olabilir: Dönmeyen kredilerden tutun da çekilen mevduata kadar. Ne yazık ki bu konular açıklanmıyor.

      Sil
    2. kimsede para yok merkezin parasıyla dönüyor çark

      Sil
  31. Hocam merhaba

    Baltic dry endexin 2000-2015 arası seyrini buldum bu tarih aralığında hiç bir zaman 337 dolar seviyesine inmemiş

    Türkiyenin önde gelen armatörleri
    Diyorki 2 yıl evvel 85.milyon dolar değerindeki gemi şuan 15.milyon dolara alıcı bulamıyor ve sipariş verdiğimiz gemileride yapımı bitmeden durdurmaya çalışıyoruz ama imalatı yapan firma müsaade etmiyor benim imalatı durdurma sebebim yapıldıktan sonraki fiyatı bana olan maliyetinin altında bir değere sahip..
    Hocam bence 2008 krizinden sonra yapılan bütün denemeler sanırım bir sonuç vermeyecek
    Ve dünya daki tüm metropol şehirlerinde konut fiyat çöküşü %40,50 civarı olacak gibi geliyor.


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Durum sıkıntılı ve sıkıntı giderek büyüyor. Saptamanız doğru.

      Sil
    2. Bu verilere nereden ulaştığınızı öğrenebilir miyiz? Teşekkürler

      Sil
    3. Baltic dry index yazsanız gelen sitelerden birisinde mutlaka bu endeksin tarihsel gelişimini bulabilirsiniz. Bir örnek: http://www.bloomberg.com/quote/BDIY:IND

      Sil
  32. hocam, stoklar artışının verimliliğini kontrol etmek için. Duran Varlık artışı olup olmadığına ve ticari alacaklara bakmak yeterlimidir ? Birde personel alımının ücret yüküne yaptığı etki bilançoda hangi kalem içinde yer alır ? Teşekkur ederım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duruma göre değişmekle birlikte genel olarak yeterli sayılır.
      Bu da şirkete göre değişir. Bir bölümü personel giderleri bir bölümü de yönmetim giderleri içinde yer alır. Onların da ücretler vb gibi alt kalemlari vardır.

      Sil
  33. Hocam Merhaba,
    Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri tryle kıyasladığımızda gecelik faizle haftalık faiz arasındaki makas bu kadar olan başka ülke var mıdır? Acaba bu işin hikmeti burda mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çoğu ülkede bu kadar farklı ve fazla faiz oranı yok zaten.

      Sil
  34. Hocam sizce abd Tipi hazine bakanligina gerek var mi ? Hazinenin sirketlerden hisse almasi yasal mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD tipi Hazine Bakanlığı dediğiniz bizdeki maliye ile hazinenin bir arada bulunduğu (yalnızca bütçe idaresi hariç) bir bakanlık. Bizdeki Maliye ve Hazine ayrımı ise dünyanın hiç bir yerinde olmayan yapay bir ayrım. Bence ABD modelinden ziyade Haine ile Maliyeyi birleştirmek daha doğrudur.
      Hazineninm hisse alması yasal olarak tanımlansa bile bence doğru bir iş değil.

      Sil
  35. Merkez Bankası fiyat istikrarını hedefler. Bu arada faiz oranı(yükselterek ya da düşürerek) ve para arzına( sıkı ve gevşek para politikalarıyla) direk , döviz kurunada (piyasayla döviz alım satımı yaparak) da kısmi müdahalede (çünkü sabit kur yok) bulunuyor.

    Durum böyleyken fiyat istikrarı ile büyüme ve işsizlik arasındaki bağ anlaşılmalıdır. Ama merkez bankalarının genelinin tek hedefi fiyat istikrarı. Büyüme ya da işsizliği hedefine almıyor. Çünkü fiyat istikrarı ile bu diğer ikisininde olumlu seyredeceği düşünülüyor.

    Hocam rica etsek bu bahsettiğim konunun eksik yada yanlışı varsa düzeltip, fiyat istikrarı ile büyüme işsizlik arasındaki bağlantıyı açıklayıcı bir yazı yazabilir misiniz.

