29 Ekim 2017 Pazar

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e

Kapitülasyonlar ve Lozan Antlaşması
Osmanlı İmparatorluğu’nun yedi düvele verdiği çeşitli siyasal, ekonomik, ticari ve mali imtiyazları kapsayan kapitülasyonlar, 1365 yılında I. Murat’ın Raguse Cumhuriyetine verdiği kapitülasyonla başlar (bugün Hırvatistan’a ait bulunan Dubrovnik kenti o dönemde ayrı bir devletti.) Bu ilk kapitülasyondan sonra Osmanlı Padişahları 33 devlete daha kapitülasyon vermişlerdir. Bunlar arasında Venedik Dükalığı, Fransa, Almanya, İngiltere, Hamburg kent devleti, Rusya, Balkan devletleri, ABD gibi devletler vardır. Son olarak Vahdettin 1920’de süresi biten İngiltere, Fransa ve Almanya’nın kapitülasyonlarını yenilemiştir. Başlangıçta belirli bedeller alınarak verilen kapitülasyonlar, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte karşılıksız verilmeye başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nu gümrük korumasından, gümrük gelirlerinden büyük ölçüde mahrum bırakmanın yanı sıra kapitülasyonların en önemli etkisi Osmanlı sanayi ve ticaretinin büyük ölçüde yabancıların eline geçmesinin yolunu açmıştır[1].

Lozan Antlaşması’nın en zorlu müzakereleri kapitülasyonlar konusunda geçmiş, antlaşmanın onaylanmasıyla birlikte kapitülasyonlar tarih sahnesinden kalkmıştır.

Osmanlı Dış Borçları ve Türkiye Cumhuriyeti
Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan ekonomik yapının GSYH’si 953 milyon TL idi[2]. Lozan Antlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin payına düşen ödenmemiş Osmanlı dış borçlarının toplamı da yaklaşık 101 milyon TL idi[3]. Bu borçların ödenmesine 1929 yılında başlandı ve ödemeler 1954 yılına kadar sürdü.

Kapitülasyonların ve Osmanlı dış borçlarının yarattığı maddi ve manevi sıkıntılar Cumhuriyetin ilk kuşaklarının dış borçlanmaya ve bu tür siyasal, ticari ve mali imtiyazlara hep soğuk bakmalarına yol açtı. Bu durum 1950’den sonra ve özellikle de 1980’den sonra değişti. Dış borçlanma yeniden başladı, kapitülasyonların yerini yap-işlet-devret projeleri aldı, imtiyazlar verilir oldu.   

Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet Üretimi Karşılaştırması
Aşağıdaki tablo eldeki verileri özetle bir araya getirerek bir üretim karşılaştırması sunmayı amaçlıyor.

1913 - 1916[4]
2002[5]
2016[6]
Buğday üretimi (ton)
4.886.856
20.600.000
Arpa üretimi (ton)
2.429.274
6.700.000
Sanayi Birimi Sayısı
579
1.858.191
Sanayide İstihdam
14.064
6.497.040

(1913 – 1916 döneminde sahip olunan toprakların daha büyük olduğu, 2002 ve 2016 yıllarında nüfusun daha fazla olduğu karşılaştırmalarda dikkate alınmalıdır.)

Cumhuriyetin Dünü ve Bugünü Karşılaştırması
Aşağıdaki tablo Cumhuriyetin ilk ve son 13 yılını karşılaştırmalı olarak gösteriyor[7].

1924 - 1937
2003 - 2016
Ortalama Yıllık Büyüme (%)
7,8
5,7
Ortalama Bütçe Dengesi / GSYH (%)
-0,2
-2,9
İhracat Artışı (%)
32,5
194,1
Ortalama Yıllık Dış ticaret Dengesi / GSYH (%)
-1,0
-6,9
GSYH Artışı (%)
129,9
176,6
Kişi Başına GSYH Artışı (%)
71,8
131,7
USD vs TL (%)
34,7
-101,3

Tablo adeta bir tercihler skalası ve onun sonuçlarını ortaya koyuyor: Cumhuriyetin ilk 13 yılında dış ticaret dengesine özen göstermiş, TL’nin değerlenmesini öngörmüş, bütçe açığını kollamış ve bu modelle yıllık ortalama yüzde 7,8 büyümüş bir yaklaşım var. Son 13 yılda ise dış ticaret dengesini ve TL’nin değerini bir yana bırakmış ama onların yerine bütçe açığı ve ihracat artışıyla ekonomiyi büyütmeye yönelmiş bir yaklaşım var.

İlk 13 yıldaki tercihler büyümeyi daha yüksek oranda gerçekleştirmiş olsa da son 13 yıldaki tercihler GSYH’yi ve kişi başına geliri daha hızlı artırmış görünüyor. Bununla birlikte GSYH ve kişi başına gelirin içinde enflasyonun da olduğunu yani bunların cari değerlere göre hesaplandığını, buna karşılık büyüme oranın sabit değerlerle hesaplandığını dikkate alırsak ilk 13 yıldaki gelişmenin çok daha değerli olduğunu söyleyebiliriz.

İlk 13 yılın bir başka değerli yanı daha var: Yıkılmış bir devleti yeniden ayağa kaldırmak gibi çok zor bir işe girişmiş olmak.  

Çok Tartışılmış Bir Konu Olan Okuma Yazma Meselesine Bilimsel Bir Bakış
Eldeki en ciddi veriye göre 1897 yılında okuma yazma bilenlerin toplam nüfusa oranının yüzde 10 dolayında olduğu görülüyor[8]. Bununla birlikte bu oranın sadece adını yazmayı bilenleri ifade ettiğini ve gerçek oranın yüzde 5’ten düşük olduğunu öne sürenler olduğu gibi tam tersine oranın söylenenin 4 – 5 katı fazla olduğunu iddia edenler de var. Kuşkusuz elde herhangi bir kanıt olmadığı için söylentilere değil resmi nitelik taşıyan istatistik veriye itibar ederek bu oranın yüzde 10 dolayında olduğunu kabul etmek durumundayız. 

