23 Kasım 2014 Pazar

İktisatçı Olmak Zordur

İktisatçı olmak göründüğü kadar kolay bir iş değildir. Çoğu kişi, ekonomi eğitimi verilen bir okulu bitirince iktisatçı olunduğunu düşünür. Oysa ekonomi okumuş birisinin iktisatçı olması diploma almasından başka şeylere bağlıdır.

Bir kişinin ben iktisatçıyım demesi için analiz yapmayı bilmesi gerekir. Analiz dediğimiz şey maddi ya da düşünsel bir konuyu parçalarına ayırıp o parçaları tanımlayarak ve o parçalar arasındaki ilişkiyi ortaya koyarak sonuca gitmek demektir. Bu, belki her meslekte tam anlamıyla uzman olmak için gerekli bir niteliktir ama bir kişinin gerçek anlamda iktisatçı olabilmesi bu yeteneğinin gelişmiş olup olmamasına bağlıdır. İktisatçı, analiz yeteneğini kullanarak tahmin de yapabilmelidir.

İktisatçı olmak için ekonomi bilimini çalışmış olmak ve analiz yeteneğini geliştirmiş olmak yetse bile usta iktisatçı olmak için başka şeyler de gerekir. Keynes’in usta iktisatçı tanımı bu alanda yol gösterici olabilir: “Usta bir iktisatçı…bir dereceye kadar matematikçi, tarihçi, devlet adamı ve filozof olmalı…Geçmişin ışığında, geleceği amaçlayarak bugünü çalışmalı. İnsan doğasının hiçbir parçasını, dikkatinin dışına atmamalı…Bir sanatçı kadar soğuk ve dürüst, buna karşılık bazen bir siyasetçi kadar dünyaya yakın olmalıdır.”

Bir iktisatçının bunlara ek olarak psikoloji, sosyoloji, siyaset bilimi, muhasebe ve hatta hukuk da bilmesi gerektiği kanısındayım. Beklentilerin sonuçları belirlediği bir çağda yaşıyoruz. Eskiden beklentilerin ekonomik yaşamda bu kadar etkili olduğu düşünülmezdi. İletişimin gelişmesiyle birlikte beklentiler ön plana çıkmaya başladı. Böyle bir ortamda psikoloji ve sosyoloji bilgisi giderek önem kazanıyor. Öte yandan özellikle ekonomi politikası, içinde bulunulan siyasal sistemin bir parçası olmaya devam ediyor. Bu durumda siyaset bilimiyle ilgilenmek, analiz sonuçlarına göre siyasetin olumlu ya da olumsuz katkılarını irdeleyebilmek açısından önemlidir. Muhasebe bilgisi, gerek milli gelir hesaplarında gerekse mikroekonomide firma analizinde sayısız yararlar sağlayacak bir bilgi kümesi. Hukuk bilgisi ise içinde bulunulan çerçeveyi tanımak ve önerileri ona göre yapmak açısından önemli. 'Tarih tekerrürden ibarettir' diye bir söz vardır. Çok doğru bir sözdür. Gerçekten de geçmişte yaşanmış olan birçok şey bazen aynen bazen biraz değişiklikle tekrar edilip durmaktadır. Tarih bilen bir iktisatçı, geçmişte yaşanmış ve yeniden tekrarlanan olaylardan dersler çıkarabilir. Yakın geçmişte yaşanmış bir finansal krizi incelemek buna benzer bir krizin tekrarını önlemek için bize birçok ipucu verir. Matematik, bir yandan ekonominin giderek matematik ağırlıklı bir ifade dili kullanmaya başlaması nedeniyle ama ondan daha çok analiz yeteneğini geliştirmesi dolayısıyla öğrenilmesi gereken bir bilim dalıdır.    

Marx’ın yazdıklarını okumak size piyasada pek yarar sağlamaz. Marx’ı bilerek para kazanma olasılığı, tamircilik ya da kuaförlük öğrenerek para kazanma olasılığından çok daha düşüktür. Ama Marx’ı bilmeden, onun ekonomi bilimine ve sosyolojiye katkılarını öğrenmeden doğru bir ekonomik analiz yapmak kolay değildir. Eğer psikolog ya da psikiyatrist değilseniz Freud’u ve izleyicilerini okuyarak o yoldan para kazanamazsınız. Ama eğer psikoloji öğrenmemişseniz ekonomide çok önemli bir yer tutan beklentileri anlayıp yorumlamanız kolay olmaz. Bir psikiyatristin ekonomi öğrenmesi onun entelektüel kapasitesini artırır ama mesleğinde fazla işe yaramaz. Buna karşılık bir iktisatçının psikoloji öğrenmesi onun beklentileri, insan davranışlarını gözlemleyip analiz etmesini ve bunu ekonomiye uygulamasını sağlar ve mesleğinde çok işine yarar.    

