7 Eylül 2014 Pazar

Eğitim Şart

Geçtiğimiz günlerde iki önemli rapor yayınlandı. İlki Dünya Ekonomik Forumu’nun 2013 – 2014 Küresel Rekabet Raporu, ikincisi de Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı örgütünün (UNDP) yayınladığı 2014 İnsani Gelişmişlik Raporu.

Küresel Rekabette Yerimiz
2013 – 2014 Küresel Rekabet Raporu’nda karşılaştırmaya alınan ülke sayısı 148. Sıralama en iyiden en kötüye doğru yapılıyor. Buna göre örneğin küresel rekabette Türkiye’nin yeri 148 ülke arasında 45. sırada dediğimizde, bu, bizden iyi durumda 44 ülke, bizden kötü durumda 103 ülke bulunduğunu gösteriyor. .

Aşağıda 2014 yılına ilişkin küresel rekabet endeksinin ayrıntı göstergelerinden seçtiğim bazı göstergelere önceki yılların sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak yer veriyorum.

Gösterge
2012
2013
2014
Küresel rekabet endeksi
43
44
45
İç tasarruflar / GSYH
115
99
117
Enflasyon
93
125
122
Krediye ulaşma kolaylığı
29
52
64
Bankaların sağlamlığı
22
20
38
İnovasyon kapasitesi
48
45
77
Şirketlerin ARGE harcaması
56
68
89
Patent başvurusu
42
41
42
Eğitim sisteminin kalitesi
82
91
89
Yargı bağımsızlığı
83
85
101

Küresel rekabet endeksinde 148 ülke arasında 2012 yılında 43. sıradayken 2013’de 44. Sıraya, 2014’de 45. sıraya gerilemişiz.

Raporda birçok gösterge ele alınıyor. Birkaç gösterge dışında Türkiye hepsinde ya gerilemiş ya da yerinde saymış bulunuyor. Burada en çarpıcı olanlarına yer verdim. İç tasarrufların GSYH’ya oranında ve enflasyonda geri gittiğimizi biliyorduk ama doğrusu ya krediye ulaşmada ve bankaların sağlamlığında bu kadar geri gittiğimizi bilmiyorduk. Özellikle bankalar konusu önemli. Buraya özel dikkat harcamak ve kazanılmış tek avantajı yitirmemek gerekli. Asıl çarpıcı düşüşler buluşlarla, teknolojiyle ilgili olan göstergelerde karşımıza çıkıyor. İnovasyon kapasitesinin düşmesinde kuşkusuz şirketlerin araştırma ve geliştirmeye (ARGE) harcadıkları paraların azalması yatıyor. Şirketlerin, para kazanma yolu olarak, kendi yaptıkları işleri geliştirmek yerine müteahhitlik işine girmesi bu gelişmenin normal olduğunu gösteriyor. Bir başka çarpıcı düşüş de eğitim sisteminin kalitesinde. Eğitim sisteminin kalitesini artırmak bir yana, iyiden iyiye düşürdüğümüz ortaya çıkıyor. Eğitim yatırımı, vergiden düşmenin bir aracı olunca, özel kesimin açtığı okulların çoğunun bilimsel eğitime hizmet etmekten çok şirket kazancına hizmet etmeyi hedeflediği anlaşılabiliyor. Yargı bağımsızlığında geldiğimiz noktayı ise sanırım söylemeye bile gerek yok.

İnsani Gelişmişlikteki Yerimiz
2014 İnsani Gelişmişlik Raporu’nda (2013 sonuçlarını gösteriyor) karşılaştırmaya alınan ülke sayısı 187. Türkiye, insani gelişmişlik sıralamasında, bu 187 ülke arasında 69. sırada bulunuyor. 2012 yılında da aynı sıradaydı. Yani son bir yılda yukarılara gidememiş. Oysa önceki yıllarda Türkiye ciddi sıra yükselmeleri sağlamış, yukarıya tırmanmaya başlamıştı.
Rapor oldukça ayrıntılı tablolar ve analizler içeriyor. Bunları buraya tablolaştırarak taşımam mümkün olmadığı için sadece geçmiş yıllarla ve rakip ekonomilerle karşılaştırmalara değineceğim. Türkiye, 2004 sonrasında raporun kapsadığı alanların çoğunda, eğitimde, kadın katılımında, yaşam kalitesinde vb gelişme sağlamış görünüyor. Ne var ki bu gelişim son yıllarda yavaşlamış, 2013’de ise durmuş bulunuyor. Oysa Türkiye’nin yukarıda küresel rekabet raporuna değinirken de vurguladığım gibi bilimsel eğitimin kalitesini yükseltmesi, kadının sosyal yaşama ve iş yaşamına daha fazla girmesini sağlaması, yaşam kalitesini artırması gerekiyor. Bunlar, orta gelir tuzağından çıkmak için gerekli olan adımlar.

Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkıp çıkamayacağı bence büyük ölçüde buluş yapabilmesine, teknolojiye katkı yapabilmesine, insani gelişmişlik sırasını ileri götürmesine bunlar da en başta da ortalama eğitim süresini ve kalitesini artırmasına bağlı. Tablo bu açılardan oldukça moral bozucu görünüyor.

İki raporun bir arada değerlendirilmesi, çeşitli alanlarda ama asıl olarak eğitim alanında doğru işler yapamadığımızı ortaya koyuyor. Liseleri çağdaş, bilimsel eğitim kurumları haline dönüştüremezsek, üniversite sayısını değil de üniversite eğitiminin kalitesini artırmayı beceremezsek, bilimle ilgisi olmayan, kendi dalındaki temel bilgileri bile tam olarak anlayamamış insanların çoğunlukta olduğu bir ortamla karşılaşmamız kaçınılmaz görünüyor. Böyle bir ortamda, insanlar bilimle uğraşmaz, buluş yapılamaz, teknolojiye katkı getirilemez. Belki, geçmişte olduğu gibi,  mevcut duruma nefes aldıracak yeni organizasyonlarla, bir süreliğine iyi bir makro görünüm yaratılabilir, ne var ki bu tür geçici düzeltmeler, bizi bırakın dünyanın en büyük on ekonomisi arasına sokmayı, içine düştüğümüz orta gelir tuzağından bile çıkarmaya yetmez.  

Kaynaklar:
World Economic Forum, Global Competitiveness Report (2013 – 2104)

UNDP, Human Development Report (2014)


94 yorum:

  1. hocam ben başlığa katılmıyorum:) http://liberteryen.org/2011/10/egitim-sart-degil/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı insanlar IQ yüksekliği, bazıları yetenek yüksekliği, bazıları doğuştan gelen bir takım üstün özellikleriyle bu kuralın dışında olsa da iyi eğitimin sağlayacağı imkanlar çok önemli tabii.

      Sil
    2. Düzgün bir eğitim almış olsaydın o başlığa katılırdın. Referans vermeyi bildiğine göre, herhalde bir takım diplomaların falan vardır, ama ben düzgün bir eğitimden söz ediyorum

      Sil
    3. Hocamiz nazik bir insan olarak cevaplamis..zeka,dogustan gelen yetenek vb. Hocamiza saygida kusur etmeden bir ilave de benden..ulkemizde bolca var..egitim gerekli degil diyen. ( bknz.: Dunning-Kruger affect..)

      Sil
    4. Bence de eğitim gereksiz. Öğretmenler ve tüm eğitim sistemi hazineye yükten başka bir şey değildir :) Capitalismin doğasına aykırı bir kere

      Ayrıca bu yargı bağımsızlığını nasıl ölçmüşler ? Komik olmayın hocam ya

      Sil
    5. Bu yazdığınızı okuyunca eğitimin gereksizliğine ben de inanmaya başladım.