    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konunun eksik tarafı yok. Gayet güzel özetlemişsiniz. Bu konuda daha önce yazdıklarım var zatem ama topluca bir daha yazarım ileride.

      Sil
  36. Hocam. Şimdi gecelik aldığı paranın direk % 10.75 ını faiz olarak mı ödüyor. Bu nasıl bir paradır ya. Bankaların gecelik fona işini bırakmaması dengeli gitmesi çok önemli ozaman öylemidir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. % 10,75 gecelik borçlanmanın yıllık faizi. Yani bunun geceye isabet eden kısmını ödüyor faiz olarak.

      Sil
  37. Hocam yazınız için teşekkürler. Bir sorum olacak: Fed faiz arttırırsa kredibilite sorunu çıkar ne demektir? Merkez bankaları nasıl kredibilite sorununa yol açar faizi arttırarak?

    Şimdiden teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fedin faizi düşük tutması yatırım fonlarının ABD'de paralarını değerlendirmek yerine daha yüksek riskleri göze alarak gelişme yolundaki ülkelere gidip daha yüksek faizlerden yararlanma isteğini artırıyor. Fed faizi artırırsa bu kez bu fonlar yüksek risk yüksek getiri yerine düşük risk makul getiriyi kabul edip ABD'ye geri dönüyor. Öyle olunca da gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı oluyor ve bu ülkeler kaynak sıkıntısına düşüyor. Kaynak sıkıntısı demek mevcut borçların ödenme sıkıntısı demek. İşte bu gelişme bu ülkelerin kredibilitesini düşürüyor.

      Sil
  38. http://ekonomi.haber7.com/dunya-ekonomisi/haber/1771094-japonya-ilk-kez-negatif-faize-gecti

    Bu da Japonyadan negatif AOFM...

    Sizin de hep dediğiniz gibi hocam, onlar da yapısal reformlarda arıyorlar çareyi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Japonya, gelenekleriyle, sosyolojisiyle başka bir kültür. Bana sorarsanız batıda geliştirilmiş ekonomi teorileriyle doğuda çözüm bulmak zordur. Çünkü ekonomi politikası evrensel yönleri olsa da aslında yerel uygulamalar içermesi gereken bir bilim dalıdır.

      Sil
  39. dijitallesseme kart plastik para kullanimi kayit disiliga engel olur mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bankalardaki her para hareketi kayit altinda degildir. Kayit altinda olmak demek bir yerde kaydinin kuydunun oldugu anlamina gelmez. Kayitli (formal) ekonomi dogru ve tam beyan edilen gelir ve giderlerin oldugu ekonomidir. Bankalardaki para hareketlerini saklamak icin cok kolay bir ton yol var. Onu da gecin Imar Bankasi'nin, denetimden gecen ve kendi icinde ayri ayri bilgisayar kayitlari tuttugu belgelenmisdir (yani mumkunati yok diye bir sey yok). Kayit disi ekonomiyi engellemek ancak denetim mekanizmalarinin teknolojiyi de kullanarak gelistirilmesi ve etkili hale getirilmesi, ayrica vergi sisteminin adil ve daha basit hale gelmesi ile saglanabilir. 5-10 senede vergi affi getirerek, piyango misali yaptirimlarla ve yamali bohca vergi kanunlariyla kayit disina cikmayi ozel sektor icin ayakta kalmak icin neredeyse zorunluluk haline getirirseniz cozmeniz de git gide zorlasir.

      Bu dijital plastik kart konusunda baska bir mevzu da bu teknolojik urunlerin ithal edilen urunler olmasidir. Ornegin eskiden nufus cuzdanlarinin 100%'u turk urunu iken, simdi onlari bile buyuk bir oranini ithal etmek zorunda kalacagiz. Ne icindeki cip'i ne de yazilimini hatta konversiyon makinesini bile biz uret(e)miyoruz. Pasaportlarda oldugu gibi. Oncelikle bu teknolojileri kendimiz uretecek yetenege gelmemiz ekonomi ve ulkemiz icin daha hayirlidir. Bu teknolojileri ureten ulkeler bile bizim kadar hizli uzerine atlamiyorlar. ABD'de cipli banka kartlari daha yeni zorunluluk haline geldi, varin siz hesap edin. Biz seneler once en pahali halleriyle bu teknolojilere para harcadik. Bankalarin halka attigi kaziklardan baska bir tanesi de budur.

