24 Kasım 2012 Cumartesi

Üç Öğretmen Bir Öğrenci


İlkokul öğretmenim
Ankara’da Yüksel Caddesi’nde Mimar Kemal İlkokuluna gidiyordum. Öğretmenim Nermin hanımdı. O zaman bilemezdim tabii ama sonradan onun kadar kaliteli bir öğretmenden ders aldığım için ne kadar şanslı olduğumu çok düşündüm. Düzgün Türkçesi, saygıyla sevgiyi bir arada uyandıran otoritesi ve bize bir şeyler öğretebilmek için çırpınışını o zaman değilse de sonradan çok takdir ettim.  

Bir gün sınıfta yaptığım bir serserilikten dolayı bana çok kızmış ve o kızgınlıkla annemi görmek istediğini söylemişti. Bizim sınıfta bir akrabamızın kızı vardı. Benim niyetim anneme bir şey söylemeyip Nermin hanımın o konuyu unutmasını beklemekti. Yani olayı zamana yayarak unutulmaya terk edecektim. Ne var ki bizim akraba kızı yemeyip içmeyip anneme gidip “teyzeciğim öğretmen sizinle Mahfi hakkında görüşmek istiyor” deyince benim zamana yayma yaklaşımım çökmüş oldu. Annem bu durumu kendisinden gizlediğim için bana kızdı ama babama söylemedi. Bu gibi durumlarda beni hep korumaya alırdı.

Ertesi gün annem de benimle birlikte geldi okula. Ders başlamadan önce öğretmenler odasına gitti ve Nermim hanımla görüştü. Ben dışarıda heyecanla sonucu bekliyordum. Kafamda hep annemin öğretmenin şikayetini babama söylemesini önlemek için neler yapabileceğimi kurguluyordum. Biraz sonra annem dışarı çıkınca hemen yanına koştum ve “Ne diyor?” diye sordum. “Hiç” dedi “Ben sizi çağırtmadım ama madem geldiniz size bir çay ikram edeyim dedi birer çay içip biraz sohbet ettik o kadar. Galiba bizim kız yanlış anlamış” dedi. Şaşkınlık içindeydim ama bu şaşkınlığımı belli etmeyip “Ben size bir şey yok demedim mi” der gibi bir havaya büründüm.  Demek ki sınıfta bana söylediği sözleri bir anlık kızgınlıkla söylemişti ve hatırlamıyordu bile. Çocuk aklımla onu düşündüm ve Nermin hanımın gösterdiği büyüklüğü bir kenara yazdım.

Lise müdür yardımcısı ve edebiyat öğretmenim
Mimar Kemal Ortaokulu birinci sınıftan itibaren matematik ve fen derslerinden sıkıntım olmaya başladı. Bu sıkıntı liseyi bitirene kadar sürdü. Her yıl 2 – 3 dersten ikmale kalıyordum. Bunlardan birisi mutlaka matematik oluyordu. Her yaz özel dersler alıyor ve ancak öyle geçiyordum sınıfı. Babam hem ablamın hem de benim kolej giderimi karşılayamayacağı için beni devlet okuluna göndermişti ama sonuçta özel derslerin parası da kolej ücretine yakın tutmaya başlamıştı.

Lise 1’de üç dersten ikmale kalmıştım: Coğrafya, kimya, geometri. Coğrafya hocası kurtarma sözlüsü yapacaktı. 20 – 30 sayfalık bir bölüm vermişti çalışmamız için. Benim o gün futbol maçım vardı. Hiç çalışmadım ve zayıf alarak ikmale kaldım. Bütün yaz zehir oldu. Herkes futbol oynuyor, ben ders çalışıyordum. Aslında pek de çalışmıyor, çalışıyor gibi yapıyordum. İkmal sınavlarına girdim peş peşe. Coğrafyadan 6 alıp geçmiştim. Geometriden 2 almış ve kalmıştım. Kimya sınavının sonucunu öğrenmeme gerek bile yoktu. Çünkü geçmiş olsam da fark etmiyordu. Nasıl olsa sınıfta kalmıştım. Babam hiç kızmadı. Oysa zayıf aldığımda çok kızardı. Bana uzun uzun moral verdi: “Bu sana ders olsun” dedi.

