26 Nisan 2015 Pazar

CHP'nin Seçim Programı ile İlgili Soru ve Yanıtım

Konu ister istemez siyasete kaydığı için, partilerin seçim programları üzerine şimdiye kadar yazı yazmadım. Aşağıdaki ekonomik içerikli okur sorusu olmasa yine yazmayacaktım. Konu işin ekonomik yönü olunca okuruma verdiğim yanıtı genişleterek bir yazı haline getirmemin ve burada paylaşmamın doğru olacağını düşündüm.    

Okur sorusu: Son zamanlarda tartışma konusu olan CHP’nin ekonomi programı konusu ile ilgili sorumu sormak istiyorum;
CHP’nin, eğer iktidara gelirse sunduğu vaatleri yerine getirmesinin bütçeye, kendilerinin hesabına göre 75 milyar TL, AKP’nin hesabına göre ise 150 milyar TL yük getireceği ifade ediliyor. Bu vaatlerin genel olarak kamu harcamalarını artıracağı ortada.
(a) Böyle bir durumda artan kamu harcamaları; vergilerin artışı ile finanse edilerek başka kesimlerin harcanabilir gelirlerini azaltacak. Bu durumda da harcamalar yönünden ekonomide pek fazla bir değişiklik olmayacak.  Örneğin benim ekonomide harcayacağım parayı devlete vergi olarak vermem durumunda bunu ben harcayamayacağım ama buradan gelen parayı ücret olarak alacak olan emekliler ve asgari ücretliler harcayacak. Bunun gelir dağılımı açısından olumlu etkileri olsa da harcama yönünden etkisi nötr olacaktır.
(b) Eğer eskisine nazaran artan kamu harcamalarının vergilerle finanse edilme yöntemi seçilmezse borçlanma yöntemine başvurulacak. Bu durumun olumsuz etkisi dışlama etkisi dediğimiz crowding-out effect durumu olarak karşımıza çıkacak. Harcama açısından ekonomide değişiklik olup olmadığına bakarsak bu koşullar altında özel sektör yatırım yapacağına devlet bu parayı piyasadan çekerek yatırım harcamasında ya da transfer harcamalarında kullanacağından harcamalar açısından yine bir değişiklik olmayacak. Özel sektör yatırım yapacağına kamu sektörü yatırım yapacak.
(c) Son olarak artan kamu harcamaları vergiyle veya borçlanmayla karşılanacak yerde para basılarak finanse edilebilir. Bu da bizi hiperenflasyona götürecektir. Nitekim para basarak finanse etme durumu da 2002 de yasalarla kısıtlanmıştır. Böyle bir şeyin olasılık dahilinde bile olmadığını düşünürsek yukarda söylediğim gibi 2 durum kalıyor; transfer harcamalarının vergilerle finanse edilmesi durumunda harcama bakımından etkisi genişletici ya da daraltıcı değil nötr olacaktır. Aynı şekilde kamu borçlanma politikasını seçerek yatırım yaparsa bu sefer de özel sektör yatırımları dışlanacaktır. Yani özel sektör yatırım yapacağına kamu kesimi yatırım yapacaktır. Her ikisinin de matematiksel olarak harcama çarpanı eşit olduğundan burada da nötr bir etki ortaya çıkacaktır.

Yanıtım: Siyasal içeriğinin yoğunluğu nedeniyle girmeyi düşünmediğim bir konu, bu soruyla tümüyle ekonomik bir çerçeveye oturduğu için yanıtlamaya çalışacağım.
(a) Emekliler ve asgari ücretlilerin harcama eğilimi diğer kesimlere göre çok daha yüksektir. Çünkü bu grubun geliri düşüktür ve büyük çoğunluğu itibariyle elde edilen ücret gelirleri tasarrufa gitmez, harcamaya dönüşür. O nedenle üst gelir gruplarından alınacak vergilerin bu gruba ücret olarak aktarılması halinde harcamalar eskisine göre artar. Yani talep eğrisi sağa kayar. Bir başka ifadeyle harcamalar eskisine göre artar bu da durgunluğa giden ekonomide canlanma yaratabilir. Öte yandan geliri yüksek harcama eğilimi düşük olan kesimden, emeklilere ve asgari ücretlilere vergi yoluyla aktarılacak para, bu kesim tarafından harcamaya dönüştürüldüğünde KDV, ÖTV tahsilatı da artacaktır. Ayrıca emeklilerin ve asgari ücretlilerin yapacağı ek harcamalar başkaları için ek gelir oluşturacak, onlar da bu ek gelirlerden gelir vergisi gibi dolaysız vergiler ödeyeceklerdir. Dolayısıyla sonuçta bir yandan kamu harcamaları artarken bir yandan da dolaylı ve dolaysız vergi tahsilatı artacak ve başlangıçtaki kamu harcaması artışının artan vergi tahsilatıyla bir miktar telafisi mümkün olacaktır.   
(b) Kamu borç yükü geçmiş dönemlere göre çok düştüğü için belirli bir düzeye kadar artması halinde dışlanma etkisi yaratmaz. Ama eğer geçmişte olduğu gibi kamu borçlanması çok yüksek düzeye çıkarsa özel kesim üzerinde dışlanma etkisi yaratabilir. Öte yandan son dönemde zaten kamu yatırımları Hazine garantisiyle özel kesime yaptırılıyor (Hazine garantilerinin kapsamı hem genişletildi hem de artırıldı.)  Dolayısıyla bu endişe zaten bugünkü durum için de geçerli.  
(c) Artan kamu harcamalarını para basarak karşılamak kolay değil. Para basarak kamu harcamalarının finansmanı, geçmişte TCMB'nin Hazineye kısa vadeli avans adı altında çok düşük faizle borç vermesi ve bu borcun geri ödenmemesi şeklinde yapılıyordu. TCMB yasasından bu imkan kaldırıldığı için artık bu yola başvurulması söz konusu değil. Dolayısıyla para basarak harcamaların finanse edilmesi ancak yasa değişikliğiyle mümkün olabilir ki bunun da gündemde olduğunu sanmıyorum. 

Bu tür bir dönüşüm için elde mevcut imkanlar şunlardır: (1) Vergi oranlarında düşük oranlı (1 puan gibi) bir artış gerçekleştirerek bununla emekli ve asgari ücretlilere ek imkan tanımak, (2) Bütçedeki faiz dışı fazlayı bir miktar düşürerek bu uygulamada kullanmak, (3) Özel kesimin dışlanmasına yol açmayacak şekilde kamu borçlanmasını bir miktar artırarak yeni finansman bulmak. Bu adımlar, gelir dağılımda düşük gelirliler lehine düzelmeye yol açmanın yanı sıra ekonomiyi içine girdiği durgunluktan çıkarabilecek adımlar olur. Ayrıca bu şekilde düşük gelirli kesimlere yönelecek gelir transferi, harcamaları artırarak vergilerin de artmasına yol açabilir. Unutmamak gerekir ki birinin harcaması başka birinin geliridir. 

Bu yanıtlarımı okurların bir bölümü popülizme destek verdiğim, bir bölümü de CHP’ye destek verdiğim şeklinde yorumlayabilir. Bu yorumların doğru olmayacağını en baştan belirteyim. Buradaki yanıtlarımın son 6 aydır savunduğum görüşlerle ve özellikle de para politikasının yanına maliye politikasının eklenmesine ilişkin görüşümle çelişkili bir tarafı bulunmuyor. Ben, Türkiye’de büyümedeki düşüşün kalıcı bir hal almaya başladığı noktadan itibaren sadece para politikasıyla yetinilmesinin yanlış olduğunu, bunun yanında mutlaka maliye politikasından da destek alınması gerektiğini hem televizyondaki yorumlarımda hem de yazılarımda savundum. Faiz dışı fazla tutarından bir miktar fedakarlık edilebileceğini, bütçe açığının bir miktar (örneğin yüze 3’e kadar) artırılabileceğini, hatta kamu borçlanmasının da bir miktar yükseltilebileceğini belirttim. Bütün mesele bu ‘bir miktarın’ sonsuz anlamına gelmeyecek biçimde kullanılmasındadır. Çünkü buralarda ölçü kaçarsa işin nereye varacağını geçmiş deneyimlerimizden iyi biliyoruz. Bu çerçevede hükümetin son teşvik ve mali destek programının teşvik bölümüyle ilgili kuşkularım olmasına karşın (çünkü son 3 yılda açıklanan hiçbir teşvik paketi istenilen sonucu vermedi) emeklilere ve diğer düşük gelirlilere verilecek desteğinin doğru olduğunu televizyondaki yorumlarımda vurguladım. Bu desteklerin ekonomiyi canlandırmaya yarayacağını savundum. Dolayısıyla yukarıda savunduğum görüşlerde bir tutarsızlık olduğunu düşünmüyorum.    

149 yorum:

  1. emekli ve asgari ücretliye ilave para dağıtmanın bugün nşa.da bütçeyi bozağına inanan arkadaşlar ya çok zengin(mantıkları farklı çalışır) ya da klasik iktisat okumuş olmalılar.
    tcmb.nin para basamaması ise resmen bir iktidar ve bağımsızlık sorunudur. ülkenin finans sistemi ile köleleştirildiğini net olarak buradan anlayabiliriz. küresel güçler, yönettikleri para birimlerini basarlar , yönetemediklerini ise kontrol eder.

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. Degerli hocam konu dışı bi sorum olacak. Şuan. İktisat 2. sınıf'ım ben yolumu bulmak istiyorum tabi vaktinizi almışsam şimdiden sizden hakkınızı helal etmenizi istiyorum.Sorum: kalan 2 sene için karde§inize ne tavsiyelerde bulunursunuz? Zaten ekonomi dalında türkiyede takip ettiğim değerli hocaların başında geliyorsunuz SAYGILAR Efendim.

      Sil
    2. yolunu bulmak için haritaya bakabilirsin ;)

      Sil
    3. Bu konuda bu blogda yazılarım yayınlandı. Şu yazıma bir göz atın derim:
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/universite-suresini-nasl-degerlendirmeli.html

      Sil
  3. Hocam aynı zamanda bazı kamu harcamalarının ekonomiye katkısı diğerlerinden daha fazla değil mi? Ders kitaplarında, silaha verilen para yok edilmiş gibidir, denir mesela. Hükümetler harcamalarının miktar değil de yönünü de değiştirse etkili olmaz mı?

    YanıtlaSil
  4. Hocam yazınız için teşekkürler metnin sonunda da acikladiginiz gibi son zamanlarda ki söylemlerinizi tekrar etmişsiniz. Ama sayın hocam ekonomi vaatlaerini dar bir kalipta anlatmışsiniz bir ekonomist olarak bunun devlete getireceği yüklerin yansımasınin çok daha büyük ve etkileyici olacağına inanıyorum. Yani siz eleştirmekten uzak durmussunuz diye düşünüyorum. Ben siyasi bir kimlikle konuşmuyorum ekonomi mezunu biri olarak söylüyorum ki bu ekonomik vaatler şuan ki Türkiye için hayal bile değil yapılması imkansız ben sizin adını duyurmuş tanınmış bir uzman ekonomist olarak ya daha net bir şekilde yazmanızi ya da bu tür konulara girmemenizi temenni ederdim. Ama bugüne kadar ki yazılarınız ve bundan sonra yazacağınız yazılar için teşekkür ederim bizleri aydinlatiyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bunların imkansız olacağını düşünmüyorum. Yazımda da anlatmaya çalıştım. Her harcama aslında vergileri de artırır. Eğer ekonomi durgunluğa girmişse maliye poli,tikasının devreye bu şekilde sokulması doğru olabilir. Nitekim hükümet de bunun farkına vardığı için emeklilere aylık 100 lira zam yaptı. Ki bu zaten yılda bir maaş ikramiyeye denk gelen bir artış.

      Sil
  5. Hocam,

    Kemal Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığından istifa etmiş ve sizi başkan yapmak için faaliyetlere başlayacağını saat 21:00'daki basın toplantısında duyuracakmış.

    Ankara'dan 102 kişilik heyet uçakla yola çıkmış ve CHP İstanbul İl Başkanlığı'nın davetiye gönderdiği CHP üyeleri otobüslere binip Sarıyer'deki villanıza doğru hareket etmeye başlamış. Kılıçdaroğlu'nun basın toplantısı bittikten sonra sizin ne cevap vereceğinizi villanızın önünde kamp kurarak bekleyeceklermiş.

    Benim de yeni haberim oldu size ileteyim dedim.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam bosuna egitim de egitim demiyor.

      Sil
    2. İlginize çok teşekkür ederim.
      Hiç bir siyasal parti ne milletvekilliği olarak ne başkanlık olarak ne de başka bir şekilde benim ilgi alanım içinde değil. Ben taraf olamam. Yetişme tarzıma aykırı. Mesela Fenerbahçeliyim ama asla ve kesinlikle 'hep destek tam destek' taraftarı olamam. Yanlış varsa eleştiri hakkımı kimseye bırakamam. Onun için ben siyasette olamam.

      Sil
    3. Saat 18:09 da yazan adsız, aklı sıra espri yapmış. Anadolu'da bir söz vardır: "laf söyledi bal kabağı!" derler kimi konuşmalar karşısında.

      Kimi insanlar adsızlığa sığınarak, cehaletlerini fütursuzca sergilemeyi marifet sanır.

