13 Ocak 2013 Pazar

Ekonomideki İlişkiler ve Çelişkiler


Makroekonomideki büyüklükler birbiriyle ya aynı yönde ya da ters yönde ilişki içindedir. Ya da bir başka ifadeyle makro büyüklükler birbirleriyle ya ilişki ya da çelişki içindedir. O nedenle ekonomi politikası bilim olduğu kadar sanat olarak da kabul edilir. 

Enflasyon ile Faiz
Enflasyonla faizler arasında paralel bir ilişki vardır. Soldaki grafik Türkiye’de son onbir yılda yaşanan enflasyon (TÜFE endeksi) düşüşü ile Hazine kağıtları (DİBS) faizi arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor (Mavi çizgi enflasyon, kırmızı çizgi DİBS faiz oranları.)

2002 yılından bu yana enflasyonda yaşanan düşüş faizlere de yansımış bulunuyor. Burada asıl konu bu ilişkiyi doğru analiz edebilmektedir. Çünkü enflasyon düştüğü için mi faiz düşmüştür yoksa faiz düştüğü için mi enflasyon düşmüştür sorusunu grafiğe bakarak yanıtlamamız kolay değildir. Monetaristler bu soruyu hiç tartışmadan enflasyon düştüğü için faizler düşmüştür diye yanıtlarken arz yönlü iktisatçılar tam tersini savunurlar. Bu sorunun doğru yanıtını verebilmek için verilerin arkasına geçip enflasyonun talep enflasyonu mu yoksa maliye enflasyonu mu olduğuna, ithal edilmiş enflasyonun etkisini taşıyıp taşımadığına bakmak gerekiyor. Eğer enflasyon ağırlıklı olarak talep enflasyonu ise o zaman enflasyon düştüğü için faizler düşmüş demektir. Eğer enflasyon ağırlıklı olarak maliyet enflasyonu ve ithal edilmiş enflasyon bileşenlerinden oluşuyorsa o zaman enflasyonun düşüşüne faizdeki düşüş de katkıda bulunmuş olabilir.  

Büyüme ile İşsizlik
Büyüme ile birçok makro gösterge arasında doğru ya da ters yönlü ilişki vardır. Burada örnek olarak büyüme ile en yakın ilişkide olduğu düşünülen işsizliği ele alacağım. Bir ekonomi büyümeye başladığında daha fazla yatırım yapıyor, daha fazla üretim yapıyor, kapasite kullanımını artırıyor demektir. Bunların doğal sonucu ise daha fazla istihdam demektir. Yani büyümenin hızlandığı bir ekonomide işsizliğin azalması gerekir. Soldaki grafik son onbir yılda Türkiye’de yaşanan büyüme ile işsizlik arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor (Mavi çizgi büyüme, kırmızı çizgi işsizlik oranları.)

Büyüme ile işsizlik arasındaki aynı yönlü ilişkinin biraz gecikmeli olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. O nedenle 2012 yılında büyümedeki düşüşün etkisini büyük olasılıkla 2013 yılında işsizlik artışı olarak göreceğiz. Zaten 2012 yılının son aylarına girilirken işsizlik oranı da artmaya başladı.

Cari Denge ile Bütçe Dengesi
Türkiye'nin birçok ekonomiden ayrıştığı bir durum cari denge ile bütçe denesi arasındaki ilişkidir. Aslında her iki dengenin de açık vermesi haline (ki buna ikiz açık deniyor) sıkça rastlanmakla birlikte bir artarken ötekinin azalmasına çok fazla rastlanmıyor. Bu ters yönlü ilişkinin yaşandığı en önemli ekonomi Türkiye’dir. Soldaki grafik son onbir yılda bütçe dengesi ile cari dengenin GSYH içindeki paylarının gelişimini gösteriyor (Kırmızı çizgi bütçe dengesi, mavi çizgi cari denge.)   
Grafiğin gösterdiği gibi bütçe dengesiyle cari denge arasında çelişkili bir ilişki var. Yani biri artarken öteki azalıyor. Bu ilişkide baskın durumdaki değişken cari dengedir. İthalat düştükçe cari denge gerilemekte ve ithalden alınan vergiler azaldığı için bütçr dengesi bozulmaktadır.

Tasarruf – Yatırım ve Faiz
Tıpkı yatırımlarda olduğu gibi tasarrufların en önemli belirleyicilerinin başında faiz oranları gelir. Faiz düştükçe tasarruflarda düşüş olur, yatırımlarda ise artış olur. Kuşkusuz bu bir ekonomi yasası değildir. Çünkü tasarruf ve yatırım kararlarının faiz dışında da belirleyicileri vardır. Örneğin yatırımcılar faizlerdeki düşüşün ileride sıkıntı yaratacağını düşünürse yatırımlarını beklendiği kadar artırmayabilir. Ya da tasarruf sahipleri faizlerdeki düşüşün ileride daha da hızlı olacağını düşünürse bu kaybı gidermek için daha çok tasarruf edip daha uzun vadeli mevduata ya da tahvillere yönelebilirler. Soldaki grafik Türkiye’nin son on yılda özel tasarruflar (ÖT), özel yatırımlar (ÖY) ve faizler (DİBS faizleri esas alınmıştır) arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor.  

Grafiğe dikkat edilecek olursa faizlerde yaşanan hızlı düşüş başlangıçta özel tasarruflarda benzer bir düşüşe ve buna karşılık özel yatırımlarda artışa yol açmış görünüyor. Faizde düşüş devam ederken özel yatırımlarda paralel bir eğilim ortaya çıkmamış hatta başlangıçtaki olumlu tepki giderek o olumlu havasını kaybetmiş. Buna karşılık özel tasarruflar faizlere paralel olarak gerilemeye devam etmiş. Demek ki Türkiye gibi yüksek enflasyon yüksek faiz ilişkisini uzun yıllar yaşamış bir ekonomide faizlerdeki düşüş tasarrufları derinden etkileyebiliyor. 

