29 Nisan 2015 Çarşamba

En Büyük 20 Ekonomi ve Perde Arkası

Yazının hemen altında iki tablo yer alıyor. İlk tablo  cari fiyatlarla GSYH’sı en yüksek olan 20 ülkeyi, bu ülkelerin cari fiyatlarla GSYH’sını (CF GSYH), bu GSYH’lara göre 188 ülke arasındaki sıralarını, cari fiyatlarla kişi başına gelirlerini (CFKB Gelir), kişi başına gelire göre 188 ülke arasındaki sıralarını ve son olarak da insani gelişmişlik endeksinde 187 ülke arasındaki sıralarını gösteriyor. İkinci tablo ise aynı şeyleri bu kez cari fiyatlarla değil satınalma gücü paritesine göre gösteriyor (Buradaki analizde ilk tabloyu kullanacağım. İkinci tabloyu karşılaştırma amaçlı olarak sunuyorum.) Her iki tablo da 2014 yılı verileridir 

Tablodan çıkan sonuçlar:
(1) Cari fiyatlarla GSYH’yı esas aldığımızda ilk üç sırada ABD, Çin ve Japonya yer alıyor. Kişi başına gelirde ABD 10, Çin, 78, Japonya ise 26. sırada bulunuyor. İnsani gelişmişlik endeksine baktığımızda ise ABD 5, Çin 91, Japonya 17. sırada yer alıyor. Demek ki bir ülkenin GSYH’sının yüksekliği o ülkenin gelişmişliğinin göstergesi değil. Kişi başına gelirin yüksekliğinin, insani gelişmişlik endeksinin yüksekliğiyle çok daha yakından ilgili olduğu anlaşılıyor. Avustralya mesela bunun tipik örneği. GSYH büyüklüğü olarak 12. sırada olmasına karşılık kişi başına gelirde 5, insani gelişmişlikte de 2. sırada yer alıyor.
(2) GSYH büyüklüğü sırasında Avustralya ile Endonezya arasında fazla bir fark yok. Avustralya 12, Endonezya 16. sırada. Buna karşılık kişi başına gelirde Avustralya 5, Endonezya 116. sırada. Bunun sonucu olarak da Avustralya insani gelişmişlikte 2. Sırada yer alırken Endonezya ancak 108. sırada kendine yer bulabiliyor.    
(3) Kişi başına ortalama dünya geliri 10.876 USD’dir. Bunu orta gelir düzeyi olarak kabul edebiliriz. Bu durumda 9 – 12.000 USD aralığında sıkışıp kalan ekonomiler orta gelir tuzağında diye kabul edilecekse Türkiye buradadır.
(4) Türkiye, GSYH’sı en büyük 20 ekonomi arasında 18. sıradadır. Buna karşılık kişi başına gelir sıralamasında 66, insani gelişmişlik sıralamasında ise 69. Sırada bulunuyor.    

Tabloyla ilgisi olmayan sonuçlar:
(1) En büyük 20 ekonomi arasında olmak prestij açısından iyi bir şeydir.
(2) Konunun prestij dışında bir yarar sağlaması için kişi başına gelirde ve gelişmiş ekonomi durumuna geçebilmek için de insani gelişmişlik endeksinde yukarılara çıkmak gerekiyor.  
(3) Türkiye, şimdilik işin yalnızca prestij kısmını sağlayabilmiş görünüyor.
(4) Kişi başına geliri artırabilmenin yolu nüfus artışından çok daha hızlı büyümekten geçiyor. Onun için nüfus artışını değil ekonomik büyümeyi teşvik etmek önemli.
(5) Kişi başına gelir artışı önemli olmakla birlikte gelişmişlik için başta eğitim ve gelir dağılımı olmak üzere insani gelişmişliği yükseltmek gerekiyor.
(6) Bütün bunları yapabilmek için yapısal reformları oyalanmadan yürürlüğe sokmak şart görünüyor.


Tablolar: 

Ülke
CF GSYH
Sıra
CFKB Gelir
Sıra
İnsani Gelişmişlik
Dünya
77.302
10.876
ABD
17.419
1
54.596
10
5
Çin
10.380
2
7.589
78
91
Japonya
4.616
3
36.331
26
17
Almanya
3.860
4
47.589
18
6
Birleşik Krallık
2.945
5
45.653
19
14
Fransa
2.847
6
44.538
20
20
Brezilya
2.353
7
11.604
59
79
İtalya
2.148
8
35.823
27
26
Hindistan
2.050
9
1.626
141
135
Rusya
1.857
10
12.925
56
57
Kanada
1.789
11
50.397
15
8
Avustralya
1.444
12
61.219
5
2
Güney Kore
1.417
13
28.101
30
15
İspanya
1.407
14
30.278
28
27
Meksika
1.283
15
10.714
64
71
Endonezya
889
16
3.533
116
108
Hollanda
866
17
51.372
12
4
Türkiye
806
18
10.482
66
69
S. Arabistan
752
19
24.454
33
34
İsviçre
712
20
87.475
4
3


Ülke
SGP GSYH
Sıra
SGPKB Gelir
Sıra
Dünya
108.036
15.147
Çin
17.617
1
12.880
89
ABD
17.419
2
54.596
10
Hindistan
7.376
3
5.855
125
Japonya
4.751
4
37.397
28
Almanya
3.722
5
45.888
18
Rusya
3.565
6
24.805
49
Brezilya
3.264
7
16.096
74
Endonezya
2.676
8
10.641
102
Fransa
2.581
9
40.375
24
Birleşik Krallık
2.549
10
39.511
27
Meksika
2.141
11
17.881
66
İtalya
2.128
12
35.486
29
Güney Kore
1.779
13
35.277
30
S. Arabistan
1.606
14
52.183
11
Kanada
1.592
15
44.843
20
İspanya
1.566
16
33.711
32
Türkiye
1.508
17
19.610
61
İran
1.334
18
17.114
70
Avustralya
1.095
19
46.433
15
Tayvan
1.075
20
45.854
19

77 yorum:

  1. Sayın Eğilmez'e ve bu sayfanın ziyaretçilerine hatırlatma:

    "İnsani gelişmişlik" konusunda daha ciddi düşünmeye başlayabilmek için,

    En azından birkaç adım atmayı başarabilmek için;

    Aşağıda yazılan adresin dikkatle okunmasını ve eyleme geçilmesini tavsiye ederiz:

    http://www.mahfiegilmez.com/2015/04/chpnin-secim-program-ile-ilgili-soru-ve.html?showComment=1430086941152#c1640407285434810601

    (6 bölümlük metin)

    Başlık: ZENGİNLİK, LÜKS VE "ERDEM!" ÜZERİNE

    Yazan: METİN SARFATİ

    YanıtlaSil
  2. Hocam arabistann milli geliri 24 bin dolar mi vay canina. Sanirim ordaki gini katsayisi baya yuksek degil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Suudi Arabistan Gini katsayısını hesaplamıyor ve yayınlamıyor. Dünyanın en bozuk gelir dağılımlarından birisinin söz konusu olduğunu sanıyorum. Gelirin büyük çoğunluğu kral ailesi ve yakını ailelere ait görünüyor.

      Sil
    2. Hocamın dediklerine kısmen katılıyorum;
      Suudi arkadaşlarla söz konusu meseleleri tartıştım ve sonuç Suudiler için ülkede vergi yok, akaryakıt ucuz, araba ucuz, ev ucuz; her nekadar petrol geliri sayıları 20 binleri bulduğu söylenen kraliyet mensupları tarafından sahiplenilese bile, insanca yaşamak için Suudi vatandaşlara adaletli davranıyor. Dolayısıyla ülkede iki sadece iki sınıf var birisi çok zengin diğerleri de orta-orta üst vatandaş olarak. Geriye kalanlar; yabancı işçiler falan ayrı tabiki.

      Sil
    3. petrol rezervleri bitince, dünyanın en yoksul ülkesine dönüşecekler.

      Sil
  3. 'Yapısal reform' nedir peki?

    Diye soracaklara cevaplar:

    1. Nedir bu Yapısal Reformlar? (11 Ocak 2012)
    http://www.mahfiegilmez.com/2012/01/nedir-bu-yapsal-reformlar.html

    2. Ekonomide Yapısal Reformlar (8 Eylül 2013)
    http://www.mahfiegilmez.com/2013/09/ekonomide-yapsal-reformlar.html

    3. Yapısal Reformlar Rehberi (2 Mart 2014)
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/03/yapsal-reformlar-rehberi.html

    YanıtlaSil
  4. Kızılderililerin, aborjinlerin, Surinamlıların kökünü kazıyanların "insani gelişmiş" olarak gösterildiği bir tabloyu baz alarak yorum mu yapıyorsunuz hocam. lütfen...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. insani gelismislik tablosu trafikteki araclarin kirmizi isikta durup durmamalarini olcu alarak olusturuluyor.

      Sil
    2. Hayir Ermenilerin ve Suryanilerin kokunu kaziyanlari baz alarak yapiyor...

      Sil
    3. Tarih, tarihsel koşullara göre değerlendirilir. İnsani gelişmişlik endeksi bugünü baz alarak değerlendirme yapıyor.