      Sil
  2. Hocam size bir sorum var. M0 Para arzı tanımını Emisyon Hacmi olarak kabul edebilir miyiz? Yoksa ikisi farklı kavramlar mıdır? Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para arzı tanımlarıyla ilgili şu makaleme bakabilirsiniz http://www.mahfiegilmez.com/2013/02/turkiye-acsndan-para-arz-kavramlar.html
      Emisyon MB'nin bastığı para miktarıdır. Bunun tamamının dolaşıma çıkması gerekmez.
      M0'da dolaşımdaki para + banka kasalarındaki para dikkate alınır.
      Bu tür kavramlar bu blogdaki ekonomi sözlüğü bölümünde de var.

      Sil
  3. hocam konu ile alakalı olmayan bir sorum olacak;1)hocam devletin bütçe açığını verdiğini düşünürsek bu açığı da para arzını artırmadan bireylerden,bankalardan borçlanarak karşıladığını düşünürsek aslında sadece harcamalar yer değiştirmiş olmuyor mu?yani bireyler harcayacağına devlet harcamış oluyor diye düşünüyorum.tabi bu analiz likidite tuzağında geçerliliğini yitirir çünkü bireyler zaten harcamadığından burada devlet borçlanarak harcarsa ekonomide etki olur diye düşünüyorum.ama normal zamanda zaten bireyler de harcayacakken harcamadığı parayı tahvil alarak devleti finanse edip devletin harcaması halinde aslında aynı yere gelinmiş olmayacak mı?(çünkü ikisninde de çarpan etkisi aynı olur diye düşünüyroum?
    2)hocam devlet bütçe açığı verdiğinde bu açığı para arzında genişleme olmadan borçlanarak karşılasa bile enflasyonist baskı olmaz diye düşünmemek gerekir kanısındayım.para arzı artmasada marjinal tüketim eğilimi arttığında buda enflasyonist baskı yaratabileceğini düşünüyorum katılırmısınız.?yani illa enflasyonun olması için para arzının artması gerekmez marjinal tüketim eğilimi artıncada enflasyonist baskı oluşabilir.
    3)devlet bütçe açığını finanse etmek için iç borçlanma yaptığında ilerde vadesi gelen borcun faizini öderken eğer bu faizi para arzında genişlme olmadan ödüyorsa aldığı vergilerden ödeyecektir . o yüzden de devlet bireylere borçların faizini öderken piyasaya fazla para çıkarmamış olacaktır diye düşünüyorum.piyasaya bu borç ödemesi sonucunda fazla para çıkmasada enflasyonun yine marjinal tüketim eğilimine bağlı olcağını düşünüyorum katılırmsınız ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Evet yalnız harcamaların yeri değişir. Örneğin birey ev alacağına tahvil alır. Devlet sattığı tahville parayı yiyecek, giyeceğe harcayacak olan memurlarına maaş öder gibi düşünebiliriz. Evi satan müteahhit de alacağı parayla işçi maaşlarını öder, malzeme bedellerini öder vb. Çok fazla şey değişmez yani.
      (2) Bütçe açığının borçlanarak finanse edilmesinin para basarak aynı işi yapmaktan daha fazla enflasyon yarattığı konusunda uzun bir literatür vardır. Wallace ve Sargent'ın ünlü bir makalesi var:
      http://www.minneapolisfed.org/research/qr/qr531.pdf
      (3) Bu konuda benim de makalelerim var.

      Sil
  4. hani buluş diyoruz da iktisat literatürüne yeni bir soluk katan, yeni bir şeyler ortaya koyan, bunu kapsamlı verilerle destekleyen, kitabı yurtdışında çok satanlar listesine giren, hatta Nobel iktisat ödülüne aday gösterilen, kendi alanında inovatif bir Mahfi Eğilmez fena olmazdı. belki çalışmaları istihdam yaratmaz, prodüktiviteye bir katkı sağlamazdı ama ülkenin marka değerini yükseltirdi. mensup olduğu üniversiteyi dünya liginde daha üst sıralara taşırdı. Financial Times "Türk iktisatçı"dan bahsetse fena mı olurdu? kendi alanında buluşçu, yeni bir şeyler ortaya koyan bir Mahfi Eğilmez'in öğrencileri açısından da çok iyi olurdu.
    "yaş oldu bilmem kaç, bizden geçti. eğitim sistemini reforme edip bu işleri gençlere bırakalım" mı desek? belki iktisat biliminde inovasyon diye bir şey yoktur. boşa hayal kurmuşumdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fizik bilimlerle ekonomi gibi sosyal bilimler arasında bu anlamda ciddi bir fark var. Fizik bilimlerde bir buluş yaptıysanız bunun dili evrenseldir. Diyelim ki bilgisayarların hızını on kat artıracak yeni bir çip buldunuz. Bu buluşunuz kendi kendini satar, tanıtır. Oysa eğer ekonomi alanında ingilizce yazmamışsanız, hele hele Türkçe gibi bilim dünyasında bilinmeyen bir dilde yazmışsanız bunun tanınması, bilinmesi, dünya çapında okunması neredeyse imkansızdır.
      Ekonomide inovasyon var. Türkiye mesela laboratuar gibi. Ama ingilzce yazıp yayınlamak kaydıyla.

      Sil
    2. Mahfi bey klasik gorus iktisatcisidir, yanlis yerden iktisadi inovasyon bekliyorsunuz.

      Sil
    3. Son 20 yılda neredeyse bütün inovasyonlar klasik ve yeni klasik görüş iktisatçılarından geldi. Ben klasik görüşte değilim. Ekonomi biliminde tek doğru yok. Her teorinin, her okulun doğru görüşleri olduğu gibi yanlış görüşleri de var. Bir de zaman içinde geçerliliğini kaybeden görüşleri var. O nedenle benim konumum Keynesyen ekonomi ile yeni klasik görüş arasında bir yerdedir. Ama kendimi bu teorilerle bağlı hissetmem. Marksist analize kayan görüşlerim de var. Hayatımın tüm alanlarında olduğu gibi ekonomide de tek bir görüşün peşinde olmam.

      Sil
  5. hocam türkiyenin orta gelir tuzağından çıkmasını büyük ölçüde teknolojik buluşlar yapmasına ,teknolojiye katkı yapmasına bağlı olacağını dile getiriyorsunuz.tabi teknolojik buluş yapmak kısa vadede olacak bir iş olmadığından şunu sormak istiyorum;acaba türkiye mevcut ürettiği ürünleri ülkelere beğendirerek yeni pazarlar bulup mevcut üretilen ürünlerin arzını artırarak kişi başına gelirini artramaz mı?yada illa buluş yapamasada ürettiği ürünlerde birtakım değişiklikler yapıp bunu ülkelere beğendirmeye çabalasa kişi başına gelir artmaz mı?yani illa buluş mu yapmak gerek li?

    2)iktisatçıların ortak görüşü türkiyenin katma değeri yüksek teknolojik ürünler üretmesi olduğu yönünde.acaba türkiye katma değeri yüksek ürünler üretmeyi becerebilse cari açığı düşürmenin yanında ülkeye ne gibi yararlar sağlar?açıklarsanız sevinirim.

    3)türkiyenin bir üründe buluş yapması halinde bu ürüne talep kendi ülkemizden ve diğer ülkelerden olmak üzere yüksek olabilecektir.böyle bir durumda türkiye ürününe olan bu kadar talebe karşı arzını hemen artırabilecek midir?ayrıca mevcut buluşlarda alınan patent sayesinde diğer ülkelerin bu ürünü üretmesine engel olunmaktadır değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) İlla buluş yapmak gerekli değil tabii. Ama ilk on ekonomi arasına girecekseniz, böyle bir iddianız varsa bu şart.
      (2) Türkiyenin katma değeri yüksek ürün üretmesi için buluş yapması, teknolojiye katkıda bulunması ve marka yaratması gerekli. Bunun ötesinde katma değeri yükseltmek pek mümkün değil.
      (3) Patentler bu ürünlerin kopyalanmasını önlüyor. Eğer bu tür bir buluş yapılırsa ve talep olursa üretim hemen artar merak etmeyin.

