29 Temmuz 2015 Çarşamba

Orta Gelir Tuzağında Türkiye

Orta gelir tuzağı
Bir ekonominin belirli bir kişi başına gelir düzeyine ulaştıktan sonra orada sıkışıp kalması haline orta gelir tuzağı denir. Orta gelir tuzağı bir ekonomide kişi başına gelir düzeyinin belirli bir aşamadan öteye gidememesi ya da belirli bir gelir düzeyine ulaştıktan sonra durgunluk içine girilmesini, özetleyen bir yaklaşımdır.  

Bu tanımda açık olmayan konu hangi gelir düzeyinin orta gelir düzeyi olarak kabul edilmesi gerektiği meselesidir. Orta gelir düzeyi ölçüsü olarak bugün ABD’nin kişi başına GSYH’sına dayanan bu ilk tanımın yerini Dünya Bankası’nın kişi başına gelire göre yaptığı sınıflandırma almış bulunmaktadır. Dünya Bankası’nın 2012 yılı Dünya Kalkınma Raporu’nda ekonomiler şu şekilde sınıflandırılmaktadır (Kaynak: Dünya Bankası, Dünya Kalkınma Raporu – 2014):

Ekonomiler
Kişi başına yıllık ortalama gelir
Düşük gelirli ekonomiler
1,045 USD ve altı
Orta gelirli ekonomiler
1,045 USD’den fazla – 12,746 USD’den az
   Alt orta gelirli ekonomiler
1,045 USD’den fazla – 4.125 USD’den az
   Üst orta gelirli ekonomiler
4.125 USD’den fazla– 12.746 USD’den az
Yüksek gelirli ekonomiler
12,746 USD ve üzeri

Türkiye, 2014 yılında 10.404 USD’lik kişi başına ortalama yıllık geliriyle üst orta gelirli ekonomiler arasında bulunmaktadır. Bu grupta Türkiye ile birlikte bulunan ekonomilerden bazıları şunlardır: Çin, Malezya, Arnavutluk, Azerbaycan, Romanya, Rusya, Brezilya, Arjantin, Meksika, Cezayir, Tunus, Güney Afrika.

Aşağıdaki grafik Türkiye’nin kişi başına gelirindeki gelişmeyi 1980’den 2014’e sergilemektedir.

2015 yılında eğer büyüme yüzde 2,5 düzeyinde kalırsa ve eğer USD / TL kuru yıllık ortalama olarak 2,5 olursa GSYH’mız 760 milyar dolara gerileyecek demektir. Bu durumda kişi başına gelirimiz 10 bin USD’nin altına düşer. 

Nasıl Çıkarız Bu Tuzaktan?
Orta gelir tuzağından çıkmanın en kestirme yolu (buna A planı diyelim) ekonomiyi büyütmekten, ekonomiyi büyütmenin yolu yatırımları artırmaktan onun yolu tasarrufları artırmaktan onun da yolu faizleri artırmaktan geçiyor. Ne var ki faizler zaten yüksekse ilave artırımlarla yatırım maliyetleri yükseldiği için yatırım hevesi kaçıyor. O zaman B planı devreye girecek demektir. B Planı, büyüme için tasarrufların artırılamadığı ortamda iç talebi yani tüketimi artırmak yoluyla üretimi ve yatırımı uyarma planıdır.

İç talebi artırabilmek için tüketim eğilimi yüksek olan kesimlere ilave harcama imkanı sağlamak gerekiyor. Tüketim eğilimi yüksek kesim orta gelirin altında geliri olan kesimdir. O halde bu kesimin gelirini artırmak gerekiyor. Ki bunlar ellerine geçecek fazla geliri tüketime yani talebe dönüştürsün.

Orta gelirin altındaki kesimin gelirini nasıl artıracağız? Bunun iki yolu var: (1) kamu harcamalarını kısacağız (bunu savurganlığı önleyerek bir dereceye kadar yapmak mümkün.) (2) geliri yüksek olanlardan biraz daha fazla vergi alıp geliri düşük olanların gelirini artıracak şekilde kamu harcamasına dönüştüreceğiz. Bu büyümenin hızlanmasına yol açacak şekilde iç talebi artıracağı gibi gelir dağılımını da düzeltecek.

