22 Nisan 2014 Salı

Yap İşlet Devret ve Hazine Garantisi

Yap – işlet – devret modeli
1980’lerde Dünya Bankası tarafından geliştirilen yeni bir projelendirme türü olan yap – işlet – devret modeli bizde de siyasal iktidar tarafından uygulanmak istendi. Yap – işlet – devret modeli, bir kamu altyapı yatırımının, finansmanı, özel kesim şirketleri tarafından karşılanarak yapılması, belirlenen süre ile işletilmesi ve süre sonunda kamu kesimine devredilmesi modelidir. Modelin önemli özelliklerinden birisi de işletme süresince üretilen malların ya da verilen hizmetin bir bölümünün kamu kesimi tarafından satın alınacağının garanti edilmesidir.

Yap işlet devret modelinde Hazine garantisi
1980’lerin ikinci yarısında Türkiye gündemine giren bu modelin uygulanmasında bazı Hazine garantileri gerekiyordu. O zamanki mevzuat bu modele garanti verilmesine uygun değildi. Siyasal iktidarın isteği bu modelin de Hazine garantisi altına alınması yönündeydi. Hazine ise bu modele soğuk bakıyordu. Bunun temel nedenlerinden birisi Hazine’nin kurumsal hafızasında bu tür imtiyazların sonunda bir takım sıkıntılar yaratabileceğinin yer etmiş olmasıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde çeşitli yabancı şirketlerle yapılmış olan imtiyaz sözleşmelerine dayalı yatırımlar bu modelin öncülleridir. İstanbul’da Tramvay ve Tünel işletmelerine ilişkin sözleşmeler, Haydarpaşa Liman İdaresi sözleşmeleri yabancılara verilmiş bu tür üretim imtiyazları arasında en önde gelen örneklerdir. Bu imtiyazlar, sonunda büyük sorunlar yaratmıştır.

Bu aşamada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: İngilizcede financial innovation denilen bu tür finansal buluşların neredeyse tamamı Osmanlı’nın son 200 yıllık döneminde denenmiş ve sonuç Düyun-u Umumiye’ye gidiş olmuştur (Düyun-u Umumiye konusunu merak edenler şu yazıma bakabilirler: http://www.mahfiegilmez.com/2012/10/duyun-u-umumiye.html)

Geçtiğimiz hafta sonunda “Hazine Müsteşarlığı Tarafından Gerçekleştirilecek Borç Üstlenimi Hakkında Yönetmelik” Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Buna göre yap – işlet – devret modeli ile yapılacak yatırımlarda en az 1 milyar TL (Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıklarına ait projeler için 500 milyon TL) tutarındaki projeler için sağlanan dış kredilere Hazine garantisi verilmesi kararlaştırıldı. Hazine garantisi verilen projeyle ilgili sorunlar çıkması halinde alınan kredinin geri ödenmesinden Hazine sorumlu olacak.

Hazine garantisi, uzun yıllar yalnızca kamu kurumları için uygulandı. Örneğin bir KİT veya bir Devlet Üniversitesi ya da bir belediye bir projeyi gerçekleştirmek için dış finansmana ihtiyaç duyarsa burada Hazine garantisi devreye girerdi. Bu garantinin arkasındaki mantık çok açıktır: Hazine, bu sayılan kurumlarla bir finansman ilişkisi içindedir. KİT’in sermayesinin yarısından fazlası Hazine’ye aittir ve kârları Hazine’ye devredilir. Devlet Üniversitelerinin öz gelirleri giderlerine yetmediği için Hazine katkıları söz konusudur. Belediyeler ise Hazine’nin tahsil ettiği vergilerden pay alırlar (emlak vergileri belediyelere devredilmiştir.) Burada borçların geri ödenmesinde Hazine garantisinin devreye girmesi halinde Hazine’nin elinde bu borçlara karşılık, yapacağı ödeme ve aktarımları, ödenecek borçlara mahsup etmek gibi bir imkan vardır.  

Yeni düzenleme ne getiriyor?
4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 8 ve 16’ncı maddelerindeki yetkiye dayanılarak çıkarılan bu yeni yönetmelik, yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı kiralanması modellerinin garanti sistemini temelinden değiştirmiş bulunuyor.

Bugüne kadar bu modellerde Hazine garantisi “satın alma garantisi” biçiminde işliyordu. Bunu bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki 5 milyar TL tutarında bir elektrik üretim tesisini özel bir şirket, yap – işlet – devret modeliyle yapacak ve 20 yıl süreyle işlettikten sonra bedelsiz olarak kamu kesimine devredecek. Bu şirketin, yapacağı bu tesisin üreteceği elektriği 20 yıl süresince satarak toplamda 10 milyar TL elde etmesinin beklendiğini varsayalım. Bu hesaplar hep belirli miktarda üretim yapılacağı ve üretilen elektriğin satılabileceği düşüncesine dayanır. Eğer belirli dönemlerde çeşitli nedenlere elektrik üretimi gerçekleşmez veya yeterli satış yapılamaz ve dolayısıyla tahmin edilen gelir elde edilemezse ne olacak? Borç nasıl geri ödenecek? Özel şirketin bu tesisi yapmak için gereken 5 milyar TL’yi bulmak amacıyla yabancı bankalarla görüşürken alacağı kredinin geri ödenmesinde bu tür aksamalar olması olasılığını ortadan kaldırması için devreye Hazine garantisi girmektedir. Hazine, bu gibi hallerde üretilen ama satılamayan bedeli satın almak veya üretilemezse de bedeli ödemek için garanti verir.

