1 Mayıs 2014 Perşembe

Enflasyon ile Faiz İlişkisi

Enflasyon ve çeşitleri
Fiyatlar genel düzeyinin sürekli artış halinde olmasına enflasyon diyoruz. İki önemli unsur var bu tanımda: Fiyatlar genel düzeyi ve süreklilik. Demek ki tanıma göre ilk olarak birkaç mal veya hizmetin fiyatının artması enflasyon olarak kabul edilmiyor. Enflasyondan söz edebilmek için mal ve hizmetlerden oluşan bir sepetin fiyatının artması gerekiyor. İkinci olarak da bu sepetin fiyatının sürekli artış içinde olması gerekiyor. Sepeti oluşturan mal ve hizmetlerin fiyatı bir kez artmışsa buna enflasyon değil fiyat artışı diyoruz.

Enflasyon niçin ortaya çıkar? Bu soruya verilen yanıtları iki grupta toplamak mümkün: (1) Talep, arzdan fazlaysa enflasyon oluşur. Yani mal ve hizmetlere yönelik tüketim talebi bu mal ve hizmetlerin üretilip arzedilen miktarından fazlaysa o zaman enflasyon olur. Buna talep enflasyonu diyoruz. (2) Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan üretim faktörlerine yapılan ödemelerin (emek, kira, faiz, kar payı) veya üretimde kullanılan girdilere yapılan ödemelerin (örneğin enerji giderleri, hammadde giderleri vb) miktarı artarsa bu artışlar fiyatlara yansır ve enflasyon oluşur. Buna da arz enflasyonu ya da maliyet enflasyonu diyoruz.

Eski bir tartışmadır: Yüksek enflasyon mu faizin yükselmesine yol açar yoksa yüksek faiz mi enflasyonu yükseltir? İki tarafı da savunanlar var. İktisatçı olmayanların çoğu yüksek faizin enflasyonu yükselttiği görüşüne daha çok eğilim gösterirler.

Enflasyonla faiz arasındaki ilişkiyi tam olarak yerli yerine oturtabilmek için her şeyden önce hangi tür enflasyonla karşı karşıya olduğumuzu anlamamız gerekir.

Monetarist iktisatçılar, Friedman’ın ünlü “enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur” sözünden yola çıkarak enflasyonu para arzındaki artışın yarattığını öne sürerler. Para arzının artması demek talebin de artması demektir. Talep artarsa fiyatlar yükselir ve enflasyon oluşur.

Arz yönlü iktisatçılar, enflasyonun daha çok yüksek vergiler, sıkılaştırılmış denetimler gibi etkiler sonucunda yükselen maliyetler nedeniyle maliyet enflasyonu kökenli olduğunu öne sürerler. 

Oysa enflasyon her iki etkiden de izler taşır. Yani bir ülkedeki enflasyon hem talep hem de maliyet kökenli unsurlar taşıyabilir.

Talep enflasyonu söz konusuysa
Eğer talep enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani arzdan fazla talep varsa ya da üretilen mal ve hizmet miktarından daha fazlası talep ediliyorsa fiyatlar yükselecek ve enflasyona neden olacak demektir. Bunu önlemenin yolu faizleri artırarak talebi düşürmek ve insanları tüketim yerine tasarrufa yönlendirmektir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FtED: Faiz talep Enflasyonu Doğrusu.)


Talep enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Faiz düşerse enflasyon artar yani enflasyon artarsa düşürmek için faizi artırmak gerekir. 

Maliyet enflasyonu söz konusuysa
Eğer maliyet enflasyonuyla karşı karşıyaysak yani üretim unsurları ve girdilerinin fiyatları talep dışı nedenlerle artıyorsa (örneğin ücretler sendika baskılarıyla yükseliyor ya da enerji maliyetleri petrol ve doğalgaz fiyatlarının uluslar arası alanda artması nedeniyle yükseliyor ve bunlar da enflasyona neden oluyorsa) o zaman faizi arttırdığımızda enflasyon da artar. Çünkü faiz de bir maliyet unsudur (finansman maliyeti) ve buradaki artış enflasyonun daha da artmasına yol açabilir.

Aşağıdaki şekilde bunu gösteriyorum (FmED: Faiz maliyet Enflasyonu Doğrusu.)

Maliyet enflasyonu söz konusuysa şekilde görüldüğü gibi faiz ile enflasyon arasında doğru yönlü bir ilişki vardır. Faiz artarsa enflasyon artar ya da bir başka ifadeyle enflasyon artarsa düşürmek için faizi düşürmek gerekebilir.   

Hem talep hem de maliyet enflasyonu varsa
Eğer ekonomide talep enflasyonu söz konusuysa işimiz nispeten kolay demektir. O zaman faizleri artırmak suretiyle tüketimi yani talebi düşürme yoluna gideriz ve bu yolla da enflasyonu frenleyebiliriz. 

Eğer ekonomide sadece maliyet enflasyonu söz konusuysa işimiz yine kolay demektir. Faizlerde indirime giderek maliyetler üzerinde oluşan baskıyı biraz hafifletir ve enflasyonda düşüş sağlayabiliriz. Kuşkusuz bu hamlenin sonuç verebilmesi için diğer üretim girdilerinin fiyatlarındaki artışta bir durulma sağlanmış olması gerekir. 

Asıl sorun şudur: Hem talep enflasyonu hem de maliyet enflasyonu bir arada yaşanıyorsa ne yapmak gerekir?  

Burada yapılması gereken şey enflasyonun ne kadarının talep ne kadarının maliyet kaynaklı olduğunu ayırt ederek işe başlamaktır. Eğer etkiler yarı yarıya ise o zaman faiz aracını kullanmak fazla işe yaramayacak demektir. Böyle bir durumda faizi artırarak talep enflasyonu düşürmenin getirisi muhtemelen maliyet enflasyonunu artırarak ortaya çıkacak kayıpla giderilmiş olacak ve faiz boşuna yükseltilmiş olacaktır. Ya da tersine maliyet enflasyonunu düşürmek için yapılan faiz indirimi talep enflasyonunu azdıracağı için etkiler birbirini nötralize edecek sonuçta faiz düşerken enflasyon aynı düzeyde kalmaya devam edecektir.  

Aşağıdaki şekilde talep ve maliyet enflasyonunun bir arada yaşandığı bir ekonomideki enflasyon ve faiz dengesini gösteriyorum.
Talep ve maliyet enflasyonunun birlikte yaşandığı bir ekonomideki durumun başlangıçta yüzde 6 faiz oranı ve yüzde 5 enflasyon oranını temsil eden A noktasında olduğunu varsayalım. Diyelim ki ekonomi yönetimi faizi artırarak enflasyonu düşürmeye karar vermiş ve faizi yüzde 8’e çıkarmış olsun. Bu durumda talep yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 4’e gerileme olurken maliyet yönlü enflasyonda yüzde 5’ten yüzde 6’ya yükselme olacak ve her ikisinin karmasından oluşan toplam enflasyon oranı değişmeden kalacaktır. Faiz artırımı, enflasyonu düşürücü yönde bir etki yapmayacak, ekonomi daha yüksek bir faiz oranında aynı enflasyon oranı üzerinde yeni bir denge noktasına ulaşmış olacaktır (B noktası.)

Eğer ekonomide yukarıda değindiğim gibi maliyet ve talep enflasyonu birbirine yakın ağırlıkta ise bu durumda faiz politikası işlevsiz kalacak yani bir işe yaramayacak demektir.

Faiz politikasını enflasyona karşı kullanırken ekonomideki talep ve maliyet enflasyonlarını ve bunların dengedeki ağırlıklarını iyi belirlemek gerekir. Aksi takdirde beklenmedik sonuçlar karşımıza çıkabilir.

Not: Şekiller eşliğinde yapılan bu analiz bana aittir. Alıntılanması halinde kaynak gösterilerek kullanılması gerekmektedir. 