1913 – 1914 yıllarına ilişkin istatistikler ilkokul çağındaki çocuk sayısının 1.434.624, buna karşılık ilkokulda okuyan çocuk sayısının 229.175 olduğunu gösteriyor. Bu durumda ilkokul çağındaki çocukların yüzde 16’sı okulda bulunuyor. Aynı yılda ilkokul çağındaki kızlardan ilkokula gidenlerin toplam okul çağındaki kız çocuk sayısına oranının yüzde 6, erkek çocuklardan ilkokula gidenlerinin toplam okul çağındaki erkek çocuk sayısına oranının yüzde 25,4 olduğu görülüyor[9]. 1916 yılında Osmanlı ülkesinin nüfusu 19.043 bin kişiydi. Buna göre eğer yüzde 10’u doğru olarak kabul edersek okuma yazma bilenlerin sayısı kabaca 1.900.000 kişi ediyor. 1914 yılında ilkokulda okuyanların sayısına bakarsak (229.715) bu iki sayının birbiriyle tutarlı göründüğünü söylememiz mümkündür.

Son Söz Yerine
Osmanlı İmparatorluğu bizim geçmişimizdir. Ama geleceğimiz değildir. Cumhuriyetin ilk yılları ise geçmişte kalmış gibi görünse de aslında bizim geleceğimizdir. O yıllarda uygarlık için atılan adımlardan bugüne ders çıkarabilir o adımları ileriye götürebilirsek çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkabiliriz.




[1] Kaynak: Mehmet Fatih Ekinci, Türkiye’nin Mali İntiharı, Platin Yayınları, 2008 sayfa 491 -530.
[2] Kaynak: TÜİK, İstatistik Göstergeler 1923 – 2013, TÜİK web sitesi.
[3] Kaynaklar: Mehmet Fatih Ekinci, Türkiye’nin Mali İntiharı, Platin Yayıncılık, 2009, sayfa 354., Biltekin Özdemir, Osmanlı Devleti Dış Borçları, TC Maliye Bakanlığı Yayınları, 2. Baskı, 2010, sayfa 131.
[4] Kaynak: Tevfik Güran, Resmi İstatistiklere Göre Osmanlı Toplum ve Ekonomisi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2017.
[5] Kaynak: TÜİK web sitesi, son sanayi sayımı bu tarihte yapılmış bulunuyor.
[6] Kaynak: TÜİK web sitesi
[7] Kaynaklar: TÜİK, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı ve TCMB.
[8] Tevfik Güran, Osmanlı Devletinin İlk İstatistik Yıllığı – 1897, DİE Yayınları, 1997.
[9] 1329 – 1330 Senesine Mahsus Maarif-i Umumiyye İhsaiyat Mecmuası, s. 11 – 31, Tevfik Güran, Resmi İstatistiklere Göre Osmanlı Toplum ve Ekonomisi’nden naklen s.148.

93 yorum:

  1. Resmi istatistikler okuma yazma konusunda dogru oldugunu dusunuyiorum. Zaten Cumhuriyetin ilk yillarinda halk kanunlari ve mahkeme kararlarini okuyabilseydi idare bu kadar rahat hareket edemez her istedigini kanunlastiramazdi. Oy pusulasindaki isimleri nasil okudular acaba o da ilginc.

    YanıtlaSil
  2. Birinci tablonun bize verdiği önemli. Üretim olarak kıyasladığımızda fark görülüyor. Aradan 100 sene geçmiş ve bunun üzerine bir şeyler koymamız gerekirdi.

    YanıtlaSil
  3. Doğrudan yabancı yatırımda bir kısıtlama olabilir mi acaba? Çünkü ülke içindeki yatırımcılar kârlarını ülkede bırakmıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSMH neden kullanılmıyor, hesaplamalarda GSYH var.

      Sil
    2. Bunun çözümü de yabancı yatırımı kısıtlamak mı? "Kararını ülkede bırakmıyorlar, o zaman yasaklayalım, karlarını ülkede bırakmadıkları gibi anaparalarını da ülkeye getirmesinler." demek yerine, karlarını neden ülkede bırakmadıklarını düşünüp buna çözüm üretmek gerekir.

      Sil
    3. Bu cevabı bekliyordum. Yorumda da yanlışlık var tabii. Yorumu yazarken sizin yazdığınızı düşünmedim değil. Çözüm üretmek gerekir. Gerekir de adı ne bu çözümün. Ben de çözüm üretmek gerekir diyorum.

      Sil
    4. Eskiden GSMH kullanılırdı şimdi karşılaştırmalarda daha eşit bir ölçü olarak kabul edildiğinden GSYH kullanılıyor.

      Sil
  4. Merhaba sayın hocam, konuyla alakalı değil yalnız kafamı çok kurcaladı geçmiş yazılarınızı okuduğumda.

    fed bilanço küçültecek bir yandan faizleri artırmak istiyor. bilanço küçüleceği zaman oluşabilecek muhtemel deflasyonu tetiklemez mi? biz derslerde hep faizler düşünce enflasyon artar şeklinde öğrendik. yoksa bilanço küçültme il faiz artırım farklı amaçlar için mi?

    Saygılarımla,

    Uğur Turan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilanço küçültme demek trilyonlarca doların ABD'ye geri dönmesi demek. Bu içeride enflasyonist baskı yaratacak. O nedenle de Fed bir yandan faizi artırarak bu baskıyı dengelemek istiyor.

      Sil
    2. Anladığım kadarıyla, bizim ülkemizde, "enflasyon" tanımı ve türlerinde epey kafa karışıklığı var Mahfi bey, yanılıyor muyum?

      Konunun uzmanı olan da, olmayan da, kendi hayatındaki iktisadi olaylara bakarak tanımlar ortaya attığı için, enflasyon tanımınında uzlaşamıyoruz, faiz yükseltmenin geçici çözüm olduğunu unutuyoruz, böylece yapısal reformlar kimsenin aklına bile gelmiyor.

