18 Haziran 2015 Perşembe

Yabancı Sermaye On Kat Arttı Büyüme Düştü

2002 – 2014 dönemini karşılaştırırken çoğu kez geçmişten alınan örnekler kullanılıyor. Mesela deniyor ki “Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş miktarda yabancı sermaye girişi oldu.” Doğrudur. Gerçekten de öyle. Yazının altındaki tablo 1950 yılından bu yana Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yıllar itibariyle miktarını gösteriyor.

1950 – 2002 arasında Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı girişi 15,1 milyar USD olmuş. Buna karşılık 2003 – 2014 arasında 148,2 milyar USD yabancı sermaye girmiş. Bu karşılaştırma, 2002 sonrasındaki 13 yılda, önceki 52 yılda gelenin on katına yakın yabancı sermaye yatırımının gelmiş olduğunu görüyoruz. Bu müthiş bir başarıya işaret ediyor. Bu başarının temel nedenlerinden birisi dünya konkonktüründe görülen çıkışın ve sermaye hareketlerinin serbest kalmasının 2000’li yıllarda gelişme yolundaki ülkelere doğru yarattığı büyük sermaye akımı artışı. Bu artışı aşağıdaki grafikten izlemek mümkün Kaynak: Atish R. Ghosh, Mahvash Saeed Quereshi, ‘What Drives Surges in Capital Flows’, 26 January 2012, Vox CEPR’s Policy Portal.) 
Yabancı sermaye girişinde böylesine bir patlama yaşanmışken kuşkusuz aynı patlamanın büyümede de yaşanması gerekiyor. Yazının altındaki tablodaki son sütun, Türkiye’nin 1950’den bu yana büyümesini yıllar itibariyle gösteriyor. Tablodaki verilere göre toplam 15,1 milyar dolarlık yabancı sermaye girişinin yaşanmış olduğu 1950 – 2002 arasında Türkiye’nin ortalama büyüme oranı yüzde 5,1 olmuş. Buna karşılık toplam 148,2 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye yatırımı girişinin yaşandığı 2003 - 2014 yılları arasında ortalama yıllık büyüme hızı yüzde 4,7 olmuş.

Şaşırtıcı bir sonuç karşımızda duruyor. Ekonomide yabancı sermayenin ülke ekonomisinin büyümesine pozitif katkı yapacağı anlatılır. Bu katkıyı doğrulayan tezler vardır. Ama Türkiye’ye bakınca tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. Doğrudan yabancı sermaye yatırımı girişi on kat arttığı halde büyüme oranı düşmüş. Ekonomi literatürüne olumsuz katkı sayılabilecek nitelikteki bu tuhaf durumun üç nedeni olabilir: (1) Yabancı sermaye verimsiz biçimde kullanılmış olabilir. (2) Büyümede beceriksizlik söz konusu olmuş olabilir. (3) Yabancı sermaye verimsiz kullanıldığı gibi büyümede de beceriksizlik yaşanmış olabilir.

Sanki üçüncü şık doğruymuş gibi duruyor.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımı girişindeki bu büyük artışın büyümeye niçin pozitif katkı sağlamadığı konusunda ipuçları: (1) Türkiye'ye 2003'den itibaren gelen yabancı sermayenin önemli bölümü yeni yatırımdan çok mevcut tesisleri ve şirketleri (özelleştirmeler veya özel kesimin satışı nedeniyle) satın almak için geldi. Dolayısıyla yeni üretim kapasitesi yaratmadı, büyümeye katkıda bulunmadı. (2) Bir bölümü ise inşaat sektörüne yatırım için geldi ve bir defalık büyüme katkısı yarattı.
İşin tehlikesi: Bu gelen yabancı sermaye şimdilerde kâr transferlerine hız vermeye başladı. Yani büyümeye katkı yapmayıp sadece cari açığın finansmanına katkı sağlayan yabancı sermaye bundan böyle zaten finansman sıkıntısı çektiğimiz cari açığa ek finansman sorunu yaratmaya başlayacak.   



Yazının eki tablo:
1950 – 2014 Yılları Arasında Türkiye’ye Doğrudan Yabancı Sermaye (DYS) Girişleri ve Büyüme Oranları  

Yıllar
DYS (Milyon USD)
Büyüme (%)
1950
2
9,4
1951
7
12,8
1952
10
11,9
1953
8
11,2
1954
8
-3
1955
3
7,9
1956
2
3,2
1957
17
7,8
1958
13
4,5
1959
7
4
1960
24
3,4
1961
34
2
1962
36
6,2
1963
21
9
1964
25
4
1965
22
3,1
1966
30
12
1967
17
4,2
1968
13
6,7
1969
24
5,4
1970
58
5,8
1971
45
10
1972
43
7,4
1973
79
5,4
1974
88
7,4
1975
114
8
1976
10
7,9
1977
27
3,9
1978
34
2,9
1979
75
-0,4
1980
18
-2,8
1981
95
4,8
1982
55
3,1
1983
46
4,2
1984
113
7,1
1985
99
4,3
1986
125
6,8
1987
106
9
1988
354
1,5
1989
663
1,6
1990
84
9,4
1991
810
0,4
1992
844
6,4
1993
636
7,9
1994
608
-6,1
1995
885
8
1996
722
7,1
1997
805
8
1998
940
3,8
1999
783
-3,4
2000
982
6,8
2001
3.352
-5,7
2002
1.082
6,2
2003
1.702
5,3
2004
2.785
9,4
2005
10.031
8,4
2006
20.185
6,9
2007
22.047
4,7
2008
19.851
0,7
2009
8.585
-4,8
2010
9.099
9
2011
16.176
8
2012
13.282
2
2013
12.457
4,2
2014
12.539
2,9

Kaynaklar: TÜİK, TCMB ve Özelleştirme İdaresi başkanlığı verileri.


82 yorum:

  1. Hocam bence zaten en yüksek vergi gelirlerini aldığımız ve devletin neredeyse tekel olduğu kurumları yabancılara özelleştirdiğimiz için büyümeye etkisi olmadı. Saygılar.oğuzhan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet nedenlerden birisi bu.

      Sil
    2. Hocam maalesef 6 trilyon dolarlık parasal genişlemeyi akıllıca kullanamadık.Sanayiye yatırım yapsaydık gelişmiş ülke statüsüne geçebilirdik, belki de FED faiz artışı bizi teğet geçerdi, ayrıca herşeyin balonlaştığı dünyada bir daha böyle bir fırsat da doğmaz herhalde , ne dersiniz? Saygılarımla...

      Sil
  2. 12 yıllık 2 dönem oluşturalım: 1991-2002 ve 2003-2014
    1- 1991-2002 arası 621 milyon varil brent petrole denk gelen DYS girişi olmuş, KÜMÜLATİF reel büyüme %45
    2- 2003-2014 arasında ise 1894 milyon varil brent petrole denk gelen DYS girişi söz konusu, KÜMÜLATİF reel büyüme %74
    DYS girişine petrol (reel) olarak bakarsak 2003-2014 arasında DYS girişinde bir önceki 12 yıla göre %205 artış olmuş
    ancak nominal olarak bakılınca sanki %1095 artış varmış gibi görünüyor.
    2003-14 arasında bir önceki 12 yıla göre reel DYS girişi %205 artmasına rağmen KÜMÜLATİF BÜYÜME sadece %64 artmış.
    kesinlikle başarı tablosu değil!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bilgi:
      1950-2002 arasında 884 milyon varil WTI petrolüne denk DSY girişi olmuş
      2003-2014 arasında ise 1935 milyon varil WTI petrolü kadar DSY girişi var.

