18 Aralık 2012 Salı

Likidite Tuzağı


Ekonomi nasıl canlanır? Tasarruf artarsa mı yoksa tüketim artarsa mı? 
Bana sorarsanız ekonomi biliminin en can alıcı sorularından birisi budur. Çoğu kişi bu soruyu tasarruflar artarsa canlanır diye yanıtlar. İktisatçıların çoğunluğu ise herkesin aynı anda tasarrufa kalkmasını tasarruf paradoksu diye adlandırır. Bu durumda tüketimin hızla düşeceğini, tüketimin düştüğü yerde üretimin de düşeceğini dolayısıyla yatırımın düşeceğini, yatırımın düştüğü yerde yeni üretim imkanlarının oluşmayacağını ve ekonominin büyümeyeceğini anlatırlar.   

İktisatçıların analizi doğrudur. Tasarruflar, yatırımların, tüketim ise üretimin kaynağını oluşturur. Yani tasarruf olmazsa yatırım olmaz, tüketim yoksa üretim de yapılmaz. Kimse satamayacağı bir malı üretmeye girişmez. Demek ki tasarruf da tüketim de aynı anda var olmalı ki tüketim talebi üretimi, tasarruf arzı ise yatırımları desteklesin. 

Likidite tuzağı nedir?
Likidite tuzağı para arzındaki artışların faizleri daha fazla düşüremeyeceği bir aşamayı ifade eder. Bu aşamaya gelindiğinde ekonomiye enjekte edilen likidite atıl birikim biçiminde elde tutulmaya başlanır ve dolayısıyla para arzındaki artış ekonomiyi canlandırmaya yaramaz.

İnsanlar üç nedenle elde para talep ederler: (1) Günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, (2) Gelecekteki sağlık vb sorunlarını karşılamak yani bir çeşit sigorta amacıyla, (3) Spekülasyon amacıyla (yani faiz ya da temettü gibi gelirler elde etmek üzere.) Spekülatif para talebi faiz oranıyla ters yönlü ilişkilidir. Keynes bu ters ilişkiyi tahvil fiyatlarından yola çıkarak açıklıyor: Tahvil fiyatı arttığında faiz oranı fiilen düşmüş olur.

Tahvil fiyatı artarken faiz niçin düşer?
Keynes’in spekülatif para tutma eğilimini açıklarken kullandığı tahvil fiyatı ile faiz arasındaki ilişkiyi bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki 100 TL değerindeki tahvili 95 TL’ye aldınız. Bu durumda o tahvilin faizi ((100 – 95) / 95 =) % 5,3 olur. Tahvilin değerinin 97 TL’ye yükseldiğini düşünelim. Bu durumda tahvilin faizi ((100 – 97) / 95=) % 3,2'ye düşmüş olur. Yani tahvil değer kazandıkça faiz düşer.    

Tahvil fiyatının yüksek buna karşılık faizin düşük olduğu noktada para tutma eğilimi artar. Faizler en düşük düzeye indiğinde insanlar faiz oranının tekrar yükseleceği ve tahvil fiyatlarının düşeceği beklentisine girer ve spekülatif para talebi olarak ayırdıkları varlıklarını fiyatı düşecek tahvilleri almak için likit olarak elde tutarlar.

Günümüzde likidite tuzağının görünümü
Keynesyen likidite tuzağı ortaya atıldığında doların altın karşılığı bulunuyordu. Dolayısıyla insanların düşük faiz ortamlarında ellerine geçen parayı tıpkı altın gibi elde tutmaları ve tahvil fiyatlarının düşmesini (yani tahvil faizlerinin yükselişe geçmesini) beklemeleri doğaldı.

