23 Ağustos 2013 Cuma

IMF'ye Kim Borç Veriyor?

Kotalar
IMF’nin, dara düşen üyelerine destek olmak için kullandığı üç kaynağı var. Bunlardan ilki üye ülkelerden alınan bir çeşit sermaye payı niteliğindeki kotalar. Kota, üye ülkenin ekonomik gücüne paralel olarak IMF tarafından belirli bir formüle dayanarak belirleniyor. Kota, IMF açısından karşılıksız olduğu için en tercih edilen kaynaktır. Kotalar, her beş yılda bir artırılıyor. Üye ülkelerin durumlarındaki değişmeler dikkate alınarak kotalarda bu beş yıllık süre beklenmeden birinden ötekine kaydırma yoluyla değişiklikler de yapılabiliyor.

IMF’nin bugün itibariyle 188 üyesi var ve bunların kotaları toplamı yaklaşık 362 milyar USD ediyor. Bu üyeler içinde en yüksek kotaya sahip 10 ülke şunlar:

Ülke
Kota (milyar USD)
ABD
63,8
Japonya
23,7
Almanya
22,2
Fransa
16,3
İngiltere
16,3
Çin
14,4
İtalya
10,8
Suudi Arabistan
10,6
Kanada
9,7
Rusya
9,0

Kota, IMF’ye katkı payı olmanın ötesinde bir ülkenin IMF genel kurulunda (Guvernörler Kurulu) oy gücünü belirliyor ve ülkenin, ihtiyaç halinde IMF’den kullanabileceği kaynağın miktarını da belirleyen bir ölçü görevi görüyor. Örneğin yukarıdaki tabloda gösterdiğimiz 63,8 milyar dolar tutarındaki kota payı ABD’ye yüzde 17’ye yakın oy gücü veriyor. 

Türkiye’nin IMF’deki kotası 2,2 milyar dolar. Bu kotanın Türkiye’ye verdiği oy gücünün oranı ise yüzde 0,61 (binde 6.)

Altın Varlıkları
IMF, 2.814 ton altın varlığıyla, dünyada en fazla altın rezervine sahip devletler ve kuruluşlar sıralamasında ABD ve Almanya’nın ardında üçüncü sırada yer alıyor. IMF, ana statüsü gereği, ihtiyaç halinde sahip olduğu altınları satarak kaynak toplayabiliyor. Altın satışı yapılabilmesi için oy toplamının yüzde 85’inin olumlu oy kullanmasına ihtiyaç bulunuyor. Bu gibi hallerde ABD yüzde 17’yi bulan oy gücüyle olumsuz oy kullandığı takdirde satış kararı alınamıyor. Yani bu gibi kritik kararlarda ABD tek başına veto hakkına sahipmiş gibi oluyor. IMF son yıllarda altın satışı yaparak parasal kaynak takviyesine gitmiş bulunuyor.  

Borçlanma
Kotalar ve altın satışıyla yeterli kaynak elde edemeyen IMF üye ülkelerden ve onların Merkez Bankalarından borçlanabilme imkânına sahip bulunuyor. Bu konuda iki farklı düzenleme söz konusu: Genel Borçlanma Düzenlemesi (GAB) ve Yeni Borçlanma Düzenlemesi (NAB.) IMF, bu iki geçerli düzenlemeye dayanarak aşağıdaki tabloda yazılı limitlere kadar adı geçen ülkelerden ve Merkez Bankalarından borçlanma yoluna gidebiliyor.

Tutar (milyon SDR)
GAB
NAB
Toplam
Avustralya
      4.370   

4.370
Avusturya
      3.579   

3.579
Şili Merkez Bankası
      1.360   

1.360
Portekiz Merkez Bankası
      1.542   

1.542
İsrail Merkez Bankası
         500   

500
Belçika
      7.862   
         595   
8.457
Brezilya
      8.741   

8.741
Kanada
      7.624   
893
8.517
Çin
     31.217   

31.217
Güney Kıbrıs
         340   

340
Danimarka Merkez Bankası
      3.208   

3.208
Almanya Merkez Bankası
     25.371   
2.380
27.751
Finlandiya
      2.232   

2.232
Fransa
     18.657   
1.700
20.357
Yunanistan
      1.655   

1.655
Hong Kong Para Otoritesi
         340   

340
Hindistan
      8.741   

8.741
İrlanda
      1.886   

1.886
Italya
     13.578   
1.105
14.683
Japonya
     65.953   
2.125
68.078
Kore
      6.583   

6.583
Kuveyt
         341   

341
Lüksemburg
         971   

971
Malezya
         340   

340
Meksika
      4.995   

4.995
Hollanda
      9.044   
850
9.894
Yeni Zelanda
         624   

624
Norveç
      3.871   

3.871
Filipinler Merkez Bankası
         340   

340
Polonya Merkez Bankası
      2.530   

2.530
Rusya
      8.741   

8.741
Suudi Arabistan
     11.126   

11.126
Singapur
      1.277   

1.277
Güney Afrika
         340   

340
İspanya
      6.702   

6.702
İsveç Merkez Bankası
      4.440   
383
4.823
İsviçre Merkez Bankası
     10.905   
1.020
11.925
Tayland
         340   

