3 Mayıs 2019 Cuma

Twitterdan Seçme Sözlerim

Eğer bir yerde sistemsizlik süreklilik kazanmışsa orada sistemsizlik sistem olmuş demektir.

Türk sistemi, sürekli sorun yaratma, riskleri yükseltme ve sonra da bozulan işler dolayısıyla suçu başkasına atma modeli üzerine kuruludur.

Asıl yapısal reformlar; hukukun üstünlüğü, erklerin ayrılması ve eğitimin tümüyle bilim temeline dayandırılmasıdır. Çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmak istiyorsak buradan başlamamız gerekir.

IMF ve Dünya Bankası'nın önerdiği yapısal reformlarla benim önerdiklerim arasında ciddi farklar var. Onların önerileri yalnızca ekonomiye odaklanıyor. Benim önerilerim ise hukukun üstünlüğü sağlanmadan ekonomideki reformlar yürümez diye başlıyor.

Yanlış giden bir işi düzeltmenin ilk adımı, hatanın nerede ve kim tarafından yapıldığını bulmaktır. Eğer hatayı yapan bizsek, düzeltmenin ikinci adımı bu hatayı yaptığımızı kabul etmektir. Bu iki adımı atlayarak girilen hiçbir çözüm yolundan doğru ve kalıcı sonuç çıkmaz.

Sadece kura baksak bile hukukun üstünlüğünün, güçler ayrımının ve yargı bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

Bugünkü ekonomik duruma gelmemiz beklenmeyen bir şey değildi. Düşüncesini bağımsız tutabilmiş iktisatçılar işlerin bu noktaya geleceğini uzun zamandır söylüyordu. Ne var ki kimse onlara inanmak istemedi.

Rezervin ödüncü olmaz. Ödünç veren geri isterse rezerv, vadesi geçmiş borca dönüşür.

Ben çocukluğumda Lefter'i, Metin'i, Can'ı, Recep Adanır'ı, Turgay'ı izleme şansını buldum. Onların hepsi yalnız oyunculuklarıyla değil efendilikleriyle, centilmenlikleriyle idoldüler. Topu taca atan Fenerbahçeli Naci (Erdem) in zaman geçmesin diye gidip topu alıp rakibe vermesini unutamam. Galatasaraylı Suat Mamat'ın, röveşataya çıkıp yere düşünce kolu kırıldığında oyun durmasın diye kolunu tutarak acı içinde saha kenarına gidişini unutamam. Bunları unutamayınca şimdi zaman geçirmek için kendisini yere atanların oynadığı futboldan keyif alamam.

Bir ülke bir günde yaptığı seçimin sonucunu 5 günde açıklayamıyorsa yapısal reformların başlaması gereken yer ekonomi değildir.

Bahane üretmeyin, bize hiç benzemeyen ülkelerden emsal göstermeye çalışmayın, sıradan esprilerle ciddi konuların hafife alınmasına yol açmayın, hukukun üstünlüğünden yanaysanız çaba gösterin. Böyle bir çaba göstermezseniz şikâyet etmeye de hakkınız olmaz.

Net rezervler değil brüt rezervler önemlidir dediğiniz anda teorinizi gerçeğe değil, gerçeği teorinize uydurmaya çalışmış olursunuz. Ki bu Sherlock Holmes'in dediği gibi hataların en büyüğü olur.

Bir ülkenin bütün fertlerinin ortaklaşa savunması gereken yapısal reform; hukukun üstünlüğüdür. Kişiler, kendi kısa vadeli çıkarları uğruna hukukun üstünlüğüne boş veriyorsa o ülkede yapısal reform yapılamaz.

Ahbap çavuş kapitalizmi tekdüze bir şey değildir. Onun da iyisi, ortası, kötüsü vardır. Endonezya mesela kötüden ortaya yükselirken Türkiye iyiden kötüye düşmüştür.

139 yorum:

  1. Ahbap-çavuş ilişkisinin gelişimi neden olur? Bunun sosyolojik ve sosyo-ekonomik nedenlerini değiştirirsek, temeli sağlamlaştırma adına güzel adım atmış oluruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuyu Değişim Sürecinde Türkiye kitabımda uzun uzun ele alıp değerlendirdim.

      Sil
  2. Merhaba, neredeyse her gün yazınızı sabırsızlıkla bekliyorum. Bilginize, tavrınıza ve de sabrınıza hayranım. İyi ki varsınız, teşekkürler...

    YanıtlaSil
  3. Özetle hukukun üstünlüğü ve adaletin menfaatlerin üzerinde tutulması gerektiğini söylemişsiniz. Dinlerde bunu söyler. BİR metalurjist olarak ekonomiden anlamam ancak, doğanın KURALLARI da bunu söyler. Her madde özüne dönmek ister. ÖZ ise gerçek ve saf olandır. Yalandan arındırılmış hakikat

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rubi hangi din hukukun ustunlugunu soyledi? Ben kacirmisim o kismi.

      Sil
  4. Fatih Kömürcüoğlu3 Mayıs 2019 09:51

    Bu da naçizane benim:

    "Parkta oynayan çocuklar gibiyiz. Uzun süre tahterevalli bindik karşımıza da "sıcak para" oturdu. Sıcak para şişmanladıkça yukarı çıktık zayıfladı aşağı indik. Bugünlerde ise çarpışan arabalara biniyoruz. Bence bu kadar eğlence yeter."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söz size ait ise tebrik ederim. Gayet yaratıcı ve öz.

      Sil
    2. S.cti Cafer...
      Daha ozlu ve yaratici degil mi?

      Sil
    3. Bence bu kadar eglence yetmez, simdi sira korku tunelinde.

      Sil
  5. Bir tane de ben yazayım; şüphe, insanın beynini sürekli kemiren, son derece rahatsızlık verici bir duygudur. Bu nedenle inanmak kolay ve huzur vericidir, zira şüpheye yer yoktur. Bilmek ise zor ve huzur kaçırıcıdır, zira olmazsa olmazı şüphedir.

    Huzur; belli bir dinde değil kayıtsız şartsız, sorgulamadan inanmaktadır :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahdut bunu ozlu sozlerden alip, ozlu cumlelere koysak diyorum :)

      Sil
    2. Öyle olmasa özlü kelime olurdu zaten ama özlü paragraflara koyabiliriz :)

      Sil
  6. Kısa,net ve aydınlatıcı bir yazı. Teşekkürler Mahfi Bey.

    YanıtlaSil
  7. Hukuk büyüklerin delip geçtiği yalnızca küçüklerin takıldığı bir örümcek ağına dönüşmüşse, İnsanlar yandaş medyanın algı operasyonları ile gerçeklikten koparılmışsa tek çözüm sizin gibi kral çıplak diyebilen omurgalı insanların sayılarının artması ve seslerini daha çok duyurabilmelerindedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yetmez ama evet.

      Sil
    2. There is freedom of speech but I cannot guarantee freedom after speech - Idi Amin (24 Nisan Altinbas universitesi forumunu youtube'da seyrettim hocam)

      Sil
    3. İdi Amin diktatörlerin amentüsünü yazmış. Bu da özlü sözlere girmeye aday.

      Sil
  8. En önemli ve gercek tespiti yazinizin en basina koymussunuz. Bunu akuyunca digerlerini Okumus gibi oldum.

    ""Eğer bir yerde sistemsizlik süreklilik kazanmışsa orada sistemsizlik sistem olmuş demektir.""

    Sonrasini nacizane ben yazmak isterim Hocam..

    Eğer bir yerde sistemsizlik süreklilik kazanmışsa orada sistemsizlik sistem olmuş demektir. Bu da o yerde cöküsün basladigini gösterir. Bu yozlasmis cöküs asla önlenemez.

    YanıtlaSil
  9. Hocam enflasyonu makyajlamanın ileride ekonomiye ne gibi etkisi olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bkz Yunanistan, Arjantin, Venezuella.

      Sil
    2. Makyajlanan enflasyon kur ivemsiyle makyaji atar.
      Kur hareketinin temel diregi dayanagi biz ve diger ulkelerdeki birikimli enflasyon farkidir birkimli enflasyon farki kadar kurun artmasi olasidir ve normaldir. Sen istedigin kadar enflasyonu makyajla ic fiyat enflasyonun yuksek oldugu muddetce bunun kura yansimasi kacinilmaz...Hadi diyelim kuru bir sekilde tuttun bu sefer cari acik vermeye baslarsin. Dengeler boyledir iste...!

      Sil
  10. hocam kısaca şunu diyebilir miyiz?. kaliteli insan kaliteli ekonomiyi de getirir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu durumda sorulacak soru su, sahte diplomali birisi kaliteli midir?

      Sil
  11. Hazine ve Maliye Bakanimiz diyor ki..

    "Yıllık enflasyon yüzde 19,71'den 19,50'ye geriledi. Ayrıca çekirdek enflasyonda da yıllık yüzde 17,53'ten 16,30'a önemli bir gerileme oldu. Bu gelişmeler, yaz aylarında özellikle gıdada sağlanacak düşüşle, hedeflerimizi tutturacağımızı gösteriyor."

    Hocam bosuna yaziyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tüik başkanının boşuna mı değiştirdiler sanıyorsunuz. gerçeğe biraz daha yakın enflasyon açıkladığı için işinden ettiler adamı!. üfe ila tüfe arasındaki fark 12 puan yani 1200 baz puan iken ne enflasyonda gerilemesi salt enflasyonu olduğundan düşük gösterebilmek için dış dünyadan biraz daha düşük faizle sıcak para bulabilmek için şirketleri iflasa konkordatoya sürüklemekten çekinmiyorlar. enerji şirketleri %37 lik zammı hükümet baskılarıyla faturalara yansıtamayınca 102 enerji şirketi piyasadan çekilme kararı verdi yani iflas bayrağını çekti. bir o kadar da tüm teşviklere rağmen inşaat motoru durma noktasına geldi. otomobil satışları daha önce görülmemiş boyutta daralmalar yaşamaya başladı. çünkü iç talepte daralma sert ve güçlü görünüyor. dış talep tarafında ise özellikle Avrupa ekonomisinde yavaşlama trendi başlamış görünüyor ki zaten mart ihracatımız belirgin yavaşlama sinyallerini çakmaya başladı. talep bu derece daralırken enflasyonu aşağı yönlü yapmak hele de döviz kurlarını suni yollarla talimatlarla olduğundan düşük göstererek kolaydır. kaldı ki üfe ayağında hala ciddi enflasyonist baskı görülmektedir. neymiş yaz aylarında gıda mamulleri arzı artacağı için gıda enflasyonu da düşüş trendine girecekmiş. bakanın haberi yok galiba bu yılın ilk 4 ayında ekim alanlarında daralma hızlanmış görünüyor. yani arz beklenildiği kadar artmayabilir. bu da gıda enflasyonunda beklenilen gevşemeyi zorlaştırıyor. kaldı ki tüm bu tahmin yeni bir kur şoku yaşanmaz ise zor da olsa olabilir. kur şoku riski var ve bu riski yönetmek de giderek zorlaşıyor. mesela biraz önce abd tarım dışı istihdam verisi açıklandı. gayet iyi. işsizlik nisan ayında %3,6 ya kadar gerilemiş. yıllık kazançların ortalaması enflasyonun hayli üzerine çıkmaya başlamış görünüyor. en az %3,2 lik bir kazanç artışı var ve yıllık büyümeyle de gayet uyumlu bir orandır. yine söylüyorum abd ekonomisi giderek dünyadan olumlu ayrışacak ve fed haziran sonrasında yeniden faiz artışını gündeme getirebilir bu da bakan albayrakı sükut-u hayale uğratabilir.