Gerçekten de sınıfta kalmak bana ders olmuştu. Daha okul açılmadan başladım çalışmaya. Okul açıldı. Tekrar lise bire gitmek ağırıma gitmişti. Bütün sınıf arkadaşlarım ikiye gidiyordu. Benimle beraber, Karaköseli olduğu için Karaköse adını taktığım bir arkadaşım aynı sınıfa tekrar gidiyorduk. Deli gibi ders çalışıyordum. Hocalar daha konuyu işlemeden ben çalışıp hazırlanıyordum. Okullar açılalı on gün olmuştu ki Milli Eğitim Bakanlığı tek dersten sınıfta kalanlar için bir sınav hakkı daha tanıdı. Sınavlar bir hafta sonra yapılacaktı. Ben sevinemedim bile. Çünkü kimyadan geçip geçmediğimi bilmiyordum.

Notların olduğu dosya müdür yardımcısı Faruk beydeydi. Faruk bey, beden eğitimi öğretmeniydi. Boks yaptığı için adı boksör Faruk’a çıkmıştı. Çok sert bir adamdı. Olur olmaz şeylerde dayak atardı. Herkes korkardı. Çekinerek gittim odasına ve durumumu anlattım. Faruk bey masasından fırladığı gibi yanıma gelip iki tokat attı bana “Defol” dedi “Senin gibi notunu bile öğrenmemiş laubali bir adamın sınıfta kalması gerekir.” Ne kadar yalvarıp yakardıysam da fayda etmedi, kimya notumu öğrenemedim. Babama ne anlatacaktım şimdi ben. Üzgün bir şekilde yürürken edebiyat öğretmenim Enise hanımla karşılaştım. Edebiyat ve Kompozisyon notlarım iyiydi. Beni severdi. Ne olduğunu sordu ben de anlattım. “Gel benimle” dedi. Gittik Faruk beye. Faruk bey, Enise hanımın ricasını kıramadı dosyayı açtı. Ben içimden bildiğim bütün duaları tekrarlıyordum ki geçer not almış olayım diye. Yoksa Faruk beyden bir dayak daha yemem kaçınılmaz görünüyordu. Faruk bey “6 alıp geçmişsin” dedi. “Git şimdi bir haftada geometriyi halletmeye bak. Sonuca ben bizzat bakacağım. Geçemezsen yandın.”

Hemen eve gidip müjdeyi verdim. Babam çaresiz bana geometri hocası tutup yine özel ders aldırdı. Özel dersin saati 20 liraydı. Sonuçta geometriden de 6 alıp geçtim sınıfı. Ve tabii geçer geçmez ders çalışmayı derhal bırakıp tekrar futbolun sihirli çağrısına uydum. Babam zaman zaman anneme “bu çocuğu liseden alıp ta meslek okuluna mı versek” derdi. Annem karşı çıkardı ama her veli toplantısında benim notlarımı gördükten sonra o da aynı düşünceye kapılmaktan kendini alamazdı.

(Bu ikinci öykü Light Günlük (Remzi Kitabevi yayını) adlı kitabımdan alınmıştır.)

Bütün öğretmenlerimizin öğretmenler günü kutlu olsun.  

21 yorum:

  1. Elinize sağlık hocam.Geçmişte yaşanılan başarısızlıklar; müspet anlamda çarpan etkisi yapıp ileride büyük başarıları getirebiliyor sanırım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben çeşitli başarılar ve başarısızlıklar yaşadım ve bu dediğinizi doğrudan kendi yaşamımda gördüm. Bazen bir dönemdeki başarısızlık sonraki dönem için başarıdan daha olumlu etki yaratabiliyor. Lisede herkes matematik çalışırken ben edebiyat ve felsefe okudum. Herkes trigonemetri ya da uzay geometrisi uzmanı olurken ben Camus, Sartre, Steinbeck, Solokhov, Kafka, Puşkin okudum. Sosyal derslerden yüksek notlar almama karşın fen derslerinden hep ikmale kaldım. Ama yaşamımın ilerleyen bölümlerinde bu edebiyat ve felsefe okumalarının çok yararını gördüm.

      Sil
  2. hocam ne tesadüf ki benim de ilkokul öğretmenimin adı nermin'dir. geçen yıl bir vesileyle izmir'deydim ve 16 yıl aradan sonra kendisiyle görüştük. öğretmenlerin hayatımızdaki yer bambaşka gerçekten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi öğretmen altın madeninden daha değerlidir.