      Sil
  5. [1. BÖLÜM]

    "İnsani gelişmişlik" konusunda takip edilmesi gereken yolların en önemlilerinden bir tanesi aşağıda aktarılmıştır:

    "HUZUR, AHMET HAMDİ TANPINAR"

    == Halkı sever misiniz?

    Üstat: Hayatı seven herkes halkı sever...

    == Hayatı mı, halkı mı?..
    Bana öyle geliyor ki; hayatı daha çok seversiniz, yahut kavramları?

    Üstat: Halk; hayatın kendisidir!
    Hem manzarası, hem tek kaynağıdır.
    Halkı hem sever, hem tadarım.
    Bazen bir fikir kadar güzel, bazen tabiat kadar haşindir.
    Orada her şey büyük ölçüdedir.
    Halk; çok defa büyük denizler gibi susar. Fakat konuşacağı ağızı bulunca da...

    == Fakat ona gitmek, ona gidemiyorsunuz?! Sefaletleri, ızdırapları, endişeleri, hattâ zevki size kapalı kalıyor!
    Yani "hepimize kapalı" demek istiyorum. Ben Adana'da çalışırken bunu çok iyi hissettim. Daima kapının dışındaydım; içeri nasıl girileceğini bir türlü çözemedim!

    Üstat: Kim bilir? Bazı kapıların bize kapalı görünmesi; önünde değil, arkasında durduğumuz içindir!
    Büyük şeylerin hepsi böyledir. Bir formülde hapsetmek için yakalamaya çalıştın mı, senden uzaklaşırlar; küçük sefaletlere inersin!
    Birisinde; akla, mantığa, şüpheye, inkâra;
    Öbüründe; imkânsızlığa, acze, isyana gidersin...
    Hâlbuki "kendinde ararsan" bulursun! Bu bir disiplin, hattâ bir yöntem meselesidir!

    == Peki ama nasıl buluruz?.. O kadar zor ki...

    Üstat: Hangi köklere gideceğiz?
    Halk ve halkın hayatı bazen bir "hazine", bazen de bir "aldanış"tır.
    Uzaktan bakınca ucu-bucağı olmayan bir şey gibi görünür.
    Fakat yaklaştın mı; 5-10 motifin ve modanın içinde sıkışır kalırsın, yahut doğrudan doğruya bazı hayat şekillerine girersin.
    "Klasik" dediğimiz şey, yahut "yüksek tabaka" kültürü; ondan birçok yerlerde kopmuşsun... Ve zaten sıkı sıkıya bağlı olduğu medeniyet yıkılmış!

    == Dediğiniz gibi; ip koptu bir kere:
    Bugün Türkiye'de nesillerin beraberce okuduğu 5 ortak kitap bulamayız!
    Çok küçük bir azınlığın dışında, eskilerden zevk alan gittikçe yok oluyor! Biz galiba son kuşağız!
    Yarın bir "Nedîm", bir "Nef’î", hattâ bize o kadar çekici gelen "eski müzik" ebediyen yabancısı olacağımız şeyler arasına girecek!

    Ben burada; geçmişe saplanalım, "nostalji içinde kalalım" demiyorum!

    Ama bir yolu olmalı.. Yüzbinlerce kadim kültürün imbiğinden süzülerek günümüze kadar gelmiş değerler bize yarınlarımız için ışık tutabilmeli!
    Geçmiş ve geleceğin buluşmasını "bugün" sağlayabilmek için neler yapabiliriz?
    Ne zaman "geçmişten ders almak" öbeğini kullanmaya yeltensek;
    Hemen yüzümüze;
    "Modern dünya karşıtı",
    "Geri kafalı",
    "Hoş ve boş romantik" yaftasını yapıştırıyorlar!..

    Üstat: Evet önümüzde zorluklar var. Fakat çözümler imkânsız değil.

    Şu an bir tepki, bir "reaksiyon göstermek" çağında yaşıyoruz!

    Kendimizi sevmiyoruz!

    Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu;
    "Dede Efendi"yi bir "Richard Wagner" olmadığı için,
    "Yunus Emre"yi bir "Paul Verlaine" yapamadığımız için beğenmiyoruz!

    Uçsuz bucaksız Asya'nın o kadar zenginliği içinde,
    Dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz hâlde çırılçıplak yaşıyoruz!

    Coğrafya, kültür, her şey bizden "yeni bir doğuş" bekliyor;
    Biz; sahip olduğumuz değerlerin hâlâ farkında değiliz. Başka kültürlerin tecrübesini yaşamaya çalışıyoruz!

    [Devamı 2. bölümde]

    YanıtlaSil
  6. [2. BÖLÜM]

    Daha önceleri "sevmekten" bahsetmiştim, fakat artık sevmek de yeterli değil;
    Daha öteye geçmek lâzım.
    Fikri ve duyguyu canlı bir şey gibi yaşamayı bilmiyoruz; hâlbuki halkımız bunu istiyor!

    == Halk hakikaten istiyor mu?!
    Bana öyle geliyor ki; halkımız bütün bunlara başından itibaren kayıtsız, ilgisiz; umursamıyor!

    Bütün geçmiş boyunca bizden o kadar uzak kalmış ki.. bu işlerde âdeta ümitsiz. Yahut hiç olmazsa şüphe içinde.

    Üstat: Evet halk istiyor!
    Tarihe "gündelik ve geçici hesaplar" arasından bakmazsan; bu memleketin de herhangi bir memleket gibi yaşadığını kabul edersin!

    Aradaki fark:
    Bizde "orta sınıfın" adam akıllı meydana çıkmamasıdır; hem "kültürel kapasite!" olarak, hem de sayıca henüz yeterli değiller!

    Geçmişte bu sınıf her an doğmak için olayları zorlamıştır. Fakat doğamamıştır! "Ayrılık/kopukluk" manzarası buradan gelir!

    Halkın kayıtsızlığı veya biz "Aydınlar"dan şüphesi meselesine gelince;
    Bu, yine, biz "Aydınlar"ın uydurduğu bir masal olsa gerek!

    Aramızdaki ideoloji kavgalarında karşımızdakini yenmek için bulduğumuz bir sınıf, bir tür "günah keçisi"!

    Hani o kısacık ve sadece okuyanın kafasında bir an için parlayan,
    Veya okunan gazete sayfalarında kalan, unutulup giden "anlık zaferler" yok mu; işte onları kazanmak için!..

    Hakikatte:
    Halkımız münevverine inanır. Onu benimser. Zaten başka türlüsüne imkân yoktur!

    200 yıldır yaşanan siyasi olaylar bizi bir nevi "gemi düzeni" altında yaşatıyor.
    Mutlak olan tehlikeler bize bu terbiyeyi verdi.
    Halkımız münevverine daima inandı ve gösterdiği yolda gitti.

    == Ve daima da aldandı?..

    Üstat: Hayır, daha doğrusu biz aldanınca o da aldandı! Yani her millette olduğu gibi.

    Sen tarihte aklî bir yürüyüş kabul eder misin? Böyle bir şey elbette imkânsız!

    Fakat her türlü cemiyetin binyıllarca birikmiş tecrübesi nesillerin hatası üzerinden atlar.
    Bize her şeyin iyi gittiği görünümünü verir.
    Emin olun; biz de her millet kadar aldandık, her millet kadar hata ettik...

    == Fakat halkın ızdırabını görmüyorsunuz?

    Üstat: Görüyorum. Fakat oradan hareket etmek istemiyorum!

    Halkı mazlûm gördükçe; bir gün zalim olmasını hazırlayacağımı biliyorum!

    Niçin o kadar çok ızdırap çekiyoruz; yani bütün dünya olarak?!

    Çünkü; özgürlük uğrundaki her mücadele yeni bir adaletsizliği gözümüzün önüne seriyor!

    Ben aynı silahlarla mücadele etmeyi artık bırakmak istiyorum!

    "Türkiye'nin bütünü"; benim merceğim, ölçüm ve gerçekliğimdir!

    Sadece İstanbul, Ankara, İzmir, Edirne veya Bursa'ya odaklanmak,
    Koskoca ülkeyi adı ön plâna çıkmış birkaç ilden ibaret sanmak..
    Bu hataya düştük ve içinde hâlâ debelenip duruyoruz!

    Merceğin çapını genişletmek,
    Camın kalitesini yükseltmek,
    Ve bu merceği daha yukarıda tutup bakarak:
    "Aaa.. bu Türkiye'de 'başka' hayatlar da varmış,
    'Öteki' hayatlar da varmış,
    Gözümüzü kaçırdığımız köyler,
    Seslerini duymayı inkâr ettiğimiz kasabalar da varmış..."
    diye kendi kendimizi şaşırtmalıyız artık!

    == Bu yeterli değil!

    Üstat: Bir ütopyaya kapılmak istemeyen için yeterli! Hattâ olumlu bir iş görmek isteyen için!

    == Peki nedir bu Türkiye?

    Üstat: İşte mesele burada. O'nu bulmakta!..

    == Ben bu soruya bazen cevap verir gibi oluyorum.
    Kendi kendime; "biz gurbetin insanlarıyız" diyorum!
    Mesafelerin terbiye ettiği insanlar!
    Onun aşkı, ızdırabı, hürriyeti!
    Tarihimiz, sanatımız; hiç olmazsa halkta böyle...

