24 Temmuz 2015 Cuma

Lozan Antlaşması'nın 92. Yıldönümü: Sevr ve Lozan Antlaşmalarına Göre Türkiye Toprakları


SEVR Antlaşmasıyla Türk Toprakları (Osmanlı İmparatorluğu - İmza Tarihi: 10 Ağustos 1920) Kalan Türk Toprakları sarı boyalı alandır.

LOZAN Antlaşmasıyla Türkiye (TBMM Temsilciler Heyeti - İmza Tarihi 24 Temmuz 1923)

Ulusal Kurtuluş savaşını niçin ve kime karşı verdiğini unutan bir toplum eninde sonunda bir kez daha benzer bir savaş vermek zorunda kalır. 

Bizdeki belgelere inanmayanlar için Sevr Antlaşmasının İngiltere'de basılmış hali:

Sevr Antlaşması’nın imzalanmadığını öne sürenler için not: Varsayalım ki Sevr Antlaşması imzalanmamış olsun, bu harita fiili durumu gösteriyor. Yani Padişah bu belgeyi ister onaylamış olsun isterse onaylamamış olsun 1920 yılının ortasında fiilen ülke bu şekilde parçalanıp paylaşılmış durumda. Buna karşı çıkan ise Osmanlı ailesi değil Atatürk ve arkadaşlarıydı. 


71 yorum:

  1. Sayın Hocam, bazı kimselerle konuştuğumda, Atatürk'ü sevmeme nedenleri arasında 10 milyon km2'lik toprağı olan Osmanlı İmparatorluğunu bitirdiğini ve bütün bu toprakları O'nun kaybettiğini belirtiyorlar ve buna da ciddi olarak inanıyorlar. Sizin bu haritanıza hayal ürünü diye bakıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maalesef Osmanlıcılar biraz da türban yasağı vb den yararlanarak öyle bir kuşak yetiştirmeyi başardılar. Oysa Osmanlı toprağını Osmanlı bitirmişti. Atatürk o toprakların önemli bölümünü geri almayı başardı.

      Sil
  2. Bardagi tasiracak son damlayi bekliyor bu millet, bardak tasinca herkesin akli basina ruhu kendine gelecek. Tipki o zamanlarda da oldugu gibi.
    Bir de buna biri liderlik edecek. Bugun bi toparlanma olsun hazirda bi hareketi bekleyen o kadar cok insan var ki.
    Umidini yitirme hocam.
    Daha olmedik !

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiyenin hukuksuz ve de kanunsuz (orman yasaları resmi bir kanun değildir) bir hareketle zayıflaması durumunda bu haritaya bakıp eskiden ne kadar büyük ülkeymişiz demeyelim de. Milletin bir damlaya değil kendini tanımaya ihtiyacı var. Bir iç karışıklıkta kimin ne olacağının belli olacağını mı zannediyorsunuz. Ukrayna Suriye Irak, insanlar ne zamandan beri ne istediklerini biliyorlar, eğer bilseler bu saydıklarım ve diğerleri gelecek 50-100 yıl bile düzelmeyecek durumda olmazlardı.

      Sil
  3. demedi demeyin ; bu haritalara bakmadan bin tane ideolojik yorum gelir hocam... ülkemizin kurucularına rahmet , bu ülkede yaşama fırsatı bulanlara , en başta da yönetenlere , bir an evvel aklı selim diliyorum
    saygılar

    YanıtlaSil
  4. Hocam aslında herkes kendine bir rehber arıyor. TV ye bir kaç adam çıkıyor belli görüşü teslim eden o ne derse insanlar onun peşine koyun gibi takılıyorlar ve karşı tarafın dediği doğru olsa dahi kabul etmiyorlar.
    Bir de bazı kesim var hayatları boyunca çok fazla zorluk görmemiş kişiler öyle kişilerde hayatı toz pembe sanıyor. Örneğin elindeki iphone sülalesi ile cari açığı eleştirenler yada nükleer enerjiye hayır diyenler. Sonuç olarak koyunluktan çobanlığa geçmeden bizden adam olmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru bir tespit o nedenle şu gitsin bu gelsin demek saçma, fark edecek bir şey olmayacak ki? bu sitede bile taraf olmayı taraftar/amigo olmak zanneden insandan geçilmiyor. Bir küçük eleştiri getirseniz hemen akp yalakası ya da hükümet düşmanı olabiliyorsunuz. Örneğin : Eğitim kaliteli değil insanlar ne bilip bilmediğinin farkında değiller bu ileride endüstrimizi vuracak diyorsunuz vatan düşmanı oluyorsunuz, akp toplumun belli bir ihtiyacından doğmuştur her şeçimde bidon,hile vs demeyi bırakmalısınız diyorsunuz akp yalakası oluyorsunuz. akp açık alanda sigara içmeyi yasaklayarak en azından hepimizin hayatına bir kaç yıl ekledi diyorsunuz özgürlük düşmanısınız. akp bol parayı toprağa gömdü(inşaat) bu aptalıkdır diyorsunuz Türkiyenin önündeki en birinci engel oluyorsunuz. Sokakta hak aranamayacağını şiddetin ya ilkesel olarak kabul edilemeyeceğini yada global olarak içselleceğini söylüyorsunuz afaroz ediliyorsunuz... Daha da sayılabilir ama hammadde iyi olmayınca üretimde olmuyor işte, En büyük temennim AKP-CHP koalisyonudur insanlığa bakış açısı olarak arada bir fark olmadığının görülmesi ve koalisyonla yönetilmenin verdiği dayanılmaz hafiflikle(ceplerde) herkes bir ıııhhhhh çekecektir. bizde betaraf olmaya devam ama üzülmeyelim termodinamik yasaları her zaman kazanır. İnsan ister istemez düşünüyor kurtuluş savaşı oldu da ne oldu? sonuç 90 yılda bir çok hüsran pek az başarı; hasta yatağında devrilen kurucu liderden, asılan başbakandan, sistemetikleşen işkenceden, dili yasaklanan vatandaştan... Bir vine ne diyordu şiddet her sorunu çözer eğer çözmüyorsa yeterince uygulamıyorsunuz demektir. Çok söylenile gelir çok anlayışlı iyi insanlı bir toplumuz diye ancak şiddete, haksızlığa ve de en önemlisi anlayışsızlığa biraz fazla mı anlayışlı davranıyoruz. Neyse yorum köşesinde Türkiyeyi kurtaracak değiliz ya.

      Sil
    2. Sayın 17:39,

      Yazdıklarınızın neredeyse hepsi gerçek, altına imzamızı atıyoruz, ve elbette müteşekkiriz.

      Yalnız:
      "...termodinamik yasaları her zaman kazanır." açıklamanızın konuyla bağlantısı yok denecek kadar az!

      Çok mühim başlıklara işaret ettiniz. Bunları değerlendirirken ilk sırada "termodinamik yasaları" değil; şunlar gelir:
      "Sosyal psikoloji",
      "İnsan psikolojisi",
      "Sosyoloji",
      "Tarih",
      "Political economy".

      Bu 5'liden sonra sayısal zeminde ilerleyen bilimler ve disiplinler gelir.

      Saygılarımızla

      Sil
    3. Ben de merak ettim hangi yasa ve nasil sanatsal ve derin bir yaklasimdi :-) minimum enerji maksimum duzensizlik midir acaba?

      Sil
    4. fizikten örnek istemiyorsanız ekonomiden vereyim: uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız.

      Sil
    5. Sayın (27 Temmuz 2015 00:09),

      "...fizikten örnek istemiyorsanız" çıkarımınızda; şahsımıza yönelik kullandığınız ifadeyi yine, yeniden yanlış zemin üzerinde kurmuşsunuz.

      Daha açık iletelim:

      "İktisat" aşağıdaki alanlarla beraber yoğrulur; sadece "termodinamik yasaları"yla veya sadece "fizik"le değil:
      "Sosyal psikoloji",
      "İnsan psikolojisi",
      "Sosyoloji",
      "Tarih",
      "Political economy".

      "İktisat"ı sadece "matematikten"ten, sadece "kimya"dan, sadece "fizik"ten vb. ibaret sayarsanız; ilk önce "iktisat"ın bizzat kendisine, sonra kainatın bütününe ihanet etmiş olursunuz!

      Yukarıda yazılanlar; bunların yazarı "Adsız" şahsın subjektif görüşleri değil;
      "Gerçeklerdir"!

      Unutmayınız:

      Keynes bugün dünyaya 2 saatlik bir gözlem yapmak ve sonra geri dönmek için gelse idi şunları söylerdi:

      "'İktisat' gibi muazzam bir alanı; sadece matematik kafesinin içine hapsetmişsiniz! Yazıklar olsun!
      Özellikle; bu yanlışın farkında olup sesini çıkarmayan meslektaşlarıma daha fazla yazıklar olsun!
      Demek ki bizler kısa vadede mezarı boylamışız da haberimiz yokmuş! Yazıklar olsun!"

      Çünkü Keynes de "gerçekler"in; sadece "matematik"ten veya sadece "fizik"ten ibaret olmadığını hayatı boyunca tecrübe etmiş bir aydındı!