      Sil
  3. hocam cok tesekkurler, eminim yazinizi okuyan herkes cocukluk yillarindaki o essiz tadi yeniden almis, kısa bir an bile olsa yeniden cocuk olup gelecekte gulumsemistir.saygilar

    YanıtlaSil
  4. Hep profosyonel mahfi beyi zevkle okuduk, bu durumda yazari ogrenci mahfi olan ve oykusu is guc sahibi olana kadar suren bir kitabin gelisini bekleyelimmi hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Light Günlük kitabım biraz bu dediğinizi anlatan bir kitap.

      Sil
  5. Ben de K.Has Elektronik Mühendisliği okuyan öğrencinizin annesiyim.Oğlum da sizin gibi sosyal bilimlerde başarılı olmasına rağmen engel oldum ve memleketin mühendise de acil ihtiyacı olduğunu savundum.Hem ben hem de ülke kazanacak. Son senesi ve sizi de çok seviyor:)) Dersinizde de başarılıydı (geçen yıl).Gelecek dönem sosyal seçmelerden sizin dersinizi almayı düşünüyor yine.Anınızı beğeniyle okudum.Sevgiler, hürmetler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim gençliğimizde insan ne okuyorsa o işi yapardı. Şimdi öyle değil. Bakıyorsunuz mühendisler bankacı oluyor. Umarım sosyal bilimleri de anlayan çok başarılı bir mühendis olur.

      Sil
  6. Ben ekonomi ihtisası yapmıştım ve mesleğim de muhasebecilik idi. Bankacılık mı, asla:)) Ama sosyal bilimler genel kültür açısından herkeste olması gereken bir bilim dalı.Şuan da uluslararası ilişkiler okuyorum (çocuklarla beraber tekrar öğrencilik:-)) Oğlum da benimle beraber sosyoloji (AÖF) okumak istedi ama kendi branşına odaklanığ yüksek lisans yapması daha mantıklı olur diye düşündük:)

    YanıtlaSil
  7. 10 yıl önceye döndüm, yazınızda kendimi gördüm sanki. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişe dönmek iyidir. İnsana hatalarını ve oradan alınacak dersleri hatırlatır.

      Sil
  8. geçmişi,ilk okul yıllarını bu kadar detaylı hatırlamak muazzam bir belleğe sahip olduğunuzu gösteriyor..okurken bir ara ,anlatılanlar kurgudur gerçek değildir diye düşündüm..çapımız sizin kadar olmasa da yazılarınızı okurken kendimizden bir şeyler buluyoruz,benzeri olaylar bizim de başımızdan geçtiği için,şimşek hızıyla nostalji yaşıyoruz..benim de fen derslerim zayıf olduğundan ,koskoca Mahfi Eğilmez'le ortak noktam varmış deyip bir bakıma sadistçe zevk aldığımı da itiraf etmem gerek..yazmanın gücü bu olsa gerek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok hoş bir yorum. Teşekkürler.

      Sil
  9. Serdar Kelleci;
    Eğer bu yazıdan biraz keyif aldıysanız Mahfi Bey'in Light Günlük kitabını okumalısınız.
    Light Günlük gerçekten de çok güzel bir kitap.
    Bir çocuğun gösterdiği değişimleri,ailenin çocuk gelişimi üzerindeki etkilerini, gençlik yıllarındaki heyecanlarını, bir gencin hayatında verdiği kararları, iş hayatının başlarında yaşadığı zorlukları,geçmişin geleceğe nasıl ışık tutabileceğini çok yalın bir dille anlatan; kısaca bu platformada bulunan herkesin ortak bir payda bulabileceği çok güzel bir kitap. Halen gençlik yıllarınızdayım (müfettişlik dönemi :) ) Mahfi Bey bu yüzden örneklerim yeterli olmayabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Light Günlük kitabı bundan daha güzel özetlenemezdi.

      Sil
  10. light günlük kitabının baskısı var mı nereden alabiliriz,kitapçılarda yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Remzi Kitabevlerinde olması gerekir. Ayrıca Pandora'dan sipariş edilebiliyor. http://www.pandora.com.tr/ara.aspx?type=9&kitapadi=&yazaradi=mahfi%20e%C4%9Filmez&yayinevi=&resimli=1&dil=0&sirala=0
      Remzi web sitesinden e-kitap olarak da alınabiliyor.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...