İyi iktisatçı olmanın koşullarından birisi de objektif olabilmektir. Fizik bilimlerle uğraşanların bu konuda ciddi bir üstünlüğü vardır. Çünkü fizik bilimler insan ve toplum davranışlarından pek etkilenmez. Buna karşılık sosyal bilimler ve dolayısıyla ekonomi, insan ve toplum davranışlarının tam ortasında yer alır. Özellikle siyasetle ekonomi politikası zaman zaman iç içe geçer. İktisatçının, kendi siyasal düşüncesini bir yana bırakıp ekonomik olayı siyasetten soyutlayarak analiz edebilmesi gerekir. Ne var ki bu, özellikle ekonomi politikası alanında öyle söylendiği kadar kolay değildir. İnsan, bir ekonomik olayı analiz ederken ister istemez siyasal düşüncesinin etkisi altında kalabilir.  

Özetle söylemem gerekirse gerçek anlamda iktisatçı olmak zor bir iştir. Çok fazla okumayı, araştırmayı, başka birçok alanla ilgilenmeyi gerektirir. Onun için onbinlerce ekonomi bölümü mezunu olduğu halde çok az sayıda iktisatçı vardır.


İktisatçılara kitap tavsiyeleri:
Frederic Mishkin, Para Politikası Stratejisi, Efil Yayınevi, 2014 (Günümüzdeki para politikası uygulamalarını anlamak için çok iyi bir rehber.)

Hyman P. Minksy, İstikrarsız Bir Ekonominin İstikrarı, Efil Yayınevi, 2014 (Krizlerin ekonomik ve finansal analizi ve yorumlanması konusunda çok iyi bir kitap.)

Jason Manolopoulos, Greece’s Odious Debt, Anthem Press, UK, 2011 (Yunanistan krizi hakkında sanırım yazılmış en iyi analiz.)

48 yorum:

  1. Küresel finans krizini bitirdim. Şu an önerdiğiniz ekonomi politikasını okuyorum bittiğinde ise okuma listeme bu kitapları ekleyeceğim. Bir de bir "ekonomik tetikçinin itirafları " kitabı hakkında ne düşünüyorsunuz. Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolay gelsin.
      O da fena bir kitap değil.

      Sil
  2. Hocam aydınlatıcı bilgileriniz için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. Hocam harika bir pazar yazisi. Kaleminize Saglik. Herkese iyi pazarlar.

    YanıtlaSil
  4. önerılerınız ışığında kendıme yon bulabılıyorum tesekkurler hocam

    YanıtlaSil
  5. Hocam,

    Sadece 'ekonomi' değil;

    'Politik-ekonomi' (çoğu yerde 'ekonomi-politik') adlı bir alan da vardır.

    Bu sayfanızda oldukça uzun sürecek bir karşılıklı yazışma yürütmemiz ne yazık ki mümkün değil. Keşke hem sizin, hem şahsımın hem diğer katılımcıların sabrı ve zamanı olsa da en azından giriş yapabilsek. Ama mümkün değil, hele şu meşhur 'bir pazar günüm var ona da niye kafamı yorayım, bir gün sonra pazartesi zaten' konsepti nedeniyle!...

    Kısa tutayım:

    'Libertarianism' denen bir kavram vardır.

    64 küsür yaşında bir iktisatçı olarak bu kavramı (ve tabii ki olarcasını daha) bildiğinizi biliyorum. Niyetim sizi teste tabii tutmak değil, haddime de değil.

    Hem size, hem tüm iktisatçılar ('ham' veya 'pişmiş' ayırdetmeksizin söylüyorum) camiasına sürekli hasır altı ettiklerini gözlemlediğim bir hususu aktararak bitireyim:

    'Libertarianism' kavramı içinde sadece 'kapitalizm' yoktur!