Günümüzde artık hiçbir paranın bu tür altın karşılığı olmadığı dikkate alınırsa likidite tuzağının farklı bir yere oturmuş olduğu ortaya çıkıyor. Başlıca iki farklı görünümden söz etmemiz mümkündür: (1) Likidite tuzağına girildiği aşamada para arzının ya da para bazının genişletilmesine ve faizin en düşük düzeye inmesine karşın insanlar ellerine geçen parayı mümkün olduğunca az harcayıp kalanı tasarruf ederek geleceği beklemeye başlıyorlar. Böyle bir ortamda bankalarda mevduat artsa bile bunlara yönelik kredi talebinde artış olmuyor. Çünkü tüketimin kısıldığı bir yerde yeni yatırımlar yaparak üretim kapasitesini artıracak eylemlere girilmesi anlamlı görünmüyor. Hiç kuşkusuz bu eğilimin tıpkı elektronik eşyada olduğu gibi yeni teknolojilere yönelik alanlarda bazı istisnaları da olabiliyor. (2) Faizlerin çok düşük olduğu ekonomilerde ortaya çıkan parasal genişlemeden yararlananlar ellerine geçen parayı daha yüksek faiz getirisi veren ekonomilere yolluyorlar. Bu olgu, günümüzde sermaye hareketlerinin serbestliğinin Keynes dönemine göre çok daha fazla olmasının yarattığı bir başka farklılık olarak karşımıza çıkıyor. Bu durumda ABD ya da Avrupa’da piyasaya sürülen likiditeyi ellerine geçirenler bu paraları faiz oranının yüksek olduğu ekonomilere yatırarak daha yüksek getiri elde etmeyi planlıyorlar. Bu durumda piyasaya sürülen likiditenin yerel ekonomiye katkısından çok başka ekonomileri canlandırmaya yararı ya da oralarda yerli paranın değerlenmesine yol açarak o ekonomilere zararı söz konusu olabiliyor.

Likidite tuzağı örnekleri
Likidite tuzağının yakın tarihteki ilk büyük yansıması Japonya’da yaşandı. Japon Merkez Bankası 1990’larda durgunluğa giren ekonomiyi canlandırmak için “niceliksel gevşeme yöntemine” başvurdu. Faizler sıfıra yakındı. Aynen Keynes’in dediği gibi likidite tuzağı ortaya çıktı ve Japon halkı eline geçen parayı harcamamayı tercih etti. Bu tercih yaklaşık 20 yıldır devam ediyor. Ekonomide faizler sıfır dolayında, Japonya yüzde 7 – 8 oranında bütçe açığı veriyor, Japon Merkez Bankası “niceliksel gevşemenin” en üst düzeyini deniyor ama Japon halkı eline geçen parayı harcamayarak tasarruf etmeye devam ediyor.  

Niceliksel gevşeme yöntemi nedir?
Bu yöntem ile merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu bankalara ve kurumlara para verirler. Böylece ekonomiye karşılığı ve limiti teorik olarak belirli bir miktar yeni para enjekte edilmiş olur. Bunun para basmaktan farkı bir sınırının ve tahvil, bono gibi bir karşılığının olmasıdır.

Likidite tuzağının ikinci yansımasını 2008’de başlayan küresel krizle yaşamaya başladık. ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) niceliksel gevşeme yöntemini en üst düzeyde denemesine karşılık ekonomilerde beklendiği gibi bir canlanma ortaya çıkmıyor.

Paul Krugman’ın vurguladığı gibi 2008 yılından başlayarak ABD’de Fed para bazını 3 katından fazla artırmış olmasına karşın bu artışın ekonomik canlanmaya katkısı oldukça düşük kalmış bulunuyor. Benzer bir durum AMB’nin para bazını artırmasına karşın ekonomik canlanmaya girememiş olan Euro bölgesi üyesi ülkeler için de geçerli. Bu da bize gerek ABD gerekse Avrupa’nın tıpkı Japonya’da olduğu gibi sıfır dolayındaki faiz oranları nedeniyle likidite tuzağına düşmüş olduklarını gösteriyor.      

2013 yılı tasarruf yılı
ING Grubunun 14 Avrupa ülkesinde 14 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği 2013 Finansal Kararlar Anketi, 2013 yılında tasarruf etme eğiliminin en gözde tercih olduğunu ortaya koyuyor. Ankette en çok tercih edilen seçimler “daha fazla tasarruf” ve “daha kontrollü para harcama.”