      Saygılarımızla

      Sil
  5. hocam bunlar Çanakkalede, Sakaryada, Dumlupınarda şavaş olmadığını müslümanlığı ortadan kaldırma projesi olduğunu söylerler, Yılmaz Özdil'in 3 gün önce bir yazısını okudum kardak kayalıkları için nerdeye savaş çıkacaktı ancak okuduğum kadaruyla 6-7 ada Yunanistana verilmiş kimseninde diğeceği bir şey yok, bunu birilerine söylediğimde önemli değil bizim bir işimize yaramıyor Kıbrıs içinde aynı şey söyleniyor Kanuniden bu yana Toprak kaybetmek genetiğimize işlemiş biz bir adım geri attıkça başkaları bir adım ileri atmaya devam edecek buda bu ülkenin sonu olacağına inanıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ne yazık ki durum böyle. Oysa Türk Kurtuluş Savaşı olmasaydı Müslümanlık büyük ölçüde ortadan kalkmış ya da çoğunlukla Müslüman halklar sömürge haline gelmiş olacaktı.

      Sil
  6. TÜRKİYE'DE EKONOMİK KRİZ YOK MU!

    BUYURUN:

    KOCAELİ'DE 43 İŞÇİ DAHA İŞTEN ATILDI!

    Birleşik Metal-İş Sendikası’nın direnişte olduğu ENPAY Fabrikası'ndan bu sabah 43 işçi daha işten çıkarıldı.

    Kocaeli Enpay Fabrikası’nda Türk Metal’den istifa ederek Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye olan yaklaşık 500 işçinin direnişi devam ediyor. Fabrikada 25 işçinin işten atılmasının ardından 43 işçi de rızaları dışında ücretli izne çıkarıldı. İşçiler bu durumu, fabrikaya giriş kartları bloke olunca fark etti. Ardından işçilere yönetim tarafından “24 Temmuz tarihi itibari ile 2. bildirime kadar idari izinlisiniz. İzin sürenizde fiili ücretiniz ödenecektir” yazılı mesaj gönderildi.

    İşçiler, ücretli izne çıkarılmanın kart iptalini gerektirmediğini, bunun bir taktik olduğunu, işten çıkarılacaklarını düşündüklerini belirtti. Patronun 180 işçi hakkında suç duyurusunda bulunduğu da öğrenildi. Öte yandan direnişlerini sürdüren işçiler, patronun suları kesmesini, önceki akşam leğende soğuk suyla yıkanarak protesto etti.

    http://www.birgun.net/haber-detay/enpay-da-43-isci-isten-cikarildi-85448.html

    YanıtlaSil
  7. hocam cari açıkla nasıl büyüyor ülke anlayamıyorum Y=C+I+G+X-M dersek X-M baya bir eksi çıkıyor buradan Y nasıl artıyor ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. M eksi çıktıkça C ve I hatta G büyüyor.Çünkü bizim ithalatımız daha çok üretime dönük ithalat.

      Sil
  8. Hocam, her ne kadar akademisyen olsanız da sizin de kafanızın karman çorman olduğu anlar oluyor mu?

    Lütfen tabirimi mazur görün: Sanki at iziyle it izinin birbirine karıştığı günlerin en yüksek aşamalarından birini yaşıyoruz! Ve hatta bunlar gerçek at mı yoksa gerçek it mi, bu konularda bile emin değiliz!

    Bütün bunlar olurken bir de Kepler-452b gelir selam çakar bize! "Yaşanacak bir dünya daha var, ama pışşııık çok beklersiniz! Siz ilk önce adam akıllı bir mekik icat edip, ışık hızına nasıl yaklaşabileceğinizi öğrenin! İlk önce matematikte ilerleyin!" gibi bir mesaj gönderiyor bize Kepler-452b!

    Neler söylersiniz hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1400 ışık yılı öncesini görmeyi sağlayan insan beyni nasıl fantastik bir başarı elde etmiş ise, kabataş (yada herhangi bir -alıntıdır)iskeleden inen insanların giyim kuşamı ile nasıl bir zihniyetleri ,yaşamları olduğunu kurgulayan liderlerin beynindendeki güçten ançak yaşadığımız ortam ortaya çıkar.....

      Sil
    2. Kepler-452b'yi yaşanacak ikinci bir dünya gibi düşünmek için çok çok erken. Önemli olan bu çalışmalardan çıkacak bambaşka sonuçlar ve gelişmeler. Hiç bir şey birden bire olmaz. Her şey bir birikim sonucu ortaya çıkar. Kepler uzay teleskobu o birikimin sadece küçük bir halkası.
      Bizim gibi her şeyi yarım yamalak öğrenmeye, hiç bir konuyu ciddiye almamaya, kendi yaptığı kurtuluş savaşını bile küçük görüp aşağılamaya alışık toplumlar için bunlar anlaşılması pek de kolay olmayan konular. Habere yapılan yorumların çoğu bize Türk toplumunun bu tür konulara bakış açısını net bir biçimde gösteriyor.

      Sil
  9. Hocam islamcı ideoloji diyebileceğimiz akp nin politikalarını belirlerken dayanak yaptığı paradigmanın kendi içinde çok ciddi açmazları var. İlerleme istiyor ama dogmatik. Evrensel hukuk diyor ama gelenekselci. Hümanistiz diyor ama ayrımcı. Demokrasi diyor ama milli irade diktatörü.Ayrıca yönetici kadroyu temsil eden kişilerin kişisel komplekslerle alakalı olabilecek zenginlik düşkünlükleri ve israflarıyla tartışmalı bir ahlakları var.Dolayısıyla olmadıkları bir şeyi olmuş sanan herkesin düştüğü tutarsızlığı yaşıyorlar ve ortaya çıkan sakilliği kapatacak tek yol olan dolap çevirme taktiğine abanıp duruyorlar.Bu durum ise ülkeyi zayıflatıyor kemik erimesi yaşayan vücut gibi kof bir diri görüntü her halden belli oluyor.İşte ülkeyi tekrar aslanlar sofrasına düşürende bu haller.Toplumun geneli tarafından içselleştirilmemiş demokratik bilincin eksikliği de malesef bıçak kemiğe dayanmadan bu durumlara dur diyecek mekanizmanın devreye girmesini engelliyor.Dolayısıyla yukarıda ki 2 harita arasındaki fark insanımız aleyhine ihtimal kazanabiliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İslamda yapılmış tek ve gerçek reform hareketi Atatürk devrimidir. Şeriatten Medeni hukuka geçiş, Dini eğitimden bilimsel eğitime geçiş, hatta o hepimizin küçümsediği kılık kıyafet devrimi, harf devrimi bunlar hep İslamda yapılmış tek ve biricik reform hareketinin parçalarıydı. Bu hareket Türkiye'yi bütün ortadoğu coğrafyasında en ileri ve uygar ülke konumuna taşımıştı. Bu reformu tersine çevirerek bitirmek üzereyiz.

      Sil
    2. Hoca, Atatürk devrimi Atatürk devrimi, nasıl bir devrimdir bu ortada kılık kıyafetten başka bir şey yok. İleri ve uygar ülkenin insanı kendini olmadığı biri gibi göstermez. Nerede ilerilik nerede uygarlık, her gün millet bir birini doğruyor bu ülkede, suç niyeyse İslam'a kalıyor. Maalesef bizdeki uygarlık anlayışı zenginlerin kışın takım elbise ile plazalarda takılıp en iyi lokantalarda yemek yeyip ara sıra yurt dışından gelen opera jazz ve tiyatro etkinliklerine gidip, yazında bodruma yatı demirlemekten ibaret olmuş.

      Nerede eser, nerede teknoloji, nerede bilim, harf devriminden bu yana ülkede tek gelişen sektör sözde sanat ve giyim sektörüdür. Ülke şiir ve tiyatro yazmaktan geleceği unutmuş günü yaşama derdine düşmüştür. Şu anda tekstil ve gıda ihracatı dışında yurt dışında iş yapan inşaat firmalarımız var başka da bir şey satamıyoruz. Son yıllarda gelişen internet ve teknoloji ekosisteminde bizimde inovasyonlarımız ortaya çıkmaya başladı ancak sayıları çok az ama her geçen gün artıyor.

      Şu anda küçücük İsrail'in ortaya çıkardığı start-up'ların 100'de biri seviyesinde değiliz, maalesef çok üzücü bir tablo, tamam bu ülkede her şeyin arkasında İsrail var bunlar şöyle terörist böyle terörist diyenler var ama diğerleri de bunları eleştirmekten başka bir şey yapmıyor, 100 yıldır yapmadı

      Sil
    3. Evlat Atatürk 1938 yılında öldü. Demek ki sana okulda Atatürk devrimlerini okutmamışlar. Okutmuş olsalardı bugün kul değil de vatandaş olmanı sağlayan yasal değişikliklerin nasıl yapıldığını, kadınların nasıl ikinci sınıf insan olmaktan çıkarak erkekle eşit hale geldiğini, okullarda din eğitiminin yerine nasıl olup da bilimsel derslerin okutulduğunu biraz olsun öğrenirdin.
      Bugün İsrail'in gerisinde kaldığımızı düşünüyorsan bunun sorumluluğunu kendinde araman gerekmez mi? Ne kattın bu ülkeye? Bu soruya verdiğin yanıta göre Atatürk'ü ve yaptıklarını eleştir. Batılı gibi giyinmeyip eskisi gibi giyinsek bugünkünden daha mı ileri gidecektik? Sen Osmanlı kıyafetleri giyip de kendi tarzın müziği dinleseydin uzaya Amerikadan Rusyadan önce mi gidecektin? Öyleydi de Osmanlı niçin son 200 yılda ileri gidemedi?
      Kulaktan dolma basit eleştirilerle ortaya çıkmak yerine biraz oku da sadece eleştirdiğin şu ülkeye bir şeyler katmaya çalış.