      "bilanço küçüleceği zaman oluşabilecek muhtemel deflasyon" ifadesi, yanlış değil mi?

      "Bilanço küçültme" derken, galiba, paranın azalacağı algısı doğuyor, bunun da deflasyon yaratacağı zannediliyor, yanılıyor muyum?

      FED'in yapacağı şey şu: QE dönemleri boyunca, piyasalara likidite (para) pompaladı. Dağıttığı bu para karşılığında "tahvil"i alıp, bilançosunu 900 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükseltti.

      2017 ve 2018'de atacağı adımlar ise şöyle: FED elinde bulunan bu "tahvil"leri tekrar piyasaya sürerek, dünyanın her köşesine yayılmış 4,5 trilyon doları, aşama aşama, ülkesine çekecek, yanılıyor muyum Mahfi bey?

      Geri dönen bütün bu paranın ABD'de yoğunlaşması, ABD sınırları içinde bollaşması enflasyonu tetikleyeceğinden; FED, faizi yükselterek, "denge stratejisi" izlemeyi planlıyor, değil mi?

      Türkiye'deki kafa karışıklığı şuradan doğuyor: Bizdeki enflasyonun yüksekliği "maliyet enflasyonu"nun sonucudur, "talep enflasyonu" değildir.

      Dolar/TL kurundaki yükselişler, Türkiye'deki şirketlerin girdi maliyetlerini de arttırdığı için, nihai tüketiciye ulaşan ürünün ve hizmetin son fiyatı da otomatikman zamlanıyor.

      "Enflasyon tanımı" ve "enflasyon türleri" ile ilgili, geniş ve bol örneki bir yazmayı düşünür müsünüz Mahfi bey? Türkiye'de faiz yükseltmenin tek çözüm yolu olmadığını, asıl çözümün yapısal reformlar olduğunu, belki bu yazınızdan sonra anlayan daha çok insan olur, ne dersiniz?

      Böylece, FED'in "bilanço küçültme" derken kastettiği şeyin; piyasalara para pompalamak değil, elindeki 4,5 trilyon dolar değerindeki tahvilleri sürüp parayı çekmek, ve bu paraları yok (imha) etmek olduğu anlaşılır, ne dersiniz?

      Sil
    3. Hocam teşekkür ediyorum. Benim anlamadığım noktada bu paralar bir daha zaten piyasaya sürülmeyecekse enflasyon oluşmaz ve faizleri artırmanın anlamı yok diye düşündüm. Sürecin işlemesinde acaba benim kaçırdığım nokta neresi?

      İlginiz için teşekkür ediyorum.

      Sil
    4. Evet Mahfi bey, Ugur arkadasimiz ve 21:15'deki Adsiz arkadasimizin sorulari benim de kafama takiliyor.

      FED, elindeki tahvilleri satip, 4,5 trilyon dolari ABD'ye cektiginde enflasyon yukselecegi icin, faizi simdiden arttirmak icin firsat ariyor.

      Tamam da, gelen 4,5 trilyon dolari imha edecekse, enflasyon niye olussun? Anlayamiyoruz bu kismi Mahfi bey.

      Sil
  5. Arap Alfabesine gecilme durumu olmali cunku ulkemizde milyonlarca Arap nufus var onlarin alfabeyi ogrenirken ki durumu icimizi parcaliyor. Bu nedenle arap alfabesinin kullanimina gecilirse kulturler arasi hosgru ve diyalog hizlanir. Bir humanist hayata soldan bakan biri olarak onerim budur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkemizde milyonlarca Arap nüfus yok.Bunu da nereden çıkardınız.Üstelik diyelim haklısınız ve ülkede 4-5 milyon Arap var diyelim.Bunlar için Arap alfabesine geçtiğimizde geriye kalan 75-76 milyon çoğunluğu Türk vatandaşın durumu ne olacak.Arap alfabesi dilimize uygun olmadığı için değiştirilmiştir.Din ile bir alakası yoktur.Allah aşkına bilmediğiniz konularda saçmalamayın.

      Sil
    2. İmalı bir yorum. Geçmiş yazılarda bu konu farklı belki de yanlış lanse edilmiş olabilir. Yeri olmadığı için açıklama da yapılamadı veya yanlış yapıldı. Hataydı.

      Sil
    3. 17:08"e,

      Zaten basimiza ne gelirse AKPden dolayi degil; siz ve sizin gibiler yuzunden gelecek bak buraya yaziyorum!

      Biktik sizin o humanist sevgi pitircigi saf iyi niyet timsali halinizden ve bu halinizi duygu somurusu yaparak ajistasyon yaparak demogoji patlatarak bize dayatmanizdan.

      Cok uzaga gitmene gerek yok! iki sene once Ankarada sen senin arkadaslarini oldurenler kimlerdi nereden hangi yerden hangi kulturden esinlendiler de bunu yaptilar...Bunun uzerine biraz dusun.

      Iste boyle yazarak yaparak bilerek ya da bilmeyerek AKP muhafazarligina canak tutuyorsunuz ona ek olarak da koktenci asiri Milliyetciligi daha cok korukluyorsunuz bak ben sana soyliyeyim. Haberin olsun!

      Sil
    4. Ulkede insanlar duzgun turkce konusamiyor, Arapcayi nasil konusacaklar? Neden ingilizce ogrenmek gibi bir istek hic yok? neden hep geri gitme mantigi var? Arapca konusan ulkelerdeki ingilizce bilme oranina bir bakin, ya da yol tabelalarinin hem arapca hem de ingilizce olmasina bir bakin, belki feyz alirsiniz...

      Sil
  6. Yanlış hatırlamıyorsam biri 2009, diğeri 2016 olmak üzere gsyh hesaplama yöntemi iki defa değiştirildi. Dolayısıyla 2003-2016 yılları arasındaki gsyh hesaplaması ne kadar tutarlıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TÜİK 1998'e kadar geri gidip yeni seriyle hesaplamaları düzeltti.