Değerlendirme
Ekonomide her zaman aynı yönde ilişkiler yoktur. Yani örneğin enflasyon düşüşüyle birlikte faizler düşebilir, faizler düşerken tasarruflar da düşebilir buna karşılık yatırımlar artmayabilir. Bütçe dengesi de cari denge de açık verebilir. Birindeki artış ötekinde azalmaya (ya da tersi) yol açabilir.

Bütün bu oynaklığın altında yatan şey beklentilerdir. Ekonomi, fizik bilimlerden farklı olarak insan davranışlarından, toplumsal alışkanlıklardan, geleneklerden etkilenen bir bilim dalıdır. O nedenle ekonomik ilişkiler farklı yerlerde farklı zamanlarda farklı görünümler sergileyebilir. İşin içine insanların geleceğe ilişkin beklentileri girince daha da karmaşık bir görünüm çıkar ortaya. Büyümeyi hedeflediğimizde işsizlik düşebilir ama cari açık artar. Cari açığın artması bütçe açığını düşürür. Dönüp te cari açığı düşürelim deyince bu kez büyüme düşer, bütçe açığı ve işsizlik yükselmeye başlar. Faizi düşürelim derseniz tasarruflar düşmeye başlar. Tasarruflar düşünce cari açık artar. Makroekonomik amaçlar birbiriyle çelişir. Uygulanacak makroekonmik araçlar da birbiri aleyhine çalışır. Bunların hepsini optimum bir dengede tutabilmek çoğu kez mucizelere bağlıdır. İşte bu nedenledir ki bu ilişkileri istenilen yönde biçimlendirmeyi amaçlayan ekonomi politikasını uygulamak görüldüğü kadar kolay değildir. 

99 yorum:

  1. Hocam uzun zamandır sızı takıp edıyorum.Bu en guzel yazılarınızdan bırı olmus.Kahvehanede vatan kurtaranlara, sorumsuz sıyasılere bu yazınız ders olsun.Bu yazı tum ıktısat kıtaplarının gırıs yazısı olmalı bence.Abuzıttın.

    YanıtlaSil
  2. elinize sağlık hocam.daha önceki yazılarınız da değindiğinizi bildiğim enflasyon ile işsizlik arsındaki ilişkiye, büyüme ekseninde de değinirseniz çok sevinirim. ilginiz için teşekkür ederim. iyi pazarlar.

    YanıtlaSil
  3. Hocam elinize sağlık. Çok üretkensiniz. Sizi takdir ediyoruz. Sakıncası yok ise sadece şunu merak ediyorum. Acaba tüm yazı içeriği, grfik çizimler, veri veya dataların ilgili kaynaklardan temini vb. tüm çalışmalar sizin tarafınızdan mı yapılmaktadır? Veya bu konuda sizi asiste eden, biri(leri) var mıdır? Birilerinin olması katiyen üretkenliğinize gölge düşürmez ben sadece merakımdan dolayı sormak istedim.
    Saygılarımla,
    Hasan Osma

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asistanım ya da bana yardım eden kimse yok. Yazılar, yorumlar, mailler ve twitler bana ait.

      Sil
  4. Hocam yine nefis bir yazı yazmışsınız..Kaleminize sağlık diyorum..
    2013 yılı bankalar açasından (mevduat faizleri) sizce nasıl bir yıl olacaktır??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Mevduat faizleri ikinci yarıda yükselmeye başlar diye tahmin ediyorum.

      Sil
  5. İlk grafikte mavi çizgi enflasyonu, kırmızı çizgi DİBS faizlerini göstermiyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız yanlışlık olmuş, düzelttim, teşekkürler.

      Sil
  6. Hocam, bizim merkez bankası enflasyonun kaynağı ne olursa olsun, ister maliyet ister talep, nihayetinde aynı politikayı uyguluyor: faizi yükseltmek. Talep enflasyonu olursa bankaların fonlama maliyetlerini yükseltiyor, kredi faizlerindeki yükseliş de kredi talebini daraltınca talep de azalmış oluyor. Ayrıca faiz yükselince TL de değer kazanıyor, kur etkisi enflasyonun düşüşüne katkıda bulunuyor. Maliyet enflasyonu olursa da yine faizleri yüksek tutarak kuru baskılıyor ve bu şekilde enflasyon beklentilerini yönetmeye çalışıyor. Velhasıl Hocam, bizim memlekette hep reel faizler yükseldiği veya yüksek seviyesini koruduğu için enflasyon düşerken, reel faizler düşerken enflasyon artıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim MB aslında faizi yükseltmeden para politikası uyguluyor. Çünkü siyasiler faizin artmasının nflasyon yarattığına inanıyor.

      Sil
    2. Hocam ama merkez bankasının faiz koridorunun üst bandını yukarı çektiği Ekim 2011 öncesindeki 6 ayda İMKB repo faizi ortalama %6.5 iken sonraki 6 ayda ortalama %10 olmuş, bankaların fonlama maliyetleri artmış. şimdi faizler yükselmese kredi talebi azalır mıydı veya TL'deki değer kaybı durur muydu? ben sanmıyorum. TCMB Ağustos 2011-Ocak 2012 arasında 16 milyar dolar sattı, ama piyasa bana mısın demedi. demek ki faizlerle oynamadan ne döviz kurunu ne de enflasyonu yönetebiliyoruz.

      Sil
  7. Merhaba, merak ettiğim şey ampirik düzeyde bakıldığında istatistiki ya da ekonometrik ölçümlerde beraber hareket ettikleri tespit edilen bu gibi iktisadi değişkenlerin birlikte hareket etmesini ya da etmemesini sağlayan başka değişkenler ya da süreçler olabilir mi? Biraz daha genişleterek sorarsam, "nedensellik" istatistikten mi gelmekte yoksa kuramdan mı? İstatistiksel nedensellik,bilimsel nedensellik yani birinin diğerine yol açması olarak düşünülebilir mi? YOksa sadece bu değişkelerin beraber değiştiklerine mi işaret eder?
    Teşekkür

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kanımca işin içinde istatistikden nedensellik ağırlıklı.