      Türkiye'nin, örgütlü cehaletin sultasına düşmüş olduğu bu günlerde bile, adıyla, adam gibi ortaya çıkıp sözünü söyleyememesi, cahilin aşağılık duygusunu gösterir.

      Politikadan biraz olsun anlayanlar, Türkiye'nin bu karanlık döneminin sonunun yakın olduğunu görebiliyor. Adsız da bunu hissettiğin için, o yavan laflarla çabalıyor zaten.

      Sil
    4. ('Adsız' 26 Nisan 2015 18:09) cevap veriyor:

      Sayın Ersoy (27 Nisan 2015 04:31),

      Kibrinizi kontrol etmenizi tavsiye ederim!

      Herşeyden evvel;
      Bu şekilde bir üslup kullanmanız yaşınıza yakışmıyor!

      En başta;

      1. İnsanların; görüşlerini beyan ederken bir isim kullanıp kullanmamasını hararetle sorgulamak kimsenin haddine olmadığı gibi; şahsınızın da haddine değil!

      2. Kimin cahil olduğunu / kimin cahil olmadığını değerlendirip rapor hazırlayan, %100 kusursuz sonuçlar ortaya koyan bir cihaz henüz icat edilmedi!

      3. Espri seviyesinin nasıl olması gerektiği ile ilgili birçok kişi görüş bildiremeyeceği gibi; şahsınız da bildiremez!

      Açıklamanızın "Türkiye'nin, örgütlü cehaletin sultasına düşmüş olduğu bu günlerde bile..." kısmı ile ilgili:

      Daha önce okumuş iseniz bir daha okumanızı,
      Tecrübe ettiyseniz bir daha tecrübelenmenizi isteyerek;
      Şu metni dikkatle değerlendirmenizi ve çevrenize yaymanızı ısrarla öneririm:

      "Tahsilli Cehaletin Cinneti
      Yazan: Tanıl Bora
      Tarih: Kasım 2006"

      http://www.seyyarsahne.com/gundem/yariegitim.pdf

      Bu metni yazan kişinin;
      Geçmişte savunduğu görüşleri, şu an savunduğu görüşleri, geçmişten bugüne sahip olduğu konumları; metni okuduğunuz süre içersinde dışarıda tutup;
      Sadece metnin ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çabalarsanız; şahsınızla birçok ortak noktada buluşabildiğimizi göreceksiniz!

      Üslubunuz konusunda haddinizi bilmenizi istirham eder,
      Saygılarımı sunarım!

      Sil
    5. Sayın Kaya Ersoy'un sözlerinde haklılık payı bulsam da anonim yazarımıza paylaştığı "Tahsilli Cehaletin Cinneti" yazısı için teşekkür ediyorum. Gayet güzel bir yazı. Yine anonim yazarımızın yaptığı yoruma gelirsek, bu tarz yorumlara bir analiz sonunda ortaya koyulan mizahi tepki olarak bakmak lazım. Cahil cühela denmesi yanlış, hem güldürür hem düşündürür bu yorumlar. Hele cahil denmesi gereken çok başkaları varken..

      Sil
  6. Son yıllarda hiçbir temel soruna (Eğitim, Sanayi, Tarım ve Hayvancılık) çözüm getirilemedi. Getirilmek istendi mi ondan da emin değilim. Bu sorunların neticesinde sayısı 15 milyona varan aşırı yoksul bir kesim türedi. Bu insanlar iktidarı belirleyen en büyük güç. Bu insanları memnun etmezseniz iktidara gelemezsiniz.

    Hedefimiz bu insanları ekonomiye kazandırmak olmalıdır. Taşıma suyla değirmen dönmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu kısmını bilemem. Orası siyasetçinin sorunu. Ben konuya ekonomi ve mali disiplin açısından bakarım. Mali disiplini çok bozmadan ekonomiyi durgunluktan yeniden büyümeye geçirebilmek için mali gevşeme gerekiyorsa bence yapılmalıdır. Bütün mesele mali disiplini fazla bozmadan bunu yapabilmektir.

      Sil
    2. sayın hocam sizce türkiye koşullarında ve türk insanının zihiniyet haritasında " çok bozmadan", " biraz" gibi kelimlerin anlamı var mıdır? kime gore çok veya birazın ne kadarı biraz ne kadarı çoktur. biz var veya yoktan anlarız. varsa sonuna kadar yani varı yok edene kadar gideriz. tersi de doğrudur. Onun için sizing söyledikleriniz makuliyet varsyımına dayanıyor. Böyle bir ortam ülkemizde yok.

      Sil
  7. tesekkurler hocam...
    hocam ekonomi durgunlukta mi ? Durgunluk enflasyonun tersi bir durum degil mi? Eger durgunluktaysa ulke neden enflasyonu dusurmek icin bu kadar uğraş veriyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomi tam olarak durgunlukta değil ama o yolda ilerliyor. Türkiye düşük büyüme - yüksek enflasyon konumunda bulunuyor. Türkiye, cari açığı normal oranlara indirmek için büyümeden fedakarlık etti. Ve cari açık da büyümeyle birlikte düştü. Böyle bir durumda normal olarak enflasyonda da düşüş olması beklenir ama olmadı. Oysa hem cari açığı hem enflasyonu düşürebilseydik sonrasında büyümeyi canlandırmak için bunlarda bir miktar yükselmeye göz yumulabilirdi. Ne var ki enflasyon düşmedi. Dolayısıyla büyümedeki fedakarlık sadece cari açığın düşmesi olarak geldi.

      Sil
    2. Tesekkurler Sayin hocam.

      Sil
    3. Artan kur riskinde ekonomiyi baskılamak neden doğru değil hocam. Bir yönden bakarsan artan alım gücü ithalatı da artıracağı için cari açığı da artıracak. artan kur yine enflasyonist risk yaratıcak. Biz amerika olsak ve enflasyon yaratmak için para dağıtmak doğru ki şu an Avrupa merkez bankası başladı bu işe fakat bizim ekonomimiz bu cari açıkla mücadele etmek zorunda. Yoksa 2001 den daha kötü olmamamızdan korkuyorum. Geçmişteki devalüasyonlardan çok acı çekmiş biri olarak yazıyorum bunu.

      Sil
  8. Borclanma ve butce aciklari tuketim harcamalarina yoneltillirse rasyonel olmaz yatirima donusulurse rasyonel olur.(SMITH'in ALTIN KURAL'i) Yatirim programlarini da secim beyannamesine eklemesi gerekirdi. Populist hareket ettigini dusunuyorum chp'nin. Kisa donemli genisleme ve sonra borcu borcla kapatarak kendini finanse edecek hale getirip sonuc olarak IMF'nin kapisina bizi tekrar baglayacaktir
    Saygilarimla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyelim ki devlet borçlanarak para buldu ve bu parayı maaş zammı yaparak asgari ücretliye ve emekliye verdi. Bu emekli ve asgari ücretli bu parayı ne yapacak? Tasarruf edip faiz elde etmek için bankaya koyacak hali yok, çaresiz harcayacak. O harcama ne olacak? Kasabın, manavın, tekstilcinin, dolmuşçunun geliri olacak. Bu harcama yapılırken KDV, ÖTV ödenecek. Bunlar devlete gelir olarak dönecek. Ayrıca emeklinin asgari ücretlinin harcadığı parayı kazanan manav, kasap, tekstilci, dolmuşçu bu kazancı üzerinden gelir vergisi ödeyecek. Bu da devlete gelir olarak dönecek. Bu harcama artışı, üretimin artmasına, üretimin artması da yatırımın artmasına yol açacak. Buyrun size borçlanmanın tüketim üzerinden giderek yatırıma dönüşmesi formülü.
      Ekonomik faaliyetin temeli tüketimdir. Tüketimin olmadığı yerde üretim, üretimin olmadığı yerde de yatırım olmaz.

      Sil
    2. Ceteris-Paribus, diye not dusmeniz gerekmez mi yazinizin sonuna. Nihayetinde eger salt borclanma kurtulus yoluysa en cok borclanan ulkeler en refah ulkeler olurdu! hem turkiyeden daha iyi tuketim toplumumu var, AVM lerin cirolarina bakarsaniz Turkiye tam sizin tasavvur ettiginiz gibi ama gel gor ki ekonomi o kadar da iyi durumda degil bildiginiz uzere.
      Saygilar guzel insan.

      Sil
    3. hocam burada ki en temel dinamiklerden birisi enflasyon olarak göze çarpıyor. CHP nin iktidar olduğu günden sonra bile halk vaatlere uygun olarak fiyatları şişirmeye başlayacaktır. Sonuç olarak bizler Japonlar kadar bilinçli değiliz. Merkez Bankası'nın birincil görevi fiyat istikrarı sağlamaksa bence MB'sını zor günler bekliyor diyebiliriz

      Sil
    4. Aslına bakarsanız en çok borçlu ülkeler arasındaki Japonya, ABD son derece yüksek refah içindeler. Bütün mesele borcu nasıl ve nerede kullandığınıza bağlı.

      Sil
    5. Merkez Bankasını bugünkünden daha zor günler beklemez diye düşünüyorum. En önemli silahı faiz ama bunu yükseltme yönünde kullanması mümkün olamıyor.

      Sil
    6. Bence karsilastirmayi Turkiyenin potasinda yer alan ulkelerle kiyaslama yapmalisiniz.nihayetinde turkiye de ne abd nin ne de japonyanin sahip oldugu potansiyeel mevcut.

      Sil
    7. Hocada farknda, savunduğu şeyi sadece keynesin bir modeliyle açıklayabiliyor" kamu harcamaları artarsa milli gelir harcamadan daha fazla artar" yoksa döktürürdü IS-LM ler çarpanlar... :)

      Sil
  9. Ilminizi bizimle paylasmanizdan duymus oldugum memnuniyeti tarif edemem. Iyi ki varsiniz Sayin Hocam.
    BasiT oldugunu bildigim fakad cevabini bilmedigim bir sorum var: uluslararasi piyasalarda genellikle dolar uzerinden islem gerceklestigi icin bizim tonlarca tl basmamiz aleyhimize bu tamam enflasyon falan. Peki amerikayi para basmaktan alikoyan nedir borclarini odemek icin.(Amin baslikli yazinizin altinda da sordum cevap alamadigim icin tekrar sordum.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı şekilde doların değer kaybetmesi ve doların araç para olarak güven kaybetmesine yol açacağı için bu yola başvurmuyordur

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim.
      Amerika deli gibi para bastı biliyorsunuz. QE denilen parasal genişleme buydu. Fed'in bilançosu son beş yılda 800 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükseldi. Zaten şimdiki sorunu da o dağıttığı paraları ekonomik kriz yaratmadan geri toplama çabası.

      Sil
    3. neden geri toplamak istiyor? Dunyayi enflasyondan kurtaracak kadar iyi bir güç olarak bilmiyoruz Amerika'yi!

      Sil
    4. Hocam madem para basmak enflasyonist abd nin neden enflasyon orani yükselmiyor o kadar para basmasina ragmen

      Sil
    5. Konunun uzmanı değilim ama Amerika'da parayı devlet basmıyor, IRS denen bağımsız bir kurum var, bunlar parayı basıyor ve devlete borç veriyor. Bu ek bir yük. Yoksa amerika basar parayı, tüm dünyayı satın alır durumu olurdu.

      Sil
    6. Bu soruları hep yanıtlamıştım ama tekrar yanıtlayayım. Bu kadar para basmasına karşın ABD'de enflasyon olmamasının nedeni iki tane. İlki paranın çoğu bankaların elinde kaldı krediye dönüşmedi. İkincisi paranın önemli bir bölümü daha fazla faiz elde etmek için ABD dışındaki ülkelere gitti. Onun için de ABD'de enflasyon olmadı.
      ABD dağıttığı paraları yavaş yavaş toplamak istiyor çünkü gün gelip bu paralar hızla ABD'ye dönerse o zaman enflasyon olur işte.
      Son olarak ABD'de parayı IRS basmıyor. IRS vergiden sorumlu kurum. Parayı Fed'in talebi üzerine Hazine basıyor. Paranın üzerinde hangi Fed bölgesine ait ise onun damgası var ve ABD Hazine yetkilisi ile Hazine Bakanının imzaları var.

      Sil
    7. Peki hocam bizim ülkemizde durum nasıl yani T.C. Merkez Bankası ne zaman ve ne kadar Türk Lirası basacağına nasıl karar veriyor bu konuda herhangi bir açıklama yapılıyor mu ben biraz araştırdım ve bir sonuca ulaşamadım.

      Sil
  10. Hocam sizin tarafsız ve bilimsel oluşunuz verdiğiniz pragmatik yanitlardan bile belli oluyor. Yeri gelmiş J. M. Keynes in teorileri ile yeri gelmiş klasik iktisatçı J.B. Say'in o ünlü "her arz kendi talebini yaratır" soylemine paralel cevaplar vermissiniz. Keşke herkes sizin gibi objektif olsa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Büyük çoğunluğun böyle algıladığını biliyorum. Sağolun.

      Sil
  11. MARİFET:
    ASGARİ ÜCRETİ ARTIRMAK DEĞİL;
    BU ÜCRETLE YAŞAMAYA MAHKÛM EDİLMİŞ İNSANLARIMIZIN SAYISINI AZALTABİLMEK!