      Sil
  40. Hocam, Fenerbahçe başkanlığını düşünür müsünüz?

    Aziz Yıldırım'dan Mayıs ayı itibariyle kurtulacağız gibi görünüyor. Ben Ali Koç yerine sizin başkan olmanızı tercih ederdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En ufak bir hatada stadlarda, kendi kulübünüzün taraftarları dahil olmak üzere, yedi sülalenize küfreden bir toplumda kulüp başkanlığı akıl işi değil.

      Sil
  41. Hocam merhaba,
    Bilgilendirici yazınız için çok teşekkürler. Kaleminize sağlık. Ağırlıklı ortalamayı hesaplarken kullandığımız repo ihale tutarları ve gecelik fonlanma miktar bilgilerini de paylaşabilir misiniz? Ya da bu verilere toplu ulaşabileceğimiz bir yer var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunların hepsi TCMB sitesinde mevcut.
      AOFM için link:
      http://evds.tcmb.gov.tr/cgi-bin/famecgi?cgi=$ozetweb&DIL=TR&ARAVERIGRUP=bie_apifon.db

      Sil
  42. Değerli hocam,politika faizi hesaplanırken, enflasyon oranının yanında çekirdek enflasyonda dikkate alınıyor mu?Birde aklım şunu bir türlü almıyor lütfen yardımcı olun.En doğru enflasyon rakamını çekirdek enflasyonun verdiği biliyorum yalnız çekirdek enflasyon gıda fiyatlarını ,enerji fiyatlarını işin içine katmaz .Tüketici açısından bakarsak gelirin yüksek kısmı ,özellikle düşük gelirli tüketicinin gelirinin tamamı bu arındırılmış sepette bu hesaplama mantıklı mı?Ayrıca çekirdek enflasyon arındırılmış enflasyonsa nasıl normal enflasyon oranından yüksek çıkar?Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alınmıyor. Çekirdek enflasyon sadece para politikasının gidişine bakmak için başvurulan bir gösterge niteliğinde.
      Çekirdek enflasyonun enflasyondan pek etkilenmeyen kalemlere dayanmasına rağmen normal enflasyondan yüksek çıkması gelecekte manşet enflasyonun artacağını ve enflasyon direncinin yüksek olduğunu gösteriyor.

      Sil
  43. Ne olacak bu ekonominin hali

    YanıtlaSil
  44. petrol inerken IETT zamlarI hususunda ne ifade buyurusunuz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Petrol inerken doların çıkması. ABD'de olsak mesela petrol inerken İETT (artık onlarınkinin adı neyse) biletleri de ucuzlardı. Ne yazık ki biz hem petrolü hem doları ithal ediyoruz. Petrol ucuzlarken dolar pahalılanıyor.

      Sil
  45. Deregülasyon politikalari nedir hocam devlet ozel sirketlerden hisse alamaz mi yani ?borsadan hisse alanlar o sirkette yönetim kurulunda bulunamaz mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Blogdaki sözlükten alıyorum:
      Deregülasyon
      Devlet kısıtlamalarının azaltılması ya da tamamen kaldırılmasına deregülasyon deniyor. Deregülasyonu savunanların tezi; daha az sayıda, daha basit hukuki düzenlemelerin, üretimde verimliliği artıracağı, hizmet veya ürün kalitesini artırıp fiyatını düşüreceği görüşüne dayanır.
      Devlet özel şirketlerden hisse almamalıdır. Çünkü bu tür işler sonunda zor durumdaki şirketlerin kurtarılması operasyonuna dönüyor.
      Borsadan hisse alanlar belirli bir pay sahipliğine ulaşırsa o şirkette yönetim kuruluna girebilir.