      Sil
    2. Hoca bosuna yazmior, damat bosuna konusuo.

      Sil
    3. Tutturamazlarsa yıl sonuna doğru hedefi değiştirip mutlaka tuttururlar. Onlar için önemli olan hedefi tutturmak değil tutturduk diye sağa sola hava atmak. Kendi şahsi hedefleri beklentilerinin çok ötesinde tuttu nasıl olsa, sıkıntı yok...

      Sil
    4. Sutun kilosu 4.5 lira olmus perakende de neyin enflasyonu Allah askina....?

      Sut nedemek biliyor musunuz? Sut gida sektorunun petroludur temel gidanin resmen akaryakitidir. Sute gelen zam gida da zammin aralanan penceresidir. Dahasi sut fiyatlarinin cok yuksek olmasi sut fiyatlarindaki artis ivmesi yerelde islerin iyiye gitmedigini gosterir...Bunun baslica sebebi kuraklik kavramini bize hatirlatir. Sutun pahalilasmasi arz yonluyse ki zannediyorum oyle kuraklik etkeniyle de dogru orantilidir bu durum. Diger etmenleri saymiyorum bile...Bu veri bile Kuraklikla birlikte, gida da sebze meyvede basimizin derde girmesidir.Et fiyatlarinin ucmasidir peynir yogurt vs ile diger gida urunlerinin de yukselisine delalettir.

      Sil
  12. Bu Blogu takip eden buna ragmen twitteri ve twiterda sizi takip etmeyen biri olarak twitterda sarfetmis oldugunuz veciz sozlerinizi okumaktan buyuk keyif aldim. Sagolun varolun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Twitter Mahfi yaz, ilk cikana tikla, ben ben boyle yapiorum.

      Sil
    2. Twitter kullanmiyorum Bir ara 2011-12 doneminde kullandim sevmedim o mecrayi...

      Sagol ustad...arada sirada bakarim.

      Sil
  13. Hocam MB rezervleri eksiye düşerse ne olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevabi nesneye gore degisir.

      Sil
    2. Swapla artıya geçilir.

      Sil
    3. CDS indeksi yukselir ==> Yurt disindan borclanmanin maliyeti artar ==> Doviz kurlari yukselir ==> Doviz kurlari enflasyonist baski yaratir, maliyet enflasyonu artar (uretimimizin %65'i ithalata bagimli) ==> Kurlari dengelemek icin TL faizleri yukseltilmek zorunda kalinir ==> Isletmelerin operasyonel maliyeti artar, tuketim daralmasi yasandigi icin isletmeler uretimi daraltir ve masraf kismaya baslar, bunu da eleman cikartarak yapar ==> issizlik artar ==> Paralelde hane halkinin alim gucu duser, milli gelir duser, dis borclarin milli gelire orani yukselir ==> Default (moratorium) riski arttigi icin CDS indexi tekrar yukselir ==> Buradan basa donun olusan sarmali tekrar okuyun ==> IMF'ye basvurmak zorunda kalinir ==> Sonucta ya rejim degisir ya hukumet duser, erken secime gidilir (1994, 2001, 2020)

      Sil
  14. Bırakın hukuktaki siyasetteki, spordaki yozlaşmayı artık yediğimiz yoğurt bile eski yoğurt gibi ne lezzetli ne de gerçek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çünkü türkiye de 2001 sonrasında küreselleşme illetine teslim edildi de ondan böyle oldu unknown!.

      Sil
    2. Tuz bile koktu tuz

      Sil
  15. Hocam çalıştığınız konuları unuttuğunuz oluyor mu bende mi sorun var ? Size saf bir öğrenci sorusu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan genelde sevmediği konuları çabuk unutur.

      Sil
  16. Erdoğan biz geldiğimizde ihracat 36 milyar dolardı biz 169 milyar dolara çıkardık. bir de dış ticaretin ithalat tarafına da bir değinseydi sayın Erdoğan. biz geldiğimizde 45-48 milyar dolar ithalat vardı biz bunu 250 milyar dolara çıkardık!. yani ihracatı 4,5 kat artırırken ithalatı neredeyse 6 kat yükselttik deseydi işte bu yüzden bugünlerde kur şokları riskiyle karşı karşıya bıraktık türkiyeyi deseydi ya!. üretimdeki dış girdi hacmini %50-52 lerden %72-75 bandına biz çıkardık deseydi ya!. uzun süre boyunca düşük kur-yüksek reel faizle üreticinin rekabet gücüne balta vurduk ithalat cenneti yaptık ekonomiyi; böylece enflasyonu ve faizleri suni biçimde düşürdük asla üretim ve verimlilik artışlarıyla planlı iktisadi programla düşürmedik o yüzden artık kurlarda enflasyon faizlerde yükseliş trendine geçti desene Erdoğan! diyemez. çünkü bizim necip halkımız gerçekleri sevmez tatlı yalanları tatlı sözleri sever. bu ülkede artık gerçekleri görenlere hasta muamelesi; körlere ise normal sağlıklı insan muamelesi yapılır oldu. bizi asıl yıkacak tehdit budur işte!.

    YanıtlaSil
  17. Hocam az once twitterda tuik ve ito enflasyon hesabini gosteren karikatur mesajinizi gordum.

    Amaciniz, hukumetin ito ilgili birimini kapatmasini mi saglamak? (Not:soru ironidir)

    YanıtlaSil
  18. Son günlerde ingilizlerin altın stokladıgı dogru mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dogru, hemen butun ulkeler altinlarini kendi topraklarina cekiyor ve stoklarini artiriyor. En cok da Cin altin stokluyor bu arada.

      Sil
  19. Hocam enflasyonsuz buyume nasil olur bunu bi anlatsaniz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tükettiğinden fazlasını üretirsen düşük enflasyonlu büyüme olur. enflasyonsuz büyüme olmaz. çünkü enflasyonsuzluk demek deflasyon demektir. o da üretilen mal ve hizmetlerin ortalama değerlerinin çok altında olması anlamına gelir ki iktisadi aktörlerin sürekli zarar etmesi demektir. o zamanda iktisadi sistem ayakta kalamaz giderek çökmeye başlaar. enflasyonlu ki türkiyenin 90 lı yıllarda yüksek enflasyonla büyüdüğü dönemlerdir; enflasyonlu büyüme olabilir ama enflasyonsuz büyüme olmaz bildiğim kadarıyla. bir de enflasyonsuzluk deyince ne anladığınıza da bağlı bu durum. mesela 0 enflasyon enflasyonsuzluksa büyüme olmaz. ama %2 enflasyon oranını enflasyonsuzluk olarak kabul edersek mesela o zaman büyüme olur. yanlış cevap verdiysem sayın hocamız mutlaka düzeltecektir adsız 00:41!.

      Sil
    2. Enflasyonsuz buyume mesela %0 %0.5 aralarinda enflasyon olan bir ulkenin buyumesi olsa bile bu buyume cok kisa surer belki 1 ceyrek belki iki ceyrek olur ama eninde sonunda bu buyume bir sure sonra ekonomide durgunlasmaya evrilir bu maddenin tabiati geregidir. Eger onlemler alinmaz ise de hem kuculme hem de deflasyon sarmalina girilmesi de muhtemeldir.

      Onun icin ekonomistler carpmislar bolmusler ortaya bir rakam cikartmislar enflasyonda fiyat istikrarinin buyume ile esgudumun olmasi icin olmasi gereken enf. rakamin %2 ile %2.5 ararsinda olmasi gerektigini belirtmisler belirlemisler bu araligin orta noktasini da %2.2 olarak gormusler. Ancak bu rakam gelismis ekonomiler icin soz konusu. Bizler gibi gelismekte ekonomiler icin belki 1 puan 1.5 ustunde olabilir. O nedenle Avrupada %1lere indiginde enflasyon buyume sikintilari basliyordu bunun icin ecb parasal mekanizlamarini harekete gecirdi uzun zaman.

      Sil
  20. Yapısal Reformlar nasıl yapılacak?

    Sayın Mahfi hocam,

    Ülkemizin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik çıkmazdan çıkmasının çaresi olarak yapısal reformların yapılması gerektiğini söylüyorsunuz.
    Aşağıdaki ifade size ait:

    “Asıl yapısal reformlar; hukukun üstünlüğü, erklerin ayrılması ve eğitimin tümüyle bilim temeline dayandırılmasıdır. Çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkmak istiyorsak buradan başlamamız gerekir.”

    Bunlardan hukukun üstünlüğü ve erklerin ayrılması görece en kolay olanı. Çünkü bir konsensüs sağlanırsa gerekli yasal değişiklikler yapılır ve kağıt üstünde de olsa bu sağlanır. Peki yargıdaki kadrolaşma, hepsinden kötüsü felsefi dogmatizm nasıl aşılacak? Eh, yargı bağımsız olursa bunun da üstesinden gelinebilir diye düşünsek bile bu durum hatırı sayılır bir süre gerektirecektir.

    En ümitsiz olduğum konu ise eğitimin bilim temeline dayandırılmasıdır. On yıllardır çağ dışı bir eğitimle yetiştirilen bir nesil var. Bugün bilimsel temelli eğitime geçilse bile sonuçlarının alınması minimum 10 yıl ve gerçekte ise 20 yıl alacaktır. Hepsinden öte öğretmenlerin bilimsel yöntemlere geçişi nasıl sağlanacak? 20 yıl önce lise birinci sınıfında okuyan kızımın biyoloji kitabında evrim teorisi ve yaratılış teorisi birlikte anlatılıyor ve evrim teorisinin yanlışlığı anlaşılmıştır diye konu bağlanıyordu. Yine aynı sınıfta matematik gibi en temel bilim dalına ait dersin kitabı yanlışlarla doluydu. O kadar ki istatistik konusu baştan aşağı yanlış anlatılıyordu. Ben kendi çocuğumu bu yanlışlardan kendi eğitimim sayesinde korudum da ne oldu? Özetle eğitimde bir reform bugün yapılsa bile sonuçlarının alınması için bir nesil geçmesi gerekecek.