340
Birleşik Krallık
     18.657   
1.700
20.357
ABD
     69.074   
4.250
73.324
Toplam
 369.997   
   17.001   
386.998

Yeni bir düzenleme henüz yapılmadığı için Türkiye, IMF’ye borç verenler listesinde yer almıyor. İleride bu konuda bir genişletme yapılırsa Türkiye’nin de bu listeye girmesi söz konusu olacak.

Tablodan görüleceği üzere IMF’ye borç vermeyi taahhüt etmiş olan ülkeler arasında ekonomik açıdan zor durumda olan Güney Kıbrıs, Yunanistan, İrlanda ve Portekiz de yer alıyor. Tablodan ve özellikle borç veren bazı ekonomilerin içinde bulunduğu ekonomik durumdan hareketle söylemek gerekirse; IMF’ye borç verilmesinin taahhüt edilmesi, taahhüt eden ekonomilerin durumunun iyi olduğu anlamına gelmiyor. 

57 yorum:

  1. Hocam IMF borç alırken bildigim kadarıyla düşük faizden alıyor biz İMF ye borç vermek yerine bu parayı ülke içindeki özel ve kamu yatırımlarında kullansak daha çok fayda saglayamaz miyiz (abdulkadir Özçam ) tşk.

    YanıtlaSil
  2. Hocam bilgilendirme için teşekkür ederim ama benim farklı bir sorum olacak. Gerçi Cnbc-e de bugün yayınlanacak soru cevap programınıza da yazdım bu sorumu ama cevaplanmama riskine karşı kendimi garantiye alayım :) Hocam sürekli okuyoruz ekonomistler MB'nin faiz koridorunu artırmasından ziyade politika faizini artırmanın daha isabetli olacağına dair yorumlar yapıyorlar siz de dahil. Bunun nedeni nedir? Niçin politika faizinin yüzde 4,5'lik seviyeden yukarıda olmalı??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda böyle yorumlar azaldı. Çünkü artık politika faizini yani haftalık repo ihalesini kullanmıyor TCMB. Onun yerine gecelik fonlamayı kullanıyor. Önemli olan TCMB'nin bankaları fonlamakta yoğun olarak kullandığı kaynakların faizi.

      Sil
  3. İyi olduğu anlamına gelmiyor diyorsunuz hocam ama İrlanda parlayan yıldız, örnek ülke olarak gösteriliyordu yakın zamana kadar. G. Kıbrıs kara para aklama yeri olarak kullanılıyor ve son dönemlere kadar ekonomik anlamda durumu hiçte kötü değildi. Yunanistan ve Portekiz keza ekonomik durumları son krizlere kadar kötü değildi sanırım. Yanılıyor muyum. Her halde bu ülkeler yeni alınmadı bu listeye. Bu anlamda bazılarınca ifade edilmek istenen Türkiye iyi durumda değil, IMF ye borç verebilecek durumda olması bir anlam ifade etmez çıkarsaması pek tutarlı değil bence. Mükemmel konumda değiliz mutlaka ama IMF temsilcilerinin adının ezbere bilindiği, ne yaptıkları ne yediklerinin bile konuşulduğu, Merkez Bankası başkanının devalüasyondan önce yakınları da dahil parasını ayarladığı bir ülke de değiliz şükür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. IMF'ye borç vermenin bir marifet olmadığını anlatıyor bu yazı. Türkiye'nin kötü durumda olduğunu değil.
      Türkiye IMF ile ilişkisini 1985 yılında bitirmiş ve bunu tarihi bir başarı olarak lanse etmişti. 1985 - 1994 yılları arasında IMF'den kredi kullanılmadı, destek alınmadı. 1994 yılında kriz çıkıp ta IMF'den kredi alınınca bu kez bunu tarihi başarı olarak anlattı yetkililer.
      IMF'den destek almak ya da IMF'ye borç vermek bir milli mücadele meselesi değildir. Normal olayları abarta abarta kendimizle çelişir hale geliyoruz.

      Sil
  4. Hocam yazınız için teşekkürler
    Hocam Türkiye fed likiditeyi keserse AKP övündüğü IMF borç kalmadığı argümanı ve Türkiye'nin borç alma ile piyasların durumu ne olur acaba teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu tahmin etmek zor. Çünkü Fed'in ne zaman ve ne kadar kesinti yapacağını bilmiyoruz. Zamana yayılırsa daha az sıkıntı yaratır.