      Sil
  8. Hocam merhabalar, yazınızı cok beğendim.. 2013 te cari açık riskli seviyelere yaklasır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      2013 de cari açıkta artma bekliyorum ama riskli düzeye çıkmayabikir.

      Sil
  9. Hocam yazdiginiz yazilari bir finansçi olarak her sabah ise giderken keyifle okuyorum. Sizden ricam maliyet enflasyonu ile faiz arasindaki iliskiye kisaca deginirmisiniz. Hayirli aksamlar,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. en güzel örnek ilişki 80'lerin başındaki ABD para politikasından verilebilir. 70'ler malum ABD'de maliyet enflasyonunun ve ücret-fiyat spiralinin yaşandığı yıllar. FED bakmış ki gidişat kötü, altın 800 dolarlara dayanmış, petrol coşmuş faizleri %20'lerin üzerine çıkarmış. reel faizler bir ara %7'yi aşmış. ama maliyeti de olmuş. 1980'de ve 1981-82'de üst üste 2 resesyon yaşamışlar ama sonuçta dezenflasyon süreci başlamış. devamında faizler de düşen enflasyona ayak uydurmuş.

      Sil
  10. Hocam yazılarınızda S-I yı cari açığın başka bir ifadesi olarak gösterildiğini belirtmiştiniz. Cari işlemler dengesinde hizmetler ve karşılıksız transferleride içerdiğinden s-I nın negatif çıkması cari işlemler dengesinin açık verdiğini gösterir mi? Bu ikisi arasındaki farka bakarak cari açık verdik demenin mantığını izah ederseniz sevinirim. İyi günler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. formül şöyle: (X-M) = (S-I) + (T-G)
      olay sadece (S-I)'dan ibaret değil. olayın bir de (T-G) yani kamu tasarrufu boyutu var. kamu tasarruf fazlası veriyorsa cari açık azalır, kamu tasarruf açığı verirse cari açık artar.

      Sil
    2. Forum tam istediğim gibi işliyor. Teşekkürler

      Sil
  11. Hocam Türkiye'ye yabancı sermayenin yok denecek kadar az gelmesi durumunda aynı ithalatımızı yapmak için faiz karşılığı borçlanarak bir bedel ödeyerek bu kaynağa ulaşırız değil mi?ayrıca Türkiye büyümede dışarıda bağlı olduğu kadar bunun finansmanında da dışarıya bağımlı gözüküyor. Sizce bu yapıdan nasıl kurtulunabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Finansman gelmezse ithalat yapılmayacağı için cari açık düşer.
      Bu yapıdan kurtulmanın yolu kısmi ve geçici ithal ikamesiyle yerli üretimi teşvik etmektir. Ama bu geçici olmalı sürekli teşvike dönüşmemeli.

      Sil
    2. hocam kesinlikle katılıyorum ama liberal yeni dünya düzeninde böyle geçici de olsa ithal ikameci yaklaşımın uygulanabilmesi sizce olası gözüküyor mu. korenin yarattığı marka değerinde altında geçmişteki bu tarz politikamı yatıyor acaba?

      Sil
  12. doğrudan yabancı sermaye girişleri sıfıra yaklaşacak derecede çok azalırsa aynı düzeyde ithalatı biraz zor yaparız gibi. ithalat düşer onu da borçlanarak yaparız veya rezervlerden de bir miktar yiyebiliriz.

    YanıtlaSil
  13. Elinize sağlık hocam Türkiye'nin gerçek yüzünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Benim sorum faizlerin yüksek olmasından bize çok fazla döviz akması ve Türkiyeninde ithalat yapmak için tasarruflarını kullanarak tasarrufları kadar döviz talep etmesi bundan dolayı Türkiye'ye fazla döviz akmasına rağmen tasarruflarının azlığından dolayı çok fazla döviz talep edememesi kalan döviz gereksinimini de dış borç olarak diğer ülkelerden almaktadır? Hocam bu süreç böylemi işlemektedir ? Eğer böyle değilse anladığım bir dille anlatırsanız sevinirim? Bir de tasarruflarımız fazla olsa ülkeye akan dövizleri bu tasarrufları kullanarak talep edip dışarıdan borçlanma ihtiyacımız olmazmıy dı? Cevabınız için şimdiden teşekkür ederim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eğer yeterince tasarruf yoksa firmalar TL cinsi borçlanırlar ve borçlandıkları bu miktarla döviz talep ederler. veya doğrudan döviz olarak da borçlanabilirler.

      Sil
    2. Borçlanmanın bir limiti var. Finansman bulamayınca ithalat düşer.

      Sil
  14. Hocam bugüne kadar yazdığınız kitapların 9 unu okudum hedef kalanlarıda bitirmek size buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Ayrıca önerdiğiniz başka kaynak(sizin kadar akıcı ve olayların mantığını kavratan bir kitap) var mıdır ? Hangi kitapları önerirsiniz ? Bu kitapları bizimle paylaşırsanız çok sevinirim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ludwig Von Mises'ın "Human Action" adlı kitabını tavsiye ederim. İngilizce sıkıntısı yoksa süper bir kitaptır.

      Sil
    2. Von Mises'in "the theory of money and credit" kitabı da çok iyidir ama biraz daha tekniktir.

      Sil
    3. Alaaddin Şenel'in İlkel Toplumdan Uygar Topluma adlı kitabını öneririm. Okuduğum en önemli kitaplardan birisidir.

