7 Kasım 2014 Cuma

Zweig'i Yeniden Okumak

Stefan Zweig’ın herhangi bir öyküsünü okudunuz mu? Ben yalnızca birisini okumuştum çocuk denecek yaşta. Ders çalışmak yerine roman ve öykü okuduğum, felsefeyle uğraştığım lise yıllarımdaydı. O dönemde okuduğum birçok kitabı sonradan yeniden okudum. Ve doğal olarak çok daha farklı değerlendirmeler yaptım. İnsan değişiyor, konulara bakışı, anlayışı, anladığını yaşama uygulayışı değişiyor. Onun için genç yaşlarda okuduklarından anladıklarıyla sonraki yıllarda anladıkları farklı oluyor.  

Zweig’ın Amerigo’sunu birkaç yıl önce okuduğumda çok şaşırmıştım (Stefan Zweig, Amerigo: Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikayesi, Çeviren Ogün Duman, Can Yayınları.) Bildiklerimin yanlış olduğunu anlamamı sağlayan bir biyografiydi bu. Kitap, Hindistan’a gittiğini sanarak Amerika kıtasını keşfeden Christoforo Colombo’nun yanlışını ortaya çıkaran İtalyan denizci Amerigo Vespucci’nin öyküsünü anlatıyor. Ben, Vespucci’nin Colombo’dan sonra Amerika’ya giderek orayı ikinci kez keşfettiğini sanırdım. Zweig’in anlattıkları ise Amerigo Vespucci’nin yaşamı boyunca İtalyan denizlerinin dışına hiç çıkmamış sıradan bir denizci olduğunu gösteriyor. Vespucci, kitapları, haritaları okuyarak yazdığı mektuplarda Colombo’nun gittiği yerin Hindistan değil yeni bir kıta olduğunu anlatıyor. Bu mektupları okuyup değerlendirenler Vespucci’nin yeni bir kıta keşfettiğini düşünüyorlar. Böylece yeni kıtaya kaşifi olan Colombo’nun adı değil bu mektupları yazan Amerigo Vespucci’nin adı veriliyor. 

Setefan Zweig, 1881 – 1942 yılları arasında yaşamış yahudi kökenli Avusturyalı bir yazar. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak başlamış yaşama. Edebiyat ve kültür alanında eğitim almış, neredeyse bütün batı dillerini öğrenmiş ve felsefe öğrenimi görmüş. 1933’de Nazilerin kitap yakma faaliyetinden onun kitapları da nasibini almış. 1934’de Gestapo’nun evine yaptığı baskın sonrası ülkesini terk ederek gönüllü sürgüne çıkmış. Önce Londra’ya sonra da Rio de Janeiro’ya yerleşmiş. Sigmund Freud'un çalışmalarından etkilenmiş ve öykülerinde psikolojik kişi analizlerine girişmiş.  

Avrupa’nın içine düştüğü duruma duyduğu üzüntü ve yaşadığı hayal kırıklıkları onu, eşiyle birlikte, 22 Şubat 1942’de intihar etmeye kadar sürüklemiş. İntiharında, Hitler’in kurduğu faşist düzenin kalıcı olduğunu düşünmesinin ve bir daha asla o eski mutlu günlere dönülemeyeceği kanısına varmasının etkili olduğu biliniyor. Aslında intiharından kısa bir süre önce yazdığı Satranç’ta (Stefan Zweig, Satranç, çeviren Ayça Sabuncuoğlu, Can yayınları) sürgünde geçen kendi yaşamının simgesel bir özetini veriyor Zweig. Satrancı yeni bitirdim. Ve Zweig'in bütün öykülerini okumaya karar verdim. 

Zweig’in intiharından 3 yıl sonra, onun mutlu dünyasını darmadağın eden Adolf Hitler intihar etmiş ve dünya yavaş yavaş onun özlemle aradığı eski haline dönmeye başlamış. Yani Zweig üç yıl daha sabretse Hitler’in kurduğu faşist düzenin kalıcı olmadığını, birçok şeyin düzeldiğini, belki eskisi kadar olmasa da yaşamın mutluluk yaratabilecek biçimde yeniden yeşerip geliştiğini görebilecekmiş. 

İyi zamanların keyfini çıkarmak kadar,  kötü zamanlarda sabırla beklemek de önemli. Çünkü iyilikler gibi kötülükler de sonsuza dek sürmüyor. 

51 yorum:

  1. DERS

    “Geleceğin Kısa Tarihi”
    Jacques Attali
    İmge Kitabevi Yayınları, 2008
    Çev.: Turan Ilgaz

    Jacques Attali: PhD, Prof, Ekonomist, “Ecole Polytechnique” ve “Paris XI” Üniversiteleri, Fransız Bilimler Akademisi Üyesi, Cumhurbaşkanı Mitterand’ın Özel Danışmanı, Devlet Onursal Danışmanı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Danışmanı, Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası Kurucu Başkanı, MP3’ün yaratıcısı EUREKA programının başlatıcısı, 100 Global Düşünür’den biri.

    GELECEĞİN KISA TARİHİ

    Asya, insanı arzularından kurtarmayı düşünürken; Batı alemi, arzuları gerçekleştirme özgürlüğünü insana sağlamak dileğindedir.

    Evrensel 3 ders:

    1. Bir süper güç bir rakibin saldırısına uğradığı zaman, kazanan çoğu kez bir üçüncü güçtür.

    2. Yenen çoğu kez yenilenin kültürünü benimser.

    3. Belli başlı varsıllıklar halâ “doğu” da kalsa da, yeryüzündeki iktidar “batı”ya doğru yer değiştirmeye devam etmektedir.

    12. yy’da Avrupa’nın en büyük kenti ve Hilafetin başkenti “Cordoba”dır; orada Arapça konuşulur, Yunanca düşünülür ve Latince, Arapça ya da İbranice dua edilir.

    Cordoba’ya dünyanın dört bir yanından varsıllıklar akar: Afrika’nın altını, Asya’nın baharatı, Avrupa’nın buğdayı.

    Halifenin kitaplığındaki kitapların sayısı, Avrupa’nın tüm kitaplıklarındaki toplam kitap sayısından fazladır.

    Cordoba’da; Ömer Hayyam’dan Maimonides’e (İbn-i Meymun), İbn-i Rüşt’e (Averroes) kadar, sıradışı, yaratıcı bir seçkinler kitlesiyle karşılaşılmaktadır.

    Cordoba’nın bu en güçlü kent konumu; 1148’de Fas’tan gelerek bölgeyi ele geçiren “Muvahhidler”in emirlerinin, katı din inanışıyla, Yunan düşüncesinin araştırılmasını yasaklamasına ve Yahudilerle Hristiyanları kovmasına kadar sürer.

    “Bilim kapılarını kapatmak” sonucuyla ticari düzenin yönetimini elde tutma imkânını da yitirerek inişe geçer.

    +++

    YanıtlaSil
  2. +++

    BİR “ODAK”TAN ÖTEKİNE

    Ticari düzen; “paranın dili”ni konuşur.

    Bu düzen; “yeni” olan her şeye duyduğu zevk ve “keşfetmek” tutkusuyla kimlikleşen bir yaratıcı sınıfın (armatörler, üreticiler, tacirler, teknisyenler, finansçılar) toplandığı bir tek merkez, bir tek “odak” etrafında örgütlenmekte ve rekabet etmektedir. Taklit, katılık, kuvvet, yönlendirmecilik, korumacılık, kambiyo denetimi onların silahlarıdır; bir “kriz” veya “savaş”, bir “odağın” yerine bir başkasını geçirene kadar.