83 yorum:

  1. Mafi Hocam
    Makroekonomi derslerinde bir sürü kafa karisligina yol acan konuyu cok basit acik bir dil ve anlatim tarzi ile
    acikliyorsunuz
    Sizin ogrencileriniz yasadi
    KADRİ YİLMAZ

    YanıtlaSil
  2. Hocam cok net ve sade bir sekilde faiz eflasyon iliskisini anlattiniz.cok guzel ve basarili bir yazi olmus.Tebrikler
    Aceba talep ve maliyet enflasyonu karisiminin oranini cari olarak takip edebilecegimiz bir kaynak varmidir
    Tesekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ne yazık ki bu ayrımı veri bazında izlemek için çalışma yapmamız gerekiyor. Böyle bir kaynak yok.

      Sil
  3. Öncelikle yazı için teşekkürler hocam.Benim şöyle bir sorum olacaktı.Ülkede talep enflasyonu varken faiz indirime gidersek yatırımlar artacak buna karşılık arz artacak arz artışıda talep fazlasını karşılıyacaktır böylelikle enflasyon ortadan kalkacaktır yani faiz düştüğünde talep enflasyonuda düşmüş olacaktır die düşünüyorum yani bi nevi ikisi negatif değil doğru orantılı bana göre.Benmi yanlış düşünüyorum acaba ? cevabınınız için teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Ülkede talep enflasyonu varken yani talep edilen mal ve hizmetler üretilenden fazlayken ve bu edenle fiyat artıyorken faizleri düşürürsek tasarruftan tüketime daha çok para kayacak ve talep daha da artacak fiyatlar daha da yükselecek demektir. Öte yandan faizler düştüğü için iç tasarrufların azalması sonucu üretim ve yatırım için gerekli finansal kaynakları dışarıdan ithal edeceğiz demektir.

      Sil
    2. Anladım hocam ben o açıdan düşünmemiştim sağolun

      Sil
    3. Hocam öncelikle varliginiza sukrediyoruz.Ülkenin sizin gibi degerlere ihtiyaci var.Sorum 2016 mart ayinda tcmb nin 25 bps faizin dusurmesini nasil degerlendiriyorsunuz.faizleri dusurerek tasarrufdan tuketime gecme mantigimi kullanildi

      Sil
    4. Talebin artmasıyla arzın artmasına farklı tür kişiler mi sevep oluyor. Tüketiciler değil işletmeler düşük faizle alsa?

      Sil
  4. Kıymetli hocam...
    1 traktörle 1 dönüm arsa yerine bir 1traktörle 50 dönüm arsa sürebilip, 1 kamyonla 1 ton domates taşımak yerine Kamyon ebadında vagonlardan oluşan bir trenle mesela 50 ton domates taşıyabilsek..o zaman sanırım döviz artışlarının ve enerji fiyat artışlarının enflasyona geçirgenliği de bi o kadar düşecektir sanırım..Şu halde Maliyet enflasyonunun ilacı gibi gözüken verimliliği global ekonmik dünyanın gerektirdiği şekillerde ileri seviyede hayal edip desek ki; "yaw ben fabrikanın bir ucundan çelik sacı vesaireyi bi atarım...insan eli değmeden otomobil olur"..Ki çağımız mekatronik, robotik, otomasyon ve web çağı...O halde ileri seviye verimliliğin yol açaçağı işsizlik ve gelir dağılımı bozukluğu nasıl kompanse edilebilir?...Biraz sıradışı uçuk gelebilir ama benim önerim; zaten finansal piyasalar ve şirketler dünyasında kalkan sınırlarla beraber devletlerin ve bireylerin; bu hiper verimli global şirketlerin hissedarlarlarına dönüştüğü, high tech neo devletçi yaklaşımlar..
    Örnek:
    Türkiye Wall Mart'ın, Apple'ın, Citiybank'ın, Honda'nın vs, hissedarı olsa...Bu şirketlerden gelen temettüleri sosyal güvenlik harcamalrına plase etse..Türk işsiznin maaşını da Bu şirketler ödemiş olacak:)...
    Bence dünyada demokrasiler sınırların kalktığı bir bilişim küresinde stockasilere evrilecek..
    Bence tabiii...Siz bana bakmayınız hocam:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Niye bakmayayım, işin özünde sizin değindiğiniz ölçeğe göre verim meselesi var.

      Sil
    2. Thomas Piketty'nin "Capital in the Twenty-First Century" adlı kitabında da bahsettiği üzere (2014 içinde veya 2015 başında Türkçe olarak da yayınlanacak), röportajlarda bir tür tez olarak önerdiği üzere ve bu kitap ile ilgili farklı ekonomi ekollerine mensup iktisatçıların & ekonomi gazetecilerinin de üzerinde önemle durduğu üzere:

      "...
      Neo-Con'lar ('Yeni-Muhafazakâr'lar: Özellikle 1975 sonrası kabul gören; ABD'de Ronald Reagan, İngiltere'de Margaret Thatcher -TINA: There Is No Alternative- ve Türkiye'de ise Turgut Özal'ın bayraktarlığını yaptığı siyasi ve iktisadi akım) buna çözüm olarak rekabet koşullarının iyileştirilmesini (de-regulation) öneriyor.

      Piketty; Neo-Con'ların ileri sürdüğü çözüm önerisine karşı çıkıyor.

      Piketty; sermayenin büyüme oranının ekonominin büyüme hızından büyük olmasının sorumluluğunun tekellerin varlığı ile AÇIKLANAMAYACAĞINI, çözümün daha rekabetçi bir düzen OLMADIĞINI vurguluyor.

      Tam aksine; 'daha saf, daha rekabetçi bir sermaye piyasası sermaye ile ekonominin büyüme hızı arasındaki farkı daha da arttırır. Piketty'nin çözümü ise 'Geliri ve refahı daha adilce dağıtacak demokratik kurumların oluşturulması.'

      ..."

      "flamenco72" adlı kişinin yukarıda yazdığı yorumun, bilimsel temel üzerine oturtularak önerilmiş tezini Piketty kitabında yazmış.

      Şimdi asıl mesele bu tezin, dünya genelinde uygulanabilirliği var mı - yok mu; üzerine ciddi ciddi kafa yormak.

      Örneğin İngiltere'deki "İşçi Partisi"nin genel başkanı Ed Miliband yukarıdaki açıklama ile ilgili kendi partisinin ekonomi danışmanlarıyla görüşmeler yapmaya başlamış.

      ABD'de ise bir diğer fenomen iktisatçı Paul Krugman ve hemen ardından Joseph Stiglitz bu kitap üzerine ciddiyetle eğilmeye başlamış.

      Sayın Eğilmez'in de kitap ile ilgili yorumları yakında gelecek.