      Sil
  5. Hocam peki IMF bu altın rezervine nerden sahip olmuş. sadece Kota lardan mı? Eğer öyle ise kotaların nekadarını nakit nekadarı altın olarak tutuyor. Bukadar altın rezerv ine sahip olması tehlikeli gibi duruyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1944'ten 1970'lere kadar kota ve kota artışlarının %25'i altın olarak ödenmiş. IMF'nin kayıtlarındaki altının önemli bir kısmı buradan geliyor. ancak IMF altın'ının hemen hemen tamamı ABD topraklarında (Fort Knox ve West Point depoları, ayrıca New York FED bünyesinde) geri kalanı ise Londra'da. yani bu altının fiili sahibi aslında ABD. neden fiili sahibi diyorum çünkü bugüne dek "orada gerçekten altın var mı yok mu?" denetimi (audit) sadece ABD tarafından yapılmış. diğer ülkeleri hiç yaklaştırmamışlar.
      bazı kaynaklar, IMF bünyesinde gözüken altının önemli bir kısmının 1990'larda külçe altın bankalarına kiralandığını ve kiralandıktan sonra külçe altın bankaları vasıtasıyla satıldığını iddia ediyor. tabi böyle işlemler varsa bunlar bilanço dışı işlemler. normal bilanço üzerinde görmek mümkün değil. FED ise bilanço dışı altın işlemlerini bırakın kamuoyuna açıklamayı ABD Kongresi'ne bile açıklamıyor. sadece ABD başkanı ve Hazine sekreteri FED'in bilanço dışı altın işlemlerini öğrenebiliyor.

      Sil
    2. ekleme: IMF altınının saklandığı yerler ve yapılan auditlere ilişkin bilgilerin kaynağı FED'in 90'lı yıllardaki toplantılarının tutanaklarıdır. (o zamanlarda Greenspan başkandı. Greenspan, altın piyasasıyla çok haşır neşir, gelişmeleri yakından takip eden bir başkandı. Bernanke gibi "altından anlamam" demezdi. ayrıca Greenspan, dış ticareti dengeli büyük bir ülkenin uluslar arası düzeyde altın standardı uygulamasına ilke olarak sıcak bakan bir iktisatçıdır)
      ikinci paragrafta yer verilen iddialar ise GATA (Gold Anti-Trust Action) adlı bir sivil toplum kuruluşuna ait.
      FED'in bilanço dışı altın işlemlerine dair sadece ABD Başkanı ve Hazine sekreterini bilgilendirmesine ilişkin bilginin kaynağı ise FOMC eski üyesi Kevin Warsh'ın yazılı bir açıklamasıdır.

      Sil
  6. Hocam Selamlar,
    Yazınız için teşekkürler. Benim aklıma takılan birkaç soru var. Müsadenizle sormak istiyorum.
    1)Ülke kotaları ülkeler için bir kazanç kapısı değil. Hali hazırda ekonomik atmosferde problem olmadığını varsayarsak gelişmiş bir ülke neden IMF'ye karşılıksız para öder?
    2)IMF bu kadar altın rezervine nasıl sahip oldu?
    3)Bu kadar güçlü kaynakları olan IMF neden ülkelere borçlanma yoluna gidiyor?

    Şimdiden teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Her konuyu bir kazanç kapısı olarak görmek doğru değil. IMF, uluslararası para sisteminin ortak kurumu. Unutmamak gerekir ki bir kaç ülkede ödemeler dengesi sorunu çıkarsa ve bu ülkeler ithalat kısıtlamasına giderse karşılıklı dışticaret kısıtlamaları geli,r ve bundan bütün dünya zarar görür. IMF, bu tür sıkıntıları aşmak içim o ülkelere destek olmak üzere kurulmuş bir örgüttür.
      2) IMF'de kotaların % 25'i 1970'lere kadar altın ile tahsil edildi. Altın rezervi buradan geliyor.
      3) Ülkelere verdiği destek ile kaynakları yetmez hale gelebiliyor.

      Sil
  7. Hocam selamlar,

    Borç vermeyi taahhüt etmiş derken IMF Yunanistan'a 1.6 milyar civarında borçlu mu?
    Yoksa ortada sadece bir taahhüt mü söz konusu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu taahhütleri IMF zaman zaman kullanıp iade ediyor.