      Sil
    4. Hocam, ben kendi geleceğim ve ülkemin geleceği üzerine kendi çapımda planlar yapıyorum, eğer gücüm yeterse gelecekte bu planları en iyi şekilde yapmaya çalışacağım. Teknoloji ve internet alanında ufak çaplı girişimlerim oldu bunları büyütmeye ve gelecekte ülkeye yeni girişimler katmayı amaçlıyorum. Fakat burada beni yorum yazmaya sevk eden bir durum var. Lanet olası Osmanlılar keşke bu topraklarda hiç olmasaydılar hep savaş hep savaş zihniyeti beni yorum yazmaya zorluyor, yani bu ülkede bugün İngiliz kraliyet düğününü keyifle izleyip dönüp Osmanlı saltanatına söven bir kitle var.

      Atatürk devrimlerinde kadın erkek eşitliği, din eğitimi yerine bilimsel derslerden bahsediyorsunuz ama, akp dönemine kadar ulaşan devrimler sadece eşitlik ve kıyafet üzerine bilim ulaşmadı.

      Bugün kadın erkek eşitliğinden bahsediyorsunuz ama bizden önde olanlar insan eşitliği bile sunmuyor, hala bugün bile sömürgecilik yapıyorlar. Dünya'nın nasıl bir yer olduğunu bilmeyen ve tüm hayatı boyunca batıya ham madde yetiştirmeye çalışan insanlar var hala, ama sorsan özgürlükler ülkesi örnek almamız gereken devlet statüsündedir.

      Ben batıyı övmeden bu ülkeye bir şey katamaz mıyım hocam ? Batı'nın ilmini alıp geliştirebilirim batının yaptığı buydu zaten geçmişte.

      Basit eleştirilerle ortaya çıkıp Atatürk kötü, şeytan şöyle böyle deyip gidecek değilim ama şunu söylemeliyim demokrasi ve dünya barışı yanlısıyım Osmanlı beter olsun deyip tek parti dönemini, idamlarını, katliamlarına Atam yapmışsa bir bildiği vardır diyen zihniyet asla bir yere gelemeyecek(bu ülkede!!)

      Sil
    5. Siz çok sınırlı bir azınlığa bakarak genellemeler yapıyorsunuz.
      Ayrıca Osmanlı'ya niye lanet olsun ki. Onlar bizim atalarımız. Her kuşağın doğruları vardır yanlışları vardır. Her dönemi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor. Atatürk'ü eleştirirken o zamanki topluma bakmak lazım. Toplumun yalnızca yüzde 5'inin okur yazar olduğu bir ülkeden 30 yılda buluş yapan bir toplum yaratamazsınız.
      Osmanlı'yı kendi zamanı ve koşulları içinde değerlendirirseniz ileri bir toplumdur. Ama ne yazık ki aydınlanmayı yakalayamamış gelişmenin dışında kalmıştır. Atatürk, aydınlanmayı yakalama hareketini yapmıştır. Yanlışları da vardır kuşkusuz. Ama bugünkü internet çağına bakıp da yüzde 95'i cahil olan bir toplumdan niçin Edisonlar Einsteinlar çıkaramamıştır demek doğru değil.
      Atatürk dönemine bakarsanız o günün koşullarına göre yapılanlar bugünkü koşullar altında yapılanlardan çok daha fazladır ve ileridir.
      Bugün kadın erkek eşitliğinin o güne göre geri gitmesi, eğitimin geri gitmesi maalesef 1940'lardan sonra gelen kuşakların, hepimizin kusurlarıdır.

      Sil
    6. Hocam herkes her şeyi bilmek zorunda değildir
      İslamdaki tek reform ataturk devrimleri derken bence ciddi değilsiniz olur bilmiyor olabilirsiniz ama bence bilenlere danışın ben de iktisadi ve sosyolojik konularda size danışıyorum saygılarımla hocam kaynak ismi vermeye gerek yok sayıca fazlala

      Sil
    7. Bana Atatürk reformlarıyla yapılmış olan gibi bir tek reform gösterin yanıldığımı söyleyeyim. Mesela Şeriat Hukuku yerine Medeni Hukukun geçirildiği yaşatılabilmiş bir tek reform söyleyin.

      Sil
    8. Sayin Hocam,
      yaziniz ve yorumlariniz icin tesekkurler. Bircok konuda goruslerinize katiliyorum. Yalniz, "Islam`da reform" derken daha dikkatli olmak gerektigini dusunuyorum. En azindan "Islam anlayisinda reform" seklinde duzeltilmeli bence.
      Islam`in temel kaynaklari Kuran ve Hadislerdir. Bunlar da degismez, ancak insanlarin bunlari yorumlayisi zamanla degisebilir ve gunumuzde oldugu gibi coklari da yanilgilara dusebilir. Kendilerine musluman diyen ancak Islam`in temel esaslarini (cehaletten oturu) ogrenememis benimseyememis insanlarin yanlislari Islam`a maledimemelidir.
      Saygilarimla,

      Sil
    9. Şeriat kanun demektir islamda yaratıcının kanunu olarak tanımlanır şimdi şeriatın medeni hukuğa geçişi reform mudur.şimdi medeni hukuk veya yasalar denilen olgular ne kadar adildir?şeriatı uygulayanların yanlışları olabilir ama medeni hukuk denilen olgunun bazı yapısal yanlışları vardır mesela cezalar mefule ( nesne ) değilde faile(ozne)göre verilir yani evinize hırsız girer 25 yıllık emeklilik birikiminizi alır gider verilen ceza sadece 4 senedir ve bu dört seneden sadece18 ay içerde yatar ve çıkar.ilginç bi anekdot duymuştum dünyada en az çocuk tacizinin olduğu ülke hakkında bu ülkede çocuk tacizcisi iki adam şehir meydanında asılır....dedim ya hocam bazen biz olayları karışttırıyoruz ben medeni hukuğun üstün olduğunu duşunsem m kemalin getirdiği olgulara da ustun diyicem sizce aksi bi paradoks olmaz mıydı.yalnız hocam haddimi aşmadan kurtuluş savaşını denilen olguyu değerlendirirken ingiliz işçi ayaklanmalarını Yunanistan işçi (kominist)ayaklanmasını es geçmemek gerekiyor Yunanistan ordu yapısını biraz araştırmak gerekiyor ben bi ara üşenmeyip amiral bristol raporunun yayınlanan kısımlarını ayrıntılı olarak okumuştum ilginç bilgiler vardı.ve belirteyim ben islamcı değilim sadece okuyorum...

      Sil
    10. İslam anlayışında değil bizzat islamda dönüşüm yapmak gerekli. Artık beylik sözlerden, gerçek islam bu değil zıvanasından kurtulalım, gerçekleşmeyecek düşlerden uyanalım. İslam tarihi de diğer dinlerinki gibi kanla yazılmıştır, yazılmaya devam etmektedir. Sözde Asr-ı Saadet denen devrin hiç de mutlu bir dönem olmadığını, daha peygamberin cenazesi kalkmadan yaşananları, 4 halife zamanındaki cinayetleri, Cemel Vakasını, katliamları... sağduyu ile okursan göreceksin.

      Kuran ise ne anlattığı net olmayan, anlamı her yöne çekilebilecek bir kitaptır. Okuduklarımdan aklımda kalan içindeki vahşet sahneleridir. Kendi anadilinde okuyan insanlara bile ne dün yarar sağladı ne de bugün bir fayda veriyor. Bu haliyle bize ne yapabilir, hangi yaramıza merhem olabilir ki?

      Suç bizzat islamın kendisindedir. "Doğru"ya ulaşmanın tek kaynağının kendisi olduğu inancı da dahil islamın temel dogma ve kabulleriyle nereye gidilebilir? Ötekilerin hepsini "doğru yola ulaşmamış kafirler" olarak gören zihniyetle ne başarılabilir?

      Adını ağzına almaktan korktuğun "İslamda Reform" gerçekleştirilerek islamiyet salt kültür öğesine dönüştürülmelidir. Bu kısa sürede yaşanabilir mi? Ne yazık ki en az yüz yıl.