      Sil
    2. Azalan verimler yasası da olabilir bu konuda ona da bakmak lazım (yani ekonomik büyüklük vs petrol kullanımı gibi bir şeyler...)

      Sil
  3. Hocam elinize sağlık. Bir kaç hususu sormak isterim :
    Öncelikli olarak bu ters ilişkiyi açıklayabilecek formüller yokmudur. Örneğin. 2002 öncesinde yaşanan aşırı yüksek enflasyon gibi veya paradan yaşanan devamlı devalüasyonlar gibi. Teknik olarak nasıl açıklanabilir.
    Diğer hususta acaba Türkiye de yaşanan bu gelişme acaba Türkiyenin gelişmekte olan ülkeler grubunda bir üst çıtaya geçmesi olabilir mi. Yani gelişmekte olan ülkelere yakınsaması

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bize gelen yabancı sermaye çoğunlukla yeni yatırım için gelmedi. Mevcutları satın almak için veya inşaat için geldi. Dolayısıyla bu, yeni bir üretim kapasitesi eklemediği için büyümeye olumlu katkı yapmadı. Yani biz doğru yabancı sermayeyi çekemedik. Şimdi de bu gelen yabancı sermaye kar transferi yaptığı için fon girişi bir yana fon çıkışı yaşanıyor.

      Sil
  4. Hocam oncelikle yaziniz icin tesekkur ediyorum gayet guzel bir yazi olmus. Sormak istedigim bizim gibi gelismekte olan ekonomilere bizim kadar yabanci sermaye girisi olmusmu? Eger olduysa bunlarin ekonomik buyumeleri bizimkilerle kiyaslandiginda nasil bir durumdayiz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bakmak gerek. Ben Kore'ye baktım bizden fazla yabancı sermaye çekmiş ama büyümesini de katlayarak artırmış. O çektiği yabancı sermayeyle bugün gelişmiş ülke statüsüne çıkmış. Çünkü çektiği sermayeyi hep verimli alanlara, yeni yatırımlara yatırmış. Bizim gibi eldeki satmak veya inşaat yapmak için çekmemiş.

      Sil
    2. Mahfi Bey, iyi güzel de; Kore diye bir yer yok!

      Kuzey Kore var, pis derler!
      Güney Kore var, baş tacı ederler!

      Hitit tarihi ile ilgili esaslı çalışmalarınız olduğuna göre tarihe meraklı olduğunuz aşikar.

      Kore Savaşı diye bir savaş vardı bir zamanlar, siz o zaman daha çocukluğa adım atıyordunuz ama ilerleyen yıllarda mutlaka bilgi edinmişsinizdir.

      II. Dünya Savaşı'ndan sonra Japonya'nın nasıl demilitarize edildiğini hepimiz biliyoruz! "Sesini soluğunu çıkarma! Sen teknolojine bak, sermayenin kurallarına göre oyna ve bundan sonra bizle sürtüşme! Korkma, artık arkanda olacağız!" diyen bir ABD vardı, hâlâ var!

      Kore Savaşı'ndan sonra aynı sözler bu kez baş tacı ettiğiniz "Güney" Kore için söylendi! İşte bu nedenle "Güney" Kore o kadar parlak! Mesela niye Çin, Rusya, "Kuzey" Kore veya Küba o kadar parlak değil acaba!

      ( Ek bilgi: SSCB'nin uyguladığı "köktenci" siyasi hamleleri eleştirip/eleştirmemek başka bir yazının konusu. Ama SSCB'deki biliminsanlarının özellikle 1950'lerin ikinci yarısından itibaren muazzam ilerleme kaydettiğini, fakat "sermayenin kurallarına göre" oynamayı reddedip, onurlarını yerle bir etmediklerini gayet iyi biliyoruz!
      Acaba SSCB'yi bitiren temel etmen:
      1. Kendi içindeki köhnemişliği miydi?
      2. Yoksa "dışarıdan özgürlük getirdiği" müjdesini bas bas bağıran Rocky & Rambo kapitalizmi miydi?
      Cevap: "2." ! )

      Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki; oyunu "İngilitere + ABD'nin koyduğu kapitalist kurallara" göre oynarsanız bu dünyada at koşturabilirsiniz! Nadella niye Microsoft'a veya Muhtar Kent Coca-Cola'ya CEO oldu acaba!

      Yorumlara cevap yazıyorsunuz, objektif kalmaya özen gösterdiğinizi her fırsatta yineliyorsunuz, bari "kapitalizm" çemberinin dışına da çıkarak, tam teşeküllü bir cevap yazın. Bırakınız, ondan sonrasını okuyucu değerlendirsin!

      Herşeyi "inovasyon" gibi cezbettiğini zannettiğimiz bir kelimenin tenceresinde karıştırıp "yapısal reform, yapısal reform, yapısal reform" diye ağlamak BİLE ne yazık ki "İngilitere + ABD'nin koyduğu kapitalist kurallara" göre geçerli!

      Sıkıysa o kurallara karşı gelin bakalım size yapısal reform yaptırıyorlarmı!

      Sıkıysa o kurallara karşı gelin bakalım size "eğitim reformu" yaptırıyorlarmı!

      İşte her zaman olduğu gibi bu durumda da "siyaset" denen o mükemmel konsept devreye giriyor!

      "Ekonomi" ile "siyaset"i birbirinden kopararak düşünmeye devam ettikçe daha çok su kaldırır bu tartışma...

      Sil
    3. Ünlem işaretini babamızın malı gibi hor kullanmayalım.

      Saygılar
      TDK

      Sil
    4. "Saygılar"dan sonra virgül konur ! ! !

      Saygılar,

      TDK'nın içindeki bir filolog

      Sil
    5. Tamam gençler.

      Sil
  5. Hocam su yazinin, "akape coh iyi, ehinomi coh iyi" iluzyonuna kapilmis suursuzlarin suratina carpmak icin ciktisini aldim. Vallahi elinize saglik. Saygilar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim amacım o değil. Ben, kim olursa olsun hataları görmemiz ve gereksiz böbürlenmelerle zaman kaybedeceğimiz yerde doğruları yapmamız gerektiğini vurgulamak için yazdım. Aynı dönemlerde yabancı sermaye çeken Hong Kong, Kore, Singapur gibi ekonomiler bugün gelişmiş ülke oldu.

      Sil
  6. Hocam Merhaba,
    Ülkeye giren yabancı sermayenin ne kadarı direk yatırımlara, ne kadarı faiz, hisse senedi v.s. sermaye geliri yaratmak için ülkeye girmiştir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Burada konu ettiğimizin tamamı doğrudan yatırımlar. Sizin dedikleriniz yani hisse senedi, kredi vb için gelenler ayrı.

      Sil
  7. Yaşamın pek çok alanında olduğu gibi saçma duygusu ekonomi için de geçerli. Sonuçta içine kapatıldığımız bir sistem var. Kapitalist sistem. Bunun içinde sürekli bir şeyler geliştirmeye çalışmak belki bazı açılardan anlamlı ama bazı açılardan da saçma bir şey. Hayvanat bahçesinde bir kafese kapatılmış bir maymun düşünün. Kafesin dışındaki dünyayı biliyor ama dışarı çıkmayalı uzun zaman olduğu için yavaş yavaş da unutuyor. Bir yandan da sürekli olarak kafesini süslüyor, düzeltiyor. Bundan farklı bir yanımız yok.