Faizlerin sıfır dolayında olduğu hatta negatif reel faizin konu olmaya başladığı birçok ülkede bu ortamda tasarrufların daha fazla artırılması yönünde eğilim belirmesini likidite tuzağı olgusu dışında açıklamak pek kolay değil. O nedenle başta Avrupa olmak üzere gelişmiş dünyanın işi 2013 yılında 2012 yılına göre daha rahat görünmüyor. 



65 yorum:

  1. Hocam bu bireysel emekliliktede devlet yüzde 25 veriyormuş mesela 80 tl ye 20 tl ayda.Bu tasarrufları artırmak içinmi.Bu bireysel emeklilik konusunda ayrı bi yazı kaleme alırmısınız biz gençler için yoksa biz 66 yaşına gelip emekli olacağımıza inanmıyorum yani daha sigorta bile başlamadı şahsen benim yeni mezunum iş yok...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tek başına değilse de BES konusunda bir kaç kez yazdım zaten.

      Sil
  2. Hocam selamlar. MB nin politika faizini indirdiğini öğrendiğim saatlerde yazınızı okudum. tesadüf mü diyelim? ekonomi canlanmazsa yeni faiz indirimleri bekleyelim mi? sizce bu faizler nereye kadar iner? Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz indirimleri bir yerden sonra ekonomiyi canlandırmaya yetmiyor. O nedenle dikkatli olmak gerekir.

      Sil
  3. Hocam, bence asıl sorun likidite tuzağı yani LM eğrisinin şekli değil. Asıl sorun IS eğrisinin bir türlü sağa kayamaması. Düşünün son 4 yılda ABD hükümeti 5,5 TRİLYON dolar bütçe açığı vermiş. 2008 sonunda tarım dışı istihdam rakamı 134 milyon 379 bin kişi iken, 4 yıl sonra 5,5 TRİLYON dolar bütçe açığına rağmen istihdam rakamı 133 milyon 852 bin kişiye gerilemiş (kaynak:Federal Reserve) Bu sıra dışı durumun nedeni ABD özel sektörünün borç eritme (deleveraging) sürecine girmesi. İnsanlar ve firmalar borçlarını ödüyor, onların ödediği parayı kamu borçlanıyor ve ekonomiyi ancak yerinde saydırabiliyor. Son 4 yılda ABD GDP'si kümülatif olarak %5-6 civarı büyümüş görünüyor ama bu tamamıyla istatistiki bir büyüme. (bu arada ABD'de GDP deflatörünün hesaplanma tarzının hiç iç açıcı olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim) Dolayısıyla Hocam IS eğrisini özel sektör sürekli sola kaydırırken devlet bu kadar bütçe açığıyla ancak eski yerinde tutabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD için dediğiniz geçerli. Aynı durum Avrupa ve Japonya için söz konusu değil.

      Sil
  4. Yazıdaki 2 cümleniz şöyle: "Faizler en düşük düzeye indiğinde insanlar faiz oranının tekrar yükseleceği ve tahvil fiyatlarının düşeceği beklentisine girer ve spekülatif para talebi olarak ayırdıkları varlıklarını fiyatı düşecek tahvilleri almak için likit olarak elde tutarlar." ve "Japon Merkez Bankası “niceliksel gevşemenin” en üst düzeyini deniyor ama Japon halkı eline geçen parayı tutmaya devam ediyor."
    O zaman Japonya'da faizler 15 yıldır sıfır düzeyinde olmasına rağmen neden Japon halkının portföyündeki tahvillerde artış var? Sadece devlet tahvilleri değil özel sektör tahvillerinde de reel olarak artış var. Az önce Bank of Japan'ın internet sitesine girdim. 1997 sonunda Japon halkının doğrudan veya dolaylı olarak tuttuğu hükümet tahvili 81,5 trilyon Yen iken, 2012 2. çeyrek itibarıyla 270 Trilyon Yen'e çıkmış. Yani reel olarak %240 artış söz konusu! Bence ekonomistler likidite tuzağının tanımını değiştirmeliler çünkü Japonya'ya uymuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten yapılmış bulunuyor. Benim anlattığım Keynesyen likidite tuzağına Friedman'dan başlayarak birçok katkı yapılmış durumda. Çeşitli eleştiriler var, çeşitli eksiklikleri saptanmış durumda. Ne var ki önemli olan bu kişilerin ellerinde tuttuğu tahvili satanların ne yaptığıdır. Tahvil niçin satılır? Özellikle özel kesim açısından alınan bu borçla yeni yatırım yapılması ve üretime pozitif katkı yapılması amacıyla satılır. Topladıkları parayla yeni yatırım yapmıyorlarsa ekonomi büyümeyecek demektir. Ki Japonya yıllardır doğru dürüst büyümüyor.

