25 Haziran 2015 Perşembe

Küresel Ekonominin Değerlendirilmesi

ABD Ekonomisi
1990’lardan itibaren dünya konjonktürünün uygun havası ABD’de aynı şekilde yaşandı. ABD ekonomisi hızlı bir çıkış yaşadı. Aşağıdaki grafikler,  yaşanan bu çıkışın 2000 yılından sonraki bölümünü gösteriyor. Grafiklere baktığımızda büyümenin yükseldiği, yatırımların ve tasarrufların yüksek sayılabilecek bir düzeyde seyrettiği, enflasyon ve işsizliğin makul düzeylerde bulunduğu, bütçe açığının azaltıldığı bir dönem görüyoruz. Bu dönemde tek sorun cari açığın yüksekliği olarak karşımıza çıkıyor. 


ABD ekonomisi 2006 yılında yaşadığı düşük kaliteli mortgage kredileri (subprime mortgage) kriziyle sarsılsa da bu alanda yapılan şirket kurtarma operasyonlarıyla toparlandı. Ne var ki ardından gelen 2008 Lehman Brothers’ın batışıyla başlayan finansal krizi aynı şekilde toparlayamadı ve ekonomik krize girdi. Halen yaşamakta olduğumuz küresel krizin başlangıcı olarak Lehman Brothers krizinin çıkışı esas alınıyor. Grafikler bize, 2006’da başlamış olan düşüşün 2008’den başlayarak hızlandığını gösteriyor. Büyüme grafiğinden açıkça görüleceği gibi ABD ekonomisi 2009’da resesyona giriyor, ardından işsizlik yükseliyor, yatırımlar da tasarruflar da düşüyor, bütçe açığı yükselmeye başlıyor. Dönemin iyiye giden tek göstergesi cari açık olarak görünüyor. Küçülen ya da en azından büyüme hızı düşen bir ekonominin üretimi, yatırımı düşüyor ve dolayısıyla ithalatı da azalıyor. Bunların sonucu olarak da karşımıza normal olarak cari açığın gerilemesi geliyor.

Bütün bu evreleri yukarıdaki grafiklerden izlemek mümkündür. Grafiklerin bize gösterdiği bir başka şey de ABD ekonomisinin yaşadığı bu darbelerden sonra bugün bir toparlanma sürecinde olduğu görünümüdür. ABD ekonomisinde bu toparlanma sürecine girebilmek için Fed tarafından trilyonlarca dolarlık parasal genişleme programları uyguladı. Bu programların uygulanması sonucunda Fed’in bilançosunun aktif büyüklüğü 8 Ağustos 2007’den bugüne kadar 869 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükseldi. Bu inanılmaz boyuttaki parasal müdahale sonucunda büyüme belirli bir düzeyi yakaladı, yatırımlar ve tasarruflar yönünü yukarı çevirdi, cari açığın düşüşünden de görüleceği gibi bu ikisi arasındaki fark oldukça azaldı. Krizin ABD ekonomisine en büyük katkısı cari dengeye yaptığı olumlu katkıdır. Cari açık oldukça düşük bir düzeye gerilemiş görünüyor. Bütçe açığı, başlangıçta hızla artmış olmasına karşılık son dönemde eski düzeyine doğru düşmeye başlamış bulunuyor.

Olumlu: Bugün genel olarak baktığımızda küresel krize ilk giren hatta neden olan ABD ekonomisi, arada bir tökezlenmeler yaşasa da, toparlanma yolunda emin adımlarla yürüdüğünü görebiliyoruz.   
Olumsuz: ABD ekonomisinin toparlanması karşısındaki en önemli tehdit Fed’in, dağıttığı bu kadar büyük miktarlı parayı toparlayabilmesi için faizleri eninde sonunda artırması gereğidir. Enflasyona veya daralmaya yol açmadan bu operasyonun yapılması oldukça sıkıntılı bir adım olarak duruyor.

Euro Bölgesi Ekonomisi
Sovyet sisteminin çöküşü, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve küreselleşmenin yarattığı olumlu havanın küresel ekonomik konjonktürde yarattığı çıkış Euro bölgesinin de uzun süreli bir çıkış yaşamasına yol açtı. Bu çıkışı aşağıdaki grafiklerden görmek mümkündür. Makul bir büyüme oranıyla birlikte yüksek sayılacak ama stabil bir işsizlik oranı yüzde 2 – 3 aralığında Maastricht kriterine uygun ideal bir enflasyon oranı yine yüzde 2 – 3 aralığında Maastricht kriterine uygun bir bütçe açığı dikkati çekiyor. Euro bölgesinde yatırımlar ve tasarruflar birbirine yakın miktarlarda olduğu için cari denge de genellikle fazla veriyor. 


ABD’de başlayan krizin yansımasıyla birlikte Euro bölgesinin görünümü de değişmeye yüz tutuyor. Büyüme düşüyor, hatta krizle birlikte küçülmeye dönüşüp sonra yeniden artıya geçiyor. İşsizlik artmaya başlıyor, bütçe dengesi hızla bozuluyor. Krizin etkisiyle açığa dönüşen cari denge, sonraki yıllarda ithalatın azalmasının etkisiyle iyiden iyiye fazla vermeye yöneliyor.

Olumlu: Bugünkü görünümü itibariyle Euro bölgesi ekonomisi toparlanma sinyalleri vermeye başlamış bulunuyor. Ne var ki bu sinyaller ABD ekonomisindeki kadar güçlü değil.
Olumsuz: Para politikasının tek elden (AMB) eliyle yürütülmesine karşılık maliye politikasının farklı otoritelerce yürütülmesi sıkıntılı bir durumdur. Öte yandan Yunanistan ekonomisinin kurtarılma sorunu, Yunanistan’ın Euro’dan çıkıp çıkmayacağı gibi kritik sorunlar uzun süre gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Japonya Ekonomisi
Japonya, küresel krizden çok önce krize girmiş bir ekonomi konumundaydı. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır büyüyemeyen bir ekonomi durumunda Japonya. Aşağıdaki grafiklerden Japonya’nın, 1990’ların ortalarından başlayan olumlu konjonktürden fazlaca yararlanamadığını görebiliyoruz. Buna karşılık küresel kriz Japonya’yı daha da etkileyerek eksi büyümeye düşürmüş görünüyor. Japonya’nın düşük büyümeye karşılık işsizlik sorunu yok. Büyük bütçe açıklarına karşın uzun süre deflasyon yaşamış olan ekonomi son yıllarda enflasyon yaratmaya başlamış bulunuyor. Japonya geleneksel olarak cari fazla vermeyi sürdürse de son dönemde cari fazlada önemli düşüşler yaşıyor.


Japonya, çeyrek yüzyıldır içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabilmek için uzun süre bütçe açığı vermeye dayalı bir maliye politikası yürüttü. Bu politika büyük oranlarda bütçe açıkları verilmesine karşılık beklenen sonuçları veremedi. Bu gevşek politikaya karşın Japonya deflasyondan enflasyona dönüşü başaramadı. Son genel seçimi kazanarak başbakanlığa gelen Shinzo Abe, ABD ve İngiltere’nin krizden çıkış için başvurdukları parasal genişleme politikasını ekonomi politikasının temeline koydu ve Japonya Merkez Bankası (BOJ) parasal genişleme politikasını uygulamaya yöneldi. Bu politikayı, maliye politikasıyla da destekleyen Japonya, son dönemde ekonomik krizden çıkış konusunda yol almaya başladı. Abe hükümeti, bunlara ek olarak Çin ve Kore başta olmak üzere ihracattaki başlıca rakip ekonomilerin atılımlarına yetişebilmek amacıyla Yen’in değerini düşürme yolunda bir kur politikası izlemeye başladı. Yen’in değeri düştükçe Japonya’nın ihracatında da artışlar başladı ve bu gelişme ekonominin toparlanmasına yardımcı olmaya yöneldi.

Olumlu: Çeyrek yüzyıldır ekonomisi krizde olan Japonya’da ilk kez büyümeye dönüş ve enflasyonda kıpırdanma başlaması geleceğe ilişkin umut verici işaretler olarak görülüyor.
Olumsuz: Japonya’nın Yen’in değerini düşürerek ihracatını artırmaya yönelmesinin neden olduğu kur savaşı, rakip ekonomilerin aynı tavrı almasına ve dolayısıyla sonuçta hep birlikte kayıpla karşılaşmalarına yol açabilir.

Çin Ekonomisi
1990’ların ortalarına doğru başlayan olumlu ekonomik konjonktürdeki çıkıştan belki de en fazla yararlanan ekonomi Çin oldu. Gelişmiş ekonomilerde ortaya çıkan büyük likidite bolluğu gelişme yolundaki ekonomilere sermaye akımı olarak akarken bu akımdan en fazla Çin yararlandı. Gerek sermaye akımlarından elde ettiği avantaj gerekse gelişmiş ekonomilerde yaşanan refah artışının yarattığı talep artışına karşı ihracatını artırarak sağladığı büyüme, 15 yıllık süre içinde Çin’i küresel sistemin en büyük ikinci ekonomisi konumuna taşıdı. Aşağıdaki grafikler Çin’in küresel krize kadarki dönemde büyümesini hızla artırdığını, işsizlik sorunu yaşamadığını, bütçe açığının makul düzeyde seyrettiğini, cari fazlasının artış içinde olduğunu ortaya koyuyor.