    Kaynak:

    "Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış 1
    Bir huzursuzluğun romanı:
    Huzur; Ahmet Hamdi Tanpınar incelemesi"

    Prof. Berna Moran

    İletişim Yayınları, 2012

    YanıtlaSil
  7. bir de bugün açıklanan ABD büyümesinden sonra ABD ekonomisinin perde arkasını öğrenmiş olduk. sabit sermaye yatırımlarında 2009'dan bu yana en büyük gerileme görüldü. "petrol düştü, amerikalının cebindeki harcanabilir dolar artacak, tüketim coşacak" denildi, tüketim artış hızı %2'nin aşağısına düştü. tıpkı bizdeki "petrol düştü, ECB QE yapacak, pozitif ayrışacağız, şahlanacağız" dedikleri gibi...
    bazı ekonomistler "güçlü dolar ABD ihracatını vurur, ihracattaki azalış sanayi üretimini olumsuz etkiler, bu da yatırımları ve büyümeyi düşürür" dediler. adamlarla "imalat sanayi ekonominin sadece %11'i" dediler, dalga geçtiler.
    belli ki ABD gibi hizmet-ticaret sektörlerinin çok yoğun olduğu bir ülkede bile sanayi nereye gidiyorsa, ekonominin geri kalanı da oraya gidiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk çeyrek sonuçları sizi yanıltmasın. Aleyhte pek çok koşul vardı.

      Sil
    2. eğer "kötü" hava şartlarını kastediyorsanız, 2014 ilk çeyrekte hava şartları çok daha kötü olmasına rağmen sabit sermaye yatırımları %0,2 artmıştı. 2015 ilk çeyrekte %2,5 gerileme oldu.
      güçlü doların ihracatı ve yatırımları vurması, bunun da ister istemez tüketime yansımaları var. işin kötüsü ekonomi kötüye gittiği zaman kamu harcamaları işsizlik maaş ödemeleri dışında artmayacak. malum obama'nın kongre ile arası iyi değil

      Sil
  8. Elinize sağlık hocam

    YanıtlaSil
  9. Hocam, siz iyi bir insansınız.

    Yok ben siyasete girmeyeceğim,

    Yok bizim gibilerin projelerini bizim gibi ülkeler kaldıramaz,

    Yok ben bakanlık yapmam,

    Yok ben başbakanlık yapmam,

    Ben bu gibi siteler yoluyla sizlere daha yararlı oluyorum,

    Vs. vs. vs.

    demeye devam ederseniz: Evinizin camına taş atıp, sizi sürekli rahatsız edeceğim!

    Arabanızın kaportasını çizikler içinde bırakacağım!

    Çay için ocağa anons geçtiğinizde, size hem soğuk, hem de tuzlu çay getireceğim!

    Siyasete girmeye mecbursunuz Hocam!

    'Yaş 65, iş bitmiş' gibi bir saçmalık söz konusu olamaz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son cümleyi hiç bir zaman kullanmadım. Öyle düşünsem köşemde oturur televizyon seyrederdim.
      Sadece sizin ya siyaset ya da başka alternatif yok gibi yaklaşımınıza katılmıyorum. Bir topluma katkı yapmak için siyasete girmeye gerek yoktur. Hatta siyaset dışından daha çok katkı yapılabilir. Ben onu yapmaya çabalıyorum. Siyasete girsem bugünkü kadar katkıda bulunamam. Bakın bir çok kişi bu yazdıklarımı okuyarak sınavlara giriyor ve soruları yanıtlıyor.

      Sil
    2. Kesinlikle ben de mahfi hocayla ayni düşünüyorum.

      Sil
  10. SERMAYENİN GÖLGESİNDE FUTBOL:
    BİR "ŞAMPİYONLAR LİGİ" İNCELEMESİ

    [Şerwan Hameran, 29 Nisan 2015]

    RAKAMLAR ÜZERİNDEN GÖRÜNEN O Kİ:
    ULUSLARARASI EKONOMİK DÜZEN;
    BİR BENZERİNİ "KÜLTÜREL-SPORTİF" ALANDA DA YARATIYOR!

    Futbol; kitlelerin katılımının en yoğun olduğu oyunlardan.

    Uğruna insanlar seviniyor, günlük yaşamını aksatıyor, sinirleniyor, cinayetler işliyor...

    Portekizli diktatör "Salazar"a atfedilen;
    "36 yıl boyunca halkı '3 F' ile yönettim; Fado, Fiesta, Futbol!" söylemi;
    Kültürle bir topluluğun yönetilebileceği yanılsamasıyla idealist, faşizmin baskı aygıtlarını gizleyen bir noktaya denk düşüyor!

    Bu yazının temel konusu;
    1955'ten 1992'ye kadar "Şampiyon Kulüpler Kupası", 1992'den sonra "Şampiyonlar Ligi" olarak oynanan kupanın üzerinden ülkeler bazında bir Avrupa futbolu incelemesi. Dünya düzeninin ekonomik alanda tekelleşmeyi mümkün kılan yapısının; kültürel-sportif bir alanda da benzerini yarattığını istatistikler ile tartışmaya çalışmak.

    Avrupa futbolunu incelediğimizde, ülkeleri üçe ayırmak mümkün:

    Tekeller (İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya),

    Küçük burjuvazi (Fransa, Hollanda, Portekiz),

    Ve sömürgeler (Avrupa'nın geri kalanı).

    1992'nin öncesinde "Şampiyon Kulüpler Kupası" olarak oynanan dönemde kurallar basit: UEFA listesinde yer alan ülkelerin şampiyon takımları kupaya katılım gösterirler. Maçlar eleme usulü, olabilecek makul ve adil bir düzende oynanır. Her takım eşit şartlarda, aynı turlardan kupaya katılım gösterirler.

    "ŞAMPİYON KULÜPLER KUPASI"; "NİSPETEN" ADİL BİR DÜZEN

    Rakamlara baktığımızda:

    1955'ten 1992'ye kadar oynanan 37 sezonda yarı finallerin %53'ünü "tekeller",

    %22'sini "küçük burjuvalar",

    %25'ini ise "sömürgeler" olarak adlandırdığımız ülkelerden katılım gösteren kulüpler oynamışlar.

    1955 ile 1992 arasında kalan bu dönemde; "tekel" ülkeler adına İspanya, İngiltere ve İtalya birbirine çok yakın yarı final sayıları ve kupa kazanma başarıları gösterirken, Almanya henüz "genç emperyalist"tir.

    "Küçük burjuvazi"de Fransa, Hollanda, Portekiz ve Şampiyonlar Ligi kurulduktan sonra yarı finale tek bir takım dahi gönderemeyen İskoçya çok yakın oranlarda yarı final başarısı gösterirler.

    "Sömürgeler" cephesindeyse; yarı finalist takımların %62'si eski "doğu bloku" ülkelerinden gelirken, kazanılan iki kupada;
    1985'te Romen "Steaua Bükreş",
    1990'da Yugoslav "Kızıl Yıldız" imzası vardır.

    Ayrıca bu dönemin bir ilginç özelliği; her sezon "tekel" ülkeler dışında bir ülkenin temsilcisi yarı final görebilmiştir.

    >>>

    YanıtlaSil
  11. >>>

    "ŞAMPİYONLAR LİGİ": YENİ DÜNYA DÜZENİ
    YA DA
    "BAŞKA ALTERNATİF YOK!" & "THERE IS NO ALTERNATIVE!"

    Sovyetler Birliği'nin dağılması, Doğu Bloku'nun çökmesiyle beraber;
    1992/93 sezonundan itibaren -- "sermayenin taleplerine uygun!" yeni bir dünya düzeninin kurulması gibi -- başka bir düzenlemeye gidilir;
    "Şampiyonlar Ligi" kurulur. Lakin kurulan düzen; eski düzenin "makul ve adil" yönlerini de törpüleyip (emperyalizmin sosyal demokrasiye dahi tahammülü kalmaması gibi!), tamamen futbolu "endüstrileştirecek",
    Tekellerin başarısını engelleyebilecek tüm koşulları ortadan kaldıracak,
    "Küçük burjuva" ve "sömürge" ülkeleri "alternatifsiz!" bırakacaktır!

    "Şampiyonlar Ligi" kurulmadan bir yıl önce uygulamaya konulan grup sistemi kökleşecek, "futbolun yaramaz ve sürprize açık yönü" denebilecek zayıf takımların güçlü takımları eleyebilmesine olanak sağlayan eleme usulü, sadece büyük kulüplerin katılmadığı ilk turlarda oynanacaktır. Şampiyonlar Ligi'ni dönemleriyle beraber incelediğimizde; "kalan hak kırıntılarının da" nasıl sırayla ve ısrarla gasp edildiğini göreceğiz!

    Şampiyonlar Ligi'ni kurallar bütünündeki değişimler gereği üç dönemde inceleyebiliriz. Fakat Şampiyonlar Ligi'nin genel istatistiğine yarı finaller üzerinden baktığımızda;
    Oynanan 22 sezonda yarı finallerin %81'ini "tekeller", %16'sını "küçük burjuvalar", %3'ünü "sömürgeler" oynamış!