      Sil
  15. Sayın hocam faizin düşmesi her zaman yatırımları canlandırmaz demişsiniz bunu gerekçesi ile birlikte biraz açmanız mümkünmüdür ? Acaba beklentilerin bozukluğundanmı yoksa başka gerekçesi var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. en önemli faktör beklentilerin bozulması. beklentiler bozulduğu için merkez bankaları ortaya para saçar ve faizler buna bağlı olarak düşerken varlık fiyatları coşarsa yatırımcı elindeki fonları reel yatırımlar yerine spekülatif amaçlarla da değerlendirebilir. bu da reel yatırımlara engel oluşturabilir.

      Sil
    2. Yanıt doğru ABD de bu durum geçerli.

      Sil
  16. Hocam ben iktisadi ve idari bilimler fakültesi maliye bölümümden mezun olmuş biriyim hocam inanın ki yazılarınızı okurken bazı şeyleri de bildiğimin farkına varıyorum ve çok hoşuma gidiyor diğer ekonomistlerin kullanmış olduğu usluptan çok farklı ve çok güzel bir dil kullanıyorsunuz. umut ediyorum ki diğer öğrenci arkadaşlarım da sizin yazılarınızı düzenli bir şekilde okur bunun içinde sizi bütün arkadaşlarıma söylüyorum ve diğer saygı değer ekonomistlerin de sizin kullanmış olduğunuz uslup ve konu seçimlerinizi örnek almasını çok isterim.. saygılar

    YanıtlaSil
  17. Sayın Mahfi Eğilmez bir İşletme öğrencisiyim ve bana okulumdan daha fazla şey kattığınızı belirtmek isterim.Teşekkürler.Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kardeş katılıyorum sana bende iibf öğrencisiyim hocamı okudukça bölümümü sevmeye başladım keşke bütün iktisadi ve idari bilimler fakültesine zorunlu ders olarak hacamın günlük yazıları konsa ve sonunda sınava tabi olsak ne kadar çok faydası olur...

      Sil
    2. Arkadaşlar okulda öğrendikleriniz önemlidir. Ama okulda öğretilenle yetinmemeli gerekir.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  18. Bende iibf işletme mezunuyum. Bize okulda okutulan dersler aldığımız egitim hocamızın dediği gibi önemlidir. Ancak iktisat okuyan arkadaslarımız bir şeyi bilmek zorundalar iktisat öğrenmek hukuk okumaya benzemez ezberlemen anlamaya yetmez malesef egitim sistemimizde eksiklikler var ben iktisadi ve mantığını hocamızın yazıları ve üslubuyla geliştirdiğimi söylemeliyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz bütün dallar için geçerli. Hukuk da başlangıçta ezber gibidir ama olayların çözümü için analiz ister. Analiz ve sentez yeteneği konu ekonomi olduğunda doruk noktasına çıkıyor. Çünkü fazla yasası yok, olanların bir bölümü de zamana ve mekana bağlı olarak değişebiliyor. Değişmeyen ekonomi yasaları arz ve talep yasasıdır. Ekonomi, yasalardan çok teorilere dayanıyor. Aynı konuda birden fazla teorisi olan ve o teorilerin hepsinin de doğru olduğu başka bir bilim dalı bilmiyorum. Ekonomi karışık bir bilim dalıdır. Felsefe yönü ağırlıklıdır.

      Sil
  19. Hocam supersiniz. Iktsat 3.sinif ogrencisiyim 4 gundur yazilarinizi okumaya basladim gercekten sistemde sitede mobil uygulamada fevkalade analizlerinizle ulkeye ve bizlere yol gosterdiginiz icinde ayrica tesekkur ederim

    YanıtlaSil
  20. YAZILARINIZDAN ÇOK İSTİFADE EDİYORUM. ELLERİNİZE SAĞLIK HOCAM.

    YanıtlaSil
  21. Hocam merkez bankasının faizleri yükseltmesi sadece repo ve faiz üst koridorunda artışa gitmesiyle mi oluyor?Yani faizleri yükseltmek için iki araç mı var?Yine merkez bankası gecelik borç alma faiziyle piyasaları etkileyebilir mi?teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam borç alma faiziyle ilgili olarak piyasalara likidite sağlayabilir mi onu kastediyorum?yani yüksek faiz ödeyerek.

      Sil
    2. faiz koridorunun üstü faizler açısından üst sınır oluyor. 1 hafta vadeli repo ihalelerinin etkisi ise repo edilen para miktarına bağlı.
      borç alma faiz oranını diyelim ki bugünkü %5'ten %8'e yükseltti. o zaman %8 banka mevduat faizleri için bir taban olur ve haliyle mevduat faizleri artınca kredi faizleri de artar.
      merkez bankası, zorunlu karşılıkları artırarak/azaltarak yani rezerv talebini artırarak/azaltarak da faizleri etkileyebilir.
      son olarak açık piyasa işlemleri yoluyla varlık alarak/satarak bankalar arası para piyasası faizlerini düşürebilir/yükseltebilir.

      Sil
    3. Soru ve yanıt için teşekkürler.

      Sil
  22. Hocam merhaba.Faizleri düşük tutmak sanki yüksek olmasından iyi gibi.Çünkü yüksek faiz olduğunda bunu yatırıma dönüştürmek yerine faize yatırılıyor.Ama faizler düşük tutulduğu zaman insanlar hem yatırım yapıyorlar faizi paraya yatırmak yerine hem de daha düşük maliyetlerle borçlanıyorlar.Böyle olunca işsizlikte azalma büyüme de artma görülmesi daha olası değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşük faizin tasarrufu düşürmesine karşılık yatırımı artırdığına dair bir işaret henüz yok.

      Sil
  23. Sayın hocam, ''bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum'' felsefesinden yola çıkacak olursak bizim askerliğimiz çok uzun olacak Hocam:) Yazdığınız her yazıdan yeni birşeyler öğrenip vizyonumuzu geliştiriyoruz. saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah. Yararı olduğunu duymak çok hoş.