      Sil
  8. Hocam kaleminize sağlık yine sayenizde çok bilgilendik hocam benim okuduğum bölüm gereği sizin yazılarınızı ve televizyon proğramınızı takip ediyor ve yorumlarınızdan çok istifade ediyoruz benim yaşım gereği sanırım yaklaşık 4-5 yıl önce ekodiyolog bitti ve ardında iyi izlenimler bıraktı ama ben ve benim yaşımda olanlar sizin proğramlarınızı yaşımız gereği izleyemedik sanırım okuduğum bölüm gereğincede Türkiye'nin yakın geçmişini daha iyi analiz edebilmek için izlemem gereken bir proğram sizin bu sitenizde radikal gazetesine yazdığınız yazılarıda okudum ve tartışılmayacak derecede çok bilgi edindim acaba sizin ekodiyaloğ tali proğramlarınızı da sırasına göre bu siteye konulamaz mı ? Tabi sizin tercihiniz hocam ama olabilir mi diye şansımı denemek istedim eğer olursa ben dahil diğer tüm arkadaşlar Türkiye'nin yakın geçmişini görerek gelecekte oluşabilecek durumları yorumlamada büyük bir yol kat edeceğini düşünüyorum
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ekodiyalog programının yapımcıları buna izin vermez. Çünkü o programın telifi var.
      Zaten oradaki bilgiler çok geride kaldı. O zamanın konuları farklıydı.

      Sil
  9. Hocam yukarıda ki cevabınızda da belirttiğiniz gibi IMF ye borç vermek yada IMF den borç almak mili mücadele meselesi değil dediniz buna binaen şunu sormak istiyorum özellikle yiğit bulut Türkiye'den IMF yi kovan Recep Tayyip Erdoğan benim atamdır diyor ve ülke menfaatlerince IMF den borç almamamızı savunuyor benim anlamadığım biz sadece ımf ye değil başka ülkeler olan borcumuz da var başka ülkelerden borç almak mili mesele olmuyor da IMF destek almak mı milli mesele oluyor anlamadığım husus bu ? Bir de hocam IMF ile stand by anlaşması imzalanmasını bağımsızlığımızı tehlikeye sokar diye karşı çıkan var ben pek bağımsızlığımız la bağdaştıramadığımdan soruyorum arada ne ilişki var yoksa IMF borç verirken borç vermeye karşılık bazı daraltıı politikaları da beraberinde getirmesi mi sebeb olarak bunu mu gösteriyoruz bağımsızlığımızın. Tehlikeye girmesini

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bugün hükümet üyeleri "IMF anlaşmaları bağımsızlığımızı tehlikeye sokuyor" diyorlar da, yurtdışındaki toplantılarda, panellerde, konferanslarda ve daha bilimum yerlerde hükümet üyeleri hep "bütçe dengesi, kamu borç stokunun düşük olması ve bankaların sağlamlığı"yla övünüyor (bundan başka övünecekleri başka bir şey de yok orası ayrı) ancak övündükleri hususların ve iyileşmelerin hep 2001 krizi sonrasındaki IMF anlaşmalarından kaynaklandığını unutuyorlar.

      Sil
    2. IMF, bütün öteki borç verenlerden daha fazla şartlar koyar. Örneğin bütçenizi, kısıtlar, ekonomi politikanızı yönlendirir, harcamalarınıza sınır koyar vb. Çünkü IMF, başkasından borç alamayacağınız noktada gittiğiniz bir kurumdur. Üyelerinden topladığı parayı size kullandırırken amacı sizin bir daha o duruma düşmemenizdir. O nedenle önlemler almanızı ister. Oysa siz bir başkasından borçlanırken bu şartlar konulmaz. Faizi neyse öder borcu alırsınız. IMF, sizin gelecekte sağlam bir ekonomi olmanızı amaçlar, öteki borç verenler mümkün olan en yüksek faizi almayı fark budur.
      Bir ülke açık bütçeyle büyük cari açıkla gidiyorsa bağımsızlığını kendisi tehlikeye atıyor demektir. Sonra batıp da IMF'ye gittiğinde IMF buna "bütçe açığını kapat, cari açığını düşür" deyince bağımsızlık kaybolmaz. Kaybolan şey o eski hovardalığın yapılamayacağıdır.
      Kaldı ki yoruma yorum yapan arkadaşımızın belirttiği gibi Türkiye'nin bugün hükümetin övündüğü noktada olmasının nedeni IMF desteğidir. Unutmamak gerekir IMF 2000 ile 2008 arasında Türkiye'ye 45 milyar dolar destek kullandırmış, bütün ekonomi politikasını dizayn etmiştir.

      Sil
    3. Hocam IMF'ten yardım istemek popülist hükümetler için son çaredir ama son çare olmasına rağmen düşük faizli olması çok cazip değil midir? Düşük faiz varken neden son çare olsun ki?

      Sil
    4. Çünkü her ucuz şeyde olduğu bunun da bazı sorunları vardır. IMF, bir borç verme kurumu değildir. Amacı parasal destekle birlikte o ekonominin bir daha aynı sıkıntıya düşmemesini sağlamaktır. Dolayısıyla para ucuzdur ama yapılmasını istediği şeyler pahalıdır.

      Sil
  10. Merhaba hocam, aklıma takılan bir kaç soru var. Cevaplarsanız sevinirim.