      Kitap hakkında yararlanabileceğiniz bir kaç kaynak:

      * Ege Cansen'in yazısı: sozcu.com.tr/2014/yazarlar/ege-cansen/karl-marks-dirildi-496291

      * İrfan Taştemur'un yazısı: odatv.com/n.php?n=tum-dunyanin-gencleri-birlesin-3004141200

      * (İngilizce) Thomas Piketty: the birth of a 'rock star economist': theweek.co.uk/people/58322/thomas-piketty-birth-rock-star-economist

      * (İngilizce) How Piketty's Bombshell Book Blows Up Libertarian Fantasies: alternet.org/economy/how-pikettys-bombshell-book-blows-libertarian-fantasies?paging=off

      * (İngilizce) Exclusive: Elizabeth Warren Discusses Her New Book, Thomas Piketty and the Disappearing Middle Class:

      alternet.org/economy/exclusive-elizabeth-warren-discusses-her-new-book-thomas-piketty-and-disappearing-middle?paging=off

      Sil
    3. http://mertbal.blogspot.com.tr/2012/02/stockrasi-2.html 2012 yılında yazadığım blog yazım..Her ne kadar bir bilim adamına göre daha basit bir mantıkla yaklaşmış olsam da, sanırım high tech dünya ekonomisinin akacağı nehir yatağının nasıl olacağını aşırı verimliliğin önümüze çıkartacağı paradokslar belirleyecek..Çin'de 30 katlı bir bina 15 günde yapıldığı sıralarda, 1 milyar dolara satılan İnstagram'da sadece 13 kişi çalışıyordu...neredeyse 2 yıldır banka şubesine girmişliğim yok..tüm işlemlerim internetten..Bir 10 yıl öceki banka şubelerini düşünün bir de şimdiki büyükçe bir ATM ünitesine benzer bir biçim almış 3-5 kişinin çalıştığı şubeleri...Vatandaşlıktan hissedaşlığa doğru gidiyor muyuz diye düşünmekten kendimi alamıyorum doğrusu:)

      Sil
    4. [1. BÖLÜM]

      [Toplam 3 bölümlük yorum]

      Yorumunuzda haklılık payınız çok yüksek. Ve önümüzdeki yıllarda yorumunuz, tüm dünyaca geçerli olan, bir teori hâlini bile alabilir.

      (Özellikle "carry trade" üzerine uzmanlaşmış, İstanbul/Maslak kaçkını -yuppie!- jenerasyonu finansçıların ve uluslararası vergi-denetim şirketlerinde gecesi-gündüzüne karışan iktisat/işletme/ÇEKO/ekonometri vs. jenerasyonunun kullanmaktan pek hoşlandığı "yeni normal" tâbiri; sizin dikkat çekmeye çalıştığınız teknolojinin, "ekonomi-finans-sosyal hayat" giriftliğini fevkalade şekilde değiştereceği bir anlama bürünebilir.)

      4 örnek şimdilik yeterli:

      [[ Örnek 1 ]] "3D printing" - "3 boyutlu ürün/hammadde vb. yapabilen yazıcılar": Bu makinelere sahip olmak günden günde kolaylaşacak. Her ne kadar bu makineler içinde "bazı metal elementlerin" verimli bir şekilde kullanılabileceğine dair internette ve medyada henüz net bir haber çıkmasa da; eğer kauçuk-plastik ve bio- köklü hammaddeleri de aşıp metal elementlerin sorunsuz kullanılabildiği haberleri yayılırsa; ülkemizi temel alarak konuşursak, "Küçük Sanayi" & "Organize Sanayi Bölgesi" diye andığımız mekânlarda "CNC tezgâhı" ile "AutoCAD" programı kullanarak evine ekmek götüren yüzbinlerce emekçi ne yazık ki yavaş yavaş gelecek korkusu yaşamaya başlayabilir.

      (Bu sadece bir tez; doğruluğu ispatlanmış bir teori değil. Fakat benzer hikayeleri tarihten öğrenebiliriz. "Sanayi Devrimi"nden sonra özellikle İngiltere'de 19. yy'ın ortalarına doğru; el yordamıyla geçimini sağlayan küçük tekstil atölyeleri bir bir kapanmaya başlar. Buharla çalışan devasa makineler, "fabrika" denilen geniş kompleksler içinde kurulmaya başlayınca, bu tekstil atölyesi sahipleri ve onların yanında çalışanlar "ekmeğimizle oynuyorsunuz" diyerek bu fabrikaları basıp yepyeni teknoloji ile çalışan dokuma ve envaiçeşit tezgâhı parçalar. Bu olay büyüyerek diğer sektörleri de kapsayacak şekilde bir tür greve evrilir. Fransa'da 1789'da yaşanan olayın bir değişik versiyonu İngiltere'nin de başına çatmasın diye hem hükümet, hem de büyük sermaye sahipleri bir araya gelerek, toplumda ara ara tsunami kadar yükselen muhalefet dalgalarını dizginleyebilmek için, onların temsilcileri ile masaya oturmak zorunda kalır.

      Ve bu masadan çıkan kararlar ile, şu anda, 21. yy. Mayıs 2014 itibariyle dünya çapında devam etmekte olan "çalışma hayatı" genel kurallarının ilk adımları atılır:

      * Sendikaların kurulmasına ve objektif bir şekilde emekçinin hakkını gözetmesine,

      * Sosyal sigorta+sağlık güvenlik kurumu ve emeklilik sisteminin kurulmasına,

      * Günlük çalışma süresinin 8 saatten fazla olmamasına,

      * Günlük/haftalık/aylık/yıllık periyotlar hâlinde dinlenme sürelerinin ortak karar alınarak belirlenmesine,

      * Meslekleşme ve uzmanlaşmanın bir an önce yaygınlaşması için gerekli tüm kararların alınmasına,

      ... sayabileceğimiz diğer tüm değerler.)

      Genel kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/3D_baskı

      [[ Örnek 2 ]] Şubat 2013'de Financial Times'da gazeteci Edward Luce "ABD ekonomisinin (özellikle istihdam verilerinin) geleceği için Obama'nın uzun vadede yüzleşmek zorunda kalacağı yegâne tehlike -robotların yükselişi- olabilir." başlığıyla bir makale yazmıştı (İngilizce): http://bit.ly/11Ft2HV (Sayfayı biraz aşağı çektiğinzde, robot resminden sonra makalenin başladığını görebilirsiniz.)

      [Devamı 2. bölümde]

      Sil
    5. [2. BÖLÜM]

      [[ Örnek 3 ]] Gündelik hayat / reel sektör bazında teknolojinin ilerlemesi ile birlikte, internet denilen "sanal dünya"nın da "ekonomi-finans-sosyal hayat" giriftliğini muazzam değiştireceğine dair ibareler 1990'ların başında söylenmişti. Ve 2000'lerin ikinci yarısında bu "sanal dünya" içinde faaliyet gösteren şirketlerin kâr marjlarının ne kadar olduğunu öğrenince dudak uçuklatmaya başladık!

      Bir örnek (24 Nisan 2014): "Apple'in 3 ayı Türk bankalarının 1 yılına yetti": Apple, BDDK tarafından açıklanan, Türk bankalarının geçen yılki kârı olan 24,73 milyar liraya (10,9 milyar dolar), 3 ayda yaklaşmış oldu.

      ( Kaynak: http://www.ajanshaber.com/apple%C2%B4in-3-ayi-turk-bankalarin-1-yilina-yetti-haberi/56715 )

      "Netocracy" - "Netokrasi" kavramı; ilk kez teknoloji dergisi "Wired" tarafından 1990'ların başında kullanılmış. "İnternet" ve "aristokrasi" kelimelerinin bir araya getirilmesiyle türetilmiş. Kavramın özeti: Bilgisayar donanımından öte, "yazılım" üzerine uzmanlaşmış kişilerin bu meziyetlerini kullanarak "sanal dünya" içinde "kâr getirici" iş/işlemler/oluşumlar/organizasyonlar/şirketler vs. yaparak/kurarak gitgite zenginleşmesi; bu tür kişilerin, programlama dili konusunda uzmanlaşmış olmaları sebebiyle birbirleriyle daha sık temas hâlinde olmaları, ve bu temasın bazı hizipler içinde yoğunlaşması sonucunda, lonca benzeri, yeni tür sosyal statülerin meydana gelmesi.

      İsveçli düşünürler Alexander Bard ve Jan Söderqvist'in, 2000-2002 arasında yayınladığı "Netocracy: The New Power Elite and Life After Capitalism" - "Netokrasi: Gücün yeni elitleri ve kapitalizmden sonraki hayat" adlı kitabını okuyabilirsiniz.

      (Henüz Türkçe'ye çevrilmemiş. İngilizcesi için: http://amzn.to/1iMxMyd )

      Kaynak 2: http://www.thenetocrats.com/

      Konuyla ilgili bir başka kaynak olarak İngiliz eleştirmen ve yayıncı Charlie Brooker'ın hazırladığı "Black Mirror" adlı TV dizisi de tavsiye edilir.