    Bugüne dek “Ticari düzen” dokuz ardışık biçim geçirdi:

    1. Brugge (1200-1350) Ticari Düzenin Öncülleri (Kıç Dümeni),

    2. Venedik (1350-1500) Doğu’nun Fethi (Karavel Gemisi),

    3. Anvers (1500-1560) Matbaanın Zamanı (Basım),

    4. Cenova (1560-1620) Vurgun Sanatı (Muhasebe),

    5. Amsterdam (1620-1788) Filinta Tekne Sanatı (Filinta Gemisi),

    6. Londra (1788-1890) Buharın Gücü (Buharlı Makine),

    7. Boston (1890-1929) Makinelerin İstilası (Pistonlu Makine),

    8. New York (1929-1980) Elektriğin Zaferi (Elektrikli Makine),

    9. Los Angeles (1980-?) Kaliforniya Göçerkonarlığı (Mikroçip)

    1. BRUGGE (1200-1350) TİCARİ DÜZENİN ÖNCÜLLERİ (KIÇ DÜMENİ)

    12. yy sonunda; mola veren tacirler, başkaldırmış köleler ve topraklarından kovulmuş serfler, kıtanın en mükemmel tarım arazilerine sahip olan bu yörede toplanır.

    Feodalizmin dışında kalan bu bölgede;

    Üretim fazlasına el koyan bir “monark” yoktur,

    Kölelik, emek gücünün tamamını eline almamıştır,

    Yeni bir yaratıcı sınıf, burjuvazi; kârları sahiplenmek üzere, emekten tasarruf eden yeni bir bilinci ve tekniği hayata geçirir.

    Topraktan birden fazla ürün almak, yük hayvanlarını omuzdan koşumlamak, su değirmeni, çamaşır tokaçlamayı mekanikleştirmek gibi teknik gelişmeler; gıda üretiminin yavaş yavaş sanayileşmeye başlamasına imkân verir.

    “Dolaplı kıç dümeni” buluşu, gemilerin kolay yönlendirilmesini sağlar.

    “Gücün” yerini “para”,

    “Köleliğin” yerini “ücret”,

    “Anıtsal inşaatların” yerini “yatırımlar”,

    “Zabıtanın” yerini “ticaret” alır.

    Dokuma makineleri,

    Kentli nüfusun artışı,

    Kredi ihtiyacı,

    Ve bankacılık sistemleri ortaya çıkar.

    Brugge; 35.000 nüfusuna rağmen, en dinamik liman ve “kapitalizmin ilk biçiminin odağı” hâline gelir. Veba salgınının (1348) Avrupa’nın 1/3'ünü yok etmesi ve Brugge’ün kumlar tarafından istilası, odağın Venedik’e geçmesinin yolunu açar.

    +++

    YanıtlaSil
  3. +++

    2. VENEDİK (1350-1500) DOĞU’NUN FETHİ (KARAVEL GEMİSİ)

    Brugge gibi Venedik’in gücü de “yokluk”tan doğar. İtibarını meydan okuyuşundan sağlar; şatafatı küstâhlığından peydahlanır.

    Haçlı seferleri sırasında (11. yy) çaldığı Yahudi paraları ve Almanya’da çıkarılan gümüşün gelişini kolaylaştıran bir yol, 300 tonluk son derece güvenilir gemilerini (Karavel) inşa etmesini ve silahlandırmasını sağlar.

    Avrupa’nın yüzyıl savaşlarıyla ve veba ile tükenmesi sırasında ticaret, sanat ve eğlence merkezi olmaya başlar; Venedik’teki yaşam düzeyi Paris ve Londra’dakinin 15 katıdır.

    Avrupa’nın ticaretine ve parasına hakim olan kentin hizmetindeki “kılıcın ucundaki uygarlaştırıcılar” addedilen denizciler, kaşifler, araştırmacılar için dünya; bir serüven alanı hâline gelir.

    Diğer odaklar gibi Venedik de teknolojik yeniliklerin merkezi değildir. “-Odak-; icat etmez, saptama yapar, kopya eder, başkalarının fikirlerini hayata geçirir.” (Teknolojiyi kullanırken “bilim”den uzaktır.)

    1450 sonrasında, nüfusu kalabalıklaşan, fazlasıyla zenginleşen, eğlenceye düşüp hantallaşan Venedik; gümüşün azalması ve Türk baskısı altında bunalmaya başlar.

    “Sevilla” 3. odak olmaya aday durumda olmasına rağmen, Amerika’dan çaldıklarını tembelce tüketmesi, daha da beteri; Yahudileri ve Kuzey Afrikalıları, yani yaratıcı sınıflarını kovması nedeniyle bu fırsatı kaçırmıştır.

    GELECEK İÇİN DERS #1: Yabancı seçkinlere açılmak, başarının koşullarından biridir.

    3. ANVERS (ANTWERPEN) (1500-1560) MATBAANIN ZAMANI (BASIM):

    Anvers, 1450 sonrasında, “doğu”dan gelen baharat ve Avrupa malları ticaretinin en önemli limanlardan biridir; borsa, sigorta, finans alt yapısı bulunmaktadır.

    GELECEK İÇİN DERS #2: Birbirine sıkı sıkıya bağlı olan finans ve sigortacılık, ticari gücün başlıca boyutunu oluşturur.

    Aynı zamanda Almanya 1455’de yeniden keşfedilen (ilki Çin’de) “hareketli matbaa harflerinin” ilk sınai kullanıcısıdır.

    “Kitap”; seri hâlde üretilen “ilk gezgin nesne” hâline gelir.

    Yeni yönetici sınıflar bu keşfin kolaylaştırdığı; ifade özgürlüğüne, bireyciliğin ve aklın gelişimine, Yahudi-Yunan idealinin yaygınlaşmasına ihtiyaç duyduğu ölçüde, matbaa da baş döndürücü bir başarıya ulaşır (1500’de Avrupa’da 20 milyon basım yapılmıştır.)

    Bu gelişme;

    Kilise tarafından sansürlenen “Yahudi-Yunan-Arap mirası”nın öğrenilmesini,

    Rahiplerin söylediklerini Kutsal Kitap’ın tastamam içermediğinin anlaşılmasını,

    “Bilgi”nin o güne kadar halklardan özenle gizlendiğinin ortaya çıkmasını sağlar.

    Kutsal Kitap’ın yerel dillere çevirileri ile kilisenin “Latince hegemonyası” yıkılır.

    GELECEK İÇİN DERS #3: Merkezileştirici olduğu zannedilen yeni bir iletişim teknolojisi, yerleşik iktidarların acımasız düşmanı olarak belirir.

    Luther:

    Kutsal Kitap çevirisini kendi çevresine okutur,

    Papalığın yozlaşmışlığına başkaldırır ve Kilise & Roma-Cermen imparatoruna karşı Alman prenslerle ittifak kurar;

    Protestanlık böylece milliyetçiliğin hizmetine girerek “ulusların çağı”nı başlatır.

    Başlıca Alman bankerlerin “Anvers”e yerleşmesi, Amerika’dan gemiler dolusu gümüşün gelmesi; kentin “odak” hâline evrilmesinde önemli etkenlerdir.