      Sil
    11. Beylik sözleri hep beraber bırakalım.insan ve doğası kavramını algılayalım .Aslında gozluklerimizi çıkarıp tarihe sosyolojiye antrapolojiye ....bakarsak dünyayı algılayabiliriz bence insanın en önemli kazsncı şuurlanma surecidir beylik düşünceleri bırakalım ve şuurlanalım .işin asıl kotusu insanın kendi zindanını kendi içerisinde yaratmasıdır (n hikmet) asıl konuya donelim çıkarın gözlükleri ağzınızı çalkalayıp beylik sozlerden kurtulun ve 1913 ve 1934 arasına yeniden bakın saygılarımla bay adsız

      Sil
  10. İnanan için, Osmanlı'nın batışının sebebi Küll-i iradedir. Cumhuriyetin kuruluşu, başarılı olmasının sebebi ise, Cumhuriyeti kurmaya çalışanların Cüz-i iradelerinin Küll-i iradenin çizdiği yönde hareket etmiş olmalarıdır.
    Herkesin sınavı farklıdır. Bu sınavda kopya çekmek yoktur. Devran değiştikçe hem sorular hem de yanıtları değişir. Devranı değiştiren
    Küll-iradedir ve devranın tekrarı yoktur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu düşünce bizi batıran düşüncedir.

      Sil
  11. bir tarafta Atatürk'ün İslam'la ilgisinin olmadığını düşünen, onu prototip bir "ilerici" zanneden ve onu birincil olarak bu "özelliği" nedeniyle yücelten aşırı seküler bir grup,
    diğer taraftan tıpkı aşırı seküler grup gibi Atatürk'ün İslam'la ilgisinin olmadığını düşünen, dincilik yapan ve Atatürk'e "dindar" olmadığı için sırt çeviren bir grup.
    bu iki gruptan ilki Türkiye'nin iş dünyasını, ikincisi devleti yönetiyor ve her iki grup da öncelikli olarak Batı'nın çıkarlarına hizmet ediyor. Osmanlı da böyleydi, birbiriyle ideolojik olarak zıt kutuplarda yer alıyor gibi gözüken gruplar da Batı'nın çıkarlarına hizmet ediyordu.
    Atatürk'e sahip çıkmayan, anlamayan, okumayan, araştırmayan bir milletin müstehakını bulması diyebiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel özet. Ben buna 'Cem Sultan Sendromu' diyorum. Düşmanına sığınıp ülkesine hizmet edeceğini sanan insan sendromu. Bu bizde çok yaygındır.

      Sil
  12. Serv Anlaşması imzalandı ama onaylanmadı...tıpkı bugünkü gibi uluslararası bir anlaşmayı imza etme yetkisi bakanlar kuruluna ait, imzalanan anlaşmanın onaylanmasını uygun bulma görevi TBMMye ait ve son tahlilde cumhurbaşkanı onay verince anlaşma hukuki geçerlik kazanmış oluyor..

    Serv da Padişah tarafından onay aşamasına hiç gelinmedi...O zaman Meclisi Mebusan da kapalı olduğu için meclis işlevi gören farklı bir organda bir oldu bitti yapıldı(diye biliyorum) ama bu hukuken anlaşmanın tekemmülünü sağlamıyor... anlaşmayı imza eden 3 heyet üyesi daha sonra TBMM tarafından vatan haini ilan edildi...

    Lozan genç kuşaklara da kasıtlı olarak eksik aksettiriliyor...Lozanın kapitülasyonlar gibi zafer olan kısımları var bunları görmezden gelemeyiz...ama yapılan Ticaret Sözleşmesi ile gümrük tarifelerinin 5 yıl süre ile değiştirilmeyeceğinin kabul edilmesi de neyin nesidir? O ülkeler ülkemizle 5 yıl boyunca gümrüksüz, vergisiz mal ticaretinde bulunabilme ayrıcalığı elde ettiler...siyasi bağımsızlık karşılığı 5 yıl boyunca 1928'e dek ekonomik sömürge olmaya devam ettik... Kimse aksini iddia etmesin 1838 Baltalimanı Ticaret Anlaşması gündeme gelince osmanlıyı yerden yere vurmaktan imtina etmiyoruz çünkü

    Tüm bunların dışında Lozanla ilgili anlatılmayan bir ayrıntıyı vereyim.. Lozan görüşmelerinde İtilaf devletleri siyasi bağımsızlığı kabul etmemek için türlü zorluklar çıkardılar... ne yapıp edip yeni Türk devletini bir tür güdümlü mandaya çevirmek istiyorlardı...Türk devleti, tarihin cilvesi ve şanlı Çanakkale savunmasının dolaylı sonucu olarak ortaya çıkan Sovyet kartını masa başınca çok akıllıca oynadı.. Bağımsızlık tanınmazsa kuzeyden sovyetlerle birleşileceği tehdidi bizzat İsmet İnönü tarafından görüşmelerde dile getirilmiş siyasi bir şantajdır...Lozan Barış Konferansı / Tutanaklar-Belgeler adlı çalışmada bu ayrıntı geçer.....

    Daha sonraları Sovyetler yeni Türk devletine her açıdan ilaç oldu..Savaştan çekilirken gizli anlaşmaları ifşa etmesi, Çarlık Rusyasının işgal ettiği ülkemizin doğu topraklarını şartsız koşulsuz boşaltması... Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonrasında da her türlü silah ve teknik desteği yine sovyetlerden aldık... ekonomik planlardaki katkıları ve parasal yardımları da yadsınamaz... zaten bu sebeple TC sonraki yıllarda, 1929 krizinin de etkisiyle, sovyet çizgisine kaymıştır...





    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarihteki her olayı o zamanın koşullarıyla ele almazsak yanlış yollara gireriz. Lozan'daki en büyük mesele Kapitülasyonların devamı veya kaldırılması meselesidir. Konu ettiğiniz serbest ticaret ve Osmanlı borçlarının kabulü kapitülasyonların kaldırılmasının bedelidir.
      Türkiye'ye ilaç olan sadece Sovyetlerin durumu değil aynı zamanda 1929 ekonomik krizidir. Batı bu krizle kendi derdine düşünce biz de devletçi politikalara dönerek serbest ticaret baskısından kurtulduk.
      Sevr Antlaşmasının onaylanıp onaylanmamasının hiçbir önemi yok. Çünkü Sever Antlaşmasına yazılan şeylerin büyük çoğunluğu zaten fiilen gerçekleşmişti.

      Sil
    2. Mustafa Kemal ve arkadaşları yıkılan osmanlı rejiminden yeni bir rejim çıkarmayı başarmıştır...Rejimden kasıt ülkenin kendisi değil; devletin yönetim biçimidir...devletin yıkılmasından kasıt da ülkenin tarumar olması değil, yönetimin alaşağı edilmesidir...Benzer bir tehlikeyi Kütahya-Bursa hattına kadar ordusu ile gelen Kavalalı Mehmet Ali Paşa olayında yaşadık...Ruslar yardıma gelmeseydi daha TC'den 100 yıl kadar önce Osmalı devleti 'yıkılacaktı'....

      Cumhuriyetçi bir hükümetin ön şartı devlet başkanının veraset yolu ile belirlenmemesi iken; cumhuriyetçi bir devlet olmanın ön şartı yasaların seçimle oluşturulan bir organ tarafından münazaralar neticesinde yapılmasıdır.. Bu bakımdan İngiltere cumhuriyetçi bir devlettir(hatta beşiğidir), ama cumhuriyetçi bir hükümete sahip değildir...

      Ancak şunu da söylemek lazım bugün 1800 ve sonrası tarihi incelediğimizde şunu görüyoruz Osmanlı ve Türkiye birbirinden farklı iki devlet değil, aynı devlettir... pekçok temel kurum 1839-1876 Tanzimat döneminin ürünüdür...Dilimizin cilvesi 'yıkıldı' denince herşey yok oldu ve sistem sıfırdan kuruldu sanılıyor...

      Halbuki harf inkilabı bile Mustafa Kemalin icadı değildir...1928 yılında kafasında birden bir şimşek çakmamıştır...Osmanlı döneminde de latin harflerini savunan pekçok aydın vardı...Hatta bu yöndeki ilk 'resmi' çalışmalar Abdülmecit fermanı ile kurulan Encümen-i Daniş tarafından taa 1850'lerde devlet eliyle yapılmıştır, amaç okur-yazar oranını arttırmaktı...

      Abdülhamite ilk darbeyi yapmaya çalışan tarihimiz Türkçülüğünü ilk savunan Ali Suavidir ve ülkeye laiklik ve latin harflerinin getirilmesini ilk isteyen grup olan Jön Türkler içersindedir, daha Mustafa Kemal doğmamışken!! Jön Türklerin I. Meşrutiyet ile başaramadığı bu dönüşümün kapısını İttihat ve Terakki Cemiyeti, tarihte Türk devrimi denilen 1909 anayasa değişiklikleri ile aralamış, bunun meyveleri de 1923'ten sonra alınmıştır...(Şimdikilerin ''resterosyan yapacağız'' dediği işte bu 1909 parlamenter devrimini tersine döndürmek, hatta 1808 öncesine çevirmekten ibarettir..Birileri bu memlekette 200 yıldır yanlış yapıldığını beyan açıkça beyan etti zaten!)