      Genel kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Black_Mirror_(TV_series)

      [Devamı 3. bölümde]

      Sil
    6. [3. BÖLÜM - SON]

      [[ Örnek 4 ]] Kasım 2011, The Economist: "Artificial intelligence - Difference Engine: Luddite legacy" - Link: http://econ.st/syGalm

      Aşağıda okuyacağınız anektodun gerçekte yaşanmış olup-olmadığına dair kanıt yok. Fakat günümüzde, daha çok ABD sınırları içinde, bir nasihat gibi anlatılmaya devam ediliyor:

      1950'lerde ABD/Cleveland'da "Ford"un tesislerini, şirketin kurucusu Henry Ford'un torunu "Henry Ford II"nin ev sahipliğinde gezmekte olan "Otomotiv Sanayi Çalışanları Sendikası" başkanı Walter Philip Reuther arasında bir konuşma geçer.

      Tesisin ortalarına yaklaştıklarında; Henry Ford II, W.P.Reuther'ı yeni teknoloji ile donattıkları üretim bandının başına getirir ve sinsi bir ses tonuyla ona sorar: "Sayın Reuther, siz de kendi gözlerinizle gördünüz; devir artık makinelerin devri. Şu robotik kollara bakar mısınız?! Bir insan koluyla kıyaslayacak olursak ne kadar da maharetli çalışıyorlar değil mi! Aslında ben bir şeyi merak ediyorum: Lütfen bana söyler misiniz; -eliyle alaylı bir şekilde makineleri işaret ederek- sendikanıza topladığınız aylık aidatları bu vakitten sonra nasıl toplamayı düşünüyorsunuz ?!"

      Reuther istifini hiç bozmadan aynı alaycı ses tonuyla cevap verir:

      "Bay Henry, peki siz bu üretim bandından çıkardığınız otomobilleri nasıl satmayı planlıyorsunuz ?!

      Arabalarınızı bu makineler satın almayacak herhâlde değil mi bay Henry ?!

      Bir şeyi asla aklınızdan çıkarmayın bay Henry: Siz yepyeni teknolojiler ile üretim maliyetlerinizi her geçen gün azaltarak arabalarınızı üretiyor olabilirsiniz. Ama unutmayın; -tüketici- dediğimiz insanlar hala o eski yöntemle üretiliyor! Her ay bir önceki aya göre, her yıl bir önceki yıla göre veya her beş-yıl bir önceki beş-yıla göre gibi zaman dilimleri üzerine bir değerlendirmede bulunursanız; eline daha az maaş geçen bir tüketici, eğer gelirini arttıramazsa, sizin yepyeni teknoloji ile donatılmış robotik kollarla üretilen son model arabanızı da almayacaktır!"

      der ve her ikisi de kahkaha atarak tesisin geri kalanını gezmeye devam ederler.

      [NOT: Türkiye'de de son aylarda çok sık duymaya başladığımız "Orta Gelir Tuzağı"nı; yukarıda verilen "-Robotik Kollar- araba alabilir mi?" - "Arabayı insan mı alır?" soruları çerçevesiyle de değerlendirirsek daha iyi anlayabiliriz.

      Mahfi Bey'in ve nice iktisatçımızın bas bas bağırdığı "yapısal reformları" geçmiş zaman içinde tamamlamış olda idik; şu an, en azından "3D printing" trenine ülkemiz de biner ve katma değeri yüksek ürünler için kafa yormaya başlayabilirdi.

      Bu kıyaslama tüm ekonomi ve tüm ticareti anlatacak kadar iddialı değil ama bir ipucu vermesi bakımından önemli: 3 konteynerlik "perdelik kumaş" ihracatından elde edilen döviz miktarı ile (30cm X 30cm) ebatlarında sadece bir adet koli ile yapılan akıllı cep telefonu ihracatından elde edilen döviz miktarı aynı!

      Gayrimenkûle abanmaya ve betonlaşma ile ekonomik büyümeye gönül rahatlığı ile devam edebiliriz!]

      Sil
    7. Tüm saygımla; Vakit ayırarak yazmış olduğunuz bilgilendirici örnekler ve rasyonel yaklaşımlarınızdan dolayı sadece kendi adıma değil..bu bloğa gözü takılmış ekonomi ile ilgilenen tüm dostlar adına teşekkür ediyorum:)..Her hangibir konuda Ortak akıl bileşkesinin saniyelerle geometrik gelişebildiği dünyamızda, insanlığın; yeni ve doğayla daha barışık çözümler üretebilmesi dileğiyle:)

      Sil
    8. bilgi ve fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkürler. keyifle takip ediyorum.

      Sil
    9. sayın adsız yorumcu, bizim jenerasyonumuzu küçümsüyorsunuz... Oysa bu haksız ve kolaycı bir yaklaşım... Çünkü henüz sahneye çıkmadık.

      Sil
  5. bir hastanın ateşi var ama bakteri kaynaklımı yoksa virüs kaynaklımı yoksa kanser mi bunu bilmeden kan tahlili yapmadan antibiyotik vermek geri dönüşü olmayan sıkıntılara yol açabilir ekonomide canlı bir organizma sizin bu çalışmanız bunu mükemmel şekilde ortaya koymuş mb faiz kararı alırken tüm parametreler en iyi şekilde değerlendirilmeli ayrıca bana göre yaptığınız bu çalışma mb bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu dolaylı yoldan ortaya koyması açısından da etkileyici bir çalışma tşk hocam syg

    YanıtlaSil
  6. Hocam şu günlerde istenen ekonomi politikası uygulamasında , enflasyonun yükselmesi sorun olmazken ve harcamaların artması yolu ile büyüme daha önemli iken, faiz indirimi daha kötü sonuçlar doğurmaz mı .Örneğin kurlar yükselmez mi .Yurt dışından gelen döviz azalacak.Çünkü sıcak paraya verilen faiz düşecek .a) O halde enflasyonun yükseldiği ortamda kurun yükselmesinin olumsuz sonuçlarını hafifletecek ne gibi önlemler alınır. b)Bu tip bir ekonomi politikasının uygulandığı veya ilerde uygulanacağı bir dönemde kurun 2.10 ile 2,15 arasında kalması mümkün mü.Zaten 2014 yılı döviz ihtiyacı 210 milyar ve rezervler az,yurt dışı finasmana acil ihtiyaç var.Bu iş nasıl olur.Ne dersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu aşamada Türkiye'deki enflasyonun yarı yarıya talep ve maliyet kaynaklı olduğunu ve faiz artırımı ya da indiriminin doğru olmayacağını beklemek gerektiğini düşünüyorum.

      Sil
    2. devir optimum devri olsa gerek:)

      Sil
  7. Sayın hocam ellerinize sağlık
    Çok teşekkürler
    Yanlız bir sorum olacak: bu durumda faizl politikası etkisiz kalmasıyla hükümet ne gibi bi politikaya yönelmelidir başka bir para politikası mı yoksa maliye politikası mı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faizlerde düzenleme yapmamak en doğru karar olabilir. Bu durumda eğer yapılmak istenen bir şeyler varsa maliye politikası devreye sokulabilir.

      Sil
    2. MB nin talebe yapti baskinin sonucu olarak dolayli ve dolaysiz vergiler dusecek kamu maliyesindeki acik
      buyuyecektir.Boyle bir ortamda"Maliye Politikasini devreye sokmak"borclanmak ve zamlari arttirmakmidir.Bunun baska bir yolu varmidir Hocam!........
      KADRİYİLMAZ

      Sil
  8. Sayin hocam verdiginiz bilgiler cok guzel ve öz tesekkuler. Benim gorusum Turkiyede gercek anlamda maliyet enflasyonu olustugu konusundadir. Zira olusan talep ortada talebi karsilayamayan bir uretimin varliginin sebebi verimlilik ve ölcek ekonomileridir (ölcege gore artan getirinin saglanamamasidir ) bu da bizi tekrar maliyet enflasyonu sonucuna ulastirmaz mi acaba.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maliyet enflasyonun etkisi olduğu kesin ama onun yanında talep enflasyonu da var. Son dönemde biraz düşük bir talep söz konusu olsa da genelde yüksek talep var Türkiye'de.