    (Mert Yıldız,
    23 Nisan 2015)

    Bir asgari ücret yarışı başladı ülkemizde. İktidar partisi nasıl artırdığını anlatıyor, diğer partiler de ücret zammı yarışına giriyor. Şu anda rekor 1800 TL’yle HDP’de. Ama MHP henüz programını açıklamadı. Eğer son dönemdeki trende uyarlarsa rakam 2000 TL’ye yükselebilir.

    Asgari ücret ekonomide 150 yılı aşkın süredir tartışılan bir konu. Bir gerçek var; kimse asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini bilmiyor. Hatta kimse kesin ve net olarak orta vadede asgari ücreti artırmanın hanehalklarının refah seviyesine etkisini bilmiyor.

    Bu tartışma ilk olarak sosyalist yazar John Weston ile komünizmin babası Karl Marx arasında yaşanıyor. Weston asgari ücretin artırılmasının firmaların üretim maliyetini ve toplam talebi artıracağını söylüyor. Arz düşeceği, talep artacağı için enflasyonun yükseleceğini, bu yüzden asgari ücretteki artışın aslında gerçek refah seviyesine bir etkisi olmayacağını düşünüyor.

    Marx da işini gücünü bırakıp Weston’ın neden yanıldığını yazıyor: Şirketler rekabet halinde oldukları için fiyatları artıramazlar. Daha fazla yatırım yapıp daha ucuza üreten firmalar ayakta kalır, kalanlar batar. Marx’ın görüşü bu yönde.

    ASGARİ ÜCRETLE İLGİLİ EZBER BOZMAK

    Ben 150 yıllık polemiğe girmeyeceğim. Benim derdim ülkemizde neden son dönemde siyasi partilerin ücrete takılmış olmasında.

    Ülkemizde asgari ücret düşük değil. Hatta Avrupa standartlarında yüksek bile sayılır. Diyeceksiniz ki ‘Nasıl olur, bizim ülkemizde asgari ücret alan sürünüyor?’

    Doğrudur ama, satın alım gücüne göre asgari ücretin bizden daha düşük olduğu Avrupa ülkeleri var. Bu ülkelerde asgari ücret alanlar daha zor durumda.

    Görselleri incelemek için aşağıdaki adresleri ziyaret ediniz:

    (1) Euro bazında aylık asgari ücret (Kaynak: EuroStat)

    http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2015/04/20150423-mert-gorsel-1.png

    (2) Satın alım gücüne göre aylık asgari ücret (Kaynak: EuroStat)

    http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2015/04/20150423-mert-gorsel-2.png

    Hala bir şey garip geliyor, değil mi? Sonuçta son dördü hariç biz bu ülkelerin hepsinden daha fakiriz. Vergi? Hayır olay vergi de değil. Ama haklısınız bir şey var.

    Bizim ülkemizde çok fazla sayıda insan asgari ücret alıyor. Bu ücretle geçinmesi gereken ortalama hanehalkı sayısı Avrupa’ya göre çok yüksek. Yani çok fazla aile asgari ücretle yaşamak zorunda ve bu aileler Avrupa’ya göre çok daha geniş. İşte bizdeki sorun burda.

    (...)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rekor 1800 değil 5000 tl (vaadedilen asgari ücret)

      Sil
  12. (...)

    PEKİ;
    ASGARİ ÜCRETİ ARTIRSANIZ NE OLACAK?

    Bizde çalışan nüfusun yüzde 42’si asgari ücrete yakın bir maaş alıyor. Avrupa’nın en gelişmemiş ülkelerinde bile bu oran yüzde 10’u geçmiyor.

    Görseli incelemek için aşağıdaki adresi ziyaret ediniz:

    Asgari ücrete yakın ücret alanların toplam çalışanlar içindeki payı (%)

    (Asgari ücretin %105'inden az alanlar)

    (Kaynak: EuroStat)

    http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2015/04/20150423-mert-gorsel-3.png

    Bu ülkenin çalışanlarının yarısına yakını asgari ücret alırken, asgari ücreti artırsanız ne olacak? En düşük gelirli yine en düşük gelirli olarak kalacak.

    Toplumun refah seviyesini artırmak istiyorsak, çözüm asgari ücreti artırmakta değil, bu ücreti alanların sayısını düşürmekte. Çözüm düşük gelirli kesimi yardıma muhtaç bırakıp sonra onlara yardım sözü vermekte değil, onlara ekonomik özgürlüklerini vermekte.

    ÇARE:
    1. EĞİTİM ! EĞİTİM ! EĞİTİM !
    2. KADINLARIN İŞGÜCÜNE KATILIMINI ARTIRMAK

    Bunun için önce eğitim seviyemizin ve kalitemizin artırılması gerekiyor. Sonra kadınların işgücüne katılımını desteklemeliyiz (CHP ve HDP bu konuda olumlu önerilerde bulundu). Kadınların işgücüne katılımıyla hanehalkının toplam gelirini artırabiliriz. Bunun dışında sendikaları güçlendirebiliriz.

    Halkı asgari ücret köleliğinden kurtarmanın çözümleri var. Ama önce siyasi partiler oy uğruna ücrete takılmayı bırakıp halka gerçekleri anlatmaya başlamalı.

    Halk ütopik asgari ücret zamlarına kanmıyor. Çünkü çalışanların çoğu 1990’lardaki boş vaatleri hatırlıyor ve siyasilere güvenmiyor.

    Siz kapsamlı bir ekonomi programını sunarsanız halk bunun değerini anlayacaktır.

    http://www.diken.com.tr/marifet-asgari-ucreti-artirmak-degil-bu-ucrete-mahkum-insanlarin-sayisini-azaltmak/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi de asgari ücreti artırmadan asgari ücretle yaşayanları nasıl azaltacağız?

      Sil
    2. Iyi egitimli isgucu yaratilabilirse katma degeri yuksek islere egilim artar (daha fazla karli oldugu icin girisimciler bu alanlarda isletme kurar) buda asgari ucretli oranini azaltabilir.

      Sil
  13. Hocam Keynes büyük depresyondan sonra tekrar etmemesi için IMF'nin Dünya Merkez Bankası olarak kurulmasını ve Merkez bankalarının bankası olarak tüm dünyada geçerli bir dünya parasının tedavüle sokulmasını önermiş. IMF parası. Ama herhalde altınstandardına bağlı kalınacak bir biçimde. Sizce tek bir dünya parası mümkün müdür ve krizleri ne derecede önleyebilir. Amerika'da bazı çevreler altın standardına geçilerek doların revalue edilmesini, ancak mevduatların ve hazine bonolarının eski kurdan altın standardına çevrilerek borçlardan kurtulmayı öneriyor. Bu yapılmazsa son krizden daha beter bir Dolar Euro çöküşü bekleyin diyorlar. Bu konuda siz ne düşünürsünüz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar çok zor işleyecek öneriler. Tek dil Esperanto üzerine çok kafa yoruldu ama sonuç sıfır. Tek para da zor. Bakın Euro ne oldu? Neredeyse çökme noktasına geldi. ABD ile Nijerya artasında ekonomik güç farkı bu kadar açıkken tek para mümkün değil.

      Sil
  14. Geliri biraz yüksek olanlardan daha fazla vergi alınması o kişilerin tasarruflarını azaltmasından dolayı, ve geliri düşük olan, ve emekli olanların harcamalarının artmasından dolayı cari açığın negatif etkileneceğini unutmayalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Petrol fiyatının 110 Dolardan 50 Dolara düşmesine büyümemizi yüzde 3'ün altına düşürmemize karşın cari açığı 2000'ler öncesi düzeyine getiremediğimizi dikkate alırsak bu argüman da çok geçerli olmaz.

      Sil

  15. CHP seçim bildirgesinin en karakteristik yönü bu sosyal transferler midir? Yani bu yüne güncel ve daha somut olduğu için çok daha tartışmaya yatkın kabul ediyorum da biraz palyatif adımlar değil mi? Yani çok zikrettiğiniz bu yapısal sorunlara temel dönüşümler için biraz daha derinlemesine bakmak lazım CHP bildirgesi ve Akparti Beyannamesine. Böyle baktığımızda bu iki partinin bu metinleri isimlendirmesine kadar varan (bildirge < = >beyanname) görüş farklılıkları biraz daha az gibi. Her iki partide katma değerli ürün üretememekten şikayetçi. Yargının içinde bulunduğu sorunlardan bahsediyorlar, Eğitim sisteminde bilimsel teknolojik dönüşümler vaatediyorlar. Arge yatırımcısına verilecek destekler her iki metinde de var. Tabii bunlar sosyal transferler kadar somut olmadığı için biraz daha hava da kalıyor. Bir de İktidardaki parti olarak Akparti bu tartışmada çok dezavantajlı çünkü 13 yıla var tek başına iktidarında neden bu adımlar atılmadı neden bunlar bu kadar gecikti gibi sorulara cevap vermek durumunda kalacaktır ister istemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben burada bana yöneltilmiş soruları yanıtladığım için o kadarıyla yetindim. Yoksa yapısal reformlar olmadan kimse bu ekonomiyi doğru yere oturtamaz onu söyleyeyim.

      Sil
  16. "Amin" demeklik bir yazı olmuş :-)

    YanıtlaSil
  17. Ben ekonomist değilim.bu konuda birkaç ezber cümleden başka birşey bilmiyorum.onlardan birisini sormak istiyorum:
    Bu şekilde emekli ve asgari ücretlilerin gelirinin artması enflasyona sebep olmaz mı?


    Gökhan Ertuğrul

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Para basılarak gelir artışı sağlanırsa elbette olur ki artan enflasyon herkesin reel gelirini tırtıklar.Fakat kaynakları yeniden dağıtarak bütçe kalemlerinin bazılarından bu alana aktarım yapılırsa enflasyon olmaz.Bu kabul edilebilir bir durumdur,devletin bir takım hizmetlerinin kalitesi veya miktarı düşerken,sosyal yardımlar artacaktır.Tamamı ile bir seçim meselesi.Ama en kötüsü borçlanma yolu ile bunun yapılmasıdır ki,elimizde kalan tek çıpayı da(kamu maliyesi)kaybederiz.En iyisi artık yapısal reformalara başlamak ama sanırım benim ömrüm bunu görmeye yetmeyecek(35 yaşındayım)

      Sil
    2. Yanıt o kadar güzel ki eklenecek pek bir şey kalmamış.
      Belki bir tek şey ekleyebilirim. Tasarrufları yüksek olandan alıp harcaması yüksek olana verilecek para bir miktar enflasyon yaratır ama bizde iç talep zaten düşük ve enflasyonu yaratan şey iç talep değpil. Bizde enflasyonu yaratan asıl olarak kur artışı. Bunun nedenleri dışarıda olup bitenler ve TCMB'nin faiz silahını kullanamaması.

      Sil
    3. Hocam, bir şey dikkatimi çekti.

      Fazla değil; Eylül-Ekim-Kasım 2014 dönemindeki yazılarınız, yorumlara cevap, TV programı, twitter da:

      Türkiye'de "talep enflasyonu" ile "maliyet enflasyonu"nun karma bir şekilde olduğunu, hangisinin ağır bastığını saptamanın zor olduğunu söylerdiniz.

      Yukarıda verdiğiniz cevapta görülüyor ki:

      Enflasyonun yüksek kalmasında (en azından beklenen hızda düşmeyeceğini artık biliyor olmamız) "kur artışı"nın sebep olduğunu söylemeniz;

      "Maliyet enflasyonu"nun artık ağır bastığını kabul ettiğiniz anlamına mı geliyor?

      Yakın gelecekte "Türkiye'nin Derin Sorunu: Maliyet Enflasyonu" başlığına benzer bir yazı yazmanızı çok isteriz. (Not: Öğrenci değilim.)

      Saygılarımla

      Sil
  18. Mahfi Bey, bu vaatlerde aklıma takılan tek şey, özel sektörün bu asgari ücret artışını kaldırıp kaldıramayacağı.

    Devlet, asgari ücretten vergi almam, ama ücret artışı nedeniyle harcamalardan fazlasını alabilirim kabiliyetinde. Ya özel sektör? Yapabilecekleri;

    1- Ürünlerine zam yapmak. İmkanı var ise.
    2- İstihdamını azaltmak ya da arttırmamak.
    3- Şirket içi ücret dağılımını ayarlamak, yani diğerlerine zam yapmamak.
    4- Maliyetleri düşürmeye çalışmak.
    5- Hiçbirini yapamıyorsa karından feragat etmek.

    1.seçenek haricinde kalan diğer seçeneklerde ya vergi geliri azalacaktır ya da değişim anlamlı olmayacaktır.

    Eğer bu ücret artışlarına hitap eden işi yapan sektördeyseniz karınızı arttırabilirsiniz. Tabi bu açıdan düşününce özel sektörü de sınıflara ayırmak gerekebilir;

    1- Kişi sayısı bakımından asgari ücret ağırlıklı işyerleri;
    a- İç tüketime yönelik çalışanlar: Olumlu etkilenebilir. Artan maliyetin üzerinde satışların artması durumunda.
    b- İhracata yönelik çalışanlar: Olumsuz etkilenebilir.
    2- Asgari ücretlinin az olduğu ve/veya hiç olmadığı, yada çalışanın olmadığı sadece işverenin olduğu işyerleri. Onlar açısından bir sıkıntı yok Talep artışı olursa satışları da artacaktır.