      Sil
    2. Altina endeksli bir para birimi ile karsiliksiz bir para birimi karsilastirilmasi sizi sasirtmiyorsa, bu hic sasirtmasin.

      Sil
  7. Sayın Eğilmez, son derece güzel ve açık yazınız için sizi tebrik ederim. Uygarlık tarihinde ne Kurtuluş Savaşımız ilk bağımsızlık savaşı, ne de Türkiye Cumhuriyeti ilk cumhuriyettir. Ancak her iki olayı da eşsiz kılan, yüzyıllar boyunca bilimsel, kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan geri kalmış, nerdeyse 300 yıldan beri gerileyen ve sonra hızla çöken bir imparatorluktan,genç ve dinamik bir ülke yaratılabilmesidir. Bu sayede Rönesansın bir bölümünü, Reform'u, Aydınlanma Çağını, Endüstri Devrimini ıskalamış bir toplum, Batı ile arasındaki farkı kapatabilme şansına erişmiş idi. Kurtuluş Savaşı nasıl bize bir vatan kazandırdı ise, Cumhuriyetin ilanı bize modern bir devlet kazandırdı. Ne yazık ki biz bu modern devletin üzerine, tüm denemelere rağmen modern bir demokrasi inşa etmekte başarılı olamadık. Sevgi ve saygı ile. Burak Köylüoğlu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Haklısınız Cumhuriyeti kurduk ama aradan geçen 94 yılda hala demokrasiye geçemedik. Çünkü biz seçimle, sandıkla demokrasi oluyor sanıyoruz.

      Sil
    2. neyle olur peki hocam,,,darbelerle diktatörlükle mi oluyor,,,tek rejimiyle mi oluyor

      Sil
  8. Hocam bireysel emeklilik (otomatik bes veya özel bankalar) ilgili yazınız olacak mı.yaptırmalı mıyız yaptırmamalı mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En güzel tasarruf çeyrek , yarım falan al at bir köşeye unut ! En az 10 yıl yap bunu ...mesela 2001 de ceyrek 9 TL ye denkti ! Şimdi 260 TL ye yaklaştı! 30 kat artmış ! Tabiki son karar sizin....

      Sil
    2. En güzel tasarruf çeyrek , yarım falan al at bir köşeye unut ! En az 10 yıl yap bunu ...mesela 2001 de ceyrek 9 TL ye denkti ! Şimdi 260 TL ye yaklaştı! 30 kat artmış ! Tabiki son karar sizin....

      Sil
    3. Sizin gibiler yüzünden yastık altında milyarlarca dolarlık altın ekonomiye bir katkısı olmadan duruyor.

      Sil
    4. En guzeli altin gram altin. ceyrek yarim tam da alis satis farki cok var yipranma payi da cabasi maliyet. Her ay maasin el verdigi kadariyla en az 1 gr altin al bazi aylar 2gr 3 gr arkadasin dedigi gibi 10 yil yap.

      Sil
    5. Adsız 19:56
      Ne yapalım başka önerin varmı ?

      Sil
    6. Eğer kendi birikiminizi daha iyi değerlendirecek zamanınız imkanınız ve deneyiminiz yoksa BES yaptırmak akılllıca.

      Sil
  9. Atatürk ilkeleri, Atatürk ilkeleri diyorlar ya yeniliklere güya karşılar.

    2inci Mahmut adlı padişah olmasaydı Atatürk olmazdı.

    Kimse 2inci Mahmut un yeniliklerini tartışıyor mu ? Yok.

    Atatürk e karşı olanlar Osmanlı dan bahsederken 2inci Mahmut un zorla getirdiği yenilikler hakkında konuşuyorlar mı? Yok

    Uyanıksın Türk Milleti, İki yüzlüsün Türk Milleti!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki yüzlü değil de cahil diyelim biz ona. Böyle çok "Osmanlıcı" birisiyle tartışmıştım yıllar evvel, en son 5 tane padişah ismi say bana dedim....sayamadı (zırvaladı aynı kişiyi iki kere saydı falan). Siz de deneyin seviyeleri bu göreceksiniz. II.Mahmut'u falan hiç bilmezler. Fesi Müslümanların dini giyisisi sanan var.

      Sil
  10. Bizi kırmayıp yazdınız...Teşekkürler hocam.
    CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN,

    CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN,

    * Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir.
    Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde
    etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı
    akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lâzım
    olanı yapmağa hazırız. 1923 (Atatürk’ün S.D. III, S. 71) * Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir
    hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar
    uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasının
    mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet idaresi ilân
    olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir. 1927 (Nutuk
    II, S. 831)
    kaynak:http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/ataturkun-ozlu-sozleri-m-kemal-ataturkun-cumhuriyet-ile-ilgili-sozleri-2067089/

    YanıtlaSil
  11. Hazine Avans sistemini Cumhuriyeti kuranlar niye uyguladilar maliye politakasinda?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hazine avans sistemini, dis borclasnmayi yapmamak hazine uzerinde yabancilarin hakimiyet kurmasini engelleyerek osmanlilar donemindeki gibi bir duruma dusmemek icin biraz da duyunu umumiye fobisinden oturu uyguladilar.

      Hazine avansiyla merkez bankasi hazineye, yasada belirtilen olcude ve oranda dusuk faizli kredi verebiliyordu. Boylelikle Hazine, dis piyasalardan ve ic piyasalardan borclanmadan ic piyasada faizleri fazla yukseltmeden odemelerini rahatlikla gerceklestirebiliyordu.

      Sil
  12. Hocam karşılaştırma bence yanlış temeller üzerine kurulu. 100 yıl öncesinin şartları 100 yıl önceki diğer ülkelerin durumlarına, bugünde bugünkü ülkelerin durumlarına göre yapılmalıydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında savaştan çıkmış, hiç birşeyi olmayan, altyapı olmayan bir ülkede herşeyi sıfırdan yapmaya çalışmakla, 2000 li yılların dünyada belirli bir kredisi olan teknolojinin geliştiği, globalizm etkisindeki, sermayenin sınır tanımadığı, ulaşımın, haberleşmenin sınır tanımadığı bir zaman dilimini neye göre karşılaştırdınız anlamadım.
    Ben cumhuriyetin ilk 10 yılındaki ilerleme ve azimle gidebilseydik, en medeni, en ileri ülke olurduk diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de böyle düşünüyorum

      Sil
    2. Şunu da eklemekte fayda var hocamız Cumhuriyet temalı yazı kaleme aldığından böyle karşılaştırma yapmış olmalı.