Yeni yönetmelik bu garantiye ek bir başka garanti veriyor şimdi. Aynı örnekteki tesisi yapmak için dış finansman arayışına giren özel kesim şirketine Hazine, en baştan garantiyi sunuyor. Yani bu şirket 5 milyar TL tutarındaki yatırımının tamamını dış finansman yoluyla yabancı bankalardan sağlayacaksa, Hazine bu borcun geri ödenememesi halinde garantörü olacak. Bu aksaklık tesisin üretime geçmesinden önce çıkmış olsa da fark etmiyor. Yani diyelim ki özel kesim şirketi 5 milyar TL tutarındaki krediyi aldı ve inşaata başladı. İnşaatı bitiremeden bir nedenle battı. Ortada ne üretim var ne satış. Ama Hazine garantisi var ve Hazine alınan bu krediyi ödemekten sorumlu.

Eskiden yap – işlet – devret modelinde Hazine’nin yatırım garantisi vardı, şimdi buna geri ödeme garantisi de (borç üstlenmesi adı altında) eklenmiş oldu. Yani eskinin yap – işlet - devret modeli dönüp dolaşıp yap – işlet - devlet modeli oldu.  

Hazine’de çalıştığım yıllarda işin bu noktaya eninde sonunda varacağını, üretim ve satın alma garantisinin finansman sağlayıcılara yetmeyeceğini biliyordum. Bir ekonomide riskler artınca o ekonomide Hazine garantilerinin sınırları genişler. Bu yeni yönetmelik, özel kesim dış borçlarının tümüyle Hazine garantisi altına alınmasının ilk adımıdır. Yakında özel kesime borç veren yabancılar bu model dışında da Hazine garantisi sormaya başlarlar.

Bunlara ek olarak belirtmem gerekir ki bu yönetmelikle getirilen borç üstlenim meselesinin bu yönetmeliğin yürürlük tarihinden önce tamamlanmış bulunan ihalelere uygulanmaması ya da ihalelerin bu koşul da göz önünde tutularak yenilenmesi gerekir. Çünkü söz konusu ihaleler böyle bir garanti öngörülerek yapılmamıştır ve Hazinenin vereceği bu garanti işin fiyatını değiştirecek türden bir garantidir.  

Ek: Hazine garantilerinin çeşitleri
Bu noktada Hazine garantilerinin günümüzdeki kapsamını belirlemek açısından tanımlara bir göz atalım.
(1) Hazine Geri Ödeme Garantisi: KİT’ler, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait olan kuruluşlar, fonlar, kamu bankaları, yatırım ve kalkınma bankaları, büyükşehir belediyeleri, belediyeler ve bunlara bağlı kuruluşlar ile diğer yerel yönetim kuruluşları lehine bu kuruluşların dış finansman kaynağından sağladıkları dış borçların geri ödenmesi konusunda verilen garantilerdir. 
(2) Hazine Karşı Garantisi: Herhangi bir dış finansman kaynağının öngördüğü garanti programları çerçevesinde (1)’de sayılan kuruluşların borçlu sıfatıyla uluslararası piyasalardan temin edecekleri finansman imkânları için bir dış finansman kaynağı tarafından verilen garantiye karşı verilen garantilerdir. Yap-işlet devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri ile benzeri finansman modelleri kapsamında gerçekleştirilecek projelerle ilgili olarak da mevzuatta öngörülen Hazine garantileri ile sınırlı olmak ve şartları Hazine tarafından müzakere edilmek üzere, bir dış finansman kaynağı tarafından verilen garantiye karşı verilen garanti verilmektedir.
(3) Hazine Ülke Garantisi: Yabancı ülkelerin herhangi bir dış finansman kaynağından sağlayacakları finansmanın geri ödenmesi hususunda verilen garantilerdir.
(4) Hazine Yatırım Garantisi: Yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkı devri ve benzeri finansman modelleri kapsamında ilgili mevzuat hükümlerine dayanan ve bunlarla sınırlı olmak üzere verilen garantilerdir. 

Not: Yukarıda ele aldığım yönetmelik yeni çıkmış olmakla birlikte yap - işlet - devret modelinde bu tür bir garantinin verilmesi çok önceden düşünülmüş ve 2014 Yılı Bütçe Kanunu'nun 12. maddesine bu yolda bir fıkra konulmuş bulunuyor. Maddenin (1) ve (2) numaralı fıkraları eski bütçe kanunlarında da yer aldığı halde bu konuyu kapsayan (3) numaralı fıkrası ilk kez 2014 Bütçe Kanunu'nda yer almış. Söz konusu maddeye aşağıda yer veriyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Hazine garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti ile borç üstlenim taahhüt limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler
MADDE 12 (1) 2014 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak; garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti 3 milyar ABD Dolarını aşamaz.
(2) 1 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde 1ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.
(3) 2014 yılında 4749 sayılı Kanunun 8/A maddesi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca sağlanacak borç üstlenim taahhüdü 3 milyar ABD Dolarını aşamaz.

61 yorum:

  1. Negatif sarmala başladık, faiz artışı, hazine garantileri, tekrar kur artışı, tekrar faiz artışı, daha fazla hazine garantisi, önlenemeyecek iflaslar, işsizlik, sokakların ısınması, baskının artması falan filan... umarım iyiye evrilir bu dönem... Bu arada AMB'nın gevşetmesi de süreci belki yumuşatır ama sorunu büyütür...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BU HAZİNE GARANTİLİ DIŞ FİNANSMAN İHTİYACINI BİR TÜRLÜ ANLAYAMADIM....HELE HELE DEVLETİN (HAZİNENİN )KENDİ VATANDAŞINA İŞ ADAMINA TÜM KAYNAKLARI ÜLKEDE MEVCUT OLAN YOL HAVA ALANI KÖPRÜ ALTYAPI YATIRIMLARI İÇİN DIŞ FİNANS TALEBİ VE BUNA BAĞLI HAZİNE GARANTİSİ ANLAŞILABİLİR DEĞİL...YAP-İŞLET-DEVRET DİYE İŞİ VE PARAYI KENDİ ÖZEL SEKTÖRÜNÜZE VERİYORSUNUZ.HİZMET KARŞILIĞINI DÖVİZ OLARAK BORCA KAYDEDİYOR.FİNANSMANINA HAZİNE GARANTİSİ VERDİĞİNİZ YATIRIMLA ÖZEL SEKTÖR PARA KAZANIYOR.VATANDAŞ BU ÜRÜNÜ PARAYLA SATIN ALIYOR.SONRA ZAM-ENFLASYON -YÜKSEK FAİZ ŞİKAYETLERİYLE KIVRANIYORUZ....GERÇEKTEN TÜRK İKTİSATÇILARININ TÜRK DEVLETİNE ÖNEREBİLECEKLERİ BİR MODELLERİ YOK MU....DEVLET EMİSYONU GENİŞLETİP KENDİ YATIRIMCISINA KARINI DA HESABA KATIP BEDEL ÖDESE YA DA KAR MİKTARI KADAR İŞLETME HAKKI VERSE SONRA DEVRALSA -VATANDAŞINA DA DAHA SONRA İŞLETME MALİYETİ KARŞILIĞINDA -FAHİŞ KARSIZ BU HİZMETTEN YARARLANDIRSA DAHA MANTIKLI OLMAZ MI...ÇOK MU ÇAĞ DIŞI BİR DÜŞÜNCE

      Sil
    2. CEVABIMA CEVAPLARDAN BİLGİM OLSUN

      Sil
  2. Mahfi Hocam, yazınızdan çok yararlandığımı belirtmek isterim öncelikle. Konuyu sadece iktisadi boyutuyla değerlendirince, bu yeni uygulamanın ülke ekonomisinin önündeki büyüyememe sorununa bir çare olarak geliştirildiğini düşünüyorum. Ancak, finansman sağlayanların üretim ve satın alma garantisi ile yetinmeyecekleri yönündeki tespitinizi bu yazının altı çizilmesi gereken yerlerinden biri olarak değerlendiriyorum. Ekonomide artan riskler, yine dönüp dolaşıp kendi kaynaklarımızın yetmemesi noktasına atıfta bulunmamızı gerekli kılıyor. Gelinen nokta, bir yönüyle bana 1980'lerdeki ekonomik modele dönüşümüzü hatırlattı. Her yerin şantiyeye döndüğü, 2. köprünün yapıldığı, GAP'a önemli yatırımların yapıldığı yıllar yani. O dönemde, büyük kamu açıkları ile ve dışlama etkisi ile beraber yüksek enflasyonu da yaşıyorduk. Enflasyon bugün de göreceli olarak yüksek ama o yıllarda, %60-70 gibi oranları konuşuyorduk. Bugün, enflasyonun %8-9 aralığında olduğu bir ortamda yine sanayinin yerini büyük inşaat projeleriyle kapatmaya ve bu yolla büyümeye çalıştığımız bir modeldeyiz. Finansman sağlama olanakları giderek daralıyor ve devreye Hazine girdi. Artan risk=artan teminat talebi formülü çalışıyor doğal olarak. Yani, yine ekonominin vitrinini birkaç yıl süsleyecek bir modele döndük ama temel yapı hala sağlam değil. Yakın tarihimizde de bunun örneği vardı. Şimdi, yine benzer bir süreçteyiz. Bu analizime katılır mısınız bilmiyorum. O yıllara dair bir benzetmeyle, Türkiye ekonomisinin genel trendi ve büyüme modelini düşünüyorum dünden beri. Yazınız, kendimle konuşurken imdadıma yetişti ve aklımdan geçenlere önemli katkı yaptı. 80'leri ben öğrenci olarak geçirdim. Sizin Hazine başlıklı kitabınızı da okudum. O yılları doğrudan bu işlerin içinde geçirmiş bir kişi olarak sizin deneyimlerinizi dinlemek ve öğrenmek çok değerli. Yazınız için kendi adıma teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Bu garanti, bundan sonra acilacak ihaleler icin gecerli olsaydi keske. Onceki ihalelere katilan firmalar, yeni garantiyi bilemezler, hayal edemzlerdi. O sartlara gore teklif verdiler. Ihale neticelendikten sonra sartlarin degistirilmesi, ihalede elenen uzman profesyonel firmalara haksizlik degil midir? Ileride bu tur kolaylastirmalarin olacagini "hisseden" firmalara haksiz kazanc saglanmistir diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet işin çok önemli bir yanı da o. Eski ihaleler için geçerli olunca aslında ihalede oluşan fiyat bu durumu yansıtmıyor. Madem Hazine garantisi olacaktı o zaman fiyat daha yüksek olabilirdi.

      Sil
    2. Bugün okuduğum bir yazida bundan sonrada yapilacak ihalelerde hazine garantisi olup olmayacağı gizli olacak imiş?eğer bu doğru ise nerede kaldi seffaflik bu nazil is

      Sil
    3. Evet bu konuyu düzenlemede Hazine garantisinin kime verileceği konusunun gizli tutulacağı yazılı. Sizin de dediğiniz gibi bu düzenleme şeffaflık ilkesine tümüyle aykırı.

      Sil
  4. Bu garanti, ihalesi sonuçlanan projeler içinde geçerli mi? Eğer geçerliyse ihale öncesinde böyle bir durum olmadığına göre ihalelerin iptal edilmesi gerekir mantıken. İhaleyi alan arkadaşın finansmanını da devlet sağlayacaksa yap-işlet-devret in mantığı ne? Devlet borçlansın o zaman, sadece müteahhitliğini ihale etsin, kendisi işletsin. Alım garantisi anlaşılır tamam da bu arkadaşların borcu bitene kadar devletin beslemeye devam etme zorunluluğu gibi bir şey doğurmaz mı? Hani önceki yazınızda cehennem nerede diyordunuz ya, yakında Türkiye Cehenneme dönecek gibi, merakımız da giderilecek gibi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçerli. Bu soruna bir üstteki yoruma tanıtımda değindim.