    "Şampiyon Kulüpler Kupası" ile kıyaslandığında; "seyirciyi arttırmaya yönelik" Şampiyonlar Ligi politikalarının gelir bölüşümü modeliyle de birleştirildiğinde tekelleşmeyi güçlendirdiği açık.

    Bu sezon da dahil olmak üzere, son beş sezondur Şampiyonlar Ligi yarı finali; İspanya, İngiltere, Almanya ve -- bu sezon Juventus'un yarı finale kalması ile beraber -- İtalya arasında oynanmakta,
    Kupanın kapıları "küçük burjuvazi" olarak adlandırdığımız; Fransa, Portekiz ve Hollanda ülkelerine dahi kapanmaktadır!
    Şimdi "Şampiyonlar Ligi"nin bu noktaya nasıl geldiğine bakalım.

    >>>

    YanıtlaSil
  12. >>>

    SÖMÜRGE DÜZENİNİN ORYANTASYONU

    1992/93 sezonuyla 1997/98 sezonu arasında oynanan dönemde, her ülkenin şampiyonu turnuvaya katılmaktadır.

    Her yıl oturtulmaya çalışılan bir düzen vardır; lakin kabaca bir ön elemenin ardından grup sistemi getirilir, gruplarında başarıya ulaşan takımlar eleme usulü yarı final / final ya da çeyrek finalden itibaren final oynarlar. Bu arada oynanan 6 sezonda; "tekel" ülkeler ve "küçük burjuvazi" yarı finallerin %45'ini oynarlarken, sömürgelere %10 düşmektedir. Fransa ve Hollanda takımlarının "Bosman Kuralları"ndan hemen önce yaptığı başarılı hamle gözle görünürdür. Bu dönem; "küçük burjuvazi" olarak kodladığımız; Fransa, Hollanda ve Portekiz'in kulüpler bazında başarılarının sürekliliği açısından göreceğimiz son dönemdir.

    Ayrıca yine bu dönem içerisinde 1995 yılında -- kurulan düzenin temel taşlarından sayılabilecek -- "Bosman Kuralları" uygulamaya konulmuş; Avrupa Birliği sınırları içerisinde Avrupa Birliği vatandaşı olması koşuluyla yabancı sınırlaması kaldırılmış, futbolun bir "endüstri", futbolcunun bir "meta" olmasının hukuki boyutu aradan çıkarılmıştır!

    Bosman Kuralları:
    Belçikalı futbolcu "Jean Marc Bosman"ın transfer olmasının önüne geçen bonservis bedeli konusunda "Avrupa Adalet Divanı"na açtığı dava sonucunda verilen karar futbol endüstrisinin gelişiminde önemli bir karardır. Böylece (sadece futbol değil!) sporcuların serbest dolaşımı sağlanmış oldu. Bununla birlikte yabancı sınırlaması olarak bildiğimiz kural da değişime uğradı ve AB üyesi ülkelerin sporcuları tek ülke içinde ele alınmaya başlandı.

    "Küreselleşme", "özgürlük", "sınırların kaldırılması" sloganlarıyla gizlenen futbolun tekellerinin "futbolcu ihracının!" önü alabildiğine açılmıştır!
    Öyle ki ara istatistik olarak:
    1995'ten sonra oynanan 18 sezonda "tekeller" yarı finallerde %91 ile temsiliyet görürken,
    "Küçük burjuvazi" yalnızca %8,
    "Sömürge" ülkeler ise %1 takımla yarı finale katılım gösterebilmişler!

    1997/98 ve 1998/99 sezonları; "tam sömürge" düzeninin oryantasyonudur!

    UEFA sıralamasında puanları gereği yukarıda olan ülkelerden sadece şampiyonları değil, lig ikincileri de Şampiyonlar Ligi'ne dahil edilir. Bu iki sezonda "tekeller" yarı finallerin %75'ini alırken, "küçük burjuvazi" ve "sömürgeler" %12,5 oranında temsil edilirler!

    >>>

    YanıtlaSil
  13. >>>

    TAM SÖMÜRGELEŞTİRME

    1999/2000 sezonundan itibaren ikişer takım yetmez:
    UEFA ülke sıralamasına göre 1-3. sıradaki ülkeler 4'er,
    4-6. sıradaki ülkeler 3'er,
    7-15. sıradaki ülkelerse 2'şer takım göndermeye başlarlar.

    1999'dan günümüze kadar 15 sezonu kapsayan dönemde, Şampiyonlar Ligi'nin yeni formatında:
    "Tekeller" yarı finallerde %94 ile temsil edilirken,
    Küçük burjuvazinin "sınıf atlama hevesi!" %6 katılım ile kursağında kalmış,
    Sömürgelerin ise "tam sömürgeleşme!" süreçleri başarıyla tamamlanmıştır; yarı finallere hiç takım gönderememişlerdir!

    Ayrıca kulüpler bazında basit bir inceleme yaparsak:
    "Şampiyon Kulüpler Kupası" döneminde 21 farklı ülkeden 62 kulüp, kulüpler bazında Avrupa'nın en üst düzey turnuvasında yarı finalde yer almışlar.
    Bu kulüplerin 23'ü "tekel" ülkelerden gelirken, 13'ü "küçük burjuva", 26'sı "sömürge ülkelerden" katılmışlar.
    "Şampiyonlar Ligi" kurulduktan sonraysa; 11 farklı ülkeden 27 takımın 18'i "tekel" ülkelerden gelirken, 7'si "küçük burjuva", 2'si "sömürge" ülkelerden yarı finale kalabilmişler!

    Rakamlar üzerinden görünen o ki:
    Uluslararası ekonomik düzen; bir benzerini "kültürel-sportif" alanda da yaratıyor!

    "Eduardo Galeano"nun; "Emperyalizme 'küreselleşme' deniyor; çocuğa 'cüce' demek gibi bir şey bu!" lafzıyla kodladığı "küreselleşme" kavramı;
    Futboldaki karşılığını:
    "4 ülkenin (İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya) sürekli başarısına karşılık,
    -- Sınıf atlama hevesli! -- 3 ülkenin de sömürgeleştirilmesi,
    Çoktan sömürge hâline getirilmiş olanların ise köleleştirilmesi!" olarak buluyor!

    "Çok renk" vaadi "başarısı kaçınılmaz" tekelleri yaratıyor!

    "Şampiyonlar Ligi Marşı"nda söylendiği gibi; onlar "futbolun efendileri" değil, onlar "sermayenin efendileri" !

    Dolayısıyla:

    "Futbol mu yönetiliyor? Futbolla mı yönetiliyor?" sualinin neticesi açık:

    Futbol; bilinen en keyifli oyunlardan. Bu çirkin makyajı da; "uluslararası ekonomik model" (o meşhur ismi ile "kapitalizm!") değişmeden değişmeyecek gibi gözüküyor!

    ( http://gezite.org/sermayenin-golgesinde-futbol-bir-sampiyonlar-ligi-incelemesi/ )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bikmadin mi hala DoS attack'lardan?

      Sil
    2. Sayın Adsız,

      "Bikmadin mi hala DoS attack'lardan?" ve benzerlerini yazan sizin ve sizin gibilerin bıkması için mücadele ediyoruz.

      Aktarılan yazının içeriği hakkında görüşlerinizi iletmenizi tavsiye ederiz. Eğer aktarılan yazıdan hoşnut değilseniz; bıkılıp/bıkılmaması konusunda merak içinde olmanız sadece boşa çaba harcamanızdan ibarettir.

      Şu örneği ciddiyetle düşününüz:

      "'A' konusu ile ilgili bir yazı yazılmış.
      Ben 'A' konusuna karşıyım, ve niçin karşı olduğumu açıklamak zorunda değilim.
      En iyisi; 'DoS attack' olup/olmadığını sorayım da; eğleneyim." yaklaşımına sahip olmanız sadece şahsınıza zaman kaybettirir ve parmaklarınızı boşa yorar.

      Saygılarımızla

      Sil
    3. Değerli yorumcular bundan böyle başkalarına ait yazıları kendi düşüncesini katmadan ve burada yazılan konuyla bağdaştırmadan yazılan yorumları ve de çok uzun yer tutan yayınlamayacağım. Duyururum.

      Sil
  14. Konuyla ilgili olmayacak ama birşey merak ediyorum size nasıl soracağımı bulamadım. Yurt dışından dolar üzerinden gelirimiz olduğunu düşünelim ancak bunu yurt içinde yaşadığımızdan TL olarak harcıyoruz. Peki bu parayı yurtdışında TL'ye çevirip ülkeye sokmak mı yoksa doları ülkeye getirip ülke içinde TL'ye çevirmek mi ülke için daha faydalı olur ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peki yurtdışında, nerede TL'ye çevirmeyi planlıyorsunuz?

      Yurtdışındaki her döviz bürosunda; ülkelerin çeşit çeşit 'currency' siloları yok ki (Bazı büyük havalimanlarındaki döviz bürolarında olabilir. Ve bazı büyük bankalarda, farklı ülkelerin para birimlerini kapsayan siloları var olabilir.)