      Sil
  5. Hocam gerçekten çok sade dille yazıyorsunuz sizden anlamayan kimseden anlamaz herhalde yazdıklarınızdan istifade ediyoruz ve sizin duacınınız.ben daha evvel sizin tasarruf yatırımla alakalı yazılarınızı okumuştum orada bir ekonomi dışarıya kapalı ise tasarruf yaptığından fazla yatırım yapamaz fakat dışa açıksa ise I>s olabilir Türkiye'de de durum budur demişsiniz.yani Türkiye 100birim tasarruf yapmış bunun karşılığında da 200birimlik yatırım yaptıysa bunu borçlanacak karşılayabilecek değil mi?bu borcu da doğrudan sermaye yatırımları portföy yatırımları yada IMF den mi karşılar cevabınız için şimdiden teşekkür ederim. Doğkan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Türkiye iç tasarrufları yatırımlarına yetmediği için dışarıdan tasarruf ithal ediyor. Yani bir bölümünü kredi olarak borçlanıyor, bir bölümünü portföy yatırımı olarak çekiyor (borsaya) bir bölümünü doğrudan sermaye yatırımı olarak alıyor. IMF'den uzun zamandır borç almıyor geri ödeme yapıyor.

      Sil
  6. Hocam rakamların yanında "güven" olgusunu da sorgulamak lazım.Hem yerel hem uluslararası düzeyde.Güvensizlik oluştukça her anlamda insanlar ihtiyaçlarından fazla parayı elde tutmayı tercih ediyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her güvensizlik derecesinin bir fiyatı vardır. Risk artar fiyat artar. Ama faizler sıfır düzeyinde takılıp kalıyorsa, yani güvensizlik artışına eşlik edemiyorsa likidite tuzağından çıkmak mümkün olmaz.

      Sil
  7. Hocam sizce Türkiye'nin büyüme hızı şu an yeterlimidir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayrıca buna paralel olarak merkez bankasının faizleri düşürmesi mi gerekir yükseltmesi mi ?

      Sil
    2. Şu an yeterli değil. Yeterli olması için en az potansiyel büyüme düzeyi olan yüzde 5 - 5,5 arasında bir yerde olmalıdır. Bence faizle artık fazla uğraşmamak gerekir.

      Sil
  8. hocam avrupa'da uygulanması düşünülen negatif faiz hakkında ne düşünüyorsunuz.likidite tuzağından kurtulma için sizce bi çözüm olabilir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam tersine. Belki artık yavaştan faizleri yükseltmek gerekebilir.