Türkiye, gelir dağılımı bozuk ekonomiler arasında yer alıyor. Gelir dağılımı adaletini ölçmenin en kestirme yolu Gini katsayısıyla ölçüm yapmak. Türkiye’de Gini katsayısı 0,40. Bu katsayı 0’a yaklaştıkça gelir dağılımı adalete yaklaşıyor, 1’e yaklaştıkça gelir dağılımı adaletten uzaklaşıyor. O halde zenginden alınacak ilave vergiyle düşük gelirliye yapılacak gelir katkısı bu adaletsizliği bir miktar azaltmaya yardımcı olur.

Bu tür bir kamu harcaması artışı enflasyona yol açar mı? Eğer zenginden alınan ek vergiyle finanse edilecekse veya kamu harcamasındaki savurganlığı önleyerek yapılacaksa sanıldığı kadar enflasyona yol açmayacağını düşünüyorum. Çünkü sonuçta bu harcama, bir yerden tasarruf edilen harcamanın bir başka alana kaydırılması veya yeni vergi toplanmasıyla yapılacağı için büyük bir baskı yaratmayacaktır. Buna karşılık yine de tüketim eğilimi zayıf (tasarruf eğilimi yüksek) kesimden alınıp tüketim eğilimi yüksek kesime aktarılacağı için tüketim ve dolayısıyla bir miktar enflasyon artışına yok açacaktır.

Ekonomide bir göstergeyi düzeltmek için atılacak adımlar daima başka bir takım göstergeleri bozar. Ekonomi politikası bir trade off’lar bileşimidir.

Kuşkusuz burada yazdıklarım kısa dönemde bu döngüyü tersine çevirmek için gerekli olan politika önlemleridir. Orta - uzun dönemde yapısal reformları yapmadan orta gelir tuzağına yeniden düşmeden yola devam etmenin imkânı yoktur.

Yapısal Reformlar Rehberi yazım için bağlantı: (http://www.mahfiegilmez.com/2014/03/yapsal-reformlar-rehberi.html)

101 yorum:

  1. Kısa ve herkes tarafından anlaşılabilir bir özet.
    Ama nedense biz basit halk anlıyor iken anlı şanlı ekonomi bürokrasisi anlamıyor.
    Elinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka anlıyordur da yapamıyordur.

      Sil
    2. Twitterda bahsettigini gibi mulakat sorularina benziyor. Buna benzer bir soruya bahsettiginiz gibi cozumleri soyledigimde "iyi de bunlari hukumete nasil anlatacagiz?" Diye baska bir soru sorulmustu :)

      Sil
    3. bir bürokrat emeklisine yapılacak yorum mu bu :))

      Sil
    4. Ben kendimi hiçbir zaman siyasetçinin sözünü dinleyen bir bürokrat olarak konumlamadığım için bana söylenmesinde hiç bir mahzur görmüyorum.

      Sil
  2. Merhabalar Hocam.
    Kamu yatırımlarını girdileri ithalata daha az bağlı ihracata yönelik ürünlerin üretimine yaparak, alt orta gelir grubuna istihdam yaratip gini kat sayısı sıfıra daha hızlı yaklastırılabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Önemli olan en üst gelir grubuyla en alt gelir grubu arasındaki uçurumu azaltmak. Sizin dediğiniz en alt gruba daha fazla adam almak.

      Sil
    2. Merhaba Mahfi Bey,
      Yukarıda belirtilenle Gini'yi değiştirmese de GSYH'ı yukarı yönlü değiştirirerek orta gelirden çıkamaya yardımcı olmaz mı?
      Selamlar.

      Sil
    3. Olur tabii de onu yapamıyoruz işte. Büyümede gelip tıkandık.

      Sil
  3. hocam hakikaten efsanesin... yadıkları bir çırpıda okunup anlaşılabilen nadir ekonomistlerdensiniz benim gözümde... sizin bu teziniz yani harcamaya meyilli insanların gelirini artırma yönteminin bir değişiğini Güngör Bey de "can suyu" olarak kaleme almış ve harcamaya meyilli insanlara bir seferliğine para verilmesini öneriyordu... Bende eminim bu iki yöntemden biri kullanılacak ancak politika gereği zenginden vergi alıp fakirin geliri yükseltilmeyecek sanırım can suyu olarak emekliye ikramiye vs gibi bir yol denenecek. Hatta denenmeli çünkü piyasa çatışmalarında etkisiyle iyice düştü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Evet kısa vadede çözüm buradan geçiyor.

      Sil
    2. Kriz döneminde Obama bunu yapmisti..