      Sil
  9. Hocam enflasyonun genel olarak temel tuketim mallarindaki artışın bir sonucu oldugunu düşündüğümüzde enflasyonun düşük gelirliden yuksek gelirliye bir gelir transferi oldugunu soyleyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu diyebileceğimizden emin değilim. Enflasyon herkesin satınalma gücünü azaltır. Ancak bunun etkisi düşük gelirlide daha çok hissedilir.

      Sil
  10. Hocam Türkiye de nüfusun % 20 lik kesimi gelirin % 50 sine yakınını alıyorsa faizlerle tasarrufun arttırılacağına inanmıyorum. Bunun en net örneği BES tir. %25 lik bir gelir sağladığı halde bekleneni veremedi. Çünkü en zengin kesim asıl talebi yaratıyor ve bu insanların kendilerince yeterli tasarrufları da var. Talebin artmasının bir nedeni de insanlara pompalanan kredi ve kredi kartlarıdır. Asgari ücretle çalışan adamın cebinde iphone var. İnsanlar işlerine yaramayan bir çok eşyayı sadece gösteriş için alıyor böylece sınıf atladığını zannediyor. Nüfusun çok büyük bir bölümü ise sadece temel geçim ihtiyaçlarını zor karşılıyor. Maliyet enflasyonu ise enerji fakiri olmamızdan dolayı her zaman karşımıza çıkacaktır bunu çözmenin tek yolu alternatif enerji kaynakları üretmektir. En azından ben böyle yorumluyor ve düşünüyorum. Yazınız için teşekkür ederiz çok açıklayıcı ve anlaşılır olmuş. Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "...
      Çünkü en zengin kesim asıl talebi yaratıyor ve bu insanların kendilerince yeterli tasarrufları da var. Talebin artmasının bir nedeni de insanlara pompalanan kredi ve kredi kartlarıdır. Asgari ücretle çalışan adamın cebinde iphone var. İnsanlar işlerine yaramayan bir çok eşyayı sadece gösteriş için alıyor böylece sınıf atladığını zannediyor. Nüfusun çok büyük bir bölümü ise sadece temel geçim ihtiyaçlarını zor karşılıyor.
      ..."

      yorumu üzerine 6 kitap tavsiyesi:

      KİTAP: Aylak Sınıfın Teorisi
      Yazan: Thorstein Veblen
      Çeviren: Zeynep Gültekin & Cumhur Atay
      Yayınevi: Babil Yayınları-İstanbul (2005)

      KİTAP: Kapitalizm Hakkında Size Söylenmeyen 23 Şey
      Yazan: Ha-Joon Chang
      Çeviren: Belgin Tupal
      Yayınevi: Say Yayınları (2012)

      KİTAP: Sanayileşmenin Gizli Tarihi
      Yazan: Ha-Joon Chang
      Çeviren: Emin Akçaoğlu
      Yayınevi: Epos Yayınları (2013)

      KİTAP: Toplumun McDonaldlaştırılması
      Yazan: George Ritzer
      Çeviren: Şen Süer Kaya
      Yayınevi: Ayrıntı Yayınları (2011)

      KİTAP: Görünmeyen Ekonomi - Dünya Gerçekte Nasıl İşliyor?
      Yazan: Stephen J. Dubner & Steven D. Levitt
      Çeviren: Süreyya Evren Türkeli
      Yayınevi: Boyner Holding Yayınları (2006)

      KİTAP: Eleştirel Pedagoji Söyleşileri
      (Alt metin: Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra vatandaşın basit bir tüketiciden ibaret sayılması süreci)
      Hazırlayan: David Harvey & Paulo Freire & Peter McLaren & Michael W. Apple & Henry A. Giroux
      Çeviren: Eylem Çağdaş Babaoğlu
      Yayınevi: Kalkedon Yayınları (2009)

      Sil
    2. Sayin ustadim, sanirim bir yazim hatasi soz konusu, tasarruflarin GSYH'ya orani %13.5 olacak sanirim.
      Saygilarimla,

      Murat Ucar

      Sil
    3. Tasarruflarin GSMH ya orani %135 olarak yazilmis.Hocam bunun %13.5 olmasi gerekmezmi?

      Sil
    4. Hakılısınz noktayı unutmuşum. Şöyle olacak:
      2001 krizi öncesinde reel faizler yüzde 10 dolayındaydı ve tasarruflar GSYH'nın % 20'si dolayındaydı. 2001 krizi sonrası faizler düşmeye başladı. Bugün reel faz yüzde 1 dolayında ve tasarrufların GSYH'ya oranı % 13,5.
      BES'in etkisinin çok düşük kalmasının nedeni insanların geçmişte uygulanan benzer düzenlemelerden canlarının yanmış olması.

      Sil
    5. Tesekkurler ustadim.
      M.U

      Sil
  11. Hocam öncelikle teşekkürler. Sorum; talep ve maliyet enflasyonlarının birlikte izlendiği son grafikte 3. bir seçenek olarak Faiz 4, FtED 6, FmED 4 ve Ortalama Enflasyon yine 5 olacak şekilde bir C denge noktası da söz konusu olmaz mı? (Opsiyon olarak)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir çok alternatif olabilir. Talep ve maliyet enflasyonun ağırlık farkları önemli.

      Sil
  12. Hocam yazı için teşekkürler! Sayın hocam; ekonomide kendinize yeter oranda yatırım yapabilmek için tasarrufa ihtiyacınız var. Tasarruf için ise faiz arttırımına. Diğer türlü düşünelim; yatırım için ucuz kaynak bulmanız lazım, yani faiz oranlarının cazip seviyede olacak ki yatırımcı kredi çeksin. Çelişki var gibi görünüyor. Ancak şöyle dersek sanırım yanılmayız: Düşük faizi savunmak veya yüksek faizi savunmak komplekssiz bir iktisadi bakışı yansıtmamaktadır. Kanımca her iki görüşte uç ve sıkıntılıdır. Mesele hem yatırımı, hem tasarrufu özendirecek optimal faiz oranını savunmaktır. Dolayısıyla siyasi mülahazalarla ikide bir faiz düşürün demenin sanırım iktisadi bir temeli yok. ya da ben bilgi eksikliğinden yanlış yorumluyorum. (Sakarya'dan Selamlar! )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru yorumluyorsunuz. Ekonomide bir amaca yönelik uygulama başka amaçlarla çelişir. Tasarrufları artırmak için faizi artırırsanız bu kez yatırımlar düşer. Marifet optimum dengeyi bulabilmektir. Ki o da kolay değildir.

      Sil
  13. Sayın hocam, yukarıda bir arkadaşın belirttiği üzere talep kaynaklı enflasyon yaşanması durumunda faiz indirimine giderek yatırım ve dolayısıyla üretim artışının talep fazlalığını dengelemesini beklemememizin nedeni, faiz oranındaki değişmeye tüketime yönelecek harcamaların daha çabuk tepki vermesi midir? Peşin Teşekkürlerimle...

    YanıtlaSil
  14. Hocam faiz indirimi kurları nasıl etkiliyor ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu, duruma göre değişir. Eğer bir ülke dış finansmana ihtiyaç duyuyorsa ve riskleri artıyorsa faiz indirimi döviz çıkışına ya da girişin azalmasına yol açar ve bu da kurları yükseltir. Ama eğer riskler düşüyorsa o zaman faiz indirimi kurları fazla etkilemeyebilir.