    Biz bu reformları yapıp sonuçlarını almaya başlayıncaya kadar gelişmiş ülkeler tümüyle yapay zekanın nimetlerinden yararlanmaya başlayacaklar. Bizim gibi eğitimsiz insan deposu haline gelmiş ülkelere dönüp de bakmaya bile gerek duymayacaklar. Çok kötümser bir tablo çizdiğimin farkındayım. Yaşım itibariyle kendim için bir beklentim yok. Ama çocuklarımız ve torunlarımız için ki bunlara tüm çocuklar dahildir çok endişeliyim.

    Selam ve saygılarımla..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En önemli yapısal reform, yapısal reformun ne olduğunu ve bunlara neden ihtiyaç duyulduğunu kavrayabilecek zihniyet ve kapasitedeki yöneticileri yetkili ve sorumlu makamlara getirebilmektir. Halk bunu içgüdüsel de olsa bir şekilde fark edip başarabilirse gerisi zaten gelir. Halkın bunu yapabilmesinin tek yolu ise ülkenin tümüyle, tartışılmaz ve reddedilemez biçimde dibe vurması ve bundan herkesin ciddi şekilde zarar görmesidir.

      Latince'de "ordo ab chao" olarak ifade edilen, kaostan doğan düzen anlamına gelen bu sistem bin yıllardır dünyada işlemektedir. Ülkemizde de işleyecektir, olanları gördükçe gerçekleşeceğine dair düşüncem pekişiyor. Acı olan, henüz kaos döneminin başında olmamız ve bu güzel ülkede böyle bir zaman dilimine denk gelmemiz ama yapacak bir şey yok, su akar yolunu bulur.

      Sil
    2. Türkiye yapısal reform yapamaz, reform dinamikleri bulunmuyor.

      Çocuklar için yapılabilecek en güzel hareket, ailelerini yurt dışında çalışma ve yaşamaya yönlendirmek, yurt dışında iş sahibi yapabilmek.

      Az önce IMF sitesinden baktım;
      Türkiye için 706 Milyar Dolar GDP ile 20. sırayı vermişler.

      21. sırada 610 Milyar dolar ile Tayvan, 22. sırada 593Milyar ile Polonya var.

      Mevcut fiyat hareketleri ve ekonomik yapı ile giderse,
      3-4 sene sonra Türkiye, İsveç ve Belçika'nın arkasında,
      Tayland, İran, Arjantin seviyelerinde bir ülke haline gelecek.

      Son seçim kararında gördük, İstanbul'u Binali'ye verecekler.

      Türk insanının demokrasi ile bağı artık koptu,
      uzun zamandır ilk kez sosyal medyayı okudum,
      insanlar yeni seçimde daha yüksek oy alacağız diyorlar,
      gerçeklik algısı hem muhalefet seçmeninde hem iktidar seçmeninde kopmuş,
      üzücü ama gerçek.

      Sil
  21. Dolaylı vergi oranı 70 lerde oldu.Devlet vergiyi bu yolla alıp kolay yola kaçıyor.Fakat geliri iyi olanda olmayanda aynı vergiyi veriyor.Asıl olaydaki püf nokta burada ekonomideki kötü duruma sesi çıkanlar en fazla vergiyi veren kişiler vermiyenler yani hem para kazananlar onlar siyaseti dizayn edip işlerini yapıyorlar bu bence en önemli husus

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 80'lerden bu yana Türkiye buna alıştırıldı. Artık eroin gibi bırakamaz durumda. Çünkü vergi kâr unsuru olarak görülüyor. Vergi kaçıran da kaçak kat yapanda aynı kişilerdir. Eğer birisi kaçak kat yapıyorsa o aynı zamanda vergi kaçırıyordur.
      İşler artık o kadar normalleşmiş ki millet yapıyor, devlet millet yaptığı için sesini çıkarmıyor.
      Tüketim üzerinden alınan vergilerin yanında bir de para basılarak tahsil edilen eşit vergiler gözlerden kaçmasın. Devlet memurlarının yaşadığı lüks hayatın parası nereden geliyor? Lafa gelince hepsi orta gelirli. Yok Türkiyenin bürokratı avrupanın işçisi gibi söylemler falan. İş muhakemeye gelince sadece onlar yapar.
      Darbeler her zaman en altta olanları vurur. Ne lazım olduğunu yazmayacağım.

      Sil
  22. Hocam o zaman siyasette girin yoksa cok mu yorucu bir meslek ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu blogda “hakkımda” diye bir bölüm var.Bilmiyorum okuma imkanınız oldu mu?Mahfi Bey özgeçmişini paylaşmış.Kendisinin siyasetçi(halk oyuyla) olarak görev aldığı bir geçmişi yok.Ama üst düzey devlet bürokrasisinde önemli görevlerde çalışmış.Yani devlet aygıtı nasıl çalışır,bunu biliyor...
      Yazar,akademisyen,tv programcısı,entellektüel kimliklerini zaten biliyorsunuz...
      Ama şunu hiç unutmayınız.Türkiye’de siyasetçi olmak,başka bir şeydir.Liyakattan önce lidere sadakat ve “halk dalkavukluğu” yapabilme yeteneklerinize bakılır ve ona göre seçilirsiniz.Liyakat -ne yazık ki-sonra gelir.
      Yanlış anlaşılmak istemem.Ülke yönetirken zaman zaman lidere tam bağlılık gerektiren durumlar ortaya çıkar.Liderinize sahip çıkıp çıkmakla sınanırsınız.Burada çok ince bir çizgi vardır.(Bence Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’nde geçen “dahili bedhah” söylemi,biraz bununla ilgilidir.)Karşılıklı güven,vatan ve millet sevgisi esas olmalıdır.
      Fitne varsa hemen tespit edilip yok edilmelidir....
      Asıl konuya dönersek;hayatını akıl ve bilim yolunda geçirmiş insanlar için,bu profilin içine girebilmek hiçte kolay değildir.
      Çünkü tek dertleri kendilerini ve fikirlerini ifade edip,onları hayata geçirebilecek iklimi arayan idealist insanlara,akıl ve bilim dışı emrivakiler ve eleştiriler yapılabilir.
      Bu hem mensup olduğu partideki arkadaşlarından,hem de diğer partilerden gelebilir.Ya da yerleşik bürokrasiden.
      Düşünce ve ifade özgürlüğüne inandıkları,ilerlemenin de ancak bu yolla sağlanabileceğini düşündükleri için de kısa sürede oraya ait olmadıklarını düşünürler...
      Yakın siyasi tarihimizde bu örneğe uyabileceğini düşündüğüm ve hemen aklıma gelen iki örnek var: Zülfü Livaneli ve Turhan Çömez.
      İkisinin de siyasete hangi hedeflerle girdiklerine bir bakmanızı öneririm.
      Kariyerlerini,profillerini,meclis-parti çalışmalarını,kitaplarını biraz araştırmak lazım.
      Neden siyasete girmek istediler?Sonunda ne oldu da siyasetten ayrılmak zorunda kaldı bu insanlar?...
      Bundan dolayı Mahfi Bey ‘e siyasete neden girmiyorsunuz diye sorarken,bu ve buna benzer örnekleri iyi incelemek gerekir...
      Bu anlattığım işin olumsuz tarafıydı,biraz bardağın boş tarafını yazmaya çalıştım.
      Şimdi bir de bardağın dolu tarafına bakalım.Fırsatları görmeye çalışalım.Sanırım daha faydalı olabilir:

      Başkanlık Sistemi
      Başkanlık sisteminin,Mahfi Bey ve onun gibi birikimli insanlar için çok iyi bir fırsat olabileceğini düşünüyorum.
      Ne için fırsat?Halk oyuyla değil de lider insiyatifiyle görev ve yetki alabilmek için.
      Hangi lider ona görev ve yetki verecek diyebilirsiniz.Ben de bunun en iyi kararını zaman verecektir diyebilirim sadece.
      Nacizane görüşüm,Mahfi Bey’in bir fikir ve planlama insanı olduğudur.Kitlelerin önünde nutuklar atacak/atabilecek bir profil değildir.
      Her fikrine katılmasam da(özellikle imf,batı ağırlıklı dünya görüşü,Osmanlı-Türkiye Cumhuriyeti tarihine ilişkin bazı tespitleri,Türkiye’nin sosyo-ekonomik gerçeklerine ilişkin bazı tespitleri gibi),kendisinin ülke yönetiminde görev almasını canı gönülden isterim.Türkiye’nin gelecek vizyonunu çizmek gibi bir kaygımız varsa,o vizyonu çizmesi gereken ortak aklın içinde mutlaka yer almalıdır.
      Neden bu konuda bu kadar ısrarlıyım?Referansım nedir?
      Sadece yazdıkları,anlattıkları,kitapları ve vizyonudur.
      Kendisini şahsen tanımam,bilmem.Gerekte olmadığını düşünürüm.
      Mahfi Bey’in tecrübe,bilgi ve birikiminden,Türkiye’nin geleceği için,mutlaka istifade edilmelidir.
      Bu,hem bir aydın olarak Mahfi Bey’in vatanına ve milletine bir borcudur hem de Türkiye’yi yönetecek olan liderin ve onun a takımının bir sorumluluğudur.

      Sil
  23. Sahsen benimde cok fikirlerim var ama elimi tasin altina sokmaya gelince cekiniyorum yorucu geliyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki iş o aşamaya gelince fikirleriniz size yeterince güzel görünmüyor. Tersi olsa ne yapar eder elinizi taşın altına sokardınız.

      Sil
  24. Merak ediyorum bir gun turkiye de birisi pkk nin ekonomiye verdigi zararin maliyeti hakkinda yazi veya kitap yazmaya aklina gelecek mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazanlar faili mechul ile dunya degistirdi.

      Sil
    2. Bazi rakamlar var ilginizi cekerse;
      https://www.memurlar.net/haber/503253/pkk-ile-30-yillik-savasin-ekonomik-bilancosu.html

      dahasi bu isin tarim ve hayvancilik kismi da var siddet ve teror olgusu bolgede tarimi hayvanciligi da bitirdi. Egitim ogretime de sekte vurdu.Bu turden 350 milyar dolarlik bir rakamin bir kismini egitime bilime vsye aktarildigini dusunun bir de...Inanilmaz bir rakam cunku

      Sil
  25. Yine çok güzel bir yazı her zamanki gibi, hala sizin gibi dürüst ve vatanını seven entelektüellerimizin olması bizler için bir umut kaynağı teşekkürler bu güzel yazı için iyiki varsınız

    YanıtlaSil
  26. hocam bu ülkenin ekonomisinin öncelikle finansçı kafalardan kurtarılması gerekir. Mehmet şimşek gibi ali babacan gibi berat Albayrak gibi hep finans ekonomi tarafını öne çıkarıp salt uygun kaynak girdisi sağlayıp borçlandıran ama ekonominin asıl önemli tarafı olan reel tabana bakmayan ya da reel ekonomiyi yani üretimi prodüktiviteyi istihdamı yatırımı bölüşümü ar ge know-how bilmeyenler ile ekonomimizi düzeltemeyiz. salt monetarist yaklaşımlarla olmaz bu iş. kemal derviş de monetaristtir şimşek de babacan da Albayrak da!. burada şahısları öne atmaya çalışmıyorum sadece bu şahısların bir iktisat modeli olarak yanlış seçimler olduklarını düşünüyorum. çünkü temel olarak icraatları monetarist temellidir. ve asla iktisadımızda olumlu bir paradigma yaratamazlar. bize sadece girdi değil daha da önemlisi düşük girdi ile daha fazla ve kaliteli çıktı üretecek modeli getirebilecek reel ekonomiyi iyi bilen ekip gerekiyor. ayrıca bu paradigmanın tamamlanabilmesi için de mutlaka eğitim ve hukukta da köklü paradigma yapılması elzemdir.