    *
    İçinde bulunduğumuz bataklığa (daha kibarca "soruna"); "olmak ya da olmamak" mantığı yerine "olmak VE olmamak" veya "ekonomi HEM çok önemli HEM DE bataklığın kendisi" düşüncesiyle yaklaşılabilir!

    Örneğin; kafeste olanlar var, kafes dışında olanlar var. Ekonomi; kafesin yapısını inceler ve dolayısıyla asıl konuyu anlamayanlar ekonomiye "sadece akademik kariyer" gözüyle bakar! Marx bile 19. yüzyıl ekonomi teorisyenlerini incelediğinde eksikliği etmenden (failden) veya söylediğimi tekrarlarsam; kafestekilerden hiç söz edilmediğinden yola çıkar ve kafesi inceler.

    Sonuçlar: Rusya, Çin, ... kısacası ekonominin ne kadar önemli olduğunu anlayanların getirdiklerini biliyoruz!

    Diğer bir örnek:
    11. yüzyılda modern çağın temelini atan Rönesans'ın ilk müjdecileri tüccarlar Kilise'den korktukları için yazılarını "olmak VE olmamak" misali Eski Ahit'den alıntılarla süslerlerdi. İşte sizin dediğinize bir örnek: "Para bilgenin dilini, yargıcın gözünü bağlar." Sanırım birbirlerine söyledikleri, yani asıl neyin önemli olduğu; apaçık!

    Bu kafesin ne kadar kadim bir kafes olduğu ve dolayısıyla "saygı ve huşu" içinde bakılması gerektiğinin daha da ilerde bir örneği:
    M. Sahlins: Stone Age economics: Age of Abundance

    Daha yakın tarihten bir örnek:
    K. Polanyi: Great Transformation

    Son örnek:
    Eleştirilerine ve vahşiliği tercih etmesine rağmen Thorstein Veblen ile Lewis Mumford kıyaslandığında;
    Kafesi inceleyen Veblen'in nasıl "mechanistic" ("mekanik" veya "mekanizma" anlatımı) bir tutumla, eninde sonunda, kafes dışındakilere destek olduğunu görürüz.

    Kısacası: Dedikleriniz hem "doğru" hem de "çok doğru" !

    YanıtlaSil
  8. Hocam çok ilginç değil mi bu? Verimsizlikten kastımız tam olarak nedir? Teknoloji ve beşeri sermayeye yatırılmamış yatırım mı, inşaatla çarçur edilmiş yatırım mı, yapısal dönüşüm yaratamamış yatırım mı?

    Bu arada yanlış hesaplamadıysam korelasyon kat sayısı: -0,092852972 çıktı hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelen yabancı sermayenin çoğu mevcut yatırımları satın almaya gelmiş (kimi özelleştirilenleri satın almaya kimi de özel kesim elindekileri.) bir bölümü de inşaat için gelmiş. Dolayısıyla yeni üretim kapasiteleri yaratamamış. Daha doğrusu biz, yabancı sermayeyi çekerken sadece cari açığı finanse etmeyi düşünmüşüz.

      Sil
    2. Yani teknik bir insan olarak şunumu anlamalıyım?:Cari açığı finanse ederken günü kurtarmayı amaçlayıp yarına Allah kerim 'mi demişiz?Eğer olay buysa ecel kapıda demek olup vay vay insanlarımıza, emekçilere ve işinsanlarına....

      Sil
  9. THE ECONOMY IS DOING FINE, BUT
    THE PEOPLE AREN'T!

    Speaking about the then dictator of Nicaragua, US President Franklin Delano Roosevelt reportedly said: "Somoza may be a son of a bitch, but he's our son of a bitch." Whether or not Roosevelt actually said it in so many words is disputable, but there is no doubt that it -- i.e., dictatorship is licensed in a client state -- has been the foreign policy of the United States for years.

    Nowadays, the US, together with other Western powers, is taking actions against the Syrian regime, insisting that the regime is a dictatorship that must be toppled. As is well known by now, the US decided to use Turkey for this venture, touting my country as the model of democracy for the Middle East. Even before the "Arab Spring" USAID openly stated that "The United States seeks to develop Turkey as a base for regional leadership on organized crime, counternarcotics, nonproliferation, and counter-terrorism" (USAID, Congressional Budget Justification, 2010, p. 386). Judging by the terrorists' progress in northern Syria, it is obvious that the Turkish state has become successfully developed as a regional leader in organized crime.

    I am sure that Mr. Obama and the oligarchy behind him know that the Turkish regime, too, is a dictatorship and has committed numerous atrocities against its own people. But then again what matters is whether the US owns the dictatorship in question. Had Bashar Assad allowed the US generals to realign the Syrian Army with the US interests, and had he opened his country for US military bases as the regime in Turkey long has, he would have been hosted in the White House and allowed to make a romantic declaration of cooperation with Mr. Obama under the rain. But no.

    If a popular unrest is a proof that the government is a dictatorship, we have one right here in Turkey. As of this writing, there is a massive popular uprising in all its major cities. Protests and clashes are ongoing in Ankara, parts of İstanbul, İzmir, Adana, many others. The Ministry of Interior reported that more than 200 incidents took place in 67 cities.

    There are many reports and videos explaining what is going on and how it all began. So I won't repeat them. Rather I will talk about the unseen bottom of this iceberg, whose tip alone may be visible from afar. Because all the people who are now clashing with police out in the streets have had deeper wounds inflicted by the system in Turkey.

    ++

    YanıtlaSil
  10. ++

    For a long time, mass media reports on Turkey have liked to point out the "stabilized and growing economy" of Turkey. It is said that the number of millionaires in Turkey has risen from less than 10,000 to over 50,000 in just 10 years. Rarely could we find, though, articles explaining whose economy they are talking about.

    Stabilized and growing. Thanks to whom? Thanks to those groaning under growing debts; thanks to those working harder and longer than their counterparts in any other OECD country; thanks to women, whose unemployment has doubled in ten years; thanks to the 3.5 million Turkish and Kurdish child laborers, half of whom cannot continue their formal education. Their economy has never become stable.

    The number of debtors escalated under the rule of the AKP. Economist Mustafa Sonmez observes: "In 2003 there were 2.4 million people with consumer credit debts. By the end of 2012, however, the number of people who owe consumer credit debts to the banks reached 13.2 million." And here is his graph showing the impact of Turkey's growing economy upon its people:

    http://mrzine.monthlyreview.org/2013/images/debtors_under_akp.jpg

    It is unfortunate but not surprising that Turkey is considered to have the worst quality of life among the OECD countries. Not surprising for us, because a 2011 study by the Ministry of Family and Social Policies showed that the income gap is huge in Turkey. Only 1.2 percent of the total population make 3,000 dollars or more per month. The bottom 60 percent make less than 35 dollars per day. I will let you imagine the state of the bottom 10 percent.

    As a Brazilian president (another dictator) once said: "In my country the economy is doing fine, but the people aren't." Indeed.

    Whose economic growth and stability, and at whose cost? Historical records have been broken in the prison population during the AKP rule. Possibly because people have no other way of making a decent living in Turkey today than committing crime. But there is another reason: according to an Associated Press survey of "anti-terror" convictions, (many of which are cases of "using the fight against terrorism to curb political dissent"), the AKP's "Turkey alone accounted for a third of all convictions, with 12,897." Just to see the big picture, you can have a look at this graph:

    http://mrzine.monthlyreview.org/2012/images/prison_pop_tr.jpg

    Meanwhile, Turkey also ranks top in the number of workplace accidents (or rather industrial murders) in Europe, killing 12,686 in the last 12 years.