      Sil
  5. Tabii bi de kime garanti verileceğinin yayınlanmayacak olması da çok dikkat çekici

    YanıtlaSil
  6. hocam,osmanlı zamanında da benzeri bir durum olmuş.yid modeli bazı kimselerce postmodern kapitilasyon olarak değerlendiriliyor ancak şu anki ekonomimizle bunun bize etkisi ne olacak ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilemiyorum ama ben bu tür imtiyazlardan oldum olası hoşlanmam.

      Sil
  7. Adına MEGA PROJE denen ve her biri birer görgüsüzlük ve aç gözlülük sembolü olan ucube projelere şimdi ilave garanti veriyor hükümet.

    Değişik zamanlarda gazetelerden haberler :

    1) 3. köprü Şile'de EMLAK FİYATLARINI FIRLATTI.

    2) 3. havaalanı Silivri'de EMLAK FİYATLARINI FIRLATTI

    3) Kanalistanbul Gökçeli'de EMLAK FİYATLARINI FIRLATTI

    Neden bu kadar inşaat ??
    Bu ucubeleri ilave garanti verecek kadar garantiye almak istemek neden ??
    Yoksa birilerinin hayatı bunlara mı bağlı ??

    YanıtlaSil
  8. Hocam aşağıda linki verilen grafiğe baktığımızda hükümetin belki de gerçeklerin yavaş yavaş farkına varmaya başladığını düşünebiliriz. en azından böyle ümit edelim.
    http://goo.gl/q0wBAE
    2003-13 arası kamu yatırımlarının GSYH'den aldığı pay çok azaldı. özel sektör kamunun yerini aldı ancak özel sektör doğası gereği kalkınma odaklı değil konjonktürel olarak en karlı sektör neresi ise oraya yatırım yaptı (yani gayrimenkul). kamu, yatırımları azaltınca parayı cari harcamalara yöneltti ve bu durum kendisine oy olarak geri döndü. yapılan kamu yatırımları ise okul, hastane, hava alanı, duble yol, kamu hizmet binaları gibi alanlarda yoğunlaştı. ama bu yatırım alanları döviz kazandırıcı etkiye sahip olmadığı için cari açık da arttı.
    Hocam benim anladığım şu: hükümet son yıllarda cari açığın artmasında kamu yatırımlarında meydana gelen azalmanın önemli rol oynadığının farkında. özel sektör yatırımları arttı fakat bu yatırımlar pek döviz geliri sağlayan yatırımlar değil, hatta tam tersi döviz giderlerini artırıcı etki yapıyor. ancak hükümet bütçe açığının artmasını istemiyor. yatırımlara daha fazla pay ayırmak demek cari harcamaların azalması demek ki, bunu da istemiyor. normalde kamunun yapması gereken döviz kazandırıcı yatırımları özel sektöre yaptırmak ve vereceği hazine garantileriyle bu amacı gerçekleştirmek istiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk paragrafta okul, hastane, hava alanı,duble yol vb gibi yatırımları döviz kazandırmayan kamu yatırımları olarak sıralamışsınız. Ki bu sınıflandırma büyük ölçüde doğru. İkinci paragrafta ise Kamunun yapması gereken döviz kazandırıcı yatırımları özel sektöre yaptırmak ve vereceği hazine garantileriyle bu amacı gerçekleştirmek istiyor diyorsunuz. Oysa bu kanunun kapsamı daha çok sizin ilk paragrafta değindiğiniz döviz kazandırmayan yatırımları kapsıyor (hava alanı, yol vb) Demek ki amaç bu değil.

      Sil
    2. Hocam zaten ben de en pollyanna halimle düşünmeye çalışıyorum :) belki aklı selim biri çıkar "garanti vereceksek üretim tesisi,enerji santrali,modern demiryolu hatları gibi alanlara verelim,böylece döviz giderlerimiz azalır" der diye ümit ediyorum. en azından bu sayede özel sektör daha az AVM,rezidans,konut yapar belki. bu bile gelişme olur.

      Sil
  9. Böylesine önemli bir konu kaleme alarak bilgi verdiğiniz için öncelikle Türkiye vatandaşı olarak sonra İktisat mezunu olarak çok teşekkür ederim Hocam.
    Bizim kalkınmada gelişmekte olan bir ülke olarak eksiğimiz sermaye değilmidir? Bu yüzden Cumhuriyet tarihinde Kalkınma planlarının ortak özelliği Devlet eliyle özel kesimin harakete geçirilmesi olmamışmıdır?
    1980 yılında ortaya çıkan bu furyanın asıl nedeni, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabının ana fikri olan: kalkınma hamleleri için borç ver, birkaç aileyi zengin et, borçu ödeyemiyecek hale getir ve çıkarların için kullanmıdır?
    Değerli cevabınız için şimdiden teşekkür ederim. İyi günler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Ben Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları kitabında ortaya konulan görüşlerin çoğunun fantezi olduğunu, komplo teorilerinin geliştirilmiş versiyonları olduğunu düşünüyorum. İncelenmesi ve düşünülmesi gereken görüşler olmakla birlikte tartışmasız kabul edilebilecek şeyler değil bence.
      Buradaki konu bu çapta borçları bizim özel şirketlere verebilecek bankanın olmamasıdır. Yabancı kaynak sahipleri yüksek tutarlı yatırımlar için bu kadar yüksek kaynağı arkasında devlet garantisi olmadan vermek istemiyorlar. Ben de diyorum ki (cnbce deki programda dedim) devlet özel şirkte kefil olacağına doğrudan kendisi borçlansın ve taşeronlar eliyle bu işi yaptırsın.