    Yanılmıyorsam Asgari ücret ile ilgili vergi kaybı hesap edilirken, şu anki asgari ücretli kişi sayısı üzerinden hesap ediliyor. Ama asgari ücret 1.500 TL olması durumunda, asgari ücret üzerinde maaş alan, neti 1.500 TL ye kadar olan kişiler de asgari ücretli olacaktır. Şu an için net 1.500 TL alanlar belki 2016 da 1.500 TL nin üstüne çıkabilir. Yani esasında 5 milyon kişiyi ilgilendiren bir durum değil. Belki 6 yada 7 milyon kişiyi ilgilendiriyor. Feragat edilen vergi, hesap edilen tutarın üstünde çıkabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediklerinizin hepsi bu tür programların karşısındaki sorunlar. Buna karşılık faizde yaşanan tartışmaların yarattığı öylesine yanlış bir ortam var ki özel kesimin asıl kaybı kur nedeniyle ortaya çıkıyor. Bunları düzeltmekle bu dediğiniz sorunların bir bölümü çözülebilir. Ama bunları yapabilecek irade var mı onu bilemem.

      Sil
  19. Hocam emekli maaşlarının arttırılması harcamaya yönelecek, talep artacak. Ama bu artış vergilerle finanse edilirse üretimde bir daralma ortaya çıkmış olmaz mı? Artan talep karşısında azalan üretim. Program sonunda büyük bir parasal aldanma ortaya çıkmayacak mı? Hane halkı cebine giren parayla artan fiyatları karşılamayacak mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Talep artarsa üretim azalmaz. Bu geçmişte pek çok kez yapıldı (ve maalesef iyi de yapılmadı) ve talep artışı üretimin de artmasına ekonominin canlanmasına yol açtı.

      Sil
  20. hocam merhaba. kamu harcamalarının özel sektörü dışlayabilmesi için marjinal tasarruf eğiliminin yüksek olması gerekmiyor mu? Eğer parasal genişleme tahvil piyasalarında değerlendirilecekse bu da faizleri yükseltip özel sektörü dışlayacaksa harcama çarpanı küçük olan bir kitleye ihtiyaç yok mu? emekliler tasarrufa yönelmezse crowding-out yaşanır mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer bu tür bir program tümüyle borçlanmayla finanse edilirse o zaman devletin borçlanmasından özel kesime kaynak kalmaz ve dışlanma olgusu ortaya çıkar. Geçmişte bu hep böyle oldu Türkiye'de.

      Sil
  21. Elinize sağlık üstad. Bu tür objektif yorumlara özlem duyuyoruz. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  22. mahfi hocam doların maliyet enflasyonu yarattığı bir dönemde bütçe açığı ve borçlanma yoluyla harcamaları arttırmak bir de talep enflasyonunu başımıza sarmayacak mı?
    1- Vergileri arttırdık, özel sektör yatırımını dışladık. Büyüme zaten %2'lerde gezinirken bu durum büyümeyi daha da baskı altına alır mı?
    2- Vergiler büyümeyi kısarak doğrudan işsizlik yaratıyor mu? Eğer böyleyse gelirin yeniden dağılımını vergi yoluyla sağlamak mantıksız değil mi?
    Yoksa CHP programına bu tür bir vergi artışından bahsedilmiyor mu? Sanırım sizin vergi artışı dediğiniz şey devletin harcamalarının vergi olarak geri dönüşü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim burada yazdıklarım tümüyle kendi görüşüm. Bana sorulan bir soru üzerine bu tür bir uygulamanın nasıl olabileceğini ve nasıl olması gerektiğini anlatmaya çalıştım. CHP'nin nasıl bir kurgulama yaptığını bilemem.
      Türkiye'de iç talep zayıf seyrediyor. Zaten büyüme de o nedenle düştü. Dış taleple büyümeye çalışan bir ekonomide dış talep düşünce, iç talebin de düşük olması nedeniyle büyüme düştü. Bizdeki enflasyon talep kökenli değil. Büyük ölçüde maliyet kökenli. Maliyete neden olan da faiz değil kur. Zaten faizin yüksek olmasının nedeni de kur artışı. Eğer faiz politikası bir takım takıntılara kurban edilmese kur bu kadar artmaz, enflasyon da bu kadar yüksek olmazdı.
      Ben bu yazıda bir anlamda maliye politikasıyla yapılması gerekeni anlatmaya çalıştım. İşin doğrusu budur. Bunu hangi parti benimser ve uygular bilemem.

      Sil
  23. Hocam asgari ücreti artirmak sigortasiz calisan sayisini artirmaz mi? su anda bile bir cok insan sigortasiz calisiyor yani asgari ucretin artirilmasi firmalari kacak isci calistirmaya yonlendirmez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda asgari ücret düşükken zaten çalışanların yüzde 35'i sizin dediğiniz anlamda kaçak çalışıyor. Herkesin nefes almasını izleyen Devlet bunu önleyemiyorsa yapacak bir şey yok.

      Sil
  24. Hocam birseyi atlamissiniz insanlara HAVADAN para dagitmak harcalamalari arttiricak. Uretim ayni kalip harcamalar artacagi icin ayni sekilde ortaya talep enflasyonu ortaya cikacak. Bu butun dengeyi bozmasinin yaninda insanlarin eline HAVADAN gecen paranin deger olarak bir hukmu olmamasinin yaninda butun ulke capindaki alim gucunu dusurucek bu mantikli geliyor diyorsaniz insanlarin sizi popilizim veya chpli olarak dusunmesini yanlis algilamayin. Saygilarimla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakmayın ama siz yazıdaki bir şeyi atlamışsınız. Ben soruları yanıtlıyorum. Ve havadan para dağıtılmasını savunmuyorum. Yüksek gelirli kesimden alınacak verginin dağıtılmasından söz ediyorum. Yazıyı bir kez daha dikkatle okumanızı öneriyorum. Ben bu öneriyi daha ortada seçim havası yokken hükümete de yaptım.

      Sil
  25. A sikkindan yazdiginizdan anladigim, uretimi arttirmadan insanlarin tuketimini arttirmanin iyi birsey oldugunu soylemissiniz. Benim bildigimin bu enflasyona yol acar. Sizin dediginiz gibi enflasyon da sonuc degildir bu yuzden artan enflasyon artisi karsisinda tuketimi azaltmak icin faiz arttirimina gidilmesi olasi ve tekrardan sorunlar sorunlar. Ayni sekilde bu paranin finansinin vergiden olursa iyi demissiniz ama vergi herkese uygulanir bu politikayla hem maliyet hem talep enflasyonu firlatmaz misiniz? Bir de emekli kesimin harcamalarin diger kesimlerden cok cok yuksek oldugu kanisina nerden vardiniz paylasabilir misiniz. O istatistigin turkiye icin oldugunu pek sanmiyorum en basitinden hic bir yerde olmayan yastik alti kavrami var ulkemizde. Yanlis mi dusunuyorum yorumlarsaniz sevinirim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de bugün yaşanan enflasyon talep kaynaklı değil. Bugünkü enflasyon ağırlıklı olarak maliyet kaynaklı. Maliyet artışı kurların yükselmesinden doğuyor. Bu yükselişe faiz takıntısı nedeniyle faizle müdahale edilemeyince de enflasyon artıyor. Burada faizle müdahale tüketimi kısmak için değil. Çünkü tüketim zaten düşük. Asıl olan ülkeye döviz çekebilmek ve bu yolla kur atışını ve onun yarattığı enflasyonu frenleyebilmek.
      Vergi herkese aynı uygulanır diye bir kural yok. Aslında tam tersine kural 'az kazanandan az, çok kazanandan çok' şeklindedir. Üste gelir gruplarının oranını 1 - 2 puan artırırsanız gelir artışı sağlayabilirsiniz.

      Sil
  26. Ücretlerin artışı doğrudan devlet tarafından mı yoksa üretim artışı ile birlikte istihdam talebinin yarattığı artışla mı sağlanmalıdır? Sizce hangisi daha verimli olur?

    YanıtlaSil
  27. [1. BÖLÜM]

    (Toplam 6 bölümlük yorum)

    Sayın Eğilmez’e ve bu sayfanın ziyaretçilerine hatırlatma:

    ZENGLİNLİK,
    LÜKS,
    VE;
    “ERDEM” ÜZERİNE

    Hazırlayan: Metin Sarfati

    Tarih: 10 Mart 2015

    ==Kısım A==

    Modern zamanların başından itibaren “zenginleşme isteği” insan için temel eylem nedenlerinden biri hâline gelecektir. “Lüks isteği” ile de birleşebilen bu arayış; ekonomi politiğin ilk düşünürlerinin baştan itibaren sezinledikleri gibi süreç içinde güçlenecek ve günümüzde yeni zengin bir kesimin ortaya çıkması ile birlikte, yer üzerinde bir “var olma biçimi” hâline gelecektir.

    Önceleri tanrısal iktidarın ötelendiği bir dünyanın yeni bir ilahı olmaya soyunan “maddi zenginlik ereği” bugün radikal bir dönüşümle “göksel olgu”yu da içselleştirebilmiştir. Günümüzde Hıristiyanlıktan İslam’a oradan Yahudiliğe, Budizm’e, Hinduizm’e, maddi zenginlik ve hattâ lüks arayışı artık göksel olanla hiçbir çelişki yaşamadan yeryüzünde (neredeyse istisnasız!) tüm toplumlarında meşruiyet kazanmıştır. Bugün “Radikal İslam Devleti”nin önde gelen bir temsilcisi televizyon ekranlarında ünlü marka bir saatle “öte tarafı” anlatmaya dahi soyunabilecektir artık!

    Tüketimin artması ile:
    Rus oligarklardan,
    Hindistan’ın “yeni mahatmaları”na,
    Oradan Brezilya’nın, Türkiye’nin ve Afrika’nın “yeni varlıklıları”na kadar;
    “Zenginleşme” ve “lüks”; saplantılı bir var olma biçimi hâline gelebilecektir böylece!

    “Zenginleşme” ve “lüks”; bugün Batı ülkelerinin kapitalistleşme süreçleri sırasında yaşadıkları ile temelde benzeşecek fakat azımsanmayacak farklılıklar da gösterebilecektir.

    Bugün “modern sonrası dönemin toplumu”; zenginleşme arayışlarını bir yandan “öbür dünyanın” da “onayını” alarak sürdürürken; “hiper bireyi” de lüksün tüketiminde görünme isteğini ve arzusunu tatmin edebilmektedir artık!

    Gerçekten de bugünün bireyi “zenginlik” ve “lüks”te var olma arayışında değil midir?
    “Guy Debord”un deyişi ile; “Artık sahip olarak var olmaktan, görünerek var olmaya” geçilmemiş midir?

    Bugün toplumların; bir yandan kendi içlerindeki, öte yandan da aralarındaki gelir farklılıkları bir uçurum hâlini alırken ve üretim kitleselleşirken; fizyokratlardan “Mandeville”e yapılan “lüks övgüsü”nün izinden gidilmekte ve lüksün dünya ekonomisinin motoru olabileceği dahi ileri sürülmektedir!

    Lüks harcamaların da ivmesi ile (örneğin İtalya ve Fransa; 2008 krizini aşmışlarsa), fizyokratlar gibi “Montesquieu”lerin, “Voltaire”lerin ve birçok 18. yüzyıl düşünürünün tezleri bugün için de geçerli olacak mıdır?

    Lüks harcamaların ticareti arttırıp halklar arasındaki yakınlaşmayı sağlayacağı,
    Toplumsal zenginliği de; “yukarıdan tabana doğru” yayacağı tezini onaylamak mı gerekecektir bu durumda?

    Daha da önemlisi; bu durumda çoktandır unutulan, iktisat biliminin de uzun zamandır dışladığı bir tartışma artık tekrar gündeme gelmemeli midir?

    Zenginlik ve lüks arayışlarının “erdemle“ ilişkisi üzerinde düşünmeye gerek yok mudur bugün, yeniden?

    “Etik”;
    “Bu yeryüzünde” nasıl var olunabileceğinin bilimi değil miydi?

    Bugün şiddetten yorgun düşen dünyanın temel sorunlarından biri etiğin “iktisadi arayış” temelli insan eyleminden dışlanması değil midir?

    Şiddet; “Rousseau”nun 300 yıl önce yazdığı gibi; “zenginleşme eyleminin bizzat özünde yatıyorsa”,
    Lüks arayışı da aslında “haset”, “kibir”, “kıskançlık” ve “ayırt edilme isteği”nden kaynaklanıyorsa,
    Günümüzün iki büyük saplantısına bu 18. yüzyıl filozofunun gözlüğü ile tekrar bakmak gerekmez mi?

    [Devamı 2. bölümde]

    YanıtlaSil
  28. [2. BÖLÜM]

    ==Kısım B==

    “Mal edinmenin ve zenginleşmenin bilimi” olarak “Montchrétien” ilk olarak “ekonomi politiği” yapıtının kapağında bastırdığında tarihler 17. yüzyılın ikinci yarısını gösterecektir!

    Aristo için “ev yönetme sanatı” olan “ekonomi”nin anlamı temelden dönüştürülecektir bundan böyle. Montchrétien; “zenginlik edinme sanatının” devlet ve ev yönetimi için benzer ilkeleri içerdiğini ifade edecektir!