    I am not saying the protests in Turkey began only because of these economic problems. No, that would be reductionism. But I am also sick and tired of the CNN-style "culture war" theories that paint an illusory "successful-economically-though-politically-restless" image of Turkey.

    The issue of politics is a whole other issue. Maybe we can discuss it later. There are comrades now fighting in the streets of my country, and I have many things to learn from their struggle. One of them has posted a memorable Facebook status, and I want to finish with his words, just to give you a general idea about the extent of the fervor and solidarity among the people:

    A blind man was shouting, "Please tell me in which direction I should throw this stone!" Two 13-year-old boys were collecting stones, and their parents were throwing the stones at the police in front of the barricade. A 70-year-old man was crying: "Boys, I am not strong enough to throw stones, I wish I died so that you could use my dead body as a barricade." And all these were taking place under an intense cloud of tear gas.

    http://mrzine.monthlyreview.org/2013/buglalilar070613.html

    June 7, 2013

    Written by:
    Eren Buğlalılar
    https://twitter.com/erbu/
    tolstoyevski@gmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. %25 truth with %75 propanga souce, guess not knowing the difference between facts and perception is an inherent part of middle east no matter how educated a person is ...

      Sil
    2. So unfortunately, one situation is proved again:
      Capitalists, mostly, think that their rules are 100% true; therefore, these rules are unquestionable under any circumstances!

      And again, they (capitalists!) really enjoy swimming in the pool of illusory superiority!

      First of all, capitalists should re-learn how not to manipulate the truth!

      And second, they should promise themselves (then the entire world!) to clean their bloody past, present and future...

      You have no idea who created the name "middle east" and dare to indicate who educated and who uneducated is!

      Essential suggestions:
      First, be honest with yourself!
      Then, think a thousand times before throwing a stone to the sides you don't like!

      Sil
  11. Son 13 yılda gelen bu yabancı sermayenin kar transferleri bile artık başlı başına cari açık sebebi.Sonra da cari açığı çözmek için yapısal önlemler arar dururuz,bizim gibi millete bunlar az bile.Yazı çok güzel, bir de uluslarası yatırım pozisyonu ile ilgili fikirlerinizi yazmanızı rica ederim,saygılar hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet çektiğiniz yabancı sermayeyi doğru alanlarda, verimli yatırımlarda kullanamazsanız ileride kar transferleri başınıza bela olur. UAYP ile ilgili daha önce yazmıştım ama yine yazacağım.

      Sil
  12. Hocam, siz de dikkat etmişsinizdir; FED FOMC artık sadece ABD iç ekonomisi değil, dünya geneli ile ilgili de ufak ufak konuşmaya başladı.

    Eğer üsluplarını geniş geniş tutma kararı aldılarsa, bırakın 2015'te haber verip 2016'da ilk faiz artırımının gelmesini; QE4'ü başlatılarsa hiç şaşırmayacağım!

    Bir okurum yazmıştı dersiniz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam, dediğiniz olursa bir okurum yazmıştı diyeceğim.

      Sil
  13. Mahfi Hocam, hayvanlarla aranız nasıl, evinizde var mı? Siz çalışırken etrafınızda dolaşıyorlar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kapıya sürekli gelen kediler var. Onları devamlı besleriz. Aralarında kendilerini bizim kedimiz sananlar bile var.

      Sil
    2. Belki de gelen kediler su evde oturanlar bizi kendi kedileri sanip surekli besliyor diyorlardir ne dersiniz?

      Sil
    3. Süper tespit. Olsun varsın onlar öyle sansın biz de böyle sanalım. Önemli olan biz beslediğimiz için mutluyuz, sanırım onlar da beslendiği için.

      Sil
    4. Uf süper ironi :)

      Sil
  14. Hocam dimağınıza sağlık. Biz gelen parayı betona yatirdik . Kore gibi ülkeler teknolojiye yatırdı. Taş curmu kadar yer kaplıyor. Oysa teknoloji tüm dünyayı sarabiliyor. Hal böyle olunca biz de yaptığımız kadar buyuyebiliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin özeti bu. Çok güzel tanımlamışsınız. Bize gelen yabancı sermayenin bir bölümü mevcut tesisleri satın almaya geldi yani yeni bir üretim kapasitesi yaratmadı. Bir bölümü de dediğiniz gibi inşaata geldi. Onun yarattığı katkı ise bir seferlik oldu, kaybolup gitti. İşin kötüsü şimdi kar transferi yapmaya başladılar. Yacni akım da tersine döndü.

      Sil
    2. bu dediğiniz Sn.Ali Babacan'da açıkca ifade etti. İnş. ile değil bundan sonraki süreçte sanayi ile büyümek istiyoruz demişti. ama bu söylem için geç kalındı sanki..

      Sil
  15. Hocam yazınız gerçekten çok açıklayıcı ve güzel olmuş elinize sağlık. AKP'nin 2002'den bu yana olan seçim başarılarının en önemli sebeplerinden bir tanesi dünyadaki genişlemeci ekonomi politikalarına denk gelmiş olmasıdır. Ama yukarda Rıdvan beyin ''Taş curmu kadar yer kaplıyor. Oysa teknoloji tüm dünyayı sarabiliyor.'' yorumu gerçekten çok hoş olmuş ve aslında bizim vizyonumuzun ne denli geniş (!) olduğunu gözler önüne sermiş. Bu blogdaki yazıları ve yorumları okumayı gerçekten çok seviyorum. Son olarak bütün bunları sağlayan size en derin saygılarımı sunuyorum.

    YanıtlaSil
  16. Merhaba Hocam;
    1950-2002 15,1 milyar$ dış kaynak, ortalama büyüme %5,1,2003-2014 148,2 milyar$ dış kaynak,ortalama büyüme %4,7 gibi bir tabloyu gözler önüne serdiğiniz için teşekkür ederim.
    Peki hocam bir iktidar neden bu şekilde bir ekonomi yönetimini tercih edebilir?Yani özelleştirmeler ve inşaat sektörü ile büyüme?Bu tercihin nedeni, ekonomi yönetiminde ki basiretsizlik mi ,yoksa sağlıklı olmasa da yani üretime dayalı olmasa da büyümeyi tercih edip ,seçmen oylarını konsolide etmeyi sağlamak mı?
    Hocam iyi ki varsınız?
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Çünkü bu yol kolay. Hem alıcı için hem satıcı için. Alıcı hazır bir değeri alıyor, satıcı ise buradan gelen parayı hemen bütçe amaçlı kullanabiliyor. Öteki türlü olsa yabancı sermaye gelecek yatırım yapacak malı üretecek satacak sonra devlete vergi ödeyecek. Uzun ve yorucu yol.