      Sil
  24. Hocam elinize sağlık, değerlendirmek bize düşmez ama yine çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Bireysel emeklilik sistemi ile ilgili görüşlerinizin yer aldığı bir yazınıza blogda aratarak ulaşamadım, bu konuda da bizleri aydınlatırsanız sevinirim. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. BES konusunda biraz daha araştırmam gerekiyor.

      Sil
  25. Hocam yazınız çok güzel. Çok zevkle izlediğim Ekodiyalogdan beri sizi takip ediyorum.
    Krizlerle ilgili birşey soracaktım. Krizlerin bir sonuç olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa
    belli sermaye gruplarının kriz çıkarttığına inanıyor musunuz?
    Yani bir kriz sonucunda ekonomik sistem değişir mi? Kapitalizm değişebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Sondan başlayalım. Henüz krizlerin kapitalizmi değiştirebileceği bir aşamada olduğumuzu düşünmüyorum. İleride o da olabilir. Kapitalizm kolay form değiştirip dönüşebilen esnek bir yapıya sahip. Başlangıçta tarımsal kapitalizmle yola çıktı, ilk krizde tarımdan ticarete dönüştü (merkantilizm) sonrakinde ticaretten sanayiye geçti(sanayi kapitalizmi)son olarak da küreselleşti.
      Ben komplo teorilerine pek itibar etmem o nedenle krizin bir sonuç olduğu kanısındayım.

      Sil
  26. Hocam merhaba,
    Elinize,kaleminize sağlık.Bir kere yazılarınızda teori ile pratiği çok güzel dengeliyorsunuz.Teorinin sıkıcı kurallarını ekonominin gerçekleriyle harmanlayıp bize takdim ediyorsunuz.
    -Enflasyon ile DİBS faizlerinin arasında 2002 yılında yaklaşık 35 puan fark varken bu fark 2012 yılında neredeyse sıfırlanmış.Bu durum bizim 2002 yılında borç faizi olarak enflasyonun çok üzerinde bir reel faiz ödediğimiz anlamına gelir mi.
    -Bugün geldiğimiz noktada enflasyon ile DİBS faiz oranının arasında farkın kapanmasını hangi gelişme sağlamıştır.
    İyi akşamlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Bunu yapmak kolay değil. Ben hemen her konuda iki tarafta da bulundum. KIamu kesiminde denetçilik de yaptım yöneticilik de. Özel kesimde yöneticilik yaptım. Yani uygulamada bulunulabilecek her yerde bulundum. Teoride ise akademisyenlik yaptım. Gazetelerde yazı da yazdım. Yani olayların hem içinde hem dışında bulundum. O nedenle teoriyle uygulamayı birleştirmeyi seviyorum.
      - 2002'de (2001 krizi sonrası olduğu için) reel faiz çok yüksekti. 1990'lar boyunca da % 10'lar dolayındaydı. Tasarruf yapanlar çok yüksek reel faizlerle mevduat yapmaya alıştığı için bugünkü faizlerle tasarruf yapmayı tercih etmiyor. Oysa batıda faizlerin düşüklüğü tasarruf oranını çok fazla etkilemiyor çünkü onlarda hiçbir zaman bu kadar yüksek reel faiz olmadı.
      -Enflasyonun düşmesi + risklerin azalması + yabancı para girişi + bütçe açığının çok azalması ve kamu kesimi borçlanmasının düşmesi (dolayısıyla kamu kesiminin özel kesimi dışlama olgusunun kalkması)+ bankaların finansal gücünün yükselmesi gibi nedenler faizleri düşürdü.

      Sil
  27. Hocam iyi günler, ellerinize sağlık. Tasarruf-cari açık arasında bir soru sormak istiyorum hocam. Tasarruflar düşerse cari açık artar demişsiniz. 2011 yılında Japonya'da Toplam Tasarrufların milli gelire oranla -1,3 iken, Almanya'da Toplam Tasarrufların milli gelire oranla 11,3 olmuştu. Ama her iki ülkede cari açık vermiyorlar. Bu nasıl oluyor hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bu yazım Türkiye'ye özgüdür. Ekonomi her ne kadar evrensel görünse de ayrıntıda yereldir. Her ekonomi aynı tepkiyi vermez. Her ekonominin kendine özgü koşulları vardır. Farklılıklar oradan gelir.

      Sil
    2. Japonya'ya ilişkin o rakam büyük ihtimalle hanehalkı tasarruf verisidir. ancak biliyorsunuz özel sektör hanehalklarından ibaret değil, bir de özel sektör firmaları var. Japonya'da son 10 yıldır asıl tasarrufçular bireylerden çok firmalar olmuştur.

      Sil
  28. Hocam ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş. Sizin yazılarınızla ekonomiyi daha iyi anlayabiliyoruz. Benim sorum şu olacak; reel faizlerin her zaman "0" olduğu bir ekonomi mümkün müdür? Çünkü reel faizler "0" olsa, devlet her yıl faiz giderleri yerine yatırım harcamaları yapsa olmaz mı? Yani bunun için bir engel var mıdır hocam? Enflasyon olduğu dönemlerde de vergileri arttırır. Böylece faize gerek kalmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reel faizin sürekli sıfır olduğu yerde tasarruflar da sıfıra yaklaşır. Tasarruf olmazsa yatırım da olmaz. Kısa vadede tersine bazı gelişmeler olsa da uzun vadede durum budur.

      Sil
    2. reel faizin sürekli sıfır olması eşyanın tabiatına aykırıdır. fiat-money sistemi kişilere pozitif reel faiz vermek zorundadır. uzunca bir müddet sıfır veya negatif reel faiz verebilmesi ancak ve ancak parasal metal mülkiyetinin yasaklanmasıyla mümkün olabilir. (1933-1973 arası, financial repression dönemi)
      klasik bir parasal metal standardında ise nominal faizler uzunca bir müddet sıfır seviyesinde seyredebilir ancak böyle bir sistemde doğal deflasyon olacağı için reel faizler yine pozitif olur.