      Sil
  9. Hocam bir ekleme yapmak istiyorum. Keynes'in spekülatif para talebinden asıl kastettiği altın veya altına sabit bir pariteden konvertibl olan dolar. Yoksa bugünkü fiat-money değil. Günümüzde insanlar paranın durduğu yerde satın alım gücünü kaybedeceği yönünde bir beklentiye sahip oldukları için parayı sadece işlem amaçlı nakit olarak tutuyorlar, faiz düşük bile olsa ya bankaya yatırıyorlar yada tahvil alıyorlar. Ama 1920'li 1930'lu yıllarda banknot şeklinde "gold-dollar"lar vardı. Bu para orta-uzun vadede satın alım gücünü koruyordu ve Amerikalılar evlerinde-yastık altında bu parayı nakit olarak tutuyorlardı. Zaten Keynes'in zamanında 1934'e kadar ABD'de "altın veya gümüş karşılığı olmayan para" diye bir kavram yoktu, 1934'ten sonra bile Bretton Woods sisteminde uluslararası anlamda sabit bir pariteden altına çevrilebilir dolar vardı. Obama'nın eski ekonomi danışmanlarından Larry Summers'ın bu konuda yazdığı meşhur bir makale de var (gibson paradoksu). Gerçekten de altın fiyatlarıyla reel faiz düzeyi arasında oldukça güçlü bir negatif korelasyon var. Örneğin 1980'li yıllarda altın fiyatlarında yaşanan düşüşün en önemli nedeni reel faizlerin ortalama %4 seviyelerinde olmasıydı. Yine bugünlerde altına talep yüksekse reel faizlerin negatif bölgede olmasının katkısı çok büyük.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru ve çok güzel bir katkı. Teşekkür ederim.
      Aslında bugünkü anlamda likidite tuzağını harcamaya dönmeyen para olarak anlamak gerekiyor. Harcansın ve ekonomik canlanmaya katkısı olsun diye parasal genişlemeye ya da mali gevşemeye gidiliyor ama parayı alan tasarruf edip ya bankaya koyuyor ya da faiz getirisinin daha yüksek olduğu başka ülkelere yolluyor. Bu durumda da yerel ekonomide canlanma olmuyor.

      Sil
    2. Mahfi hocam öncelikle size çoğu yazılarınız için teşekkür ediyorum gerçekten çok faydalı bilgiler ediniyorum sizden .
      Sizden bir isteğim olucak eğer yardımcı olabilirseniz çok mutlu olurum. Gibson paradoksu hakkında sunum hazırlıyorum okulumda .. Gibson paradoksu hakkında bir yazı da yazabilirmisiniz ... Şimdiden çok teşekkürler hakkınızı helal edin saygılar.

      Sil
  10. Hocam elinize sağlık. Japonya ve ABD'de görülen likide tuzağı; küreselleşen ekonomi anlayışına bağlı olarak FAİZ ARBİTRAJININ giderek kolaylaşması ve yaygınlaşması nedeniyle içinden çıkılması çok zor bir sorun olarak gözüküyor.Özellikle Japonya; verdiği bütçe açığı da değerlendirildiğinde maliye politikası yönünden eli zayıf ve para politikası yönünden bir kısır döngü içerisinde gözüküyor.

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine muhteşem bir yazı. Analizinize sağlık hocam.

      FED'in para arzını 3 kat arttırması ekonomik canlanmayı istedikleri seviyelerde sağlayamadı. Bunun sebepleri olarak şunları görüyorum;

      * Parasal genişlemenin batık tahvilleri canladırmaya gitmesi

      * Bankaların sorunlu olarak düşündükleri tüketim ve yatırım kredileri piyasası yerine ellerine geçen parayı ihtiyatlılık adına tekrar karşılıklar olarak gömülemeye yatırması ve canlanmayı sağlayacak krediler vermemesi

      * Likidite tuzağı olgusu

      Teşekkürler.

      Sil
    2. Ersin Bey, 3 kat artan para arzı değil parasal taban. ABD'de para arzı 2008 sonundan bu yana %25 civarı arttı. Parasal genişleme denilen şey banka rezervlerini artırmaya yönelik oldu ki onun da sebebi gösterge faiz düzeyini sıfır seviyesinde tutmak içindir.

      Sil
    3. Her iki yorumcuya da teşekkürler. Birbirini tamamlayan iki görüş olmuş.
      ABD'de artan parasal taban (para bazı.)