    YanıtlaSil
  27. Köyümde mazot pahalı, hayvancılık ve tarım bitmiş bir halde özgürce yaşıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 17 yildir verdigin oylarin karsiligini aldin yani. Sana yakisan da budur milletimin efendisi.

      Sil
    2. Aldim aldim sukurler olsun

      Sil
  28. türkiyede 1960-1980-2000 yani her 20 yılda bir kırılma döngüsü yaşanmıştır. özellikle 190 ila 1980 askeri darbesine kadar geçen süreçte ilk başta %7 üzerinde büyüme yaşan ekonomi zamanla iniş çıkışlı yani fazla volatil olmaya başlamış. 78 yılından sonra üst üste 2 yıl yüksek enflasyon içerisinde küçülmüş.yani slumpflasyona girmiş.80 darbesi öncesi enflasyon %115,6 ya kadar çıkmıştır. yine özellikle 1990 lı yıllarda ekonomi yüksek enflasyonlu büyüme dönemi görmüştür.bütçe açıklarını genişletmeye dayalı haliyle de genişleyici maliye politikalarına bağlı olarak. kamu bankalarının ve hatta TCMB nin de kamunun finansörü haline getirildiği dönemdir o dönem.90 yılında %9,3 lük büyümeyle başlayıp 91 de sert düşüşle %1 e gerileyen büyüme modu 92 de yeniden hızlandırılmış ve önce %6 sonra da %8 e kadar çıkarılmıştır. ve 93 de yapılan parasal genleşmeler sonucunda hızlanan büyüme hemen sonraki yıl 94 de %-5,5 lik daralmayla sonlanmıştır. sonra yine yeniden sıcak para girişleriyle büyüme pozitife dönüşüp birden 7,2 lik ivme artışı yaşanmıştır. 97 ortası sonrasında g.d.asya finansal krizi ve 98 rusya krizi bizi de etkiledi ve 98 de büyüme 3,1 geriledi. 99 yılında yeniden -3,4 lük daraalma yaşadık. ımf ile stand-by yapınca sıcak para girişi yeniden başladı ve 2000 yılında %6,8 büyüme yaşandı. yani 99 dan 2000 yılına büyüme ivmesi %10,2 arttı. işte bu da 2001 krizini getirdi. o dönemde ekonomi yine slumpflasyon içindeydi. zira enflasyon 2000 de 39 iken kriz sonrasında 68,5 olmuştu. tabi o zamanlar bugünkü kadar manipülasyon yoktu rakamlarla oynanmıyordu. ülkede şeffaflık en azından bugüne nazaran daha fazlaydı. sonunda siyasal çalkantı oldu. 3.kırılma döngüsü ise 2001 le başladı ve devam etmektedir. ekonomi tıpkı 70 yıllarda 90 lı yıllarda olduğu gibi özellikle 2010-2019 arasında ciddi volatillik arz etmektedir.2010 da 9,2 büyüme sonra 8,8 lik büyüme sonrasında frene basılıp büyüme sert gerileyerek 2,1 e kadar düşmüş. sonra yeniden bir hızlanma olmuş ve 2013 de 4,2 büyümüş.2014 de kurlarda başlayan fed etkisiyle ve siyasal olaylarla yükseliş büyümeyi yeniden düşürmüş ve 2,9 olmuş. 2015 te 4 olan büyüme 2016 da tekrar düşmüş ve 3,2 olmuş. sonra kgf ler devreye sokulmuş ve 2017 de büyüme 7,4 olmuş. bu parasal genleşmeler beraberinde 2018 ortasından sonra kur şokunu da getirmiştir.ve tüm zorlamalara rağmen ve son çeyrekte kur şokunun yaşanmasına rağmen 2,6 lık bir zayıf büyüme olmuştur. türkiye her kırılma dönemi öncesinde mutlaka slumpflasyona girmiştir. ve bundan hep dış kaynak girişleri sağlamakla çıkabilmiştir. fakat dış iktisadi konjonktür de genellikle buna uygun olmuştur. işin en kötü yanı slumpflasyondan genellikle kısa vadeli olarak çıkıp tekrar krize sürüklenmişiz. yani 1979 ve 1980 slumpflasyonu hariç 1999 slumpflasyonu sonrasında sadece 1 yıllık bir soluklanma yaşamışız. sonrasında kriz derinleşerek tekrar vurmuştur. birinci kırılma darbeyle ikinci kırılma siyasal depremle sonuçlanmıştır. ve bana göre 3. kırılmanın da eşiğindeyiz. çünkü tekrar slumpflasyondayız ve korkarım bu sefer kırılganlıklarımız daha da fazladır. üstelik dış konjonktür de iyi sayılmaz. ne dersiniz mahfi hocam. bir iktisadi-siyasi kırılmanın eşiğinde miyiz?. çünkü ekonomi her zaman birçok dengeyi alt üst edebilen bir konudur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Guzel bir ozet...
      Korkarimla bitirmeye calistiginiz yazinizin son kismi gercek.
      Dahasi uzun vadeli kalici bir yapi soz konusu
      Her seyi birakalim sunu bunu onu iktisadi terimleri vs...Turkiyenin ortalapotansiyel buyume hizi %4.5 -5dir. Bu oran bir cok iktisadcinin bu blogun sahibi iktisadcinin da soyledigi bir orandir. Peki bu kisiler bu orani neye dayanarak soyluyor 1923den gunumuze kadar gecen yillar itibariyle Turkiyenin buyume ortalamasidir. Bu genis ekonomik kriz uzun sureli dusuk buyume ve hatta eksi buyume sarmali acik ve net Turkiyenin potansiyel dogal ortalama buyume oranini dusurecektir. Dahasi onumuzdeki yillarda ortaya cikan ve gectigimiz yillardan farkli olan demografik degisim yasli nufusun artisi oransal olarak bizi daha dusuk buyume ortalamalrina potansiyeline dogal olarak yaklastirecaktir.
      Yani birileri cikip uc bes sonra turkiyenin potansiyel buyume orani dogal buyume orani %3.5-4 derse sasmamamk gerek

      Sil
    2. 1960'a kadar olanları es geçerseniz sağlıklı bir sonuç elde edemezsiniz. Bence dönemleri şöyle ayırın, sosyoekonomik yönden analiziniz çok daha anlamlı olur:

      1919-1938 / 1939-1998 / 1999-2018 / 2019 ve sonrası...

      Eğer 1960'dan başlatırsanız yukarıdaki dönemlerden en uzunu olan 1939-1998'i kökünden etkileyen ve etkileri günümüze kadar gelen Marshall yardımı, NATO'ya giriş, 1950'li yılların sonundaki büyük devaluasyon gibi faktörler devre dışı kalır. Aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasından sonraki en büyük değişim 1950-1960 yılları arasındaki 10 yılda gerçekleşmiştir. Bu dönemin sonunda yapılan 1961 anayasası ise topluma 5 numara büyük gelmiş ve günümüze kadar bunun sancıları yaşanmıştır.

      Bugün baktığımızda, sağda solda "sivil anayasa, güçler ayrılığı, v.s." olarak tartışılan hemen her şeyin çözümü o anayasada vardır ve toplum böyle bir anayasaya ancak şimdi evet demeye hazır hale gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en iyi sivil anayasasının bir askeri darbe sonrası hazırlanmış olması ise ülkemize has bir ironidir. Hep derler ya, içinde yaşıyor olmasak Türkiye aslında çok eğlenceli bir ülke :)

      Sil
  29. Secimler yenilenecek mi sizce?
    size gore onumuzdeki sene yeni bir secim olur mu?
    Bu secimler olasi secimler sizce ekonomiye etksi nedir? Ekonomiyi bozar mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlis yerdesin Aga. Sen git ahaber seyret, Sabah gazetesi oku herseyin cevabi orada.

      Sil
    2. Okudum Aga sanirim secimler yenilenecek belki de o sandik hic kurulmayacak haziran sonunda

      Sil
    3. Iste bu Aga. Hocayi neden böyle sorular ile mesgul ediyorsun. Cevaplar belli. Kahraman Türk Milletinin istedigi gibi oluyor hersey.

      Sil
    4. Yenilenmeyecek, Erdogan ikinci bir secim hezimeti yasayacagi secime girmez, yoksa kendi iktidari sorgulanmaya baslar AKP'nin dagilmasi hizlanmis olur. Sadece YSK'ya yuklenip kendisi icin magduriyet yaratmaya calisiyor, bakin bize karsi oyun oynadilar YSK da secimleri yenilemedi diyecek. Onune her gun detayli anketler gidiyor, hepsinde Imaoglunun ikinci secimde en az %5 daha fazla oy alacagi bariz sekilde gorunuyor. Erol Mutercimler'in de dedigi gibi Erdogan bu stratejik hatayi yapmaz. IBB'den vakiflara verilen yardimlara yayin yasagi bosuna mi geldi?

      Sil
    5. MIG29 Allah askina ne magduriyeti kimin magduriyeti?
      Diyelim ki dedikleri dogru YSK sandik kurullari uzerinden bir hata oldu oy ve sayimlarda burdan nasil bir magduriyet cikartabilir ki? Hele hele aradan 35 gun gectikten kazanan tarafin gozler onunde yasadigi magruyet seviyesinden sonra...
      Surec belli ekip ve konusulanlar ortada secimleri iptal edecekler pazartesi aciklanacakti piyasalar vs nedeniyle cuma gunune baglayacklar. Zaten muhalif bir cok kose yazari secimler iptal olduktan sonraki surece dair yorumlar olasiliklar uzerine yorumlar yapiyor.
      Hadi diyelim secimler iptal olmadi bu ekonomik krizde bu magduriyet nasil isleyecek?35 gundur belli belirsiz bir secimin galibinin yasadigi magduriyetinin karsisinda...Yemin ederim bu magduriyet erir gider unutulur..
      Neyse secimler iptal edilmese bile bu krizde belediyeyi yonetmek kolay degil dahasi Kayyim atama olgusu var dahasi hem saraydan hem de belediye meclisinden kaynaklan cogunluk ve kudretle belediye asli gorevlerini bile yerine getiremeyecek konuma getirilebilir.
      Kisaca bir cikmaz sokak...
      Ben AKP mantelitasinden baktigimda AKPnin secimleri iptal edip galib kisinin belirsizlkten kaynaklanan uzayan magduriyetini sonlandirmista olurum atimi da oynatirim hesapi olacak. Kisaca dudugumu ottururum.