      Sil
  4. Sayın Eğilmez, kişi başına olan gelir düzeyini arttırmak için, hep ekonominin büyütülmesinden bahsedilir, nüfusun çok artmamasından genellikle bahsedilmez. Bence her ikisinin de beraberce ele alınması gerekir. Türkiye'nin nüfusu bence olması gerekenin üzerindedir, her senede %2 civarında artmaktadır. Nüfusu çok kalitesi düşük bir ülke yerine nüfusu olması gereken kadar ancak kalitesi yüksek bir ülke hedeflemeliyiz. Orta gelir tuzağından kurtulmanın esas önceliği kaliteli ve belirli bir nüfusa sahip olmaktır. Eğer bu gün olduğu gibi kalitesiz nüfusumuz artmaya devam ederse, orta gelir tuzağından bu gün kurtulabilsek dahi kısa bir süre sonra tekrar bu tuzağın içine düşmemiz mukadderdir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız. Nüfusun artış hızını da düşürmek gerek.

      Sil
    2. Merhabalar Sayin Hocam,
      bence nufusu artis hizini azaltmaya yonelik politikalar (dogum kontrol reklamlari vs) daha ziyade egitimli insanlar uzerinde etkili olacagi icin kalitesiz nufus oraninin artmasina yol acar. Onun yerine mevcut nufusun egitimine agirlik verilse daha iyi olur kanaatindeyim. Yani kiz cocuklarinin iyi bir egitim almasini saglamak bile tek basina bir cok sorunu halleder diye dusunuyorum.
      Saygilarimla.

      Sil
  5. Sayın Hocam, biz aslında $10,000 kişi başına gelir seviyesinde olan bir ekonomi değiliz. Uzun yıllardır devam eden değerli TL politikası karşılığında, kurun düşük tutulması ve enflasyonla büyümüş gibi gösterilen GSYİH'nın bu kura bölünmesi ile çıkan gelir hesabı yaptık. TL'nin değerinin düşmesi ile birlikte Dolar bazında gelirimiz de düşmeye devam ediyor, daha da düşecek. Geliri artırdık diye övünenler, bu fakirleşmeyi nasıl açıklayacaklar merak ediyorum. İhtimal konu bile etmeyecekler. Bu gidişle ilk 20 ekonomi içinde de kalamayacağız.
    Orta gelir tuzağından kurtulamayız, çünkü bu atılımı yapabilecek olan insan sermayesine sahip değiliz. Eğitim sistemi yerlerde sürünüyor, temel bilimler uzak durulması gereken alanlar gibi algılanıyor. İşsizlik %11 deniyor ki koca bir palavra. İşgücüne katılımın %50 olduğu bir ekonomide bu işsizlik oranları aldatmaca. Gerçek işsizlik %25'in üzerinde. Kadınların %67'si iş hayatının dışında. Bu insanlar üretemiyorlar, katma değerleri yok. Kur ve rakam oyunları ile 10 bin dolardayız diye kendimizi avuttuk, ama artık deniz bitti, karaya tosladık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu da çok önemli bir saptama. Kişi başına gelirimizin şişirilmiş olarak buralara çıktığı görüşü doğrıu.
      Ne yazık ki saptamalarınız doğru.

      Sil
    2. Bu konuyu biraz acarmisiniz. Kisi basina gelirin nasil sisirildigini anlamadim. Bu hesaplarin yapildigi zaman da aktüel olan Dollar kuru baz alinmiyormu?

      Basel/Isvicre'den sevgiler

      Sil
    3. Para politikaları aracılığı ile gerçek değer olan 1$=1.95 YTL yerine 1$=1.25 YTL politikası güderseniz milli gelir suni olarak %56 kaldıraçlanmış olur...(Bizde yayınlanan rapor,istatistik vs gibi içeriğinde rakam olan resmi tüm belgelerin yanlızca sayfa noları dogrudur.Diğer tüm rakamlar siyasilerin istediği şekilde manipüle edilmiştir..)

      Sil
    4. O halde vay Türkiye de yasayan insanlarin haline. Sasirdim dogrusu! Bilgilendirdiginiz icin tesekkür ederim.

      Sil
    5. Ben bunu bu blogda yazmıştım. Burada: http://www.mahfiegilmez.com/2014/10/buyume-illuzyonu.html

      Sil
    6. Tek illüzyon bu mu sanıyorsunuz?? İllüzyonlar ülkesinde yaşıyoruz. Eğitim kalitemiz savaş içindeki Irak ve Suriye'den bile kötü. Orada bile daha nitelikli adamlar çıkıyor eğitim sisteminden.