      Gittiğiniz ülke hangisi ise, genellikle o ülkenin para birimi ile elinizdeki parayı değiştirebilirsiniz (Dolar ve Euro gibi 'rezerv' kabul gören birimler bütün ülkeler de var zaten.)

      Konuyu sadece 'para birimlerini çevirmek' çerçevesinde incelerseniz; eksik sonuçlara ulaşmanız muhtemel.

      Şöyle ki:

      Ülkelerin enflasyon oranları farklılık gösterebilir; bunu aklınızdan çıkarmayınız.

      X marka bir çantanın satış fiyatı Türkiye'de farklı, Kanada'da farklı, Belçika'da farklı, Tayvan'da farklı, Şili'de farklı olabilir.

      Mesela 'McDonalds endeksi' bu konuda sağlıklı bir örnektir. Hamburger, neredeyse bütün dünyada aynı, ama ülkeden ülkeye 'satış fiyatı' farklılık gösterebiliyor.

      Siz paranızı yurtdışında TL'ye çevirip Türkiye'ye getirdiğinizde; unutmayınız ki kurlar yükselmeye başladığında Türkiye içindeki o 'X' marka çantanın da fiyatı dövize endeksli olduğu için (çünkü ithalata bağımlıyız) satış fiyatı yükselecek. Siz elinize çok para geçtiğini zannedip, o çantayı hemen alabileceğinizi düşünebilirsiniz; ama unutmayın ki kur yükselince o çantanın satış fiyatı da yükselmiş oluyor!

      Eğer küçük yatırımcı iseniz, küçük miktar paralarla kazanç elde etmek niyetindeyseniz; bu 'para birimi çevirmek' işine hiç girişmeseniz iyi olur! Çünkü paranızı yurtdışında çevirmek için uçakla çıkmayı (ve geri dönmeyi) planlamak zorundasınız, daha Türkiye'deyken gideceğiniz ülkenin konsolosluğuna başvurup vize masraflarını ödemek zorundasınız, eğer o ülkede bir müddet kalmak isterseniz otel, taksi, tren, otobüs vb. maliyetleri önceden düşünmek zorundasınız. Yani, tek başınıza (küçük bir yatırımcı olarak) hareket ettiğinizde; "Türkiye'ye döndüğümde kâr edeceğim" diye hayal kurarken, uçağınız iner inmez, güncel kur hareketlerine baktığınızda kafanızı dağlara/taşlara vurma ihtimaliniz var! Unutmayınız; kurlar yükselirken sizin cebinize giren paranın değeri artıyor zannedebilirsiniz, ama aynı zamanda Türkiye'deki ürünlerin çok büyük bölümü dövize endeksli olduğundan onların da satış fiyatı yükseliyor!

      Buna mukabil:

      Büyük yatırımcı iseniz, bir şirketin yönetim kurulu üyesi, başkanı, bölge müdürü, fabrika sahibi, CEO, CFO, ve hatta bir 'fon yöneticisi' gibi pozisyonlarda iseniz; demektir ki zaten dünya kadar para içinde günleriniz geçiyor. İşte ancak böyle bir durumda; yurtdışına çıkıp o çevirme işlemini gerçekleştirerek; gerçek, dişe dokunur bir kâr elde edersiniz (ki 'Fon yöneticisi' gibi bir seviyede çalışanların yurtdışına çıkmalarına gerek yok. Çünkü 'financial derivatives' denen enstrümanları kullanmayı çok iyi bildiklerinden, bilgisayar ekranında bir butona dokunarak; dünya kadar para birimi çevirmeyi, para transferini her gün, her saniye yapıyorlar. 2008 Lehman Brothers krizini çıkaranlar da böyle insanlardı zaten!

      'O vazoyla oynamayın kırarsınız!' dedik, dinletemedik!

      Şimdi hala kriz içindeyiz; 'FED faizi artıracak mı, artırmayacak mı?' diye Janet Teyze'nin ağzının içine bakıyoruz!)

      Mahfi Hocamızın cevabını bekliyoruz...

      Sil
    2. Bu yanıt o kadar açıklayıcı ki benim ekleyebileceğim pek bir şey kalmamış. Bir tek Fed'in ne zaman faiz artıracağına ilişkin kendi tahminimi paylaşabilirim. Ben bu yılın en başında tahminlerimi yaparken Fed'in bu yıl faiz artırımına gitmeyeceği varsayımını yaparak yola çıkmıştım. Yani Fed, bu yılın son çeyreğinde faiz artırımı yapacağını açıklasa bile fiili uygulamaya 2016'da başlayacağını düşünüyorum. Bu varsayımımı değiştirecek bir gelişme olmadı henüz.

      Sil
  15. Hocam verdiğiniz bilgileriçin teşekkürler. AR-GE'ye önem verip yenilik yapılmadan orta gelir tuzağından çıkılamayacağı, katıldığım hemen hemen her toplantı veya konferansta dile getirilir oldu. O bilinç karar alıcılar arasında yerleşmiş durumda. bence başlangıç için umut verici bir durum. AR-GE harcamaları da yıldan yıla artıyor. GSYH içindeki payı 2013'te yüzde 0,95 oldu. hedef yüzde 3'ü yakalamak. inşallah, yeni teknolojiler üretebildiğimiz günleri yakında görürüz. bunun için eğitim reformu gerekli görünüyor, nitelikli öğrenciden önce nitelikli öğretmen sayısını artırmak lazım. saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Kesinlikle tümüyle katıldığım bir görüş. Ben bunu yıllardır dile getiriyorum. Sonunda topluma mal edebildiysek demek ki çözüme yaklaşıyoruz.

      Sil
    2. Önce niteliklinin tanımında anlaşmak gerekiyor.

      Sil
  16. Nüfus büyüklüğü ve Coğrafi büyüklüğü nedeniyle, GSYH sıralamasında, ilk 20 ülke arasında olan Türkiye, 2014 yılında 18. sırada görülüyor. İlk 20 içinde olmak ekonominin özelliklerinden çok, ülkenin boyutlarıyla ilgilidir.

    Ekonomik gelişme ile ilgili yorum yapabilmek için, bu sıralamadaki yerin, zaman içinde nasıl değiştiğini bilmekte de yarar var.

    Bu sıralamadaki yerimiz iyiye mi, yoksa kötüye doğru mu gidiyor? Acaba hangi dönemlerde bu sıralamadaki terimiz iyiye doğru değişmiş, hangi dönemlerde sıralamadaki yerimiz kötüleşmiş?

    Ayni nedenle, Kişi Başına Düşen Gelir ve İnsani Gelişmişlik sıralamasındaki değişimin de ne yönde olduğunu göstermekte yarar olduğunu düşünebiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye, dünya sıralamasında 17.’liğe ilk olarak 1976 yılında yükseldi. IMF verilerine göre 72 milyar dolar milli gelir hacmiyle 17. sıradaki Türkiye, 1979 yılında ise 16. büyük ekonomi oldu. 1980 yılında askeri darbe sebebiyle ekonomik büyüklük bakımından 20. sıraya gerileyen ülke, 1990'a gelindiğinde 203 milyar dolarla tekrar 18. sıraya yükseldi. 1993 yılına gelindiğinde 242 milyar dolarlık milli gelir hacmiyle yeniden 17. sıradaydık. IMF verilerine göre yapılan bu listede Türkiye, 6.5 milyon nüfuslu İsviçre'nin hemen ardında yer aldı.

      Yıllara göre bakıldığındaysa Türkiye sıralamada, bazı yıllarda ilerleme bazı yıllarda gerileme gösterdi. 1993 yılından sonra sıralamada gerilemeye başlayan ülke ekonomisi, 1998'de 20. sıraya düştü.

      2000 yılında 267 milyar dolarla tekrar 18. sıraya yükselen Türkiye, 2001 krizi sonrasında, Ak Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılında ise dünyada 21. sıradaydı.

      AK Parti iktidarının ilk yıllarında ivme kazanan ekonomiyle birlikte Türkiye'nin sıralamadaki yeri yükseldi. 2002 yılında 233 milyar dolarla 21. sırada olan Türkiye'nin milli gelir hacmi 2007 yılında 647 milyar dolara ulaştı ve dünyada tekrar 17. sıraya yükseldi.

      2007'den sonra bu ivme yavaşladı. IMF verilerine göre geçen 6 yıllık sürede Türkiye sıralamadaki konumunu korudu. 2007'de 647 milyar dolar olan milli gelir hacmi 2013 verilerine göre 822 milyar dolara yükseldi. Fakat, bu sürede Türkiye'nin milli gelir hacmi Hollanda'yı geçti, Endonezya'nın geliri de Türkiye'nin önüne geçti. 2013 yılı itibariyle Türkiye, dünyanın en büyük 17. ekonomisi olmaya devam etti.
      ( kaynak : http://www.zaman.com.tr/dunya_biz-ne-zaman-17-buyuk-ekonomi-olduk_2195193.html )

      Sil
    2. 2002 yılında Türkiye'nin geriye düşmesinin nedeni GSYH'sının beşte birine yakın kısmını kaybettiği 2001 kriziydi. Onun dışında hep 16 - 17'nci sıralardaydı.İlk kez kendi başına kriz yaşamadığı halde (küresel krizi herkes yaşıyor) 18'nci sıraya düşüyor.