Küresel krizle birlikte Çin ekonomisinde yavaş yavaş bazı değişikliklerin ortaya çıktığını yine grafiklerden görebiliyoruz. Hala başka ülkelerin çok üzerinde bir oranda olsa bile büyüme hızının düştüğünü görebiliyoruz. Yatırımlar ve tasarruflarda yaşanan çıkış da düşüşe dönmüş ve bunun sonucu olarak cari fazla azalmaya geçmiş görünüyor. İşsizlik ve enflasyon ise Çin açısından bu aşamada sorun oluşturmuyor. Buna karşılık bütçe dengesinde bozulma yönünde gidiş var. Çin’in yeniden yüksek büyüme patikasına geri dönebilmek için uygulamaya başladığı genişletici maliye politikası bütçe dengesinde bozulma yaratması beklenen bir sonuç.  

Olumlu: Gelişmiş ekonomilerden sermaye çekerek uyguladığı ekonomi politikasıyla ülkeyi dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna getirmesi Çin yönetimi açısından büyük bir başarıdır. Küresel kriz sonrasında yaşanan bazı olumsuzluklara karşın ekonominin hala güçlü görünümünü koruması olumludur.
Olumsuz: Çin ekonomisi, büyüyen her organizasyonun karşılaştığı sorunlarla ve engellerle karşılaşmaya başlamış bulunuyor. Yuan’ın değerini artırması gerektiği yönünde karşılaştığı baskılar ve ucuz ihraç ürünlerine getirilen engeller Çin ekonomisini önümüzdeki dönemde zorlayacak unsurlardır.   

Gelişmekte Olan Ülkeler Ekonomisi
Küresel krize kadar yaşanan likidite bolluğunun sermaye akımlarının serbestleşmesinin getirdiği yeni düzenden yararlanarak gelişme yolundaki ekonomilere akmasının da yarattığı olumlu hava bu ekonomilerde önemli gelişmelere yol açtı. Aşağıdaki grafikler bize bu ekonomilerde 2000’lerin başlarında büyümenin, yatırımların, tasarrufların ve cari fazlanın hızla arttığını gösteriyor. Başlangıçta bütçe açıkları ve enflasyon da artış trendinde görülüyor. İlerleyen yıllarda bütçe açığı düşmeye başlıyor.


Küresel kriz, bütün küresel sistemi olduğu gibi gelişmekte olan ülkeleri de etkiledi. Bunu yine aynı grafiklerden görebiliyoruz. Büyüme hızı düşüyor, yatırımlar ve tasarruflar artıştan durgunluğa dönüyor, cari fazla azalamaya başlıyor. Krizle birlikte bütçe dengesinde de bir oynaklık ortaya çıkıyor. Bu kategoride yaklaşık 150 ülke yer aldığı ve her birinin uyguladığı politikalar da farklı olduğu için bundan öte genellemeler yapmak pek doğru olmaz.

Olumlu: Gelişmekte olan ülke ekonomileri, küresel sistemin yarsına yakın bir büyüklüğünü temsil ettikleri için bunların krizden fazla etkilenmemiş olmaları küresel sistem için adeta can simidi görevi yapmalarını sağlamıştır. Mevcut durumda da bu ekonomiler güçlü görünümlerini korumaktadırlar.
Olumsuz: Küresel kriz sonrasında azalan sermaye akımlarının yerini parasal genişlemenin yarattığı fonlar almıştı. Fed’in parasal genişlemeye son vermesi ve faiz artırmaya hazırlanması bu akımı tersine çevirmeye başladı. Bunun, önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkeleri de krize sokması olasılık içinde bulunuyor.

Türkiye Ekonomisi
2000’li yıllara büyük bir ekonomik kriz ile (2001 krizi) giren Türkiye ekonomisi ilerleyen yıllarda IMF’nin büyük maddi desteği ve uygulamaya konulan güçlü ekonomiye geçiş programıyla önemli bir ekonomik toparlanma içine girdi. Aşağıdaki grafiklerden görüleceği gibi büyüme oldukça yüksek seyrederken enflasyon hızla düşürüldü, bütçe açığı kapatılmaya başlandı. 2001 krizinin yarattığı en olumsuz etki işsizlik oranının yükselmesiydi. Kriz sonrasında uygulanan politikalar ekonomik büyümeyi yukarı taşırken cari açığın da hızla artmasına yol açtı.


Türkiye’de bütün ekonomiler gibi küresel krizden payını aldı. Grafiklere baktığımızda 2009 yılında ekonominin küçüldüğünü, işsizliğin hızla arttığını, bütçe dengesinin bozulduğunu görüyoruz. Buna karşılık küresel kriz, yeterince ihracat yapamayan ekonomide cari açığın artmasına yol açmış görünüyor. Küresel kriz sonrasında yeniden toparlanan ekonomide büyüme yükselmiş, bütçe dengesi yeniden rayına girmiş, buna karşılık cari açık da yeniden hızla artmaya başlamış bulunuyor. Son üç yıla baktığımızda büyümenin düştüğünü, işsizliğin yükselmeye başladığını buna karşılık cari açığın azaldığını görüyoruz. Türkiye, ya bütçe açığı ya cari açık vererek büyüyen bir ekonomi görünümünde bulunuyor.

Türkiye ekonomisinin en temel sorunu cari açık ve/veya bütçe açığı vermeksizin büyüyememesidir.

Olumlu: Türkiye’nin krizlerin yarattığı olumsuz tabloya karşı verdiği tepkinin sert olması yani girdiği krizden hızlı çıkması önemli bir avantajdır.
Olumsuz: Türkiye’nin dış kaynağa bağımlılığı, Fed’in faiz artırımı sonrasında sermaye girişlerinin iyice kuruyacak olması yatırım – tasarruf grafiğine baktığımızda en olumsuz görünüm olarak karşımıza çıkıyor.

Genel Değerlendirme
Tarihin ilk küresel krizinde ABD ile başlayan ilk aşamayı Avrupa ile devam eden ikinci aşama izledi. Japonya, 25 yıldır zaten krizin içinde olduğundan küresel krizin ona etkisi, yaşadığı krize ek bir etki şeklinde geldi. ABD, krizden çıkış işaretleri gösterirken Avrupa da yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor. Eğer Yunanistan krizini daha fazla büyüyüp yayılmadan atlatabilirlerse Avrupalılar da krizden çıkabilecekler. Gelişmekte olan ekonomiler şimdiye kadar küresel krizin içine girmediler. Etkilerini çeşitli boyutlarda hissetmiş olsalar bile tam olarak içine girmediler. Fed’in faiz artırım kararı gelişme yolundaki ekonomiler için dönüm noktası olacak gibi duruyor.

                             

Eğer Fed, faiz artırımını peş peşe yaparsa o zaman sermaye hareketlerinin yönü gelişmekte olan ekonomilerden gelişmiş olanlara doğru değişebilir. Böyle bir durum gelişmekte olan ekonomileri krize sürükleyebilir. Ben böyle bir kriz doğabileceği kanısındayım. O nedenle küresel krizin üç aşamalı olacağını anlatıyorum sürekli. ABD ve Avrupa ayakları geçildi üçüncü aşamada gelişmekte olan ülkeler yer alıyor. İşin kötüsü bu üçüncü aşamanın boyutu büyük olursa bir kısır döngü çıkabilir karşımıza.

ABD de dahil, bütün ekonomiler, Fed’in çevresinde dönen gezegenler gibi bir görünüm içinde bulunuyorlar.

                                        

85 yorum:


  1. Hocam ;
    Bütün makalelerşnizde olduğu gibi yine muhteşem bir çalışma ortaya koydunuz teşekkürler.
    "Gelişmiş ekonomilerden sermaye çekerek uyguladığı ekonomi politikasıyla ülkeyi dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna getirmesi Çin yönetimi açısından büyük bir başarıdır." Tesbitiniz çok doğru, TR veya diğer GOÜ ler bu enstrümanı neden kullanamıyorlar, FED in faizleri yükseltmesi GOÜ içşn tehlike ise ÇİN için neden tehlşke değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çin ucuz iş gücü ve ucuz maliyetler sebebi ile tercih ediliyor yani çin'de doğrudan yatırım yapılıyor. Faizlerin yükselmesinin ise doğrudan yatırımlara etkisi olsa da esas itibari ile portföy yatırımlarını etkiliyor. Eksik/yanlış bir bilgi verdiysem düzeltiniz lütfen. kolay gelsin

      Sil
    2. Teşekkür ederim.
      Ayrıca cevap - yorum için de teşekkür ederim. Hiç bir eksik/yanlış yok.

      Sil
  2. Hocam sizin FED faiz arttırım tahmininiz nedir? Ne zamana kadar dolarda kalmak mantıklı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. buyuk ihtimalle bu sene artirir eylul

      Sil
    2. Ben açıklamayı bu yıl yapabileceğini ama artırıma gelecek yıl başlayacağını tahmin ediyorum. Yıl başında tahminlerimi sunarken varsayımım buydu halen bu varsayımımı koruyorum.

      Sil
  3. FED faiz artırırsa bizi zor günler bekliyor, ama FED faizleri artırsa bile FED'in biraz üzerinde faiz vererek sermayeyi ülkemizde tutamaz mıyız? Tabi bunun ek maliyeti olacak ama bana o kadar da sıkıntılı bir durum olmaz gibi geliyor ya da en azından üretime yönelik yatırımlar yapmamız konusunda şansımız olabileceğini düşünüyorum, katılır mısınız hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz artarsa yatırımlar (üretim) düşer işsizlik artar enflasyon artar

      Sil
    2. Bazen faizi artırmak sermayeyi çekmek için tek başına yeterli olmaz. Riskleri de düşürmek gerekir. Ki bize risklerin düşeceğine ilişkin en azından şimdilik bir belirti göremiyorum.