      Sil
  29. hocam saygılar küçük yatırımcının kafası çok karışık güvenli liman diye bir şey kalmadı artık

    YanıtlaSil
  30. İyi akşamlar hocam, yazınız harika olmuş, ancak benim aklımda bir soru var. Şimdi sizin tespitlerinizle faiz düşerse tasarruflarda düşer diyorsunuz. Tasarruflar düşüncede Cari Açık artar diyorsunuz. Cari Açık demek de döviz ihtiyacının artması demektir. İktisat derslerinde de şöyle bir ezber var; döviz ihtiyacını gidermek için (ülkeye döviz çekmek için) faizler arttırılır, döviz girişi olur fakat o zamanda TL değerlenir ve bu İhracatı baltalar, İthalatı yükseltir ve tekrar Cari Açık (Döviz Açığı) oluşur buraya kadar doğru değil mi? Peki o zaman burada bir kısır döngü yok mudur? Kısır döngü varsa neden bize bu "ezberler" anlatılıyor da buna bir çözüm bulunmuyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi genel eğilimleri anlatır. Ekonomide, fizik bilimlerde olduğu gibi mutlak doğru ve değişmeyen yasalar çok azdır. Ekonomi, daha çok genel eğilimler üzerine kurulu teorilere dayanır. Bu çerçevede bakarsanız Türkiye'nin geçen yıl TL'nin değerli kaldığı halde ihracatının arttığını görmek mümkün olur.
      Bunun temel nedeni büyük ölçüde mekanik sistemi etkileyen beklentilerin varlığıdır.

      Sil
    2. faizler artırılınca iç talep, dolayısıyla ithalat da daralır. ülkeye döviz çekmek için faiz artırılıyorsa genellikle öncesinde kurda yükseliş olmuştur, o nedenle faizler yukarı çekiliyordur. faiz artışları TL'de bir miktar değerlenmeye yol açabilir ancak önceki duruma kıyasla kur daha yüksek bir yerde dengeye gelir (overshooting).

      Sil
  31. "Cari Denge= Özel sektörün yarattığı katma değer + Devletin yarattığı katma değer" olarak formüle edilebilir, özel sektör tasarruflar-yatırımlar şeklinde devlet ise vergi gelirleri-Devlet giderleri[faiz giderleri+faiz dışı giderler] şeklinde katma değer yaratır. eğer bu denklemde negatif sonuçlar varsa yani tasarruflar- yatırımlar dengesi negatifse ve/veya vergi gelirleri-devlet giderleri dengesi negatifse ve bu sebepler cari dengede negatif sonuç doğuruyorsa bu "cari açığı" gösterir. Tasarrufların düşmesi cari açığı arttırır bu yönüyle, tabii asıl olarak ithalata dayalı büyüme modelini benimsemiş bir ülke olarak devletin bir numaralı gelir kaynağı ithalattan aldığı vergiler, hem ithalat yaparak döviz açığımızı arttırıyoruz, hemde vergi gelirleri ile büyüyoruz işte bu da cari açığı arttırıyor. Cari açıkla büyüyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabi burada "vergi gelirleri"nden net vergi gelirlerini anlamak lazım (vergi gelirleri - transfer ödemeleri = net vergi gelirleri)
      özel sektörün yarattığı katma değer + devletin yarattığı katma değer = yurtiçi gelir'dir. Cari denge başkadır.

      Sil
  32. Merhaba,
    Konu ile belki biraz ilgisiz olabilir ama yine de bir sorumu size iletmek istedim.
    Aşağıdaki linkte Güngör Uras'ın bir yazısı mevcut. Burada kendisi çok güzel açıklamış Türkiye'nin güncel durumunu, ancak anlayamadığım bir konu var, fren'e basmak olarak adlandırılan uyuglama nedir? Nasıl bir mekanizma uygulanır?
    Güngör Bey'in de belirttiği gibi faiz maliyeti ve döviz kuru düşük, ama cari açık küçülüyor,
    Kim basıyor bu frene :)
    Şimdiden teşekkür ederim
    İbrahim Erdem ERDOĞAN
    http://ekonomi.milliyet.com.tr/frene-bastikca-cari-acik-kuculuyor/ekonomi/ekonomiyazardetay/15.01.2013/1655476/default.htm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merkez bankası Ekim 2011 ile Haziran 2012 arasında 9 ay kadar sıkı sayılabilecek bir para politikası uyguladı. para politikası etkisini gecikmeli gösterir. faiz maliyeti ve kurdaki düşmeye rağmen sıkı para politikasının etkileri hala devam ediyor ve cari açık yıllık bazda azalıyor.

      Sil
    2. Frene basmak büyümeyi yavaşlatmak amacıyla kullanılmış bir ifadedir. Bizde büyüme büyük ölçüde ithalata yani cari açığa dayalı olduğu ve cari açık yüzde 10'lar düzeyine çıkarak endişe verici bir boyuta ulaştığı için cari açığı düşürebilmek için büyümeden fedakarlık yapmak zorunluluğu doğmuştur.

      Sil
    3. İşte tam da bunu sormak istemiştim, büyümeden fedakarlık yapmanın mekanizması nedir?

      Yatırımları kısmak, kredileri azaltmak, kamu harcamasını düşürmek gibi mekanizmalar mı?
      Harcamalar azalır ise, vergiler azalır, bütçe açığı artar, kaş yapayım derken göz çıkmasın???
      Cevaplar için teşekkür ederim....