      Sil
    6. Secimler bu saatten sonra yenilense ne olur, yenilenmese ne olur. AKP nin amacai var ise bir yolsuzlugun, usülsüzlügün veya yanlisligin düzeltilmesi degil.

      Amac zaman kazanmak.. Hic beklemedikleri bir sekilde ülkenin en büyük 5 byüksehir belediyesini kaybettiler. 25 yildir yaptiuklari yolsuzluklarin ortaliga yayilmasindan ve bu sehirlerden elde edilen rantin kimlere ve nasil aktarildiginin ortaya cikmasi onlari rahatsiz ediyor.

      Algi yönetimini ve siyasi oyunlari cok iyi tezgahliyorlar. Kilicdarogluna yapilan saldiri üzerinden karsi taraftakileri gayri milli, fetö ve pkk ile birarada algisini yerlestirmeyi basardilar. Böylece dikkatleri yine beka meselesine getirip bu arada yasal düzenlemeler ile tek parti diktatoryasini pekistirecekler.

      Bakiniz… 31 Marttan önce Istanbul Esenyurt AKP adayi ne diyordu?

      ""Esenyurt’u kaybedersek İslam’ı, Kudüs’ü ve Mekke’yi kaybederiz"" diyecek kadar yozlasmis bir siyaset yapiyorlardi.

      Kokusu simdi ortaya cikti. Yeni Belediye baskani belediye kasasini 1 Milyar Tl borc ile devralmis.

      Bunlar buzdaginin görünen kisimlari. Yüzlerce kisiye ne is yaptiklari belli olmadan kadrodan dagitilan maaslar.

      Bekleyip görecegiz. Kahraman Türk Milleti ne yaptigini elbet biliyordur. %52 verdiyse bir sebebi vardir muhakkak.

      Sil
    7. Iste bu kadar. Secimler yenileniyor. Hukuksuzlugun, akilsizligin ve ahlaksizligin mesru oldugu toplumlarda beklenen sonuc.

      Artik AKP yi hicbir güc durduramaz. Tek pardi Devlet rejimine hosgeldiniz. Saddamli Irak, Kaddafili Libya gibi birsey.

      Sil
    8. Saddam Kaddafi bulunduklari ulkelerde petrolden kaynaklanan iyi kotu bir ekonomik stabilize durum vardi. Dahasi uc bes sosyal devlet refah egitim vardi. Issizlik vs yoktu.

      Sil
  30. Fatih Kömürcüoğlu5 Mayıs 2019 07:25

    "Bu dünyada sadece durumu en kötü olanın halinden şikayet etmeye hakkı vardır. Çünkü diğerleri kendinden daha kötü durumda olanlara bakıp haline şükretmelidir." Fatih Kömürcüoğlu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dünyada kendisini başkasının yerine koyabilen herkesin şikayet etme görevi vardır.

      Sil
  31. KİTAPLAR,KİTAPLAR VE HEP KİTAPLAR

    “Oltadaki Balık Türkiye” (Emin Değer)
    “Batının Deli Gömleği” (Attila İlhan)
    “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” (John Perkins)

    Bu kitaplar,20.yüzyılda dünyada ve Türkiye’de yaşananlarla ilgili.Komplo teorilerinden bahsedilmiyor,bizzatihi yakın tarih/tarihimiz anlatılıyor.Yani yaşanmış gerçekler anlatılıyor.
    İçinde bulunduğumuz durumu kavrayıp,geleceğe dönük çözümler üretebilmemizde yol gösterici olabilirler.
    Imf anlaşmaları,abd ile kredi görüşmeleri,askeri ve ekonomik anlaşmalar,stand by anlaşmaları,kredi karşılığı siyasi taviz talepleri,krizler,giden hükümetler,gelen hükümetler,...vs.
    Sanırım bu kitapları yazanlar,”biz bu filmi daha önce görmüştük” diye düşünerek yazdılar.
    Sizlerin de okurken(okumamış olanlar için); “aaa,bugün yaşadıklarımıza ne kadar da benziyor” diye okumanız çok olası.
    Çünkü bizim gibi ülkeler için yazılan senaryoların özü,aslında pek değişmiyor...
    Yeni senaryoyu ”zamanın ruhu” na dikkat ederek yazıyorlar.(Daha inandırıcı olması için)
    Aktörleri,figüranları(“dahili bedhahlar”) ve yönetmenleri değişiyor.
    Ama o hedefler hiç değişmiyor.Bir de bizim o hedefleri okuyabilme kapasitemiz!...
    Umarım aynı bayat senaryoları,tekrar tekrar izlemek zorunda kalmayacağımız bir geleceği inşa etmek için,kolları bir an önce sıvarız.

    YanıtlaSil
  32. John perkins Arap yarım adasına nasıl girdiklerini şu şekilde anlatır:
    Tetikçi hedef bölgeye gider ve araştırma yapar. Çöpelerin düzensiz bir şekilde sağa sola atıldığını görür. Birileri ile görüşür, çöp konteynırları ve araçları ile düzenli olarak çöplerin toplanması gerektiğini anlatır. Ne kadar masumca değil mi?
    Oysa nice felaketleri göstere göstere Türk Milletine yaptılar.
    Bu iş için bir bürokrat var onunla görüşmen gerekir. Onu ikna edersen senin bu masum düşünceni hayata geçirebilirsin demiş.
    Bürokratla konuşmuşlar. Bir anlam verememiş. Basit görmüş. Bürokratın sarışın kadınlara zaafı varmış. Bürokrat basit gördüğü bu mesele için bana sarışın bir kadın getirirseniz sizin işinizi çözerim demiş.
    Hikayenin kalanını kitaptan okuyabilirsiniz.
    Batıdan gelen her araç ideolojisi ile birlikte gelir. Batı bir bakıma karanlık demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu da bati ile kafayi yemis. He canim dogu pek gusel, 5 milyon Suri kardes geldi sana, tepe tepe sev, cocuklarinin gelecegini paylas onlarla...

      Sil
    2. Elin batisinin doguda ne isi var? Kurcaliyor ortaligi sonra suri kardesler bize geliyor. Kurcaliyorsan sana gelsin derim bende.

      Sil
    3. Batısını doğusunu bilmem ben,

      Gücü olan öbürüne iteler, bu kadar basit,
      Doğu güçlü iken batıya, batı güçlü iken doğuya,

      Ha biz neyiz dersen biz ortadaki uşağız uşak,
      Batı doğuya kaymak için önce bize kayar,
      Doğudaki de batıya kaymak için önce bize kayar,
      Doğu batıya, batı doğuya derken hepsi birden uşağa...

      Persler batıya dalmak için önce bize daldı,
      İskender Doğu ya giderken, önce bize girdi,(Gordion düğümü bizdeydi)
      Roma Araplardan önce bizi ezdi,
      Selçuklular ve Araplar Anadoluya oturdu,
      Haçlılar Kudüse gitmeden, bizim üzerimizden geçti,
      Timur geldi, bizi öptü gitti,
      Osmanlı alayına gitti, arada bizimkiler de gitti,
      Batı Doğuya giderken Balkanları silkti, Yunan içimizde gezdi,
      Sağolsun Kemal Paşa bi 100 yıl kadar nefes almamızı sağladı.

      Coğrafya kaderdir derler ya, bizim adımız o Kader.

      ---
      Hocam, internet ortamında bu kadar sansürle yazabildim,
      Çok isteyenler Neyzen Tevfik şiiri okusun,
      Her ne kadar sürçü lisan ettikse affola...

      Sil
    4. Komplo teorisyenlerinin yazdıkları şeylerin çoğu sizin çözemediğiniz konulara basit çözümler getiren kendi kafalarında kurguladıkları öykülerdir. Perkins'in yazdıkları güzel öykülerdir ama hepsi doğru değil.

      Sil
    5. Jhon Perkins'in Ekonomik Tetikçinin itirafları 1-2 kitabını da okudum.
      Kitapta yazdıklarına karşı çıkanların olduğunu, bilip susanlar olduğunu, kendisi yazdıktan sonra gizliden iletişime geçip bilgi paylaşanlar olduğu gibi gizemli yazılar yazmış.
      2 kitabı okuduktan sonra bende aynı kanıya kapıldım. Konuların %20-30 doğru ise gerisi abartıdan ibaret olduğunu farkettim. Daha çok ABD yönetim davranışlarını yücelten yazılar kaleme alınmış gibi gördüm.
      Çünkü bazı olayların gerçekleşmesi gerçekten imkansız denecek boyutlarda.
      Bu iki kitabı kızına duyduğu sorumluluktan dolayı yazdığını belirtmiş.

      Sil
  33. Sayın hocam Meraba,
    Ayn Rand-ihtiyacımız olan felsefe kitabını okuyorum.
    Kitabın başında;
    Felsefe çalışmanın en iyi yolu felsefeye bir dedektif hikayesine yaklaşır gibi yaklaşmaktır: kimin katil, kimin kahraman olduğunu anlamak için her yolu her ipucunu ve emareyi izleyin. Belirleme kriteri iki sorudur: Niçin ve nasıl? eğer belli bir fikir doğru görülüyorsa -neden? eğer bir başkası yanlış görünüyorsa-neden, ve bu nasıl açıklanıyor? Cevapları hemen bulamayacaksınız; fakat paha biçilmez bir özellik kazanacaksınız: Esaslara göre düşünme yeteneği

    Biraz internette araştırdım çıkmadı. Kaynak önerebilir misiniz?

    YanıtlaSil
  34. Turkiye 'esas belirsizlik'te diyebiliriz sanirim. Keynes bunu şöyle aciklamis: gelecegin henuz yasanmamis olmasi sebebiyle, belirsizligi ortadan kaldiracak yeterli bilginin olmamasi ve dolayisiyla gelecege iliskin güvenilir tahminlerin mumkun olmayacagini soylemis.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asıl tehlikeli olan bizim yaptığımız gibi bugünü belirsiz hale getirmektir. Çünkü bugün belirsizse yarın da belirsiz demektir.

      Sil
  35. hocam soğan fiyatları niye arttı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sogan son zamanlarda yine artis trendine girdi. Ciftcinin stokcunun elinde mal yok sanirim. Isimiz Suriye ve misirdaki sogancilara kaldi

      Sil
    2. Bir yerde mal az para çoksa fiyatlar artar.