      Sil
  12. Hocam Avrupa'daki tasarruf egiliminin altinda Maslow'un ihtiyaçlar piramidi yatıyor olabilir mi? insanlar işsizlik korkusuyla yaşamsal ihtiyaçları için yığınak tasarruf yapıyor olabilirler mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli nedenlerden birisi de bu. Bu tür davranışların altında psikolojik nedenler var. O nedenledir ki ekonomi istediği kadar matematik kullansın yine de bir sosyal bilimdir.

      Sil
  13. Başta Sayın Mahfi Eğilmez ve diğer tüm yorum yazarlarına, okuyucular adına bir kez daha teşekkür ederim. Bir konuyu en basit haliyle enine boyuna tartışmak bu olsa gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Yorumlar gerçekten de üst düzey ve yazıya katkı yapar nitelikte yorumlar.

      Sil
  14. Sayın hocam, niceliksel gevşeme tanımınızda kafama takılan bir konuyu sormak istiyorum. Şöyle ki; niceliksel gevşemenin, tahvil bono karşılığı yapııdığı için para basmaktan farklı olduğunu belirtmişsiniz. Merak ettiğim; günümüzde hernasılsa (karşılığı var veya yok)basılan paranın tedavüle sokulabilmesi için (APİ) bono tahvil alımı esas yöntem değil mi. Yani mantık doğruysa para basma = niceliksel gevşeme olmuyor mu? Değerli yazılarınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru diyorsunuz eskiden Hazine'ye doğrudan borç verilirdi şimdi o yok ve paranın tedavüle sokulmasında önde gelen yöntemlerden birisi APİ. Ama bunun yanında tahvil ya da bono karşılığı olmaksızın da MB'den borçlanma imkanı var. Örneğin bizde bankaların TCMB'den gecelik borçlanmalarında herhangibir kağıt karşılığı bulunmuyor. Dolayısıyla her halükârda Para Basma > Niceliksel Gevşeme oluyor.

      Sil
  15. Çok faydalı oldu, sağolun hocam.

    YanıtlaSil
  16. Merhabalar Hocam ,
    Altın fiyatları ile faizler arasında ters yönlü bir ilişki mi vardır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür korelasyonlar genellikle normal zamanlar için geçerlidir. Koşullar kriz koşullarına dönüşüp de algılama sapmaları ortaya çıktığında bu tür korelasyonlar bozulmaya başlıyor.

      Sil
  17. Merhaba Hocam, yazınızın ikinci paragrafında belirttiğiniz tasarruf olmazsa yatırım olmaz, tüketim olmazsa üretim olmaz bilgisini, makroekonomi dersinde Solow Modeli içerisindeki Golden Rule Level of Capital and Savings Rate kullanarak çözüyoruz. Yani, tüketimin maksimum olduğu tasarruf ve kapital miktarını gösteriyoruz. Dünyadaki çoğu ülkenin hala bu sınırın altında bir tasarruf seviyesine sahip olduğu düşünüldüğünde, Türkiye'nin bu seviyeye yaklaşmak için önünde çook uzun yılları var diyebilir miyiz? Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir destek-analiz. Evet Türkiye'nin önünde daha uzun yıllar var gibi duruyor. Bunu kısaltmanın yolu yapısal dönüşümleri yapmaktan geçiyor.

      Sil
  18. Merhaba hocam
    yazınızda bellirttiğiniz ve yorumlar da da defaatle zikrettiğiniz gibi küresel ekonominin iyileşmesi için niceliksel gevşeme yapılıyor (alternatif olan maliye politikaları siyasi sebeplerle yapılamayınca başka da bir yol kalmıyor zaten) ancak bu parasal genişleme tüketime gitmiyor özellikle faizi yüksek riski makul piyasalara kayıyorsa artık küresel ekonominin karar alıcıların tobin vergisi vb bir uygulamayı ciddi ciddi düşünmelerinin zamanı gelmedi mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunu bizim için önermiştim. Ama kabul görmedi. Bugün geldiğimiz nokta yerliye düşük yabancıya yüksek faiz ödeme noktasıdır.