    Zenginleşme mikro ve makro düzeyde “ulvi bir amaçtır” insanlık için.

    Bununla birlikte ekonomi politiğin bilimselleşme sürecinin somutlaşması için Fransa’da Quesnay’lı, Tugot’lu fizyokratları beklemek gerekecektir. Bu süreçte “Mandeville”, “Montesquieu” ve “Voltaire” ile birlikte fizyokratlarca zenginlik, lüks ve onun aranışı kutsanacaktır;
    “Zenginlerin lüks arayışı; en fazla kaçınılmaz bir kötülük olarak kabul edilmelidir. Bunun sayesinde refah halkın geri kalan kısmına yayılacaktır” diyeceklerdir bu entelektüeller!

    Mandeville de; “Arıların Masalı” adlı kitabında; “lüks ve zenginlik arayışının olmadığı bir toplum yok olur“ dememiş miydi?

    Yoksulların refahtan pay almaları böylece kendilerine ilk olarak “ekonomist” diyen fizyokratlar tarafından;
    Varlıklıların, zevklerinin peşinde harcama yapmalarına bağlanacak,
    Ve bize “Reagan”lı, “Thatcher”lı “ultra liberalizm!”in çıkış tezlerini de hatırlatacaktır!

    Citton da buna; “iğrendiren zenginlik” diyecekti! (Yves Citton, Portrait de l’économiste en physiocrate, sayfa 76)

    “Zenginlik” ve “lüks” yine de erdemle uzlaştırılmaya çalışılacaktı henüz bu dönemde.

    [Devamı 3. bölümde]

    YanıtlaSil
  29. [3. BÖLÜM]

    ==Kısım C==

    Daha başında ağır bir şekilde eleştirilecekti bu tezler.

    “Linguet” aynı dönemde şöyle yazmayacak mıydı zenginlik ve zenginler için:
    “Zenginlik; bir bireyin kendi etrafına yığdığı gereksiz bir kalabalıktan başka bir şey değildir.
    Bu yığın zaten genel olarak başkalarının sahip olduğu küçük şeylere el konarak elde edilmiştir.
    Kaldı ki zenginin merhameti de zaten daha önce başkalarından elde edilenin küçük bir iadesinden ibarettir!”

    “Ekonomistlerin” ekonomi politiğinin bilim olarak tescili için henüz “Smith” beklenmektedir. Ama radikallikte “Marx”ı dahi aratmayacak “Rousseau”nun fizyokratları eleştirisi ise; bir eleştiri olmak niteliğini çoktan aşmıştır bile.

    Rousseau; ekonomi politiği ve “ekonomisti” tümden reddedecektir. Bu konuda son derece net ve yalın olacaktır.

    Öylesine radikal olacaktır ki tutumu; fizyokratlar kendisine “ekonomi politik” üzerine yazdıkları bir kitabı gönderdiklerinde Rousseau kitabın kapağını bile açmayacaktır.. Quesnay’e bir mektup yazacak ve “bana bir daha lütfen kitaplarınızı yollamayın, aksi takdirde okumadan size iade edeceğim” diyecektir.

    “Ekonomistlerin” kitaplarını hiçbir zaman okumayacaktır.

    Buna karşılık (bugün de olduğu gibi!); “ekonomistler” de muhtemelen Rousseau’yu okumayacaklardır!
    “Amartya Sen” veya “John Rawls”un dışında kimse onun yapıtlarını bir “ekonomi projesi” olarak dikkate dahi almayacaktır!

    Fizyokratların övdüğü lüks; Rousseau için kesinlikle iyi adetlerle çelişecektir.
    Voltaire’e şöyle yazacaktır:
    “Lüks; zenginlik simgesi olabilir, zenginliği arttırabilir.
    Peki, buradan ne sonuç çıkaralım istiyorsunuz?
    Ne pahasına olursa olsun; erdemi hiç dikkate almadan, sadece zenginleşmeyi mi önerelim istiyorsunuz?”

    Ekonomi politiğin temel varsayımlarının ve projelerinin karşısındadır Rousseau:
    “Başka birinin yoksullaşmasına katkıda bulunulmadan nasıl zenginleşilebilir ki?!” diye yazacaktır!

    “Ekonomistlerin” temel hareket noktalarını reddedecektir:
    Onlar “doğal düzen”den yola çıkmamışlar mıydı?

    Ekonomistin doğal düzeni onun için “yasal despotizmin düzeni”dir!

    “Le Mercier de la Riviére” için şöyle yazacaktır:
    “‘Doğal düzen’ dediğiniz; aslında yasal bir despotizmin oluşmasına yol açıyor.
    Doğrusu anlamış değilim; bu yasal despotizminize doğal yasalardan nasıl geçiş yaptığınızı.”

    [Devamı 4. bölümde]

    YanıtlaSil
  30. [4. BÖLÜM]

    Rousseau için:
    Doğanın yasalarına dayanarak “bireysel çıkar”ı meşrulaştırmak,
    Bunu da “toplumsal çıkar”ın kaçınılmaz ve zorunlu yolu olarak göstermek;
    İnsanı ve eylemini; hayvansı motiflere indirgemek demek olacaktı!

    Rousseau fizyokratların “iğrendiren zenginliğine” sırt çeviriyordu!
    Ekonominin temel düzenleyicisinin de “insan iradesi olması gerektiğini” belirtiyordu!
    Doğanın yasalarına dayanarak ekonomi yönetilemezdi!

    Fizyokratlar tıpkı Montchrétien gibi “zenginliği” konu edinmemiş miydi?
    Bilimlerinin paradigması; “çıkarının peşindeki hipotetik bir bireyin dünyasında” rekabetin sağladığı etkinlik arayışı ile örülü değil miydi?

    Faydasının peşinde ömür tüketen bu ”yaratığın” dünyasının kavramları Rousseau için ebedi “kötünün” simgeleri olacaktı.

    “Zenginlik”, “lüks” ve “servet arayışı”;
    Ne bir birey için,
    Ne de bir toplum için amaç haline gelemezdi Rousseau’ya göre.
    Hattâ; “Devletin zengin olduğu bir toplumda; yoksul sayısı artar” diye yazacaktı!

    “Ekonomi politik bilmediği” ileri sürülecek olan Rousseau için:
    “Ekonomi üzerine düşünmek” böylece etkinlik üzerine düşünmek değil;
    “Adalet” üzerine ve “adil bir toplum” üzerine düşünmek demektir!

    Ekonomi politik ise “iktisadi etkinlik” üzerine kuruludur; bu da adalet değildir!
    Böylece Rousseau’ya göre; ekonomi politiğin sosyal ve politik bir felsefe oluşturmaya yönelmesi tehlikelidir!

    Bu anlamda Rousseau’nun ekonomi ve toplum kurgusu; Smith gibi ahlâk felsefesinin izlerini taşıyacaktır. “İktisadi ilişkilerin egemen olduğu bir toplumsallaşma süreci şiddet üreteceği için reddedilecektir” onun felsefesinde.

    Ancak “hasedin”, “isteğin” ve “kıskançlığın” olmadığı, ekonomik ilişkilerle duygusal ilişkilerin birbirinin içinde geliştiği bir organizasyonda “iyi” egemen olabilecektir Rousseau’ya göre:
    “Böyle bir toplumda; kimsenin ‘ayırt edilmek için’ lükse ve gösteriye ihtiyacı olmayacaktır” diye yazacaktır Rousseau!

    Zenginleşmek değildir Rousseau’ya göre yaşamın amacı! Onun için; ekonomi politiğe tümden karşıdır.

    “Nitel bir toplum teorisi denemesi” olarak nitelenebilecek midir Rousseau’nun toplum ve ekonomi teorisi?

    ==Kısım D==

    “Marcel Proust” yapıtlarında ustaca “kıskançlığı” anlatır.

    Kıskançlık duyanın acısını tasvir eder.

    Diyojen:
    “İstek; başka birinin bizim istediğimize sahip olmasının verdiği acıdır.
    Hattâ bizim sahip olduğumuza başka birinin de sahip olması bizi kıskandırır.” diye yazacaktı.

    Başka birinin veya başka bir toplumun sahip olduğunu istemek veya kıskanmak bugün temel bir iktisadi dinamikse;
    Proust’a göre insanlığın tümü acı mı çekiyor olmalı?

    Zenginleşme bu acının ödülü gibi duracaktır o zaman!

    Lüks ise bugün bir takıntı, saplantı haline dönüşmekte değil midir?

    Lükste aranan “ben” ile “diğerleri” arasında farklılık yaratmaksa;
    Bu; “biz” ile başka bir dünyaya ait olan “onlar” arasında düşmanlığı ve şiddeti de körüklemeyecek mi?

    Guy Debord; “görüntü toplumunu” bir “var olma” biçimi olarak tanımlar!
    Birey burada artık “sahip olarak” bile değil; “görünerek” var olmaktadır!

    Hayâlle gerçek (belki de tarihte hiç tanık olmadığımız kadar!) birbirine karışmamış mıdır bugünün dünyasında?

    “Sonsuz zenginliğin”,
    “Tüketimin hayâl oyunu”nda varlık aranmaktadır!

    Ve oyun sürekli yeni baştan sahneye konulmak zorundadır!

    Lüksle “ayırt edilmeyi arzulamak!” sonsuz bir tekrarı gerektirmiyor mu?

    Çağdaş birey aslında fazlası ile kırılgan görünmektedir bugün!

    Vaad edilmiş “sonsuz hazzın dipsiz kuyusunda kaybolma korkusunda ‘görünür olmak ihtiyacı’nda” değil midir bugünün insanı ?!

    Kaynak:
    http://metinsarfati.com/zenginlik-luks-ve-erdem-uzerine/

    [Devamı 5. bölümde]

    YanıtlaSil
  31. [5. BÖLÜM]

    Aşağıda sayın Eğilmez’in yazdıkları ile beraber yorum pencerelerini sonuna kadar lütfen acele etmeden ve dikkatle okuyunuz.

    Okuma esnasında karşılaşacağınız “referans bilgiler”i, bir köşeye kaydediniz ve imkânınız el verdiği müddetçe bu bilgilere ulaşmaya çalışınız:

    1. Ahbap Çavuş Kapitalizmi
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

    2. Temel Yanılgılarımız
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/temel-yanlglarmz.html

    3. Girişimcilik
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/06/girisimcilik.html

    4. İİBF’de Bölüm Seçimi
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/iibfde-bolum-secimi.html

    5. Küresel Krizin Çözümü İçin Maliye Politikasına İhtiyaç Var
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/kuresel-krizin-cozumu-icin-maliye.html

    6. Fiyat, Faiz, Kur Derken Asıl Meseleyi Kaçırıyoruz
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/07/fiyat-faiz-kur-derken-asl-meseleyi.html

    7. Büyüme Düştü, Merkez Yandı
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/buyume-dustu-merkez-yand.html

    8. İİBF Sorunu
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/iibf-sorunu.html

    9. Türkiye Ekonomisinin Bugünkü Sorunları
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/turkiye-ekonomisinin-bugunku-sorunlar.html

    10. Reform İllüzyonu
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/09/reform-illuzyonu.html

    11. Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli?
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/universite-suresini-nasl-degerlendirmeli.html

    12. Ne Pahasına?
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/12/ne-pahasna.html

    13. Bilim ve İnanç
    http://www.mahfiegilmez.com/2015/02/bilim-ve-inanc.html

    14. Yalnızlığımı Söylemeyin Kimseye
    http://www.mahfiegilmez.com/2015/03/yalnzlgm-soylemeyin-kimseye.html

    [Devamı 6. bölümde]

    YanıtlaSil
  32. [6. BÖLÜM - SON]

    “...
    Bilim uzun ve çetin bir yoldur çocuklar.

    Bilimi yarı yolda bırakmayın; olur mu çocuklar?!

    Oppenheimer gibi hissediyorsanız; bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük barajlarda başkası çalışsın!

    Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar kurmak çekici gelecektir;

    Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın!

    Bazıları da insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak kuvvetli olmak isteyeceklerdir;

    Bırakınız parayla da onlar uğraşsın!

    Sizin kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa,

    Siz de Leonardo Da Vinci gibi ‘Kuvvet nedir?’ diye merak ediyorsanız:

    Buyrun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim.

    Çünkü:

    Bazılarına göre ‘kuvvet’; ‘para’ ile ‘organizasyon’un çarpımına eşittir!

    Bize göre de ‘kuvvet’; ‘ivme’ ve ‘kütle’yi ilgilendiren bir büyüklüktür!

    Bu iki formülü birbiriyle karıştırmayın; olur mu çocuklar?!

    ‘Kürsü’ ile ‘ticarethane’yi birbirine karıştırmayın; olur mu çocuklar?!
    ...”

    [Prof. Dr. Mustafa İnan
    İnşaat Mühendisi
    1911-1967
    “Bir Bilim Adamının Romanı”
    Oğuz Atay
    1975]

    ===UYARI MESAJI (1)===

    Animasyon video:

    “Hayatta herbirimizin görevi var; peki ama bu görevler ne ?!

    El Empleo

    The Employment”

    Süre: 7dk.

    Adres:
    http://vimeo.com/32966847

    ===UYARI MESAJI (2)===

    “Sınıf bilinci nedir ?!”