    Zamanla gümüşün aşırı bollaşmasıyla değerinin azalması ve Hollanda ile İspanya arasında vuku bulan din savaşları, deniz ticaretini sekteye uğratarak kentin önemini azaltır; daha pahalı ve çekici hâle gelen “altın ticareti”nin ve finansın merkezi “Cenova” bir sonraki “odak” olur.

    +++

    YanıtlaSil
  4. +++

    4. CENOVA (1560-1620) VURGUN SANATI (MUHASEBE)

    Anvers için “matbaa”,

    Venedik için “gemiler” ne idiyse,

    Cenova için de “muhasebe” odur.

    Ekonomi düzeni için bir devrim olan “kâr-zarar muhasebesi”ni icat ederler ve güçleri buradan kaynaklanır.

    Floransa’nın ticaret ve dokumasını finanse eden ve bir kısmı Yahudi kökenli olan Cenovalı bankerler, altın piyasasının efendileridir ve Avrupa krallarının & prenslerinin askeri operasyonları için borç kaynağıdır.

    Atlantik’i kontrol eden İspanya’nın büyük armadasının yenilmesi ve Amerika’dan gelen altın yollarını yeniden Hollandalıların kontrollerine almasıyla; “odak” bir daha geri dönmemek üzere Akdeniz’den uzaklaşır ve Atlantik’e, ilk önce de “Amsterdam”a geçer.

    Bu dönemde müthiş ilerleme kaydetmiş olan Hollanda’nın elindeki “Birleşik Eyaletler kentleri”ndeki yaşam düzeyi artık Fransa, İspanya ve İngiltere’dekinin 5 katına ulaşmıştır.

    5. AMSTERDAM (1620-1788) FİLİNTA TEKNE SANATI (FİLİNTA GEMİSİ)

    Avrupa giysi imâlâtı ve kumaş boyamacılığının merkezi durumuna yükselmiş olan kentte icat edilen, seri imâlâtla üretilmeye başlanan ve beşte bir mürettebatla idare edilebilen “filinta gemisi”; Amsterdam’ı “beşinci odak” hâline getirir.

    Son derece iyi silahlandırılmış gemiler, deniz kuvvetlerini diğer ülkelerle kıyaslanamayacak bir boyuta ulaştırır; filo, Avrupa’nın tamamından 6 kat büyük yük taşıyarak Baltık’tan Latin Amerika’ya kadar, denizlerdeki denetimi ele alır.

    Sonrasında geliştirilen “Hindistan Kumpanyası”, “borsa” ve “Amsterdam Bankası”; deniz gücünü mali, ticari ve sınai hakimiyete dönüştürür.

    İspanya’dan kovulan Yahudiler gibi çok sayıda yabancıya kucak açılarak “entelektüel ve kamusal yaşam” geliştirilir; 300.000 nüfusa ulaşan bölgede kişi başı gelir Paris’in 4 katı iken, Fransa’daki kıyım sonrası kaçıp gelen “Protestan Huguenot”lar ile bu fark daha da büyür.

    Protestanlığın özgür düşüncesi,

    “Desiderius Erasmus”,

    Ve “Baruch Spinoza”; dönemin sembolleridir.

    Gelişen Fransız donanması, gemi inşasında kullanılan ağacın tükenmesi, pahalılık nedeniyle ücretlerin yükselmesi toplumsal çatışmaları büyütür; armatörlerin ve finansçıların daha dinamik ve güvenli hâle gelen “Londra”ya geçmesine neden olur.

    GELECEK İÇİN DERS #4: Hiçbir imparatorluk, ebedi gibi görünse de, sonsuza kadar süremez.

    +++

    YanıtlaSil
  5. +++

    6. LONDRA (1788-1890) BUHARIN GÜCÜ (BUHARLI MAKİNE)

    İlk deniz kronometresini icat edip, gemilerinin okyanuslarda konumlarını daha iyi belirleyebilen, yolculuk süresini kısaltan ve deniz hakimiyetini artıran İngiliz donanmasının başta “Doğu Hindistan Kumpanyası” olmak üzere sömürgelerinden elde ettiği çok ucuz hammaddeleri (Hindistan’da yeni bulunan pamuk en önemlisi) işleyip pahalı ürün olarak satması, Londra’nın “6. Odak” olmasının ana nedenidir.

    Avrupa’nın savaşlarla kan ve ateş içine düşmesi, oradan kaçanların “Adam Smith” ve “John Locke”un piyasa demokrasisinin temellerini attığı Londra’ya gelmesi; bu kentin iktidarı ele almasına yol açar.

    Yeni enerji arayışında, topraktan henüz azadeleşip ticarete atılmış olan yeni İngiliz burjuvazisi Fransız “Denis Papin”in icat ettiği buhar makinesine yönelir ve bu makineyi daha da geliştiren “James Watt”, kömürün bu makine ile çıkarılmasına ve sonrasında pamuk ipliği üretiminin 10 kat artmasına öncülük eder.

    Deniz gücüyle gelişen ülke, “George Stephenson”un icat ettiği “buharlı lokomotif” ile kara taşımacılığında da devrim yapar.

    Fransa bu dönemde dünyaya özgürlüklerden söz ederken; etkili bir deniz gücüne, önemli bir limana, yabancı seçkinlere karşı açlığa ve sanayi makinelerine yönelik bir meraka sahip değildir.

    GELECEK İÇİN DERS #5: Yeni varsıllık aramaya zorlayan şey “yokluk”tur. Az bulunurluk, hırslı kişiler için bir lütuftur.

    GELECEK İÇİN DERS #6: Bir teknolojinin kimin tarafından icat edildiği önemli değildir. Önemli olan onu işler hâle getirecek “kültürel ve siyasi” konumda bulunmaktır.

    İngiltere’de 1825’de tarım katma değerini aşan sınai üretim, aynı niteliğe;

    Prusya’da 1865’de,

    A.B.D.’de 1869’da,

    Fransa’da ise 1895’de ulaşabilecektir.

    İngiltere’nin demokrasisi de piyasası ile birlikte gelişir: Oy verme hakkına sahip olan burjuvaların sayısı yavaş yavaş artar.

    İlk kez bir ticari odağın imparatorluğun odağı hâline gelmesi,

    “Dickens”,

    “Marx”,

    “Darwin”,

    Ve “Turner”; dönemin sembolleridir.

    GELECEK İÇİN DERS #7: Yetkeci devlet piyasayı yaratır, piyasa da demokrasiyi.

    Prusya, Fransa ve A.B.D.’nin rekabetinin baskısı ve borsa vurgunu (şişme-balon) banka iflaslarına yol açar.

    Londra odak olma vasfını; tamamen tacirlerin belirlediği bir piyasa olan, milyonlarca belleksiz mülteciye kapılarını açan ve Kaliforniya altınlarıyla zenginleşen A.B.D.’ye devreder.

    GELECEK İÇİN DERS #8: Bir kez daha, egemen finans merkezinin iflası bir “odak”ın sonunu onaylar.

    7. BOSTON (1890-1929) MAKİNELERİN İSTİLASI (PİSTONLU MAKİNE)

    Yeni enerji kaynağı “petrol” ve “pistonlu-patlamalı motor” temelinde üretilen otomobil, odak hakimiyetini Boston’a verir.

    Yine bu icadı yapan Fransızlar (A.B. de Roshas), tren ulaşımına geçmiş olmalarının yavaşlığı içinde, trenden uzak A.B.D.’nin otomobile açlığının yol açtığı üretim talebinin ve “Ford”un geliştirdiği seri üretim sisteminin gerisinde kalırlar.