      Sil
  6. !!! HATIRLAMAK ZORUNDAYIZ !!!

    Aşağıda sayın Eğilmez'in yazdıkları ile beraber yorum pencerelerini sonuna kadar lütfen acele etmeden ve dikkatinizi vererek okuyunuz:

    1. Ahbap Çavuş Kapitalizmi:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

    2. Temel Yanılgılarımız:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/temel-yanlglarmz.html

    3. Girişimcilik:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/06/girisimcilik.html

    4. İİBF'de Bölüm Seçimi:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/iibfde-bolum-secimi.html

    5. Küresel Krizin Çözümü İçin Maliye Politikasına İhtiyaç Var:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/kuresel-krizin-cozumu-icin-maliye.html

    6. Fiyat, Faiz, Kur Derken Asıl Meseleyi Kaçırıyoruz:
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/fiyat-faiz-kur-derken-asl-meseleyi.html

    * Uyarı mesajı:

    Animasyon video:

    "El Empleo
    The Employment
    Hayatta herbirimizin görevi var; peki ama bu görevler ne?!"

    Süre: 7 dk

    http://vimeo.com/32966847

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  7. hocam maliye bölümü yurt dışındaki üniversitelerde de var mıdır? adı public finance olarak mı geçer? sanıyorum siz iktisat ve maliye mezunusunuz o zaman adları aynıydı değil mi? neden sonra değişti hocam. saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kamu Maliyesi asıl olarak kıta Avrupasında (Fransa, İtalya geleneğinde) ağırlıklı olarak var. Ama ağırlığını giderek kaybediyor. Çünkü kamunun ağırlığı kayboluyor. ABD ve İngiltere'de daha çok Finans adı altında özel kesim finansmanı okutuluyor.
      Mülkiye'de ben okuduğumda 4 bölüm vardı: Diplomasi ve Dış Münasebetler (bugünkü karşılığı uluslararası ilişkiler), Maliye ve İktisat, İşletme, İdari Şube (bugünkü karşılığı Kamu Yönetimi) Maliye ve İktisat bölümünde ekonomi ve kamu maliyesi okutulurdu. O zamanlar Finans diye bir ayrım yoktu.
      Bugünün dünyasında artık özel kesim ağırlıklı olduğu için Finans bölümleri de üniversitelerimizde yer alıyor.

      Sil
  8. bu arada hocam yanlış bilmiyorsam kıta Avrupası ve bizde maliye bakanlığı İngiltere ve Amerika da ekonomi bakanlığı adı geçer değil mi neden bu ayrım olmuştur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizde ağırlık kamuda olduğu için Maliye adı kalmıştır. ABD ve İngiltere'de adı ekonomi değil Hazine Bakanlığı. Bizde de Osmanlıda bir zamanlar Defterdar Hazinelerden sorumluymuş.

      Sil
  9. hocam orta gelir tuzağından çıkmak için ve ilk 10 büyük ekonomi arasına girebilmek için buluş yapmak,teknolojik yenilikler yapmak konusunda tüm bilim adamları sanıyorum hemfikir.teknolojik yenilik derken şunu mu anlamalıyım ;örneğin:geçmişte tarım alanında tarla insan gücüyle sürülebilir ve bundan elde edilen hasatta sınırlı olurdu ama ne zaman traktör geldi aynı kaynaklarla hem daha verimli hemde daha fazla hasat elde edilmeye başlandı.teknolojik yeniliği bu şekilde mi düşünmeliyim?ülkemizinde bu tarzda bir yenilik yapması mı gerekiyor?
    2)hocam mesela tarım alanında yapılan bu yenilik gibi ekonominin tamamını etkileyen ne tarzda bir buluş yapılabilir?örneğin ekonominin bütününü etkilemeyen sadece bir buluştan ilk 10 ekonomi arasına girme mucizesini beklememeliyiz değil mi? sadece bir sektörü etkileyen buluş değilde geneli etkileyen buluşlar yapmak peşinde koşmamız gerekir diye dşünüyorum katılırmısnız? örneğin imalat sanayine akıllı robotlar yaparak ekonominin genelini etkilemek gibi.
    3)hocam ülke olarak marka yaratmak istememizin asıl amaçlarından biri;bu yaratılan markaları dışarıya satarak döviz kazanma arayışı içerisinde olmamız yatıyor diyebilirmiyiz?bu sayede ülkenin döviz gelirlerinin artması yanında o sektörde istihdamda artacaktır düşğncesi içindeyim.kısacası asıl amaçlarımızdan biri cari açığı düşürüp finasman bağımlılığımzı azaltabilmek diyebilirmiyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Bu dediğiniz teknolojik yenilik. Buluş yapmak traktörü daha etkin hale getirecek ya da mazot yerine suyla çalıştıracak motor yapmak. Teknoloji getirdiğinizde işler bir süreliğine iyiye gidiyor ama o kadar. 1950'lerde Menderes'in yaptığı buydu. Bu tür yenilikler elbette yararlı ama orta gelir tuzağından çıkmak ve sanayileşmek için yeterli değil.
      (2) Kore, elektronikte yaptığı buluşlarla sanayileşmiş ülkeler arasına girdi. Çin aynı yolda ilerliyor. Biz ise yeni teknoloji getiriyoruz ama yeni teknoloji geliştirecek buluşumuz yok. Başkasının malıyla onları geçmek kolay değil.
      (3) Bir zamanlar Sarar satıcısı bir mağaza Zegna'nın izni ve onayıyla Zegna elbiselerini dikiyor ve satıyordu. Elbiselerin fiyatı 1500 Dolardı. Zegna, bu mağazaya merkezden kumaş ve kalıp yolluyor geri kalan her şey Türkiye'de yapılıyordu. 1500 Dolarlı satış fiyatının 1490 Dolarını Zegna alıyor, 90 Dolarını da bu mağaza alıyordu.
      Marka budur. Biz 100 yıldır tekstil işindeyiz ama böyle bir tane markamız yok ve hala fason işi yapıyoruz. Çin geliyor ve bizi geçiyor. Marka yaratamzsanız işçilikle bir yere varmak mümkün değil. Daha ucuza yapacak olanlar gelince piyasa bizi dışlar.

      Sil
  10. Hocam, 5 6 aydir sizi takip ediyorum. Inanin ulkemiz adina surekli endise duymama vesile oluyor. Sizin yazilariniz, yorumlariniz ve analizleriniz ne zaman esaa endise duymasi gerekenlerde etki yapabilecek? Bilinclendirdiginiz icin tesekkur ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türk insanı, yaptığı işlerdeki hataları genellikle kabul etmez. Sorarsanız bu hataların ya geçici olduğunu ya da çözülmek üzere olduğunu anlatırlar. O nedenle ben çok umutlu değilim.

      Sil
  11. Hocam Allah aşkına ben yeni bir SBF mezunuyum, iki tane belgeli yabancı dilim var, 1 sene Fransa'da Erasmus yaptım sonra da girdim yabancı sermayeli bir bankaya uzman yardımcısı olarak çalışıyorum. Önümde ya bağımsız denetim firmaları, ya bankalar ya da devlet sektörü var. Bütün özel sektör zaten yabancıların elinde, hükümete yakın olmayıp da semirip büyüyen markalaşan hemen hiçbir Türk firması yok (Fakir, Koska, Güllüoğlu, Dedeoğlu falan var belki..) THY var orayı da çiftliğe çevirmişler milletvekili çocukları yönetim kurulunda çalışıyor...