    Kendini 'liberter' olarak tanımlayan iktisatçıların çok büyük bir bölümü, gerçek manada 'liberter' değil;

    'Individualist' yani Türkçe'deki en kısa tabir ile 'bireyci' dir ('vahşi bireyci' demek daha doğrudur!)

    'Libertarianism' kavramı sadece 'kapitalizm' den ibaret olmadığı gibi; 'individualism' den de ibaret değildir!

    Kendini 'liberter' olarak tanımlayan iktisatçıların çok büyük bir bölümü;

    En başta 'Friedrich Hayek',

    Sonra 'Milton Friedman',

    Ve bu ikisiyle kronik olarak ilişkili 'Ayn Rand' ın doktrinlerini kabul etmek sonucunda:

    'Libertarianism' ile uzaktan/yakından ilgisi olmayan;

    'Amarican style capitalism' & 'American style laissez-faire' görüşlerinin tuzaklarına gönüllü olarak düşmüşlerdir!

    Kendini 'liberter' olarak tanımlayan iktisatçıların çok büyük bir bölümü, Gordon Gekko'nın 'Greed is good' sözünü gaye bellemiş,

    Ve bu sözü öğrencilerinin beynine enjekte etmek için metotlar geliştiren tehlikeli laboratuvar akademisyenlerine dönüşmüşlerdir!

    Yazdığınız bir başka husus sürekli atlanıyor hocam, keşke o pragrafınız iktisat fakültelerindeki (aslında bütün fakültelerin) amfilerin girişlerine plaka yapılıp vidayla asılsa:

    'Bilimsel objektifliğin' ne olduğunu öğrenmemiş, ve ne olduğunu öğrenmeden akademisyen olabilmiş kişiler adeta serseri mayındır!

    Ne yazık ki hocam:

    Sizin üzerine basa basa yazdığınız 'bilimsel objektiflik' erdemini,

    'Ayn Rand'ın ortaya attığı 'Objectivism' kavramı ile bile bile karıştırmaya devam ediyorlar, haberiniz olsun!

    *
    'Libertarianism' kavramını en başta 'kapitalizm' den olmak üzere, diğer bütün ideolojilerden arındıramadığımız müddetçe:

    Yeni nesil iktisat mezunlarını, ve 'ham & pişmiş' iktisatçıları;

    'Sen libertersin, böyle devam et, yolun bütün dünyada açık' sözü ile kandırmaya devam edeceğiz,

    Ve bu kandırmacanın sonucunda:

    Kainati daha ölümcül günler bekleyecek!

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi ilk çıktığında ekonomi politik ya da ingilizcesiyle political economy olarak çıkmıştır. Nedebi de o zamanlar siyasetin bir parçası - tamamlayıcısı olarak görülmüş olmasıdır. Zamanla gelişip daha bilimsel bir çerçeveye oturunca fizik gibi (physics) matemetik (mathematics) gibi bir bilim olduğu iddiasıyla economics'e dönüştü. Buna karşılık Marksist iktisatçılar eski adı bırakmadılar ve bu bilime halen political economy ya da ekonomi politik diyorlar.
      Bunu böylece not ettikten sonra yazdıklarınızda pek çok haklılık payı olduğunu teslim edeyim. Bugünün ekonomisi istediği kadar objektif olduğunu öne sürsün kapitalizmin ekonomisidir. Bugün ekonomide objektiflik ideolojinin dışında kalmaktan çıkmış sadece bir "sonucun objektif yorumlanmasına" dönüşmüştür.
      Ekonomi öğrenimine başlarken bunu bilerek başlamak lazım.

      Sil
    2. Yanıtınız için teşekkür ederim hocam.

      Sonuçlar ne kadar objektif yorumlanıyor? Büyük tartışma konusu! Ki sizin 'İktisatçı olmak zordur' yazınızdaki bir başka amacınız da, unutulmaya yüz tutan 'bilimsel objektifliği' bir nebze de olsa hatırlatmaya çalışmak.

      Önemli bir kısmı atlıyoruz:

      'İktisat biliminin objektifliği'

      ile

      'Kapitalist sistemin objektifliği'

      aynı şey değildir!

      Sonuçlar varsa, demek ki sebepler de var!

      Kapitalizmin dikte ettiği en büyük kötülüklerden biri, kendini diğerlerinden ayrıştırarak anlatması, 'tekil bir sistem' olduğunu kabul ettirmeye çabalamasıdır. Yani matematikte asal sayılar neyi ifade ediyorsa, kapitalizm de kendisini aynı minvalde kabul ettirmeye çalışıyor!