      Sil
  19. merhaba hocam.ben yaş sebze meyve ticaretiyle uğraşıyorum.kurban bayramından sonra bizim piyasamiz resmen durdu.ulusal ve yerel market gruplarının siparişleri yari yarıya düştü.ürünlerin fiyatları gerilemesine rağmen tüketim artacağına düşüyor artık çarklar donmemeye cekler senetler odenmemeye başladı.Teori tarafını anlamadığım ama gerçeğini birebir yaşadığım ekonomi kötüye gidiyor .Hocam ben cokmu karamsarim yada insanlar korkularını dile mi getirmiyorlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de esnaftan ve ticaret erbabından aynı yönde çok şikayet alıyorum. Önümüzdeki günlerde bunları daha net göreceğiz sanırım.

      Sil
  20. Sevgili Hocam ve Üstadım,
    naçizane yorumlarımı dikkate alıp yazınızı değiştirdiğiniz/güncellediğiniz için çok teşekkür ederim. Bana şeref verdiniz. Yorumlarım belki biraz "muhalefet" havasında olabilir ama emin olun hepsi sayısal verilere dayalı. (üçüncü, dördüncü ve dokuzuncu yorumlar bana ait) Ampirik verilere uymayan bir şey gördüğüm veya okuduğum zaman hemen kafamda ampul yanıyor :) Düşündüğümü yazmadan edemiyorum. Ayrıca, beni Japon merkez bankasının veri deryasında yüzdürdüğünüz ve birçok yeni şeyi öğrenmemi sağladığınız için de teşekkür ederim. Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin yorumlarınızdaki katkılarınız yazıyı daha anlaşılabilir hale getirmeme ve likidite tuzağını güncel durumla bağdaştıran bir başka yorumumu buraya taşımama neden oldu. O nedenle ben de size teşekkür ederim.

      Sil
  21. Merhaba hocam, size 2 tane soru sormak istiyorum.
    1-) Ödemeler dengesi ile cari işlemler bütçesi arasındaki fark nedir?
    2-) Bir ülkeye giren sıcak para nasıl anlaşılır?

    Bu 2 soruma cevap verirseniz çok mutlu olurum... Şimdiden teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Ödemeler dengesi bir ülkenin dış ekonomik ilişkilerinin tümünü gösteren bilançosudur. Cari işlemler dengesi ise o bilançodaki en önemi dengedir. Cari açık için bu blogdaki şu yazıma bakabilirsiniz. http://www.mahfiegilmez.com/2012/02/cari-ack-dersi.html
      2) Bir ülkeye yabancı para üç şekilde girer: (a) Doğrudan yabancı sermaye yatırımı (gelip burada işyeri kurar ya da kurulmuş işyerini satın alır) (b) Portföy yatırımı (hisse senedi satın alır) (c) Kredi veya borç (yabancı yatırımcılar bankalara veya özel kesim kurumlarına kısa ya da uzun vadeli borç verebilir ya da bizim bankalarda mevduat hesabı açar) İşte bu son grup risk oluştuğu zaman kolayca ülkeyi terk edebileceği için sıcak para diye adlandırılır.

      Sil
  22. hocam faiz koridoru politikası para ve döviz piyasalarını nasıl etkiler su anda örneğin aradaki fark %4 bu fark %2 ye inse döviz kur yükselir diye düşünüyorum doğru mu??? cevaplarsanız sevinirim....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başka şeylere de bağlı olmakla birlikte farkın azalması bu yönde etki yapar.

      Sil
  23. Hocam,
    Tahvil konusunda kafamı karıştıran husus,
    Tahvil fiyatı arttığında faiz kazancı düşüyor. Diğer yandan sermaye kazancı elde etmiş oluyor.
    Sermaye kazancı da parasının kaybettiği değeri karşılıyor sanırsam. burası kafama takıldı.
    İşte bu noktada yatırımcı Tahvilde kazanamayınca elinde nakit bulundurmak istiyor.
    Başka spekülatif araçlara yöneliyor.
    Birde hocam yıllardır ülkemize yüksek faizden dolayı gelen sıcak para ekonomiyi canlandırıyor ki
    müsaade ediliyor.
    Şu an sıcak para çekilecek olsa bizim içinde kriz oluşmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cari açığın finansmanında gelen yabancı paranın yarısı sıcak para olarak geliyor. Bu para gelmezse borsada düşüşler yaşanır, faiz yükselir, ithalat düşer. Bunların sonucunda büyüme geriler. Sıcak paranın çıkışı bu aşamada tek başına kriz yaratacak gibi görünmüyor ama hasar verir.