    Demek istediğim ben kendimi eğittim de noldu ki, özel sektörde girip çalışabileceğim heryerde gene benim emeğim yurtdışı kökenli firmalara gidecek. Benim sahip olduğum kültürel sermayeyi onlar finansal sermayeye çevirip karını da yurtdışına akıtacaklar... Devlete girsem bir şey mi üretmiş olacağım sanki? Sonuç olarak bu dünyanın sahibi biz değiliz. Batı dünyası şu andaki gelişmişliğini, Sanayi devrimini de teknoloji devrimini de tek bir şeye borçlu: sermaye birikimi. Bu sermayeyi biriktirmek için de 500 yıl boyunca bütün dünyayı sömürdüler. Anca sömürme yarışında 1-2 yeni rakip çıktı da kendi aralarında kavgaya tutuştular öyle biraz nefes alabildik (1. ve 2. dünya savaşları, soğuk savaş). Ama bugün rakip falan da kalmadı ve biz türkiyenin de içinde olduğu dünyanın geri kalanı kıyasıya sömürülüyor. Bunu da biz hiçbir şekilde değiştiremeyeğiz. Aşırı karamsar falan değilim gerçek bu. Bu yüzden bu yalan dünyaya fazla bağlanmamak ve buradaki herşeyin sadece bir başlangıç olduğuna inananlardanım... Saygılarımla...

    Şunu okumanızı da tavsiye ederim: http://www.seckin.com.tr/kitap/767299447

    Allah'a emanet olunuz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle düşünürsek herşeyi baştan kaybetmiş oluruz. Yılmak yok.

      Sil
    2. Ben de eski, çok eski bir SBF mezunuyum. Şikayet ettiğin şeyler doğru. Aslında doğruların küçük bir parçası. Seni sömürdüğünü söylediğin yabançının işbirlikçisi olan yerli sermayenin o yabancılardan hiç bir farkı yoktur. Zaten yabancıya sömürü olanağını veren düzeni kuran da, o düzeni zorbalıkla sürdüren de odur. Bir gün gerek görürse de çeker gider. Sermayenin artık vatanı yoktur.

      Yazının sonuç cümlesindeki arabesk, "yalan dünya ..... sadece bir başlangıç" sözlerine bakılırsa, sen kendini eğittiğini sanarken, o şikayet ettiklerin, seni tam istedikleri gibi eğitmişler.

      Yazık, demek ki Mülkiye artık böyle öğrenciler de yetiştiriyor.

      Sil
    3. Kaya Bey siz sisteme karşı dik durmamak gerektiği gibi anlamışsınız o ifadelerimi anlaşılan. Bu ülkede aklı başında, siyaset yapmaktan anlayan ve aşırı sağın himayesinde olmayan bir sosyal demokrasi olsaydı belki sermayedarların sultası bir nebze de olsa hafiflerdi ama her ay yeni bir işçi kazası yaşadığımız ülkemizde böyle bir şey yok. Siz konuyu sağ-sol düzlemine çekiyorsunuz ama atı alan çoktan Üsküdar'ı geçti Türkiye'de o konuda, bilginize.

      Ne olursa olsun biz bu dünyada misafiriz, kalıcı değiliz. O yüzden yalan yada başlangıç demek yanlış değildir.

      Sil
    4. Ayrıca sermayenin artık vatanı yoktur cümlenize de katılmıyorum. Sermayenin akışkanlığının artması demek sermayenin ulus-üstü olması anlamına gelmiyor. Eğer ülkelerin gücü sermaye hareketlerine ve dünya ticaretindeki ağırlıklarına göre ölçülüyorsa kimin daha çok sermayeye hakim olduğu önemlidir. Benim Alman arkadaşım yaz mevsiminde Mercedes'in fabrikasında düz işçi olarak ayda 3 bin euro kazanıyordu. ABD'de gidip bir bağımsız denetim firmasında aylık 3-4 bin dolar ile işe başlayabilirsiniz. Burada ise aylık 1600 lira ile başlatıyorlar.. Türkiye'de böyle bir imkanınız ise yok. En basitinden, milli sermaye daha güçlü olsa, daha iyi alternatifler elinizin altında olsa yabancı şirketlere emek arzı azalır ve ücretleri mecburen yukarıya çekmeye başlarlar. Fakat bizde herkes bunların kapısında yatıyor ne yazık ki.

      1945 ve 1991 sonrası dünyayı anlamanız için İki Savaş Arası Dönemi (1919-1939) anlamak ve bilmek gerekir. O zamanlar korumacılık ve milli kapitalizmler vardı. Biz şu anda aslında o dönemin yavrusunun hakimiyeti altına yaşıyoruz. Milli ekonomiler öyle silinip gitmiş değil. Bizim sorunumuz milli ekonomi yada Türk ekonomisi diye bir şeyin olmaması, katmadeğerli ve yüksek teknolojili ürün üretememek, herşeyimizi dışarıdan ithal etmek. E tabi sizin bakış açınızı da anlıyorum. Ülke taşı toprağıyla yabancı sermayenin istilası altında olduğu için sermayenin vatanı yoktur demeniz işten bile değil...

      Sil
    5. Mahir bey, eleştirimi ciddiyetle ve oldukça ayrıntılı bir biçimde cevapladığınız için teşekkür ederim. Ne yazık ki bu ortam ayrıntılı bir tartışmaya uygun değil. Yalnız bir konuya kısaca değineceğim.

      Ben ve birçok insan bu dünyanın, varlığımızın kısa bir dönemini geçirdiğimiz geçici bir mekan değil, var olduğumuz ve olacağımız tek yer olduğunu düşünür. Kuşkusuz siz de birçok başka insan gibi farklı düşünebilirsiniz. Gene de bu dünyadaki konuları, sorunları ve çözümlerini konuşurken, bilinmezliklerle dolu, bu dünya ötesi, olası beklentileri konuya katmak, varılmaya çalışılan çözümlere bir katkı sağlamaz.

      Selam ve sevgiler

      Sil
    6. mahir bey sanırım fransada falanda okudğunuz için batı merkezli kaynakları temel almışsınız... batının 500 yıldır dünyayı sömürdüğü vs çok abartılı bir tanımdır, bilimsel açıdan da böyle bişey söz konusu olmamıştır, tarihi belgelerle ispatlıdır bu durum... 19. yüzyıla kadar çin dünyanın en büyük ekonomisine sahiptir ayrıca avrupa ekonomik gücü asya ekonomik gücünü ancak 1850'lerde geçebilmiştir, 2000'lerin başında da yeniden geçilmiştir..

      siz kitap önermişsiniz, bende size kitap öneriyorum,,, hemde batının en büyük ekonomist-iktisatçılarından biri olan Gunder Frank'ın kitabı, okuyun ve anlayın lütfen:)

      http://www.idefix.com/kitap/yeniden-dogu-asya-caginda-kuresel-ekonomi-andre-gunder-frank/tanim.asp?sid=XU13VBW20D1D7V7VMHZY

      ayrıca gelecek batıda değil, mutlak surette asya-pasifik'te olacak..

      Sil
  12. Hocam yaziniz sade ve muhteşem çok teşekkürler.. Bu ülke veya toplum bu iki konuda çözüm uretebilirmi hocam. Ç
    özüm için mevcut durumdan rahatsız olmamiz lazim gerekmezmi.tekrar tskler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Zaten rahatsız olmasak bu konuları ciddiye alıp tartışmayız. Gerçi bizim tartışmamızdan ne çıkar diye düşünmek de mümkün. Ama konuyu gündeme getirmek bile önemli bence.