      Sil
  17. Her yazınızda olduğu gibi bu yazınızda da gerçekleri bütün çıplaklığı ile ortaya koymuşsunuz.
    Ancak merak ettiğim bir husus var üstad, TR de yabancı sermaye neden yeni yatırımlar yerine özelleştirmeye yönelmiş olabilir.
    Yabancılar için yeni yatırım alanlarına yatırım yapılmasına ambargo mu vardı TR de.
    veya biz ülke olarak teni alan mı açmadık,
    işgücü mü pahalıydı,
    Güven mi yoktu, bu olası değil özlleştirmeyle gelmişler zira.
    Ne eksik yanlış olan ne de yeni yatırımlara girmemiş yabancı sermaye.
    Hazıra konmak diyebilirmiyiz.
    teşekkürler

    İsmet Ahlatcı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Bir mahallede kurulu ve iyi iş yapan bir bakkal olduğunu düşünün. Diyelim ki siz o mahallede bir bakkal dükkanı açmak istiyorsunuz.Mevcudu almak daha akıllıca olmaz mı? Yabancı yatırımcı da bunu yaptı. Eğer biz Kore gibi elektronik işine girseydik o zaman adamlar bakkal almayı değil o işe girmeyi düşünürdü.
      Eksik olan eğitimdi. Biz insanlarımıza buluş yapacak, inovasyonda bulunacak eğitimi vermiyoruz. Siz bir şeyler bulup çıkaracaksınız ki yabancı da o alana yatırım yapsın.

      Sil
  18. Hocam yine döktürmüşsünüz. 2012 den bu yana etrafımda ki her sohbette dile getirdiğim gercekleri rakamsal değerlerle aktarmışınız. Dışarıdan gelen yabancı yatırımın tabir-i caizse nasıl çarçur edildiğini görmüş olduk. Olur da kriz gelirse satacak bir şeyimiz kalmadığından artık inşaat yatırımlarını yeriz (bilmem ne tüneli, bilmem kaçıncı köprü ve havalimanı) :) 2001 krizinde ki kayıt dışımız ve tasarruflarını da yok artık. Sosyal patlama nedir onunla her an tanışabiliriz. Saygı ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  19. Hocam yine döktürmüşsünüz. 2012 den bu yana etrafımda ki her sohbette dile getirdiğim gercekleri rakamsal değerlerle aktarmışınız. Dışarıdan gelen yabancı yatırımın tabir-i caizse nasıl çarçur edildiğini görmüş olduk. Olur da kriz gelirse satacak bir şeyimiz kalmadığından artık inşaat yatırımlarını yeriz (bilmem ne tüneli, bilmem kaçıncı köprü ve havalimanı) :) 2001 krizinde ki kayıt dışımız ve tasarruflarını da yok artık. Sosyal patlama nedir onunla her an tanışabiliriz. Saygı ve sevgilerimle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Keşke bu araştırmaları üniversiteler yapıyor da biz de alıp yorumlayıp köşe yazısı yazıyor olsak. Ben bu yaşımda oturmuş bir üniversite araştırma görevlisi gibi çalışıyorum. E durum böyle olunca da Türkiye'de yeni bir şey olmuyor, bir buluş çıkmıyor. Yabancı yatırımlar da eldeki bakkalları bankaları almaya geliyor.

      Sil
    2. Yaşınıza ne olmuş hocam?

      Sil
  20. hocam bu buyume karsilastirmasi ne kadar dogru? bu gelismekte olan tr gelismislerle kiyaslamasi gibi mehmet simsek genelde yapar bunu bunu dogru olmadigini bilmesine ragmen

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mehmet beyin nasıl yaptığını bilmiyorum ama bunda hiçbir yanlışlık yok. Bir ülkenin geçmişiyle bugününü kıyaslıyoruz. Üstelik koşullar bugünkü durumun lehine.

      Sil
    2. evet dogru sorum eksik benim demek istedim ekonomik kapasiteyle ilgili 800$ -200$milyar dolar arasindaki fark buyume farkini ayni olmayacagi seklinde

      Sil
    3. Aynı mantık Çin için ve Kore için geçerli değilse (ki onlar yabancı sermaye girişiyle büyümelerini kat kat artırdı) Türkiye için de geçerli olamaz.

      Sil
  21. Hocam,kar transferleri/risk azaltma beklenebilir bir durum ve bu bir risk..peki inşaat sektöründe doyum noktasına yaklaşmaktan söz edilebilir mi? bu anlamda DYS gelmeye devam edebilir ve açığı telafi edebilir (mi)? Bir de "satınalma" amacıyla giren DYS ve inşaat sektöründeki DYS ile ilgili rakamlar var mı?Toplam DYS girişinin ne kadarlık bölümünü bu iki kalem oluşturuyor? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. DYS, inşaat işinden para kazandıkça doğrudan (kendisi girerek) ya da dolaylı (bankalar aracılığıyla kredi vererek) bu işe girmeye devam eder.Ayrımı bu kadar geriye giderek olmasa da son on yıl için bulabiliriz sanıyorum.

      Sil
  22. ozellestirirken su kadar parayida arge yapacaksin diye bir anlasma yok mu hocam? varsa dediginiz gibi buyume yok ortada ozaman ozellestirmenin anlami butce finansmani herhalde baska aklima bir sey gelmiyor yaniliyor muyum acaba

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet biz özelleştirmeye daha çok bütçeye kaynak bulma amaçlı bakmışız.

      Sil
    2. Olsa bile arge'yi kimle yapacaksin imamla mi? Yoksa universite mezunu gecinen ama lise seviyesinde dahi bilgisi olmayan kisilerle mi?

      Sil
  23. Hocam, bir kaç yorumum olacak;

    1. 1950-2002 dönemi büyüme oranını 2003-2014 büyüme oranı karşılaştırmak pek doğru olmaz. 1950-2002 dönemi büyüme oranı elbette yüksek olur, zira baz etkisi dediğimiz bir kavram var; o dönemde ekonomi küçük olduğu için tabiki büyüme oranı daha yüksek olur ama oluşturulan mutlak ekeonomik büyüklüğe bakıldığında daha sonraki dönemlerde daha yüksek olduğu görülebilir. Örnek vermek gerekirke, Aylık geliri 1.000TL olan birinin diyelim ki gelirinde 100TL artış oldu, yani yüzde %10 oranında arttı. Diğer yandan aylık geliri 20.000 TL olan birinin diyelim ki gelirinde 1.500TL artış olsun, yani yüzde %7,5 oranında artış söz konusu. Düz mantığa göre %10 > %7,5 ama aynı düz mantığa göre de 1.500TL > 100TL. Şimdi hangisine göre yorum yapacağız. Aynı şekilde söz konusu dönemler için doğrudan yabancı yatırım karşılaştırması da yapmak sakıncalıdır.

    2. 1950-2002 döneminde 53 yıl var, 2003-2014 döneminde 12 yıl var, düz mantık burada da iflas eder maalesef. Ayrıntıya girmeye bile gerek yok. Büyüme karşılaştırmaları birbirine yakın dönemler ve aynı süre uzunluğuna sahip dönemler için yapılırsa bir anlam ifade eder.

    3. Doğrudan Yabancı Sermaye değil, Doğrudan Yabancı Yatırım olacak, zira Doğrudan Yabancı Yatırım, doğrudan yatırım sermayesi + ana şirket ile yan şirket arasındaki kredi + gayrimenkul alımlarından oluşur.

    4. Özelleştirme yolu ile gelen yabancı paranın büyük bir kısmı kredi (dışardan ya da içerden sağlanan uzun dönemli borç) ile geldiği için ödemeler dengesinde Doğrudan Yabancı Yatırım kalemi altına yazılmaz, Diğer Yatırımlar kalemi altına yazılır.

    5. Ödemeler dengesinde kâr transferlerine dair veriler de mevcut, oradan da bu konunun abartılacak bir konu olmadğı görülebilir.