      Sil
  13. Mahfi bey,

    1 Ocak 2018 Perşembe günü, "Bank for International Settlements"ın başkanı olarak göreve başlayacağınız iddiası kulislerde dolaşıyor. Ve hâttâ, bazı reform paketlerini şimdiden tamamladığınız, göreve başladığınız andan itibaren bu paketleri yürürlüğe sokarak, 2008'den beri bitmek bilmeyen küresel ekonomik krizi sonlandıracağınız söylentileri de var.

    Konuya açıklık getirir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BIS Başkanlığı öyle dediğiniz gibi yetkili bir makam değil.

      Sil
  14. Hocam gosterge faiz neden surekli değişiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gosterge oldugu icin. Faiz surekli degistigi icin gostergesi de degisiyor. Takometre gibi.

      Sil
    2. Hazine avans sistemi yok ondan.

      Sil
    3. Çünkü bu faiz ikinci piyasada her gün oluşan alış verişe göre oluşuyor da ondan.

      Sil
  15. Hocam türk bankalarının batma riski var mı yoksa bile bu rezzab davasındn dolayı verilcek cezalar risk oluşturur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepsinin yok. Halk Bankasi 20 Milyar $ ceza yiyebilir ama devlet bankasi oldugu icin batmaz. Seve seve oderiz milletce.

      Sil
    2. Bu konularda resmi bir açıklama yapılmadığı sürece ne desek dedikodu olur.

      Sil
  16. Hocam merak ettigim bir soru var yanitlarsaniz sevinirim

    Potansiyel buyuyen Bir ulkede enflasyon %1.5 lardayken doviz kurlari karsisinda ozellikle de ticaret yaptigi ulkelerin para birimleri karsisinda, yerel paranin neredeyse tarihinde gorulmemis bir sekilde dusuk seviyede olmasi yerel paranin, uzun yillardir mevcut enflasyon seviyeleri olan%2 ve su anki %1.5lardan dah fazla deger kaybetmesi

    sirf bu verilere bakarak : Normal potansiyel buyume + %1.5 mevcut enflasyon(gecmis yillarda %2 %2. bandinda bir enflasyon) + Deger kaybeden tarihsel olarak en az 40 yillik ortalamalara bakinca yabanci paralar karsisinda yerel paranin tarihinin ilk kez neredeyse en dusuk seviyede olmasi

    1) o ulkede isgucu maliyetleri duser mi?
    2) yabanci yatirimlar icin avantaj yatirim imkani saglar mi
    3) issizligin dususu az ya da cok olur mu?Buna etki eder mi?
    3) ihracat ve ithalatta turizmgelirlerinde ne gibi gelismeler yasanir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu bir ödev mi? Üçüncü kez soruluyor.

      Sil
  17. Hocam öncelikle Türkiye Cumhuriyeti'nin
    94. Yılını kutlar,aklı ve gönlü zengin kişilerin bol olduğu bir TÜRKİYE dileklerimle,yorumlarınıza katılıyorum.Cumhuriyet,in ilk yıllarında atılan doğru adımlar devam etseydi ne almanyadan nede güney koreden geri kalırdık.saygılarımla.

    YanıtlaSil
  18. Endustri muhendisiyim, Konfeksiyon isine girmeyi dusunuyorum. Utu paket orme uzerine bir atolye kurup yavas yavas buyumeyi dusunuyorum arkadaslarimla planladik
    Tavsiye eder misiniz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu işler böyle tavsiye edilmez. Önce bir pazar araştırması yapın, sonra bir fizibilite ve nakit akışı çıkarın ondan sonra onların sonuçlarına göre karar verin.

      Sil
  19. Hocam konuyla ilgisiz kusura bakmayın mazur görürseniz bir sorum olacak ;

    liberaller sosyalistler gibi mutlak eşitliği değilde Fırsat eşitliğini savunmakta fakat Fırsat eşitliğinin sosyal eşitliğe ve ekonomik eşitliğe neden olması yönünde bir neden görmemektedirler.yani toplumsal eşitsizlik ve ekonomik eşitsizliği normal görmektedirler.

    Benim sorum kavramlarla alakalı;
    Ekonomik eşitsizlik derken bunu kafada canlandırılması zor olmuyor.kapitalizmde özel mülkiyet olduğu için işveren sınıfı üretimden işçi sınıfına göre daha fazla pay alabiliyor dolayısıyla bir kesim fazla kazanırken diğeri az kazanıyor buda ekonomik eşitsizliğe sebep oluyor.

    Sorum ;toplumsal eşitsizlikten ne anlamam gerekiyor ,toplumsal eşitsizlik derken kastedilen nedir?

    Şunu mu anlamalıyım;
    Fazla kazanan kesim refah içinde yaşarken kültürel etkinliklere katılırken diğer az kazanan kesim birçok şeyden mahrum kalacak ya da aynı ücret alınsa bile çalışma koşullarındaki farklılıktan dolayı bazı sektörde çalışanlar nispeten daha fazla boş zamana sahip olacak ve kitap okuma, gezme v.s gibi aktivitelerde bulunarak hayat kalitesini artırarak daha fazla refah içinde yaşayacaklardır.

    Kısacası toplumda Kişiler arasında ki hayat kalitesi ya da hayat standardı farkı artıkça toplumsal eşitlikte artacaktır desem katılır mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sosyal eşitsizlik eğitim alanında çok belirgin. Okulların başarı sıramasına baktığınızda özel okula gidemeyen öğrenci daha az başarılı oluyor. Ben kızımı orta okula gönderdiğimde istanbulda ilk 50 okul içinde devlet okulu yoktu.