      Sil
  4. Hocam,
    Ekonomik kriz kelimesini çok kolay kullandığınızı düşünüyorum. Japonların tasarrufu yatırımdan fazla işsizlik yok siz yine kriz diyorsunuz. Gelişmekte olan ülkelerde bir Yatırım tasarruf denkliği olduğu halde siz kriz beklentisini çok kolay söylüyorsunuz.
    Bence bir ekonomik kriz tanımı yapmanız lazım ki onun üzerinden okuyalım bizim bildiğimiz kriz Arjantin'deki gibi halkın marketlere saldıracak duruma gelmesidir.
    Tabloya göre Türkiyeye baktığımda kamunun piyasadan el ayak çektiğini düşünüyorum. Yani kamu dengeli ama piyasayı piyasaya bırakmış. Tam tersi Japonya ve Çin bütçe açığı ve mali politikle ile sürekli olarak bir genişleme azminde. ABD ise tam tersi para ile piyasayı oynatıyor volatilitesi ondan, yoksa görünümü Çin ya da Japonya gibi olması beklenirdi, gelişmiş olduğu için. Bu durumda hocam ülke gruplarına göre yani aynı politikaları uygulayan ülkelere göre bir gruplandırma daha didaktik olacaktır.
    Bizdeki esas sorun hem enflasyon var yani deflasyon yok anlamında hem de cari açık var yani biz piyasamızı doyuracak kadar üretim yapamıyoruz, borçlandığımızı önce doymaya harcıyoruz karın ya da göz. Bu durumda bence kamu biraz açık vermeli yatırım harcamalarına ağırlık vererek. Çünkü bunca özel borç stokuna rağmen büyüme istediğimiz seviyede değilse özelin borçlanacağı parayı kamu alıp yatırıma sevk etmeli diye düşünüyorum. Yani ben Japonya'yı daha çok beğendim. Orda piyasanın doymuşluğudur sizin kriz dediğiniz. Bu da daha meta analizler gerektirir diye düşünüyorum. Yani herkes çok üretip herkes doyduğunda piyasaların görünümü nasıl olacak bir de öyle bir tablo çizerseniz mevcut durumlar daha iyi okunabilir. Bu durumda galiba ben karma ekonomiden yanayım,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cok tesekkurler bu konuyu acikliga kavusturdugunuz icin, biz hep sizin neden yana oldugunuzu merak ediyorduk simdiye kadar ama icinden cikamamistik. Artik geceleri rahat uyuyabiliriz...

      Sil
    2. Artık geceleri rahat uyuyabildiğinizi sağladığımız için asıl biz mutluyuz sevgili 16:38 adsızı...

      Sil
    3. Ekonomide kriz denilen olgu bir ekonominin büyüyememesi olgusudur. Bakınız Japonya 25 yıl önce açık ara dünyanın en büyük 2. ekonomisiydi. Çin geldi geçti Japonya hala aynı yerde duruyor.

      Sil
  5. Hocam belki saçma bir soru olacak ama madem ABD ve Euro Bölgesi ülkeler 2009 krizinin etkisinin üstesinden,Parasal Genişleme Politikasıyla gelebildiler, neden daha önce böyle bir uygulama (Krizin hemen sonrası ) yapmadılar?
    Sayenizde Ekonomi'ye ilgim arttı,iyi ki varsınız Hocam...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Daha önce böyle bir ihtiyaç yoktu. Ekonomi büyüyordu. İnsanlar tüketim yapıyorlar, talep canlı bulunuyordu.

      Sil
  6. Serdarke;
    Türkiye’nin krizlerin yarattığı olumsuz tabloya karşı verdiği tepkinin sert olması yani girdiği krizden hızlı çıkması önemli bir avantajdır.
    Bu yorumu biraz açabilir misiniz? Neyi iyi yapıyoruz da krizlerden hızlı bir şekilde çıkmayı başarıyoruz?
    İlave olarak; fed neden faiz artırımlarını peş peşe yapsın? Bu ardı ardına yapılan faiz artırımlarının Abd ekonomisine dezavantajları neler olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1994 ve 2001 krizlerinden hızla çıkmamızda IMF'nin verdiği büyük maddi destek ve uygulattığı program etkili oldu. O programları harfiyen uyguladık.
      Fed, 870 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükselttiği bilançosunu normal hale getirmek istiyor. Aksi takdirde bütün esnekliğini yitirmiş olacak. O nedenle faizi yükselterek o parayı geri çekmeğe ve enflasyon yaratmadan bu işi yapmaya çalışacak.

      Sil
  7. Sayın eğilmez, ABD' nin dünyanın en borçlu ülkesi olduğunu göz önüne almamız gereklidir diye düşünüyorum. Malumunuz evvelki yıl ABD kongresinde büyük çekişmeler yaratan ve borç limitinin yükseltilmesi onayı son anda ve büyük tavizler verilerek kabul edildi. Yakında borç limitinin tekrar yükseltilmesi söz konusu olacak gibi gözüküyor. ABD bu borç yükünü nasıl ödeyecek/azaltacak belli değil. Bu işte ABD, dünyanın en güçlüsü olan ordusuna güveniyor galiba. Ayrıca FED' in en büyük sıkıntısı ise ABD dolarının değerini yükseltmeden faiz artırımını nasıl yapacağıdır. ABD dolarının değeri arttığı takdirde malum cari açığı artacak, borç limitinin yükseltilmesi sorunu hemen karşılarına çıkacak. ABD dolarının değerinin arttırılmadan faiz arttırması yapılabilmesi için bazı ülkelerin ellerindeki ABD dolarlarının piyasaya sürülmesine zorlanması gerekmektedir. Bence ABD ekonomisinin en büyük iki sorunu borçlanmasının azaltılabilmesi ve doların değerinin artmadan faiz arttırması yapabilmesidir diye düşünüyorum, acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin borç yükünü merak etmeyin. Adamın borcu dolarla, bastığı para da dolar. Çok sıkışırsa basar doları öder borcunu. Elinde dolar olanlar kala kalır. Ama mesela bizdeki durum öyle değil. Bizim dış borcumuz dolarla ama paramız TL. Biz TL bassak da dış borcumuzu ödeyemeyiz.

      Sil
    2. ancak bu kadar net anlatılabilirdi hocam ben bile anladım.

      Sil
  8. "Fed’in, dağıttığı bu kadar büyük miktarlı parayı toparlayabilmesi için faizleri eninde sonunda gereğidir."
    cümlesi sanırım
    "Fed’in, dağıttığı bu kadar büyük miktarlı parayı toparlayabilmesi için faizleri eninde sonunda artırması gereğidir."
    ve devamındaki
    "Enflasyona veya daralmaya yol açmadan bu operasyonun yapılması oldukça sıkıntı bir adım olarak duruyor."
    "Enflasyona veya daralmaya yol açmadan bu operasyonun yapılması oldukça sıkıntılı bir adım olarak duruyor."

    olacaktı.


    bu yazıyı yayınlamayın .

    iyi günler

    o.z.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yayınlamış bulunum. Düzeltmeleri yaptım, uyarı için çok teşekkür ederim.

      Sil
  9. "Avruplaılar da krizden çıkabilecekler. Gelişmekte olan ekonomiler şimdiye kadat küresel krizin içine girmediler."
    "Avrupalılar da krizden çıkabilecekler. Gelişmekte olan ekonomiler şimdiye kadar küresel krizin içine girmediler."
    bir de bunu gördüm.

    o.z.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu da düzelttim tekrar teşekkür ederim.

      Sil
  10. biraz mi? biz o biraz 2013 te kacirdik bundan sonra en kirilgan 2ulkeden biri faiz artiriminida ona gore sekillenir

    YanıtlaSil
  11. hocam bütün görüşlerinize katılıyorum da katılmadığım 2 husus var:
    1. ABD'nin cari açığındaki düşüşü büyümenin ve ithalatın düşmesine bağlamışsınız. bu konu ABD'de o kadar çok yazılıp çizildi ki amerikalı iktisatçıların analizlerini sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.
    ABD'nin en yüksek cari açık verdiği yıl 2006 idi ve cari açık %5,8'e kadar çıkmıştı. 2014'te bu oran 3,1 puan düşerek %2,7'ye geriledi. ancak bu düşüşün en önemli nedeni ABD'nin ithalatındaki azalma değil ihracatındaki artıştı. hatta ithalat/GSYH oranı 2006'da %16,2 iken 2014'te %16,5'e çıktı. ihracat/GSYH oranı ise 2006'da %10,6 iken 2014'te %13,4 oldu.
    bu değişimin en önemli nedeni ABD dışındaki ülkelerin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin gelirlerindeki hızlı artışın ABD'den yaptıkları ithalata yansıması. 2006-2014 arası ABD ihracatı 860 milyar dolar arttı. bu artışın yaklaşık 600 milyar doları gelişmekte olan ülkelerin alımlarındaki artıştır.
    ayrıca ABD'nin enerji ürünleri ihracatı birtakım teknolojik yenilikler dolayısıyla 2006-14 arasında 130 milyar dolar arttı. son 8 yılda ABD'nin cari dengesindeki 336 milyar dolarlık iyileşmenin 109 milyar doları enerji ürünleri kaynaklı.
    ABD'nin yatırım/GSYH oranında 3,6 puan düşüş oldu ama bu düşüş çoğunlukla inşaat gibi daha çok yerli girdi kullanan bir sektörden kaynaklandı. ithal girdi kullanan sektörlerin yatırımlarında çok fazla düşüş olmadı. inşaat yatırımlarındaki düşüş iç girdi talebini azaltınca, mal fazlası ihraç edilmiş olabilir ancak bunun etkisi genelin içinde çok fazla değil.
    2. "ABD de dahil, bütün ekonomiler, Fed’in çevresinde dönen gezegenler gibi bir görünüm içinde bulunuyorlar" cümleniz belki Mart toplantısından önce doğru olabilirdi ama başkan Yellen son 2 toplantıda dış ülkelerdeki ekonomik gidişattan epey bahsetti ve güçlü dolardan çok da yiğitliğe b.k sürmeden şikayet etti. bu yılın ilk 5 ayında sanayi üretimindeki düşüş Yellen'ın canını sıkmışa benziyor. ne de olsa özel sektör yatırımlarının neredeyse yarısı sanayi kuruluşlarından geliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bence abd ekonomisinde de yapısal sorunlar bulunuyor. kriz döneminde aşırı genişleyici para politikaları izledi ve küresel bazda dolar kurları hep aşağı yönlü oldu. Amerika gibi sanayileşmesini tamamlamış bir ekonomi eğer böyle bir dönemde dahi küçümsenmeyecek derecede cari açık veriyorsa bu üzerinde çok ciddi biçimde durulması gereken bir makro iktisadi sorundur derim...