      Sil
  15. Sayın hocam, enflasyonu (özellikle maliyet enflasyonunu) ele alırken kurun etkisini de gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Yüksek faiz borçlanma maliyetlerini artırır evet. Yalnız Türkiye'de bilindiği üzere şöyle bir durum var; sanayimiz, katma değer oluşturduğumuz üretim modelimiz montaj üzerine. Çoğu şirket çoğunluğunu ithal ettiği hammaddeyi üzerine çok fazla katma değer yaratamadan ucuz iş gücü (ve bölgesine göre teşvikler ile) ile iç ve dış piyasaya satmak suretiyle faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu ve bu gibi şirketlerin bir çoğu hammadde ithalatı için dövize ihtiyaçları var ve çoğu bunu bankalardan aldıkları krediler ile fonlamakta. Kurun daha öngörülebilir ve stabil olduğu dönemde özel sektör özellikle yurt dışından libor+1-2.5% bandında uygun faizle bir çok kredi kullandı. Hatta öyle ki bir dönem fon sıkıntısı olmayan şirketler yurt dışından düşük faizli döviz kredisi alıp bunu TL olarak yüksek faizli vadeli mevduata yatırmak suretiyle finansal gelir bile elde ettiler.

    Dolayısıyla önerim şudur ki talep enflasyonu için faizi yükseltmek, lakin para politikaları (ve Türkiye özelinde şüphesiz siyasi politikaları) ile kuru daha öngörülebilir ve stabil tutmaya çalışmaktır. Ayrıca özel sektörde faiz ve kur hedginginin daha yaygınlaştırılması ve bilincin artırılması bu konuda daha ileri götürecektir risk algısını.

    YanıtlaSil
  16. Hocam ellerinize sağlık yine mükemmel bir anlatım olmuş. Hocam bu talep ve maliyet enflasyonunun oransal olarak birbirinden uzaklaştığı noktalarda ( Örneğin %75 talep %25 maliyet gibi) hangi oran daha baskınsa ona ait faiz politikası uygulamak mı doğrudur ? ayrıca yıl sonu enflasyon tahminini %7.6 olarak belirtti MB. yatırımcı olarak paramı değerlendirsem sene sonunda elime geçecek reel faizi nasıl hesaplayacağım ? Bankalar faizi belirlerken gösterge faizi mi yoksa politika faizini mi esas alıyorlar ? teşekkür ederim hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bankaları asıl etkileyen faiz MB'nin politika faizi ve gecelik fonlama faizidir. Gösterge faiz de bunlardan etkileniyor zaten.

      Sil
  17. hocam öncelikle yazının harika olduğunu belirtmek isterim. Benim ayrıca bir başka sorum olacaktı(hiç yeri değil gerçi ama..). Ben bir bankanın pazarlama ağırlıklı bir biriminde çalışıyorum ayrıca işletme mezunuyum. Yüksek lisansımı ekonomi hukuku bölümünde yapmak istiyorum. Sizce bu mantıklı bir tercih midir? sonuçta bir hukukçu olmayacağım. Bir avukatta değilim. bu yüzden bu alanda hele ki pazarlama ile alakalı birinin master yapması mantıklı mıdır? sonuçta bankada her bir sözleşme matbudur ve hukuk işlerine bakan ayrıca uzmanlaşmış birimi vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bence ikisi de olabilir. Ama ileride avukatlık olamayacağına göre pazarlama daha uygun bir seçim gibi görünüyor.
      Ben sizin yerinizde olsam finans dalında (kamu maliyesi değil) yüksek lisans düşünürdüm.

      Sil
  18. Hocam, Ekonomiyi hiç bilmeyen ben bile sizden çok şey öğrendim. Birikim ve bilgilerinizi paylaştığınız için telşekkürler.

    YanıtlaSil
  19. Hocam bazı maliyet enflasyonlarınında altındaki sebep talep enflasyonu değilmi ? örn. hammadde fiyatlarının artması ürünün pazar fiyatınıda artırıyor ve buna maliyet enflasyonu deniyor. Aslında o hammaddeninde fiyatındaki artış kendi iç piyasasındaki talep fazlalığındandan kaynaklanmıyormu ? Bu konuda beni aydınlatırsanırsanız çok sevinirim. şimdiden teşekkür eder iyi çalışmalar dilerim.

    YanıtlaSil
  20. hocam enflasyon-faizle ilgili makalenizin altına yazdım ama, ekonomist olmadığım için, normal halk olarak neyi anlıyoruz neyi anlayamıyoruz, onu öğrenmek istedim. benim mevduat faizlerinin düşmesi ile, yatırım yapmak yerine, aslında çok da yatırım değeri olmayan konut almamızın ileride doğuracağı sonucu merak ediyorum. günümüzde, normal bir dairenin fiyatı 500bintl civarına yükseldi. bu daire kiraya verildiğinde, 2.000tl civarı kira getiriyor. 500binlirayı, bankaya yatırsak, minimum 4.000tl. mevduat faizi alırız.bu durumda daire almak mantıksız gibi. ancak, bu önermeyi bozan şu durum oluyor, 500bintl ye bu daireyi alan çılgın, dairesine 750bintl istiyor aynı yıl içersinde ve bir başka çılgın da o fiyata satın alıyor ve 1milyontl ye satışa koyuyor. bizim aynı yıl içersinde, mevduat faizi getirisiyle, 550bintl ye ulaşan nakitimiz çerez olmuş oluyor haliyle. yani, yatırım amacıyla konut alıp satanlar, aklımın hafsalamın almadığı bir şekilde, 10 senedir kazanıyorlar, bunda sektörün atraksiyonları ve belediyecilikten gelen başbakanın bu sektöre verdiği desteğin etkili olduğunu düşünüyorum. yani serbest piyasada, herşeyin de çok serbest bırakılmadığını düşünüyorum. sözgelimi, geçen ay faizlerin artışıyla, konut satışları neredeyse bıçak gibi kesildi. bu sefer de yabancıya satış ya da yabancının konut alması ile oturum da almasında kolaylık gibi bir seçenek devreye girdi, bir arap baharı daha yaşandı. toparlıyayım, bizler elimizdeki ciddi rakamları konuta yatırıyoruz, bir o kadar da, 10 yıl borçlanıyoruz, şu an görünen 10 yıl sonra, bu tip konutların fiyatlarının ikiye katlaması. cesareti veren o. ancak benim görüşüm, yeni 10 yıllık dönemde nasıl desteklenirse desteklensin bunun olamayacağı. siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi Bey'in biz ekonomist ve iktisatçı olmayanlara öğrettiği üzere, konut bir yatırım olarak değerlendirilmese de, yatırım değeri olmayan o sözünüz nedeniyle, değersiz olarak da görmemiz gerekir diye düşünüyorum.

      Tabi siz örneğinizde değeri 500 bin ve üstü konutlardan bahsediyorsunuz. Ve bu konutlardan elde edilen akıl almaz rantlardan. Gerçi şu sıralarda çıkartılması düşünülen rant vergileriyle bu rantlar da biraz törpülenecek gibi:)

      Bir yılda %50 rant sağlayan konutların sayısı çok fazla değildir, o konutlar bitcoin gibi bir şey olmalı yani nemalanan çok az bir azınlıktır, emin olun.

      10 yılda ikiye katlanması o kadar da fahiş bir kazanç değil bence. Enflasyon kaybını düşmeniz gerekir. Bu zaman içerisinde ödediğiniz vergi,sigorta,aidat, bakım ve onarım giderleriniz olacaktır. En önemlisi krediyle satın aldığınız için yüklü bir fazi gideriniz olacaktır. Bunları da hesap etmek gerekir.

      Bir de evi sattınız bunun değer artış vergisi var. Ayrıca bakalım sattığınızda aynı ayarda yenisi alabilecek misiniz? Ben evi 3 yıl önce 100 birime aldım, Şimdi aynı binada bir başka dairenin satılık fiyatı 130 birim. 3 yılda %30 kar etmiş gözüküyorum, ama bu çevrede 130 birim değerinde ev pek kalmadı. Çoğunluğun fiyatı 150 birim. Şimdi ben zarar mı ettim.