      Sil
  17. Mahfi bey, verdiğiniz bilgilerden insani gelişmişliği yüksek olan ülkelerin eğitim sistemlerininde çağdaş ve analitik düşünceye dayalı eğitim sistemleri olduğu görülmekte.Her şeyin başının eğitim olduğu bir defa daha belgelenmekte.

    YanıtlaSil
  18. İnsani gelişmiş indeksinde 1 kim hocam?
    kuzey ayrupa ülkelerinden mi
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kanada, Norvec, Luxembourg

      Sil
    2. Evet artık herşeyi eğitime bağlamaktan da sıkıldık ama gerçek bu.

      Sil
  19. 1 numara norveçmiş hocam gerek kalmadı soruma
    teşekkürler

    YanıtlaSil
  20. ilminize saglik sayin hocam.
    dun itibariyle fed faiz kararini acikladi ve faizlerde oynamaya yapmayacagini belirtti. Bu bizim icin iyi bir durum. Fakat hemen bir gun sonra yaklasik 20 dakika once merkez bankasi enflasyon beklentisini yukseltti. faizi arttirmayada cesareti olmadiginda gore merkez bankasinin bu enflasyon beklentisini neden aciklama gereginde bulunuyor tam ekonomi rahatlama evresine gireceginI dusundugumuzde buna neden firsat vermiyor. Ben mi yanlis cozumleme yapiyorum acaba ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Yanlış çözümleme değile ama MB'nin yaptığı da gerçeğin kabulü. Çünkü yılın ilk 4 ayında baz etkisiyle enflasyonun yüzde 6'lara gerileyeceği tahmini yapılıyordu (benim tahminim de o yöndeydi.) Ama bu gerçekleşmedi. Nedenlerini daha önceki yazılarımda yazmıştım. Öyle olunca MB'nin yılsonu tahmini olan yüzde 5,5 gerçekçi görünmez oldu. O nedenle yüzde 6,'e düzeltti. Ki bana göre bu bile düşük.

      Sil
    2. Neden bugunu sectiler ?

      Sil
    3. Aslında bu toplantıların tarihi çok önceden belirlenip takvime bağlanıyor. Yani son anda seçilmiş bir gün değil bu.

      Sil
  21. bulgaristan ab üyesi. bulgaristanı türkye ile karşılaştırırsak nasıl bir sonuca varmış oluruz hocam... saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bulgaristan durumunu iyileştirmeye devam ediyor.

      Sil
  22. Berna Hanım, sesiniz soluğunuz çıkmıyor. Kurlarda dalgalanmanın hızlanması sebebiyle işlerinizde aksaklık mı yaşanmaya başladı? Durum nedir?

    YanıtlaSil
  23. Hocam, Türkiye'de şu anda 'austerity measures - kemer sıkma politikaları' uygulanıyor mu?

    Yoksa; on yıllardır, bizler, anne karnından zaten kemerimiz sıkılı halde doğmaya ve yine aynı sıkı kemerle ömürlerimizi geçirmeye alıştırılmış, ve bu yüzden birşey hissetmeyen bir toplum muyuz?

    Charlie Chaplin şöyle demiş (gerçekten demiş):

    "Benim ailem kalabalıktı ve biz zaten ekonomik yönden oldukça sıkıntılı bir çocukluk, ilk gençlik dönemi geçirdik. Ailemin ekonomik durumu çok kötüydü. Yani demem o ki; zaten yıllardır kriz içinde yaşıyorduk, kesintisiz kriz. Ve küçük bir çocuk olarak, o ızdırap dolu günlerimizi, unutkanlığın merhametli kollarına kendimi bırakarak geçirmeye çabalıyordum."

    Cevabınızı bekliyorum Hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye son 2 yıldır cari açığı düşürme anlamında yarı kemer sıkma uyguluyor sayılır.
      Benzetmenizde doğruluk payı var. Biz öteden beri kemerlerimiz sıkılı olduğu için olayı hissedemiyoruz.
      Charlie Chaplin'in bu sözleri üzerinde düşünmeye değer. Bu kadar sıkıntıdan o kadar komediyi çıkarabilmek ayrı bir zeka ayrı bir yetenek herhalde.

      Sil
    2. Hocam mizah zaten zorluktan çıkar. Bakın Avrupa mizahına; ne kadar sığ? Mizah hep Latin Amerika ve Türkiye gibi çelişki ve çatışmanın olduğu yerde yeşerir.

      Saygılar

      Sil
    3. Yalnız bütün Avrupa'nın mizahına 'sığ' derseniz; yanlış yaparsınız!

      Chaplin bir İngiliz!

      Ve 'Monty Python' gibi muazzam bir ekol de yine İngiltere'ye özgü ama mizaha yaptıkları katkı nedeniyle, hem Avrupa genelinde, hem dünyada bir yapıtaşıdır.

      Türkiye'de bile 'skeç' dediğimiz, genellikle doğaçlama ve absürd, mizah geleneğinde; hem 'Monty Python'dan izler bulabilir, hem Nasreddin Hoca'dan esintiler hissedersiniz.

      Genelleme yapmak çoğu zaman tehlikelidir.

      Sil
  24. "Tablodan çıkmayacak sonuçlar"in tablodan bagimsiz, fakat sizin desteklediginiz cikarimlar oldugunu anlamam uzun surdu. Bunu anlayana kadar o maddeleri "tablodan cikarilmamasi gereken sonuclar" olarak yorumluyordum. Belki ufak bir duzenlemeyle daha acik olabilir.

    Yazilar icin tesekkurler sayin Hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı bu gözle tekrar okuyunca size hak verdim ve başlıkları değiştirdim. Sanırım dediğiniz sakınca da ortadan kalktı. İlginiz ve uyarınız için teşekkür ederim.

      Sil
  25. Hocam yazılarınızı begeniyle takip ediyorum.2 veya 3 ay önce size doların yükselmesi,mb ına yapılan baskılar vb gibi sebebleri yazarak "ekonomimiz sarmala mi giriyor ? " diye soru sormustum.Sizde biraz daha kurcalarsak "Evet " demiştiniz.O gunden bugüne dolar daha da arttı,parite biraz dengelendi gibi gözüküyor (sahsi düşüncem 0,8-0,85 e kadar düşecek ) ,ihracat düşüyor (bunu o zaman da belitmiştim ama o dönemde TİM başkanı bile ihracatımızı olumlu etkiler diyordu ).O günden bugüne daha da kötü oldugumuzu ve olacağımızı öngörüyorum.Açıklayamadığım şey şu kendimce otobüse bindiğimde birilerinin ev,arsa vb aldığına şahit oluyorum yada pazarlık yaptığına.dün konut fiyatları açıklandı ve konut fiyatları resmen uçuyor.Ortalıktaki mersedes,bmw vb gibi lüks arabaların oranı her geçen gün artıyor.konuştuğunuzda esnafdan "para dönmüyor" lafını duyuyorum. Acaba ben çok teknik mi düşünüyorum ekonomiyi?birileri ağaçtan mı topluyor parayı? bir de konut balonu yok diyorlar???Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? 1980-1987-1994-2001-2008-2015 ne düşünüyorsunuz (Tarih tekerrürden ibarettir)? Yazdıklarım pek soru gibi olmadı ama kusura bakmayın.Cevabınızı merakla bekliyorum (Bu arada doların bu kadar yükselmesine rağmen bankaların çeyrek bilançoları geçen seneden iyi geliyor?)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle böyle olur. Ekonomiden karışık sinyaller gelmeye başlayınca insanların kafaları da karışır. O nedenle bu tür ortamlarda olan bitenden sonuçlar çıkarmaya çalışmak insanı yanlış yerlere sek edebilir. Konuttaki patlama tümüyle faizle ilgili. İnsanlar işlerin daha da kötüye gideceğini düşünüyor ve faizler daha da artmadan borç alıp konut alıyorlar.

      Sil
  26. Hocam,

    Öyle anlaşılıyor ki; 1 Mayıs'ın da gelmesi ile beraber seçim sürecinin en tumturaklı son dönemecine girmiş bulunuyoruz.

    Eğer haftasonuna ağır işleriniz yoksa;
    Hep hasır altı edilen, enflasyondaki yeri dışında gündeme bile gelmeyen 'Türkiye'nin Tarım ve Hayvancılığı'nın 2015'teki Görünümü ve Gelecekle İlgili Tahminler' başlıklı bir yazı yazabilir misiniz? (Hocam, bu yazıyı ne kadar uzun tutarsanız, biz çiftçileri o kadar mutlu edersiniz!)

    Rusya'ya gönderdiğimiz domates ve çileklerde haşere çıkmasının 'son dakika' haberi olarak duyurulması haricinde,
    'Aaa... Müjgan Hanım; pazara bi gittim, ne göreyim! Patates olmuş 5 lira! Bu devirde biz emeklilere açlık baki galiba!' hayıflanmaları haricinde;
    Hiçkimse Hocam, neredeyse hiçkimse; tarımı da, hayvancılığı da konuşmuyor!