      Sil
  12. Fed'in ortaya çok fazla para saçtığından söz edemeyiz gibi gözüküyor. Fed'in bilançosu 3,6 trilyon dolar genişlemiş ama bankaların Fed'de park ettikleri aşırı rezervler de 2,7 trilyon dolar artmış. Fed bahsettiğiniz parayı çekme gibi bir düşünceye sahip değil çünkü piyasada fazla para zaten yok. sadece enflasyon beklentilerini kontrol etmek adına faizleri artırmak istiyor bunu da direkt değil dolaylı yoldan yapabiliyor. yani aşırı rezervlere ödediği faizi yükselterek bankaların kendi aralarında mevduat yarışına gireceğini ve sonuç olarak mevduat faizlerinin yükselmesini bekliyor. yoksa klasik anlamda açık piyasa işlemleriyle varlık satarak piyasadan para çekme gibi bir durum olmayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu şimdiden bilemeyiz tabii. Çünkü faizler yükseldikçe dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen dolarlar ABD'ye girince Fed o paraları piyasada bırakır mı bırakmaz mı bilinmez. Eğer enflasyonist baskı yaratırsa sizin baqşvurmaz dediğiniz APİ yoluyla para çekme operasyonu devreye girebilir. Bunu ileride göreceğiz.

      Sil
    2. FED max. 2 point artis yapar.tum EM faizleri FEDe intibak ederki zaten fiyatlanyor.bugune dek EMler faiz artisini absorbe edemez fiyatlamasi olmadi,FED asset satar fiyatlamasida olmadi,olacaginida sanmam.en son uzun adam Volcker zamaninda amerikaya sermaye kaciyorduki bu zat faizleri insan gibi artirmadigi icindir.FED API yapsa targetla ilgisiz is yapmis olur aslnda.bankalarin $2,7T excess reservi olmasiyla $1T excess reservi olmasi arasinda asset fiyatlari acisindan fark olur ama kisa taraftaki faizler acisindan cok fark olmaz.netice itibariyle FEDin asset satmasinin pek anlami yok.niye kovana comak sokacakki.lakin excess reservlere suan 0.3% faiz veriyor.bunu 1.0% yapsa deposit faizlerde hic API yapmasada yukari tarafa oynama olur

      Sil
    3. kalem farkını net olarak ortaya koyduğunuz için teşekkürler adsız yazar :)

      Sil
  13. Bundan sonra komünistlerin hiçbirşeyini yorumlarda yayınlamayacaksınız!

    Anlaştık mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burası benim bloğum. Elimden geldiğince demokratik, herkese saygılı bir blok yönetmeye çabalıyorum. Ama burada neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına siz karar veremezsiniz.

      Sil
    2. SAĞCILARI SOLCULARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER:

      1. Toplumda muhtaç durumdaki insanların bu durumlarının toplumsal sistemin adil olmamasından değil; bu kişilerin tembel ve şanssız olduklarından kaynaklandığına inanmaları.

      2. Dinin yaşamlarında önemli yer tutması.

      3. 'Otoriteye her koşulda saygı gösterilmesi gerekir' düşüncesini daha fazla onaylamaları.

      4. Öncelikle erkek çocukların okutulması gerektiği yolundaki fikre daha fazla katıldıkları.

      5. Çocuklara kazandırılması gereken özelliklerden bir tanesi olarak başkalarına karşı hoşgörü ve saygı duyulması gerektiği düşüncesini daha az onaylamaları.
      (Rekabet=Acımasızlık=Bireycilik)

      6. Hükümet kararlarının daha fazla eleştirilebilmesi ile söz ve düşünce özgürlüğünün korunması hedeflerine kıyasla; fiyat artışları ile ulusal düzenin korunması hedeflerine öncelik verilmesi gerektiğini daha fazla savunmaları.

      7. Mülkiyetin daha çok özel kesimde kalmasını savunanların kendilerini sağcı olarak nitelendirmeleri;

      '2001 Dünya Değerler Anketi'nin verileri dikkate alındığında, yukarıda sayılan yedi özelliğin yanı sıra:

      1. Eğitim düzeyleri göreli olarak daha düşük olanların,

      2. Demokrasinin en iyi rejim olduğu fikrine daha az katılanların,

      3. Yakın çevrelerinden olmayan/tanımadıkları kişilere daha az güvenenlerin,

      4. Daha çok işsiz olmayanların,

      5. Gelir düzeyi daha yüksek olanların kendilerini daha çok sağcı olarak nitelendirdikleri sonuçlarına ulaşılmış.

      Kaynak: Dünya Değerler Anketi 1997-2001

      http://www.worldvaluessurvey.org/wvs.jsp

      Solcular yukarıdaki maddelerin hiçbirini kabul etmeyen ve doğal olarak hayatlarında uygulamamaya özen gösteren kişilerdir.

      https://eksisozluk.com/entry/16178574

      Sil
  14. Hocam, piyasa tam bir felaket! Piyasa durgun!

    7 Haziran'dan sonra biraz kıpırdanma olur diye ummuştuk ama olmadı! Kimse kusura bakmasın Ramazan bereketi de gelmedi! Bu vakitten sonra da gelir mi meçhul!

    Galiba yaklaşan büyük bir depremin öncülerini yaşıyoruz şu an! Ve büyük deprem de o kadar uzakta gözükmüyor!

    Bilmem siz ne düşünürsünüz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adınızı gizlediğiniz iyi olmuş yoksa dınız felaket tellalına çıkardı.

      Sil
  15. Evet bu şekilde bir interaktif yazı yazmayı düşüneceğim. Çok arka arkaya olmaması için biraz ara vererek.

    Cevabınızı görünce bir kez daha uyarmak istedim:

    19 Ekim 2014 tarihli Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli? yazınızda aşağıdakileri iletmiştim.
    http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/universite-suresini-nasl-degerlendirmeli.html

    Hatırlatırım: Halâ işsizim!

    İşte o metin:

    Hocam ne kadar mühim bir yazı yazdığınız umarım en kısa zamanda anlaşılır!

    Şimdi farklı bir tecrübeden yaklaşarak sorayım:

    İşletme bölümünden mezun olur olmaz bir İngilizce kursuna başladım ve en yüksek kur düzeyinden tamamladım. Düzey kelimesini kullanırken, sanki en yüksek düzeyi bitirmiş olmakla bir dil çok iyi öğreniliyormuş gibi bir algı oluşmasın!

    Kurs dönemimde, hem yakın çevreme hem dil kursuna planımı anlattım. Uluslararası Ticaret alanında uzmanlaşmaya karar verdiğimi, bu alanda devam etmek istediğimi özellikle belirttim. Dil kursum, yaşadığım şehirdeki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren, içlerinde dış ticaret departmanları olan şirketlerin birçoğuyla anlaşma imzalayarak, öğretmenleri bilfiil şirketlerin ilgili ofislerine göndererek oradaki personele yerinde İngilizce (ve diğer yabancı diller) öğretiyor. Yani klasik prosedür olan öğrencinin dil kursu binasındaki sınıflara gelmesi yok, öğretmenin bizzat şirketlere giderek sahada dil öğretmesi var. Dil kursumun bu özelliğini bildiğimden, hocalarıma CV'mi verip, bu şirketlere ders vermeye gittiklerinde oradaki personel şeflerine, ilgili birimlere CV'mi iletmelerini rica ettim. Hocalarım sınıftaki durumumu gözlemlediklerinden, boş zamanlarımı sürekli pratik yaparak değerlendirdiğimi, İngilizce'yi seri konuşmaya başladığımı gördüklerinden, ders vermeye gittikleri şirketlere sadece CV'mi vermekle kalmayıp beni anlatmaları da önemli bir etkendi. Bu çaba gerçekten işe yaradı ve görüşmelere çağrıldım.

    Fakat hesapta olmayan iki durum ortaya çıktı:

    1. Askerlik !

    2. Şirketler, mülakat sonucunda İngilizce performansımdan ne kadar memnun kaldıklarını belirtmelerine rağmen, hiç ciddi iş tecrübem olmaması (bazı şirketler; 3 yıllık iş tecrübesini şart koşuyor!) sebebiyle işe alamayacaklarını söyledi.

