15 Mayıs 2012 Salı

Hazine Faizi


Türkiye ekonomisinde son on yıldaki en önemli gösterge değişimi nedir diye soracak olursanız benim yanıtım kamu kesimi borç stoku / GSYH oranı ve faizler olur.

1980’li yılların ortalarına doğru başlayan kamu borçlanmasına dayalı büyüme modeli başlangıçta yüzde 5 – 6’lar düzeyine, 2001 krizine yaklaşılırken de yüzde 10 düzeyine yaklaşan bütçe açıklarına neden olmuştu. Bu açıkların finansmanı daha fazla borçlanmayla o da daha yüksek oranlı faiz ödemeyle mümkün olabiliyordu.

2001 krizinden sonra alınan bir dizi önlem ve değiştirilen büyüme modeli bütçe açıklarının ve kamu borç yükünün düşmesini sağladı. Aşağıdaki grafik kamu borç stoku / GSYH oranının 2001’den 2012’ye kadar olan gelişimini gösteriyor. 2009 yılındaki sıçrama küresel krizin Türkiye ekonomisinde yarattığı etki dolayısıyla ortaya çıkmış bulunuyor.


Kamu kesimi borçlanmasında ve dolayısıyla borç stokundaki düşüş iki etki yarattı: (1) Borçlanmanın maliyeti yani faizler düştü, (2) Özel kesim için borçlanabilme alanı ortaya çıktı. Yani özel kesim daha önce kamu kesimi tarafından dışlandığı borçlanma piyasasına girebilmeye başladı.

Kamu kesimi açıklarındaki azalmanın yarattığı ilşk etki kamu kesimi borçlanmasındaki azalma olarak ortaya çıkarken hiç kuşkusuz çok daha sağlıklı bir kamu maliyesini mümkün kılmaya başladı. Kamu maliyesindeki düzelme enflasyonda da hızlı bir düşüşe yol açtı. Uzun yıllar oldukça yüksek düzeyli bir enflasyon ortamında yaşamış olan Türk toplumu içişn bu yeni bir gelişmeydi.

Aşağıdaki grafik enflasyonda (TÜFE) 2001 krizi sonrasında yaşanan gelişmeyi gösteriyor.


2009 yılında küresel krizin etkisiyle dip yapan enflasyon 2011 yılında ekonomide yaşanan talep yönlü canlanmayla yeniden yukarı yönlü hareketlenmiş görünüyor. Buna karşılık 2012 yılındaki yükselişin nedeni TL’nin değer kaybıyla ilgilidir. 

Hazine iki tür kâğıt ihraç ederek borçlanıyor: 1 yıldan uzun vadeli borçlanmak için ihraç ettiği kâğıtlara Devlet Tahvili, 1 yıldan kısa vadeli borçlanmak için ihraç ettiği kâğıtlara Hazine Bonosu adı veriliyor. Bunların ikisine birden Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) adı veriyor. Konuşma dilinde bunların tümüne Hazine Kâğıdı dendiği de oluyor.

Hazine iç borçlanmasında sabit faizli, değişken faizli, TÜFE’ye endeksli olmak üzere farklı kâğıtlar kullanabiliyor. Bunlar arasında en yaygın gösterge olarak alınıp kullanılanı sabit faizli Hazine kâğıtlarıdır. Aşağıdaki grafikte sabit faizli Hazine kâğıtlarının yıllık ortalama faizleri esas alınarak faizlerde görülen değişim 2001 – 2012 arasında gösterilmiştir.      

Grafiğin bize gösterdiği en önemli şey faiz oranının düşüşüdür. Bir önceki grafikle karşılaştırmalı olarak baktığımızda kamu borç stoku / GSYH oranının yüzde 80’lere ulaştığı bir ortamda faizlerin de yüzde 100’ü aştığını görebiliyoruz. 


2011 yılının Nisan ayından başlayarak inişli çıkışlı bir gelişim sergileyen DİBS faizleri Eylül ayında yüzde 8’ler dolayında dip yapmıştı. Hemen ardından faizler yükselmeye başladı. Aşağıdaki grafik DİBS faizlerinde son bir yılda yaşanan gelişimi gösteriyor.