      Herşeye rağmen Mustafa Kemal de bu ülkede 1923 tarihinde cumhuriyetçi bir hükümet tesis etti...hem de en kudretli olduğu II. Meclis döneminde yaptı bunu..:ABD eski bir devlettir. Başkanlık sistemi 1923'te de biliniyordu, Mustafa Kemal isteseydi yeni devletin rejimini Başkanlık olarak çok rahat tayin edebilirdi..: Niye yapmamıştır?, çünkü Mustafa Kemal kendi ideolojik kökenlerini parlamenterizmin esas başlangıcı olan 1909 devriminden almaktadır.... Bugünün başkanlık sevdalıları düşünsün!

      Hatta şunu da söyleyeyim 1923ten beri sistem içersinde Cumhurbaşkanın yeri çok değişmemiştir:..85 yıldır hemen her cumhurbaşkanı benzer yetkilere sahip oldu...Sadece ''Son gelen'' çıkıp Atatürkün bile sahip olmadığı ''TBMMyi devre dışı bırakma yetkisini bana verin'' dedi... sundukları anayasa taslağı ortada! Kendisi bir yasayı veto ederse Meclis bunu tekrar basit çoğunlukla değil nitelikli çoğunlukla(276-330 vb) kabul etmeliymiş! 1924 anayasasında böyle bir selahiyetin Atatürke verilmediğini görüyoruz!..Evet Mustafa Kemal diktatördü!!!

      Sil
    3. Her dönemi kendi koşulları, çevresi ve çerçevesi içinde değerlendirmek gerekiyor. Osmanlı'dan devralınan toplumun yüzde 5'i okuma yazma biliyordu. Yüzde 95'i zır cahil olan bir toplumla Atatürk daha fazla ne yapabilirdi bilmiyorum.

      Sil
    4. Atatürk zamanında ülke nüfusu şimdiki İstanbul nüfusundan azdı ve toplumun kahir eksiriyeti bilinçli-eğitimli bireylerden oluşmuyordu, o yüzden Mustafa Kemal, bana göre 'II. Mahmut devrimleri''nin bir tamamlayıcısı olarak ortaya çıktı ve Türk devrim sürecini nihayete erdirdi,

      ''Türk devrimi plansızdı, önce icraatlar yapıldı sonra ideolojisi meydana geldi'' diyenlere ben katılmıyorum..Zaten Mustafa Kemalin savunduğu değerlerin çoğu Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı değerlerdir...bu yüzden Türk modernleşme tarihi TCnin doğuşundan itibaren 100-130 yıllık geçmişe sahip olarak ortaya çıkıyor..Mustafa Kemal de bir başlangıç değil, sonuç oluyor...

      Şimdikilerin bir karşı devrim sevdası içersinde olduğunu görüyoruz...en üst ağızdan açık açık kabul etmeseler de semboller, kavramlar ve şans eseri! üst üste getirilen tarihlerle toplumu sürekli bir karşı devrim psikolojisinin içersine sokmaya çalışıyorlar...7 hazirana kadar epey umutsuzdum, ama bundan sonra başaramayacaklar bu ülke Mustafa Kemalin karşı karşıya kaldığı 10 milyonluk cahil bir toplum değil artık, zorlama reçeteler, topluma oyun hamuru gibi kıvam vermeye çalışmalar mutlaka ters tepecektir...

      Söz gelimi; Hilafetin kaldırılması teklifini veren TBMM mebusu Halil Hulki Bey ile altan alta sürekli halifelikle adı anılmaya çalışılan devletin tepesindeki şahsın ilk olarak 'Siirt Mebusu' olarak meclise girmesi bir tesadüften fazlasıdır... İleride tarih kitaplarının bu tarzdan tevatürleri yazmasını umut ediyorlar anlaşılan!... Bir diğeri de üçüncü köprünün Yavuz Sultan Selim adını alması, Osmanlıya halifeliği getiren padişahın köprüsünden geçip; adı çok büyük ihtimalle devletin tepesindeki şahıs ile anılacak olan 3. Havalimanına varıyoruz! ve oradan 'uçuyoruz'... çok ince mesajlar var gerçekten! Ankaranın göbeğine diktikleri kaçak yapının, Osmanlı bile değil; resmi ve edebiyat dili farsça, eğitim dili arapça olan Selçuklu mimarisinde yapılması, İstanbulda ikamet için son padişahın adını taşıyan Vahdettin köşkünün seçilmesi vb ayrıntılar arttırılabilir...(yandaşlardan bir tanesi 7 haziran seçimlerini açıkça ''bu seçim batı endeksli tanzimat modernleşmesi ile bir hesaplaşma olacak'' şeklinde nitelendirmişti!)

      Böylesi gereksiz ayrıntıları hesaplayıp uygulamaya çalışmaktansa kasten resosyana soktukları ekonomiyi düzeltici adımları atsalar daha hayırla yad edilecekler... ama yapılmıyor, tuz koktu çünkü ve bence açık açık toplumdan intikam alınıyor, kamu harcamalarını arttırmaktansa gereksiz biçimde faiz dışı fazlayı arttırıyorlar... ekonomi canlanmasın biz sürünelim istiyorlar herhalde

      Sil
  13. Hocam böyle kırılgan bir ortamda ve agresif bir süreçte böyle (alanınızla) alakalı olmayan bir yazıyı neden kaleme aldınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim alanım diye bir şey yok. Ben iktisatçıyım ama Hitit tarihi konusunda çok satan bir romanın (Anitta'nın Laneti) yazarıyım.
      Bu yazıyı yazma nedenim Lozan Antlaşmasının 92. yıldönümü olmasıydı.

      Sil
    2. sümerlerle aranız nasıl peki?

      Sil
    3. Bütün antik dünya tarihine ilgim var. Mısır mesela hem ilgimi çeken hem de çalıştığım bir konu. Sümer tarihini de okuyorum. Ama o konuda henüz uzmanlaşmış değilim.

      Sil
    4. Annunakiler hakkında ne bildiğinizi merak ettim...bildiğimiz kadarıyla yazının icadı nedeniyle tarihsel çağların başlangıcı sümerlerle başlıyor, ancak insanlık tarihi daha eski çünkü yazı, ortalama 50 bin yıllık insanlık tarihinin sadece son 5-6 bin yılında kullanılmaya başlanmış geç bir icat:..

      10 bin yıl öncesini bilmiyoruz ama ondan öncesi var: http://www.nytimes.com/2009/06/25/science/25flute.html?_r=0

      Bu yüzden insanlık tarihi hakkında alternatif yaklaşımlar ilgimi çekiyor...Sümerlerin Annunakileri biraz mitolojiye kaçıyor https://www.youtube.com/watch?v=hKN58SE3DC0 ama ilk insanın maddi anlamda Hz Adem olması da çok akla yatkın değil.. Burada ilk insandan kastedilenin 'yeni insanlık, yeni yaşam anlayışının ilk insanı'' gibi bir mecaz taşıdığını tahmin ediyorum... https://youtu.be/ohTdHW8-XS4

      İlahi dinler, peygamberlerin şu veya bu şekilde aynı soydan geldiğini gösterdiğinden bir ara göz kararı hesap yaptım, Hz Ademin soyundan gelenlerin sağlıklı olmaları nedeniyle 300-400 yıl gibi uzun süreler yaşadıklarını kabul etsek dahi ilk insandan günümüze maksimum 12 bin yıl yapıyor; peki geri kalan 35 bin yıl nerde? https://myfaithalislam.files.wordpress.com/2009/08/family-tree-larg-pic.png

      Müslüman sosyologlardan İbni Haldun'un bile evrim teorine yakın görüşleri var ama benim derdim evrim değil; beni meraka sevk eden bize anlatılan insanlık ve dinler tarihi fazlasıyla yahudi-hristiyan teolojisine dayanıyor...başka bakış açılarına bu yüzden açığım...

      ...

      Sil
    5. İhvan ı safa 10.yy ortaya çıkan bir yapılanma bakış açısınıbi araştırın belki işinize yarar

      Sil
  14. Merhabalar,

    Hocam öncelikle böyle bir yazıyı gündeme aldığınız için teşekkürler.

    Geçmişi ve günümüzü sorgulayan, kafasında gelecek için vizyon oluşturan, ülkesi için anlamlı ve faydalı düşünceler oluşturabilen bireyler/vatandaşlar olmak , temel bilimler açısından da birikimli olmayı gerektirir.

    Temel bilimler deyince aklımıza ilk gelen tarih, coğrafya, felsefe, matematik, fizik diye düşünebiliriz. Bir bireyin entellektüel bilgi seviyesine ulaşabilmesi için alanı ne olursa olsun önce bu temel bilimlerde belli birikim seviyelerine ulaşması gerekir.

    Coğrafya, tarih gibi bilim alanları ile bilgiye, matematik, felsefe, fizik gibi bilimlerle de analitik düşünceye kavuşur. Böylece kafasında vizyon oluşturabilir ve günümüzde yaşanan problemlere ışık tutacak düşünceler geliştirebilir.