    Sanki akşam yemek yerken annemiz tabağımıza;
    Samsung Galaxy S6 Edge haşlayıp koyuyor,
    Apple salatası yapıyor,
    HTC/ASUS hoşafı hazırlıyor!

    Varsa yoksa 'yüksek teknoloji endüstrisi',
    'Start-up'lar nasıl şahlanır?' sorusu üzerine kırmızı tişörtleri ile sunum yapmaya kasan 'Steve Jobs müritleri'nden ortalık geçilmiyor!
    Ama sunuma ara verdiklerinde çabuk çabuk soğuk sandviç, hamburger yemekten obezleşiyorlar; haberleri yok!

    Sonra; haftasonu jogging yapmaya, bisiklet sürmeye çıkarlar, kafalarına Sony'nin küçük kamerasını takarlar, öğleden sonra eve döndüklerinde, hafıza kartına kaydettiklerini face'de, twitter'da, instagram'da paylaşırlar! Acıkınca da; bir pizza şirketine sipariş geçerler, iştahla o pizzayı yer; yine obezleşirler!

    'Bu ülke artık kendi tohumunu üretemiyor! Tohumu bile ithal ediyoruz!' diye bas bas bağırıyoruz;

    'Valla biz akşam yemeğini nezih bir lokantada yedik, üzerine de enfes bir tatlı...
    Sen hangi tohumdan bahsediyorsun kardeş; yanlış gelmişsin galiba!
    Dünya çoktan globalleşti. Sen tohumda kaldıysan, ulusalcısın o zaman!' diye dalgalarını da geçerler!

    Ne dersiniz Hocam? Umarız bir cevabı bize çok görmezsiniz?

    Saygılarımızla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru söylüyorsunuz. Tarımı ihmal ediyoruz. Hem de uzun zamandır. Çok doğru. Ben biraz araştırma yapayım.

      Sil
  27. DOLAR DÜŞÜŞ TRENDİNE GİRDİ Mİ, GİRMEDİ Mİ?

    (Yaşar Erdinç,
    29 Nisan 2015)

    Geçen hafta sonuna kadar piyasalarda stres hakimdi fakat son iki gündür, özellikle dolar/TL kurunda sert düşüşler gördük.

    Haftaya başlarken, yaptığım yorumlarda ve piyasaya ilişkin yazılarımda, ilk desteğin 2.7120 olduğunu, buranın kırılması durumunda 2.69-2.71 aralığının alım için uygun olacağını ama 2.68 seviyesinin altını beklemediğimi vurgulamıştım.

    Tekrar hatırlayacak olursak, geçen haftanın son iki gününde doların diğer ülke paralarına karşı değer kazanmamasına rağmen, dolar/TL kurunun 2.74'ü geçmesi normal değildi. Türk Lirası diğer paraların aksine değer kaybetmeye devam etmişti.

    Son iki günde dolar kurunu aşağı çeken faktörlere kısaca göz atmakta fayda var. Diğer önemli sorular: "Dolar neden sert düştü? Düşüş devam eder mi? Yeni destekler nereler?"

    Geçen haftaki yazılarımda vurguladığım üzere, Yunanistan konusu her ne kadar bizi yakından ilgilendirmese de geçen cuma günü doların sert artışında, Yunanistan ile yapılan görüşmelerdeki tıkanma etkili oldu. Fakat pazartesi günü, Yunan Maliye Bakanı Varaoufakis'in müzakerelerden alınması, görüşmelerin rahatlayacağına dair sinyal verince Avrupa borsaları çok olumlu etkilendi. Bu arada gelişmekte olan ülke para birimleri dolara karşı değer kazanmaya başladı. TL en fazla değer kazananlardan biri oldu. Pazartesi günü destekler birer birer aşağı kırıldı.

    İŞLEM HACMİ ARTTI

    Özellikle 2.7120 kırıldığında artık 2.69'lu seviyelere düşeceği ortaya çıkmıştı. Dün her ne kadar dolar kuru 2.69 seviyelerine kadar yükselme çabası içine girmiş olsa da en güçlü destek olarak verebileceğimiz 2.65 seviyelerine kadar geriledi.

    Pazartesi akşamı dolar kurunun günlük grafiğine baktığımızda önemli noktalar dikkati çekiyor. Pazartesi günkü işlem miktarı son zamanların en yüksek günlük işlem miktarıydı. Doların yukarı yönlü trendinde çok belirgin bir kırılma gördük. Günlük bazda sert bir düşüş olurken işlem miktarının da rekor kırması, en azından kısa vade için dolar kuru konusundaki görüşlerimizi yeniden gözden geçirmemizi gerektiriyor.

    Dolar/TL kuru için yeni seviyeleri ve hareket olasılıklarını şöyle verebiliriz. Şu an 2.6950-2.7050 aralığı yeni bir direnç oldu. Dolar/TL kuru herhangi bir sebeple yeniden 2.7250'nin üzerine çıkar ve son iki gündeki düşüş hareketinin %70'ini geri alırsa, düşüşün sonlandığını söyleyebileceğiz. Ama şu an için doların yükselme konusunda zorlanacağını söylemek mümkün. Günlük bazdaki grafikler, bir iki haftalık en önemli direncin artık 2.7430 olduğunu ve altta da 2.6250 seviyelerinin olası olduğunu gösteriyor.

    Kısaca borsaya da değinecek olursak, borsa için 86.000-87.200 aralığının direnç bölgesi olduğunu söylemek mümkün. BİST-100 endeksi dün 86.740 seviyelerini gördükten sonra, 86 bin seviyelerine kadar gün içinde geriledi ve gün boyunca yaklaşık 750 puanlık bir aralıkta dalgalandı. Borsanın 87.200 üzerinde kapanış olasılığını şu an yüksek görünmüyor fakat bu seviyenin üzerinde bir kapanış olur da en az iki gün 87 bin üzerinde tutunursa yeni hedef 89-91 bin seviyeleri olur. Ama seçimlere yaklaştıkça, borsada yeniden satış baskısı artabileceği için yatırımcı risk alırken bu faktörü göz önünde bulundurmalıdır.

    http://www.bugun.com.tr/dolar-dusus-trendine-girdi-mi-yazisi-1615015

    YanıtlaSil
  28. FED (ABD Merkez Bankası) NE DEDİ?
    PİYASALARA ETKİSİ NE OLUR?

    (Yaşar Erdinç,
    30 Nisan 2015)

    Dün akşam (29 Nisan, Türkiye saati ile 21:00) FED'in açıklaması geldi. Bildiğiniz üzere ABD ekonomisi yavaşlıyordu. Dün de ABD 1. çeyrek büyümesi yüzde 1 beklenirken yüzde 0.2 gibi çok düşük geldi.

    Dolayısıyla faiz artışının 2016'ya bile kalabileceğini düşünenler oldu!

    Ama dünkü FED açıklamasına ilk çeyrekteki ekonomik yavaşlama kış şartlarına bağlanarak bunun geçici olduğu belirtildi. Dolayısıyla bir bakıma FED, son verilerdeki bozulmayı geçici gördüğünden, "güvercin mi ? / şahin mi ?" sorusuna piyasa cevap aradığında; "güvercin görünümlü şahin" resmi ortaya çıkınca, Euro-dolar bir miktar gerilerken, dolar/TL kuru da 2.65'lerden 2.6650'lere yükseldi.

    FED ne zaman faiz artırmaya başlayabilir? sorusuna cevap olabilecek tek cümle; istihdam ve enflasyona bakacaklarını söylemeleri. Enflasyon için %2 hedefleniyor. Eğer FED enflasyonun %2'ye doğru yol almaya başladığını düşünürse, faizleri artırmaya başlayacak.

    FED ikinci çeyrekte (Nisan-Mayıs-Haziran 2015) ekonominin daha iyi bir görünüm sergileyeceğini düşünüyor. Ama bu arada hanehalkının gelirlerindeki büyümenin de yavaşladığına dikkat çekiyor.

    Bütün açıklamaları bir araya getirdiğimde ortaya çıkan resim bana; Haziran'da bir faiz artışı olmayacağını, en erken Eylül 2015 olduğunu söylüyor. Buna rağmen, doların bir miktar değer kazanmasını da az önce söylediğim üzere, ABD ekonomisindeki olumsuz verilerin geçici olduğunu düşünmesinden kaynaklanıyor.

    Gelecek hafta cuma günü hem tarım dışı istihdam, hem de ücretlere ilişkin veriler açıklanacak. Şu ana kadar piyasalar daha çok 'ABD tarım dışı istihdam verileri'ne vurgu yapsalar da, FED'in %2 enflasyon hedefi çerçevesinde ücretlerdeki değişim de önemli olacaktır. Ücretlerde, beklenilen seviyenin üzerinde bir artış görülmesi kanımca; en önemli faiz artırım sinyali olacaktır. Bunu gelecek hafta göreceğiz.

    (...)

    YanıtlaSil
  29. (...)

    Dün piyasalarımız FED'i bekleme modundaydı. Avrupa borsalarında yine sert satışlar vardı.

    Alman DAX %3.21 düşerken,
    Fransa CAC40 endeksi %2.59,
    Ve FTSE %0.65 geriledi.
    Bizim borsamız (BIST) ise sadece %0.27 geriledi.