      Sil
  10. bundan 7 sene önce şehrimde "sağlık ocagı-poliklinik" tarzında belli noktalara sağlık merkezleri kondurdular. Kondurdular diyorum çünkü yapılmasıyla kaybolması bir oldu sanırım varlığını 1 sene sürdürmedi. Şimdi yap-işlet-devret modeli yazınızı görünce aklıma geldi ama bir fark vardı sanırım bizdeki yap-işlet-YIK dı sanırım. İyide hizmet veriyordu normal sağlık ocaklarının yükünü alıyordu üstelik poliklinik tarzındaydı. Ama her şey gibi bu konuda da model tutmadı

    YanıtlaSil
  11. Bu verilen garantiler Resmi Gazete'de ilan edilmeyecek deniyor hocam. Bunun ne gibi bir olumsuzluğu olur mali disiplin açısından hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şeffaflığa aykırı olur. Zaten Sayıştay denetimi askıda demek ki bunlar tümden denetimsiz kalacak.

      Sil
  12. hocam bu işin sonu özel sektörün borçlarını devletin ödemesine kadar varır. özelin açık pozisyonuna dikkat!

    YanıtlaSil
  13. Sn.Mahfi Bey,
    Hazine Garantisi, sadece 3.Köprü gibi projelerin yurtdışından kredi alabilmelerini sağlamaya yönelik, acıklı bir kamburdan ibaret olarak görüyorum. Ayrıca içine gireceğimiz "Emlak Krizi"ni ötelebileceğine ilişkin herhangi inancım da yok. Ama yalnış veya aşırı mı karamsar bakıyorum?

    YanıtlaSil
  14. Hocam biraz ilgisiz bir soru olacak,kusura bakmayin.medyada merkez bankasinin ortalama ornegin 9.40 ile fonluyor deniyor.burdaki ortalama faiz gosterge faiz olmadigina gore,ortalama fonlama faizi nasil bulunuyor. Tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MB'nin bir gecelik borç alma ve borç verme faizi var (buna gecelik fonlama faizi de diyoruz) bir de haftalık repo ihalesi faizi var (buna da politika faizi diyoruz.) Gecelik fonlama faizinin alt limiti % 8, üst limiti % 12. Yani MB, bankalardan gecelik olarak borçlandığında % 8 faiz ödüyor, bankalara gecelik olarak borç verdiğinde % 12 faiz alıyor. % 8 ile 12 aynı zamanda MB'nin bankalara gecelik borç verme faizinin alt ve üst sınırlarını gösteriyor. MB bunu şu sıralarda % 9,40 uyguladığı için bankaları yüzde 9,40 ile fonluyor deniliyor.

      Sil
  15. Hocam yazı için teşekkürler, hazine garantisi sözünü duyduğumda aklıma hep 2001 den önce mevduatlara getirilen sınırsız garanti geliyor.
    Konu çok farklı olmakla birlikte sanırım burdada hazinenin garantisinin sınırı yok anladığım kadarıyla.
    tarih bankacılıkta değil de başka bir sektörde tekerrürmü edecek hocam.
    2.bir sorum hocam işler kötüye giderse dış borç verenler banka sendikasyonlarındada böyle bir şey talep edebilirmi( soru saçma olduysa kusura bakmayın lütfen)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada sınır, o yatırım için alınan kredinin anapara+faizi.
      Bence soru saçma değil ve ne yazık ki gelişme sizin dediğiniz yönde oluyor. Biz benzer bir durumu garantisiz ticari borçlar konusunda 1980 öncesinde yaşadık.

      Sil
  16. Hocam cevabını tam olarak veremediğim bir soru var yardımcı olursanız sevinirim ; geçenlerde yayımlanan özel sektörün uzun vadeli dış borcuna baktığımda 156.755 milyar$ bunun 71.037 milyarı finans kesimine 85.718 milyarıda finansal olmayan kesime ait .
    Hocam sizin de önceden belirttiğiniz gibi özel sektör yurtdışımdan borçlanırken bireyleri,küçük işletmeleri dışarda kimse tanımadığından ve itibarıda olmadığından bu kesimler dışardan borçlanırken tanınmış ün yapmış holdingler gibi direk borçlanamdığından banka aracılığı ile borçlanır ve araya bankayı sokar demiştiniz yanlış hatırlamıyorsam.
    1) o zaman özel sektörün dışardan borçlanmalarının neredeyse hepsini finans kurumları halletmiş olmuyor mu(büyük şirketler hariç )
    2)son yayınlanan rakamlara göre finansal olmayan kesimin 85.718 milyar borcunu finanse etmek için neredeyse tamamına yakınını banka aracılığıyla mı gerçekleşmiştir ?
    3)büyük şirketler haricinde ki ekonomik aktörlerin dışarıya karşı fazla itibarlı olmadığından bunlara karşı direk borç verilmesi mümkün olmayacağından araya garanti vermek üzere banka mı giriyor ? Ve banka tarafından alınan borçta finansal olmayan kesimin borcumu sayılıyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin sayılarınıza bakarak şunu demek mümkün, reel kesimin dış borcu 156,8 milyar dolar. Bunun 71 milyar dolarını finans kesimine 85,7 milyar dolarını da bankaların dışındakilere borçlular.
      (1) Bu sayılara göre özel reel kesim dış borçlanmasının yarıdan biraz azını bankalar eliyle, yarıdan biraz fazlasını ise doğrudan yapmış.
      (2) 85,7 milyar dolar finansal olmayan kesime ait olduğuna göre bunu reel kesimden sağlamış (satıcı kredisi vb)
      (3) Araya banka giriyor ama bazen diyelim ki bir mal satabilmek için o malı kredili olarak verdiğinde bizim özel şirket doğrudan satıcıya borçlanmış oluyor.