    Avrupa’nın üçte birinin (özellikle Püriten protestanların) göçüyle Boston’da oluşmuş olan süratli ticaret ve rekabet ortamı, burayı A.B.D.’nin ilk önemli ihracat limanı hâline getirmiştir.

    1928 yılında, “yedi kız kardeş” diye anılan petrol şirketlerinin oluşturdukları kartelin benzin fiyatlarını artırması, otomobil üretimini çökertir; 1929 “büyük kriz”ini başlatır ve yükselişe geçmiş olan “8. Odak”ın yolunu açar.

    Yedi kız kardeş:

    Anglo-Persian Oil Company (günümüzde “BP”) - İngiltere

    Gulf Oil (günümüzde “Chevron”) - A.B.D.

    Royal Dutch Shell - Hollanda & İngiltere

    Standard Oil of California (SoCal) (günümüzde “Chevron”) - A.B.D.

    Standard Oil of New Jersey (Esso) (sonra “Exxon”, günümüzde “ExxonMobil”) - A.B.D.

    Standard Oil Co. of New York (Socony) (sonra “Mobil”, günümüzde “ExxonMobil”) - A.B.D.

    Texaco (günümüzde “Chevron”) - A.B.D.

    +++

    YanıtlaSil
  6. +++

    8) NEW YORK (1929-1980) ELEKTRİĞİN ZAFERİ (ELEKTRİKLİ MAKİNE)

    Yaklaşık elli yıldır gelişmekte olan elektrik motoru (1889-Nikola Tesla-Avrupa) ve elektrikli ev araçları üretimlerinin patlaması New York’un öncü olmasını başlatır; seri üretim herkesin satın alabileceği bir ticareti hayata geçirir (1930’da Amerikan konutlarının %80’inde elektrik vardır.)

    GELECEK İÇİN DERS #9: Toplumsal açıdan zorunlu bile olsa, bir yeniliği genelleşmesinden ayıran süreç her zaman yarım yüzyıl çevresinde dolaşmaktadır.

    Elektrikli araçların gelişmesi bir çok alanda çalışan insanların yerini almaya başlar ve işsizlerin sayısı artar. Bu yeni üretim sistemi Avrupa’ya geçerek, rekabeti artırarak yayılır.

    Faşizmin yükseldiği dönemde sanayi üretiminde A.B.D., İngiltere ve Fransa’dan belirgin şekilde önde olan Almanya emek gücüne, hammadde, petrol ve toprağa her zamankinden daha fazla gereksinim duymakta ve Kafkasya’daki petrol kaynaklarına ulaşmak için savaşı kaçınılmaz olarak görmektedir.

    2. Dünya Savaşı; A.B.D.’nin üretim ve teknolojiye hakim olmasının önünü açar.

    Savaş sonrasında gelişen “radyo” ve “taşınabilir müzik aletleri”, gençlere ebeveynlerinden uzakta eğlenme ve cinsel özgürleşme şansı sağlar; bu bir devrimdir: “Rock” ve “Caz”, genç insanların; tüketim, arzu ve başkaldırı evrenine girişlerinin haberini verir.

    GELECEK İÇİN DERS #10: Teknoloji ve cinsellik arasındaki bağ, ticari düzenin dinamizmini yapılandırır.

    Tüketime yönelik kurumların (banka, sigorta, reklam, pazarlama) sayısı hızla artar ve 20 yıl (1954-73) içinde alınan krediler 5 katına çıkar.

    Üstünlüğü korumak için askeri, gettolarla baş etmek için polisiye harcamalar çok yükselir; sermayenin verimliliği azalmaya başlar ve üretim öncülüğü yitirilir.

    Üretimde öncü duruma gelen Tokyo’nun odak olması, dünya seçkinlerini kendisine çekememesi ve bireyciliği desteklememesi nedeniyle gerçekleşmez.

    Kaliforniya’da yükselen yeni teknolojik dalga (Silikon Vadisi: Mikroçip), kitlesel otomatikleşmenin ve “Los Angeles”in önünü açar.

    9. LOS ANGELES (1980-?) KALİFORNİYA GÖÇERKONARLIĞI (MİKROÇİP)

    Yeni odak; “Los Angeles” ile “San Francisco” arasında uzanan, 35 milyon kişinin yaşadığı, mikroçip, cep telefonu, bilgisayar, otomatizasyon, yazılım ve enformasyonun, yani göçerkonar nesne ve insanların merkezi “Kaliforniya”dır (bağımsız devlet olsaydı dünya ekonomisinin 6. ülkesi olacaktı.)

    A.B.D.’de bilim ve mühendislik alanında diploma sahibi olanların 2/3’ü Asya kökenli kişilerdir ve Asya odak olmaya yaklaşmaktadır.

    +++

    YanıtlaSil
  7. +++

    SONUN BAŞLANGIÇLARI

    9. Odak’ın sonu şimdiden görülmektedir:

    Çok daha az kişisel tasarruf yapılabilmekte (1980’de %10, 2006’da %0.2),

    Ücretliler giderek daha fazla borçlanmakta,

    Kredi borcunu ödeyemeyenler artmakta,

    Eşitsizlikler derinleşmekte,

    Ücretliler Avrupalıların yarısı kadar izin kullanırken yılda 6 hafta fazla çalışmakta,

    Beş çocuktan biri yoksulluk sınırı altında yaşamakta,

    Milyonlarca insan sigortasız yaşamakta,

    Ve üretimlerinin ana eksenini oluşturan “internet ürünleri” giderek daha fazla bedelsiz olarak mübadele edilmektedir.

    Çelişkiler dünya ölçeğinde de giderek aşırı düzeylere varmaktadır:

    İnsanlığın yarısı yoksul ve günde 2 dolardan az gelirle hayatta kalmaya çalışmakta; temiz içme suyuna, eğitime, krediye ve konuta ulaşamamaktadır.

    Kalkınma hızıyla dikkatleri çeken Çin’in 500 büyük kentinin yarısında ne temiz içme suyu ne de kanalizasyon vardır ve Çinlilerin %90’ının emeklilik geliri ve sağlık sigortası yoktur.

    Etiyopya’da %99.4 insan barakalarda yaşamakta; dünyada 200.000’den fazla gecekondu kenti vardır.

    250 milyon çocuk (1/4’ü 10 yaşın altında) yasadışı olarak çalıştırılarak sömürülmekte, 10 milyonuna fahişelik-kölelik yaptırılmaktadır.

    Kadınların durumu da çoğu yerde sefalet boyutundadır.

    “Halk hareketleri”, “büyük ölçekli protesto akımları” ve “göçler” hızlanmaktadır.

    Dinsel düşmanlıklar, milliyetçi motivasyonlar ve güvenlik harcamaları artmaktadır.

    Yeni “odak”, sarsıntılar sonrasında ortaya çıkabilir; bu kısa tarih, geleceğin çerçevesini çizmeye ve olası felaketlere karşı alınabilecek önlemleri saptamaya yardım edecektir.

    Ortada öylesine besbelli bir istikrarsızlık, öylesine aşırı bir karşılıklı bağımlılık var ki her başkaldırı, her yeni fikir, her türlü teknik gelişme, her bilimsel keşif DÜNYANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR; sorunlar öylesine öngörülemezdir ki MÜMKÜN olan GELECEKLERİN SAYISI neredeyse SONSUZDUR.