      Kapitalizm, 'ben sonuçlarla ilgilenirim. Çünkü sebepleri hayat yaratır ve ben bu sebeplere müdahale edemem.' sözü ile yüzyıllardır dünyayı kandırıyor!

      Halbuki kapitalizm, bir zincirin halkaları gibi, sonuçların, yarının sebeplerini teşkil ettiğini toplumlara göstermez! Kapitalizm, gerçekleri saklamak ve saptırmakta oldukça mahirdir!

      'Political economy' ise içinde 'insan faktörü'nün, kapitalizmle kıyaslandığında daha ağır bastığı bir alan.

      Kapitalizm, 'siyaset alanı' ile 'ekonomi alanı'nı birbirinden ayrıştırarak 'insan faktörü'nün varlığını unutturmaya çalışıyor (260 küsür yıldır bunu başardı, ve başarısını sürdürmeye devam ediyor!)

      'Political economy' ise kadim kültürlerden gelen geleneklerin yegane öğesi olan 'insan faktörü'nü her şeyin üzerinde tutarak, kurmaya çabaladığı sistem(ler)i bu minvalde anlatmaya gayret ediyor. Kesintili de olsa tarihin belli dönemlerinde başarılı oldu, ama kapitalizm kadar katlanarak artan bir başarı gösteremedi!

      Nihai sebepler şunlardır:

      Kapitalizm, 'rekabet' ve 'bencillik' i teşvik ederken,

      'Poltical economy', teşvik etmez!

      'İnsan' denen varlık, tıpkı diğer yaşayan türlerin büyük bölümünde de görüldüğü gibi, fiziksel & bedensel (ve 'mental') zevke düşkündür.

      'İnsan'ı diğer türlerden ayıran ilk özelliklerden birisi, zevk seviyesini yükseltme ve alçaltma becerisine daha fazla sahip olmasıdır.

      Kapitalizmin zevk yükseltmeyi teşvik ettiğini zannettikleri için, insanların çoğu bu sistemin iyi olduğu sanrısını taşıyor.

      Sonuç olarak:

      Kapitalizm, 'rekabet' ve 'bencillik' kaynaklarından beslenen bir sistem olduğundan, 'political economy'nin ilk sıraya koyduğu 'hakkaniyet'i görmezden geliyor.

      Bu görmezden geliş, insanların soru sormasının önüne set çekiyor,

      'Kâr maksimizasyonu' temelli bir sistemde fabrika, ofis, tarla vb. mekanlarda sömürmeye ve sömürülmeye mecbur olduklarından, insanların çoğu akşam iş çıkışı evlerine döndüklerinde yorgunluktan 'soru sormak' akıllarına gelmiyor, getirilmiyor,

      Ve 'kriz'ler buradan doğuyor!

      Saygılarımla,

      Sil
  6. iyi bir iktisatçı biraz da inanç sahibi olması gerekmez mi? Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnanç ile bilim ayrı konulardır.

      Sil
    2. Farklı olabilir ama birbirine bağlı (ya da ilgili) olduğu noktalar vardır.Klasik bir iktisat tanımına (ya da kapitalist iktisatçılarin kitaplarindaki tanıma göre); iktisat , kit kaynaklar ile sınırsız insan ihtiyaçlarını karşılayan bilim ve bu doğrultuda araştırma yapıp analizlerde bulunan bilim adamları iktisatçı olarak tanımlanır.Ama burada bir yanlışlık var.Bu da insan ihtiyaçlarının sınırsız olmadığı, diğer yandan da hiçbir inanç sistemi (ya da din) bundan bahsetmedigi gibi insanların ihtiyaçlarının sınırlı olduğunu ve bunu aşan diğer türlü ihtiyaçların nefisten kaynaklı olduğu bunun kontrol edilmediği takdirde hem kendi iç doğasına hem de bağımlı olduğu dış doğaya (günümüzde olduğu gibi) çok olumsuz sonuçlar doğuracak ki bunun örnekleri çok.işte bu yüzden hocam iyi bir iktisatçı biraz da inanç sahibi olmalı.