    1. Ne zaman ülke olarak zor duruma düşsek IMF kapısına gittik ve adeta IMF'nin insafına kaldık (denize düşen yılana sarılır misali). Yıllarca IMF den çekmiş bir ülke olarak sonunda borcu kapattık. Şimdi bizim IMF'ye verdiğimiz borçla IMF gidip başka zor durumda olan ülkelere kredi verecek ve onları sömürecek.Sonra aldığı faizden biraz da bize verecek(kendimizi o ülkelerin yerine koyarak düşünüyorum). Bu ne kadar etik?

    2.FED %100 olarak Amerika Birleşik Devletlerine mi ait yoksa özel bir banka mı? Eğer özelse ortakları arasında kimler var? FED'i ABD adına kim denetler?
    3. Hükümetten bağımsız olan merkez bankalarının küresel ölçekteki diğer bankaların kararlarına bu kadar bağımlı olması normal bir şey midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1- daha IMF'ye kredi açan ülke konumuna gelmedik
      2- FED iki unsurdan oluşuyor. mesela Bernanke'nin başında olduğu Federal Reserve Board bir kamu kuruluşu iken, sistemdeki üye FED bankaları özel bankalar. Federal Reserve sistemindeki üye bankalar içerisinde açık ara en etkili olan New York Fed'in Morgan ve Rockefeller aileleri tarafından kurulduğu sır değil. üye bankaların ortaklık yapılarının yeterince şeffaf olduğu söylenemez.
      FED, ABD'nin Sayıştay'ı olan GOA (Government Accountability Office) denetimine tabi değil. yıllık denetimi kendi belirlediği bir dış denetim şirketi tarafından yapılıyor, daha doğrusu yapılıyor gözüküyor. şu anki yasası FED'in bir kamu kuruluşu tarafından denetimini olanaklı kılmıyor. Kongre'nin FED yasasını değiştirmesi her zaman mümkün ama Washington'daki olağanüstü lobi faaliyetleri nedeniyle yasa değişikliği zor gözüküyor.
      son olarak FED, aleyhine verilen mahkeme kararlarını uygulamaması nedeniyle de bazı anayasa hukukçuları tarafından "sovereign entity" (tam bağımsız kurum) olarak nitelendiriliyor.
      3- genellikle askeri anlamda en caydırıcı ülkenin para birimi rezerv paradır ve bu para uluslar arası ticarette en çok tercih edilen para birimidir. böyle bir para birimini yöneten ülkenin para politikası diğer ülkeleri haliyle etkiliyor.

      Sil
    2. Aslında sorular yanıtlanmış durumda ama IMF ile ilgili bir ek bilgi vermekte yarar var çünkü bizim siyasetçilerin açıklamaları insanların kafasını karıştırmış durumda.
      Yıllarca biz IMF'den çekmedik, IMF bizden çekti. İkide bir de yanlış ekonomi politikalarıyla ekonomiyi batma aşamasına getirip kapılarına gittik ve ne zaman destek istesek verdiler. Bunu yapmaya mecburlar çünkü biz IMF'nin üyesiyiz.
      IMF bir sömürü mekanizması değil. Dünyada en ucuz kredi alabileceğiniz kurum. Yeter ki bir daha batmayacağınız bir programla gitmeyi kabul edin.

      Sil
    3. Ben IMF'in bu kadar masum olduğunu düşünmüyorum, en azından John Perkins'in bir ekonomik tetikçinin itirafları adlı kitabını okuduktan sonra.

      Sil
    4. Herhangibir konuda komplo teorilerine takılmadan önce o konuda yazılanları okumakta ve uygulamalara bakmakta yarar var.
      John Perkins, o kitabı "IMF iyi bir kurumdur" diye yazsa bu kadar satamazdı. Onu da dikkate almakta yarar var.

      Sil
    5. Sayın Hocam, bence IMF, "parayı veren düdüğü çalar" sözünün hayata geçmiş halidir. Nasılmki kredi veren ülkenin mühendislik firmaları, sanayi firmaları ile çalışmak mecburi ise IMF içinde aynı şartlar geçerlidir.

      John Perkins'in yazdıklarısı ise benim açımdan güncelliğini koruması ile önemlidir. Örnek vermek gerekirse ülke yöneticilerinin çocuklarının yurtdışında burslu okutulması, gerekli olup olmadığı tartışılan büyük-mega-hiper projeler, vs. Giibi.