    Demokrasi ile piyasanın ortaya çıkmasından beri, GELİŞME BİR TEK YÖNDE İLERLEMEKTEDİR:

    Yüzyıldan yüzyıla;

    Siyasi özgürlük yaygınlaşmakta,

    Arzular ticari ifadelerin mecrasına sokulmakta,

    Köylüler kentlere yönelmekte,

    Ve piyasa demokrasilerinin tamamı, geçici bir “odak” etrafında giderek genişleyen, iç-içe geçen, bütünleşen bir pazar hâline evrilmektedir.

    +++

    YanıtlaSil
  8. +++

    YAKIN GELECEKTE;

    İş bulmada ve iş yapmada rekabet çok daha sertleşecek,

    İnsanlar kendilerini sürekli yenilemek ve yer değiştirmek zorunda kalacak,

    Orta sınıf yeniden “proletarya kırılganlığı”na ulaşacak ve örgütlenecek,

    “Daha iyi yaşama sanayisi” başlıca sanayi hâline gelecek,

    “Çalışmak-Tüketmek-Eğlenmek” arasında ayrım yapabilmek zorlaşacak,

    Tüketici borçlanmaları artacak,

    “Kent merkezlerinden uzaklaşarak yaşama zorunluluğu” artacak,

    “Geçici eş” ve “yalnızlaşma” konumları artacak,

    Kentin tamamı “internet alanı” hâline gelecek,

    Kitaplar üç boyutlu görüntülerle anlatılacak-dinlenebilecek,

    Müzik giderek daha fazla teselli aracı hâline gelecek,

    Uzaktan üç boyutlu konuşulacak,

    “Hizmetçi robotlar” yaygınlaşacak,

    Başka kıtadan sağlık, eğitim ve eğlence hizmetleri alınabilecek,

    “Göçerkonarlık-Heryerdelik-Sanal Cemaatleşme” hâlleri yaygınlaşacak,

    Yaşlanma, zorunlu ve gönüllü göçler artacak (25 yılda 1 milyar insan),

    Mega kentler artacak ve belirleyici hâle gelecek,

    Sürücüsüz ve kolektif mülkiyetli taşıtlar yaygınlaşacak,

    Çok ucuz ürünler üretilerek en yoksul kesimler de piyasa ekonomisine sokulacak,

    Ve tüm ticari sektörler koruma ve eğlendirme çevresinde örgütlenecektir.

    Bugün İngilizce konuşulan ve bir Amerikan sömürgesi olan “7. Kıta: İnternet”, bir gün meydan okuyarak özerkliğine kavuşacaktır.

    BU HIZLA TÜKETMEMİZ HÂLİNDE 40 YIL SONRA;

    Avrupa ve Kuzey Amerika dışında ORMAN KALMAYACAK,

    2030’da bile bugünün 2 katı karbon solunacak olması ve buna paralel; “küresel ısınma” ve “buzulların erimesi” insanlığı bekleyen EN BÜYÜK TEHLİKEDİR.

    Aynı sürede KİŞİ BAŞINA DÜŞEN SU MİKTARI YARIYA İNECEKTİR.

    230 yıllık kömür, 70 yıllık doğalgaz ve 50 yıllık petrol rezervi bulunmaktadır.

    Yakın gelecekte (2025), Washington siyasi başkent, New York finansal metropol olmayı sürdürürken, Kaliforniya da ülkenin “kültürel-teknolojik-sınai” merkezi, “odak” olmayı sürdürecek ve sonrasında belki de “odak” gerekliliği ortadan kalkacak; ve ticaret “odak”sız işleyecektir.

    +++

    YanıtlaSil
  9. +++

    İLK GELECEK DALGASI: “HİPER-İMPARATORLUK”

    2025’lerde çok merkezli ticaretin sürdüğü, görece güçlü bir kaç devlet tarafından belli-belirsiz eşgüdüm içerisinde tutulan ve efendisiz dünyanın yerini 2050’lerde DEMOKRASİSİZ BİR PİYASA alacaktır.

    Yeni teknolojilerin sunduğu imkânlar sayesinde “devletsiz bir piyasa” çevresinde HİPER-İMPARATORLUK diye adlandırdığım şey başlayacak; “kamu hizmetlerini”, ardından “demokrasiyi”, sonra da “devletleri” ve hatta “ulusları” dağıtacaktır.

    Tüketim nesneleri yine “göçerkonar nesneler”in uzantısı olacaktır:

    Tıpkı;

    Kültürü melezleşmiş,

    Yaşam tarzı geçici,

    Değerleri bireyci,

    Ve

    İdeali narsisist gibi.

    Eğer SİGORTA ŞİRKETLERİ büyük şirketlerin kontrolünü ele geçirmeyi ve kendi normlarını devletlere dayatmayı başarırsa,

    Eğer (ÖZEL) PARALI ASKERLER orduların yerini alırsa,

    Eğer ŞİRKETLERİN BASTIĞI PARALAR başlıca dövizlerin yerini alırsa;

    O zaman HİPER-İMPARATORLUK ZAFERE ULAŞMIŞ DEMEKTİR.

    Futbol; hiper-imparatorluğa özgü “toplu yönetme biçimi”nin yarın nasıl olacağına, daha bugünden eksiksiz bir örnek oluşturmaktadır.

    Gerçekten de, hiçbir uluslararası merci, “Uluslararası Futbol Federasyonu” kadar güçlü değildir. Muazzam gelirleri kontrol etmekte, kaynakları kullanma biçimi denetlenememektedir. Zürih’ten ilân ettiği en küçük bir kural değişikliğine, dünyanın öteki ucundaki en küçük kulüp bile uymak zorundadır. “Göçerkonar ve evrensel iş hukuku”, burada ulusal hukukların çok ilerisindedir. Lozan’daki “Uluslararası Olimpiyat Komitesi” için de aynı şey geçerlidir.

    Hiper-imparatorluk, sonraları AŞIRI DENGESİZLİKLER ve BÜYÜK ÇELİŞKİLER içinde debelenen bir alem olacaktır.

    Şeffaflık EŞİTSİZLİKLERİ daha görünür ve daha hoşgörülmez kılarken, sigortacıların baskısı altındaki sınai işletmeler, bir yandan azami verimlilik isterken, gitgide daha az risk alacaklar, ücretliler de beyhude yere gelir paylarının azalmamasını talep edeceklerdir.

    Tüketiciler ve elbette seçmenler, fiyatların düşürülmesini isteyeceklerdir.

    Kısa vadeye, dolayımsıza, eğreti olana, sadakatsizliğe giderek daha fazla öncelik tanınması, araştırmaların finansmanını ve vergi tahsilatını gitgide zorlaştıracaktır.

    PARANIN ŞİDDETİNDEN SONRA, SİLAHLARINKİ GELECEKTİR.

    +++

    YanıtlaSil
  10. +++

    İKİNCİ GELECEK DALGASI: “HİPER-ÇATIŞMA”

    Piyasa yaygınlaştığı, farklılıklar eşitlendiği, bireyler özgürleştiği zaman, HERKES HERKESİN RAKİBİ hâline gelir.

    Devlet zayıfladığında, şiddeti sınırlama ve gemleme imkânı da ortadan kalkar. Yerel çatışmalar çoğalır, kimlik/özdeşlikler sertleşir, tutkular çarpışır, yaşamların değeri kalmaz.