      Sil
    3. yani hocam soğanları depolarda bulundurdukları için mi fiyatlar bu kadar arttı.

      Sil
    4. iyi de hocam parzarda hep vardı soğan . soğan aradık bulamadık diye bişi olmadı ki.

      Sil
    5. Sogan 30 lira dolar 10 lira olacak

      Sil
  36. Mahfi hocam ,Yazılarınızı keyifle takip ediyorum.Yaptiginiz değerlendirmeler elestirler,sitemler o kadar güzel yansıtıyor ki her şeyi, insan tamam diyor, işte budur içinde bulunduğumuz durum.Ne iyi olurdu değil mi sizin gibi insanların fikirlerine değer verip el üstünde tutmak,ordan buraya savunmaktan daha iyi değil miydi. Eminim çok üzülüyorsunuz.Su idare edenler bi akıllansa da bir şeyleri düzeltmek isteseler ne olur sanki çok mu zor ,bazı hırslarından,menfaatlerinden vazgeçmeleri. insannin bu güzel ülkenin güzel insanları için içini açıp da doğruyu gerçek adıyla haykiramamasi , ,yanlışı görüp te kendisini paralayıp katkı sunamaması ne kadar zor değil mi.Allah hepimize verdiği aklı kullanmayı nasip etsin.Emeginize sağlık.Biz yine de birbirimizi sevmekten vazgecmeyelim

    YanıtlaSil
  37. "Türkiye'nin derdi bitmez."

    Bence en özlü söz bu.

    Şimdi komik gelebilir bu söz size.

    Bir kaç yıl önce Aziz Sancar Nobel aldıktan sonra bir konuşmasında, Türkiye'deki boş kavgalar için üzülüyorum, haberleri izlemiyorum içeriğinde bir konuşma yapmıştı.

    Dedim ki kendime oğlum, 34'üne kadar bir şey olamadın, adam Nobel almış, Nobeli almış ise bildiği bir şey vardır. Onu dinle dedim.

    Günümün büyük kısmı Türk haber sitelerinde, hiç bir işe yaramayan siyasetçi ve futbolcu geyikleri ve onlara yazdığım olağan üstü! yorumlar, sonra o yorumlara yorum yazanlara yorum yazmakla geçiyordu. Akşamları evde bi saat TV sonra yatış ve iş yerinde güne haber ile tekrar başlayış. İş yerinde yaptığım işi de 3-4 saatte aktif çalışıp bitiriyor, haberlere yorum üstüne yorum ile devam ediyordum.

    Aziz Sancar'ı dinledim. Hayatımda ilk kez birinin sözünü takip ettim. Uyacaksam ona uymalıydım.

    Önce tüm haber sitelerini kapattım, uyuşturucu gibiymiş. Twitter, Linkedin hepsini siyasi yorumlara kapattım, haberlere kapattım, Linkedin de mesleğim dışındaki herkesi, evet herkesi takipten çıkardım. Meslek ile ilgili yazıları okumaya başladım. Sonra ingilizce videoları izledim.

    Hemen olmuyor ama bir sene sonra 35 yaşında Avrupa'daki forumlarda üst seviyedeki uzmanlar ile kafa kafaya bilgi paylaşımları yapabilmeye başladım.

    Mahfi hocayı okumayı hiç bırakmadım. Sürekli yazın diyordu, Mahfi hoca, onu da dinledim. Linkedin profilimde mesleki yazılar yazdım ingilizce.

    2016 sonunda Avrupalı firmaların yönetici ve proje müdürlerinin dikkatini çekecek kadar çok yazım oldu, gelen yorumları hep bilgimi, dilimi ve yazımı geliştirmek için kullandım.

    O tarihlerde iş başvuruları yapmaya başladım ve boom, bir firma bana sponsor oldu, 2017 başında yurtdışında çalışma vizesi aldım.

    Yerleşme, ev kiralama, iş ortamı, çocukların okulu, ehliyet sınavı, araba alma filan derken zaman hızla aktı, Türkiye çok seçim yaşadı, çok tartışma yaşadı, tek bir siyasetçiyi bile dinlemedim, tek bir haber sitesini bile açmadım, tek okuduğum site MahfiEgilmez.com . Buradaki yorumlardan Türkiye hakkında haberler alıyorum, bazen uyuşturucu gibi her gün okumak istiyorum.

    Bunun dışında Türkiye haberi asla okumuyorum, boş haberler, boş siyasetçiler zamanınızı çalıyor, 3 yıldır değişen bir şey olmadı, farklı olaylar etrafında hep aynı boş işler devam ediyor.

    Kendinize ve zamanınıza yazık etmeyin, Mahfi beyin hep dediği gibi yapısal reformunuzu kendiniz yapın, kendinizi mesleki gelişiminize verin.

    Unutmayın, kapitalist dünyada siz, ben emek sunuyoruz, emeğinize en yüksek para vereni bulun ve ona emeğinizi satın, hayat kısa, başkalarının tercihleri yüzünden kendi hayatınızdan olmayın, bir tane hayatınız var.

    Türkiye seçime odaklandığından beri Mahfi bey 50 ye yakın yazı yazmış, ben işimle ilgili 9 yazı 3 video hazırlamışım.

    Siz de kendi üretkenliğinize odaklanın, Türkiye'nin derdi bitmez.

    YanıtlaSil
  38. Adsız6Mayıs 17:26 adres verseydin senin videolarada tıklasaydık.

    YanıtlaSil
  39. Türkiye'nin en büyük problemlerinden biri anneleri tarafindan simartilan erkek cocuklarinin büyüyünce hayatta ve özellikle yönetim alaninda gösterdigi egodan kaynaklanan zaafiyettir. Her konuyu ve problemi bir baskasina, devlete, lidere havale eder, elini tasin altina sokmaz. Kolektif zihniyetle is yapamaz. Bunu degistirmeden gelisme saglamak mümkün olmaz (ben de bu cocuklardan biriyim, 11 sene Almanya'da yasayinca bunun farkina vardim)

    YanıtlaSil
  40. Peki hukuk bir sekilde diyorsa ve dolar obur sekilde diyorsa dolarin dedigini yapmak gerekir ,rahip branson olayinda yaptigimiz dogrumuydu evet dolari dusurduk ama dolari dusurmek icin yaptigimiz dogrumuydu ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır doğru değildi. Eğer rahibi haklı tutukladıysak bırakmamalıydık. Haksız tutukladıysak da tutuklamamalıydık. Dolar düşecek diye hukuku düşürürseniz dolar yine yükselir. Zaten yükseldi de.

      Sil
  41. Hocam, ülkede sürekli belirsiz var, bu belirsizlik ortamında dış kaynaklar bizi niye tercih etsin? etmediği durumda ise diğer soru duran hala niye duruyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. Bir de spekülatifi var, diyelim ki;
      Avrupalı yatırım fonu 400 Milyar Euro yönetiyor. Avrupa'da fonları ve hisseler üzerinde yatırım yapıyor. Avrupa'da yıllık 32 milyar Euro kazanıyor olsun. fon hisse sahiplerine 24 milyar Euro veriyor, 2 milyar Euro da kendi operasyonları için kullanıyor ise yıllık 6 milyar Euro açık sermayesi oluşur.

      6 Milyar Euro yu riskli ülkelerde değerlendirmek istesin, Türkiyeye 1 Milyar Euro ayırmış olsun.

      Bu 6 Milyar yönetimin gözden çıkardığı bir para. Yani sene sonunda gelişmekte olan ülkelerde portföyü 5 milyar a bile düşse, zararı sineye çekecekler.

      Türkiye'ye girdi diyelim, giriş çıkış zamanları çok önemli, ya bir Türkiye uzmanı istihdam eder veya kendi ekibinden birileri Türkiye üzerinde uzmanlaşmaya başlar( yani haber filan okur, twitleri takip eder, borsa, döviz rakamlarını grafik yapar -twitterda bir kaç tanesi epey meşhurdur-). Bu uzmanlar finans matematiğini iyi bildikleri için ( başka türlü o firmalarda iş bulmak zor olur), o bilgilerini Türkiye piyasasına da uygularlar (yine twitter da epey varlar hesaplarıyla).

      O uzman, Türkiye için giriş çıkış zamanını iyi bilirse, iyi bir bonus alır, firma iyi kar yapar. Yani, Euro 8 iken Türkiyeye girip 6 iken çıkmak, ciddi bir kar verir.

      Uzman tutturamaz, zarar ettirir ise, beklemeye geçerler, bu sefer o uzmanın yanına Mahfi bey gibi Türkiye'yi iyi bilen biri ile desteklerler(FÖŞ Atilla Yeşilada da bunun için çabalıyor).

      Türkiye'yi iyi bilen biri bu elemanlara giriş ve çıkış için uygun sinyalleri verir, Türkiye de bunlar genelde matematikten ziyade İktisat kökenli insanlar olup, siyasi havayı da koklayan kişilerdir.

      Spekülatif dış kaynak, karlı bir şekilde çıkamadıysa, Türkiye'de beklemeye geçmiştir. Uygun zamanı kollar. Karlı bir şekilde çıktıysa, yine giriş için zaman bekliyordur.

      Karlı çıkamadıysa, diğer riskli ülke karlılıkları ile portföy karlılığına bakarlar, atıyorum, Rusya'dan 300 milyon kazandı, Türkiye'de 100 milyon kaybetti ise, toplamda kar ettik deyip çıkabilir veya diğer riskli ülkelerden Türkiye ye yatırdığımız para kadar kazandık, varsın Türkiye'de 3-4 yıl daha bekleyelim, uygun bir zamanda çıkarız da diyebilir.

      Hepsi, onların kar, zarar durumuna bağlı.

      Sil
  42. Blog'unuzda size 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası debdebeli günlerde bir soru sormuştum:

    "Mahfi bey, ordudaki subayların tamamına yakını küçük yaşlardan beri, matematik-fizik-kimya-biyoloji gibi bilimin en temel sütunlarından eğitim göre göre yükseliyor. Örnek olarak, bir savaş uçağı pilotunun matematik hesabı yapma kabiliyeti muhakkak yüksektir. Bu subaylar, akademik düzeyde biliminsanı hüviyetine sahip olmasalar da, bilimi gayet iyi bilen ve hayatlarının her alanında kullanmaya gayret gösteren subaylar.

    Nasıl oluyor da, bu yüksek eğitimli subaylar bir 'cemaat hocası'nın peşine takılabiliyor? Bunun 'bilim'le ilgisi nedir?"


    Siz cevaben, "Biat duygusunun önüne 'bilim' bile geçemez. 15 Temmuz'da yaşanan budur." demiştiniz.

    Hukuk da "bilim"in bir kolu.

    "Biat duygusu", bu kez, YSK bünyesinde kendini gösterdi!

    Eğer "bilim", biat duygusunun önüne geçemiyorsa; daha nereye kadar gidebiliriz Mahfi bey? Dibi olmayan bir çukurda düşüyor muyuz sürekli Mahfi bey?