    Normal şartlarda eğer Avrupa'da bu kadar sert düşüşler olmasaydı, BIST-100 endeksi 87.000 seviyesini yukarı zorlayabilirdi. En çok merak edilen FED açıklaması da geldi ve bir süreliğine stres sona erdi. Bugün Avrupa toparlamaya başlarsa, bizim borsamız da toparlayacaktır. Bu sabah itibarıyla Çin %0.69 ve Japonya %2.52 aşağıda bulunuyor. Dün gece ABD endeksleri de %0.37 ile 0.63 arasında değer kaybetti. Dolayısıyla bugün piyasalarımız temkinli açılacaktır. Son iki gündür yorumlarımda vurguladığım üzere 85.250 civarı en önemli destek görünümündedir. Bu seviye son iki gündür dış borsalardaki sert gerilemelere rağmen aşağı kırılmadı. Bu da piyasamızın en azından şu an gücünü koruduğunu ve yukarı gitme isteği olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla (beklenmedik başka bir haber gelmediği veya olay olmadığı sürece) borsada ani bir geri çekilme ile hızlı düşüşün başlayacağını zannetmiyorum. Borsa açısından tepelere gelindiğinin en önemli sinyallerinden biri; günlük bazda 750-900 milyon işlem miktarına rağmen endeksin o gün yukarı gidememesi veya geri çekilmesi olur. Şu an için 85.750 ile 86.750 aralığındaki kanalda hareketin devamını bekleyebiliriz.

    Dolar/TL kurunda ise 2.65 önemli destekti ve bu desteğin altına gelindiğinde alımlar geldi. Fakat yeniden geri çekilme olabilir. Bir/iki hafta için dolar dip arayışı yapıp yeniden yukarı dönebilir. Bu dip arayışını yaparken 2.6450'nin altına gelirse 2.62 civarına kadar gerileyebilir. Ama şu an için doların yeniden hızlı yükselişlere başlayaıp 2.70'i geçip 2.72 üzerine oturması olasılığı hem teknik olarak, hem de temel olarak zayıf bir ihtimal olarak görünüyor.

    Yine de şunu tekrar vurgulamamda yarar var:

    Ne zaman,
    Nasıl,
    Ve ne şekilde piyasaya hangi haberin geleceğini bilemiyoruz!

    Benim söylediklerim normal şartlar altında geçerlidir.

    Bir haber; doları yeniden 2.70 üzerine atabileceği gibi, 2.60'ın altına da düşürebilir.

    Ama "normal şartlarda" bugün 2.6480 ile 2.6720 aralığında dalgalanmasını beklerim.

    http://www.bilgeyatirimci.com/2015/04/30/fed-ne-dedi-piyasalara-etkisi-ne-olur/

    YanıtlaSil
  30. Hocam yine çok güzel bir çalışma bizi aydınlattığınız için sonsuz teşekkürler.Hocam size bir de şöyle bir soru sormak istiyorum bu konuyu araştırıyorum ama yeteri kadar bilgi ve kaynak bulamadım oıs spread nedir ekonomide neyin göstergesidir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      OIS Spread ile ilgili bilgi burada var: http://economia.unipv.it/pagp/pagine_personali/lorenza.rossi/LEZIONI_MONETARIA_2014_2015/LIBOR_OIS_FRED.pdf

      Sil
    2. Çok teşekkür ederim hocam..

      Sil
  31. Bu gece 11de ekonomi programini izleyemeyecegim için cok üzgünüm hocam ama yarin icin bol malzeme var. Keske programın suresi biraz daha uzasa 35-37 dakika yerine şöyle 1 saat program olsa da bol bol ekonomi konussaniz. Saygilar sevgiler. Servet abiye de selamlar hocam :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Süre yeterli aslında.

      Sil
  32. hocam türkiyede memur sayısı sizce fazla mıdır yoksa az mıdır? bu haberde oecd ortalamalarından bahsedilmiş http://sgkrehberi.com/haber/62807/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda çok çeşitli görüşler var. Net bir şey söylemek kolay değil.

      Sil
  33. Hocam elinize sağlık yine ekonomi arşivimize ekleyeceğimiz bir çalışma olmuş. Size 2008 krizi ile ilgili birkaç soru sormak istiyorum fazla vaktinizi almadan.

    Krizden dolayı oluşabilecek ekonomideki daralma ve talep yetersizliğini önlemek için merkez bankası belirli aralıklar ile faiz indirimleri uygulamış. Fakat bu faiz indirimleri ülkeden çıkmaya başlayan yabancı sermaye hareketini daha da hızlandırmadı mı ?

    Yabancı sermaye çıkışındaki hareketlik sonucu değer kaybeden tl için ise merkez bankasının döviz borçlanma faiz oranlarını ve yine yabancı para zorunlu karşılık oranlarını düşürdüğünü görüyoruz. Bunun yanında ise ciddi miktarlarda döviz satım ihaleleri yapılmış.

    Yabancı paranın aşırı değerlenmesini önlemek için uygulanan bu faiz dışı politikalar sonucu ne derece başarılı olundu fikrinizi öğrenebilir miyim ? Ve faizin düşmesi ile birlikte piyasalarda beklenen hareketlilik gerçekleşti mi ? Bu sorularımın cevabını çeşitli göstergeler yardımıyla zaten alıyorum merkez bankası sitesinden fakat sizin de yorumunuz benim için çok önemli. Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      (1) Faiz yabancı yatırımcı için yeterince yüksek. Bugünkü oranlarda bile onların ülkesinde enflasyonun sıfıra yakın olduğunu düşünürseniz reel faiz söz konusu. Ama kur riski var. TL değer kaybettikçe faizden kazandığını kurdan kaybediyor. Onun için de çok kısa vadeli sıcak para geliyor Türkiye'ye. Yabancıların çıkışı faizden çok risk artışından kaynaklanıyor.
      (2) Kurun değerlenmesini önlemek için TCMB'nin faiz dışında yürürlüğe soktuğu araçların hiçbiri beklenen sonucu vermedi. Bu uygulamalar ayrıca yabancı yatırımcı açısından da risk artışı olarak görülüyor. Çünkü TCMB'nin gerektiğinde faizi artıramayacağı algısına ulaşmaları da risk oluşturuyor.

      Sil
  34. Hocam makro ekonomi kitabınızda 2008 krizi ile birlikte gelişmiş ülkelerdeki büyümenin düşmesi ile gelişmekte olan ülkelerden yaptıkları ithalat azaldığı için gelişmekte olan ekonomilerin dış ticaret gelirlerinin azaldığını söylemişsiniz. Fakat ben şu tablodan kriz ile birlikte türkiyenin ihracatının değil de ithalatının değiştini görüyorum. Bu durum türkiyeye mi özel acaba ?

    http://pokit.org/get/img/dbcbd683e97d30c8d7ea4322dbefbb35.jpg

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye cari açığını düşürmek için ithalatı düşürecek politikalar uyguladı. Bunun sonucunda cari açığı da düştü.Ne varki bu yılın ilk 4 ayında ihracatta daha hızlı bir düşüş başladı. Yani Türkiye de öteki gelişmekte olan ülkelerle aynı noktaya geldi.

      Sil
  35. Hocam ihracatla döviz kuru arasında nasıl bir ilişki var ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ülkenin kendi parasının değeri döviz karşısında düşerse o ülkenin ihracatının artması beklenir. Diyelim ki 1 USD = 2,5 TL olsun. Bu durumda Türk ihracatçı 100 USD'lik ihracat yapınca karşılığında 250 TL kazanıyor demektir. Şimdi diyelim ki TL değer kaybetti ve 1 USD = 3.00 TL oldu. Bu durumda bizim ihracatç.ı 100 USD'lik mal ihraç edince 300 TL kazanacaktır. Yani TL karşılığı geliri eskisine göre 50 TL artar. Bu durumda daha çok kazanan ihracatçı bunun yarattığı teşvikle daha çok ihracat yapmaya yönelir. Bunun sonucunda da ihracatımız artar.
      Buraya kadar anlattıklarımın 2015'in ilk 4 ayında işlememesinin yani TL değer kaybettiği halde ihracatımızın düşmesinin iki nedeni var: (1) Bizim mal ihraç ettiğimiz yer Euro bölgesi. O bölgede ekonomiler zayıfladığı için bizden yaptıkları ithalatı kıstılar. (2) Bizim sattığımız mallar karşı taraf için vazgeçilmez mallar değil. O nedenle adamların işleri bozulunca bizim malları almaktan kolayca vazgeçebiliyorlar.

      Sil
  36. Hocam,

    1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı diye diye seviniyoruz da:

    Dolar 2,6911 TL ile yükselmeye devam ediyor!

    Euro 3,0254 TL ile yükselmeye devam ediyor!

    Acaba; patronlar kalp krizi geçirmeye başlamış mıdır?

    '4 Mayıs kalp krizi geçiren patronlar ve işten atılan emekçiler bayramı' olarak düzenlenebilir mi?

    Ne yanıt verirsiniz Hocam?

    YanıtlaSil
  37. Hocam montaj sanayisi uzerine kurulmus bir ekonomik modelinin basarili olma sansi nedir ?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...