    Bölgesel yeni güçler ve askeri ittifaklar ortaya çıkacaktır. Korsan ordular ve haydut orduları oluşacak ve kentlerin-ülkelerin kontrolünü ellerine geçirecek, birlikte yolculuk etmekten başkaca ortak yanları bulunmayan alt-göçerkonar kitleler tehditkâr hâle gelecek ve bu yapıların bazıları, devletlere, özellikle de demokrasilere karşı ittifaka girecektir.

    Bu tehdit ve saldırılar karşısında, uluslar giderek daha çok sayıda, yaşamlarını tehlikeye atabilecek asker ve polise ihtiyaç duyacak (şimdiden A.B.D. ordusunun %5’i, vatandaşı olmayan göçmenlerden oluşmaktadır), paralı askerlik hizmeti veren işletmeler yaygınlaşacaktır (hâlen Afrika’da, hükümetlere ve işletmelere hizmet veren 100’e yakın askeri şirket vardır.)

    Bu düzeni daha en az 20 yıl daha yönetecek olan A.B.D.’ye karşı her yerde halkların öfkesi yükselecektir; bir “odak”a duyulan nefret, odak gücünün doruğundayken değil, inişe geçmeye başladığı an zincirlerinden boşalır.

    A.B.D.’ye ve ticari düzene karşı bir eleştirel koalisyon oluşacak, fakat bunların eleştirdikleri şeyin karşısına çıkaracakları bir önerileri olmayacaktır; yalnızca bazıları, teokrasiye dönülmesini önereceklerdir. Dinler arası gerginlikler artacak, çatışmalara öncülük edecektir.

    Savaşlarda robotlar, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılacak; “gri jöle” denilen ve bir toz zerresi boyutundaki nano-robotlar, kaçak denetim görevleri gerçekleştirecek ve düşmanların hücrelerine saldıracak, genetik silahlar bazı etnik gruplara yöneltilecektir.

    Bir hedefin saptanmasıyla tahribi arasında geçen süre hiç mertebesine inecektir (bu süre 1990 Körfez Savaşı’nda 3 gün, 2003 Irak Savaşı’nda 5 dakikaydı.)

    Bir yandan da piyasa demokrasileri (özellikle Avrupa) savaştan kaçınmak için, özgürlüğün alanını kendilerine düşman olabilecek kişilere de yaymayı deneyecek, “Jürgen Habermas”ın düşünü kurduğu; o barışçı ve itaatkâr, nükleer güçten arındırılmış “ulus-sonrası devletleri” yaratmaya çalışacaklardır.

    Hiper-çatışmadan önce 4 tür çatışma patlak verecektir:

    Kıtlık (petrol ve su) savaşları,

    Sınır savaşları (özellikle Ortadoğu ve Afrika),

    Nüfuz savaşları (ticari),

    Korsanlar ve yerleşikler arasındaki savaşlar.

    Hiper-çatışma sırasında her türlü silah hiç bir kural tanımaksızın kullanılacak ve TARİHİ YAZACAK HİÇ KİMSE KALMAYACAKTIR.

    En azından ben buna inanmak istiyorum ki;

    Hiper-çatışmanın oluşturduğu tehdit karşısında, demokrasiler, korsanları ve diktatörlükleri yenmek üzere yapabileceklerini son noktada yerine getirecek, DAHA ŞİMDİDEN İŞ BAŞINDA OLAN YENİ GÜÇLER; adil, dingin, birleşik ve kardeş bir dünya yaratmak üzere iktidarı ele geçirecektir.

    +++

    YanıtlaSil
  11. +++

    ÜÇÜNCÜ GELECEK DALGASI: “HİPER-DEMOKRASİ”

    Bu bilgilerden AKILCI olarak çıkarsanabilecek maddeler::

    İklim istikrara kavuşturulabilir,

    Su ve enerji kaynakları çoğaltılabilir,

    Aşırı şişmanlık ve sefalet yok edilebilir,

    Şiddete başvurmamak mümkündür,

    “Herkes için refah” gerçekçi bir olasılıktır,

    Demokrasi evrensel hâle getirilebilir,

    İşletmeler ortak çıkara hizmet edebilir.

    Hatta tüm farklılıkları korumak ve daha başkalarını yaratmak da düşünülebilir.

    İnsan, iyi haberler üzerinde asla hiçbir şey inşa etmemiştir; hiper-çatışmayı önlemeye de bu düşünceler yetmeyecektir.

    Fakat felaketler kapıdadır ve günün birinde, en derin biçimde uyumakta olanları uyandıracak kadar çoğalmaktadır. Felaketler, bir kez daha, değişimin en iyi avukatları olacaktır.

    Ortaya çıkacak olan yeni uyumlu dünyada “hiper-demokrasi”; “piyasa” ve “demokrasinin” gezegensel ölçekte birlikte yaşamasından ibaret olacaktır.

    Bunun başlıca aktörlüğünü ise İNSAN-AŞIRILAR ve İLİŞKİSEL İŞLETMELER üstlenecektir.

    “Yardım etmek”, “anlamak” ve “arkalarında daha iyi bir dünya bırakmak” kaygısına sahip insan-aşırılar;

    Yerleşiklerin erdemlerini de (dikkat, konukseverlik ve uzun vade duygusu),

    Göçerkonarların erdemlerini de (dikbaşlılık, bellek ve sezgi) uygulamaya hazır olacaklardır.

    Kadınlar, erkeklerden daha kolayca insan-aşırı olacaklardır. İnsan-aşırılar; bedelsiz hizmetin, karşılıklı vermenin, kamusal hizmetin ve genel çıkarın ekonomisini kuracaklardır. Bu tarz çalışma sürecinde, vermekten sevinç duymayı, gülümsetmeyi, aktarmayı, rahatlatmayı ve teselli etmeyi öne çıkaran yeni bir tavır gelişmektedir; ÇALIŞMAK, ZORLAMADAN KURTARILMIŞ BİR ZEVK HÂLİNDEDİR.

    “İlişkisel İşletmeler” diye adlandırdığım yapı aslında bugün; “Sınır Tanımayan Doktorlar”, “Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF)” ve “Greenpeace” gibi örgütlerde yaşatılmaktadır.

    Şimdiden bu örgütlerin üretimleri dünya gayrisafi hasılasının %10’unu oluşturmaktadır ve payları çok büyük bir gelişme göstermektedir. Gezegen yurttaşları bu örgütleri, her bireyin refahı için, temel ihtiyaçları (en önemlisi “iyi zaman”) ve herkesin refahı için ortak iyiyi (başlıca boyutu “kolektif zeka”) geliştirecektir.

    Avrupa Birliği’nde olduğu gibi, sınırlar ortadan kalkacak, kıtasal ölçekli parlamentolar ve hükümetler gelişecektir; Avrupa Birliği hiç şüphesiz Rusya ve Türkiye’yi de içine alarak yeni bir yapı oluşturacaktır.

    HİPER-DEMOKRASİ, AVRUPA’DA BAŞLAYACAKTIR.

    Türkiye, bu muhteşem ülke, Avrupa tarihinin tam ve asli üyesi olabilmesi için, demokrasisini geliştirmek, kadının ve azınlıkların konumunu yükseltmek, bürokratik yavaşlıkla ve eşitsizliklerle (%20 insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır) mücadele konusundaki çabalarını yoğunlaştırmak zorundadır.

    ( http://www.kitabinomurgasi.com/2014/10/jacques-attali-gelecegin-kisa-tarihi.html )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Attali'nin bu önemli kitabından buraya alıntılar ve yorumlar getirdiğiniz için teşekkürler.