      Sil
    2. Bu soruyu da daha önce yanıtladım.

      Sil
  20. Hecks ci yaklasimda normal malin fiyatlar arttigindaki grafigini nasil cizeriz hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada grafik çizmemi beklemiyorsunuz herhalde.

      Sil
  21. Kapitülasyonların kaldırılması için tek hukuk sistemine geçilmesi gerekiyordu. Tek hukuk sistemine geçmek de, şeriatın kaldırılması anlamına geliyor.

    Bkz. Azınlık İmtiyazları – Kapitülasyonlardan Tek Hukuk Sistemine Geçiş

    http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-40/azinlik-imtiyazlari-kapitulasyonlardan-tek-hukuk-sistemine-gecis

    Bu makaleden önemli bir bölüm:

    ...

    1926 yılında hazırlanan Türk Medenî Kanunu’nun Esbab-ı Mucibe lâyihasında ise, çok hukuklu sistemin kapitülasyonları ve azınlık imtiyazlarını nasıl geri getirebileceği şöyle açıklanmıştır:“Muhtelif dinlere mensup tebaayı ihtiva eden devletlerde tek bir kanunun bütün camiada uygulanabilmesi için, bunun din ile münasebeti kesmesi, millî egemenlik için de bir zarurettir. Çünkü kanunlar, dine dayalı olursa vicdan hürriyetini kabul mecburiyetinde bulunan devlette, muhtelif dinlere mensup tebaası için ayrı ayrı kanun yapmak icabeder. Bu hâl, çağdaş devletlerde şart olan siyasî, sosyal, millî birliğe tamamen aykırıdır. Hatırlamak icap eder ki, devlet yalnız tebaası ile değil, yabancılarla da temastadır. Bu takdirde, onlar için kapitülasyon adı altında istisnaî kurallar kabul etmek mecburiyeti doğar. Lozan ile ilga olunan kapitülasyonların sürdürülmesi için yabancılar tarafından öne sürülen gerekçelerin en önemli yanı bu nokta olmuştur. Bundan başka, Fatih Sultan Mehmet devrinden son zamanlara kadar gayrimüslim tebaa hakkında uygulanan istisnaî kurallara da bu dinî durum sebep olmuştur.”Esbab-ı Mucibe Lâyihası’nda medenî kanunun Türk toplumuna uymayacağı iddialarına cevap verilirken ise, “kapitülasyon ve azınlıkların dinî haklarının ancak lâik bir hukuk sisteminde söz konusu olamayacağı” vurgulanmıştır.

    ...

    YanıtlaSil
  22. Değerli yazınız için teşekkürler hocam
    1923 yılında Türkiye'de nüfusun yaklaşık 13 milyon olduğu tahmin edilmekte ve bu nüfus iktisadi verimliliği düşük ve yıpranmış bir nüfus cumhuriyetin ilk yıllarında bu emek arzıyla (erkek nüfusun azlığının da düşündüğümüzde) yakalanan büyüme oranları bence takdire şayan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şeyi sıfırdan büyütmek hem kolay hem zordur. Zordur çünkü kaynak sorunu vardır. Ama kaynak bulununca kolaydır çünkü 1'i 2 yapmak 10'u 12 yapmaktan daha kolaydır.

      Sil
    2. 10. yıl marşındaki 'on yılda onbeş milyon genç yarattık her yaşta ''sözü bu açığın kapatıldığını belirtmek için söylenmiştir bu bile başlı başına başarı öyküsüdür

      Sil
  23. Okur-yazarlık oranı şimdilerde yüksek görünse de okuduğumuzu doğru anlama oranımızın pek de iyi bir seviyede olduğunu sanmıyorum. Hele de kavramları yerinde kullanamadığımız durumlar ortaya çıktığında. İdeolojik yönelimler, kavramları da kendimize göre yorumlamamızda fazlaca baskın rol oynuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ama bu sorunlar bundan 100 yıl önceki Osmanlı toplumunda muhtemelen çok daha fazlaydı.

      Sil
  24. HOCAM YAZILARINIZI SEVEREK TAKİP EDİYORUM EMEĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.SİZE BİR SORUM OLACAKTI YARDIMCI OLURSANIZ ÇOK MEMNUN OLURUM.MAKRO EKONOMİ,PARA VE BANKA GİBİ KONULARA İLGİ DUYUYORUM ÜNİVERSİTEDEYKEN DE BU DERSLERDEN,NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ KURMAKTAN KEYİF ALIRDIM ŞİMDİ YÜKSEK LİSANS YAPMAK NİYETİNDEYİM BU ALANLARDA HOCA OLMAK İÇİN HANGİ İKTİSAT DALINDA YÜKSEK LİSANS YAPMALIYIM?
    DIŞ TİCARET TE YAPSAM BUNUN BİR ZARARI OLUR MU? TEŞEKKÜRLER

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer ileride akademisyenlik gibi bir düşünceniz varsa ekonomi veya ekonomi politikasını düşünün. Özel sektör düşünceniz varsa finans düşünün, dış ticaret de olabilir.

      Sil
    2. DEĞERLİ HOCAM KIYMETLİ ZAMANINIZI AYIRIP CEVAP VERMENİZ BENİ DUYGULANDIRDI ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM.AKADEMİSYENLİK DÜŞÜNÜYORUM SAĞOLUN

      Sil
    3. O zaman hocaya bağırmayı bırakın. Büyük harfle yazmak bağırmak anlamına gelir.