    Ülkemizde özellikle 1940 sonrasında uygulanan politikalar ile (belli istisnalar olsa da) insanlarımız bu bilimlerden uzak tutulmuş, öğrenen ve düşünen mekanizmalardan izole edilmiştir. Bunun yerine inanç bazlı veya politize edilmiş düşünce kuramlarının bombardımanına tutulmuştur.

    Bunun sonucu olarak bugünler de bile Lozan anlaşmasının önemini ve bir ulusun şeref mücadelesini tiye alan anlamsız saçmalıklar bütünü düşüncelerle insanlar tekrar yönlendirilmeye müsait hale gelmiştir.

    Bunun en güzel göstergesi; Lozan gibi bir sonucu tartışırken dahi neden önemli olduğu hususu yerine , nesnel değerlendirmelerden uzak , tamamen insanların aidiyet duygularına göre hamaset tepkilerinin gelmesinden anlayabiliriz.

    Size herhangi bir düşünce ile gelmek yerine neden alanınızın dışında yazılar yazıyorsunuz veya bir düşünce ortaya koymadan , beylik kelimeler ile inanç odaklı cevaplar verenlere yine saygı duyarak yukarıda özetlediğim cümleleri arz etmek isterim.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  15. Bazı kendini akıllı zanneden arkadaşlar hala Lozan antlaşmasındaki kapitülasyonlara takılmışlar öncelikle şunu söylemeliyim ki okuldaki çok sevdiğim tarih profesörü hocamın dediği gibi dünyada hiç bir antlaşma yoktur ki bir tarafa istedikleri verilirken diğer tarafın elde sıfır bir antlaşmaya imza attığı bir örnek.Kaldı ki Mahfi hocamında belirttiği gibi Osmanlının kabul ettiği sevr i başta Mustafa Kemal Paşanın sivil olarak göstermiş olduğu silah arkadaşlarıyla mücadelesi Lozandaki maddelere kadar yumuşatmış olarak önümüze gelmiştir.Üstelik bu mücadeleyi güçlü İTİLAF devletlerine ve İSTANBUL HÜKÜMETİNE kafa tutarak yapıldığı unutulmamalıdır.Yüce Türk ordusu sınırlı bir dilim ekmek ve bir miktar hoşafla kanının son damlasına kadar onlarca cephelerde savaşırken akıllarındaki tek düşünce ülkesine sömürge değilde bağımsızlığı geri kazandırmak için geride bıraktıkları ailelerine yeniden nefes alacak yemin ettikleri misakı milli topraklarını bırakmaktır.Şuan bu söylediklerim seneler önce ilk okul çağındaki kardeşlerimize öğretiliyordu. Görünen o ki din altında her türlü çıkarlarını gerçekleştiren bazı sahte hacı yobaz takımı belirli kişilerin beynini yıkamayı seneler içinde başarmış üstelik bu sayının günler geçtikçe fazla olması ürkütücü hale geldi.Son olarak eklemek istediğim bir şey var Mahfi hocam her ilgi alanınız olan konuda siz yazmaya devam edin biliyorum edeceksinizde biz sizi takip etmeye devam edicez işine gelmeyen arkadaşlarda sansürlemeye çalışmak yerine kendi fikirlerini yazsınlar illa ki bir düşünce için uzmanlaşmaya gerek yok.

    YanıtlaSil
  16. 1- ülkeyi kuran ve 500 yıl yöneten bir hanedanın,ülkenin parçalanmasına rıza gösterdiğine.. ülkesini m.kamal (anıtkabirdeki nüfus cüzdanına bakarsanız adını kemal olarak yazmazdınız) ve çevresindekilerden daha az düşündüğü, pek mantıklı gelmiyor.
    2-osmanlı,ruhu itibari ile, esasen1909 darbesi ile fiilen bitmişti ve sevrdeki imzalara bakarsanız da, jön türkler ve aslı türk olmayan osmanlı tebasının imzasıdır.
    3-1.dünya savaşının tam olarak niye çıktığını, anlaşmalarla gerçekte neler kazandıklarını sanırım pek anlamadık?
    4- geçilmez diye övünülen çanakkaleden geçen onlarca ingiliz gemisi, istanbulda 3 yıl kalmışken, ingilizlere karşı büyük kurtuluş savaşı verdiğimizden mi bırakıp gitmişlerdir? yoksa, kışkırttıkları, osmanlı tebaası rum,ermeni, kürdü tepelememizden mi ürküp gitmişlerdir?
    5-tarihi o güne güne değerlendirdiğinize emin misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mudanya Mütarekesini, Sevr Antlaşmasını ve Lozan Antlaşmasını alın (hepsini googledan bulmak mümkün) e bir arada okuyun. Bana hak vereceksiniz.
      Sevr Antlaşmasını Padişah Vahdettin rıza göstermeden imzaladılar meselesi kesinlikle doğru değil. Hiç bir bürokrat ya da bakan Padişahın onayını almadan hiç bir uluslararası metni imzalayamaz. Zaten karşı taraf da o onayı görmeden o imzaları kabul etmez. Vakti zamanında Dünya Bankasıyla birçok yatırım - kredi anlaşması imzalamış bir kişi olarak söylüyorum bunu. Her imzadn önce karşı tarafa bakanlar kurulu kararını ibraz ederdik.
      Kamal mı Kemal mi meselesine gelince. Atatürk'ün orijinal adı Kamâl'dir. Çünkü Osmanlıca'da mükemmellik kavramı öyle ifade ediliyordu. Sonradan Nüfus cüzdanı değişmese bile Kemal'e dönmüştür. Tıpkı Muhammaed'in Mehmet olarak da yazılıp söylenmesi gibi. Mehmet diye bir isim yoktur aslında. Doğrusu Muhammed'dir. Ama Türkçe aksanda Mehmet'e dönmüştür. Atatürk de sonradan Kamâl olarak değil Kemâl olarak kullanmıştır adını. Bizdeki Atatürk düşmanları bunu başka anlamlara çekerler. Ama onlara baksanız Atatürk'ü karalamak için hangi yol varsa hepsini denerler zaten.
      Kurtuluş savaşını öyle hafife almayın. Size Atatürk düşmanlığı çerçevesinde anlatılanlara da inanmayın. Çoğu CIA güdümünde ılımlı islama dayalı BOP projesini ortaya çıkarmak için uydurulmuş teorilerdir. Okuyup yazması kıt olan Türk milleti din ekseninde söylenen herşeye inandığı için ne yazık ki çabuk kandırılmaktadır.
      İsterseniz siz de tarihi o günün koşullara göre değerlendirmeyi deneyin.

      Sil
    2. Osmanlı Ruhu dediğin şey Osmanlının Batı karşısında geri kaldığını anladığı anda kendiliğinden zaten bitti... Buna toprak sistemindeki bozukluğun ekonomiyi çökertmesini de ekleyebilirsin... yani Osmanlının son 250 yılında Osmanlılık diye bir ruh zaten yoktu....

      1909 anayasa değişiklikleri de bir darbe değildir, darbe 1908 yılında olmuştur... 1909 yılında; Padişahın diktatöryal tüm yetkileri budanıp; Meclisi Mebusanın üstünlüğü ilkesi kabul edilmiştir... Bu yüzden 1909 parlamenterizmin başlangıcıdır ve o günden günümüze nüans farkları hariç meclisin ülke yönetimindeki ağırlığı değişmemiştir....Parlementerizm parlamentonun egemenliği demektir...

      Aynı Meclisi Mebusan II. Abdülhamitin tahtan indirilmesine ve yerine Mehmet Reşatın getirilmesine de karar vermiştir:..yani Abdülhamit, Enver Paşanın bab-ı ali baskınını yapıp sadrazamı devirmesindeki gibi bir darbe ile değil, hukuki yollar kullanılarak demokratik bir şekilde görevden uzaklaştırılmıştır...

      Verasat yoluyla Padişah olan Abdülhamit gibi birinin Meclis yoluyla halledilmesi, ''RTE halk tarafından seçildiğinden TBMM tarafından azledilmesi mümkün değildir'' diyenlerin üzerine düşünmesi gereken bir ayrıntıdır... Bu ülke başkanlık sistemi ile yönetilmiyor, ülkenin ana sözleşmesinde parlamenterizmin tanımı var...Elimizde sadece gereksiz biçimde halka seçtirilen bir Cumhurbaşkanı var, ki Anasayal düzeni Yarı Başkanlık olan Romanya da bile Romen Parlamentosu tarafsızlığı hiçe sayan Romen Devlet Başkanını 3 defa üst üste azletmiştir...Yani Cumhurbaşkanları ve Yarı Başkanlar ulusla meclisler tarafından azledilebilir, Başkanlar ise azledilemez...

      Sevr'de Jön Türkler yoktur; Jön Türkler I. Meşrutiyet döneminin sosyal zümresidir; II. Meşrutiyet ve sonrasında hakim olanlar İttihat ve Terakki Cemiyetidir... Mustafa Kemal de 1900lerin başında bu cemiyete üye olmuş, ancak 2-3 yıl sonra da üyelikten çıkmıştır..Yani Mustafa Kemal, Osmanlı yıkılırken ve işgal altındayken İttihatçı değildi...İttihatçı olan Enver Paşadır..