      Sil
  24. Meraba hocam,
    Tasarruf paradoksu konusunda araştırdığım kadarıyla,
    faizleri sıfır veya sıfıra yakın olan ülkeler faizi yüksek olan ülkelere
    para transferi yaparak oradan faiz geliri elde ederek faiz gelirlerini
    kendi ekonomilerini tüketimlerini vs düzene bindirene kadar bu şekilde devam
    edecekler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet o nedenle de ABD ve Avrupa'da piyasaya sürülen paralar orada ekonomiyi canlandırmaktan çok yüksek faiz ya da yüksek borsa getirisi veren ülkelere kayarak orada bu kez kur sorunu yaratıyor.

      Sil
  25. hocam merhabalar. likidite tuzağının olduğu durumlarda faiz oranının inebileceği en düşük seviyeye indiğini görüyoruz. ancak bu firmalar için yatırımın daha az maliyetli olabileceğini göstermiyormu? dolayısıyla düşük faiz oranlarının yatırım maliyetlerini azaltacağını ve de firmaların karlarını arttıracağını ve de büyümeyi tetikleyeceğini söyleyemeyiz mi? bu noktada kafam karıştı biraz. beni aydınlatırsanız çok memnun olurum. saygılar

    YanıtlaSil
  26. Hocam Merhabalar, şuan bankalar piyasadan yüklü miktarda altın topladı. Nasıl oldu da bu tasarruf paradoksuna neden olmadı. Rica etsem bunun nedenini söyler misiniz. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  27. hocam likidite tuzagında (100-95) / 95 = 5,5 yapmaz 5,3 yapar. İşlemin 5,5 için formül böyle olmalı (100-95) / 90 olacak bilginiz olsun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düzelttim, teşekkürler.

      Sil
    2. Hocam bi sorum olacak. Rasyonel dusunen bir yatırımcı seçime giden Türkiye de ve mevcut ekonomik konjokturde parasını hangi finansal varlığa yatırması doğrudur.

      Sil
  28. Merhaba hocam, mükemmelsiniz.
    Likidite tuzağından nası çıkılır? Genişletici maliye politikasının uygulanması nasıl etkiler? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  29. Hocam mrb; ben likitide tuzaginda su noktayi anlayamiyorum. Teoriye gore faizlerin dusuk oldugu noktada spekulatif para telebi azalir ama ekonomide soyle bir ilke oldugunu animsiyorum( yanlissa lutfen duzeltin) failzler duserse yatirimlar artar diye. Bu durumda mantiken dusuk faiz haddinde aktörler ellerinde spekulasyon yapmak icin para bulundurmak yerine yatirima yonelmezler mi?

    YanıtlaSil
  30. Bir ekonomi de likidite tuzağı dengede iken kamu harcamalarinda ki bi azalış Y ve i yi nasil etkiler. ..

    YanıtlaSil
  31. http://www.adbi.org/working-paper/2015/04/08/6590.japan.lost.decade.economies/

    YanıtlaSil
  32. Rasyonel dusunen bir yatırımcı seçime giden turkiyede ve mevcut ekonomik konjokturde parasını hangi finansal varlığa yatırması doğrudur? Yorumlayınız

    YanıtlaSil
  33. Merhaba hocam
    Para talebinin para arzindan büyük olduğu durumda hangi politika uygulanmALI neden

    YanıtlaSil
  34. hocam tasarruf paradoksunu ıslami açıdan nasıl değerlendirirsiniz yani tasarruf paradoksundan önce ıslamda nasıl bişey wardi ???

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...