      Tabi ki bunların tamamı spekülatif konular, herkesin fikri farklı olabilir. Bu örnekleri savunabilir yada karşı tez üretebilir. bardağı dolu tarafından bakarsak IMF hükümetlerin yapmaktan kaçındığı yapısal reformların yapılması konusunda "sopa" olmuştur. Boş tarafından bakarsak, bu reformların birçoğu doğal kaynakların ve stratejik öneme sahip kurumların, sömürülmesini sağlamıştır. 2 bakış açısı IMF için ülkemizdeki genel kanıdır bence

      Sil
    6. Hocam verdiğiniz cevaplar için teşekkür ederim. Ben de bir iktisat mezunu olarak sistemin işleyişini biliyorum. Fakat aklıma takılan konularda ne okulda ne de başka yerlerde aradığım kesin cevapları bulamadım. Bu sebeple, en saf bilgiye ulaşmak için yüksek lisansa başladım.
      John Perkins'in söyledikleri ilgi çekici gerçekten. Fakat niyetinin de zaten ilgi çekmek olduğu belli. O yüzden pek ihtimam vermiyorum. Fakat ben FED ve merkez bankaları konusuna kafayı çok taktım.
      Bence, ekonomik olarak kendi temel ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ekonomi uluslararası rezerv paraya ihtiyaç duymaz. İthal ettiğimiz yüksek teknoloji gerektiren malları ülke içinde üretebiliriz artık. Hem yurtiçi talep var hem de dünyanın her yerinde yetişmiş insanımız var. Bunların iyi organizasyonu ile birçok konuda kendi kendimize yetebiliriz. Sadece enerji konusu problem ve en büyüğü de aslında bu. Bunu da nükleer enerji ile aşarız. 1945'lerden itibaren Marshal Yardımlarıyla başlayıp da bugüne kadar uzanan süreçte aldığımız '' Dış Yardımlar'' ile hurda tank almak yerine nükleere santral yapmış olsaydık,bugün çok farklı konumda olurduk. Tabiki o günün koşulları çok farklıydı. Bir Komünizm tehlikesi vardı. Fakat ''Sovyet Tehlikesi'' biz 'Batı'ya yakın durduğumuz için olduğundan daha büyüktü bana göre. Batı için Doğu'dan vazgeçtik bir nevi. Denge politikası izlemek daha doğru olurdu diye düşünüyorum. O zaman gerekli yatırımları daha özgürce yapabilirdik. Mesela karayolu yapmak yerine demir yoluna ağırlık verebilirdik.
      Ancak iyi yönetilemedik. Devlet adamlarımız hem ordu tarafından hem de '' müttefiklerimiz'' tarafından pasifize edildi.
      Eğer o günlerde doğru adımları atıp, yatırımları yapabilseydik bugün kuşkusuz bambaşka olurdu. Fakat geçmişe üzülmek de çare değil. Bilgi üretmemiz lazım. Ancak ürettiklerimizin de ciddiye alınması lazım. Bu da eğitimle mümkün. Yükseköğrenimde son on yılda çok iyi binalaştık. Ancak onun dışında yazılan akademik makale sayısında çok üst düzey bir artış yok. Ya da ABD,Almanya gibi ülkelerin yakınından dahi geçemiyoruz. Ekonomik problemlerimizin temeli bence bu gibi derin sorunlar. Her eklemi kırık bir hasta gibi Türkiye. Birini düzeltip doğrulmaya çalıştığımızda öteki kırılıyor. Toplu bir iyileştirmeye gitmeliyiz. Ve yavaş yavaş emin adımlarla doğrulmalıyız. Sonra şimdi olduğu gibi dış politikada bocalamayız! Eokonomik olarak bu kadar dışa açık olmamızın çok da pozitif bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Sermaye hareketlenmelerine karşı daha dayanıklı olabilmemiz için bu giriş çıkışı denetlememiz gerektiği kanaatindeyim. En azından kriz dönemlerinde, ülkeden çıkış yapmak isteyen paranın çıkış yapma bedeli geldiğinden beri kazandığı kâra eşit olursa alçıda olan eklemlerimizin bir anda ortaya çıkan gerilmeyle tekrar kırılmasının önüne geçilir.
      Merkez bankası da bu kadar büyük rezerv tutmak zorunda kalmaz, öyle krizler gelir ki 100 milyar dolar bir anda eriyebilir.

      Sil
    7. Türkiye, 1923'den 1954'e kadar Osmanlı dış borçlarını ödedi. Bunlar bugün hatırlanmıyor ama 1923'deki GSYH'mızın % 70'i dolayındaydı o borçlar. Ve Türkiye sanayisi olmayan, kaynakları savaşta tükenmiş bir ekonomiydi. Bugünkü koşullarla dönüp geriye baktığımızda beğenmeyebiliriz ama o günün koşullarına göre gelinen nokta önemli, bir başarı öyküsüdür.
      Türkiye, en büyük dönüşüm fırsatını son on yılda yakaladığı halde hep günlük başarılara odaklanarak bu dönüşümü gerçekleştiremedi.