      Sil
  17. Hocam sizin kolay ekonomi kitabınızın yeni baskısını okurken kafamda tam oturtamadığım bir yer var izninizle o cümleyi buraya taşıyarak aklıma yatmayan yeri söylemem daha kolay olacak .''Türkiye'nin tasarrufları yatırımlarından küçük olduğu için dışardan borçlanılabildiği ölçüde yatırım yapılacak ve cari açık verilecektir .bir süre sonra işler kötüye giderse o zaman borçlanma zorlukları ortaya çıkmakta ve yeni borçlar alınamamakta ithalat ve ardından büyüme düşmektedir ''
    Yani hocam dışardan borç bulduğumuz sürece cari açık vermekteyiz ve ithalat yapmaktayız dışardan borç bulamasak cari açıkta vermemiş oluruz ve ithalatta yapamamış oluruz burada bir sorunum yok. Aklıma takılan nokta dışardan borçlanan kesim 1)malları kredili olarak alan kesim 2) finans kesimi 3) büyük ve itibarlı şirketler 4) kredili i olarak mal almayan küçük işletmeler yada bireyler ise banka aracılığıyla borç almaktadırlar .sizin kitapta dediğiniz gibi bir süre sonra işler kötü giderse yeni borç alınamaz noktaya gelir ve cari açık verilemez ve ithalat yapılama diye belirtiyorsunuz. İşler eğer sizin dediğiniz gibi kötü noktaya gelirse kredili olarak mal alan kesime ,büyük ve itibarlı şirketlere kredi açılmayacaktır belkide peki hocam bankalar aracılığıyla borçlanan Kesimede mi böyle bir durumda borç verilmeyecektir ?bu kesimlerin araya bankayı aracı olarak soksada eğer sizin belirttiğiniz gibi ekonomi kötü bir durumda ise bankalarada mı borç verilmeyecektir ?
    2)hocam eğer işler ekonomide riskler sizin belirttiğiniz gibi artmışsa ve bankalarda borç bulmakta zorlanıyorsa ve bulamıyorsa o zaman kurlar yükselir ve neden ithalat yapılamadığını ve büyümenin düştüğünü anlarım eğer bankalar borçlanabilme yeteneğine sahipler ise yine eskisi kadat olmasada cari açık verilmez mi?
    3) hıcam dışardan borçlanan kesimleri ben 4 gruba ayırarak inceledim bu konuda yanlış yada eksik bulduğunuz yer varmı? Düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Eğer ekonomi borçlarını geri ödeyemeyecek duruma gelmişse bankalara da kredi açılmaz.
      (2) Kurların iyice yükseldiği bir yerde iç fiyatlar da artacağına göre iç talep olmaz ki ithalat aynı hızla sürsün ve cari açık verilsin.
      (3) Bu 4'lü gruba kamuyu (Hazine) ekleyebiliriz.

      Sil
  18. Hocam özel sektör dışardan borçlanırken araya bankayı koymasının borç bulmada sağlayacağı avantajı düşünerek banka vasıtası ile borçlansa 1) bu bankanın aldığı borç tutarı kimin borcu sayılır özel sektörün mü? Bankanın mı?
    2) bankanın borç bulmada aracı olması özel sektöre komisyon maliyeti adı altında ayriyeten bir maliyet yükler mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Dış kreditöre göre banka borçludur. Bankaya göre özel şirket.
      (2) Yükler.

      Sil
  19. Mahfi Hocam,
    Bu yönetmeliğin çıkış amacı "bu projeleri yaptırmayacaklar" hedefli projelerin gerçekleşmesine yönelik inatlaşma olduğu açık.Ancak anlamadığım şey şu; bu projelerin ihaleleri tamamlandı. bu ihale sürecinde özel sektörün kredi bulma konularının halledilmiş olması gerekmiyor muydu? Yani zaten kredisini bulan ve bunu garanti edenler ihaleye girmemiş miydi? Ne oldu ki şimdi bunlara geriye yönelik hazine garantisi vermek gündeme geldi. Ya özel sektör iyi niyetlerle sunulan finansman olanakları ile ihaleyi aldı ve hükümet buna göz yumdu ya da son aylardaki ülkedeki durumlar nedeniyle kredi kurulaşları garantilerinden vazgeçtiler ve ek garanti istediler. Sanırım fatura ödemeye başladık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklısınız. Anladığım kadarıyla kredi vereceğiz diyenler de vermiyor ya da devlet garantisi istiyorlar.

      Sil
  20. Hocam, son donemlerde yeni bir finansman modeli olarak "kamu-ozel ortakligi" da cok gundeme gelmeye basladi. Bunun hakkinda da bir seyler yazarsaniz bizi mutlu edersiniz. Saygilar..

    YanıtlaSil
  21. Hocam bir yazıda okudum ve biraz kafam karıştı deniyor ki ''İç tasarruflar arttığı takdirde, dışarıdan yatırım için borçlanmaya gerek olmaz.''
    1)Hocam tasarruflarımızın artmasıdan ben şunu çıkarıyırum eğer tasarrufumuzlarmız artarsa hem özel sektörün hemde kamunun harcamalarının azalmış olacağından dolayı döviz tasarrufumuz artar yani cari açığımız azalır ve eskisi kadar borçlanmak zorunda kalmayız bunu anlıyorum fakat tasarruf artarsa yatırm için borçlanmayızı pek anlayamadım sonuç olarak yatırımlarda kullanacağımız aramallarını biriktirdiğimiz tl lerle ithal edemeyeceğimize göre dövize ihtiyacımız olmayacak mı bunun içinde borçlanılmaacak mı?
    2) hocam acaba burada kastedilen eğer tasarruflar artarsa bankalarda mevduat birikeceğinden mevduat sıkıntısı olmayacağından bankalar dışardan borçlanarak tl kredi açmak yerine nasılsa tasarruflar artmışsa artan tasartuflardan kredi verecektir ve eskisi kadar dışardan borçlanmaya gerek kalmayacaktır bu mu kastedilmektedir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Anladığınız doğrudur.
      (2) Bu da bir parçasıdır.