    6. 2003-2014 yılları arasında inşaat sektörüne gelen toplam doğrudan yabancı yatırım tutarı sadece 3,6 milyar dolar, oysa aynı dönemde imalata gelen doğrudan yabancı yatırım tutarı 27 milyar dolar. Yani çok da boşa gelmiyor yatırımlar.

    7. Dünyada Doğrudan Yabancı Yatırımları takip ve analiz eden Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'na (UNCTAD) göre Türkiye 2003-2013 yılları arasında toplam 120 milyar dolar sıfırdan yatırım (greenfield) çekmiştir. Kaynak: http://unctad.org/Sections/dite_dir/docs/WIR2014/WIR14_tab19.xls bu greenfield yatırımlar da boş yatırımlar değil...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1- o yıllarda haklısınız ekonomi küçüktü ama beşeri ve fiziksel sermaye de azdı. yani sermaye stokunun GSYH'ye oranı bugüne kıyasla epey azdı. bugünkü beşeri ve fiziksel sermayeyle o dönemin kıt sermayesiyle elde edilen büyüme oranları yakalanamıyorsa bu başarısızlıktır.
      2- hocam burada kümülatif değil ortalama büyümeden bahsediyor. ortalama hesabı yaptığı için karşılaştırmaya uygundur
      3- hocanın doğrudan sermayeden kastının doğrudan yatırım olduğu anlaşılıyor. kelimelere takılmamak lazım
      4- merkez bankasının yayınladığı ödemeler dengesi verilerine bir bakın bakalım özelleştirme yoluyla gelen parayı nereye yazmış?
      5- kar transferi bambaşka bir konu. burada cari dengeden değil sermaye akımlarından bahsediyoruz
      6- tam tersi keşke 27 milyar dolar inşaata gelseydi de 3,6 milyar dolar imalata gelseydi. inşaat üretimimizi yurtdışı yerleşiklere satıyoruz, döviz geliri elde ediyoruz derdik. yurtiçi yerleşik işadamları döviz kazandırıcı özelliği daha çok olan imalat yerine, döviz kazandırcı özelliği az olan inşaata yatırım yaptı. onları da suçlamamak lazım. bizim halk gayrimenkul meraklısı. iş adamı da haliyle en çok kar potansiyeli olan alana yöneliyor.
      7- kimse yatırımlara boş yatırım demiyor. daha verimli veya daha az verimli diye kategorize etmek lazım

      Sil
    2. (1) Baz etkisi dediğiniz konu bu kadar uzun dönemler için geçerli olmaz. Bir iki yıllık dönemler için geçerli olur. Büyüme sizin dediğiniz gibi hesaplanmaz. Günlük hayattan verilen her örnek ekonomide doğru değildir.
      (2) 53 yılın içinde darbeler, krizler, döviz bitişleri, depremler var. Ayrıca soğuk savaş diye bir olgu var. Dışarıdan bırakın yabancı sermaye girişini mal bile almak kolay değil. Hangi mantıkla bakarsanız bakın dediğiniz doğru çıkmaz.
      (3) Doğrusu Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımıdır. Onu düzelteceğim.
      (4) Bu dediğiniz durumu daha da kötüleştirir. Yani demek ki benim yazdığımdan da fazla yabancı yatırım girişi olmuş son 13 yılda.
      (5) Bugün için dediğiniz doğru olabilir çünkü kâr transferleri daha yeni başlıyor. Yarın ne olacak?
      (6) Olabilir de büyümeye niye bir katkısı olmamış bunların sorusu yanıtlanamıyor.
      (7) Eğer UNCTAD'ın verisi doğruysa yani 150 milyar doların 120 milyar dolarlık bölümü greenfield yatırımıysa nerede bu yatırımlar? Kimi istihdam etmişler?

      Sil
    3. 1. Hocam, malumunuz iki çeşit büyüme vardır, birisi oransal büyümedir, biri de mutlak değer büyümedir, büyümeyi oransal da hesaplayabilirsiniz, değer bazında da hesaplayabilirsiniz. Hiçbir yerde değer bazında hesaplanmaz diye bir kural yoktur, özellikle verimlilik hesaplamaları değer üzerinden yapılır. Günlük hayattan verilen örneği bırakın bir kenara, "aylık geliri 1.000TL olan biri" yerine sabit fiyatlarla "milli geliri 1.000TL olan bir ekonomi" olarak okursanız da aynı kapıya çıkar. Yine de ekonomi dilinden anlatayım ben; Dünya Bankası veritabanından aldığımız verilere göre 1960-2002 döneminde, yani 41 yıllık dönemde, ortalama reel büyüme oranı %4,4 iken 41 yılda oluşturalan reel ekonomik büyüklük ise toplamda 60 milyar TL (sabit fiyatlarla), yani yılda ortalama yaklaşık 1,5 milyar TL (sabit fiyatlarla) bir ekonomik değer oluşturulmuştur; 2002-2014 döenimde, yani 12 yıllık dönemde reel büyüme oranı %4,7 iken 12 yılda oluşturulan reel ekonomik büyüklük ise 54 milyar TL (sabit fiyatlarla), yani yılda ortamala 4,5 milyar TL (sabit fiyatlarla) bir ekonomik değer oluşturulmuştur. İsterseniz cari fiyatlarla ya da satın alma güçüne göre de hesaplama yapalım, ya da verimlilik hesaplamaları yapalım, aynı kapıya çıkar. Burada dikkatinizi çekmek istediğim husus düz mantıkla karşılaştırma yapmanın sakıncasıdır, yoksa sizin sorduğunuz soru, yani büyüme ile doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki ilişkiye dair sorduğunuz soru doğru bir sorudur ve irdelenmesi gereken bir sorudur.

      2. Benim de söylediğim tam da bu işte, gözünüzden kaçmış sanırım, birinci parağrafın sonunda aynen şu cümleyi kullandım: "Aynı şekilde söz konusu dönemler için doğrudan yabancı yatırım karşılaştırması da yapmak sakıncalıdır."

      3. Hocam malumunuz orjinali Foreign Direct Investment'tir, Türkçesi de 4875 sayılı kanunun adı da olan Doğrudan Yabancı Yatırımlar'dır (http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4875.pdf)

      4. Evet, dediğinizden daha fazla "yabancı yatırım" girişi olmuştur ama daha fazla "doğrudan yabancı yatırım" değil.

      5. Kâr transferi önemli bir konu elbette, yarın ne olacağı üzerine bir şey söyleyemem, ama rakamlara baktığımızda son 12 yılda, hatta geriye dönük daha uzun vadede çok da abartılacak bir durumun olmadığını belirtmek istedim.

      6. Büyümeye neden katkısı yok sorusu mantıklı bir sorudur, kimse bu sorunun mantıksız olduğunu söylemiyor, ama Doğrudan Yabancı Yatırımlar ile Büyüme arasında ilişki kurabilmek için daha detaylı analizler gereklidir.

      7. Hocam yine aynı kaynaktan söz konusu yatırımlarım kaç kişiyi istihdam ettiği de yazıyor, söz konusu dönemde 300 binin üzerinde istihdam sağlanmıştır. (bana göre düşük bir sayı, bu da tartışılabilir).

      Sil
  24. Hocam yazınız gerçekten çok açıklayıcı ve güzel olmuş elinize sağlık.Büyük resme baktıgımız zaman durum türk halkı bakımından tam bir felaket.Bir ülke düşünün haberleşme tamamen yabancının elinde.Bizi kim dinliyor acama?Ya Jeopolitik durum?...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      O da başka bir konu.