      Sil
    3. ayrı konular değiller. akıl, bilim, ayetler ne varsa hepsini yaratan Allah. aralarında çelişme, tezat yok. Allah'ın ayetlerini yorumlama işini din adamı sınıfına bırakırsanız ikisi ayrıymış gibi gözükür. din adamı sınıfı ismi üstünde bir sınıf. kendi menfaatini kollar gözetir. menfaatlerini dokunulmaz kılmak için bir hadis uydurur, peygambere iftira atar ve kutsal bir kural haline getirir.
      gerçi iktisatçılardan müteşekkil bir merkez bankacı, banker sınıfı da vardır. bunlar tüm fiyat kontrollerine karşıdırlar ama iş paranın fiyatına, yani faize gelince onun kontrol edilmesi gerektiğini düşünürler. çünkü bunların patronları "borrow short lend long" yapar. kısa vadeli mevduata az faiz ödeyip uzun vadeli krediyi bunun 2 katı faizle satarlar. aktifleriyle pasifleri arasında vade uyumsuzluğu olduğu için kısa vadeli faizlerdeki yükseliş bunları öldürür ve faizlerin sürekli olarak kontrol edilmesini isterler. sorsanız "ekonominin uzun vadeli krediye ihtiyacı var" derler. aslında tek yaptıkları gelecek dönemlere ait talebi öne almaktır. eninde sonunda bir borç krizi olur, finansal sistem zora girer ve işin acı yanı bunları yine devlet kurtarır, hem de halkın parasıyla.
      sözün özü, ha peygambere iftira atıp hadis uyduran "din adamı", ha menfaatleri için ekonomi teorisini manipüle eden ve bankerler için çalışan "iktisatçılar". bilim ile din aynı kapıya çıkar. bunları manipüle edip menfaat elde eden namussuzlar da.

      Sil
    4. İnanç ve bilim aynı potaya konulamaz. İnanç inançtır tartışması olmaz. İnanan inanır inanmayan inanmaz. Bilim ise her aşamada tartışılır, yeni yaklaşımlar ve görüşlerle değişir. Dün geçerli sanılan bilimsel yasaların bir bölümü bugün çöplüktedir. Bilim insanoğlunun yaşamı anlama ve onu ileriye götürme çabasıdır. İnanç ise anlamadığı ya da anlamaya çalışmadığı noktalardaki kabulleridir. Ben inancı tartışmam. Benim tartıştığım şey bilimdir. Esasen bu bloğun amacı da bilimsel tartışma için yorum ve karşı yorumlara zemin hazırlamaktır. İnanç konularını tartışmak isteyenler başka forumlarda kendilerine yer bulabilirler.

      Sil
    5. Bilimsel tartışma her türlü görüşe açık olmalıdır.Ki yapılan yorumlar iktisat bilimi(tabi iktisat bilimini nasil yorumlarınızı bağlı) ile doğrudan bağlantılıdır? Bu blog sitesi sadece kapitalizm ve onun pembe dünyasını mı anlatmaktadır? Teşekkürler hocam.

      Sil
    6. Yorumlari kapitalizm sistemine bir eleştiri olarak degerlendirirseniz birbirimizi daha iyi anlarız.

      Sil
    7. Biraz yukarıdaki yorumda kapitalizme yönelik eleştiriyi ben de yapıyorum zaten.

      Sil
  7. Değerli hocam ne yazık ki akademisyenlik cübbesini kendilerine ego edinmiş olan hocalar ve onların yetiştirdiği öğrenciler günümüzde mezun olduğunda dahi ne iş yaptığını bilmeyecek kadar ezber dolu ama içi boş diplomalarla üniversitelerden uğurlanıyorlar.Sonrasında ise; "Bizim komşunun çocuğu da iktisat okudu.Şimdi manavcılık yapıyor." sözlerine aşina olmaya başlar olduk.
    Öncelikle kendilerini geliştirmesi gereken akademisyenler ve sonrasında da yine onların öncülüğünde eğitim alan öğrenciler bu ışıkta daha bilinçli şekilde ilerleyecektir.Öncelikle egoları aşmak gerekiyor.Çünkü öğrenmenin yaşı yok...

    YanıtlaSil
  8. Hocam saygılar
    Ailenizin izniyle, sizde çoktandır bizim ailelelerin bir ferdi bir büyüğüsünüz artık.

    YanıtlaSil
  9. Hocam merhaba,
    İktisat İngilizcesi ve genel İngilizce'nin öğrenimine dair tecrübelerinizi paylaşacaktınız. Vakit geçiyor ışık tutarsanız mutlu oluruz sevgiler...