      Sil
  22. Hocam şuna katılırmısınız 1) özel kesimin cari açığını finanse etmesi için elde etmesi gereken dövizi içerideki döviz piyasasından talep etmeyip dışardan gerek ticari kredi şeklinde gereksede banka kredisi şeklinde transfer etmesi içeride kurun daha da yükselmesini engeller diyebilşrmiyiz . Yani iktisat jargonuyla ifade edersek te dışardan sağlanan krediler içirde döviz talebinin alternatifi olduğundan ve bu Alınan borçlar döviz arzını artırdığından dolayı arz eğrisi sağa kayarak kur düşer diyebilşrmiyiz ?
    3) hocam bu sorunun yanıtını uluslararası iktisat kitaplarında bulmakta zorluk yaşıyorum yardımcı olursanız sevinirim ; dışardan borçlanmak döviz arzını artırdığından kur düşer deniyor . Dışardan borçlanmada kredili olarak mal almak şeklinde yada ticari banka kredisi alarak oluyor peki bu bankalardan alınan borçların fiziki olarak buraya gelmek zorunda olmadığını yorumlarınızda belirtmiştiniz peki bu alınan borçlar ülkeye girmesede yinede kur düşer diyebilşrmiyiz ?kurun düşmesi için illa ülkemizin sınırlarının. İçirsine girmesi gerekmiyor değil mi ? Dışarda ki muhabir banka hesaplarında bu dövizin olması kurun düşmesi için yeterlidir diyebilşrmiyiz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruları defalarca yanıtladım.

      Sil
  23. Hocam bankalar tarafından açılan tl kredileri cari açığı artırıcı bir sebeb olarak görülüyor .hocam bir tüketici yada yatırımcı bankadan belirli faiz karşılığında kredi çektiğinde bu aldığı krediyi dışardan mal ithal etmek amacıyla kullanabilir değil mi ?
    2)hocam bugün dışardan mal ithal etmek amcıyla tl kredisi çekmek mi ,dolar üzerinden kredi çekmek mı ? Yoksa dışardan borçlanmak mı en az maliyetli ? Bugün en çok hangisi tercih ediliyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Kullanabilir
      (2) Bu tamamen ödenecek faiz ile kur riski arasındaki ilişkiye bağlı.

      Sil
  24. Hocam mantığını kavrayamadığım bir konu var ; cari açığımız kabaca 65 milyar$ ve bu tutarı bir gün finanse edemessek yani ülkemize bu kadar tutarda döviz girişi olmassa ithalatımız ve dolayısıyla büyümemiz düşer bu yüzden bu cari açık tutarı sürdürülebilir değil deniyor . Bunun anladığım şekilde mantığını şu şekşlde izah etsem yanılırmıyım
    1) eğer ekonomide ki risklerimiz çok artmışsa ve bu riskler kadar getiride sunmuyorsak doğurdan yatırım ve portföy yatırımı azalacaktır geriye tek bir yöntem kalıyor o da dışardan borçlanmak ülkemizde ki risklerden dolayı dışarısıda bize yüksek faizden kredi açmaya çalışırsa yada risklerimizden dolayı kredili olarak mal satmaya yanaşmassa dışardan borçlanmanın cazibesi azalacak ve borçlandığımız tutarı azaltmaya çalışacağız borçlandığımız tutar ne kadar azsa o kadar az mal ithal edeceğiz ve bundan dolayıda eskisi kadar cari açık veremeyeceğiz ve büyümemiz düşecektir hocam bu mekanizma böyle mi işlemektedir ? Eksiğim varsa düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
  25. Hocam ben bu yılın Ocak Ayının cari açık tablosunu değerlendirerek bir sorum olacaktı ;Ocak ayında 4.9 milyar dolar cari açık verildi. Bu açığın kapatılabilmesi finans hesabından gelen parayla olur normalde Ama Finans hesabından para gelmesi bir yana, bu hesaptan 3.1 milyar dolarlık çıkış oldu. Bir yandan 4.9 milyar açık, bir yandan 3.1 milyar çıkış ettti mi 8 milyarlık kaynak ihtiyacı bu ihtiyacın 2,2 milyarı net hata ve noksan kaleminden geriye kalanıda 5,8milyar$ da rezervlerden finanse edilmiş
    Benim sorum
    1) normalde cari açığın finansmanının finans kaleminden karşılanması gerekir ama öyle olmamış büyük çoğunluğu rezervlerden karşılanmış bunun sebebini şu şekilde izah edebilirmiyiz dışarda likidite bolluğunun azalması yada ülekmizde ki risklerin artmasına bağlı olarak faizlerin yükselmesinden dolayı bzim yerleşiklermizin de bu maliyete katlanamayarak borç almamasından kaynaklanıyor diyebilşrmiyiz
    Ayrıca bizim ülkedeki yerleşiklerde dışardan borç para bulamayınca ithalatını sürdürmek için kendi ülkesinin döviz piyasasında bu parayı talep edince devreye merkez bankası rezervleri giriyor ki kuru dahada yükseltmemek için . Hocam bu tabloyu bu şekilde yorumlamak doğrumudur eksik varsa yada yanlış varsa düzeltirseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cari açık, ihracat ve diğer döviz kazandırıcı işlemlerin, ithalat ve diğer döviz kaybettirici işlemlerden az olmasından kaynaklanmış durumda. İhracat artarken ithalat azalıyor ama miktar olarak ithalat hala daha yüksek.
      Finansman kalemlerinin eksi olmasının nedeni artan riskler nedeniyle Türkiye'den döviz çıkışı olması.Yani Ocak ayındaki cari açığı karşılayacak kadar döviz girişi olmadığı gibi tersine ilave döviz çıkışı olmuş bu da cari açığın yanısıra bu çıkışı da karşılayacak dövize ihtiyaç doğurmuştur. İkisinin toplamı kadar da rezerv kullanılmıştır.