      Sil
    2. Jeopolitik durum? ABD neden Erbil de (Kuzey Irak topragi, Kurt bolgesi) hava ussu kuruyor dersiniz? Incirlik'i tasimak icin. Artik Kurtler ABD'nin birinci partneri oldu bolgede. Turkiye de tam tersi kilavuzu karga olanin basina geleni test etmeye kalkiyor Ortadoguda yanlis politikalarla. Cografi konumdan dolayi bir jeopolitik onemi vardi Turkiye'nin ama oyle gozukuyor ki Kurtler ve potansiyel bir Kurt devleti bunu devralacak yakinda. Zaten Avrupa Birligi hedefinden coktan uzaklasmis vaziyetteyiz.Libya'si Misir'i bile bizi takmiyor artik. Ne jeoploitik durumu? Iran kadar bile agirligimiz yok bolgede.

      Sil
  25. Sayın Eğilmez;

    Seçim başarılarını sadece ekonomik sebeplere bağlayamazsınız. Bağladığınız takdirde halktan ne kadar kopuk olduğunuz ortaya çıkıyor.Seçim sonuçları ve Ak partinin zaferleri sadece ekonomik sebeple değildir. Sizler bu halkı böyle küçük görmeye devam ettiğiniz sürece verdiği mesajları görmediğiniz sürece sol kesim hiçbir zaman iktidara gelemeyecektir. Yıllardır sürdürülen dar görüşlülük ve muhalefetteki zatların vizyonsuzluklarıdır. Bunun gibi bir çok sebep var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AKP'nin zaferleri derken eski AKP milletvekilleri Zafer Aydin ve Zafer Uskul'den filan mi bahsediyorsun? Cunku yukaridaki grafige bakinca ben pek zafer filan goremiyorum. Makarnani yemedin mi bugun kan sekerin dusmus, ustune bedava nohuttan da koy kafan calissin biraz.

      Sil
    2. Ne kadar tuhaf. Ben ne diyorum siz ne diyorsunuz. Önce okuduğunuzu bir anlamaya çalışın.

      Sil
    3. yukarıda cevap veren adsız arkadaş.. aynen devam arkadaşım chp nin dağıttığı bedava yiyeceklerden yiyip akpartiye oy veriyoruz çok şükür.. sizi gidi makarnacılar sizi. sizi gidi bedavacılar sizi.. üsluba gel üsluba .. Mahfi Bey bu tip üslupsuz yorumları yayınlamanız da ayrı bir olay..

      Sil
    4. Sizin de durduk yerde beni halktan kopuk ilan etmeniz, muhalefetin sanki sözcüsüymüşüm gibi göstermeniz çok farklı bir üslup değildi ne dersiniz?

      Sil
    5. siz AKP'ye oy vermeye devam ediniz!... türkiyemizi beton yığınına çevirdi. hukuk sistemini bitirdi, adalet kavramını bitirdi, yandaşçılık cennetine çevirdi her yeri, tüm cumhuriyet kazanımlarını sattı, telekomu sattı ülkemiz rahatlıkla dinlenir hale geldi, her 100 kişiden 64' ü borçlu hale geldi, türkiye tapelerle ve kumpaslarla yönetilir hale geldi, pkk meclise girdi, Öcalan sayın oldu, polis teşkilatı ve özellikle milli ordumuz kumpaslarla dönüştürüldü, askerimizin başına çuval geçti, çiftçimize ananı da al git diye hakaret edildi, şehitlere kelle denildi, bop eşbaşkanlığı yürütüldü ve yürütülmeye devam ediliyor, komşularımıza terör ihracatı yapan bir devlet haline geldik,hırsızlar savcıları kovalar hale getirildi vesaire vesaire..... saymaya klavyeler yetmez.. borç stoku 129 milyar dolardan 612 milyar dolara yükseltildi, işsizlik daha da arttı, rant arttı, düşük kur-yüksek reel faiz modeliyle üretici hep cezalandırıldı ve sıcak para tacirleri borsa manipülasyoncuları, yandaşlara sürekli kaynak akıtıldı. eğitim sistemi yobazlaştırıldı yeni teröristler yetiştirmenin önü açılmaya başlandı, din bezirganlığı arşa çıktı sanki türk halkı akp den önce Müslüman değildi sonradan Müslüman oldu!... artık akp ye oy vermek bir siyasal tercih değil adeta bir etiksizlik-ilkesizlik döngüsüne oy verme vermeme boyutuna gelmiş durumdadır....çıkıp da böyle çağdaş bir blog da akp gibi vahabi-muaviyeci zihniyeti savunarak bu güzelim sayfanın da seviyesini dibe indirmeyiniz!...

      Sil
  26. hocam benim anlamadığım gayrimenkul fiyatları özellikle 3 büyükşehirde gün gün fiyatlar artıyor oysa ekonomi bozuk nakit yok borçlu çok vb.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. halk, ekonominin zayıflığı karşısında tasarruflarını artırma eğilimi içinde oluyor. reel faizler de yüksek enflasyon beklentileri nedeniyle tatmin edici olmadığından gayrimenkul yatırımını tasarruf enstrümanı olarak görüyor ve gayrimenkul talebi canlı kalıyor. şu sıralar ABD de bizim gibi. konut yatırımları tasarruf aracı gibi görülüyor.

      Sil
    2. O iş biraz karışık. İleride ortaya çıkar.

      Sil
  27. Hocam gelismis ulkelerde kir nufusu % 5- 7 civarinda, Turkiye'de ise hala %20 civarlarinda. Bu oran %10unun altina dusmedikce insaat sektoru canli kalmaya devam edecek gibi gorunuyor.

    Ayrica yukarda yorumlarda da bahsettiginiz gibi teknolojik bir yatirim yapildiginda kendini subvanse etmesi ve kar getirmesi en az 4-5 yili buluyor. Halbuku 1 milyon dolari olan birisi insaata yatirim yaptiginda 1 sene icinde 2 milyon dolar olarak yatirimini karli bir sekilde geri aliyor. Burda gorev devlete dusuyor, insanlarin insaata degil de uretime yatirim yapmasini desteklemesi gerekiyor.

    https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_demografisi

    YanıtlaSil
  28. hocam türkiye ekonomisinin üretebilmesi için yapısal reformlar lazım eğitim sistemi vergi sistemi gibi. peki sanayinin gelişebilmesi adına bunları yapacak kişilere ciddi şekilde teşvik mi verilmeli yoksa devlet mi ilk olarak başlamalı? devlet işe el atarsa çok sıkıntı çıkabilir biliyorsunuz. bu sanayi atılımı devlet eliyle mi özel sektör eliyle mi olmalıdır sizce ve neden?

    YanıtlaSil
  29. mahfi hocam şunu tespit ettim siz katılır mısınız bilemiyorum. yaklaşık 90 yıllık ülkemizde sol politikalar emeğe ücrete önem verirken sağ politikalar emekten ücretten ziyade kamu kurumlarını özelleştirerek ülkeye yol köprü baraj hastane gibi hizmetler yapmış ve her iki politika halk açısından kıyaslarsak halkımız genellikle sağ politikaları daha çok beğenmiş sanırım hizmetleri işçinin ücretinden çok yapılanları eliyle elleyip gözüyle gördükten sonra bu yönde düşünmüş diye düşünüyorum. ikincisi örneğin bir yol yapılacak sol kesim bu kanuna göre mi yapılıyor falan mı yapılıyor ihalelere fesat karıştırılıyor gibi konulara bakarken halkın baktığı bunlardan ziyade hizmet sonuç olarak olmuş mu olmamış mı buna bakıyor diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  30. insaatin buyumeye katkisini bilen var mi? 2003-2014 arasindaki reel buyumeye insaatin katkisi sadece yuzde 10 olmus. Allah kimseyi populist ve cahil yapmasin. Tutturmus insaat insaat diye ezberden konusuyor herkes.