    YanıtlaSil
  10. Hocam sizin yazılarınızın yanında ,yorum yaparak katkıda bulunanlardan da oldukça derin faydalanıyoruz ..
    Emeğiniz için teşekkürler ..

    YanıtlaSil
  11. Hocam en az sizin kadar ,yorum yaparak katkıda bulunanlardan da oldukça faydalanıyoruz ..

    Elinize emeğinize saglık
    Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorum yapanlara gerçekten ben de müteşekkirim.

      Sil
  12. Sizin onerilerinizi dikkate aliyoruz hocam para politikasi stratejisi kitabini hemen siparis ettim. Acikcasi direkt bilgi veren kitaplardan cok yapilan ekonomi politikalarinin nedenleri ve sonuclari uzerinde duran analiz yetenegini arttiran kitaplari seviyorum. Umarim bu kitapta umdugumu bulurum. Merkez bankasi sitesinden duyurulari politikalari okurken cok zorlaniyordum ama gecen gun yazdiginiz getiri egrisi o kadar guzel bir yaziydi ki surekli karsima cikan konuyu iyice anladim. Tesekkur etme firsati bulamamistim. Tesekkur ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım bu kitapta umduğunuzu bulacaksınız.
      Nazik sözleriniz için teşekkür ederim.

      Sil
  13. Hocam bu ülkedeki öğrencilerin temel sorunu ne biliyor musunuz? İmkan yoksunluğu. Geçim derdi hep canımı sıkıyor. Ah bir imkanlarım olsaydı diyorum. Bu dediğiniz alanların çoğunda kitaplar okudum ve söylediklerinizin tamamına katılıyorum. Ama kafam hiç rahat olmadı. İyi bir okulda okudum, okurken çalışmak zorunda kaldım. İlk sunuma kot pantolon gömlek çıktım. Çalıştıkça kendime bir takım düzdüm. Okudum, okudum ve okudum. Kendimi çok geliştirdim. Bu arada çalışmaya devam ediyordum. Mezun oldum sınavlara girdim, çoğunu geçtim. Büyük şirketlerin 5-6 aşamalı süreçlerine dahil oldum. Ama hep eksik kaldım, gözlüğümün çerçevesini değiştirecek parayı bulamazken, halen 1. sınıfta aldığım dar gelen takım elbise ile iş görüşmelerine giderken nasıl beni seçeceklerdi ki? Bir de mülakatlar hep istanbuldaydı, git gel onca masraf. Bütün aşamaları geçtim, en son aşamalara geldim bi çoğunda her şeye rağmen (Arkadaşlarımdan takım elbise dahi ödünç aldım). Ama en son aşamada hep olmadı, nedense hiç olmadı. Son aşamada teklif alan bir arkadaşımla görüştüm geçen gün ve sordum neyi yanlış yaptım ki ben gayet iyi geçti mülakat, sen neyi fazla yaptın da teklif aldın? Araya tanıdık sokmuş ve bana da bu kafayla devam edersem aç kalacağımı söyledi. Ne diyebilirdim ki, sadece sustum, bu nasıl bi zihniyet??. Günden güne umudumu yitiriyordum ara ara, psikolojiden ne kadar iyi anlasam da. Aile desteği de yok arkamda. Ben de istiyorum araştırmak, okumak, öğrenmek, üretmek. Ama yok, olmadı, biraz şansım yaver gitse belki olurdu, ama olmadı. Şimdi global fast-food sektörünün kapılarını araladım, bu ülkede yaşamak yaşamak değil hayatta kalma mücadelesi gibi sanki. Şimdi siz de bizi anlamaya çalışın hocam. Gülmeyi unutturdular bana :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Can sıkıcı bir durum haklısınız. Sınav ve mülakat yapanlar için de bir yazı yazacağım. Aslında bu tür kayırmayla eleman alanlar kendi şirketlerine kötülük ettiklerinin farkında değiller. Bir şirketin ekonomik amacı eldeki imkanları en iyi şekilde kullanarak kar maksimizasyonuna ulaşmaktır. Bunun bir yolu da eleman alırken en iyileri seçmek ve onların katkısından yararlanmak olmalıdır. Adam kayırarak en iyiyi seçmeyen şirketler bunun cezasını çekerler.
      Ama her şeye karşın moral bozmak yok. Hepimizin yaşamında bu tür sıkıntılı dönemler var. Kimimizinki daha az kimimizinki daha çok. Yaşam sürekli başarılarla geçmiyor. Ama sürekli başarısızlıkla dolu olarak geçebilir. Bunun nedeni biz de olabiliriz bizim dışımızdaki şeyler de olabilir. Yaşamın sürekli başarısızlıkla dolu olmaması için bıkmadan usanmadan devam etmek gerekiyor.