      Sil
  12. Ben ders çalışmak yerine kitaplar okuyorum inşallah sizin gibi başarılı olurum hayatta

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence ders çalışmak yerine değil ama ders çalışmakla birlikte kitaplar okuyun. Benim yaptıklarım arasında örnek alınmaması gereken tek şey ders çalışmamaktır. Aslında ben ders çalışmamazlık yapmadım. Edebiyat, felsefe, mantık, sosyoloji, psikoloji derslerini çok sevdiğim için çalıştım ve iyi notlar aldım. Ne işe yaradığı bana öğretilmediği için fen derslerini ezbere öğrenmeyi mantığım reddettiği için çok az çalıştım. Liseyi bitirdikten sonra dönüp yeniden fen dersleriyle ilgili kitaplar okudum. Fizik, biyoloji ve jeoloji konularında kendi başıma çalışma yaptım. Günümüzde bir dersin ne işe yaradığını anlamak o dersle ve hocayla sınırlı değil. Artık internet ve google var. Bunlar olağanüstü bedava yardımcılar.
      Özetle söylemek istiyorum her dersin kendine göre yararı var ve mutlaka çalışmak gerek. Bütün mesele ne işe yaradığını bilerek çalışmak. O zaman insan çalışmasının bir anlam taşıdığını anlıyor ve severek çalışıyor.

      Sil
  13. Merhaba

    Arada ekonomiden ayrılıp dünyanın başkla gerçekleri de olduğunu hatırlattığınız için teşekkürler.

    Kolomb, Amerika kıtasına 4 kez gitti ama hiçbirinde ana karaya ayak basmadı ve sadece Bahamalar (Küba vb) civarında dolaştı. İspanya kraliyetine verdiği bir söz vardı: "Size Asya'ya giden bir yol bulacağım" ve bu nedenle kendisine bulduklarından pay ve ünvanlar vaadedilmişti. Eğer bulduğu şeyin Asya dışında başka bir şey olduğu ortaya çıkarsa charter'ı geçersiz sayılacağı ve söz verilen tüm hakları da kaybedeceği için ısrarla ve ısrarla bulduğu yerin Asya'da bir yerler olduğunda diretti. Öte yandan ana karaya varıp sahil boyunca güneye inen Vespucci, Avrupa'ya dönünce yazdığı bir kitapçıkta, buranın Asya olmadığını ilk defa ıspatlayan kişi oldu ve kitabın ikinci baskısının önsözünü yazan editör tarafından adının Latince halinin dişil formunun bu kıtaya verilmesi gerektiği iddia edildi. Böylece kıta Amerika olarak anılmaya başlandı. Kolomb ısrarında diretmeseydi ve biraz daha hızlı davransaydı, bugün kıtanın adı Kolombiya olacaktı (ki naçizane küçük bir ülkenin ya da bazı küçük yerlerin adıdır sadece).

    Tekrar teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bildiğimiz, bize anlatılan formel durum sizin yazdıklarınız gibi. Ne var ki Zweig'in yazdıklarını doğrulayan, yani Vespucci'nin Amerika'ya hiç gitmediğini, gittiğini ileri sürdüğü tarihlerde İtalya'dan bu tür bir sefer yapıldığını gösteren bir kaydın olmadığını öne sürenler var. Zweig da zaten bunları değerlendirerek bir sonuca varıyor.

      Sil
  14. satranç'ı yazmış ama 3 hamle pardon ! 3 yıl sonrasını göremeyip intihar etmiş..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyanın en büyük satranç oyuncusu da olsanız bazen paranoyalar her şeye üstün gelir ve sonraki hamleleri göremez ya da tahmin edemez olursunuz.

      Sil
  15. ilaç niyetine okudum. çok umut verici bir yazı.

    YanıtlaSil
  16. Hitler'in savaş makinasını inşa eden 4 Alman devinin - Bayer, Henkel, Mannesmann, Benz - sahibi olan ailelerin "yeni" Almanya'nın yine en zengin ve güçlü aileleri olduğunu gören Zweig bence yine bir bunalıma girer ve acı son ertelenerek de olsa gerçekleşirdi. Almanya'nın savaş sonrası aynı sermayedarların kontrolünde kaldığını gören Avusturyalı siyaset bilimci ve iktisatçılar sisteme "kapitalizm" değil "korporatizm" diyorlardı. bunlara göre nasyonel sosyalizm korporatizmin uç bir versiyonuydu. nasyonel sosyalizmin anti-tezi olarak görünen Sovyet rejimi doğası gereği yolsuzluğa batmış bir düzendi ve alternatif olamazdı. günümüz sistemi ise rakipsiz olarak korporatizmin yumuşatılmış bir versiyonu olarak hayatımızı işgal etti. Avusturyalı siyaset bilimci ve iktisatçıların ne kadar haklı oldukları son küresel krizde anlaşıldı. normal kapitalist düzende batması gereken büyük firmaların, lobi güçleri ve derin bağlantıları sayesinde kurtarıldıklarını gördük ama nedense sisteme hala kapitalizm demeye devam ediyoruz ve bence yanlış yapıyoruz. "yumuşatılmış" versiyonun kriz karşısında en uç tedbirleri hiç düşünmeden alabildiklerine tanık olduk: trilyonlarca dolar para basmak, büyük firmalara yasayla değil "executive orders" vasıtasıyla kamu kaynaklarını sermaye olarak koymak, insanların tasarruflarını negatif reel faizle eritmek (bir nevi confiscation), her türlü bailout (lüzum olursa 1933-74 ABD'sinde olduğu gibi değerli metal mülkiyetini yasaklamak dahil) 600-700 trilyon dolarlık türev piyasalarla finansal varlıkların fiyat manipülasyonu, regülasyonlar sayesinde büyük firmalar lehine giriş engelleri koymak ve aklıma gelmeyen diğer yöntemler ise bir defalık değil süreklilik arz eden uygulamalar.

    YanıtlaSil
  17. Umut verdiniz yine hocam...

    Selamlar saygılar,

    YanıtlaSil
  18. Hocam yazı için teşekkürler. Stefan Zweig her kelimesi ile muhtesem etkiler doğuruyor. Joseph Fouche : Bir Politikacanin Portresi ni de ön sıralara almanız dileğiyle. Çoğu yeri tanıdık gelen bir hikaye.

    YanıtlaSil
  19. *Ekonomi Haydutlari;Yolsuzluk,Siddet ve Uluslarin Yoksullugu* adli kitabi da okumanizi tavsiye ediyorum.Yazar Raymond Fisman & Edward Miguel,Efil yayinlari...ilginc gercekler barindiriyor icinde yolsuzluga,siddete ve yoksulluga dair...dunya devlerinin bugun icinde bulundugu durumun kaynagini en iyi orneklerle anlatiyor...

    YanıtlaSil
  20. Kilit soru geliyor hocam lisede kötü bir öğrenci olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki mülkiyeye nasıl girdiniz? Üniversite sınavında çok iyi derece yazmışsınız. Sınava ekstradan hazırlandığınız mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bir yıl ekstradan hazırlanmak zorunda kaldım.