TL’nin yabancı paralara karşı değer kaybıyla birlikte Hazine’nin borçlanma faizlerinde artış başladı. Yüzde 8 düzeyindeki faizler yüzde 10,5’e kadar çıktı. Şubat ayından itibaren yeniden düşme eğilimine girse de faizler yüzde 9,5 düzeyini kırıp yeniden yüzde 8’lere doğru hareketlenemedi.

Böylece Türkiye 2001 krizinden sonra bütçe açığını düşürerek disipline ettiği kamu maliyesi aracılığıyla enflasyonu, faizi düşürmeyi başardı. Bu işin maliyeti cari açığın büyümesi oldu. Çünkü model 2001 krizinden sonra bütçe açıklı büyümeden cari açıklı büyümeye dönmüştü. Aşağıdaki grafik 2001 krizinden sonra cari açık / GSYH oranındaki gelişmeyi gösteriyor.


2009 yılında yaşanan cari açık daralmasının nedeni yine küresel krizdir. Cari açık 2011 yılında yüzde 10’a varan bir düzeyle rekor kırmıştır.  

2012 yılında cari açığın bir miktar daraldığı ve bütçe açığının arttığı bir yıl yaşayacağımızı tahmin ediyorum. Bütçe açığının hangi boyutta olacağı da büyük ölçüde 2B yasası gibi şapkadan tavşan çıkarma politikalarıyla belirlenecek.

2013 yılından sonra büyük olasılıkla bu ilişki yine tersine döner. Çünkü artık uygulanan model bütçe açığına değil cari açığa dayanıyor. 

19 yorum:

  1. Daha detaylı bilgiler için arkadaşlara "Hazine" ve "Ekonomi Politikası" kitaplarınızı tavsiye ediyorum...

    YanıtlaSil
  2. Sayin Egilmez,

    Petrol fiyatinin düsmesi, dolayisiyla indirekt akaryakit vergi gelir kaleminin düsmesi ile birlikte bütcede olusacak yeni acik sizce faizler ve ic piyasa üzerinde kisa vadede nasil bir etki yapar..
    Maliye böyle bir durumda akaryakit vergisini yüzdesel oranini arttirmaya gitmesi muhtemel midir?
    Tesekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu sıralarda petrol fiyatlarında bir düşüş var ama geçici gibi görünüyor. Maliye başka çözümler peşinde görünüyor. İnşaatta KDV oranı artışı gibi.

      Sil
  3. hocam, döviz kurundaki yükselmenin borçlanma faiz oranını hangi etkiyle yükselttiğini açıklayabilir misiniz lütfen?
    teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Döviz kurundaki yükselme ithal ettiğimiz malların fiyatlarını (başta enerji olmak üzere) yükseltiyor. Bu yükselme enflasyonu yükseltiyor. Enflasyondaki yükselme de borçlanma faizlerini yukarı itiyor.

      Sil
  4. Yazınız, bu ayki CFO World dergisine yazdığım Dışlama Etkisi (Crowdig Out Effect) başlıklı yazıyla tesadüf etti. Bu konu, benim yüksek lisans konumdu ayrıca. Yazınızda dile getirdiğiniz verileri aylarca çalışmıştım 90'ların başında. Yine vurucu bir son cümleyle bitirmişsiniz yazınızı. Kamu açıklarından cari açık modeline döndük gerçekten de. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Ben de dışlama etkisi üzerinde bir zamanlar bolca çalışmıştım. Önemli bir konu. Özellikle bizde uzun yıllar egemen oldu.