      Sil
    2. Kesinlikle hocam, bıraksaydım buralara kadar gelemezdim zaten. Biraz para kazanıp aynı zamanda başvurulara devam etmeyi düşünüyorum. Sizi çok seviyorum, her gün yazı çıktı mı diye girip bakıyorum, bu işi para karşılığı yapmamanız saygı duyulacak bir durum. İşe başlar başlamaz ilk işim bir kitabınızı alarak hem kendime hem de size bir iyilik yapmak olacak. Benim sağladığım fayda sizinkinden çok daha fazla olacaktır elbet. Saygılarımla, esen kalın...

      Sil
  14. Hocam bizleri de hatırlayınız:

    Hocam 17 Kasım Pazartesi sabahı 10'da (her ne kadar eksik ve yanlış hesaplama yaptığı söylense de) TÜİK, işsizlik verilerini yayınlayacak.

    http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/universite-suresini-nasl-degerlendirmeli.html

    "Hayır öyle deyip kesip atmayacağım ve bu konuda da bir yazı yazacağım. Sorunu biliyorum. Adam kayırmanın, torpilin nerelere vardığını biliyorum, izliyorum, duyuyorum. O nedenle bir yazı da bunun için yazacağım."

    Farkındayız hocam, mücadele adeta bir okyanus gibi!

    Sizin yazacağınız yazıların bu okyanus içinde küçük birer damla olmayacağına inanmak istiyoruz!

    Çünkü sizin gibi kalemini satmayan bir üstadın bu tehlikeli konu hakkında sürekli hatırlatmalarda bulunması toplum nezdinde farkındalığı mutlaka arttıracaktır!

    Suyun taşı delmesi gücünden değil sürekliliğindendir!

    Konu hakkında yazacağınız yazıları (sadece bir adet değil) merakla bekliyoruz hocam...

    Saygılarımızla...

    >>>

    Mahfi Eğilmez: 14 Kasım 2014 19:22

    Evet söz verdiğim gibi bu konuda bir yazı hazırladım ve yayınlayacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi Bey,
      Türkiyede nükleer enerji santrali fikrine ne diyorsunuz.. Bu Türkiye için iyi olur mu? Saygılar...

      Sil
    2. Yazım hazır. Bir kaç güne yayınlamayı planlıyorum.

      Sil
    3. Türkiye nükleer enerji işinde geç kaldı. Herkes nükleer santralları sökmeye hazırlanırken bizim yapmaya çalışmamız kolay değil.

      Sil
    4. bir çok ülkede nükleer santral var. onlar pişman mı iptal mi edecekler santrali ...Saygılar... Neden ki

      Sil
    5. Özelikle Japonya'da yaşanan nükleer santrak faciasından sonra Avrupa'da hava tersine döndü. Avruplaı bazı ülkeler nükleer santralları belirli bir plan içinde kaldırma kararı aldılar. Çevre örgütleri, Yeşiller Partisi bu konuda çok etkili oluyor.

      Sil
  15. Ekonomi biliminin ülkemizde yeterince ilmi olarak değerlendirilemediğini, ekonomi okuyanların bu sebeple toplumca ve bizzat kendileri tarafından yaptıkları işin yeterince kıymetlendirilmediğini, sosyal bilimler alanından mezun olanların kamuda genellikle maaş ve kadro niteliği olarak teknik bilimler okuyan teknik elemanlara göre daha az önemli olduklarını ve geride kaldıklarını teessüfle görmekteyiz Hocam. Yani ekonomi biliminin öneminin ve diğer bilim dalları ve disiplinlerle ilişkisinin de bundan dolayı çok önemsenmediği kanaatindeyim. İktisadi ve İdari Bilimler, İşletme Fakültelerinden çok sayıda mezun verilmesi, gençlerimizin değişen ülke gerçekleri ve dünya konjonktüründe akademik bilimsel eğitimin önemini idrakten uzak olmaları, sadece mezun olma, sınıf geçme gibi sebeplerle hareket etmeleri, lisans düzeyinde eğitim veren akademik personelin pekçoğunun da bu yönde öğrencileri teşvik etmemeleri gibi hususlarla maalesef bu konularda ideal olan duruma yaklaşamamaktayız bile.