      Sil
  26. Hocam bir ülke döviz gelirlerinden daha fazla ithalat yapmak istediğinde aradaki farkı dışardan buluyor diyoruz aradaki farkı dışardan bulmayıpta içerden bulamaz mı?
    2)bu parayı içerden değilde dışardan borçlanarak bulması dışarda faizin düşüklüğünden mi bu yol seçiliyor ?yada içerde kur yüksek diye mi dışardan borçlanılıyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) İçerideki dövizi kullanmak demek ya MB'nin ya da bankaların döviz rezervinin azalması demek. Bunu kullansak da MB ya da bankalar azalan rezervlerini yeniden artırmak için dışarıdan döviz bulmak zorundalar.
      (2) Dışarıdan borçlanmak faiz açısından daha ucuza geliyorç. Ayrıca içerideki tasarruflar yetersiz.

      Sil
  27. Hocam böyle şeyleri belirtmek aslında biraz ukalaca gibi oluyor ama belirtmeden geçemeyeceğim. "eninde sonunda" nın yazımı "önünde sonunda" şeklindedir. mantık olarak bakınca da öyle olması gerekiyor gibi..zira en ve son alakasız iken ..ön ve son verilen anlama uygun kaçıyor :) saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslı önünde sonunda olmakla birlikte zamanla dönüşerek eninde sonunda olmuştur. Şu linke bakılabilir:

      http://forum.divxplanet.com/index.php?showtopic=59651&st=225

      Sil
  28. bilmiyordum...öğrenmiş oldum.sağolun.

    YanıtlaSil
  29. Mahfi Bey,

    Sizin kadar deneyimli olmasam da ben farklı düşünüyorum açıkcası: Firma YİD ihalesi alıyor ve hazine sözleşme ile firmaya bazı taahütlerde bulunuyor (ödeme, satınalma garantisi vs...). Finans kurumu da bu sözleşmeyi teminat görüp, yüklenici firmaya kredi açıyor. Yoksa finans kurumu, yüklenici firmanın varlıklarına bakarak krediyi -en azından tamamını- vermiyor.

    Yani firma, hazineye güveniyor, kreditör de firmaya. Bu zincirde sorun, firma söz konusu iş için yeterli büyüklükte olmazsa çıkıyor. Firmadan kaynaklanan riskler; ya kredi maliyetini artırıyor, ya da kredi bulmayı imkansızlaştırıyor. Buna engel olmak için doğrudan hazinenin katılımının herkesi rahatlatacağı düşünülmüş olmalı.

    Anladığım kadarı ile hazine kredi riskinin tamamını da üstlenmiyor: %15 firma, %85 hazine gibi bir oran belirlenmiş. Ayrıca eğer hazine, yüklenici firmanın işin tamamını kredi ile yapmasına izin vermez, özsermaye de kullanmasını şart koşarsa, ben risk paylaşımı olarak sorun göremiyorum. Sonuçta iş yapıldıkça, hakediş çıkar ve kredi peyderpey çözülür, hazine de yapıldığını gördüğü iş kadar krediye kefil olur.

    Son soru, bu tip bir destek olmazsa da, bu büyük işler sadece kendi varlıkları ile kredi bulabilen, dünya devi firmalara kalmaz mı?

    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıklamaya göre %20 öz sermaye koşulu gelmiş. Örnek olarak, 125 TL'lik işin; önce 25 TL'si yüklenici firma kaynakları ile yapılacak. Kalan 100 TL için kredi alınacak ve hazine 85 TL'sine doğrudan kefil olacak. İlk 25 TL'lik iş tamamlanınca, 25 TL kredi serbest bırakılacak. Hazine kredinin yapıldığını gördüğü iş kadarı için riske girecek.
      Bence hazine için pek riski olmayan (yüklenicinin iflası vs..gibi her durumda geçerli riskler haricinde) iyi bir model kurulmuş...

      Sil
  30. Mahfi Hocam elinize sağlık. Çok yararlı bir yazı olmuş. Yazınızdan anladığım kadarıyla eğer hem devletle kuvvetli bir bağın hemde kredi alacağın kuruluşlarla kuvvetli bir bağın varsa Türkiye de çok kolay şelilde 3 milyar dolara kadar yatırım yapabilirsin. Ve 20 yıl sonra da ya da ne kadar sürecekse yatırım büyük bir servetin sahibi olabilirsin. Çünkü ürettiğin ya da üretmediğin şeyin satılmaması gibi bir riskin yok. Kocaman bir devlet arkanda.
    Düşünüyorum acaba gerçekten yararlı bi şey mi bu yapılan ancak her defasında istismar edildiği sonucuna varıyorum.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  31. Mahfi Hocam yazınız için teşekkürlerimi iletirim. Benim de konuyla ilgili aklıma takılan bir nokta var. Hazine garantisi tabi ki şirketlerin daha düşük faizli kredi bulmasını kolaylaştıracak. Peki bu durumda hazinenin artan risk sebebiyle daha yüksek faizle borçlanması gerekmeyecek mi ? Bu durum tahvil ve bono faizlerinin yükselmesi anlamına gelir mi? Benzer bir kaç yorum okudum ama net bir cevap bulamadım.

    Kolay gelsin. Saygılarımla.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...