      Sil
    7. Kusura bakmayin, yurt disinda yasayan naiflik olsa gerek.

      Sil
  6. Kaleminize sağlık hocam;
    Grafiğe baktığımızda belirli bir dönem kişi başına geliri artırdıktan sonra belirli bir dönemde bu kişi başı gelir stabil durumda seyretmektedir. Türkiye de 2001-2007 arası borçlanarak büyüme olduğu için bu borçlananlar borcunu gelecekte ödüyorlar ve talep geçmişin oluyor. kısaca benim tahminlerime göre 2017 dahil olmak üzere 10 bin doların üzerine çıkılamayacak olup, 2018 - 2019 da bir ivme olacak ama asıl orta gelirden kurtulma 2024 de olacaktır. tahminlerimin dayandığı veriler ise kullanılan kredilerin ödeme vadeleri ve yoğunluğudur... gerekirse sizlerle bunu paylaşırım hocam... A.F.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Türkiye ya Menderes döneminde olduğu gibi geçmişin birikimini harcayarak (II D S daki birikimi) ya Özal döneminde olduğu gibi geleceğin birikimini harcayarak (borçlanmaya ağırlık vererek) ya da Erdoğan döneminde olduğu gibi hem geçmişin birikimini harcayarak (özelleştirmeler) hem de geleceğin birikimini haracyarak (özel kesim borçlanması ve cari açık) atılımlar yaptı. Bu harcama durunca da stabil hale geldi.
      Türkiye, orta gelirde kolay kolay kurtulamayacağını tahmin ediyorum. Çünkü orta gelir düzeyi durduğu yerde durmuyor. Muhtemelen 2013'de o da 20 bin dolarlara gelmiş olacaktır.

      Sil
    2. Hocam, bazi ozellestirmeler sadece gecmisin degil ayni zamanda gelecegin birikimini de harciyor, ozellikle hizmet sektöründe. Örnek vermek gerekirse Arac Muayene Istasyonlarinin ozellestirilmesi ya da sonradan iptal edilen Karayollari gelirlerinin ihaleyle ozel sektore devredilmesi.

      Sil
    3. Aynen doğrudur. Ben özelleştirmelere karşı değilim Ama buradan elde edilecek gelir doğru düsüt yapısal reformların desteklenmesinde kullanılmalıydı. Oysa biz özelleştirme gelirleriyle günü kurtarmaya, rakamları güzel göstermeye yöneldik.

      Sil
  7. Hocam Dolar ve Euro dışında diğer döviz türlerinde tahminde bulunuyor musunuz?

    YanıtlaSil
  8. Acaba gelir vergisini düşürüp servet vergilerini arttırsak ne olurdu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Servetler yurt dışına kaçar. Fransa'da öyle oldu.

      Sil
  9. Sayın hocam, yazı için teşekkürler. Benim aklıma takılan, bu önermiş olduğunuz çıkış yollarının büyümeyi sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya nasıl sokacağıdır. Yıllardır söylenenleri tekrar etmiş oluyoruz ancak yüksek katma değere sahip üretim yapmadan bu tuzaktan çıkmak mümkün görünmüyor. Özellikle de hem doğal yollardan, hem de göçler yoluyla nüfuz hızla artmaya devam ederken. Üstelik, dünya ekonomisi büyümeye devam ettikçe, zannediyorum ki Dünya Bankası da bu aralıkları değiştirecek, Türkiye 12.000 USD gelire ulaşacakken üst gelir grubunun alt sınırı 14.000 olacaktır.

    Konu ile uzaktan ilişkili bir yazı yazmıştım, iktisat tarihine meraklı arkadaşların ilgisini çekebilir diye buraya ekliyorum, tam link ise yazının en altında. Aşağıdaki yazı, Ulusların Zenginliği kitabından konu ile ilişkilendirilebilecek bir paragraf içermektedir.