      Sil
  13. Hocam dunyada 2 merkez bankasi ekolu var desek fed ve bundesbank die. Fed issizlikle yakn ilgiliyken bundesbankin hedefi sadece enflasyon hedeflemesi dersek bizim merkez bankasi hangisine yakin.dun sanirim ekonomi bakani sayin zeybek bir aciklama yapmis issizlikle mucadelede merkez adim atmiyor atmasi icin bikac yasa lazim diye.siz nasil degerlendiriyorsunuz bu durumu.saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her MB, kendi ülkesinin geçmişindeki en büyük travmaya göre bir kurumsal hafıza geliştiriyor. Fed'in hafızasında en önemli yer 1929 bunalımının yarattığı işsizlik, Bundesbank'ın hafızasındaki en önemli tarvma ise II. D.S nın yarattığı hiper enflasyon. O nedenle bu ülkelerin MB'leri de bu önceliklere göre yöneliyorlar.
      Bizim ise kafamız karışık. Biz. MB'den hem büyümeyi sağlayacak, hem enflasyonu düşürecek, hem işsizliği çözecek, boş zamanı kalırsa cari açığı da düşürecek çözümlerin hepsini bekliyoruz. İşsizliği çözmek sizce MB'nin mi hükümetin mi işidir? Eğer bütün bu sorunları MB çözecekse zaten hükümet MB olur, gerisine ihtiyaç kalmaz.
      MB'nin elindeki politika araçlarıyla çözmesi gereken tek sorun enflasyondur. Ama bu kadar karışık ekonomik sorunun hepsinin çözümü MB'den beklenince onlar da ne yapacağını bilemediği için enflasyon sorununu da çözemiyorlar.

      Sil
  14. Mahfi hocam diyelim ki merkez bankası 100 liralık api işlemi yapmış olsun piyasadan kağıt çekip yerine 100 lira piyasaya sürsün. bu durumda merkez bankasının analitik bilançosunda yükümlüklerde emisyon 100 birim artıp , api kalemi -100 olucak dersem doğru olur mu. sonuç olarak aktif ve pasif toplamı değişir mi hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MB, piyasadan APİ yoluyla 100 TL'lik tahvil aldığında (eğer bu tahvil DİBS ise) bunu varlıklarda Hazine Borçları hesabına, karşılığında ödediği 100 TL'yi ise yükümlülüklerde APİ İşlemleri (TL) hesabına yazacaktır. Konunun bu aşamada emisyonla ilgisi yok. Eğer bu 100 TL'yi ilk kez basıp piyasaya çıkaracak olsaydı o zaman önce Tedavüldeki Banknotlar hesabına yükümlülük olarak yazması gerekecekti.

      Sil
  15. hocam bir de analitik bilançoda aktif kısımda 4 eylül tarihi itibarıyla hazine borçları 9 milyar 845 milyon ,menkul kıymetler 9 milyar 948 milyon tl gözüküyor. bunların görevi nedir hocam bilançoda. bu rakamlar neye göre belirleniyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu miktar TCMB'nin APİ ve diğer nedenlerle satın aldığı Hazine kağıtlarının toplam miktarıdır.

      Sil
  16. hocam teknolojik buluşlar ve yenilikler yapmayı,marka yaratmayı,yeni ürünler geliştirmeyi.katma değeri yüksek ürünler üretip satmayı hedefliyoruz.bunları istememizin sebebi yükte hafif pahada ağır ürünler üretip ülkenin döviz gelirlerini artırarak finasman yönünden dışarıya fazla bağımlı olmasını engellemek mi temel hedef?bu yüzden mi markalaşmak ve katma değeri yüksek ürünleri üretmeyi hedefliyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet cari açığımızı, yüksek büyümeden vazgeçmeden ancak böyle düşürebiliriz.

      Sil
  17. Eğitim, tek başına içi boş bir söz. Eğitim derken adını koymaktan korkmayalım. Eğer önerdiğiniz bilimsel bir eğitimse, sorgulayıcı araştırmacı bir eğitimse, hafız, imam yetiştirmeye hız vermiş bir toplumda, eğitimle ilgili her her cümlenin başına "hafız eğitimi değil ,imam eğitimi değil,bilimsel eğitim" sözü eklenmelidir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazının son paragrafındaki
      "...Liseleri çağdaş, bilimsel eğitim kurumları haline dönüştüremezsek, üniversite sayısını değil de üniversite eğitiminin kalitesini artırmayı beceremezsek, bilimle ilgisi olmayan, kendi dalındaki temel bilgileri bile tam olarak anlayamamış insanların çoğunlukta olduğu bir ortamla karşılaşmamız kaçınılmaz görünüyor."
      cümlesini okuyup da bilimsel eğitimi vurgulamaktan korktuğumu söylemek mümkün mü? Buna artık bir ekleme yapmaya gerek var mı?

      Sil
  18. Beyin gocunun etkileri de onemli. Turkiye zar zor yetistirdigi egitimli insanlarini da kaybediyor. Politik belirsizligin bu kaybi daha da hizlandirma tehlikesi de var.

    21. yuzyilin Iran'i olma yolunda ilerliyoruz. Hayirlisi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet en iyiler dışarı gidiyor. Eh bilime değer vermeyince bilim adamı da değer gördüğü yere gidiyor.

      Sil
  19. hocam analitik bilançoda api işlemlerinin yanında - işareti var bu ne demektir. bu arada diyelim ki merkez dibs almış olsun dediğiniz gibi aktifte menkul kıymetler arttı diyelim. pasifde api işleminin de yine artması lazım değil mi hocam eşitliği sağlamak için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevapların hepsi bu broşürde: http://www.tcmb.gov.tr/yeni/evds/yayin/kitaplar/tcmbbilancokitabi.pdf

      Sil
  20. hocam son olarak merkez bankası dibs ile kağıt aldığında yerine para verdiğinde emisyon değil piyasada artan merkez bankası parası olucak değil mi daha geniş anlamda ifade etmek gerekirse.

    YanıtlaSil
  21. Hocam merhaba. Öncelikle bu çok kıymetli yazılarınız ve bilgileriniz için çok teşekkür ederim.
    Hocam @1ferhatozcan adlı twitter hesabımda da yazdığım üzere, sadece yazılarınızdan oluşan ve mobil cihazlara uyumlu olan bir program hazırlanamaz mı? Çünkü özellikle tablolu olan yazılarınız mobil cihazlarda sıkıntılı görülebiliyor.
    Ben yazılarınızın çıktısını alıp bir arşiv yapıyorum ama o da hoş olurdu diye düşündüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bunu bir bilene soracağım.

      Sil
  22. Selamlar, Eğitim Şart ama Gerek Şart, Yeter Şart değil. Bütün Dünya rekabet halinde, Hindistan'da Çin'de sırf eğitimi olan çok sayıda insan var. Bu saatten sonra sıft eğitim de yetmez. Ama gerek şart..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet gerek şart. Eğitimi düzeltirsek daha iyi yetişmiş insanlar çıkarabiliriz.

      Sil
  23. Mahnı bey yazınız. Için teşekkürler.
    Herzaman en önemli mevzu eğitim ilerleyebilme adında ve bence daha önemlisi birbirimizi anlama adına ülkemiz ne yazikki öyle bir hale geldiki doğru elestiriler dahi farklı yerlere çekiliyor. Büyük firmaların müşterilerini anlamak için çaba harcayarak elde etmeye çalıştığı eleştirileri asıl işi insana hizmet olanların farklı yerlere cekmeside eğitimle alakali olsa gerek

    YanıtlaSil
  24. Hocam yapmayın etmeyin.. Can sıkıcı istatistikleri paylaşmayın.. Gerçekle yüzleşmek can sıkabilir :)
    Hem madem kendinize yazıyorsanız, neden paylaşıyorsunuz ki :) Siz ders alın.. Belki gerçeği sevmiyoruz, nereden biliyorsunuz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Madem istemiyorsunuz paylaşmayalım.