      Sil
    8. 1923'te bir enkaz devralmış olabiliriz. Buna katılıyorum. Ancak bu asla arkasına sığınılacak bir sebep olamaz. 1945'te Japonya da atom bombalarıyla büyük bir yıkıma uğramıştı.Ama bugün dünyanın en büyük ekonomilerinden ve teknoloji de de oldukça ileriler.
      Peki sizce bu dönüşümün aşamaları neler? Ya da bu dönüşümün önündeki engeller neler? Eğer gerçekten böyle bir dönüşüm imkanı varsa ( ki bence de var ) neden günlük başarılar peşinde koşuyoruz?

      Sil
    9. Çok uzun bir konu, buraya sığdıramam. Belki ileride ayrı bir yazı konusu yaparım.

      Sil
  11. İMF bu krize kadar acı reçeteciydi, bu krizde glikoz şuruplarına destek verdi. Türkiyedeki son krizde TCBM bankalara likidite sağlaması krizin yönetilenilir bir şekilde aşılmasına yardımcı olmaz mıydı.

    YanıtlaSil
  12. hocam merhaba.
    1-bugune kadar türkiye ye borç veren kurum veya kuruluşlar hangileri(en azından önemli olanları)
    2-bu borç veren kuruluşları uyguladıkları faiz oranlarına göre sıralarsak nasıl bi sıralama yapılabilir.
    3-bi de hocam kafama uzun zamandır takılan bi durum var.arjantinin imf ye olan borcunun bir kısmını ödemesiyle ilgili olarak rest çektiği yani ödemediği doğru mu ? ve böyle bişey mümkün mü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Saymakla bitmez
      2. En düşüğü İskan Fonu sonra IMF ve Dünya Bankası
      3. Mümkün değil

      Sil
  13. Hocam IMF kurumunun ülkelerin sıkıntılı anında ödemeler dengesini düzeltmek için karşılıklı ticaret kısıtlamaları olamaması için ülkelere düşük faizli kredi vererek yardımcı oluyordu hocam peki IMF verdiği borcu geri alamassa ne tür bir yaptırımlar uygulanıyor ?(diğer ülkelere olan borcumuzu ödemessek devreye IMF giriyordu bu durumda devreye kim giriyor ? )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok ender olsa da benzeri bazı olaylar oluyor. Bu durumda IMF, o ülkenin üyeliğini askıya alıyor. IMF üyeliği askıya alınca Dünya Bankası, IFC, Miga da askıya alıyor ve ülke IMF dışında bu kurumların kredilerinde ya da sigortalarından da yararlanamaz hale geliyor. Çünkü bu kuruluşlara üye olabilmek için IMF'ye üye olmak şart.

      Sil
  14. Değerli Mahfi EĞİLMEZ Hocam, Hazine Müsteşarımız, çok teşekkürler, bizleri böyle büyük bir yanıltıcı imaja inanmaktan, yanlış bilgilenmeden kurtardınız, korudunuz. Her zamanki gibi aydınlattınız çok sağolun. Bilgi kirliliği çağında bu tür yanlış bilgilendirmelerle baş edebilmek çok zor. IMF öcüdür efsanesi de, IMF'ye borç veren düzlüğe çıkmıştır, şehir efsanesi de...Elinize sağlık. Devlet ve siyasa adamlarımızın sizin gibi vasıflı, iyi yetişmiş olması ve kırsal olmaması dileğiyle...İçten saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Benim bildiğim bu. Yıllarca IMF ile müzakere eden kişi oldum. IMF üzerinde çalışmalar yaptım. Bir de kitap yazdım (IMF, Dünya Bankası ve Türkiye.) IMF'nin, özellikle son 20 yılda ABD'nin etkisi altında kalmasını en ağır eleştiren kişilerden birisi oldum. 2001 yılında Türkiye'de krizi, siyasetçilerin bu işleri çözemeyeceğini düşündükleri için bilerek önlemediklerini de yazdım. Ama bütün bunlar işleri batıranların aslında siyasetçiler olduğu ve kendilerine çıkarılması gereken faturayı insanları yanıltarak IMF'ye çıkardıkları gerçeğini değiştirmiyor.

      Sil
  15. Hocam doların 2 tl ye kadar çıkması ithalatımızı pahalandırdı hocam ülkede dövize olan talebi baskı altına almaya uğraşsak yani sermaye hareketlerini kısıtlama yoluna gitsek döviz talebini baskı altına alamazmıyız ?
    2) hocam gelişmekte olan ülkelere giden bol para döneminin bitmesiyle Türkiye finansman ihtiyacını karşılamakta zora düşeceğinden ithalatını eskisi kadar yapamayacak ticaretini daraltacaktır sorum şu ; Türkiye'nin ticaretini daraltması gibi diğer gelişmekte olan ülkeler içinde bol para dönemi bittiğinden onlarında finansman sıkıntısı içerisine girerek ithalatlarını daraltmasının Türkiye'ye olan etkisi ne olur ?
    3) hocam şu an Türkiye düşük faiz ile iç talebe bağlı olarak mı büyüyor ? dış talep bunun neresindedir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence kurun yükselmesi sermaye çıkışlarını kontrol etmede önemli role sahip. merkez bankası sürekli döviz satsa bi nevi sabit kur garantisi vermiş olur ki o zaman yabancı yatırımcı kıllanır ve daha çok çıkış yaşanabilir. yüksek kur yabancının çıkmasının bi nebze de olsa önüne geçebilir. kurun artması o kadar da kötü bişey değil.