      Sil
  25. Hocam, öncelikle yazınız çok aydınlatıcı, benim gibi konuya uzak olanlar için. İki noktaya değinmek istiyorum: 1- Tarımsal üretim nüfus ile oranlandığında çok kötü durumda olduğumuz görülüyor. 2- Endüstriyel ürün ihracatımız ne kadar yüksek teknoloji barındırıyor? Cumhuriyet'in ilk yıllarında, endüstrinin dünyadaki yapısı ile bugünü karşılaştığımızda durum dünya ile göreceli olarak bizim açımızdan çok daha kötü. Tarımda kendimize yetmeyen, endüstride derme çatma ürünleri ucuz ve kayıt dışı emek sayesinde ihraç eden bir ülke konumundayız. Sizin görüş ve okuma önerilerinizi öğrenmekten seviç duyarım. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Tarımda giderek kötüye gidiyoruz.
      Sanayi ürünleri ihracatında maalesef yüksek teknolojili mal oranı sade yüzde 3,5 dolayında bulunuyor.
      Tarım ve hayvancılık politikamız 20 yıl önce çok daha iyiydi. Bu arada ne yaptıysak tersini yaparak düzeltme yapmamız lazım diye düşünüyorum.
      Sanayide ise Endüstri 4.0 hazırlıklarına girmemiz gerekiyor.
      Ama hepsinin başında eğitim sistemimizi düzeltmemiz gerekli.

      Sil
    2. Hocam ben bir şeyi anlamıyorum siz ve sizin gibi değerli bilim insanları her fırsatta ekonomi politikamızın,eğitim sistemimizin yanlışlarından söz ediyor mademki amac ülkemizi daha refah düzeye çıkarmak mademki 11.ekonomi olmak gibi iddialı ve güzel bir hedef var e sizin gibi değerli üstadlarda var niye peki hala hatalı politika uygulanıyor niye düzeltilmiyor.hedefeler güzel,e uygulanacak yöntemler de bilim insanlarımız tarafından belliyken niye niye ?

      Sil
  26. Guzel bir karsilastirma sagolun var olun.

    Bu karsilastirmayi anlamli kilan objektif kilan hususda takdir edersiniz ki her iki donemde de insanlik ve ekonomi literatur tarihini alt ust eden kalici derin izler birakan ve uzun suren iki dunya ekonomik krizi olmustur. 1929 ve 2008 ekonomik krizleri. Her ikisinden de Turkiye, diger dunya devletlerine nazaran daha az etkilenmis etkilenmis olan durumdan da ekonomik olarak daha cabuk cikmayi diger dunya devletlerinden once basarmistir.
    Bu vesile ile karsilastirmaniz bu iki krizin oldugu yillari da alarak daha objektif ve anlamli olmustur.

    YanıtlaSil
  27. Cumhuriyet devrimlerinde talep avrupanın aksine biz de halk tarafından gelmedi, bir çaba gösterilmedi, siyasi ve askeri elitler halka sundu. Bu yüzden bu kadar değerli kazanıma rağmen, halkımız gelinen noktada cumhuriyetin kıymetini bilmiyor ama bugün ve yarın yavaş yavaş görmeye başlayacak.

    YanıtlaSil
  28. Hocam. öncelikle ellerinize ve emeginize saglık 3 yıldır sadık bir takipcinizim sizin gibi yükseldikçe egilen ve işini hakkıyla yapan nadir insanlar oldugu içinde cok mutluyum. işe basadıgımda ilk maasımda 6 tane kitabınızı aldım ve keyifle okudum. konuyla pek alakalı degil ama türkiyede sigorta sistemi ve BES sistemi hakkında bir analiz yapmayı düşünüyormusunuz ben sigorta sektöründe calısan birisi olarak cok fazla spekülatif sozlerle karısılasıyorum bes fonlarının varlık fonuna aktarılma ihtimali vs bu konu ile ilgili bir yazı kaleme alırsanız bahtiyar olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bu konuda bir şeyler yazmayı planlıyorum.

      Sil
  29. Hocam,
    Son Küresel Rekabet Raporu'nu değerlendirir misiniz?
    Gerçekten uçuyor muyuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Malezya'nın 23., Katar'ın 25, S. Arabistan'ın 30., Azerbaycan'ın 356, Endonezya'nın 36. sırada olduğu bir rekabet gücü sıralamasında Türkiye'in 53. sırada olması uçmak olarak değil olsa olsa rüzgarda sürüklenmek olarak nitelendirilebilir.

      Sil
    2. Olsun Katar bizim kardesimiz. Katara destek ciktik sonucta kotu gunlerinde birlikte olduk. Eger biz dara dusersek Katar bize yardimci olur.
      Bakin gida amborgosu varken katara gida verdik eger biz petrol alacak paramiz olmazsa katarda bize petrol verir.
      bu islam kardesligidir darda dusene yardimci olmaktir.

      Sil
  30. "Bilanço küçültme demek trilyonlarca doların ABD'ye geri dönmesi demek. Bu içeride enflasyonist baskı yaratacak. O nedenle de Fed bir yandan faizi artırarak bu baskıyı dengelemek istiyor."

    Hocam, FED zaten bilanco kucultmeyi enflasyon onlemi olarak yapmiyor mu? Vadesi gelen kagitlari tekrar satin almayacak, daha doğrusu kagitlari ihrac edenlerin borcunu ötelemeyecek, dolayisiyla kagitlarin karsiligi olan para hazineye girecek, ve bu borc-alacak iliskisi bitecek.
    Trilyonlarca dolar zaten Amerikan ekonomisinin icinde degil miydi?
    FED tekrar kağıt satin almayinca para piyasada degil hazinede olacagindan yani piyasada para miktari azalacagindan faizler otomatik yukselmez mi?
    Ayni sekilde piyasadaki kullanilabilir para azaldigi icin degerlenen para sonucunda veya toplam talep dusecegi icin enflasyon zaten otomatik düşmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dolarların önemli bir kısmı faizin yüksek olduğu ekonomilerdeydi. Şimdi bunlar vadesi gelmeden önce hazırlık amacıyla geri gelecek. Bu giriş çıkışlarda enflasyonist baskı yaratacak.

      Sil
  31. Zorla ulkeyi krize sokacaksiniz.Unutmayin; Bize bisey olmaz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yönetime yapılmış olduğunu düşündüğüm bu uyarıya katılıyorum ama bize bir şey olmaz kısmına katılmıyorum. Bize zaten olanlar oldu.