      Sil
    2. Keyifle takip ediyorum Hocam.. Kaleminize kuvvet yüreğinize sağlık..
      Rakamların dilinin , insan dilinde daha dürüst olduğuna inanırım. Bizim gibi epik kültürden gelen ve algı ile yönetilen toplumların çoğunluğunun ilgisini çekmiyor olsa da, gerçeğe meftun gerçeği arayan adamlar için çok önemli yazılar bunlar.
      Kendi doğrularını gerçek sayan ve tartışmaktan dahi çekinen bir toplulukta bu yazıların ancak kişinin kendisine yazabileceğini biliyorum tabii ki :)

      Ben denedim keyif almadım ama siz ısrarla yazıyorsunuz :) Ne diyeyim Allah sabrınızı artırsın..

      Selam ve Dua..

      Sil
    3. Çok teşekkür ederim.. Evet gerçeği aramayı iş edinmiş olmak böyle bir şey.

      Sil
  25. Neden kaliteye ilişkin kavramları vugulayanlar kantiteye ilişkin kavramları vurgulayanların yanında adeta uzaydan gelmiş muamelesi görürler bizim ülkemizde?

    Neden eğitim gibi uzun soluklu bir iş her iktidarın ideolojik oyuncağı olur da nesilden nesile aktarılan temel kavramların bir türlü oturamadığı bir eğitim sistemi söz konusu olur bizim ülkemizde?

    Neden günümüz dünyasının talep ettiği niteliklere göre yeni nesillerin ileri gitmeye odaklandığı, öğrenmeyi öğrendikleri, basmakalıp ve alışılagelmiş söylemlerden uzak kaldıkları dinamik bir yapı kurulmaz bizim ülkemizde?

    Neden hep bir din-bilim arasında bir rekabet vardır ülkemizde ve günümüzde gidilebilecek düz lise kalmamıştır eğitim sistemimizde ve tüm orta öğretim okulları imam-hatip okullarına çevrilmektedir?

    Dengelerin, hoşgörünün olmaması, kendi içimizde birbirimize hunharca davranmamızın sonuçları mıdır bunlar?

    Bazı şeylerin sebebini doğru tespit edersek, çözümde de doğru olanı bulabiliriz. O zaman, yukarıdaki tabloda başka bir yere belki gelebiliriz. Umarım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sorulara doğru yanıtları verebilsek ya da en azından uygarca tartışıp objektif uzlaşma noktalarına gidebilsek zaten farklı bir yerde olurduk sanırım.

      Sil
  26. Hocam, raporların tarihleri karışmış olabilir mi? Geçenlerde yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu’nun 2014 – 2015 Küresel Rekabet Raporu idi ve 2014 sonuçlarını veriyordu ve bu raporun sonuçları tabloda 2013 sütununda verilmiş. Dolayısıyla tablo aslında 2013 verilerini atlayarak 2014 ile 2012 sonuçlarını karşılaştırıyor. Bir örnek vermek gerekirse bu raporun 2012, 2013 ve 2014 sonuçlarına göre Türkiye küresel rekabet sıralamasında sırasıyla 43, 44 ve 45. olarak gittikçe aşağıya düşüyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2014 - 15 diyor ama kullanılan verilerin büyük ağırlığı 2013 verileri. Ötekinde de 2012 verileri. O nedenle ben veri yıllarını esas aldım.

      Sil
    2. Karışıklığı önlemek için tablomu veri yıllarına göre değil rapor yıllarına göre 2012, 2013 ve 2014 olarak yeniledim. Teşekkürler uyarı için.

      Sil
  27. Hocam , yazılarınızı beğeniyle takip ediyorum , teşekkürler...
    Müsadenizle sorum olacaktı.
    ABD son yıllarda parasal genişlemeye gitmişti, özellikle gelişmekte olan ülkelere para saçmasının nedeni neydi ? Şimdilerde ise bu gelişmekte olan ülkelere kendi ayaklarınız üzerinde durun gibi söylemlerle kredi desteğini azaltacağı söyleniyor. Bu politika değişikliğini de kısaca açıklayabilir misiniz ?
    Hocam ,Isletme mezunuyum iktisatla ilgilenmekten zevk duyuyorum , merak ettim. Şimdiden teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD gelişmekte olan ülkelere para saçmadı aslında kendi piyasasına para saçtı ki parayı alanlar harcama yapsın ekonomi canlansın diye. Ama bu paraların bir bölümü gelişmekte olan ülkelerdeki faizler daha yüksek olduğu için oralara gitti.
      Sonuçta bu parayı yavaş yavaş geri çekecek, aksi takdirde enflasyon yaratacağından korkuyor. ABD Merkez Bankası bu paraları geri çekmeye başlayınca gelişme yolundaki ülkelere giden paralar da geri dönecek ve o ülkeler sıkıntıya düşecek onun için uyarıyor.

      Sil
  28. Hocam iyi akşamlar. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyor; size, bizi bilgilendirdiğiniz ve ufkumuzu açtığınız için, teşekkür ediyorum. Hocam, ben Ankara'da maliye bölümünde 3. sınıf öğrencisiyim. İkinci sınıftan beri, kendime göre , yoğun bir şekilde çalışıyorum. Hayalim, Merkez Bankasında Uzman Yardımcısı olarak meslek hayatına başlamak. Ama hocam, daha sınava girmeden önüme,moralimi bozan ve şevkimi kıran,bir çok engel çıkıyor. Mesela diyorlar ki: " Oralara girmen için çok iyi bir torpilin olması gerek, çok daha iyi bir üniversiteden mezun olmalısın, yurtdışında yüksek lisansta şart, hem kaşın kara gözün ela olmalı." Hocam, siz yıllardır bu işlerin icerisindesiniz; gerçekten yukarıdakiler olmadan, ama çok iyi çalışarak, kendimi gelistirerek, hayallerimi gerçekleştirmek imkansız mı? Tekrar teşekkür ederim hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok çalışan insan mutlaka bunun karşılığını alır. Ama açıkçası MB sınavları çok ağır sınavlar. Ve oraya yüksek lisans yapanları tercih ediyorlar. Eğer imkanınız varsa okuldan sonra yüksek lisansı düşünün. Torpil laflarına çok aldırmayın. Bu her zaman söylenir.

      Sil
  29. Hocam universitelerin sayisi degil kalitesinin artmasi gerektigi gorusunuze sonuna kadar katiliyorum. Ayrica kontenjanlar konusundan da muzdaribiz ozellikle iibf kontenjanlari... bir devlet universitesinde calisiyorum ve ogrencilere baktigimda nerede oldugundan ne okudugundan habersiz amacsiz gozler gormek canimi epey sıkıyor. Belli basli universiteler disinda beseri semayeye pek katki oldugunu dusunmuyorum maalesef. Digerlerinden ise sadece "diplomali" katkilar. Hocam sizce ne yapilabilir? Ozellikle bu sonu gelmeyen kontenjan artirimlari konusunda?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Aynı şeyleri ben de gözlemliyorum. Bu tabii sadece üniversitelerin sorunu değil. Lise eğitiminde de amaçsız ve bilinçsiz yetişmiş gençlerin bir de üstelik giriş sınavlarında hiç düşünmedikleri bölümlere yerleştirilmelerinin sonucu ortaya çıkan bir olgu biraz da. Üniversite liseden bir şey öğrenmeden gelen çocuklara temel eğitimi vermeyi de üstlenince işler karma karışık hale geliyor. Bu özellikle düşük puanla girilen okullarda daha yaygın bir durum.
      Liselerden çok sayıda öğrenci mezun oluyor ve bunlara yer bulacağız diye bu kadar çok sayıda üniversite açtığımızda ve bu kadar fazla kontenjan verdiğimizde hiçbir şey bilmeyen üniversite mezunlarımız oluyor ne yazık ki. Ve bu çocuklar iktisatçıyız, maliyeciyiz, siyaset bilimciyiz, işletmeciyiz, uluslararası ilişkiler uzmanıyız diye dolaşıyorlar. Girdikleri sınavlarda hiç bir şey yapamıyorlar. Bu mesleklerin itibarı düşüyor ve o kadrolara bu kez mühendislik mezunları alınmaya başlanıyor.
      Bence yeni İİBF açılmamalı ve mevcut İİBF kontenjanları dörtte bire indirilmeli. Kısa vadede başka çare görünmüyor.