    “Kaç Bize Gel !”

    Süre: 5dk.

    Adres:
    http://vimeo.com/57447092

    “Hayatta kalma rehberi (1)”
    http://kacbizegel.com/wp-content/uploads/Kac-bize-gel-brosur-1.pdf

    “Hayatta kalma rehberi (2)”
    http://kacbizegel.com/wp-content/uploads/Kac-bize-gel-brosur-3.pdf

    ===UYARI MESAJI (3)===

    “Bencillik Çağı ~ Ben Çağı (The Century of the Self)”

    Hazırlayan: Adam Curtis (İngiliz belgesel ve film yapımcısı)

    Yayın yılı: 2002

    Bölümler:

    Bölüm 1: Mutluluk Makineleri (Happiness Machines)
    Türkçe altyazılı video:
    http://vimeo.com/22918234

    Bölüm 2: Rıza & İkna etme mühendisliği (The Engineering of Consent)
    Türkçe altyazılı video:
    http://vimeo.com/23204840

    Bölüm 3: Herbirimizin kafasının içine birer polis yerleştirilmiş: Bütün bunları kafamızdan kovmalıyız.
    (There is a Policeman Inside All Our Heads: He Must Be Destroyed.)
    Türkçe altyazılı video:
    http://vimeo.com/23485787

    Bölüm 4: Kettering’de şarap yudumlayan sekiz kişi
    (Eight People Sipping Wine in Kettering)
    İngilizce video:
    http://www.dailymotion.com/video/x17b3nc_the-century-of-the-self-eight-people-sipping-wine-in-kettering-4_news

    ===UYARI MESAJI (4)===

    Prof. Dr. Yankı Yazgan (psikiyatrist) ile yapılan röportaj:

    “REKABET” KELİMESİNİ BEBEKLİĞİMİZDEN İTİBAREN BİZE NASIL ÖĞRETİYORLAR ?!

    Adres:
    http://www.youtube.com/watch?v=o-0pePCFp4A

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. didnt read lol
      http://knowyourmeme.com/photos/154912-didnt-read-lol

      Sil
    2. You don't have to read, mate! Cos; you think you're very exceptional!

      Hundreds and thousands of people have been reading, learning and experiencing...

      We hope; one day you'll join us!

      Sil
    3. İnanın tüm gayretlerime rağmen yazılarınızın tamamını okuyamadım. Çünkü öylesi beylik cümleler kurmuş, öyle çok ünlem işareti kullanmış(ki bunlar bana miting alanlarındaki o gereksiz ciddiyeti anımsatıyor ) ve öylesi kopuk bir anlatımınız var ki diğer önerilerinizi okumayı tamamlamayı başaramadım. Mahfi Hoca'yı okuyup keşke biraz ders çııkartsaymışsınız. zira maharet uzun cümleler kurup Kaya Ersoy'un da dediği gibi " laf salatası " yapmak değil onu biraz basite indirgeyebilmektir. Bir şeyler anlatmaya çalışıyorsunuz, teşekkürler lakin yorumlarınızı okumaya ömrüm yetmeyecek gibi görünüyor.

      Sil
    4. Sayın Aisa,

      Eleştiriniz için teşekkürler.

      Ne yazık ki değerlendirmeniz metnin vermeye çalıştığı mesajlara yönelik değil.

      "Beylik cümleler..." ve "...bunlar bana miting alanlarındaki o gereksiz ciddiyeti anımsatıyor..." açıklamanız; metni anlamak için okumadığınız izlenimi veriyor.

      En başta şunu belirtmemiz gerekir:
      Okumaya çabaladığınız metnin; miting meydanlarında dile getirilmesi (şimdilik) o kadar mümkün gözükmüyor!

      Sayın Kaya Ersoy'un üzerinde önemle durduğu "laf salatası" uyarısı ile; şahsınızın aynı benzetmeyi yukarıdaki metin için yapması aynı doğrultuda değil. Öncelikle bu yanlışı düzeltmeyi isterim.

      İlk olarak şu referansa:

      KİTAP: Kitapları Nasıl Okumalı
      Yazanlar: Mortimer J. Adler & Charles Van Doren
      Çeviren: A. Erkan Koca
      Yayınevi: Birleşik Dağıtım Kitabevi
      (Son baskı 2011'de yapılmış)

      İkinci olarak şu adrese:
      http://metinsarfati.com/zenginlik-luks-ve-erdem-uzerine/

      Üçüncü olarak şu adrese:
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/ahbap-cavus-kapitalizmi.html

      Dördüncü olarak şu adrese:
      http://www.mahfiegilmez.com/2014/05/temel-yanlglarmz.html

      Beşinci olarak şu adrese:
      http://www.mahfiegilmez.com/2015/05/ekonomi-politikasyla-ilgili-faizler.html

      Altıncı olarak şu adrese:
      http://www.mahfiegilmez.com/2015/05/dolar-nicin-dusuyor.html

      odaklanmanızı tavsiye ederim.

      Saygılarımla

      Sil
  33. Hocam bugün Türkiye'deki verimsiz harcamalar azaltılarak da mevcut vaatler gerçekleştirilebilir mi ? ben parero optimumunun sağlanamadığını düşünüyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru düşünüyorsunuz. Dediğiniz düzenlemeler mevcut vaatlerin karşılanmasına yeter mi emin değilim ama önemli bir katkı sağlayacağını tahmin ediyorum.

      Sil
    2. bende katılıyorum hocam. Türkiyede kamu kesiminin israfı mali disiplinsiziğin temeli. Memurum kendimi bile israf olarak görüyorum. Benim yatıptığım iş çok daha ucuza yapılabilir. Makam arabaları, makam odaları, temsil giderleri ihtiyaç analizi yapılmadan alınan kamu malları ve projelerinden hiç bahsetmiyorum bile.

      Sil
  34. Merhaba,

    Düşük gelir gruplarına sağlanacak bir ek gelirin ortaya çıkaracağı ekonomik sonuçları, çok güzel anlatmışsınız. Bu güncel konudaki aydınlatıcı yazınız için teşekkürler.

    Bizim tartışma anlayış ve alışkanlıklarımızın sonucu olarak, yazınızla ilgili yorumların bir çoğunun, ekonomi alanı dışına çıktığı görülüyor. Bu nedenle ben de bu konudaki görüşlerimi, biraz daha geniş bir çerçevede aktaracağım.


    Ülkemizde ne zaman düşük gelir guruplarına bir şeyler verilmesi söz konusu olsa, hatta asgari ücretin belirlenmesi sırasında bile, hemen kaynağın nereden bulunacağı sorusu ortaya atılır. Başka işler için hiç kaynak soran olmaz. Türkiye’de dolar milyarderlerinin sayısı ikiye katlanınca kaynak sormak kimsenin aklına gelmemişti. İkinci bir İstanbul Boğazı yapmak komedisi ortaya atıldığında bile, kaynak soran olmamıştı. Türkiye’de son yıllarda uygulanan, iktidarın politik çıkar sağlamak amacıyla, bütçe kaynaklarını, sadaka biçiminde ve keyfince dağıtması da kaynak sorma meraklılarının ilgisini çekmemişti.


    Şimdi ise, konunun bu şekilde tartışılması “ para babalarının” kurnazlığıdır. Ülke kaynaklarının kullanımındaki İmtiyazları, öncelikleri, avantaları tehlikeye girenler, bu durumda hemen piyasaya çıkarlar. Önce kaynak sorulur, sonra kaynak bulmak için gelecek yüksek vergiler, olmadı hiper enflasyon tehlikesi, halkı korkutmak için, çeşit çeşit kurt masalı piyasaya sürülür.


    Politikanın alfabesini bilenler bilir ki, politika, temelde bir kaynak dağıtma sorunudur. Politikada sorulacak soru, kaynağı nereden bulacaksın değil, kaynakları hangi önceliklerle kullanacaksın, hangi önceliklerle dağıtacaksın sorusudur. Bütçenin anlamının ve öneminin de bu olduğu birinci sınıf maliye dersinde anlatılır.


    Kaynak soranlara verilecek cevap: Bu güne kadar size kullandırılan kaynakları, şimdi burada kullanacağızdır. Eğer kaynak soran, ensesi çok kalın biriyse, ben ona da şunu derdim: Gereken kaynağı senden ve senin gibilerden alacağız. Hiç merak etme ekonomik bir sıkıntı çıkmaz.

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katkınız için teşekkür ederim. Evet politika bir kaynak dağıtım işidir, ekonomi de o dağıtımın nasıl olup da en yüksek yararla veya en az zararla yapılabileceğine yanıt arar.

      Sil
  35. Hocam devletin kamu harcamalarını aracı kuruluşları ortadan kaldırmak için kullanması ne kadar olanaklıdır ve bu durum ekonomide canlanmaya yol açar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aracılık, kapitalizmin belkemiğidir. Onları ortadan kaldırırsanız sistem işlemez. Bakın 2012'de bu amaca yönelik bir hal yasası düzenlemesi yapıldı, dünyada gıda fiyatları düşerken bizde artıyor.

      Sil
    2. Sayın hocam, bu ifadeniz dikkatimi çekti ve sormak istedim. Acaba kastınız aracı olmazsa mal değişiminin kaydının olamayacağı ve bunun da vergi vb denetim unsurlarını olanaksız kılacağı mıdır? Çünkü mantıken aracı aslında maliyeti yükselten bir unsur ve örneğin hal denen şey aslen bir tür gereksiz komisyonculuk gibi görünmekte. Acaba bu tür ara unsurlar maliyeti arttırsa da "kapitalizmin doğası gereği" ilginç bir işlevi mi yerine getirmekteler? Aydınlatırsanız sevinirim. Teşekkürler.

      İ.İ.

      Sil
  36. Hocam emeklilere bu şekilde yapılacak zam sizinde belirttiğiniz gibi tasarrufa değilde harcamaya gidecek. Peki bu piyasada talebi canlandırıp bir miktar enflasyona sebep olmazmı ? Eğer olursa bu durumda asgari ücretlinin alım gücü azalmış olmazmı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu uygulama enflasyonda artışa neden olur. Bugün Türkiyenin karşısındaki sorun şudur: Enflasyonda biraz artışa razı olarak büyümeyi artırmak ve dolayısıyla işsizliği azaltmak mı yoksa düşük enflasyonla birlikte düşük büyüme ve yüksek işsizliğe razı olmak mı? İkisinin de sorunları var. Ne yazık ki ekonomide bir taşla üç kuş vurmak mümkün eğil.

      Sil
  37. Sayın hocam seçim vaatlerine tam bir ekonomist gibi yaklaşmışsınız. Söylediklerinizin iktisadi olarak doğru olduğunu kabul ediyorum. Ancak meselenin sosyolojik, siyasi boyutları var ki asıl mesele budur. Şöyle özetleyim:

    İstanbul'un en zengin ilçeleri beşiktaş, bakırköy, şişli, sarıyer
    En fakir ilçeler: sultangazi, arnavutköy, sultanbeyli
    ilk 4 tanesinden hemen her seçimde chp çoğunluk olarak çıkıyor.
    ikinci 3lüden ise hemen her seçimde akp çoğunluk olarak çıkıyor.
    Sizin olabilir diye öne sürdüğünüz teori işte burada sekteye uğruyor. Chp seçmeni oligarşik düşünce yapısına sahip. Ülkedeki asıl unsurun kendileri olduğunu hemen her durumda ileri sürüyorlar. Mefta bir profesör hanım aynısını kameralar karşısında çekinmeden de söylemişti. Halkın refah durumunun yükselip farzı misal uçağa binmesini "ıyy bunlarda uçaklara binmeye başladı" şeklinde veya bizzat yaşadığım hadisede ki gibi "sen starbucks'a yakışmıyorsun" şeklinde tepki vererek rahatsızlık duyduklarını dile getiriyorlar.
    özetle chp'nin kendi seçmeni olan zengin kesimden yüksek vergi alıp, hiçbir seçimde kendisine oy vermemiş bir kesime aktaracağını düşünmek, bunun parti tabanını rahatsız etmeyeceğini düşünmek dahası chp nin böyle bir risk alacağını iddia etmek en basit ifadeyle hayalciliktir. "Olsun onlar da bu ülkenin insanı değil mi" tarzı yaklaşımlar saf ütopyadan öteye geçmez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim yazım CHP için sorulmuş bir soruya yanıt olduğu için sanki CHP içöin yazılmış gibi görünse de aslında herkes için yazılmış bir yazıdır. Bence mevcut hükümet de bu uygulamaya gaçmelidir.

      Sil
    2. Saat: 11.11’ in adsızı,

      İstanbul ilçelerinden aldığınız örnekleri pek güzel çözümlemişsiniz. Çözümleme için kullandığınız ölçü olan zenginlik, sizin hayata yaklaşımınızı çok güzel gösteriyor. Ben olsam kıyaslamada eğitim düzeyini kullanırdım.


      Sizin, eğitim düzeyini neden kullanmadığınız, yazınızın düzeyinden anlaşılıyor. Sizin "farzı misal" dediğiniz sözün aslı "farz-ı muhal" dir ve kullandığınız bağlamda kullanılmaz. Olması pek olası olmayan bir şeyin, olacağı varsayımını belirtmek için kullanılır. Siz onun yerine "örneğin" diyebilirdiniz. Ya da, Türkçe'yi sevmiyor ille de Arapça'sını kullanmak istiyorsanız "mesela" diyebilirdiniz.