    YanıtlaSil
  31. Televizyonda muhtemelen aldığı yüksek ücret karşılığı konuşan hoca “Bir kişi hafız olunca öbür dünya yetmiş kişiye şefaat edecek” diyor..O zaman marangoz, makale yazmaya çalışan akademisyen, yeni patent için uğraşan girişimci olmanın ne anlamı var? Hepimiz işimizi bırakıp hafız olalım.
    Son 50 yılda Osmanlılar’ın ve Selçuklular’ın Anadolu’ya yaptığı camilerden daha fazla cami yapmış bu ülke.İçinde asla “beş tane adam gibi tarih kitabı yazan cennete gider” veya “ömründe on tane patent alıp insanlığa katkıda bulunan çok sevap kazanır” gibi bir yaklaşım olmayan bu yanlış dindarlaşma ve bu yanlış ülke fiyaskoya mahkumdur.
    “Sen istediğin kadar hatim oku maçları Barcelona kazanıyor, akıllı telefonu Amerikalı yapıyor, neden?”
    Peki, sokakları kirli, siyaseti kirli velhasıl bu dünyası mamur olmayan Müslümanlar’ın ahireti mamur ve mutlu mu olacak?
    Yaşadığı ülkelerde ağaç bırakmayan, birbirini öldürmekten çekinmeyen, mesela sağlık teknolojisi alanında insanlara bir buluş ile hizmet edemeyen Müslümanlar, sırf namaz kıldığı, hatim indirdiği, sakal bıraktığı veya 15 defa umreye gittiği için Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilir mi?
    Batı’da mülkiyet hakkı neredeyse kutsaldır. “Ne olursa olsun mülkiyet hakkına dokunulmayacak” bir asgari müşterektir.

    Türkiye’de böyle bir şey hiç olmadı. Devlet kızdığı adamın fabrikasına el koyar, vergi memuru gönderip onu batırır. Devletin kamulaştırdığı kelepir firmaları ucuz fiyata almak için iş adamları sıraya girer.

    Mesela, “çocukları her türlü kavgadan ayrı tutmak” dünyanın pek çok yerinde asgari bir ilkedir.
    Türkiye’de bu bile olmaz. Babası siyasi nedenle hapse giren 5 yaşındaki çocuk kreşten kovulur. Mesela dün medyaya yansıyan haberlere göre “Anadolu’nun bir kasabasında” 8 yaşında bir kıza yıllar boyu tecavüz edilmiş. Bunu yöre halkının bir kısmı bildiği halde sesini çıkarmamış.

    Mesela dünyanın gelişmiş memleketlerinde “yayaya yol verilir.” Bazı ülkelerde ayağını yaya geçidine attığın anda araçlar “tak” diye durur. Türkiye’de bu konuda bile bir uzlaşı yoktur.

    Devlet adamlarının parlak ışıklı araçları ile kırmızı ışığı dikkate almadan son sürat gittiği Türkiye’de halkın yayalara trafikte yol vereceğini beklemek de hayaldir.

    Kısacası, Türkiye’de bir sosyal mukavele yapmak için “günlük hayattan Anayasa’ya kadar” Türkler’in üzerinde uzlaşacağı bir tane bile asgari müşterek bulma imkanı yoktur.
    Şansın yaver giderse arada Galatasaray yahut Fenerbahçe bir iki çıkış yapıp seni mutlu eder. Bunun dışında “vasat bir ekonomide vasat bir hukuk düzeninde ve vasat bir demokrasi” içinde vasat bir hayat yaşarsın.

    Eskiden kibrit kutularında “vasati 40 çöp” yazardı. Türkiye’nin gümrük kapısına da belki “vasati bir memleket” yazmak lazım.
    Türkiye’de ekonomik olsun siyasi olsun belirli zamanlarda kriz kaçınılmazdır. Kriz memleketi dibe batırınca bakmışsın birisi ANAP’ı veya AKP’yi kurmuş. İşler o kadar kötü gitmiştir ki çukurdan çıkarken memleket kısa bir nefes alır.



    YanıtlaSil


  32. Dipten çıkınca seni dipten çıkaranlar “bozulmaya başlar.” O nedenle Menderesler’in, Demireller’in, Özallar’ın, Erdoğanlar’ın ilk dönemleri güzeldir.
    Başka milletler uzaya istasyon kurar, kimileri kişi başına geliri 50 bin dolara çıkarır, kimileri demokraside artık ince işçiliğe başlar... Türkiye’de yaşıyorsan dön dolaş en büyük proje 1970’lerden beri Boğaziçi’ne bir köprü daha yapmaktır.

    Düşünüyorum acaba 10 yıl sonra olası bir krizden sonra kurulacak yeni bir merkez sağ partinin lideri de İstanbul’a dördüncü köprü yapacak mı?

    1970’lerde, 1980’lerde, 2015’lerde olduğu gibi 2025’lerde de bir kısım insan “köprü çevreye zarar veriyor” diye bağırırken diğerleri “bunlar medeniyet düşmanı, köprüye karşı gelinir mi” diye karşılık verecek mi?
    Aklınıza gelen her şeyi listeye koyun. Televizyon, radyo, akıllı telefon, LED ampul, diyaliz cihazı, klima, paslanmaz çelik, mazot filtresi, asansör kapısı. Bakmayın övünüp durduğumuza, son 300 yıl içinde insanlığa damgasını vurmuş hiçbir icadı yapamamış bir milletiz.
    Her yeni kurulan siyaset ile büyüyen, şişmanlayan ama 10 sene sonra bir tane bile marka üretemeden buharlaşıp giden Türk şirketleri Ar-Ge yapar mı?

    Peki demokrasi var mı? Hukuk devleti var mı? Düşünce özgürlüğü var mı? Dünya hukuk literatürüne girmiş ve ABD’de, İngiltere’de, Pakistan’da okutulan bir tane önemli Türk mahkemesi kararı var mı?

    Şöyle Prag gibi, Osaka gibi, Sydney gibi sağı solu belli, planlı, estetik ve yeşil alanları korunmuş bir tane güzel Türk şehri var mı?
    Halbuki Anadolu’da en ücra bir köye gitsen bir teyze bize şunu der: “Ah oğlum sen mi değiştireceksin memleketi? Böyle gelmiş böyle gider...”

    YanıtlaSil
  33. baz etkisi de bir neden olabilir mi bu konuda?

    YanıtlaSil
  34. Hocam gelismis ulkeler niye daha da fazla gelismek buyumek ister mesela kisi basina milli geliri cok yuksek olan insani gelismislik endeksinde ust siralarda yer alan ulkelerin artik yapacagi ne kalmistir ki neden daha fazla buyume ihtiyaci hissederler ki? Butun gelismis ulkeler bir olsa bir birlik kursa ve az gelismis ve gelismekte olan ulkelerin gelismesi icin calissa olmaz mi?

    YanıtlaSil
  35. Hocam lise muhasebe finans yönetimi mezunuyum sermaye piyasası bölümünü önerir misiniz yada ulaştırma lojistik hangisini onerirsiniz

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...