    Cevabınız nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuleli Askeri Lisesi mezunu ve din tarihini bilen birisi olarak ben bir şeyler yazabilirim.

      Birincisi, yüksek eğitimli subaylar darbeye uydu diyerek hepsini gruplamamak gerekir, darbeyi durduranlar da subaylardı.

      90 lı yılların ortasında mezun oldum. Alt, üst ve dönemdaşlarım arasında bırakın darbeyi, sivil idareciler ile çatışan kimse olmadı.

      Din tarihine çok kişi girmez, benim profesyonel ilgi alanımdı, marmara ilahiyat fakültesinde bazı derslere katılmıştım.

      Din temel olarak insanların kendi zihinlerinde ile yarattıkları varlıklara tapması ve bunun kurallar ve ritüellerinin oluşturulmasıdır.

      Binlerce yıl önce elle yapılan putlara tapan insanlara karşı eleştiri getirenler, gözle görülmeyen varlıkları, cismi putların yerine koydular. Sonra bunları da eleştirenlerin bir kısmı da hepsini tek bir görünmeyen yaratıcı varlık ile bütünleştirdi, derken günümüz semavi dinlerine kadar geldik.

      Bu gerçekliği bilen hiç kimse cemaat hocasının peşine düşmez. Benim arkadaş olduğum hiç kimse de düşmedi.

      Türkiye ordusunda, Mareşal F. Çakmak tan itibaren ana çekirdeğini oluşturan kadro 80 öncesinde budandı, 80 darbesi sonrasında çekirdek kadroları yetiştiren köklerini kaybetti. O dönemde 7 ile 8 bin subay ordudan atıldı. Sıradan çavuş, teğmen vb kadrolar yerinde kalırken, Orduya ruhunu veren eğitmenler, albaylar, generaller çıkarıldı. Kabaca, ordu bürokrasisinde kendi kendini yeniden üretebilme yeteneği bitirildi.

      Nispeten iyi dediğim o kadrolar 27 Mayıs 1960 Türkeş'in darbesinden sonra yetişen kadrolardı, Türkeş darbesi sonunda orduya siyaset girmiştir, siyasete asla bulaşmayan Atatürk, İnönü ve özellikle Fevzi Çakmak disiplininden geçen kadrolar ise 60 darbesi ile ordudan uzaklaştırılmışlardır.

      (Cemaat yapısının 80 darbesi ile nüfuz ettiğini düşünüyorum.)

      90 yılların başında Özal Cumhurbaşkanlığında da Türk ordusunun ciddi zaafiyete uğradığı farkedildi, bazı kritik görevlerde ciddi başarısızlıklar elde edildi (Asala ve PKK nın etkinlikleri bunun ispatıdır bir anlamda). Eskisi kadar olmasa bile bir toparlanma çabası içine girildi.

      Darbeler ve suni kadro değişimleri liyakatin yerine kendi adamlarının yükseltilmesini sağlamıştır.

      Ben toparlanma sürecinin ikinci aşamasında lisedeydim.

      Benim dönemimden sonraki nesilden birileri biat etmiştir ancak benden önceki dönemlerin din, biat duygusu dışında başka saikler ile nüfuz ettiklerini düşünürüm.

      Dönemimde 5 vakit namaz kılan ve izinle cuma namazlarına giden arkadaşlarımız vardı. Onlar da bir cemaate biat etmiş insanlar değildi, bahsettiğiniz cemaat kendini gizleyen ve ulu orta alkollü içki içip, dini değerleri de aşağılayan insanlardan oluşan bir güruhtu.

      Ben o Fetöcülerin dindarlık duygusu dışında cemaat bağı olduğuna inanıyorum. İkincisi, cemaat-din-biat gibi bir gruplama da hatalı.

      Askerlik, zor bir zanaattır, halk ile iyi ilişki ve bütünleşmeyi gerektirir. Halka büyük görev düşer, askeri darbeci, şucu bucu diye ötekileştirmek, halka zarar verir, çünkü asker halkın içindeki insanlardan oluşur, dışlanması mesleğinden soğutur.

      İlker Başbuğ hapse atıldığında böyle olmuştur. Ona halk sahip çıkmayınca, belki de 2bin yıllık Türk tarihinde ilk kez subaylar ordudan çekilmişlerdir.

      Sil
    2. Ergenekon ile pek çok üst düzey kaliteli askerin ve İlker Başbuğ'un hapse girmesi, halkın duyarsızlığı ciddi insan kayıplarına sebep oldu.

      Ben TV de Veli Küçük'ü görmüştüm, elleri kelepçeli, beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Dünya tatlısı bir insandır, sadece kendi işini yapar.

      İlker Başbuğ'a terörist demişlerdi hapse tıkınca.

      Tahminim, istifalar ile alt subaylık görevlerini dolduranlar, yükselince darbe girişimi yapmışlardır ki ben de tam bilemem, işin o kısmını.

      İlgimi de çekmiyor işin açıkcası, ben bıraktım, kalanlara görevlerinde başarılar dilerim.

      Almanya veya İngiltere olsa, araştırmacılar aktör insanlar ile konuşur, canlı kişilerden hatıra ve bilgi toplar ve topluma neler oldu bitti diye araştırma yazıları yazabilirler. Ancak Türkiye 'de artık öyle araştırmacılar da çıkmaz diye düşünüyorum.

      Yani bir şeyler oldu bitti, Türkiye kendi derin uykusunda uyusun. Ne diyelim, her koyun kendi bacağından asılır.

      Sil
    3. Sehabettin Bey`e bir tek soru soru sormak isterim.

      Türkiye Cumhuriyetinin kozmik odasina girilirken, ne pahasina olursa olsun orasini korumakla görevli olan mekanizmanin basinda (Yani Genelkurmay Baskani) kim vardi?

      Balik hafizaliyiz da bu kadar salak degiliz.

      Arsiv yalan söylemez. Ac bir daha oku.. TC nin namusuna tecavüz edilirken Ilker Basbugun o dönemdeki aciklamalarini.

      Ülkenin kozmik odasini ""Her ne pahasina olursa olsun"" korumaktan aciz ve hicbir mekanizmayi ve gücü harekete geciremeyen bir Genelkurmay Baskanini sadece hapse atmislarsa az bile yapmislar.

      Iyiki bu adamin döneminde ülke bir savasa girmemis. Simdi ortalikta demokrasi ve vatansever havarisi olarak dolasiyor kitaplar yaziyor .

      Hadi oradan..

      Kozmik odaya girecekler haa.. Takarim silahimi belime, yigarim oraya ordunun en elit 5 Bin askerini girsin bakalim girebilen. O odanin kapisinda ya ölürüm ya ölürüm Sahabeddin Bey..

      Veli Kücükü elleri kelepceli görmüs de beyninden vurulmusa dönmüs.

      TSK igdis edilirken bu Kadar subay ne yapiyordu Sehabettin Bey. Armut mu topluyorlardi. 3 Bin yillik TSK geleneginin bu kumpasi berteraf edecek hicbir strazejisi, insan ve silah gücü veya siyasi gücü yokmuydu. 1991 ile 2008 arasinda cumhuriyetci, atatürkcü, ulusalci ve vatansecer Kurmaylar neredeydi EEyy sehabettin bey.

      Ordu dagitiliyorken yapabilecekleri hicbirsey yokmuydu beyefendi..

      Bir Güruh bagira bagira biz geliyoruz dagitacagiz diye her türlü isareti ve aksiyonu yaparken bu subaylar ne yapiyorlardi..

      Iste sorum bu Sehabeddin Bey. Ülkenin herseyini teslim ettigimiz ve 80 milyon insanin he ne olursa olsun cani pahasina korumakla and ictikleri degerlere tecavüz edilirken en basinda ülkenin tüm bilgileri ve teknik imkanlari ellerindeyken bu subaylar Armut mu topluyordu.





      Sil
    4. Bilmem kaç bin yıllık devlet, kaç yıllık ordu tarihinden bahsederken birazda geçmişte bu yapıların ardındaki dinamikleri ve günümüzdeki formasyonlarını, gecirdikleri evrimi doğru görmek lazım. Sonuçta kim toplum yararina, kim kendine var iyi bakmak, aklı olanın bakması gereken. Yoksa vatan, millet, devlet ayaklarıyla canımızdan, malimizdan, geleceğimizden oluyoruz.

      Sil
    5. Selam Adsız8 Mayıs 2019 09:51,

      Ben o dönemde askeriyede değildim, hayatımda hiç genelkurmay başkanı olmadığım için neler yapılması gerektiğini de bilmiyorum.

      Kozmik oda bilgilerinin dışarı çıkarılmasına tanıdığım subaylar izin vermezdi misal;

      Veli Küçük izin vermezdi, o hapisteydi,
      Kaşif Kozinoğlu da izin vermezdi, o da hapisteydi.

      İlker Başbuğ da izin vermedi, bilgiler çıkarıldığında o da hapisteydi.

      İlker Başbuğ, Genelkurmay başkanı iken, yargı mensubuna, 20 gün boyunca, gözetim altında, kısıtlı kozmik odada inceleme imkanı sundu, bilgilerin dışarı çıkmasına izin vermedi, çıkarılmamasını da o dönem güvence altına aldı.

      Bilgiler dışarı çıkarıldığında İlker Başbuğ, hapisteydi.
      O tarihten sonra 800 den fazla subay değişik yöntemler ile öldürülmüş.

      Bunlar uzun süredir ilgimi çekmiyor, ince detaylarını da bilemeyeceğim için incelemeye zaman harcamıyorum.

      Mahfi beyin bloğunda bunları şu sebeple yazıyorum, kurumsal ve sosyal yapı hakkında ipucu veriyorlar, ilerde birileri bu dönemleri okursa, bu yorumlarda bir bakış ta böyle yakalar.
      Benim bakış açımdan, ekonomi ile ilgisi olan konulardır bunlar.

      Toplum, bugün de beklenmedik bir davranış sergilemiyor, bir belediye başkanı seçilmiş veya seçilmemiş ne olduğunu anlayamadı kimse, kimse o belediye başkanına da sahip çıkmadı. Sahip çıkmak isteyen varsa buyursun sahip çıksınlar, kendilerini tutan yok, ama beni ilgilendirmiyor.

      Hani denir ya küfreden bari adam olsa diye, bari yalan söylemeyen iki arşiv yazısı okuyup yazsaydınız.

      Biz, okuyuculara saygı sebebi ile bildiğimiz doğruları yazalım.

      Sil
  43. Hocam Türkiye’de yatırım bankacılığı ile ticari bankacılık birbirlerinden yeterince ayrılmış mı? Yani Glass Steagal yasası ile kıyaslarsak bu iki banka türünün faaliyetleri iç içe mi yoksa ayrılmış mı? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de ikisini ayıran şey sadece yatırım bankalarının mevduat toplayamaması. Başka net bir ayrım yok bildiğim kadarıyla.