    Üniversiteden yeni mezun olmam ve İngilizcemin artık ileri düzeyde olması bana moral verdi. Araştırmalarım sonucunda, diploma alındıktan sonra geçen 1 yıllık süre içinde öğrenci değişim programlarına dahil olunabildiğini ve yurtdışına çıkarak bir şirkette staj yapılabildiğini öğrendim.

    Bir öğrenci değişim programı aracılığı ile yurtdışında birçok şirketle görüşmem oldu ve nihayet Polonya'da iyi bir şirketle mülakatım olumlu sonuç verdi, stajyer olarak iş tecrübesi kazanmaya gittim.

    Orada (sadece Polonya değil Avrupa'nın önemli bir bölümünü de gezebilme imkanını yakaladığımı ve diğer birçok tecrübeyi buraya yazarak uzatmama gerek yok) geçirdiğim harikulade dönemden sonra Türkiye'ye döndüm, en yakın celp dönemine kaydımı yaptırıp kısa dönem askerliği tamamladım.

    Şimdi yukarıdaki yazınızdan ayrışan nokta başlıyor Mahfi Hocam:
    .....>

    YanıtlaSil
  16. 7 aydır işsizim! (Ekim 2014'den Haziran 2015'e = 15 ay olmak üzere!)

    Çevremdeki herkes, boşlamadığımı, iş aramaya devam ettiğimi biliyor, görüyor, duyuyor, yaşıyor...

    Tekrar yurtdışında çalışmak için yeni araştırmalar yapıyorum. Fakat bu kez durum daha ciddi bir hal aldığından büyükelçilik/konsolosluklardan çalışma amaçlı vizeye ulaşmak o kadar kolay olmuyor! Yani üniversitede okuyan (ve yeni mezun olunan bazı fakülteler) bir öğrencinin öğrenci vizesi alması, çalışma amaçlı vize almasından daha kolay. Bu noktayı öğrenci arkadaşlar asla unutmasın ve okudukları süre içersinde mutlaka istifade etmeye çabalasınlar!

    Türkiye'den anlatmaya devam edelim. Başvuru yaptığım şirketlerin çok büyük bir bölümünün işe almama gerekçesi artık şu iki cevapta yoğunlaşıyor diyebilirim:

    1. Sizle yaptığımız mülakat oldukça verimli geçmişti. İş tecrübeniz kriterlerimizi karşılıyordu. Sizi aramızda görmeye karar vermiştik. Ama son anda bir başka adayla anlaşma yolunu seçtik. CV'niz, İnsan Kaynakları birimimizin havuzunda kayıtlı duracak. İhtiyaç duyduğumuzda sizle iletişime geçeceğiz. Sizle tanışmış olmak bizim için bir zevkti. Yolunuz açık olsun!

    2. Genel ekonomideki görece yavaşlama ne yazık ki bizim şirketimize de sirayet etmeye başladı. Bu sebeple, sadece bünyemizde mevcut olan çalışanlarımızla devam etmeye, yeni personel almamaya yönetim kurulumuz karar verdi. Öngörülemeyen süreçte personel çıkarımına başlamamız da muhtemel. Yine de, sizle tanışmış olmaktan memnuniyet duyuyoruz ve ileride yeni bir pozisyon açılması durumunda ilk değerlendirmeye alacağımız adaylardan biri olacaksınız. Hoşçakalın!

    Mahfi Hocam, Üniversite Süresini Nasıl Değerlendirmeli? sorusu ile önemli bir ikazda bulundunuz.

    Fakat şimdi, gerçekten hakedip, hakettiğini alamayan işsizleri de kapsayan vâsi bir yazı yazmanızı sizden bekliyorum, bekliyoruz!

    Size sadece kendimden örnek verdim. Ama emin olunuz hocam daha nice insanın yaşanmışlıkları var bu sayfayı doldurabilecek olan!

    İş var, iş beğenmiyorlar! sözünü adeta savunma mekanizması gibi, amentü bellemiş bir kervandan olmadığınızı bu sitede yazdığınız onca yazıyı okuduktan sonra anladım!

    Yukarıda yazdıklarım (ve tabii ki yüzbinlerce işsizin hikayeleri) ile 'bunlar iş beğenmiyor' sözü arasında uçurum olduğunu iyi bilenlerden birisiniz hocam!

    Anlattıklarınız artık herkesin başına gelen olağan bir durum. Bunlar artık normalleşmeye başladı. Alışın kapitalizmin bir başka cilvesine, alışın hayatın bir başka cilvesine, diyerek kestirip atmamanızı diliyorum, diliyoruz!

    Konu ile ilgili asıl yazınıza başlamadan önce umarız şimdilik kısa birşeyler yazarsınız ?

    Saygılarımızla...

    YanıtlaSil
  17. Hocam, Dolar/TL'de 2,80'lerden 2,66'lara salınımın yaşanmasının nedeni:

    1. Türkiye'de kişi ve şirketlerin 'bekle, gör' politikası izleyerek ya Dolar almaktan vazgeçtiklerinden ya da almayı ertelediklerinden.

    2. Özellikle Türkiye'deki faizlerden getiri elde etmek için dışarıdan içeriye akan (sıcak paranın) dövizin (ve sermaye yatırımı için ayırdıkları dövizin önemli bir bölümünün Türkiye'de dolaşıma girmesiyle kurun gevşemesine yaptığı katkının) belli/belirsiz bir bollaşma yaratmasından. (http://www.mahfiegilmez.com/2012/09/turke-baska-yabancya-baska-reel-faiz.html yazınızda farkları izah etmiştiniz.)

    Ben, 1.'sinin doğru olduğunu düşünüyorum.

    Dünya genelinde hem piyasa faizleri, hem MB'lerin faiz politikaları nezdinde 'faiz şavaşları'nın başlaması eli kulağında! Neredeyse herkes, başlangıç fişeğinin FOMC tarafından atılmasını bekliyor! Bu sebep dolayısıyla, gelişme yolundaki ülkelere (Türkiye başta olmak üzere) döviz girişinin (ve sermaye yatırımının) yok denecek kadar az olduğunu ve hattâ durduğunu gözlemliyorum; 2.'yi bu nedenle doğru bulmuyorum.

    Sizin izlenimleriniz nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu aralar pek içeriye para girişi gözlenmiyor. Hatta tersine çıkış var. Bu durumda 2. seçenek kendiliğinden ortadan kalkıyor.

      Sil
  18. Mahfi Bey, bence siz Gary Cohn'dan daha iyi bilemezsiniz!
    https://en.wikipedia.org/wiki/Gary_Cohn_%28businessman%29

    25 Haziran:

    Goldman Sachs Group Başkanı Gary Cohn, piyasaların Fed'in faiz artırımına herkesin sandığı kadar hazır olmadığını söyledi.

    Goldman Sachs’tan Fed’in faiz artış sürecine ilişkin açıklama geldi.

    Goldman Sachs Group Başkanı Gary Cohn'a göre, piyasalar Fed'in faiz artırımına herkesin sandığı kadar hazır değil.

    Bankanın internet sitesi üzerinden yayın yapan Cohn'a göre, ABD ve Avrupa'da niceliksel gevşeme de beklenen gelişmelerdi ancak piyasada yine de sert dalgalanmalarla karşılandı.

    Bu nedenle Fed'in faiz artışı beklenilen bir adım olsa da piyasalarda ciddi bir reaksiyon yaratabilir.

    Fed Başkanı Janet Yellen, piyasaların ilk faiz artışını fazla abartmaması gerektiğini söylemişti.

    http://www.cnbce.com/haberler/finans/goldman-piyasalar-hazir-degil

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kimin kimden iyi bildiği belli olmaz. Bu arada ben yılbaşında Fed'in bu yıl faiz artırmasını beklemediğimi yazmıştım.

      http://www.mahfiegilmez.com/2014/12/2015-tahminleri.html

      Sil
  19. Hocam, askerdeyken devreciliğe ve sıracılığa maruz kaldınız mı? Kalmadınızsa şahit oldunuz mu? Maruz kaldınız ve şahit oldunuzsa nasıl tepki verdiniz?

    Sivil hayattaki devrecilik hakkındaki görüşleriniz nedir? Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki kapitalizm her şeyi ip ip diziyor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben askerliğimi yedeksubay olarak 4 ay yaptım. Devrecilik ve sıracılık nedir bilmiyorum.

      Sil
    2. Galiba bir yanlışlık var Hocam.

      4 ay yaptıysanız er statüsünde olmalı.
      Eğer 12 ay tercih etseydiniz yedeksubay olurdunuz.

      Şunu duymuştum:
      Yıllar önce Türkiye'de, 4 yıllık üniversite mezunu olup kısa dönem askerlik yapmak isteyenler, 4 aylık yedeksubaylık ile de askerliğini tamamlayabiliyormuş. Bu uygulama kısa süreli olmuş. Sonra 4 yıllık mezunlar için, isterlerse 12 ay yedesubaylığa çevrilmiş.

      Siz bu şanslı döneme denk gelenlerden olabilir misiniz? Hem 4 ay, hem de yedeksubay olarak?

      Sil
    3. Ben kısa dönem askerlikten ilk yararlanan iki devredenim. Bizim yatığımız dönemde 4 aylık yapılıyor ve kıta hizmeti verilmiyordu. 4 aylık eğitim sonrasında asteğmen olarak nasbedildim ve askerlik de bitti. Ondan sonraki kısa dönemlerde bir daha bu uygulamayı yapmadılar.