      Sil
  33. Oncelikle yazi icin tesekkurler hocam,
    Mb faiz koridorunun alt limitini dusuruyor ve mevduat faizi icin bankanizla pazarlik yapin diyor, ayrica orta vadede global nedenlerin ulkemize negatif etki edecegini bekleyen kisiler faiz duşse bile tasarrufunu ayni miktarda tutuyor cunku beklentisi kotu yani faizin tekrar yukselecegini beklemesi, bugun bence "borc tavani" daha onemli yani olurda amerika "temerrude!" Gibi bir baslikta neyin olacagini kestirebiliyor musunuz? Fed in genislemeleri varlik alimi disinda tekrar tekrar kendi kagitlarina donuyorken, yilin 2c hos durmuyor..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de yorum için teşekkür ederim.

      Sil
  34. Merhabalar Hocam,

    Yazi icin cok tesekkurler. "Eğer enflasyon ağırlıklı olarak maliyet enflasyonu ve ithal edilmiş enflasyon bileşenlerinden oluşuyorsa o zaman enflasyonun düşüşüne faizdeki düşüş de katkıda bulunmuş olabilir." demissiniz.

    Ben bu cumlede bir hata/eksiklik oldugunu dusunuyorum. Politika faizlerdeki dusus kisa donemli fiyat yapiskanliklarinin etkisiyle reel faizin dusmesine, bu da tuketim ve yatirimin artmasina sebep olur (yapiskan fiyatlar varsayimini kaldirdigimizda bile, beklenen enflasyondaki degisimler sebebiyle reel faiz dusebilir). Daha da onemlisi, finansal olarak acik ekonomilerde faizlerdeki dusus kurun deger kaybetmesine yol acar, bu da ithal edilen mal ve girdi fiyatlarinin yerel kur cinsinden artmasini saglayarak enflasyonu daha da arttirir. Ilk gelen enflasyon sokunun talep ya da arz kaynakli olmasindan bagimsiz olarak, faizlerdeki dusus bu kanallarla enflayonu daha da arttiracaktir. Acaba aklinizda baska bir kanal mi var, ya da ben bir sey mi kaciriyorum?

    Sevgiler, iyi calismalar,

    Filiz Unsal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. faiz düşerse bütçe dengesi iyileşir, dış faiz ödemeleri ve cari açık azalır, bu da enflasyon beklentilerini olumlu etkiler gibi bir mantık yürütülmüş olabilir.

      Sil
    2. Evet, ancak bu kanal, yukarida bahsedilen kanallardan cok daha dolayli ve genelde daha az etkili bir kanaldir. Tabii bu baslangic noktasina bagli olarak degisebilir. Mesela butce dengesi, enflasyon ve enflasyonun artmasina sebep olan birincil etken ise faizin dusurulmesinin enflayon beklentileri uzerindeki olumlu etkisi; tuketim, yatirimin artmasi ve ithal girdi fiyatlarinin artmasiyla gelecek enflasyon baskisinin uzerine cikabilir. Ancak bu tip bir senaryo, burada bahsedilen durumdan (enflasyonun maliyet ve ithal girdi fiyatlarindan kaynaklandigi) oldukca farkli.

      Sil
    3. haklısınız Filiz Hanım da hocamın postunu kurtarmaya çalışıyorum :)
      tarihe baktığımızda ABD'nin tecrübesi sizin belirttiğiniz çerçevede olmuş. Amerika'da 70'lerin meşhur maliyet kökenli, ücret-fiyat spiralli enflasyonu reel faizlerin düşürülmesi değil artırılmasıyla dizginlenebilmiş. mesela 1976-1980 arası 3 ay vadeli hazine kağıdının faizi ve TÜFE'ye göre hesaplanan reel faiz ortalama -1% iken 1981-1986 arasında +4.3% olmuş. ama 1980 ve 1981-82 olmak üzere arka arkaya 2 resesyon yaşamışlar ve işsizlik de bir ara %10'un üzerinde çıkmış. dolar endeksi 85'ten 165'e fırlamış, emtia fiyatları gerilemiş. ama o zamanlar hem kamu borçluluğu (GDP'nin %30'u kadarmış) hem de özel sektör borçluluğu makul seviyelerde olduğundan böyle bir işe girişebilmişler. Amerikan bankaları bugüne kıyasla çok çok daha sağlammış. ardından başlayan dezenflasyon sürecinde enflasyonla birlikte faizlerin düşmesi bilançolar üzerinde olumlu etki yapmış.

      Sil
    4. Tartışma için teşekkürler. Ayrıca benim postumu kurtarmaya çalışmanız için de teşekkürler.
      Bir firmanın üretim maliyetlerinin emek + ithal edilmiş hammadde (büyük ölçüde enerji), aramalı ve sermaye malı + yurtiçinden temin edilen mal ve hizmetler + finansman maliyetinden oluştuğunu düşünelim. Burada eğer finansman maliyeti (yani büyük ölçüde borçların faizleri) düşerse firmanın fiyat artırmasının da azalması beklenir diye düşünüyorum. Benzer şey enerji girdileri maliyeti açısından da söz konusu olur. Yani petrol ve doğal gaz ucuzlarsa bu da firmanın maliyetlerine ve dolayısıyla fiyatlandırma politikalarına yansır.
      Eğer bir ekonomide hem talep hem maliyet kaynaklı enflasyon söz konusuysa o zaman karşılıklı etkiler ortaya çıkar. Ama talep enflasyonu söz konusu değilse yukarıdaki mekanik işler gibi görünüyor.

      Sil
    5. Bildigimiz para politikasi islemez mi diyorsunuz? Arz yonlu enflasyon artinca merkez bankasi faizleri dusurmeli bu mantiga gore....
      Cok dogru gorunmuyor

      Sil
    6. Bildiğimiz para politikası talep enflasyonunda işler. Maliyet enflasyonu maliyet artışlarından kaynaklanan enflasyondur. Maliyetleri düşürmeden çözülmez. Faiz de bir maliyet unsurudur.