    İktisat bahsettiğiniz gibi sosyal yönü olan, insan tercih ve kararlarını inceleyen bir bilim dalı olduğundan, sıklıkla da belirli varsayımlara dayalı bilimsel modellere (Ceteris paribus yani diğer değişkenler sabit kalmak şartıyla) dayandığından ve insanların rasyonel davranmaları beklendiği, zaman zaman insan davranışları bu genel yapıya uymayınca çağa, topluma göre bir takım yeni analizlere ihtiyaç duymuştur. Bu da pozitif bilimlerden farklılığını belirleyen öğe olmuştur. İktisat makro anlamda da küreselleştiğini sürekli vurguladığımız dünyada, her geçen gün karmaşıklaşan ekonomik sorunlara, mevcut yapısal krizlere ilaç olacak çareleri de bulmasını beklediğimiz bilim dalıdır. O açıdan zannediyorum bir İktisatçının içinden çıktığı toplumun genel yapısını, değer yargılarını, tüketim ve tasarruf anlayışını iyi bilmesi, yapacağı analizlerde kuracağı modelin gerçek soruna en yakın şekilde yansıtabilmesi açısından başarısını arttıracaktır diye düşünüyorum. Böyle bir konu açtığınız ve bize değerlendirme yapma imkanı verdiğiniz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım Hocam.

    YanıtlaSil
  16. Teşekkürler paylaşımınız için.
    Türkiye'de sadece ekonomi bilimi değil hiçbir bilim dalı yeterince itibar görmüyor. Bizim toplumumuzun yükselen değerleri bilim adamları değil. Öyle olunca bilim adamı gibi görünen çoğu kişi de aslında başka amaçlar güden insanlar oluyor.

    YanıtlaSil
  17. Hocam 4. sınıf öğrencisi istatistikçi adayı olarak söylüyorum, ülkenin iyi üniversitelerinden birinde okuyorum, çevremde bir çok iibf'li, özellikle de iktisatçı var. Hiçbirisi istatistik bilmiyor, özellikle de matematik bilmiyor.
    Yazınızda analiz yapabilmekten bahsettiğiniz için söylüyorum bunları, bu ikisini bilmeden yapılan analizin ne değeri olabilir?
    Yorumlarınızda da bahsetmişsiniz, "ekonomi değil, hiçbir bilim dalı yeterince itibar görmüyor" diye. Gelişmiş ülkelerdeki en çok önem verilenlerden biri temel bilimlerken ülkemizdeki hali de ortada...
    Biraz kopuk bir yazı oldu, kusura bakmayın, içimi dökmek istedim. (:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sosyal bilimlerde analiz yapabilmek için bunları bilmek gerekir. Ben de onu söylüyorum.

      Sil
  18. Hocam öncelikle yazilariniz doğrultusunda ilerlemeye ve kendimi geliştirmeye gayret ediyorum.Ben akdeniz üniversitesi 1.Sinif işletme okuyorum kendimi diğer iibflilerden daha önde tutmak için ne yapmaliyim nerden baslamaliyim lütfen yardimci olurmusunuz ?
    Saygilar :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yardımcı oldum zaten. Bu sorduklarınızın hemen hepsini, bildiğim kadarıyla bu blogda çeşitli defalar yazdım. Onları birer kez daha okuyun.

      Sil
  19. Allah sizden razı olsun.

    YanıtlaSil
  20. İktisatçı olmak zor tabiki ama hele ki ülkemizde çok daha zor.. Pek kıymet bilinmiyor ne yazıkki. Dünya ekonomilerine açılmak en doğrusu. Bunun için de makalenizdeki bence tek eksik bir de yabancı dil alanına yoğun ilgisi olmalı bir iktisatçının..

    YanıtlaSil
  21. Hocam ekonomiye sıfırdan başlıyorum iktisat okuyorum ben olmamı istediğim yerde gozukmeyi değil olmayı istiyorum bunu nasıl başarabiliriz sıfırdan çalışmayı rekabete ilgim yüksek en iyi olmayı istiyorum ne onerirsiniz ve maddi durumum yok iyi bir atılımı nerden yapabilirim teşekkür ederim şimdiden

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...