      Sil
    4. Hocam, konu açılmışken şu kitabı hem sizin, hem (bay/bayan farketmez) takipçilerinizin acilen okumasını öneriyorum:

      Kitabın adı 'Esas Duruşta Cinayet: Kışlalarda Neler Oluyor?'
      Yazarı 'İsmail Saymaz', İletişim Yayınları, 293 sayfa

      http://www.kitapyurdu.com/kitap/esas-durusta-cinayet/340934.html

      Sil
  20. Mahfi bey Ertem Eğilmez ile akrabalığınız var mı? Siz Türkiye'nin en kaymak tabaka insanlarından biri olduğunuzdan bir bağınız olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertem Eğilmez ile akrabalığım yok. Ben Türkiye'nin en kaymak tabaka insanlarından birisi olsam buradan bütün gün yazılar yazıp, sizin yazdıklarınıza cevap vermekle uğraşır mıydım?
      Ayrıca Ertem Eğilmez'i filmleri dışında tanımamakla birlikte onun da sizin kastettiğiniz tabakadan biri olduğunu sanmıyorum.

      Sil
    2. Ne terbiyesiz insanlar var bu ülkede,hitabete bakın.Size saygı ve sevgimiz sonsuz hocam

      Sil
  21. Mahfi bey
    Makro gelişmeleri tahmin etmek cok zor.
    Tahmin etmeye calısanlairın başarılı olacaklarını düşünmüyorum.Buna sizin tahminlerinizde dahil.
    Bunu bilginizi tecrübenizi kücümseyecek bir yazı olarak algılamayın lütfen.
    Şahsi düşüncem makro olaylar hiç kimsenin ummadığı zamanlarda cerayan eder.Bilenlerde biraz tutturanlar oluyor gibime geliyor.
    Rubiniler kahinler vs hergün röportaj veriyor.Gecen sene abd borsalarında çöküş bekleyenler vardı.Hepsi yanıldı mesela.Bu senede tahminlerde bulunanlar var.Birisi tutturuyor tutturunca herkes ona odaklanıyor.Tutturulamayan binlercede tahmin var.
    Kim derdi ki japonya 25 yıl durgunluga girecek
    Normalde her düşüşün bir cıkışı oluyor degilmi?
    Ama işte olmayınca olmuyor.
    Dogma olarakta algılamayın yazımı.Artık kadermi deriz ,şansmı ne dersek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ASlında dediğiniz doğru ve benim görüşlerime de yakın. İnsanın içinde olduğu bir alanda tahmin yapmak o kadar kolay değil. Çünkü bizim rasyonel davranır diye tahmine dahil ettiğimiz insan rasyonel davranmayabiliyor.
      Doğrudur tutturulamayan binlerce tahmin var ama tutturulan da binlerce tahmin var.

      Sil
  22. Hocam, aydinlatici yazilarimiz icin cok tesekkurler. Dilerim bu enerjiniz , sabriniz ve yardimseverliginiz hic bitmez. FED'le ilgili bir sorum olacakti. FED, piyasaya surdugu fazla dolarlarin yuksek faiz veren ekonomilere yonelecegini bildigi halde niye dolar surer? Ulkeden cikan dolarlarin ABD ye faydasi yok, tam tersine uzun vadede riski var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Elden geleni yapmaya çalışıyorum.
      Fed'in piyasaya sürdüğü paraların hepsi dışarı gitmiyor. Kaldı ki gitse bile elinde tahvil olan kurumlar bunun karşılığında Fed'den para aldığında o parayı dışarı yollayınca kısa vadeli yolluyor ve tekrar geri alıyor. Dolayısıyla likiditesi yükselmiş oluyor. Öyle olunca da illikit gibi görünen çoğu firma harekete geçmiş oluyor.

      Sil
  23. Aslında her şey kapitalizmin başlangıcından beri laboratuvarların da çalışan bilim adamlarının ellerine bakıyor. Onlar yeni bir şey bulacaklar ki, buldukları şeyler tüketilecek, piyasaya pompalanan para tüketime dönüşecek ve karşılığını bulmuş olacaklar. Örneğin akıllı telefon projesi bunlardan bir tanesi, şimdi giyilebilir teknoloji çıkacak, moda olacak, herkes alacak ki basılan para karşılığını bulsun. Pasta büyümeden kapitalizm yaşayamıyor, pastanın illa ki sürekli büyümesi lazım. Pastayı da sanayi devriminden beri böyle büyütüyorlar, bakınca zaten ihtiyacımız olmayan bir sürü şey satın alıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanın isteklerinin sonsuz olduğunu keşfeden bir sistemden söz ediyoruz.

      Sil
  24. Hocam,Ekonomi ile alakası olmayan,saygısız ve seviyesiz yorumlara bile cevap vermeniz beni hakikaten şaşırtıyor,demek ki diyorum hoşgörünün böylesi de var,tek kelime ile siz süpersiniz.
    Lakin yaptıkları, analitik ve eleştirel düşünceden uzak yorumlarla bir yerlere göbek bağı ile bağlı olduğu tescillenen insanların yorumlarını muhatap alıp cevap vermezseniz en azından size büyük bir saygı duyan takipçilerinizi sevindirmiş olursunuz.
    İyi ki varsınız
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah. Bizimki hocalık işte. Hoşgörüden zarar gelmez.
      Benim taraftar olan insanların bile günün birinde olaylara objektif bakabileceğini beklemek gibi saf bir tarafım var. Takipçilerimden bana saygı duyanların da bu nedenle duyduğunu düşünüyorum.

      Sil
    2. 'Analitik ve eleştirel düşünceden uzak yorumlar' açıklamanız yorumların hiçbirini okumadığınızın bir kanıtı! Eğer o yorumları 'önyargılarınızı minimum seviyede tutmaya gayret göstererek' okumaya çabalasaydınız, analitiğin ve eleştirel düşüncenin ne demek olduğunu yavaş yavaş öğrenmeye başlayacaktınız!

      Problem şuralarda başlıyor:

      (1)

      Gündelik hayatımızda, yakın/uzak çevremizden bize miras kalanlarla birlikte, sahip olduğumuz görüşlerle uyuşmayan yorumları 'analitik ve eleştirel düşünceden uzak yorumlar' kategorisine yerleştirerek büsbütün yok saymak!

      Bu yorumlar, kendi görüşlerimizle uyuşmasa bile, onları sabırla okuyarak işaret ettiklerini öğrenmeye çalışmak, eğer yine de karşı çıkılacaksa, okuduktan ve anladıktan sonra karşı argüman (counter-argument) geliştirerek karşı çıkmaktır!

      'Analitik ve eleştirel düşünce' yukarıda ifade edildiği gibi olur, herkesin aynı telden çalıp, aynı telden oynaması ile değil!

      (2)

      Uzunluk/kısalık meselesinde daima 'kısa'yı tercih etmeye macbur bırakılmak ise, tamamiyle 'son 35 yılın dayattığı REKABETÇİ zihniyetin' bir ürünüdür! 'Ticarette rekabet' bir nebze anlaşılabilir bir durum (ki bu durum akademik cenahta bile artık yüksek sesle tartışılmaya başlandı!) fakat 'hayatta rekabet' bir ölümcül hastalıktır! Ve tedavi edilebilir! Bunu asla unutmayınız!

      Sil
  25. Hocam saygılar ,
    Emeğiniz için teşekkürler ,
    Bir miktar altını bozdurarak , dolar alıp dolar borcumu ödemek istiyorum.dolar 2,60 nın altına geldiğinde kredi çekip ,FED in faiz artırmasını ve dolar kurunun çıkması ile altının yükselmesinimi beklemeliyim hocam.
    Sizin değerli görüşünüzü öğrenmek istiyorum.Bunu bir yatırım danışmanlığı olarak değerlendirmeyim lütfen hocam .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim diyebileceğim tek şey şudur: Dolar ne kadar düşerse düşsün yine yükselecek gibi duruyor. Altın ise benzer bir sıçrama yapacak gibi durmuyor.

      Sil
  26. Hocam son paragraftaki " Ben böyle bir kriz doğabileceği kanısındayım" cümlenize tam olarak katılmıyorum.
    Gelişmekte olan ülkelerin Fed'in ard arda yapacağı faiz artrımı ile krize girmesi A.B.D'ye kazandırdığından çok kaybettireceğini düşünüyorum. A.B.D faiz arttırımları yapıp dünyanın yarısından fazlasını krize sokarak kapalı bir kutu içine girip krizin geçmesini bekleyemez çünkü küreselleşme(hem finansal hemde ticari) dediğimiz oldu neredeyse bütün ekonomilerle bir büytün oldu.
    Ayrıca neredeyse 1 yıldır piyasalar faiz arttırımını fiyatlıyor. Şuan zaten faiz arttırımı olmuş gibi bir ortam var bence. FED'in bu durumu düşünerek ard arda yapmaktansa bir kerede ciddi bir artış yapacağını ve bu artışın kısa vadeli çalkantılardan sonra düzene oturacağını düşünüyorum. Bundan da bütün gelişmekte olan ülkelerden ziyade Türkiye gibi dışarıya aşırı bağımlı ülkeler etkilenecek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşünüze saygı duyarım. Ama gün sonunda herkes kendi gemisini kurtarmaya döner.

      Sil
  27. Hocam, sizden ders almış öğrencileriniz ara sıra sizi ziyarete, hatrınızı sormaya, size teşekkür etmeye geliyorlar mı? Mezuniyet sonrası da size danışmaya (sadece iktisat değil elbette, hayatla da ilgili) devam eden öğrencileriniz var mı?