      Sil
    2. Mahfi bey,
      %100 dusunce gucune inaniyorum. Iyi dusunursek iyi olur. Kotu dusunursek kotu olur. Ekonomi iyi dersek ekonomi iyi olacak dersek ekonomi cok iyi olur. Dolar dusecek istikrar surecek enflasyon bitecek buyume devam edeck issizlik bitecek dersek butun bunlar gerceklesir.

      Yeterki olumlu dusunelim. Mesela ekonomi cok iyi diyelim bak bakalim ekonomi nasil oluyor ozaman. pozitif olumlu dusunmek gerek.

      hersey rakamlar bilimsel verilerden ibaret degil dunyada! Yeterki gonlumuzu rahat tutatlim serin tutatlim iyi bakalim. Isimiz bu istatistiklere kaldiysa zor.
      Yine soyluyorum bize bisey olmaz! Tek parti iktidati var koalisyon yok inan inancli insanlar yonetimde sizce boyle insanlarin oldugu yerde adaletsizlik haksizlik vukuu bulur mu?

      Ben herkese mutlulugun formululasyonunu veriyorum. Iyi dusun iyi olsun ekonomi cok iyi olsun yeterki sen oyle dusun gerisini yaradana birak o bilir isini.

      Sil
    3. Metafizik boş bir iştir. Bilimle uğraşın, boş işlerle uğraşmayın.

      Sil
    4. Mahfi bey "az" da olsa bilim disi seyler olmali. Reformu insanlar kendilerine yapmali. Dogma olan seylere dokunamazsiniz. Insan kendini degistirebilir. Hic bulasmayin demek de yanlis. Ben metafizikle ugrasmiyorum ama ugrasan var. Siz saniyor musunuz reform yapanlar huzurlular? Ben sanmiyorum. Turkiye orneginde yasadigimiz icin kendinizce hakli yanlariniz olabilir biz de hicbir sey duzgun degil.

      Sil
  32. Hocam EBRD'nin Türkiye'deki yatırımları tam olarak nasıl oluyor? Doğrudan yatırım mı yapıyor ve bizzat kendisi mi yapıyor yoksa fon olarak belli şirketlere mi veriyor?

    YanıtlaSil
  33. ulkemizin marka degerinin artmasinbi nasil karsiliyorsunuz

    http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2017/10/25/turkiye-marka-degerini-artirdi

    YanıtlaSil
  34. Hocam insanlar ; din,gelenek,psikolojik vb, faktörlerle her zaman karlarını veya mali faydalarını maksimize etmeye çalışmıyorlar . Örneğin bir insan düşük gelirli bir insana parasal yardımda bulunarak gelirine yönelik irrasyonel bir davranışta bulunuyor, ancak bu seferde vicadanen kendini iyi hissediyor ve para kazanarak değil para kaybederek fayda sağlıyor. Aslında bu ve vb. durumlarda insanın yine kendi faydasını maksimize ettiği rasyonel davranış değilmidir? Bu yüzden rasyonelliği sadece mali olarak değil genel olarak insanın kendi faydasına yönelik davranışlar olarak düşünmemiz gerekmezmi?

    YanıtlaSil
  35. Hocam okur yazar oranının düşük olması çok doğal değilmi 1928 de harf devrimi yapılıyor ve bir Sabah uyandığında hiç bişey bilmiyorsun

    YanıtlaSil

  36. BORÇLANMADA, DÜNYA'NIN DİĞER ÜLKELERİ İLE TÜRKİYE KARŞILAŞTIRMASI, İMF'NİN RAKAM VE DEĞERLENDİREMELERİNE GÖRE;


    Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, dünyadaki hükümetlerin toplam borcu 63 trilyon dolara denk geliyor. ABD, Çin ve Japonya'nın toplam borcu, küresel hükümet borçların yüzde 58,5'ini oluşturuyor.

    ABD, 19,94 trilyon dolarla "küresel hükümet borçları ligi"nin zirvesinde yer alıyor. ABD hükümetinin borçları, küresel hükümet borçlarının yaklaşık yüzde 32'sine karşılık geliyor. ABD hükümeti borçlarının büyük miktarı eyalet yönetimleri, bankalar, sigorta şirketleri, yatırım fonları, emeklilik fonları ve Fed'e olan borçlar oluşuyor. ABD'nin yıllık geliri 18,5 trilyon doları bulurken, söz konusu borcun milli gelire oranı yüzde 107 olarak hesaplanıyor.

    11 trilyon dolarla ikinci sırada yer alan Japonya'nın borcunun, küresel borçlara oranı yüzde 18,8 seviyesinde bulunuyor.

    Çin hükümetinin toplam borcu 5 trilyon doları buluyor ve bu rakam, küresel hükümet borçlarının yüzde 8'ine denk geliyor. Çin ve Japonya'nın borcunun çoğunluğu yerel para biriminden ve kendi vatandaşlarına olan borçlardan oluşuyor.


    Dördüncü ve beşinci sırada ise sırasıyla 2 trilyon 454 milyon dolarla İtalya, 2 trilyon 375 milyon dolarla Fransa yer alıyor. İtalya'nın borçları küresel hükümet borçlarının yüzde 3,9'una, Fransa'nın borçları da yüzde 3,8'e denk geliyor.

    Öte yandan, milli gelir oranına göre en fazla borçlu ülke ise yaklaşık yüzde 240 ile Japonya olurken, bu ülkeyi yüzde 181,6 ile Yunanistan, yüzde 148,7 ile Lübnan, yüzde 132,6 ile İtalya ve yüzde 130,3 ile Portekiz takip ediyor.

    Hazine Müsteşarlığı verilerine göre, Türkiye'nin merkezi yönetim borcu, eylül sonu itibarıyla yaklaşık 230 milyar dolarla küresel borçların yüzde 0,4'ine karşılık geliyor. Söz konusu borcun, milli gelire oranı ise yüzde 30'un altında bulunuyor.
    Cari Kapitalist sistemin, hükümetler bazındaki karnesi, bilanço tablosu çok parlak ve sürdürülebilirlik arzetmiyor.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...