      Sil
  46. Hazine müstesarliginin su anda yapmadigi gorevler var midir hocam

    YanıtlaSil
  47. Hocam mesela wolkswagende alman devletinin renaultta da fransiz devletinin hissesi var.sorket kurtarmadan ziyade bellisektörlerde özel sirket ile devletinin menfaatinin örtüsmesi icin teknoloji sirketlerinde mesela .thy de böyle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde KİT'ler var. Çoğu özelleştirildi ama hala var.
      Benim görüşün devletin bu tür üretimin içinde olmamasıdır. Mesela TRT'nin yanında bir sürü özel tv kanalı var. Ama devlet hala elektrik faturalarından TRT'ye pay kesiyor. Bence bu adil bir uygulama değil. Mesela ben TRT'yi izlemiyorum ama benden TRT'yi izlemesem de bir çeşit TRT vergisi alınıyor. Kastettiğim şey bu. Devlet bu işlere girerse rekabeti bozar.

      Sil
  48. Borsada hisseler toplu alinmadigi icin genelde yönetim kuruluna giremiyorlar

    YanıtlaSil
  49. Manisa'da 1 milyon dolarlık banknot ele geçirildi

    Fotoğraf
    http://icube.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2015/03/06/manisa-da-1-milyon-dolarlik-banknot-ele-gecirildi-5377384.Jpeg

    Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren İlçe Jandarma Komutanlığı, Gölmarmara istikametine giden bir otomobili Kumçay Köprüsü yakınlarında durdu.

    Araçta bulunan E.K. (35) ile F.G'nin (28) üzerinde gerçek olduğu belirlenen sertifikalı 1 milyon dolarlık banknot bulundu. ABD'de sayılı olarak basılan ve koleksiyoncuların yanı sıra büyük kuruluşların bankalar arası alışverişte kullandığı 1 milyon dolarlık banknota el koyan jandarma ekipleri, "yabancı para kaçakçılığı, sahtecilik ve dolandırıcılık" yaptıkları iddiasıyla 2 kişiyi gözaltına aldı.

    Banknotu nereden aldıklarını ve nereye götürdüklerini açıklamayan şüphelilerin, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi. Ele geçirilen banknotun ise Merkez Bankası'na teslim edilmek üzere savcılığa gönderileceği belirtildi.

    SINIRLI SAYIDA BASILMIŞ

    Saruhanlı'da ele geçirilen ve sınırlı sayıda basıldığı bildirilen sertifikalı 1 milyon dolarlık banknotun, 1988 yılında ABD tarafından prestij amacıyla bastırıldı.

    Uluslararası Milyonerler Birliği tarafından ticari başarının ve "Amerikan rüyasının" sembolü olarak üretilen 1 milyon dolarlık banknotlar, gerçek para yerine geçmemesine rağmen yine de büyük değer taşıyor ve koleksiyoncular arasında on binlerce dolara el değiştiriyor. ABD'de ilk 1 milyon dolarlık banknot, 1988'de birçok hükümet için para basan Amerikan Banknot Şirketi tarafından çıkarıldı. Her yönüyle gerçek paraya benzeyen banknotun taklit edilememesi için o dönemde gerçek paralarda bile bulunmayan özel güvenlik önlemleri alındı ve her banknot için ayrı sertifika basıldı.

    http://www.milliyet.com.tr/manisa-da-1-milyon-dolarlik-gundem-2023940/

    HOCAM, BÖYLE BİR BANKNOT TÜRÜNÜN VARLIĞI VE KULLANIMDA OLMASI RASYONEL Mİ? USD DIŞI PARA BİRİMLERİNDE DE VAR MI?

    YanıtlaSil
  50. Hocam merhaba, "Grafik bize Merkez Bankası’nın faizi artırmadığını ama yükselttiğini gösteriyor." ifadesini biraz açabilir misiniz? Faizleri resmi olarak artırmadığı ancak aldığı kararlarla dolaylı olarak piyasa faizini yükselmesine neden olduğunu mu kast ediyorsunuz? Teşekkürler

    YanıtlaSil
  51. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...