    YanıtlaSil
  28. Değerli hocam,

    Benim anlayamadığım konu japonyanın enflasyon yaratması olumlu gibi yazmışsınız (muhtemelen de onlar için olumlu).

    Ancak -sürekli enflasyonla yaşamış bir ülkenin vatandaşı olarak- enflasyonun japonya için nasıl olumlu olacağını anlayamadım. Açıklayabilirseniz memnun olurum.

    Ek olarak;

    2016'da euronun değerleneceğini ongormuştunuz. Bunun gerekçesi - sizin tablolarınıza göre- nedir?

    Dört senede üniversitefe öğrenemediğim iktisadı sayenizde severek öğrendim.

    Hakkınız ödenmez.

    Saygılarımla,
    Onur Ünal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Ben Yunanistan meselesi çözüldükten sonra Avrupa'da başlayan toparlanmanın hızlanarak artacağı görüşündeyim. Öyle olursa Euro da toparlanır diye düşünüyorum.
      Enflasyon meselesinde de şu yazıma bir göz atarsanız görüşlerimi orada açıklamıştım:
      http://www.mahfiegilmez.com/2015/05/sfr-enflasyon-sfr-faiz.html

      Sil
  29. Hocam peki faizler arttıktan sonra güçlü amerikan dolarının etkisi amerika için kötü olmucak mı ? amerikan malları iphone vs çok pahalanacak ve bunun etkisi kötü olmucak mı ? faiz arttırımı oldukdan sonra amerika basdıgı parayı geri çektigi zaman bu seferde yüksek doları düşürmek için mi uğrascak ? yanlıs mı düşünüyorum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık emsali bir durum.

      Sil
  30. Bundan böyle konuyla ilgisi olmayan ve çok uzun yorumları bloğumda yayınlamayacağımı duyururum.

    Konuyla ilgili ve sandığınızdan da fazla görüş, bilgi, veri, referans, yorum, uyarıların gelmesine az kaldı. Ve bunların daha fazla, daha uzun gelmesini isteyeceksiniz...

    Saygılarımızla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konuyla ilgisi olmayan yorumlarınızı kendi bloğunuzda yayınlayın lütfen.

      Sil
    2. Bu şahısta bir kişilik sorunu var herhalde. Bloga saygısızca uzun alıntılar yapıştırıp ahkam kesmek bir yana artık kendi blogu sanmaya da başladı. Bir de tehditvari durumlar çıktı ortaya.

      Sayın Eğilmez, bloğunuz engin bir bilgi kaynağı. Sanırım bu durum sizin hoşgörünüzle birleşince bazılarının sınırları görmesine engel olmaya başladı. Bu türden girişimlerin sizi yorup usandırmasından ve bu girişimin heba olmasından korkuyorum. Hayatlarımızda bu türden olgun ve bilimsel içerikli tartışma ortamları ne yazık ki pek yok ve bu blog entellektüel bir çöldeki bir vaha gibi. Bir gün bütün çölün yeşermesi dileğiyle tekrar teşekkürler.

      Sil
  31. TÜRK ELİTLERİNİN İSTEMEDİĞİ HER ŞEY ERDOĞAN'DA VAR! BU NEDENLE SEVİLİYOR VE AYNI DÜZEYDE NEFRET EDİLİYOR!
    TAHRİBATI İYİLEŞTİRMEK İÇİN DEVREYE GİRENLER SADECE KÂR MAKSİMİZASYONUNU ÖNEMSER!
    "PARA KAZANMAK" NİÇİN EN BÜYÜK DEĞER HÂLİNE GELDİ!
    KARAMAZOV KARDEŞLER'DE HZ. İSA YERYÜZÜNE İNER VE KURALLARA UYMADIĞI İÇİN KİLİSE TARAFINDAN TUTUKLANIR!

    Yazar Selahattin Yusuf "Erdoğan bu topraklarda bütün geleneksel değerlerin kristalize olduğu bir nokta. O yüzden bu kadar çok seviliyor ve nefret ediliyor" dedi.

    >> Kitaplarınızda genel olarak koyu bir yeşil takıntısı var. Neden? <<

    Lisedeydim. Okulun bir etkinliğinde kazara başarılı olmuş ve İstanbul gezisine hak kazanmıştım. Trabzon’dan hiç ayrılmamıştım o zamana kadar. Otobüsle, cümbür cemaat uzun bir yolculuk etmiş, Ankara’ya varmıştık. Ankara’dan trenle yola devam ettik. İstanbul’a sabah varmıştık. Tren Haydarpaşa Garı’na yanaşıp yavaşladığında, etrafta Trabzon’un bitki örtüsüne çok benzeyen yeşillikler gördüm. Tekrar Trabzon’a dönmüş kadar sevinmiştim. Nedenini çok sonraları kestirebildim ancak. Samsun’dan sonra kıvrıldığımız İç Anadolu bozkırları beni o kadar üzmüştü, o kadar korkutmuştu ki... Hayatımda gür ve yabani yeşilliğin haricinde hiçbir toprak görmemiştim. Sonraki yıllar Ankara’da okudum ve orada 10 yıl yaşadım. Bu travmatik yeşillik eksikliğini hep iliklerimde hissettim. Goethe’nin “Werther”i benim için apayrı bir hikayedir bu yüzden. Bu bende derli toplu bir duyguya, hattâ giderek düşünceye ve felsefeye de evrildi. Bakir yeşillik takıntım, yazdığım bütün kitapların ve hikayelerin gizli ve en güçlü karakteri oldu bu yüzden. Doğanın yerinden edilmemiş hakikati, benim hep en büyük ruhum oldu. Rimbaud’yu bile bu yüzden bambaşka sevdim: “Ey doğa / Ey annem benim” der o.

    MAHREMİYET OLMADAN HUZUR OLMAZ
    MÜHENDİSLİK GELİŞİYOR AMA MİMARİ İLERLEMİYOR

    >> Sizin gibi bakir yeşil takıntısı olan birine göre kent kötü bir icat mı? <<

    Öyle gibi görünüyor. İnsan tabiattan koptu ve araya kavram girdi. Yani insan ile sezginin, kalbin arasına düşünce girdi. Bu düşünce ne kadar iyi olursa olsun bizi hiçbir zaman tedavi edemiyor, sadece yarayı büyütüyor. Felsefe şehirlerin icadıdır. Bilgelik ise kırda, inzivada vardır.

    >> Öze dönüş mümkün mü? <<

    Öze dönüş hep tartışılmıştır. Bu mimariyle, kibrit kutusu gibi üst üste dizilmiş, mahremiyetten yoksun evlerde öze dönülemez. Osmanlı mimarisi insan tabiatına uygundu aslında ama ahşap olduğu için hepsi yandı, yok oldu. Eskiye dair elimizde bitişik nizam gayrimüslim evleri kaldı sadece. Mahremiyetin olmadığı yerde huzurun olacağını sanmıyorum. Mühendislik gelişiyor ama mimari ilerlemiyor. Oysa ihtiyacımız olan mimari.

    MİMARİ DONMUŞ MÜZİKTİR

    >> Mimari neden bu kadar önemli sizce insan ruhu için? <<

    Schopenhauer’ın bir lafı vardır, Goethe’nin de çok sevdiği... 'Mimari donmuş müziktir' der. Şehirde ise müzik gürültüden ibaret. Beste özgündür, evler de insan ruhuna uygun şekilde biricik olmalı. Ama modernite bizi her alanda aynılaşmaya itti. Kaygı kurumsallaştı. Bunun ruhlarımızda açtığı tahribat çok derin.

    >> Bu tahribatı iyileştirme yolları hakkında ne düşünüyorsunuz? <<

    İyileştirme için devreye giren sektörler sadece kâr maksimizasyonunu önemser. Psikiyatri, psikoloji, kişisel gelişim gibi. Piyasa kapitalizmi araya devamlı aracılar sokarak bir mesleğe bağlıyor. Kendi insanlığımıza doğru yol almamızı paraya tahvil ediyor.

    >> İnsan ruhunun biricik olma arzusu kendini kentte nasıl gösteriyor? <<

    Hem biricik olmak istiyoruz, hem de bir grubun içinde kabul görmek. Bu teknik olarak mümkün değil. Mümkün olmadığı yerde bunu sahte sektörlerle gerçekleştiriyoruz. Moda gibi... Bu sahte sektörlerle özgünlük ihtiyacımızı karşılamak da pahalı. Bu nedenle iş ve para kazanmak en büyük değer hâline geldi.

    .....

    YanıtlaSil
  32. İSLAM, KAPİTALİZME UYGUN DEĞİL

    >> "Kişisel gelişim" sektörü de bu sahte sektörlerden biri mi sizce? <<

    Kesinlikle öyle. Geçmişi de Batı’daki "Hippi"lere, "Beatnik"lere dayanıyor. Bunlar İslam dünyasına hiç uğramadılar bile, bütün öğretilerini Uzak Doğu’dan aldılar. Çünkü İslam kapitalizme uygun değildi, Uzak Doğu öğretileri ise bireyi desteklediği için uygundu. Daha çok mal satmaya müsaitti.