      Sil
  5. hocam gosterge faizi de aciklayabilir misiniz? Tesekkurler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hazine kağıtlarının ilk elden faizi ihraç edildiği andaki faizidir. Bunların bir de ikinci el satışta oluşan faizleri var. Bu ikinci el satışlar içinde hacim olarak, vadeye kalan süre olarak ve işlem olarak piyasada en fazla üzerinde durulan kağıdın faizi gösterge faiz olarak alınıp izleniyor. Bu faiz bütün Hazine kağıtlarının ikinci elden faizi olarak kabul görüyor. Bugünlerde gösterge faiz olarak TRT030811T14 numaralı bononun ikinci el faizi (ki bu yıllık bileşik yüzde 9,06 dolayında bulunuyor) gösterge faiz olarak alınıyor.

      Sil
  6. Mahfi Bey birşey meark ediyorum. Bizim GSYH oranla nekadar vergi topluyoruz. Gelişmiş ülkeler nekadar topluyor? Yani kayıt dışı azalırsa dolaylı vergiler azalır mı? yoksa sadece bütçede olumlu etkisi mi olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde toplanan vergilerin GSYH'ya oranı % 25'tir. Bu oran OECD ülkeleri ortalamasında yüzde 34. En yüksek Danimarka'da (yüzde 48) en düşük Meksika'da (yüzde 17.) Bizde vergi yükünün düşüklüğü bir sorun olmakla birlikte asıl sorun o vergi yükünün ağırlığının KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerde olmasıdır. Gelişmiş ekonomilerde dolaysız vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 60 dolayındayken bizde bu oran yüzde 35 dolayındadır. Kayıt dışı azalırsa hem toplam vergi gelirimiz artar hem de bütçe açığı düşer.

      Sil
    2. ama hocam suan yapılan muhtelif yoğun kullanımdaki mallardan vergi düşüreceğimize daha cok vergileri arttırarak vergi gelirlerimizi yükseltmeye calısıyoruz...biraz yalnıs bir saplantı değilmi ama bu olayın tersini yapsak hem kayıtdısı azalıp hemde vergi gelirlerimiz artmazmı

      Sil
  7. Hocam altının durumu ile ilgili görüşlerinizide bir yazınızda bizlerle paylaşabilir misiniz uzun vadede beklentileriniz nelerdir?

    YanıtlaSil
  8. Hocam "Buna karşılık 2012 yılındaki yükselişin nedeni TL’nin değer kaybıyla ilgilidir. " demişsiniz. enflasyonun yuksek seyretmesi reel kuru yukseltiip tl nin değerli olmasına yol açıyor. bu ise cari açığın yuksek seyretmesıne sebep oluyor. bunu bir kısır donguden kurtarmak için uygulanabilecek politika önermeniz bulunmakta mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek çözüm cari açığa yol açan ithal mallarını rekabetçi biçimde içeride üretebilmek gibi görünüyor.

      Sil
  9. Hocam kamu maliyesindeki düzelme enflasyon üzerinde ne gibi bir etki yaratmıştır?Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütçe açıkları azalınca kamu kesiminin borçlanması ve dolayısıyla faizler üzerinde yaptığı baskı azalmış, böylece özel kesim daha ucuza borçlanmaya başlamıştır. Bunun sonucu olarak da finansman maliyetleri ve dolayısıyla enflasyonist baskılar düşmüştür.

      Sil
  10. Enflasyonun da bir nev'i vergi olduğunu düşündüğümüzde sevgili hocam, özellikle hükümetlerin başarısının "fiyat istikrarından" geçtiğini düşünüyorum.Değerli fikirleriniz kapsamında reel borçlanma faizi ve enflasyonun hangi bant aralığında (yıllık) dalgalanması hükümetler için performans kriteri olmalıdır?

    Bu arada;
    Malezya'nın efsanevi başbakanı Mahathir: "10 yıldan fazladır başbakandım paranın nasıl üretildiğini bilmiyordum, kriz sayesinde öğrendim." diye ifade etmiş.

    Bizim ülkemizde sanırım bunu bilen sayısı da 0 a yakındır.Bilselerde zaten devlet ve bankalar yandaş olmak durumundalar çıkarları gereği.Paranın dini olmuyor gerçekten.

    Büyümeden ziyade fiyat istikrarı ve borç yönetimi daha önemli geliyor para sevgili hocam.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...