      Sil
    3. dil devrimini yapmış, harf devrimini yapmış, yıllarca güneş dil teoremi züerinde çalışmış, her konuda titiz bir m.k atatürk , vefatına kadar haiz olduğu kimliğinde kamal yazdırmış ve kimliğini kemal olarak değiştirmemiş.. ama siz diyorsunuz ki kemal olarak kullanmış ve kimliğini kemal olarak değiştirmemiş..
      sorun da bu.. bu kadar açık ve belgeli olarak anıtkabirde sergilenen bir isim üzerine bile, öyleydi ama böyleydi denebiliyorsa, asıl konuları konuşmaya bile yaklaşılamaz.

      Sil
    4. terminate;
      esas olan, payitahtın düşmesi ve ailenin gitmesidir.
      1908 darbesi yazacaktım, evet osmanlı orada bitmiştir.
      parlemanterizm o zaman başlamaz.. 1800lerin başında beri tartışılmış ve meşrutiyetle uygulanıyordur zaten.
      verasetle geçip çeşitli yollarla halledilen padişahlar vardır ama yine varislerden seçilir.. burada önemli olan darbedeb sonra meclisi oluşturanların kim olduğudur!
      eflak ve boğdan.daki rejim gerçekten harika! atatürk de vefat edene kadar nihai söz sahibi kalmıştır.
      jön türkler ve ittihatçılar farklı mıydı? atatürk.ün mesai arkadaşları kimlerden oluşuyordu? bir grup adını değiştirince yok mu oluyor?




      Sil
    5. Osmanlı 1908'de yada 1909'da bitmemiştir... Osmanlı 1839'da Tanzimat Fermanı ile Osmanlı olmaktan çıkmıştır... ve bunu kendisi isteyerek yapmıştır...yabancı ülkeler ''bu fermanı yayınlayın'' dememiştir

      Parlamenterizm 1909'da başlar, aksini iddia edene şaşarım... 1909 anayasa değişiklikleri tam anlamıyla parlamenter sistemi getirmiştir; 1876-1909 arasında gerçek bir parlemento varlığından söz edilemez.. tüm yetkiler padişahın elinde olduğundan meclis sadece figüranlık yapmıştır..

      Ayrıca 1876'dan sonra kurulan ilk meclis çok kısa süre görev yaptı ve 1.5-2 sene açık kaldıktan sonra ilk fırsatta kapatıldı ve siyasi partiler ve gruplar da yoktu...Meclisin tekrar açılana kadarki döneme istibdat dönemi diyoruz:...Yani Meşruiyetle beraber uygulanan bir parlamenterizm yok, anayasa rafa kalkmış, meclis süresiz olarak kapatılmış... neyin uygulanması?!

      İstibdat döneminde pekçok osmanlı aydını Mason localarına üye olmuştur, çünkü 2-3 adamın bir araya gelip konuşma imkanı yoktu, Abdülhamit uluslararası dernek statüsünde olan bu localara dokunamıyordu; bu nedenle 1908-9 süreci içersinde yer alanların gerçekten mason olduğuna dair bir algı oluştu, halbuki çoğusu çakma masondur, padişah baskısından ve hafiyelerinden kurtulmak için üye olmuşlardır aralarında çok dindar insanlar, hatta din alimleri vardır...Murat Bardakçının ''büyük dedem masondu ama gerçekten mason değildi'' şeklinde bir yazısı da var, eski yazılarına bakarsan bulabilirsin...

      İşte bugün ortaya atılan yeni türkiye lafları tamamen 1876-1909 dönemi eski türkiyesindeki anayasal düzeni yeniden yaratmak içindir... RTE kendini 'siyasetin mehdisi' olarak görüyor, bu açıdan Abdülhamitin ittihatçılar eliyle 1909'da yarım bıraktırılan ''islamcı iktidarını'' tamamlama misyonunu hedef olarak seçmiş..Zaten 1980lerin islamcı öğrenci örgütü olan ve şimdikş devleti yönetenlerin çoğusunun üyesi olduğu AKıncılar, Türkiyede İrandaki gibi bir islami devrimi savunuyordu..Oradan önce AK partiye geldik, sonrada AK saraya geldik... bu kabak gibi ortada... yoksa siz herkesi gerçekten saf mı zannediyorsunuz? http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/318523/Mesele_koalisyon_degil__siz_h_l__anlamadiniz_mi_.html

      Mehdi, dini terminolojide Hz Hüseyinin yarım kalan hilafetini tamamlamak üzere gelecekte döneceğine inanılan kişidir... Kimileri bunu Hz İsa olarak algılıyor, kimileri Said Nursidir diyor...Dindeki mehdi kavramı ile islamcılığı resmi devlet poltikası haline getiren halife-sultan abdülhamitin siyaseti arasında günümüz milli görüşçü tayfası tarafından kurulan irrasyonel-duygusal bir bağ var...seçimlerden üst üste galip çıkınca bu bağı gerçekleştirme misyonunu da RTEye yüklemişler... o yüzden ortalığa saçılan onca pisliğe rağmen kutsal belledikleri o amacı gerçekleştirebilecek tek adam olarak gördükleri RTEnin arkasında ölümüne duruyor ve o dosyaları görmezden geliyorlar....çünkü o amaç gerçekleşirse süresiz biçimde iktidar imkanlarından yararlanabilme ayrıcalığı var..Halife dediğin tek kişi değil herhalde, arkasında bir teşkilat ve kadro olacak değil mi?

      Peki RTE başkanlık terimi arkasına sakladığı halifeliği kurulabilir mi? önce anayasayı değiştirmesi lazım...anayasanın 10 maddesini, yani eşitlik ilkesini kaldırması lazım...kaldırması lazım ki ömür boyu bir makamı işgal edebilmenin hukuki altyapısı oluşsun... Yani eşitlik ilkesinin doğal sonucu olarak kamusal makamlar belli süreleri içersinde işgal edilebilir..ve yerlerine yenileri seçilir veya atanır...

      Ayrıca değiştirilmesi mümkün olmayan 2. maddedeki laiklik ilkesini çıkarması lazım, bunu da seçimle yapamaz sıfırdan anayasa yapması lazım; çünkü kurucu bir meclis hiçbir kurala bağlı olmadan sıfırdan anayasa yapabilir...Laikliği kaldırma girişiminde bulunurken büyük ihtimalle ''AB üyesi İngiltere laik değil orada sorun olmuyorda biz de mi sorun olacak'' gibi bir savunma ile kamuoyunun önüne çıkacaktır...bunları hepsine hazırlıklıyız ve cevaplarımız var.:.

      Sil
  17. mahfi bey iyi ki varsınız....
    harf devrimi yapmasaydık yani arap harflariyle devam etseydik....
    hilafeti kaldırmayıp doğuyla birleşseydik......
    çevremde sorulan sorular hep bunlar... fikirleriniz benim için önmeli mahfi bey.... saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. Alfabenin değiştirilmesi; Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya atılıp, birkaç yıl sonra da yeni harflerin kabul edilmesiyle ortaya çıkan bir yenilik ve inkılap hareketi değildir.

      Sultan Abdülmecit 10 Ocak 1845'te eğitim alanında reformlar gerçekleştirilmesini emreden bir ferman yayınlamış, bunun üzerine de 11 Nisan 1845'te Meclis-i Maarif-i Muvakkat adlı Geçici Eğitim Meclisi kurulmuştur. Geçici Eğitim Meclisi, eğitim için gerekli olan reformların plan ve projesi ile ilgili raporunu hazırlayarak 1846 yılında yasa metinlerini hazırlamakla görevli Meclis-i Vala'ya sunmuştur.

      Alınan kararlar arasında Fransız Bilimler Akademisinin muadili olacak şekilde, Encümen-i Daniş adıyla bir bilim kurulunun vücuda getirilmesi de vardı. Encümen-i Daniş tarzında bir organın kurulması Tanzimat Fermanını ilan eden Mustafa Reşit Paşa'nın fikriydi, ancak 1851'de Ahmet Cevdet Paşa'nın hazırladığı mazbatanın Sultan Abdülmecite sunulmasından sonra gecikmeli olarak 26 Mayıs 1851'de Padişahın iradesiyle bu organ kurulmuştur. Encümen-i Daniş Nizamnamesi(tüzüğü) Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir kurul tarafından hazırlandıktan sonra 1 Haziran 1851'de yayımlandı. 18 Temmuz 1851'de Padişah ve Sadrazam'ın katılımıyla düzenlenen törende Encümen-i Daniş hizmete açıldı. Kurulun hazırladığı ilk eser olan Kavaid-i Osmani adlı Türkçe gramer kitabı Sultan Abdülmecit'e törende sunuldu.

      Osmanlı dönemimdeki alfabe tartışmaları, ilk Türk kadın romancı olarak kabul edilen Fatma Aliye Hanım'ın babası ve Mecelleyi de kaleme alan kişi olan Ahmet Cevdet Paşa'dan(1822-1895) itibaren başlamıştır. Ahmet Cevdet Paşa; her türlü bilimsel konunun Türkçe ile yazılabileceğine inanıyor, okur-yazar oranının arttırılması için lisanın sadeleştirilmesi ve yazıların Türkçe kaleme alınması gerektiğine inanıyordu. Ahmet Cevdet Paşa; Türk dilinin Türkçe yazılmış ilk dil bilgisi kitabı olarak kabul edilen Kavaid-i Osmani adlı kitabın da yazarıdır.