    >> İçine sıkıştığımız sistemi reddetme imkânımız var mı şu saatten sonra? <<

    Delilik tüm bu kuşatmayı inkârdır, yok saymadır. Ama deliliğin bedeli de ağır. Mesela Nietzsche hayatının son on yılını büyük acılar içinde yaşadı. Dostoyevski ve Tolstoy da dinin kurumsallaşmasına karşıydılar. Dinin rasyonelleşmesine. Karamazov Kardeşler’de mesela Hz. İsa yeryüzüne iner ve kurallara uymadığı için kilise tarafından tutuklanır.

    TÜRK MODERNLEŞMESİNİN UNUTMAYA ÇALIŞTIĞI HER ŞEY ERDOĞAN'DA

    >> Biraz huzuru nerede bulabiliriz? <<

    Geniş ailede. Şu an yazmakta olduğum kitapta cennetten kovuluşu yani geniş aileden kopuşu işliyorum. Kuzey Amerika’nın isyânkar yazarı Kurt Vonnegut 3 öz 4 de evlatlık çocuk babasıdır, geniş aileyi savunur.

    >> Tayyip Erdoğan 3 çocuk dediğinde tepki çekiyor. Neden? <<

    Erdoğan bu topraklarda bütün geleneksel değerlerin kristalize olduğu bir nokta. O yüzden bu kadar çok seviliyor ve bu kadar çok nefret ediliyor. Türk modernleşmesinin baskılamaya, unutmaya çalıştığı herşey Erdoğan’da görünür olmuş. Türkiye’de Cumhuriyet’ten itibaren bir kimlik politikası dayatılıyor. Muktedir denip duruyor, kim bu muktedir. Cumhurbaşkanı mı? Hayır, asıl iktidar mahallededir. Mahalledeki kültürel iktidar da seküler kimliğin elindedir. Ve bu büyük sermaye tarafından desteklenir.

    HDP, İSLAM'DAN KAÇIŞ İÇİN BİR BAHANEYDİ

    >> Nişantaşı’ndayız. HDP’nin burada birinci parti çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? <<

    Murat Belge’nin bir sözü vardı çok hoşuma giden, “Türkiye’de insanlar İslam kültüründen kaçabilmek için hep çeşitli bahaneler bulur” diye. HDP’ye oy vermek de böyle bir kaçış fırsatıydı.

    >> Neden kaçmak isteniyor? <<

    Cumhuriyet’in ilk yıllarında verilmiş kültürel kapitülasyonlar vardı. Elitler, biz bu kültürel kapitülasyonları verelim, karşılığında topraklarımız bizim olsun dediler. Bir kurtuluş seçeneğiydi. Ama sosyoloji müdahale edilebilir bir şey değildir. Elitler sonunda buna kendileri de inandılar ve çaresizlikten benimsediler. Samimiyetsizlik yok ama hastalıklı bir durum.

    Ürün Dirier
    25 Haziran 2015

    http://www.karar.com/gundem-haberleri/turk-elitlerinin-istemedigi-her-sey-erdoganda-var

    YanıtlaSil
  33. 6/7 Eylül 1955'te 5 yaşındayınız, hayal meyal de olsa bu iki günden hatırladıklarınız (hiçbir şey olmasa bile en azından evinizde geçen konuşmalardan) var mı Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır. Sonradan okuduklarım var dağarcığımda.

      Sil
  34. Hocam, yarın öbür gün tatile çıkacaksanız lütfen birkaç gün yokum diye haber verin lütfen. Şaşırmayın: Bir süre ses soluk çıkmayınca korkuyoruz başınıza bir şey mi geldi diye!

    YanıtlaSil
  35. Hocam, küresel ekonomi başlığını görünce şunlar aklıma geldi:

    Gönenç Gürkaynak,
    İlhan Kesici,
    Mustafa Koç,
    Nuray Mert,
    Soli Özel,
    Selin Sayek Böke

    14 Haziran'da tamamlanan Bilderberg konferansına katıldılar.

    Yeni konferanslara sizi de davet ederlerse katılır mısınız?

    YanıtlaSil
  36. Hocam Selam,
    ABD göstere göstere GOÜ' leri krize sokar mı.?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğer kâr edeceğini düşünürse sokar! Emin olun sayın Özdemir, kimsenin gözünün yaşına bakmaz!

      1 numaralı kapitalist kan emicinin ABD olduğunu siz de gayet iyi biliyorsunuz!

      Sil
  37. Sanıyorum ki bu konjonktürde en sağlam Çin ekonomisi gözüküyor.En zor durumda olan ise biz ve bizim gibi sıcak parayla geçinen o parayı da betona gömenler olacak.
    Ayrıca hocam size sormak istediğim bir soru var.Cevaplamanızı rica ediyorum,
    Dünya ekonomisine yön veren ülkelerin neredeyse tamamı parasal genişleme yolu izliyor.Dünyayı paraya boğuyorlar bu işte ciddi bir aykırılık yok mu ? Adamlar sürekli bize para veriyorlar ve bizden kağıt alıp gidiyorlar.Ayrıca bu durum ülke merkez bankalarına ve uluslararası para birimlerine olan güveni sarsmaz mı? Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  38. Hocam değerli yorumlarınızla ışık tuttuğunuz için teşekkür ediyorum. Lakin ABD ekonomisi faiz artışına hazır gibi durmuyor. Uzak doğu pazarında aç bekleyen kurtları görünce yapı dahada karmaşıklaşıyor. Yani rusya, çin, hindistan.... Ama şu bir gerçek ki Türkiye ev ödevini yapmazsa sınıfta kalacak. Bence hala birşeyler yapmak için vakit var gibi.

    YanıtlaSil
  39. "Fed’in, dağıttığı bu kadar büyük miktarlı parayı toparlayabilmesi için faizleri eninde sonunda artırması gereğidir."

    hocam bu cumleyi biraz acabilir misiniz. fed neden faizi arttirmak istiyor tam olarak anlayamadim. Tesekkurler

    YanıtlaSil
  40. abd ekonomisi özellikle 1980 sonrası süreçte sanayisel verimliliğini kaybetmeye başladı. ki bana göre almanya ve japonyanın bile gerisine düştü sanayi verimliliğinde.. abd ekonomisinin bir başka sorunu da ki bu aynı zamanda global sorun haline gelmiştir: barter sisteminin kaldırılarak doların karşılığı olmadan basılabilir hale getirilmesidir. ki bu gelişme balon ekonomilerin doğmasını kolaylaştırmıştır. abd hem kendini hem de Avrupa ve hatta dünya yı hızla balon ekonomisi haline getirivermiştir. abd ekonomisinde çok büyük bir finansal genleşme süreçleri yaşanıyor bilhassa son 25 yıldır. ticari bankalara da yatırım bankalarının sahip olduğu pek çok hak da verilince ve yine öz sermaye/ işlem hacmi rasyosundaki regülasyonlar da kaldırılınca abd finans sistemi finansal kaldıraca aşırı yüklendi.. öyle ki 1/28, 1/33 gibi devasa finansal kaldıraç rasyolarını taşıyan mali işletmeler hızla çoğaldı ve adeta ne kadar yüksek kar o kadar yüksek risk piyasaları oluştu. subprime kredilerde patlatılınca devasa mortgage balonları oluştu ve tüm bu riskler varlığa dayalı menkul kıymetler şeklinde küresel pazarlarda satıldı,işlemler yapıldı. aşırı kar hep kar güdüsü tüm global finans piyasalarında yaygınlaştı. abd esasen bu yönleriyle de finansal riskleri yoğun biçimde dışsallaştırdı. abd ekonomisinin bir başka sorunu da artık çok uluslu işletmelerin başta çin olmak üzere g.d. asya vb gibi düşük maliyetli yüksek üretim kapasitesine yaklaşan piyasalara yönelik iktisadi aktivasyonlarını kaydırmış olmalarıdır. bana göre abd ekonomisinin verimlilik, iş gücü, üretim, ihracat, pazarlama gücü, yüksek teknoloji, yönetim kalitesi, arz-talep dengesi gibi çok önemli iktisadi argümanlardaki gerilemesinde bu sorunun büyük payı vardır. abd ekonomisindeki reel iktisadi tabandaki zayıflamayı şu veriden de rahatlıkla anlayabiliriz: abd deki reel iktisadi işletmelerin aktif büyüklüklerindeki finansal varlıkların ortalama oranları 1990 da %14,,1 iken 2014 itibariyle aynı oran ortalama %32,4 e kadar yükselmiş durumdadır. abd ekonomisi 2000 li yıllarda son 1 yıl hariç genel olarak reel değer kayıpları yaşamasına karşın abd ekonomisi büyük çaplı cari işlemler açığı vermiş ve bunda da başta kamu olmak üzere hane halkları tasarruflarının büyük düşüşü hayli etkili olmuştur. dış ticaret açığı bir ara 900 milyar doları bile aşarak trilyon dolara yaklaşmış ve tarihi rekorlar kırmıştır. dolayısıyla bu gelişme esasen abd ekonomisinde yapısal sorunların var olduğunu gösteriyor olabilir. abd ekonomisinin en başta yaşadığı aşırı finansal genleşme girdabından çıkması ve sonra da iktisadi tabanını yepyeni bir iktisadi teoreme göre kurgulamalıdır derim!... Avrupa ekonomisiyle daha sonra fikirlerimi paylaşmaya devam edeceğim sayın hocam.. mahfi hocam, böyle bir blog açtığın için teşekkür ederim.zira: bu bilgilerimizi maalesef ülkemiz şartlarından dolayı iş hayatımıza pratikleme şansımız olmuyor ki en azından burada bilgilerimizi ve düşüncelerimizi sayenizde tazelemiş oluyoruz. sağ olunuz, var olunuz!..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...