      Aslında bu işte kar ettiğinizi düşünmeniz hangi açıdan baktığınıza bağlı. Muhakkak ki kar ettiğinizi düşündürecek bir açı bulacaksınızdır. Ben de bana göre kardayım:)

      Sil
    2. Konutun o büyük paralar kazandıran dönemi bence bitti. Timur bey zaten olayın birçok yönünü çok net açıklamış.
      Oturacağınız evi alıyorsanız almakta yarar var. Ama bir konut alıp kar edeyim diye düşünüyorsanız o dönem sanırım geçti. Çok iyi bir yerde geleceği olan bir gayrimenkul alabilecekseniz para kazanmanız mümkündür onun dışında artık zor görünüyor.

      Sil
    3. Kıymetli hocam;
      Toplu paranın değerlendirilmesi bakımından toplumca en çok bilinen ve tercih edildiği gözüken konuta yatırım en basit haliyle one way bet (tek yönlü bahis) olsa gerek..Şu halde sıradan vatandaşın konutta kar edeceğini beklemeyi biraz iyimser buluyorum..Meğer ki ekonomik akıl piramidinin en tepesindeki toplam gelirin önemli bir kısmını elinde toplamış %5-%10 luk nüfusun çıkarları; bu ilüzyonu yaratmayı gerektirsin (ABD deki subprimemania) gibi..Güllü Dallı havuzlu spor salonlu Konut projelerinin reklamları heryerde boy gösteririken, "Elmizde 3. köprü yolunun bağlantı noktasında imara açılacak çok süper tarla vasfında araziler var diye satış yapmaya çalışan Gayrimenkul Yatırım ortaklığı şirketlerinin TV.reklamlarını görmezsiniz...Halbuki esas rant; büyük sermayenin, bu tarla vasfındaki arazilere yaptığı yatırımlar ve ardından "bir şekilde (artık o şekil neyse-kimileri sakal diyor-:)" buraların imara açılması ve benzerleri şeklinde elde edilmiyor mu?..Bence Konut almak bir arsayı perakende ve ambalajlanmış fiyatından almak gibi..Tıpkı halka arzdan hisse almanın; "Cuma pazarında satıp para kazanmak için ETİLER manavından turfanda domates almak" ile aynı şey olması gibi..O halde her konuda imalatçı olmak gerek...özelllikle her piyasa için inanageldiğim: "Eğer bilgiyi kendiniz imal etmeyip 2. el perakende bilgi kullanıyorsanız her alanda kar etmeniz güç olmakla birlikte manipülasyonlara kanmanız da an meselesi..Kanımca tabiiiki:)

      Sil
    4. Mahfi hocam ve Timur Bey, teşekkür ediyorum. ben konut yatırımı yapmak, ya da konuttan rant elde etmek düşüncesinde değilim, bunun tüm iktisadi mantığa ters şekilde, gözümün önünde cereyan ettiğini görüyorum, bahsettiğim değerlenme 10 yıl içersinde olan bir değerlenme değil. 10 yıldır bu böyle sürüyor diyorum. 1-2 sene içersinde, misli misline artıyor fiyatlar, bunun mantığını anlayamıyorum.

      Sil
    5. Erbil Bey konuttan rant etmek ters bir husus değil. Ben bu konunun uzmanı değilim. Arz talep meselesi aslında. Bu yanıyla iktisadi mantığa uygun. Örnek vermek istiyorum. Çalıştığım yer itibariyle 2 ilçeye yakınım. 1.ilçede konut arzı talebin çok gerisinde, 2.ilçede ise konut arzı talepten çok fazla. Birinci ilçedeki konut fiyatlarının m2si, diğer ilçeden neredeyse %40 daha fazla.
      Bir de tabiki, arzı yaratan taraf konunun piri, talep eden ise biran önce konutum olsun diyen heyecanlı ve bu konuda fazla bilgisi olmayan vatandaşımız. Kurt kuzu misali.

      Ve yaşanan bu süreçte, iki sene önce aldığınız balon fiyattan konut, ülkede çıkan krizler nedeniyle dövizin fırlaması, enflasyon etkisi nedeniyle değerlenmiş gözüküyor. Herkezde fiyatını arttırırken buna göre arttırıyor. Talep çoksa, yani bir konuta 10 kişi talepte bulunuyorsa, bir kişi de çıkıp bu fiyattan alabiliyor. Alıcı psikolojisi:)

      Ya da bir süre sonra alan kişi zararına satsa bile, bunu kim takip ediyor da duyuruyor? Borsa gibi heran ilan edilen bir veri değil ki? Tapudaki değerler gerçek değil, kredi alırken eve değer biçen eksper, talep edilen kredi miktarına göre bir tutar belirleyebiliyor. Yani evin değeri 100, çıkacak kredi en fazla 75, ama senin ihtiyacın 100 ise eksper evin değerini 140 olarak belirleyebiliyor. Bildiğim kadarıyla TCMB konut fiyat endeksini, bu değerleme raporlarına göre yapıyor.

      Sade vatandaş evden ne kazandığını hesaplayamaz. Şu kadardan aldım şu kadardan sattım formülü yeterli değil bunun için.

      Sil
  21. Mahfi Bey,
    Ah şu beklentiler olmasa ekonomi ne kadar anlaşılır oluyor. Bu konuda da şüpheye düştüğüm bir konu var. Faiz -enflasyon ilişkisinde kısa dönemde sanki daha farklı davranış oluyor gibi. Yani grafikler bir süreliğine mantıksız gibi işliyor sonra sizin anlattıklarınıza uyuyor. Örneğin; Mevcut durum sadece yüksek talep nedeniyle oluşan yüksek enflasyon olsa. Bu durumda muhtemelen beklentiler olumlu yönde ve yüksek seviyededir. Bu durumda faiz yükseltilirse grafiğe göre enflasyonun düşmeye başlaması gerek. Ancak kısa dönemde faizlerin yükseltilmesi öncelikle maliyetlerin yükselmesine neden oluyor. Fiyatlar biraz daha yükseliyor. Yükselen fiyat beklentisi kısa dönemde talebi tetikliyor.( bu ek talep genelde ilerideki talebin öne çekilmesi şeklinde oluyor.) Fiyatların daha da yükselmesine neden oluyor. Ta ki tüketici beklentileri terse dönünceye kadar. Bu gerçekleşince de hızla fiyatlar düşmeye başlıyor. Yani müdahalenin gerçekleştiği anda eğri farklı çalışıyor. Sonra normale dönüyor. Merkez bankası müdahalelerinin birkaç ay sonra etkisini göstermesini ben genelde buna bağlıyorum. Değerli görüşlerinizi beklerim.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada iki mesele var. Bir kere açıklanan beklentilerin her zaman tam olarak doğruyu yansıttığını bilmiyoruz. Bazen insanlar beklediklerini tam olarak anketlere yansıtmayabiliyor. Yani bir ölçme sorunu var. İkinci olarak da beklentiler son bir kaç haftada gelişen olaylardan çok daha fazla etkileniyor. Bu da bir ölçme sorunu yaratıyor. Örneğin 17 Aralık sonrasında tüketici güven endeksi hızla düştü, seçimden sonra da aynı hızla yükseldi. Yani beklentiler bir yıla yaygın bir durumu değil son durumu yansıtıyor daha çok ve o da buna göre değerlendirme yapmayı sağlıksız hale getiriyor.
      O nedenle beklentileri işin içine katarken çok dikkatli olmak gerekiyor.