      Arapça sözcük kullanma merakında olanların, çoğu zaman anlamlarını doğru dürüst bilmedikleri, doğru bir biçimde söyleyemedikleri Arapça sözcükleri söylemeye çalışarak, kendilerini komik duruma düşürmeleri size özgü değil. Her gün, TV’lerde de bunları izliyoruz.



      Artık yaşamayan bir profesörden mefta diye söz etmişsiniz, siz örneğin, dedenizden mefta diye mi söz edersiniz? Bu söz, Arapça konuşma özentinizden mi geliyor, yoksa özel bir niyetin ifadesi mi?



      Sözünü ettiğiniz profesör, söyleyeceğini, sizin anlatımınızla, “kameralar karşısında çekinmeden söylemiş”, sizin gibi adsızlığa sığınarak ahkâm kesmemiş.



      Türkçede CHP, AKP gibi, kelimelerin baş harfleriyle yapılan kısaltmalar benim yazdığım gibi yazılır. Sizin yazdığınız gibi, chp, akp diye değil. Hele Chp şeklinde hiç değil.


      On milyondan fazla seçmenin hepsinin “düşünce yapısını”, pek güzel belirlemişsiniz "oligarşik". Yazınızın düzeyine bakınca, oligarşik sözcüğünün anlamını bilmediğiniz, sizin gibilerin sevdiği, kulaktan dolma bir slogan olarak kullandığınız düşünülebilir.


      Şu anda sultasında yaşamakta olduğumuz, örgütlü cehaletin zorbalık düzenini savunduğu anlaşılan sizin gibi kişiler, ülkede " asıl unsur" aramak merakındadır ve bu " asıl unsur" un da, kendileri olduğunu, sizin seveceğiniz Arapça bir sözcük kullanayım, vehmederler.



      Demokrasiyi, uygun durakta inecekleri bir tramvay olarak kabul edenlerin aksine, demokrasinin ne olduğunu bilen ve onu içselleştirmiş olanlar, bir "asıl unsur" aramazlar. Sizin gibi zorbalığı içselleştirmiş garibanların anlayamayacağı, "eşit yurttaşlık" inancını benimserler.



      Starbucks gibi, son yılların, vurgun, soygun ve talan ortamında ortaya çıkan moda markaları, gene bu vurgun, soygun ve talan ortamında ortaya çıkmış olan, sizin gibi kişiler önemserler. Oralara gittikleri zaman kendilerini önemli sanarlar, başka övünecek bir şeyleri olmadığı için, bu gibi şeylerle övünürler. Sosyal düzey farklılığına örnek falan verecekleri zaman da hemen, özendikleri bu yerler akıllarına gelir.



      Yazınızın, özetle diye başlayan son paragrafı, iyice çorbaya dönmüş. “CHP seçmeni zengin kesim” falan, gene desteksiz atılmış laflar. Zengin kesim, sizin pirinizin “ bizim dönemimizde, sevetlerini ikiye üçe katladılar ” dediği kesimdir. Onların kimi desteklediğini, ekonomi kanallarında her gün boy gösterip, ahkâm kesen temsilcilerinden öğrenebilirsiniz.



      Yetersizliklerinizi sergileyecek yazılar yazmakla uğraşacağınıza, biraz izleyin, okuyun, çevranize bakının. Öğrendiklerinizin, gördüklerinizin çok hoşunuza gideceğini sanmam ama, korkunun ecele faydası yok. Yeni döneme alışmaya çalışın.

      Sil
  38. Sayın Eğilmez, ekonomiden pek anlamayan, mühendis kökenli birazda yaşlı bir vatandaşım. Biraz bilgi ve tecrübelerimle iyi çalışmayan bir mekanizmanın olması gereken, düzgün bir şekilde çalışır hale getirilmesi için önce o mekanizmanın çalışma prensiplerinin çok iyi bilinmesi ve görülmesi gerektiğini düşünüyorum. İçinde bulunduğumuz ekonomi mekanizmasının çalışması düzgün olmadığından asgari ücretin arttırılması, veya düşük gelirlilere daha fazla ücret verilerek harcamalarının arttırılması ve tüketime yöneltilerek ekonomi mekanizmasının düzgün hale getirilmesi veya daha iyileştirilmesi düşünülüyor. Ancak sizin de bahsettiğiniz üzere ekonomi mekanizmasının çalışma prensiplerinin çok iyi bilinmesi ve görülmesi hususu biraz göz ardı ediliyor zannediyorum. Yani ekonomi ortamımız çok muğlak, bulanık veya tamamen karışık bir halde. Bunlar tam olarak görülmeden yapılacak iyileştirme, tamir çalışmalarının ,iyi neticeler vermesi tesadüflere ve şansa bağlı kalır. Demek istediğim; halen ekonomimizde devlet tarafının borçlarının , belediyelerin borçlarının, belediyelerin kurduğu belediye şirketlerinin borçlarının, ne olduğu, kime olduğu, ne zaman ödenmesi gerektiği, ayrıca yapılan projelerin maliyetlerinin (başlangıç maliyeti - proje tamamlandığındaki maliyeti) ne olduğu, ödenmesi, gereken borçların kime ve ne kadar olduğu hesapları tam olarak çıkarılmalıdır. İlaveten bakanlıkların bütçelerinin sayıştay hesaplarının ortaya konulması, alacak ve borçlarının tam olarak belirlenmesi gereklidir diye düşünüyorum. Bu geçmiş ekonomik durumun tam bir röntgeni çıkarılmalı, halen devam eden projelerin ödemeleri, gelecek projelerin ödemelerinin çıkarılması, mevcut borç ödemelerinin de ilavesiyle ekonomi mekanizmamızın durumu ortaya konulması, toplanacak gelirlerin düzgün, güvenilir rakamlar ile belirlenmesi yani ortamın şeffaflaştırılması gereklidir diye düşünüyorum. Bulanık ortam içinde ekonominin düzeltilmeye çalışılması, karanlık odada çıkış kapısının aranması gibidir diyorum. Sizin de belirttiğiniz gibi ekonomi ,kaynakların harcanması olduğu gibi kaynakların toplanması mekanizması olarak görülebilir mi? Bu kaynakların harcanması ve toplanması şeffaf yapılmadığı , suyun bilhassa bulandırıldığı bir ortamda iyileştirme, tamirat ne kadar güvenilir olabilir? Ancak bu şeffaflığın yaratılmasının uzun süre alacağının bilincinde olan bir vatandaş olarak, diğer bazı iyileştirme çalışmalarının da yapılması gerektiğine inanıyorum. Yazmaya çalıştığım konuların, yapısal reformlar konusuna gireceğini söyleye bilirsiniz. Ben bir basit vatandaş olarak yapısal reform denildiğinde, tam olarak nelerin kast edildiğini göremiyorum, ancak devletin, belediyelerin, bakanlıkların, borçlarının ortaya dökülmesi, sayıştay raporlarının açıklanması, projelerin başlangıç ve bitiş maliyetlerinin bildirilmesi , hangi şirketlerin, ne kadar alacakları olduğunun , yani şeffaflığın sağlanması dendiğinde anlayabiliyorum. Ekonomi mekanizmasının üretim, tüketim ve rekabet sistemlerinden oluştuğu , hükümetin bizim vergi paralarımızı ve bizden öncekilerin miras bıraktıkları varlıkları harcadığı dikkate alındığında, şeffaflığa her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bu sağlanamadan ekonomi mekanizmamızın çalışmasını iyileştirmemizin pek mümkün olamayacağı ve gelişmiş ülkeler sınıfına giremeyeceğimizi düşünüyorum, acaba yanılıyor muyum? İlaveten Amerika'da Henry Ford , T model otomobilinin satışını arttırmak için, işçilerinin maaşlarını arttırarak, bu aracı satın alabilecek seviyeye getirdiği, Ford otomobil fabrikasının bu sayede durumunun güçlendiği herkesin malumudur. Acaba bizdeki emeklilerin ve düşük gelirlilerin ücretlerinin arttırılması düşüncesiyle, Henry Ford'un bu misali benzerlik taşıyorlar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir değerlendirme, teşekkürler paylaşım için.

      Sil
  39. Seçim vaatlerinde nominal değerler vermek ne kadar doğru?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siyasetin doğrularıyla ekonominin doğruları farklı şeyler.

      Sil
    2. Unutmayalım ki:

      SİYASET ile EKONOMİ iç içedir!

      Siyasetin de, ekonominin de doğruları 'bütün zamanlar için' geçerli değildir!

      Tehlike şurada başlıyor:

      Dünyanın düzenini; sadece ama sadece 'teknokrat' prensiplere sahip 'oldukça katı'; 'EKONOMİZM' ideolojisini hayatının yegâne gayesi edinmiş kişi veya kişilere yüklemek istiyorlar! (Özellikle üniversite çağına gelmiş nesilleri, çarçabuk sigaraya alıştırır gibi 'girişimci ol, şirket kur, mal sat; ve sömürü düzenini sen de devam ettir!' ziyniyeti ile yavaş yavaş zehirlediklerini hatırınızdan asla çıkarmayınız!)

      'Siyaset'teki tehlike ise yukarıdaki kadar ölümcül değil!

      Yeniden, yeniden, yeniden 'Ekonomi Politik'e odaklanmalıyız. 'İlerlemek' ancak ve ancak bu yolla mümkün!

      Sil
  40. Merhaba Hocam,

    Bildiğiniz gibi üç büyük klüp borç içinde yüzüyor ve batmaları an meselesi.

    Bu konu ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyor musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünmüyorum. Türkiye'de üç konu üzerine yazdığınız yazıları tarafsız olarak değerlendirebilen insan sayısı çok az. O üç konu: Din, siyaset ve futbol. Bu konuların fanatik taraftarları var. En ufak bir eleştiriyi bile kaldıramıyorlar. Onun için ben eskiden arada sırada bu konuları yazardım şimdi yazmıyorum.

      Sil
    2. Hocam bazilari kaldiramiyor diye murekkebinizi kurutacak biri olarak gormekedik sizi. Lutfen bu konu hakkinda cikarimlarinizi yazin.

      Sil
    3. Sn. Adsız, Mahfi Bey'e http://abcspor.com/index.php/inanilmaz-bir-yarisa-sahne-olan-cezayir-ligi/ sitesindeki gibi tablolarla geliniz, zira böylesi durumlar onun ilgisini çekecektir. Kısır tartışmalarla değil, sayılarla ve bilimle dolu bir hayatı tercih etmiş birisi muhattabımız. Saygılar.

      Sil
  41. Açıklamalar için teşekkürler hocam. Burada kafama takılan bir kaç husus var. Asgari ücrete yapılacak zammın reel sektörde istihdam talebinde azalmaya sebep olması muhtemel değil midir? İkinci husus vergi artışlarının gelir dağılımını pozitif etkileyeceğinden bahsetmişsiniz ama ülkemizde maalesef vergilerin büyük çoğunluğu dolaylı vergiler. Marjinal vergi oranlarındaki artış zengin kesimi olduğu kadar düşük gelir seviyesindeki vatandaşların alım gücünü de etkilemeyecek mi? Ben yapılması planlanan bu popülist politikanın olumlu sonuçlar doğurmayacağını, aksine işsizlik ve kamu borç stoğunun artışını körükleyeceğini düşünenlerdenim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asgari ücretin artırılması başlangıçta reel sektörde istihdam kaybına yol açabilir. Eğer ekonomide canlanma olursa bu kayıp ileride telafi edilebilir. Ama eğer ekonomide canlanma olmazsa hem amaca ulaşılamamış olur hem de istihdam düşüşü yaşanmış olur. Bu, bu tür ekonomik yaklaşımların en önemli riskidir.
      Benim burada kastettiğim dolaysız vergilerde (örneğin gelir vergisinde) üst gelir gruplarının vergi oranlarında 1 - 2 puanlık artıştı.
      Düşündüğünüz sonuçların oluşması muhtemeldir. Ama bu tür sonuçlar doğabileceği endişesiyle asgari ücretliyi sürekli asgari bir yaşamda tutmamız da doğru değildir. Kamu harcamalarında tasarruf edilebilir kalemler olduğunu dikkate alırsak bu adımlar için çözüm yolları bulunabilir.

      Sil
  42. altın kısa vadede artık yükselmez diyebilir miyiz hocam. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Diyemeyiz, dünyanın neresinde ne gibi sorunlar çıkacağını bilmiyoruz. Bakın durup dururken bir sabah kalktık Yemen sorunu çıktı.

      Sil
  43. Hocam.Bütçe dışı fonların bütçe içine aktarılarak fon yaratalacağı söyleniyor. Bu fonların en yüksek üç tanesinin adını ve yıllık fon tutarının takribi ne kadar olduğuna dair bir bilginiz var mı.Bu fonlar en azından vaadlerin önemli bir bölümünü karşılarmı. Ne dersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bildiğim 5 tane fon bütçe dışı fon olarak kaldı:
      Sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik fonu, savunma sanayi destekleme fonu, tanıtma fonu, tasarruf mevduatı sigorta fonu ve özelleştirme fonu. Bunların tutarlarıyla ilgili elimde bir bilgi yok.