      Sil
    2. Kurun artması enflasyonu artırır. Çünkü ithalat pahlı hale geliyor. Yabancı riskin arttığını görürse yüksek kurda da zararı göze alıp çıkar.

      Sil
  16. Hocam dünyanın en büyük tahvil alım şirketlerinden birinde ceo olarak görev yapan bir uzmanın kitabında şu minvalde bir cümle(ler) var ;" yüksek ve gittikçe artmakta olan uluslar arası döviz rezervleri sayesinde IMF'ye olan ihtiyaç azaldı, çoğu g.o. ülkeler bırakın yeni kredi kullanmayı geçmişten gelen kredilerini vadesi gelmeden itfa ettiler, Türkiye olmasaydı IMF gelişmekte olan ülkelerin çoğuna kredi verme işini çoktan sonlandırmış olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son derecede yanlış bir görüş. Tam tersine bu krizde bırakın gyü keri gelişmiş ekonomiler bile IMF nin kapısını çaldılar.

      Sil
  17. Hocam IMF dünya bankası ve Türkiye adlı kitabınızı şu an bulabilmemiz mümkün mü ? Yoksa baskısı yok mu ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baskısı yok. Zaten içindeki bilgiler eskidi.

      Sil
  18. merhabalar hocam
    yazınız için teşekkürler. konuyla pek alakalı değil fakat merak ettiğim bi husus var. 3 gün önce merkez bankası borç verme faizini yüzde 0.50 oranında artırdı. bu sayede Dolar ve Euro kurunun düşeceğini sanıyordum fakat tersi bi şekilde kurlar yükseldi. Bunun sebebi nedir hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merkez bankasının belirlediği faiz koridorunun üst bandı %7,75 ama piyasa faiz oranları bunun çok üzerinde (mesela gösterge tahvilin faizi %10'a yaklaştı) yatırımcılar merkez'den ilave faiz artışı bekliyorlar. koridorun üstü bekledikleri düzeye gelince yani artık bundan sonra artış olmaz dedikleri an tekrar TL varlıklara gireceklerdir. adamın aldığı tahvil veya hisse senedi faizler düşerken prim yapıyor. faiz yükselirken prim yapmıyor ve yabancı yatırımcı faizlerde bir müddet daha artış beklediği için, yani %7,75 adamları kesmediği için TL varlıklara girmiyorlar.

      Sil
    2. Sorunuza verilen yanıt doğru.

      Sil
  19. hocam hükümet para arzını neye göre hareket ederek artırır gsyh dısında. 2001deki kanunda para basmak yasaklanmıstı bu celıskı değilmidir hocam.çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para arzını hükümet değil TCMB ayarlıyor.
      2001 deki kanunda para basmak değil Hazineye avans vermek yasaklandı. Genellikle ekonomideki reel büyüme kadar para basılması doğru bir yaklaşım olarak kabul ediliyor. Bizim M B de buna uymaya çalışıyor.

      Sil
  20. Hocam Amerika'nın temerrüte düşme ihtimali var mı? Eğer böyle bir şey olursa para yine yükselen piyasalara giriş yapar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin temerrüde düşme olasılığı sıfıra yakın. Çünkü herkesin kabul ettiği bir para basabiliyor. En sıkıştığı anda basar parayı borcunu öder ve enflasyona katlanır.

      Sil
  21. Hocam Merhaba,
    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Benim merak ettiğim soru şu;
    1. Bankalar, Kamu Kurumları veya Hazine IMF, IFC, AYB gibi kurumlardan uzun vadeli borçlanmalar yapıyorlar. Bu borçlanmaların oranları nedir? Kamu Borç Yönetim Raporu'nu incelediğimizde anlaşılan kurumlar ve vadeli var ancak faiz oranları yok. Bu verilere ulaşabilmemiz mümkün müdür?

    YanıtlaSil
  22. Hocam Merhaba;
    Bankalar, Kamu Kurumları ve Mahalli İdarelerin borçlanma verilerine (AYB, IFC, BNP PARIBAS, DUNYA BANKASI..) Kamu Borç Yönetim Raporu'nu incelediğmizde vade yapıları ve borçlanma tutarına ulaşabiliyoruz. Ancak bu kurumların borçlanma faiz oranlarına ulaşamıyoruz. Şirketlerin verilerine KAP'tan ulaşabiliyorum ancak Kamu'ya ulaşamıyorum. Bu konuda beni aydınlatırsanız çok sevinirim.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...