      Sil
  44. 15 temmuz bir darbe değildir. 15 temmuz bir gladyo bir özel harp operasyonuydu. asla darbe değildir. kime yaradığı da açıktır. stratejik düşünelim. 15 temmuz operasyonu kimlere
    kime yarardı. tek adam rejiminin önünü açmaya yaradı. ingilterenin türkiye üzerindeki neo-osmanlıcılık projesine yaradı. 15 temmuz iç savaş denemesiydi aynı zamanda. mı 6 MOSSAD mit sadat genelkurmay başkanlığı cıa hepsi 15 temmuzun dizaynında ve uygulanmasında vardır. utanmadan bir de 15 temmuzdan destan çıkardılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru.

      Sil
    2. Operasyonu yaşam biçimine dönüştürmüş olanlar, bugün ulaştıkları galibiyetlerin sarhoşluğu ile milletin gözü önünde seçimlerde operasyon çekiyor, kimse operasyon yediğini bile anlamıyor hala.

      Sil
  45. Mahfi bey, Abdullah Gül ve Ali Babacan'la birlikte parti kurma çalışmaları içinde olduğunuz söyleniyor.

    Sosyal demokrat kesimleri partinize çekebilmek için siz ön plana çıkacakmışsınız, ana stratejiniz buymuş.

    Bu haberler doğru mu? Açıklık getirir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiçbir şekilde siyasal hiçbir faaliyetin içinde değilim ve olmayacağım bu bir. Sn.Abdullah Gül ile tanışıklığım yok. Sn.Ali Babacan'ı bakanlığından dolayı iktisatçıları davet edip görüş aldığı toplantılar dolayısıyla tanırım. Her ne kadar siyasal görüşlerimi yazılarıma yansıtmıyor ve objektif değerlendirme yapmaya çalışıyor olsam da benim de elbette siyasal görüşlerim var. Bunları bu blogun hakkımda kısmında bulabilirsiniz. Orayı inceleyince göreceksiniz ki benim siyasal görüşlerim ne Sayın Gül'ün ne de Sayın Babacan'ın görüşleriyle uyuşmak bir yana benzemez bile. O nedenle bu yazdığınız bir yakıştırma olmaktan bile uzak bir görüş.
      Ben siyasette yokum. Siyasette olsam da farklı bir şey yapmayacağım ki. Görüşlerimi burada açık olarak yazıyorum. Herkese açık. Beğenen alıp gazetesine başlık yapıyor. Siyasetçiler içinden beğenen de alıp uygularsa bir şey diyecek halim yok.

      Sil
  46. Nereye kadar gidebiliriz?
    Örnekleri, Orta Doğu, Afrika ve Orta Asya da, ülke olarak bolca var!
    Ben, kısa ya da orta vadede İstanbul'da bir seçim de beklemiyorum: Tıkanmış ekonomi, ödenemeyecek borçlar, yurt dışında D. Akdeniz'e ABD, AB (oldukça sert bir dille) ve Nato'nun bizi açıkça UYARMASI, Suriye'de Rusya'ya alanda verdiğimiz sözleri yerine getiremememiz, ABD nin Güney sınırlarımız yönelik açıkça aldığı pozisyon..
    "Rahmetli Abdulhamit'in dönemine çok benzer bir durum!"
    Muhtemelen içeriye karşı "beka sorunu" nedeni ile istibdat, dışarıya karşı bol ödülü bir süreç yaşayacağız.
    İşin özünde ise biz varız: Birey olarak yurttaş!
    Eğitimli ve sorgulayan yurttaş çoğunluğu..

    YanıtlaSil
  47. Mahfi Bey,
    Bir çok uzmandan şöyle bir tahmin duyuyorum.
    2019 yılının kalanında doların gücünü koruyacağını,euronun ise zayıflayacağını anlatıyorlar.
    Hatta bazı ekonomistler euro/dolar paritesinin 1,0 seviyesine kadar inebileceğini iddia ediyor.
    Aslında bu konularda tahmin yapılmasını,ben çok doğru ve inandırıcı bulmam.
    Bir çok kereler de tutmadığını gözlemlemişimdir.
    Sizin de para piyasaları ile ilgili seviye tahmini yapmaktan hoşlanmadığınızı biliyorum.
    O nedenle sorularımı bir tahmin gibi değil de,bir mb politika seçeneği olup olmaması olarak görmenizi rica ediyorum.

    • Bu tahminlere katılır mısınız veya ne ölçüde katılırsınız?
    • Eğer böyle bir ihtimal varsa,Türkiye’nin dış borçlarının(kamu/özel),dolardan euroya çevrilmesi(kısmen de olsa) mümkün müdür?
    • Bunun extra bir maliyeti var mıdır?Ve ne kadardır?
    • Böyle bir konuda mb nın insiyatifi var mıdır?
    • Son olarakta böyle bir dönüşümün,iddia edilen tahminler çerçevesinde,Türkiye’nin borç yüküne katkısı(olumlu-olumsuz) ne olabilir?

    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doların Euroya karşı güçlenmeye devam edeceği kanısındayım. Çünkü ABD ekonomisi Euro Bölgesi ekonomisine göre çok daha güçlü ve iyiye gidiyor.
      Türkiye'nin dış borçlarınının çevrilmesi kısmen mümkündür. Ancak Türkiye son 6 ayda öylesine itibar kaybetti ki bu çok da kolay olmaz.
      Her değişikliğin ekstra maliyeti vardır. Bu o andaki CDS primine ve değişimin çapına bağlı olarak değişir.
      MB nin insiyatifi kendi itibarını ortaya koyması şeklinde olabilir ama bugün bu itibar çok düşük.
      Katkıyı oturup tek tek veri üzerinden hesaplamak lazım.

      Sil
    2. Teşekkür ederim.

      Sil
  48. hocam 1. belediyeye başkan yokken vali vekalet etmesi doğru mu
    2. seçimlerde banka görevlilerinin seçimlerde görev alması doğru mu
    saygılar efendim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi hoca doğru dese inanacakmısın kardeş? Senin kendi fikrin yok mu? 1. sorunun doğru mu yanlış mı olduğunu bilememen zaten bir felaket. Seçilmiş adamı indirip atanmış adamı getirmeye ne denir? Hani bazen askeri kaşıntı basıyor da şu başbakanı indiriverelim, yerine biz birini getirelim diyorlar ya, hani sen de o zaman çok kızıyorsun, işte onun sivil versiyonu.

      2. soruna ise bence sen kendin şöyle cevap ver: Bankadaki adama ben götürüp paramı veriyorum, o da alıp kasaya koyuyor. İstediğim zaman da bana geri veriyor. Bu adam seçim sandığının başında otursa benim oyları çalar mı? Hadi o niyeti bozdu, masada onun yanında oturan parti temsilcileri izin verir mi?

      Sil
    2. 9.16
      Doru-yanlis kalmadi! artik Her an her sey olabilir. Bu secimleri kazanan ittifak sizce 23 haziranda kazandigi takdirde yeni bir ysk kayyim denkleminde karara hazir mi? Ya da surec esnasinda AAnin manipulasyonuna..
      BU saateten sonra asil sorulmasi gereken soru bu bence.
      Secilmis baskan alindi yerine isterse muhtari koysunlar ne farkeder farketse bile bu artik gecmis donemin sorusu asil sorulmasi gereken yukaridaki 23 haziran ve 24 haziran sabahi..

      Sil
  49. hocam abd-çin arasındaki ticaret savaşı yoğunlaşıyor sanırım. böyle devam ederse çin büyüme hızındaki düşüş artabilir. keza abd iç talep ağırlıklı büyüdüğü için bence abd ekonomisindeki ivme kaybı çine nazaran daha sınırlı olur. ayrıca bu durum abd de enflasyonist baskı yaratabilir. ucuz ithalat azalınca enflasyon güçlenebilir. ayrıca abd ekonomisi giderek başta euro bölgesi olmak üzere dünyadan sanki pozitif ayrışmaya gidiyor gibi görünüyor. bu durumda fed yılın ikinci yarısında bu yıl bitmeden yeniden faiz artırımına başlayabilir. bu olasılık güçleniyor.

    YanıtlaSil
  50. Hocam, üniversite öğrencisiyim. Bize ne önerirsiniz? Neler yapmalıyım bu ekonomik şartlarda? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yurt disina git gidebiliyorsan, artik kacanla ucan kurtuluyor sadece.

      Sil
    2. İngilizce öğrenin ve kendi dalınız dışındaki alanlara çalışın. Mesela ekonomi okuyorsanız hukuk, muhasebe çalışın.

      Sil
  51. Hocam merhaba
    Finans sektöründe batı ülkelerinde iş bulmak için önerebileceğiniz uluslararası sertifika var mu acaba
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  52. Hocam , Sakarya'ya imza günü için gelme şansınız var mı? Bir etkinlik düzenleyebilir miyiz sizinle iletişime geçip? Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  53. Don Kişot'tan Sanço Panza'ya öğütler:

    “Bütün kötü huylar, beraberinde az da olsa bir zevk getirirler, Sancho; ama kıskançlık sadece tatsızlık, hınç ve öfke getirir”

    “Bütün bu atlattığımız fırtınalar, yakında havanın sakinleşeceğine ve olayların bizim için hayırlı olacağına işaret ediyor; çünkü ne kötülükler ne de iyilikler, daimi olamaz, kötülük uzun sürdüğüne göre de iyilik yakında demektir”

    “Gözlerini kendine çevirip kendi kendini tanımaya çalış; varılması en zor olan bilgi budur. Kendini tanırsan, öküze özenen kurbağa gibi şişinmezsin”

    “Ah şeytan! Ah doymak bilmeyen muhteris nefsim! İkiniz ne de kötü arkadaşlarsınız”

    “İnsanlar, tehlikelere göğüs germedikçe şan, şeref ve mevki edinemezler”


    YanıtlaSil
  54. Hocam, Euro aldım, yandım.

    Her gün yükseliyor, satamıyorum, ne zaman satış yapalım?

    YanıtlaSil
  55. Hocam size iki komsu ulke soyleyim ikisi de petrol ulkesi birisi iran obursu suudi arabistan birisi zengin oburusu fakir bu olgu ekonomi bilimiyle aciklanabilinir mi ?

    YanıtlaSil
  56. Hocam Bugun AKP nin dis politikasi ( kimisine gore Avrasayaci ) Avrupa ve Amerikadaki Neo- Liberal Ekonomik yapilanmaya karsi bir blof mu ..? Sunu anlatmaya calisyorum.. Ekonominin bu hale gelecegini biliyorlardi ( ki hala zorluyorlar) sonucta avrupa ve Amerikadaki liberaller bu durumu kabulenmeyip yeniden Turkiyeye yardim- Kredi vereceklerini dusunduler.?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...