      Tanzimattan itibaren de gerek dil gerekse imla konusunda pekçok tartışma yaşanmıştır. Yazı ile ilgili yapılan tartışmaların temel noktası arap alfabesinin Türkçeyi ifade etmekteki yetersizliği üzerine olduğundan tartışmalar daha çok alfabe üzerinden yürütülmüştür. Osmanlı Hanedanı zamanında ilk başlarda arap harflerinin ıslahı üzerine tartışmalar yaşanmış, daha sonra yeni bir alfabe oluşturma fikri benimsenmiştir. Ahmet Cevdet Paşa ile başlayan bu gelişme; Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de birbirinden çok farklı görüşlerle tartışılmıştır.

      II. Meşrutiyet döneminde Dr. İsmail Hakkı Bey huruf-ı munfasıla fikrini öne atarak arap harflerinin birbirinden ayrı, tane tane yazılması gerektiği fikrini savunmuş ve bu amaçla Islah-ı Huruf Cemiyeti'ni kurmuştur. Tanzimattan Cumhuriyete kadar geçen zaman diliminde: Macid Paşa, Ermeni harflerinin kullanılması gerektiği fikrini ortaya atmış; Dr. İsmail Şükrü Bey yeni ve modern bir alfabe yaratılması gerektiğini öne sürmüş; Falih Rıfkı, Hamdullah Suphi, Yakup Kadri, Mahmut Esat Bozkurt ve Şükrü Saraçoğlu ise vakit kaybetmeden latin alfabesine geçilmesi gerektiğini dile getirmiştir.

      Yaşanan süreçte kimileri Arap Alfabesinin olduğu gibi kullanılması gerektiğini savunurken, kimileri de ıslah edildikten sonra kullanılması gerektiğini savunuyordu. Ahmet Cevdet Paşa harflerin işaretlendirilmesini, Servet-i Fünun yazarları hareke yerine sesli harfleri karşılayan harflerin kullanılmasını, Hoca Tahsin Efendi de arap harflerinin soldan sağa doğru yazılarak kullanılması gerektiğini teklif etmişlerdir.

      Yani tarihsel kökleri 1 Haziran 1851'de yayımlanan Encümen-i Daniş Nizamnamesi ile başlayan alfabenin değiştirilmesi süreci 1 Kasım 1928 tarihinde nihayete ermiştir. Bu bakımdan alfabenin değiştirilmesi bir süreç ve zaman meselesi olduğu için Mustafa Kemal döneminde meydana gelebilmiştir.

      Alfabenin değiştirilmesi 1 Kasım 1928'de, Cumhuriyetin ilanından 5 yıl sonra gerçekleştiği için TC, kendi tarihinde Arap Alfabesi ve Latin Alfabesi olmak üzere resmi 2 alfabeye sahip olmuştur.

      Sil
    2. Teşekkürler katkılar için.

      Sil
    3. şu anda japonya.da, çinde vs olduğu gibi, osmanlı.da da okuma yazma bilenler, tacirler vs. zaten gereken alfabeleri ve dilleri biliyorlardı. o dönemki tabelalara, takvimlere, gazetelere vs.de bu açık.
      en büyük sorun ve hiç bitmeyen tartışmanın sebebi şu;
      latin alfabesinden kırma alfabe kabul edildikten sonra, arap alfabesi ile yazmak yasaklandı. arap harfleri ile yazılmış gazete çıkarmak , kitap yayınlamak bir yana okumak dahi idam ya da hapse girme sebebiydi.

      Sil
    4. Şu yazdığınıza siz inanıyorsanız yazık. Kimler kandırıyor sizi bilmiyorum.
      Benim babam 1913 doğumluydu, İlkokul ve ortaokulu o zaman eski Türkçe denen Arap harfleriyle okumuştu. Ondan sonra Latin harflerine geçilmiş ve o da eğitimini öyle sürdürmüştü. Hayatı boyunca hep bir yerlere not alırken çok daha kısa yazmayı sağladığı için (bir çeşit steno gibi) hep eski Türkçe not alır ve yazı sonra Latin harfleriyle asıl yazacaklarını yazardı. Evimizde bir sürü eski Tükçe basılmış kitap vardı. Babam da arkadaşları da bunları oku tartışırlardı. Bunları yaptığı için ne hapse girdi ne de bir tehdit aldı. Sadece resmi yazışma dili yeni Türkçe idi. İnsanların özel hayatına kimse karışmıyordu.
      İnançlarınıza uyuyor diye size söylenen her şeye hemen inanmayın. Biraz araştırma yapın. O dönemi yaşayanlardan hala sağ olanar var. Onlar yoksa onlara tanıklık yapmış insanlar var.

      Sil
  18. 1927 yılında Türkiye'de okur yazar oranı yüzde 11. Harf devriminden sonra hızla arttı ve bugüne geldik.
    Hilafeti kaldırmayıp doğuyla birleşsek bugünkü, Suudi Arabistan'dan hiçbir farkımız kalmayacaktı.
    Bütün bunları yaptığımız halde buradayız. Bir de yapmasaydık siz düşünün.
    Maalesef Türk toplumu CIA kökenli bu propagandaya inandırılıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam CIA ile ilgili referansı nerden bulabirim?

      Sil
    2. Ne yazık ki toplu olarak bulmak mümkün değil. Çeşitli konuşmalardan, konferanslardaki açıklamalardan çıkıyor.

      Sil
    3. hilafeti kaldırmasaydık neden suudi arabistan gibi olurduk. neden...avrupa istedi diye Atatürk hilafeti kaldırdı diye biliniyor. çünkü tam da musul sorunu varken yapıldı. ne olur biraz daha açıklayıcı bilgi verir misiniz...saygılar...

      Sil
    4. Bu yorumu geç gördüm ama geç de olsa yanıtlayayım.
      Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Laik bir devlette halife olmaz. Aksi takdirde din ve devlet işleri birbiriyle iç içe girer ki o zaman da laiklik olmaz.

      Sil
    5. saygılar...

      Sil
  19. izmir suikastı,menemen olayı,seyh said isyanı ve niceleri bu ülkede niye şeriat isteyen gruplar sadece silaha sarılıyor ve çareyi adam öldürmekle arıyor ? Maalesef 4 halifeden sonraki dönemde müslümanlık büyük tahribe ugramıştır.

    YanıtlaSil
  20. mahfi bey abdülhamit güneydoğu civarında petrol zengini yerleri tapu ile devlet arazisine çevirmiş. ama bunu engellemek için tahtan düşürülmüş. işin aslını anlatan kitap ismi verebilir misiniz.... tarafsız bir yazar yok mu şu Türkiyede. asıl sizin fikirlerinizi merak ediyorum. satgılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu dediğiniz bilmiyorum. Bildiğim tek şey oraların esasen devlet arazisi olduğudur. Abdülhamit ile ilgili birçok şehir efsanesi var bunu ilk kez duydum.

      Sil
  21. İdeolojik temayüller olmasa herhalde toplumda ortak kanaatler hiçbir zaman oluşmazdı. Yukardaki pek çok yorumda bunu görüyorum. Osmanoğlu Ailesi tarihteki misyonunu tamamladı ve tarihe karıştı. Fâtih'le Kanunî'yle övünüp de Vahdettin'e sövmek pek ahlaki değildir. Hepsi tarihteki yerlerini almışlar. Aynı şekilde İttihat Terakki Cemiyeti de tarihteki yerini almıştır ki önde gelenlerinden olan Enver Paşa için Mustafa Kemal "Enver bir güneş gibi doğmuş ve bir gurup ihtişamıyla batmıştır. Arasını tarihe bırakalım." demiştir. Herkes tarihe her istediğini söyletebilir çünkü ölüler itiraz etmezler. Bundan ötürü tarihte kahramanlar ve hainler aramaktansa tarihi olduğu gibi kabul etmek bence en doğrusu. Bugün bir Alman Hitler'den nefret de evre Hitler'in kendisinin yani tarihinin bir parçası olduğunu bilir. Şükür ki bizim tarihimizde böyleleri yoktur. Türkiye Tuğrul ve Çağrı beylerden bize miras kalmış bir memlekettir. Oğuz Han'ın torunlarınca alınmış ve ebediyete kadar da inşallah onların ülkesi olarak kalacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son derecede doğru bir yaklaşım. İngiltere'de Cromwell parlamentoyu feshetmiştir. Ve at üstündeki heykeli parlamento binasının bahçesine dikilmiştir. Her toplum iyisiyle kötüsüyle bir tarihe sahiptir. Dediğiniz gibi Fatih de Vahdettin de bizim tarihimizin parçalarıdır. Geçmişi okuyup anlayıp onunla helalleşmek yerine ikide bir deşip çıkarıp konuyu bugüne taşıyıp tartışmalar açmaktan başka bir şey yapmıyoruz biz.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...