      Sil
  22. Bence BES'in faydası kişisel tasarrufları uzun vadeye yaymasıdır. Yani BESli bir yatırımcı 56 yaşına kadar sisteme para girişi sağlayacaktır. Tasarrufları yeterince arttıramasa da, bu yolla sisteme uzun vadeli para girişi sağlanmaktadır.
    Toplam tasarruflar içerisindeki payı az olmakla beraber, anlamlı bir artış göstermiştir. Ve bu pay daha da artacaktır. Bir iki yılda ne bekliyoruz ki?

    Fakat şu açıdan da düşünmek gerekmez mi? Biliyoruz ki tasarruflar krediye dönüşüyor, bu krediler ya yatırıma ya tüketime harcanıyor. Bu harcamalar tekrar tasarrufa dönüşüyor. Demem o ki, BES mi tasarrufları arttırmadı, yoksa yaratılan bu kredileri biz mi verimli bir şekilde harcamadık?

    Bazen de şu yanılgıya düştüğümüzü düşünüyorum, herkes bankaya para yatırsın ama bu paralar hiç harcanmasın. Banka sadece bu paraları depolasın. Böylelikle tasarruflarımız artar.

    Ama harcama olmadan tasarruflarımız artmaz. Önemli olan ülkeye daha fazla döviz kazandıracak alanlara harcamaktır, yani net ihracatımızı arttırmanın bir yolunu bulmaktır. Net ihracatımızı arttırdığımız müddetçe tasarruflarımız artacak, tasarruf oranlarımız yükselecektir. Yani pasta büyüyecektir.

    YanıtlaSil
  23. Evet güzel bir yorum. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey, ben teşekkür ederim. Bizi bilgilendirmeniz, düşünmeye sevk etmeniz her yönüyle övgüye layık. Bu bloğunuz sayesinde bir çok şey öğreniyoruz.

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  24. Enflasyon-Faiz ilişkisi önemli.

    Ama bence daha önemli olan , enflasyon ve faizin devlet aygıtı için silah olarak algılanması ve vatandaştan devlete doğru birer "PARA TRANSFER" aracı olarak kullanılmasıdır................

    YanıtlaSil
  25. Hocam burada maliyet enflasyonu ile faiz arasındaki ilişkiyi kurarken faizin finansman maliyeti üzerinden aciklamissiniz. Burada acikcasi maliyet enflasyonunu finansman maliyeti tümüyle aciklamiyor. Bizim gibi ekonomik modellerde maliyet enflasyonunu döviz kuru ile ilişkilendirmek daha kapsamli bir ilişki olurdu. Çünkü üretim girdilerinin çoğunlukla ithal girdilerden oluşuyor olmasidir.

    YanıtlaSil
  26. Mahfi Bey, 2001'de Radikal'de yazmış olduğunuz bir konu: Fischer yanılgısı. Bahsettiğiniz Likidite Sıkışmasının benzerini şu an yaşama riskimiz var mı? Fischer olaya nasıl yaklaşmıştı? Bu soruları incelemeniz mümkün mü? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  27. Emeğinize sağlık hocam.
    Faiz ile enflasyon arasindaki iliskiyi güzel bir şekilde ortaya koymussunuz.
    peki enflasyon ile kur arasindaki iliski nasildir.cok kisa bilgilendirir misiniz

    YanıtlaSil
  28. Hocam kurum sınavlarına girecek olan kişiler , benim gibi , size ne kadar teşekkür etseler azdır. Sağ olun var olun.. Elleriniz dert görmesin, emeğiniz büyük.

    YanıtlaSil
  29. Mahfi hocam öncelikle emeğinize sağlık.
    Hocam yapısal enflasyonun ne oldugunu merak ediyorum teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Fiyatların katılığı, ücretlerin katılığı, üretim faktörlerinin akışkan olmaması ya da kurumsal yapıdan dolayı ortaya çıkmış olan bir tür maliyet enflasyonuna yapısal enflasyon deniyor. Diyelim ki ücretler yüksek ve bu ücretlerle kar etmek giderek zorlaşıyor ve birçok üretim birimi işyerini kapatıyor. Bu durumda ücretlerdeki artışın enflasyonun altında olması gerekir ki maliyet enflasyonu kırılabilsin ve bu işyerleri de işe devam edebilsin. Bunu sağlamak için sendikaların uzun vadeli kazanımlar için kısa vadede ücret düşüşlerine rıza göstermeyi kabul etmesi gerekiyor.

      Sil
  30. Hocam merhabalar..
    Döviz kuru artışı maliyet enflasyonuna neden olur mu? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  31. Sn. hocam; ben Yard. Doç. pozisyonunda bir üniversitede görev yapan bir ekonomistim. Blog'unuzu biraz geç farkettim ama şimdi bütün yazılarınızı okuyorum. Doktoralı bir ekonomist olmama rağmen yazdıklarınızdan ekonomi hakkında inanın birçok yeni şey öğrendim; hem ekonomik teori anlamında, hem de ekonominin Türkçesi olarak (eğitimimi ABD'de Ingilizce aldığım için maalesef bu ikinci noktada çok eksiklerim var). Bundan sonra öğrencilerime derste Türkçe "online" kaynak olarak sizin blog'unuzu okumalarını tavsiye edeceğim. Ama bir noktaya da değinmeden edemeyeceğim Sn. hocam: Sizinle görüşlerimiz çok büyük oranda örtüşse de sizin (ve Ege Cansen'in; o da sizinle aynı şeyi söylüyor) bu faiz artışının "maliyet enflasyonu" yapacağı tezinize hiç mi hiç katılmıyorum. Faiz artışı para musluklarının kısılması demektir ve arzı azalan şeyin--yani paranın, değeri artar--yani para değerlenir ve bu da mal ve hizmet fiyatlarının düşmesi demektir. Yüksek faizin enflasyona yol açabileceği tezi kusura bakmayın ama oldukça zorlama, dayanaksız bir fantaziden öte birşey değil.

    YanıtlaSil
  32. Hocam Merhaba,

    Öncelikle yazınız için teşekkür ederim.Bir sorum olacak; Türkiye'de faiz oranlarının yüksek olması talep enflasyonunun düşürülmesiyle açıklamak ne derece doğru olur ? Türkiye'nin bugünkü verilerini göz önüne alarak faiz oranı ve enflasyon ilişkisini nasıl açıklayabiliriz ?

    İlginiz için şimdiden teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  33. Mahfi Hocam öncelikle elinize sağlık. Şu sorumu da yanıtlarsanız sevinirim: enflasyon ile ücretler arasında doğrudan bir ilişki var mıdır?

    YanıtlaSil
  34. Hocam saygılar sunarım..Size sorum; Rusya merkez bankasının 03.02.2014 ( haftalık REPO faizi 5.50) ile 16.12.2014 ( haftalık repo faizi 17.00) tarihleri arasındaki politika faiz oranlarıdır. Buna rağmen refinansman oranı 8.25 olarak gösterilmektedir. Bu konuda açıklama yapabilir misiniz? Rusya da bir yatırımın mali analizini yaparken iskonto oranı olarak refinansman oranını baz alıyordum, piyasa faiz oranlarıyla karşılaştırılınca da anlamlı oluyordu. Ya şimdi ?

    YanıtlaSil
  35. Merhaba hocam, reel faiz - enflasyon arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarız? Teşekkürler

    YanıtlaSil
  36. çok güzel açıklamışsınız hocam.teşekkürler

    YanıtlaSil
  37. hocam çok iyi bir çözümlemeye ve belirsizliğe nokta koydunuz çok sağ olsun

    YanıtlaSil
  38. Sayın hocam, meseleyi çok güzel açıklamışsınız, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  39. Kafama takildida fazla para basilirsa enflasyon artiyor,faiz dusuyormus.Ama faizin artmasiyla enflasyonun artmasi dogru orantili degilmi?

    YanıtlaSil
  40. hocam açıklama çok güzel olmuş ama bu enflasyon para ilişkisine verilecek en kısa yorum yani sınavda karşımıza çıksa nasıl açıklarız rica etsem söylermisiniz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...