      Sil
  44. Hocam pikety nin kitabını okuyorum anladığım kadarıyla diyorki gelir dağılımı eşitsizliği piyasada düzelmez savaş hariç ancak devlet politikasıyla düzelebilir chp nin programı bu mantığamı hizmet ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet sanıyorum Pikety'den esinlenme söz konusu.

      Sil
  45. Hocam ellerinize, emeğinize, zihninize sağlık. Sizin gibi bu toprakların yetiştirdiği tecrübelerden devlet aklının daha fazla yararlanması gerektiği görüşündeyim. Sizi ekonomi bakanı olarak görmek isteriz. Sevgi ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ama ben kendimi oralarda görmek istemiyorum. Bulunduğum yerden son derecede mutluyum. Çünkü buradan sizlere bir yararım dokunuyor ve bunu hissedip görebiliyorum. Bundan daha büyük bir mutluluk da düşünemiyorum.

      Sil
  46. kaynak...milletin din duygularından daha büyük bir kaynak mı var?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir demagoji örneği vermişsiniz.

      Sil
  47. Hocam Zeybekci bizdeki enflasyonun sebebinin kur artisi olmadigijini soykedi sizin aksinize.siyaset kojusunda konusmak istemediginizi biliyorum. Ben sadece Zeybekcijin neye dayanarak bunu soyledigi konusunda farkli bir parametre uretemedigim icin aklima siz geldiniz. Sizce neye dayanarak soylemistir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç bir fikrim yok. Kendisine sormak lazım. Ben onun adına bu açıklamayı neye göre yaptığını yanıtlayamam.

      Sil
  48. tarih kitapları için bir yazar önerebilir misiniz mahfi bey, zira taraflı yazarlardan öğrenmek istemiyorum. saygılar efendim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu kitaplarla başlarsanız sağlıklı bir yol üzerinden ilerlemiş olursunuz:

      KİTAPLAR:
      Dünya Tarihi - 1.Cilt - İlkçağ
      Dünya Tarihi - 2.Cilt - Ortaçağ
      Dünya Tarihi - 3.Cilt - Yeniçağ
      YAZAN: Susan Wise Bauer
      ÇEVİREN: Mihriban Doğan
      YAYINEVİ: Say Yayınları

      KİTAP: Antik Dünya & İlk Kayıtlardan Roma'nın Dağılmasına
      YAZAN: Susan Wise Bauer
      ÇEVİREN: Mehmet Moralı
      YAYINEVİ: Alfa Yayınları

      KİTAP: Ortaçağ Dünyası
      YAZAN: Susan Wise Bauer
      ÇEVİREN: Mustafa Küpüşoğlu
      YAYINEVİ: Alfa Yayınları

      KİTAP: Rönesans Dünyası
      YAZAN: Susan Wise Bauer
      ÇEVİREN: Mehmet Moralı
      YAYINEVİ: Alfa Yayınları

      Sil
    2. Size benim çok beğendiğim bir kitabı önereceğim: Alaaddin Şenel: İlkel Topluluktan Uygar Topluma.

      Sil
    3. çok teşekkürler adsız, çok teşekküler sayın mahfi bey...

      Sil
  49. Alt gelir grubundaki bu gelir artışı daha çok hangi mallara yönelecek acaba bizim ürettiğimiz mallaramı yoksa ithal mallaramı etrafıma bıraz bakıorumda karnı aç ama elinde son model telefon cebinde hiç bir zaman eksik etmediği malborasu olan adamlar var.Tüketiceler gerçekten her zaman rasyonelmi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle alt gelir gruplarına yönelecek ücret artışları, ikramiye vb temel ihtiyaç maddelerine harcanır.
      Buna karşın gelişme yolundaki ekonomilerde sıkça rastlanan 'gösteriş tüketimi' bu dediğiniz mallara talebi de artırabilir. Ama ben bunun sınırlı kalacağını düşünüyorum.

      Sil
  50. üstad hangi siyasi irade başta olursa olsun ekonomi politikalarına destek olması açısından danışman olmanız lazım kolay gelsin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben buradan ücretsiz danışmanlık yapıyorum zaten, yararlanmak isteyene açık bedava bu blog. Ama bir yerlerde kadrolu danışmanlık yapmam. Çünkü danışırmış gibi yapıp da bildiğini okuyan siyasetçilerin başarısızlıklarına ortak olamam bu saatten sonra.

      Sil
  51. Altyapi yatirimlarinin marjinal getirisinin zirveye yakin oldugu bir ekonomide, yatirimlarin kisilip sosyal programlara donulmesi cok guzel olacak. Taksi plakasi, cay ocagi, arsa deger artisinin yanisira yeni donemin parolasi "Simitcide iki ayfon" olabilir. Cunku, sanayimiz bu yuzden gelismiyor. Herseyimiz var, ic talebimiz yok. Bolsevizm, Mensevizm, Maoizm, ve simdi de Turk-Yunan ortak icadi olan Tuydikelimizm. Ve hatta Britanya'dan alacagimiz savas tazminatini Aktiflere simdiden yazalim.

    YanıtlaSil
  52. Kısa notlar : (1) Haftasonu dahil sabahın erken saatlerinde cevap yazmanıza hayranım (2) İdealimdeki Türkiye'de siz, İ.Ortaylı ve A.Sicimoğlu'nun devlet kademelerinde çok önemli görevleri var, kimin ne rolde olduğunu tahmin edersiniz (3) http://abcspor.com/index.php/inanilmaz-bir-yarisa-sahne-olan-cezayir-ligi/ Bu haberi gördüğümde aklıma siz geldiniz, ama blog'u sulandırmak da istemedim. Ancak finansal olmasa da sayılarla dolu bir tablonun sizi incelemeye sevkedeceğini biliyorum. Derin saygı ve selamlarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, çok naziksiniz. Ben bu blogu severek yazıyorum ve soruları da severek yanıtlıyorum. Belki bir şeyler öğrenilmesine yararım oluyor ama ben de bu sayede bir çok şey öğreniyorum.
      Burada adı geçen isimlerin hiçbirinin bu dediğiniz görevleri kabul etmesi söz konusu değil diye düşünüyorum. Sizinle bir deneyimimi paylaşayım. Ben de böyle düşünür ve idealimdeki bazı hocaları bazı makamlara yakıştırırdım. Sonra onlardan bazıları gerçekten de o makamlara geldiler ve hiç başarılı olamadılar. Siyaset, bilimden çok farklı bir alan.
      Gerçekten de Cezayir ligindeki tablo çok ilginçmiş. Ben bunu görmemiştim. Paylaşım için teşekkürler.

      Sil
  53. doğkan aygün27 Nisan 2015 23:41

    hocam bütün okurların yorumlarına ve sorularına hiç sıkılmadan cevap yazıyorsunuz bunun sebebi de meslek aşkı ve öğretme aşkı olsa gerek.hiç bir zaman içinizde ki öğretme aşkı ve şevki kırılmaz inşallah. sizi seviyoruz saygılarımla

    YanıtlaSil
  54. Hocam çok değerlisiniz Türkiye'de insallah degeriniz ılerde dahada cok anlaşılacak

    YanıtlaSil
  55. sonuc olarak kazandigin paraya gore vergi vermek degil mi olay? sanirim her secim zamani gundeme geliyor. bu boyle olsa su soyle olsa bu super sonuc olur gibi laflar laflar. akp neden tek basina zirvede? bence hayal satmadigindan, icraat yaptigindan. sandigi ozledik vallahi, soyle adam akilli birileri ciksada meydana sandik yuzu gorsek.

    YanıtlaSil
  56. Hocam merhabalar,

    Seçim bildirgesinde yer alan kredi borçlarının borçlarını slime vaadi de aslında insanların tüketimini arttırma olarak destekleyebilir miyiz( tamamen ekonomik olarak soruyorum.) iç talebi arttırmanın desteği olarak.

    Ayrıca cumhurbaşkanının faizleri indirin açıklaması kredi kullanımının arttırılması yatırımın arttırılması istihdamın artması, daha çok kazanan daha çok harcayan bir iç talebin arttırılması amaçlanmış olabilir mi? Aslında iki taraftan da aynı şey hedeflenip farklı ekonomik stratejiler mi söz konusu?

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi de ekonomiye ve hukuka uygun değil.

      Sil
  57. Devlet kamu harcamalarını artırırken vergileri artırmazsa bütçe açığı meydana gelir. Açık borçlanma ile finanse edilirse bireyler anapara ve faiz ödemeleri için gelecekte kendilerinden alınacak vergilerin artırılmak zorunda kalınacağını bilecektir.(Ricardian yaklaşımı) Dolayısıyla yapılacak bu kamu harcamaları borçlanma ile finanse edilse bile vatandaşın cebinden vergi olarak çıkacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üst gelir gruplarının vergi oranları 1 - 2 puan artırılırsa sorun olmaz. Eğer bunu bugün yapmazsak yarın ekonomi krize girdiğinde vatandaşın cebinden çıkacak para da kalmayabilir.

      Sil
  58. sayın hocam; chp nin bildirgesi refahyol hükümetinin memuralara yapmış olduğu o ünlü zam gibi bir durumu gösteriyor..o vakitte bu düşünce ile çıkılmamışmıydı yola...o zamanla şimdiki chp nin argümanları arasındaki farklar nelerdir hocam...

    YanıtlaSil
  59. Yanıtlar
    1. Beni CHP'nin vaadleri ilgilendirmiyor. Soruyu soran arkadaş öyle sorduğu için yazının başlığı da öyle oldu.
      Beni ilgilendiren ekonominin büyüyememesi ve işsizliğin hızla artması. Böyle bir ortamda talebin canlandırılması gerekir. O nedenle buna yol açacak maliye politikası uygulamasını kim yaparsa doğruyu yapmış olur. Aksi takdirde Türkiye durgunluğa gidiyor. Nitekim hükümet emeklilere zam yaparak 4,5 milyar TL'lik yeni bir kamu harcaması onayladığında onun da doğru olduğunu savundum. Doğruyu kim yaparsa bizden destek alır.

      Sil
  60. Hocam selamlar,

    CHP'nin vaatleri çok iç açıcı gelmiyor.

    Asgari ücreti 1500 TL yapacakmış. Soruyorlar, nasıl olacak diye. Açıklıyor birisi. Neymiş, bankalara ödenemeyen kredileri toplayacaklarmış, toplanan kredilerle bunu yapacaklarmış. Zaten ödenemeyen krediyi ödeyemeyen bu asgari ücretliler değil mi?

    Diyelim asgari ücreti bir günde 1500 TL oldu, 1.5 misline çıktı. Ne olur?
    Önce işyerleri bu ücreti ödeyemeyecekleri için işçilerini azaltmaya başlar. 15 işçi çalıştıran 10 işçiye düşürür. Mevcut işçilerin iş yükü 1.5 misli artar. İşsizler arttığı için herkes iş bulmaya koşar. Bu sefer işe talep arttığı için asgari ücretin üstünde alan işçiler işten çıkarılarak yerlerine asgari ücretle çalışacak yeni işçiler alınır. Diğer taraftan maliyet arttığı için malların fiyatları artmaya başlar. Enflasyon ortaya çıkar. Malların fiyatları 1.5 misline çıkar. Önceden 1000 TL’ye aldığın şeyleri zaten 1500 TL’ye almaya başlarsın.
    Eğer yeni para basılmazsa enflasyon olduğu için ve işsizler de arttığı için malları alacak kimse olmaz. Bu sefer mallar satılmadığı için işletmeler zarar etmeye başlar. İşçi çıkarmaya başlarlar. İşçi çıktıkça işsizler artar ve malları alacak kimse kalmaz. Bu sefer mallar elde kalır, sudan ucuza satılırlar ve iş yerleri iflas eder.

    Vaatler bana bunları hatırlatıyor.

    YanıtlaSil
  61. hocam çok güzel açıklamışsınız teşekkürler...

    YanıtlaSil
  62. hocam hırsızlık biterse ne para basmaya ne özel sektörü dışlamaya nede ekonomik tahmin-yoruma ihtiyaç kalmaz.Bu ülkede para çok yeter ki hırsızlık olmasın

    YanıtlaSil
  63. Mahfi Hocam, Ben Açıldığından beri CNBC-e izliyorum ,,, 2002 seçimlerinden önce batan bir ekonomi sonrası bütün Cnbc-e çalışanları ve sunucuları ağız birliği etmişçesine sürekli AKP'nin kadrosundaki ekonomi yönetimin popilist yaklaşımlarının ülkeyi tam bir felakete götüreceğini sürekli dile getiriyorlardı .. Ve o Dönemde korkup yatırım yapmadık ve tarihi fırsatı kaçırdık .. O zaman dile getirilen yaklaşımların bir çoğu şimdi dile getirildiğinde bakıyorum cnbc-e ve diğer ekonomi yazarları bunu popilist yaklaşım olarak sunmuyorlar nedense ... Aradaki çifte standart içeren yorum farkını bir türlü çözemiyorum ....

    YanıtlaSil
  64. Konuyla ilgili bende bir yazı yazdım, sitede yayınlanmasına gerek yok ancak lütfen görüşünüzü bir eğitimci olarak bana iletiniz.
    https://saidonderalbayrak.wordpress.com/2015/09/15/asgari-ucret-neden-dusuk-yukseltilebilir-mi/

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...