      Sil
  21. Mahfi bey ümit verici bir yazı olmuş Teşekkürler

    YanıtlaSil
  22. Benim okuduklarım arasında en etkileyici bulduğum kitabı Dünün Dünyası - Bir Avrupalının Anıları (çev. Gülperi Sert, Can Yayınları) isimli otobiyografik anlatısıdır. İntiharından önce tamamladığı bu son eserinde yücelttiği ve kendini ait hissettiği Avrupa'nın savaştan sonra tekrar ne kadar kurulduğu, bu yeniden kurulan düzende Zweig'ın kendini ne kadar mutlu hissedeceği tartışmaya açık konular bence. İntihar notunu "I send greetings to all of my friends: May they live to see the dawn after this long night. I, who am most impatient, go before them" şeklinde bitiren kişinin Nazi iktidarının bir ömür bile sürmeyeceğini öngörmesini beklerim. Bence sabrını tüketen sadece bu olmamalı.
    Zweig olaylara bambaşka açılardan bakabilen, başka bir el tarafından aktarıldığında belki hiç ilgi çekici olmayacak konuları bile soluksuz takip ettirecek kadar güçlü bir anlatıma sahip büyük bir yazar. Son yıllarda bilinirliğinin hızlı arttığını ve benim de içinde bulunduğum yeni okurlara kavuştuğunu sevinerek gözlemliyorum. Bu konuda yazınızın da etkili olacağı düşüncesiyle, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Gerçekten de bunlar tartışmaya açık konular.

      Sil
  23. Benim gibi birçok mezun da doğru yönlendirilmeye ve psikolojik motivasyona ihtiyaç duyuyordur eminim. Kendi adıma teşekkür ediyorum. Yazılarınızı sürekli takip ediyorum, keşke herkes sizin gibi dolu dolu ve tarafsız yazsa da gereksiz internet sitelerinde zaman harcamasak.
    İyi günler

    YanıtlaSil
  24. "İyi zamanların keyfini çıkarmak kadar, kötü zamanlarda sabırla beklemek de önemli. Çünkü iyilikler gibi kötülükler de sonsuza dek sürmüyor. " Bu söz, karanlık hayatıma güneş gibi doğdu saygıdeğer hocam. Bugüne kadar yaptığım yanlış hamleler yüzünden çoğu kez mat oldum. Doğru zamanda doğru şeyi yapmak ne kadar önemli....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka önünüze fırsatlar çıkacaktır. İnsan mat ola ola mat etmeyi de öğreniyor. Yeter ki doğru sonuçları çıkarıp ders almayı bilsin.

      Sil
  25. Hocam konu dışı olacak ama...

    Rock sevdiğinizi, özellikle erken dönem '60'lar ve progressive tarza yakın olduğunuzu biliyorum.

    10 Kasım'da Pink Floyd'un son albümü "The Endless River" çıkıyor.

    Gitarist Gilmour'un söylediğine göre Floyd'dan gelen son çalışma bu olacakmış ve herhangi bir konser programı planlamıyormuş.

    Bu albümde türü Ambient music olarak lanse etmenin daha doğru olacağını söylemişti davulcu Nick Mason. Vokal parça sadece bir tane var.

    Ve bu son albüm grubun 45 küsür yıllık sesinin yaratıcısı ve nerdeyse her albümde bu sesin taşıyıcısı klavyeci Richard Wright'a atfedilmiş.

    Bilginize sunarım hocam.

    Öğrencilerinizin sınav kağıtlarını değerlendirirken bu albümün size dinginlik vereceğine eminim.

    Sadece rakamlar, tablolar, teoremler, istatistikler içinde kaybolmamış bir akademisyene saygıyla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilgi için çok teşekkür ederim. Pink Floyd hala severek dinlediğim bir müzik topluluğudur. Bu son çıkacak albümü duymamıştım. Mutlaka edineceğim. Tekrar çok teşekkür ederim.

      Sil
  26. Koşullarla ilgisi yoksa insanın? Tepsinin üzerindeki bardaklardan değil de tepsinin kendisinden nefret ediyorsa?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tepsiden niçin nefret ettiğini aramasında yarar olabilir. Belki nefret nedeni sandığı kadar güçlü değildir.

      Sil
  27. Bu siteyi nereden bulduğumu hatırlamıyorum ama gerçekten okadar faydalı ve güzel bilgiler içeren bir sayfanız varki insan okudukça deryada yüzdüğünü hisediyor. Bu gelecekten kısa notlar kitabını da alıp okuyacağım mutlaka.

    YanıtlaSil
  28. "Herkesin Dostu Anton" en çok aklımda kalanıydı.

    YanıtlaSil
  29. Sevgili Hocam;

    Faşist Hitler Almanya'sında Yahudilere yapılanlar konusu geçince, diğer Yahudi olan Arthur Kostler'in 13. Kabile isimli kitabı geldi aklıma. Hazar Devleti ayrıca incelenmesi gereken enteresan bir olaylar zincirini oluşturuyor. Hazarlar,aşağıda Müslüman devletlerinden ve batıda Bizans'tan gelen baskılara karşı, tamamen siyasi bir kararla museviliği seçip, iki dinin baskılarından kendilerini bir nebze olsun kurtarmış, daha sonra yukarıdan Rus'ların, doğudan Moğol-Tatarların baskıları ile Kafkaslardan bugünkü Polonya-Macaristan bölgelerine göç etmişler. Kostler'in savı, Hitler'in zulme uğrattığı halk aslında, museviliği sonradan seçen Hazar Türkleri olduğu yönünde, hiç ırkçı olmamakla birlikte, bu sav'ın hiçde mantıksız olmadığı kanısındayım. Yani düşünsenize, Stefan Zweig da dahil olmak üzere birçok yahudi, bilim adamı, filozof, düşünür,yazar, mucitin Tür asıllı olması beni ayrı bir gururlandırdı. :)

    '' Koestler, dokuzuncu yüzyılda Hazarlardan ayrılarak, Macarlar'la birlikte Macaristan'a göçeden Kabarlar'a (Kavarlar) dayanarak, Macar Yahudilerinin Hazar kökenli olduğunu ileri sürmektedir. (Koestler'in kendisi de Macar Yahudisidir.) Koestler'e göre, özellikle Moğol saldırıları sonrasında Musevi dininden olan Hazar nüfus başta Polonya olmak üzere batıdaki ülkelere dağılmış, zamanla kendi dili yerine yerleştiği ülkelerin dilini kullanmaya başlamış ve Aşkenazi Yahudi topluluklarını oluşturmuştur. Bu sav dolaylı olarak bu günkü Aşkenazi Yahudi nüfusun kökeninin Türkler’le ilgili olabileceği anlamına gelmektedir.''

    Bu vesile ile hiç okumadığım Zweig kitaplarını okuyacağım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Koestler'in tezleri benim de oldukça ilgimi çekmişti doğrusu.
      Zweig'in öykülerini seveceğinizi düşünüyorum.

      Sil
  30. hocam merhaba merkez bankası faiz arttırma gitmedi doğru karar mıdır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin risk primi (CDS) 180'in altında. Bence risk priminin yükselmediği bir ortamda faizi artırmamak akıllıca bir karardı.

      Sil
  31. Hocam, umutlarım yeşerdi..yazı için çok teşekkürler..

    YanıtlaSil
  32. Hocam Zweig'in intiharı karanlık savaş yıllarının bir tezahüründen ziyade, saplantılı bir davranış örneğiydi. Yaşamı boyunca intiharı planladı. İlk eşinden beraber intihar etmeyi kabul etmediği için ayrıldı. Hikayelerinde kendi dünyasında yaşadığı gelgiti aktardığı pek çok karakter yaşamına intiharla son vermektedir. Zweig'i bir de bu açıdan değerlendirebiliriz.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...