      Sil
  30. Hocam yazı için teşekkürler. Firmalar innovasyon yapacağına mütahitlik işine girmiş. Ülkemiz gibi, inşaat sektörü ve emlak ile gelişmiş ülke olan kaç örnek var? Ekonomik krize giren hangi örnekler var? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hızlı büyüme amacıyla emlak işine girip de sıkıntıya düşen ülkeler var (Japonya, ABD, İngiltere, İspanya gibi) ama onların önemli bir bölümü inovasyon işlerinde de var en azından.

      Sil
  31. Hocam bizleri aydınlatan yazılarınız için teşekkürler. Benim sorum şudur;
    Acaba bu araştırmalar ne kadar objektif hazırlanıyorlar. Biz Türk Milleti komploları çok severiz. Bu tip çalışmalardaki verilerin yanıltıcı olma ihtimali nedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Her araştırmanın bir takım eksikleri ve hataları olabilir. Ama eğer 3 - 4 yıl önce bizim durumumuz iyiye giderken bu raporlar o iyileşmeyi görüp yazmışsa ve bugün kötüleşmeyi görüp yazıyorsa objektifliğinden kuşkulanmak yersizdir.

      Sil
  32. İyi geceler hocam...

    İstisnasız tüm yazılarınızı okuyorum, her gün bloğa girip acaba Mahfi Hoca yeni bir yazı yazmış mı diye bakıyorum. Siteniz zaten hem evimde hem de işimde favoriler listemde.

    Sadece bir teşekkürü borç bilirim.

    YanıtlaSil
  33. Sayin hocam yazilarinizdan buyuk feyiz duyuyorum.ulkemizde sizin gibi deger ve degerler var oldugu surece inaniyorum ki sizin ogrencileriniz de bayragi. devam ettireceklerdir...Hocam yazinizda Ulkemizin en onemli sorunununa o kadar guzel deginmissiniz ki agziniza saglik.
    2011 yilinda iktisat son sinif ogrencisiydim.final sinavimmizda hocamiz tek bir soru sormustu.Ulkemizin egitim sistemi...
    Yanitim ozetle soyleydi...
    Sizinde belirttiginiz gibi her yil undp endeksi aciklaniyor ancak bizden geri kalmis ulkelerden bile ö n siralarda yer aldigi gorulebiliyordu.egitim ve beraberinde saglikta cok yol katedilmesi gerektigi defalarca birilerine anlatiliyordu..
    Yollarda boy boy afisler ve altinda bir yazi....Hayaldi Gercek Oldu....Her ile universite.... Ben boyle bir hayali kabul edemiyorum.her ile ayni universite ayni bolum aciliyor...mezun olunca ya garson olacagim ya da sofor...hocam mezun oldum.12 ay astegmen olarak gorev yaptim. Is hayatina atildim gittigim yerlerden geri cevrildim yasam mucadelesine girdim.acik ve net bir sey var ya cok yuksek bir kpss puani ve referans ya da yurtdisi egitimle maddiyat....17 senem egitimle gecti nereye gitsem hic is tecruben yok denilip olumsuz sonuc aldim..bir fastfoot restorantta bir bucuk yil garrsonluk yaptim .surec icinde basvurularim oluyordu...iki yil a yaklasirken sukurler olsun ki istedigim severek yaptigim isime kavustum.. hala cok cok arkadasim ya soforluk yapiyor yada garsonluk...bizler topladigimiz bilgiyi. cope atmak zorunda birakiliyoruz...lisede ve daha sonra universitelerde devletimizin yetistirdigi profosorler tarafindan yetistirilip defalarca sinavlara tabi tutuluyoruz...basarili oldunuz denilip mezun ediliyoruz ve nedense kpss sinavlari faciayla sonuclaniyor.. ozel sektoru hic anlatmaya bile gerek yok..Hocam her ile ayni universite hayaliyle belediyede paspas atmaktan oteye gidemeyiz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Sorunu o kadar güzel özetlemişsiniz ki ekleyecek bir şey bulamıyorum. Yukarıda İpek Hoca'nın yorumuna yazdığım yanıtta bu konudaki görüşlerimi açıkladığım için yeniden yazmayacağım.

      Sil
  34. doğkan aygün9 Eylül 2014 12:47

    hocam bakıldığında inşaat sektörü ile ekonominin büyümesine bir çok kişi karşı çıkıyor.ama şunu sormak istiyorum;inşaat yaparken 600 küsür maddenin kulanıldığını düşünürsek bu 600 küsür maddeyi yurtiçinde üretenlerin aynı zamanda geliri ve refahları artmış olmuyor mu?bu kadar kişiye gelirin sağlandığı başka sektör var mı ki inşaat ile büyümeye bu kadar karşı çıklıyor? belki her yerin betonlaşmasına karşı çıkılıyor ama bir inşaat ile ekonomiyi kolay yoldan canlı tutmak da mümkün değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mümkün tabii ama bir yere kadar. Japonya, ABD, İngiltere, İspanya hep bu yolu denediler ve geldikleri nokta kriz.

      Sil
  35. hocam ekonomide harcamalar arttığında çarpan etkisi ile hatta süper çarpan etkisi ile artan harcamalardan daha fazla harcama yapılıyor marjinal tüketim eğilimine bağlı olarak.örneğin ;mpc=0.60 harcamalar=100tl olsun toplam harcamalarda ki genişleme kabaca 100\(1-0.60)=250 tl olur ve ekonomiye o sene içinde 250 tl katkı yapar diyoruz.şunu sormak istiyorum tamam o sene içinde 250 tl lik harcama yapılıyor fakat bu 250 tl lik harcamanın bir kısmı geçen sene üretilen mallardan yani stoklardan karşılandıysa ekonomiye o sene içerisinde 250 tl den daha az katkı yapmayacak mı?bu analiz yapılırken artan harcamalar sanki hiç stoklardan karşılanılmıyormuş gibi düşünülerek ekonomiye o sene içinde 250 tl lik katkı yapar deniliyor bu kısmını anlamadım?izah ederseniz sevinirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle stokta bulunan malın aynı düzeyde bulunacağı varsayılır. Yani o yıl için stoktan 100 birim mal tüketime gittiyse yerine yine stokta tutmak için o kadar mal üretileceği varsayılır.

      Sil
  36. hocam bir ara ülekerlerindeki ihracatı teşvik etmek amacıyla kurulmuş olan ECA larla (hermes, coface vs..) ve ülkemizdeki durumla ilgili olarak bir yazı yazmayı düşünürmüsünüz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok bunu da o konunun uzmanları yazsın.

      Sil
  37. Peki sayın Eğilmez,

    Siz niçin 3 - 7 Eylül 2014 arasında; "...dünyada bir hayalet dolaşıyor" ana başlığıyla 9.'su gerçekleşen "Karaburun Bilim Kongresi"ne katılmadınız?

    (Karaburun-Mordoğan/İzmir)

    http://www.kongrekaraburun.org/

    https://twitter.com/KongreKaraburun

    Kadir Has Ünv. öğretim üyeliğinden, CNBC-e'de yorumculuktan, Sberbank'ta Supervisory Board üyesi olmaktan, orta halli gayrimenkuller sahibi olmaktan, kitaplarınızdan elde ettiğiniz teliflerden vb.'lerinden kazandığınız gelirler hem şahsınızın hem ailenizin ihtiyaçlarına yetipte arttığı için mi yukarıda bahsedilen kongre ve bilumum diğerlerine katılmayı zaman israfı addettiniz?