      Sil
    7. Cok tesekkurler Hocam. Ancak fikir ayriligimiz devam ediyor:

      1) Finansman maliyeti, sadece politika faiz oraninin degil, risk priminin ve doviz cinsinden borclanan ulkelerde kur degisiminin fonksiyonudur. Enflasyon hedeflemesi cercevesinde, enflasyon artisina (cok gecerli bir aciklama olmadan)karsi faiz oraninin dusuren bir merkez bankasini guvenirliligi kayba ugrar. Enflasyon beklentilerinin de bozulmasiyla beraber, risk primi artabilir. Daha da onemlisi, dusuk faiz oraniyla beraber dusen doviz kuru, yabanci para cinsinden borclanan firmalarin finansman maliyetini artiracaktir.

      2) Finansman maliyeti dusse bile, faiz indiriminin firmalarin genel maliyetlerini azaltacagi acik degildir. Bu durum altinda, faiz indirimiyle beraber, ikincil etkiler dedigimiz, ozellikle enerji ve ithal edilen mallerin fiyatlarindaki artisla beraber beklentilerin para politikasi yoluyla kontrol altina alinamadigi bir durum olusmasi cok olasidir. "Maliyet enflasyonu maliyet artisindan kaynaklanir, bu sebeple maliyetleri kontrol altina almak gerekir" derken, yukarida bahsettiginiz emek ve yurt icinden temin edilen mal ve hizmet bedellerinin faiz indiriminden dogan enflayon beklentileriyle nasil sekillenecegini de dusunmek gerekir.

      3. Bunlarin hepsi sizin belirttiginiz yonde isleyip firma maliyetleri azalsa bile, faiz indiriminin, ilk mesajimda bahsettigim gibi, tuketimi, yatirimi ve ithal mal fiyatlari yoluyla enflasyon uzerine artirici etkisinin firma finansman kanalindan daha guclu olmasi olasidir. Sonucta hangi etkinin daha guclu olacagi amprik bir soru olsa da, iktisat literaturu bu konuda keskin sayilabilecek cevaplar sunuyor. Ornegin, Rabanal'in 2007 JECD makalesi soyle bulmus: "... The paper shows that the estimated demand-side effects of monetary policy dominate the estimated supply side effect, even if restrictions are imposed that make occurrence of a positive inflation response to a monetary contraction more likely.".

      Bu sebeplerle, arz yonlu enflasyon durumunda faiz indiriminin enflasyonu dusurmesini o kadar genel gecer ve mekanik oldugunu dusunmuyorum.

      Sevgiler, iyi calismalar,

      Filiz Unsal

      Sil
  35. sayın hocam 2015te ekonomik kriz olcak deniyor bu sıcak paradan dolayımıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bir dalgalanma ortamında 2015 çok uzak bir yıl, tahmini zor.

      Sil
    2. anladığım kadarıyla kriz şimdide olabilir...ama olacak dimi hocam..önlemlerimizi alalım..

      Sil
  36. hocam oncelıkle şunu belirtmek isterım yazılarınızın sıkı bir takıpcısıyım.ıktısat bölümü ogrencısıyım ve aklıma takılılan bir sorum olacak.faiz ile tasarrufn dogru oranlıtı olması gelirle ilgili bir durum mu yani faiz oranı artınca fıyatlar yukselır fıyatlar gelırın yukselmesıne sebep olur bu da daha fazla tasarruf yapabılırız anlamına mı gelır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelir iki şekilde kullanılır tüketim ve tasarruf. Y = C + S. Y gelir, C tüketim ve S tasarruf. Tasarruf (S), gelirle birlikte faizin de bir fonksiyonudur. S = f (Y, i) Yani gelir arttıkça tasarruf artar, faiz arttıkça tasarruf artar. İnsanlar, faiz yükseldikçe daha fazla para kazanacağını gördüğü için zorunlu tüketim dışındaki tüketimlerini azaltıp tasarruflarını artırırlar.
      Faiz oranı arttığı için fiyatlar yükselmez, fiyatlar yükseldiği için faiz oranı artar.

      Sil
  37. Sayın Hocam,
    Enflasyon ile faiz arasındaki ilişkide işleri biraz daha karıştıran bir durum daha var.
    Faizlerin düşmesi, üstelik politika fazinin toplam talebi kontrol etmek için araç olarak kullanıldığ enflasyon hedeflemeli bir program çerçevesinde, öyleyse talebi hiç artırtırmıyor.
    O zaman enflasyon uygulanan istikrar programından bağımsız bir biçimde düşüyor. Sonra da enflasyon düştüğü için nominal faizler de düşüyor.
    Bu bağlamda Türkiye'de ilginç olan enflasyon ile faiz arasındaki ilişki değil, düşük faiz politikasının uygulandığı bir enflasyon hefelemeli istikrar programında nasıl olupta, enflasyonunun düştüğü.
    Merkez Bankamızında enflasyon hedeflemeli istikrar programında nasıl olupta düşük faiz misyonunu benimsediği de ayrı bir gariplik tabidir ki.
    Öte yandan, düşük faizin sermaye girişini azaltarak TL değerlendirmesini engelleyip ithal girdiyi ucuzlatmak içinde yardım etmediği göz önüne alınırsa maliyet enflasyonundaki değişmelerinde enflasyon düşüşüne neden olmayacağı açıktır.
    Özetle Türkiye'de enflasyon 2002'den sonra neden düşüyor sorusu ortada? Sadece artan faiz ile toplam talebin kontrol edilmesine dayayanan enflasyon hedeflemeli istikrar programının bunu yapmadığı açık.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  38. 2013 NİSAN ENFLASYON RAPORU İÇİN GÖRÜŞLERİNİZ NELERDİR HOCAM

    YanıtlaSil
  39. Hocam tasarrufla ekonomi arasinda nasil bir iliski var

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...