    Eğer bu kongreden haberdarsanız, sanırım serbest piyasacı bir liberal olarak siz; en başta kongreye katılan Korkut Boratav ve benzeri ekollerle sürtüşme yaşayacağınızı düşündüğünüz için katılmamış da olabilirsiniz?

    Francis Fukuyama 1980'lerin sonu 1990'ların başında tam manası ile bir Baba Bush'cu idi! Özellikle 11 Eylül 2001'de ABD iç/dış politika çevrelerinde muazzam bir kırılma yaşandı ve o ünlü Fukuyama da, 10 küsür yıldır öve öve bitiremediği yenimuhafazakarları elinin tersiyle itip, yeni maceralara yelken açtı.

    Siz hiçbir zaman bir yenimuhafazakarcı olmadınız. Fakat tipik bir serbest piyasacı olarak yavaş yavaş boğulmakta olduğunuzun farkında olmayabilirsiniz. Sizi de solda görmek isteriz. Ama yukarıda yazılan gelir kaynaklarınız sebebi ile bu pek mümkün gözükmüyor!

    Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne tuhaf ne kadar önyargılı bir yorum. Ben Sberbank'tan hiçbir ücret almadım. Çünkü ilk toplantı dışındaki toplantılara katılmadım. O nedenle de ücret almadım. Telif gelirim yılda 10 bin lirayı geçmez. Ötekiler de atla deve değil. Hayatımın hiçbir döneminde eski ya da yeni muhafazakar olmadım. Muhafazakarlık benim düşüncemle uyumlu değil. Ben, ekonomik görüşleri merkez sağda (piyasa ekonomisi) buna karşılık siyasal ve sosyal görüşleri merkez solda olan bir düşünce yapısına sahibim. Bu düşünceye sahip Türkiye'de başka biri var mı bilmiyorum.
      Korkut Boratav hocayla aramda hiçbir sürtüşme yok. Bazı görüşlerimiz tam uyuşmayabilir ama bazı görüşlerimiz de uyuşur.
      Başka hangi kongreye katılmışım ki buna katılmış olayım? Ben genellikle kongrelere katılmıyorum. O kadar zamanım yok.
      Bu blogda bedavadan yazı yazmayı ve izleyenlere görüşlerimi aktarmayı ya da kitaplarımı kaleme almayı tercih ediyorum.
      Siz de sağlıcakla kalın.

      Sil
  38. Merhaba Hocam.
    Paylaşmış olduğunuz değerli bilgiler içeren yazınız için teşekkür ederim.
    Yazınızda belirtmiş olduğunuz kıstaslara göre ülke olarak durumumuz ortada. Tabloya baktığımda ilk düğmesi yanlış iliklenmiş bir gömleği anımsattı Türkiyem bana. Gömleğin kumaşı olan ülke çok kaliteli; vücuda tam oturan kesimi olan sahip olduğu olanaklar sadece İtalyanları değil tüm dünyayı kıskandıracak cinsten, ama görüntü İnsani Gelişmişlik Raporundaki sıralamalar kadar kötü.
    Tabloyu lehimize çevirmek; raporları, sıralamalarını bir kenara bırakıp ülke olarak hak ettiğimiz yerde olmak için yapılması gereken düğmeleri çözüp sorunları belirlemek .
    Ülkemizde okumakla iyi bir yerlere gelmek arasında maalesef ters orantı var. Bu Türkiye gerçeği gömleğin neden yanlış iliklendiğinin de cevabı olmuş oluyor aslında. Hukuk kurallarına uymak, eşitlik içinde yaşamak bizde yaka düğmesidir sıkar ve rahatsız eder ki, toplum olarak bu bizim hiç hoşumuza gitmez. İlk iliktir adalet ki; olmadığı için günümüz Türkiyesinde çok okuyup kendini geliştirenler bir o kadar kötü yerlerdedirler.
    Bu adil ortamı oluşup yakayı ilikledikten sonra diğer düğmelerin iliklenmesi eğitimin işidir. Eğitim ama aile içinde başlayıp, kaliteli eğitmenler tarafından yürütülecek olan; eğitim ama her şehirde üniversite açmak yerine her mesleğe eğitim sunacak olan.
    Raporun sonunda yer alan Adalet ve Eğitim durumumuzun hem nedeni hem sonucu aslında. Dolayısıyla evet eğitim şart ama önce adalet sonra eğitim şart.
    Umarım iyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Yazdığınız her satıra katılıyorum. Katkı için teşekkürler.

      Sil
  39. Mahfi Hocam merhabalar. Öncelikle ekonomi eğitimi almamış insanların da anlayabileceği dilde kaleme aldığınız makaleleriniz ve kitaplarınız için teşekkürler.
    Buradaki konudan bağımsız olacak fakat "Forex" ve "Bitcoin ve türevleri" hakkındaki düşüncelerinizi kaleme almayı düşünüyor musunuz ? Şimdiden teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Aslında yazdıklarım o kadar da kolay şeyler değil. Ama benim kitaplarımı, yazılarımı, yorumlarımı okuyanlar giderek hem benim anlatımıma alıştı hem de bilgisini ilerletti diye düşünüyorum. O nedenle artık yazdıklarım kolay ve anlaşılabilir geliyor sanırım.
      Bitcoin ile ilgili bir yazım zaten var: http://www.mahfiegilmez.com/2013/11/bitcoin.html
      Forex benim uzmanlık alanım içinde değil. O nedenle o konuyu uzmanlarına bırakıyorum.

      Sil
  40. Hocam yazılarınızı severek takip ediyoruz, cok yararlı oluyor. En az makaleleriniz kadar altındaki soru cevap seklinde yorumlar da cok sey katiyor. merak ettigim birbirnden cok bagmsiz bi kac soru vardi. Cevaplarsaniz cok memnun olurum.
    1) son sınıf öğrencisyim bizim üniversite bianda bizi bologna sistemine gecirdi. Bu konuda bir bilginiz var mi? Bu sistem sizce egitimin kalitesini artirir mi?
    2)Neden ulkelerin para birimleri farklidir? Yani neden bazi ulkeler dinar bazilari lira bazilari dolar kullanmayi tercih etmistir? Ornegin turkiyenin suriyenin misirin lira kullanmasi Yugoslavyanin Ürdün'un cezayirin dinari kullanmış olmasi bu ülkeler arasinda bir dönem ekonomik benzerlik olduğundan mi kaynaklanir yoksa bu birimler sadece uydurmadan bir şekilden mi ibarettir isteyen ülke istediği para birimi uydurur mu
    3) madeni paralar niçin mb tarafından basilmaz? Hazinenin burdan cok az da olsa senyoraj geliri yaratmasi mümkün müdür. Örneğin 1 tl yaratmak maliyetine göre kârlıysa piyasaya bol miktarda 1 tl sürmesi sıkıntı yaratmaz mi
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Bologna sistemini bilmiyorum.
      2) Ülkelerin bayrakları neden farklıysa paraları da ondan farklıdır. Dinar'ın kökeni Roma İmparatorluğunun para birimi olan Denarius'tur. Bu ülkeler zamanında Roma egemenliğinde olduğu için oradan Dinar kullanmışlardır. Lira İtalyanların kullandığı bir para birimidir. Türkiye muhasebe ve ticaretle ilgili deyimleri İtalyanlardan almıştır. Muhtemelen Lira da bu şekilde gelmiş olsa gerek.
      3) Madeni paralar MB kurulmadan önce Hazine tarafından basılırdı o gelenek devam etmiştir. Madeni paraların basılma sınırı vardır. Ayrıca madeni para, kağıt para basmak kadar ucuz değildir.

      Sil
    2. Bilmek istediklerim bunlardı, tekrardan teşekkür ederim.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...