    Dördüncü Kitap – Siyasal Ekonomi Sistemleri Üzerine
    Dokuzuncu Bölüm – Tarımsal Sistemler ya da Toprak Mahsulünü Her Ülkenin Geliriyle Zenginliğinin ya Tek ya Belli başlı Kaynağı Olarak Gösteren İktisat Sistemleri Üzerine

    Sayfa 758: “Eski Yunan cumhuriyetleriyle Roma’nın siyaseti, tarımı sanayiye yahut dış ticarete göre daha üstün tutmakla birlikte, öyle görülüyor ki, ona doğrudan doğruya yahut bile bile destek olmaktan çok, beriki işleri kösteklemiştir. Eski Yunan devletlerinin birkaçında dış ticaret tümüyle yasaktı. Öteki bir kaçında da, zanaatçılarla imalatçıların işleri; askeri talim ve beden hareketlerinin insan vücudunda yaratmaya çalıştığı alışkanlıklar bakımından yeteneksiz hale getirerek, öylece savaş yorgunluklarına katlanma ve savaş tehlikelerine karşı durma niteliklerinin vücuda az çok kaybettirdiğinden, gövde gücü ve çevikliği için zarar sayılıyordu. Bu tür uğraşlar yalnız kölelere yaraşır diye düşünülüyor; devletin özgür yurttaşlarının onları yapması yasak ediliyordu. Bu tür yasağın bulunmadığı Roma ve Atina gibi devletlerde bile, büyük halk topluluğu gerçekte kentlerde şimdi çoğu kez ayak takımının yaptığı zanaatların, hepsinin dışında bırakılıyordu. Atina ile Roma’da bütün bu gibi zanaatlarla zenginlerin köleleri uğraşıyor; bu işleri efendilerinin hesabına yapıyorlardı. Zenginlerin kölelerinin yaptığı ile rekabete girince, yoksul bir özgür kimse için, kendi yaptığı esere bir sürüm yeri bulmak, efendilerinin zenginliği, gücü ve kayırması dolayısıyla, hemen hemen kabil olmuyordu. Ama kölelerin icatçı oldukları çok seyrektir; makinede olsun, işin düzenlenip bölünmesinde olsun, emeği kolaylaştırıp kısaltan en önemli ilerlemeler özgür insanların buluşlarıdır. Kölenin biri bu tür herhangi bir ıslahı önerecek olsa, hemen efendisi bu öneriyi tembelliğin dürtüsü ve efendinin zararına emeğini esirgemek gibi görür. Ödül yerine, zavallı köle, ihtimal ki çok kötü muamele, belki ceza görür. Bu nedenle köleler eliyle yürütülen sanayide aynı miktar işi yapmak için genellikle özgür insanlarca yürütülenlerdekine göre daha çok emek kullanılmış olmak gerekir. Ondan ötürü, kölenin yaptığı iş, genellikle ötekilerin yaptığından daha pahalıya gelmek gerekir. Bay Montesquieu, Macar madenlerinin, dolaylarındaki Türk madenlerinden daha zengin olmadıkları halde, her zaman daha az masrafla, dolayısıyla, daha çok karla işletildikleri görüşündedir. Türk madenlerini köleler işletmektedir. Makine olarak da, her zaman Türkler’in aklına o kölelerin kollarını kullanmak gelmiştir. Macar madenlerini, kendi işlerini kolaylaştırıp kısaltmak için birçok makine kullanan özgür insanlar işletir”.

    (http://hasansencerpeker.blogspot.com.tr/2015/03/adam-smith-uluslarn-zenginligi-ve.html)

    YanıtlaSil
  10. Hocam bu ülkede al vergiyi oy toplama amaçlı dağıt politikası var. Ötv+kdv bileşiminden insanların cebinden çok miktarda para çıkıyor. Tarım destekleniyor deniyor ama bütün teşvik yakıt vergisiyle geri alınıyor. Yani demem o ki vergiler gelir seviyesi düşük insanların imkanlarını çok kısıtlıyor. Bütün vergiler herkese aynı şekilde uygulanıyor.

    Acizane böyle düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  11. Merhaba Hocam, 2 sorum olacak;

    1) Zengin daha fazla vergi alınması onları yatırım yapmaktan uzaklaştırmaz mı?

    2) Tüketim eğilimi zayıf (tasarruf eğilimi yüksek) kesimden alınıp tüketim eğilimi yüksek kesime aktarılan harcama ile birlikte artan enflasyon sonucu oluşan talep enflasyonunda faizlerdeki artışla da birlikte reel yatırımlar azalmaz mı?

    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Şu anda zaten yatırımlar çok düşmüş durumda. Riskler çok yüksek.
      (2) Enflasyonun fazla artmayacağını düşünüyoruım. Ayrıca 2001 öncesinde reel faizler bugünkünün neredyse 10 katı fazlaydı ama yatırım düzeyi de bugünkünden yüksekti.

      Sil
  12. Enflasyon da arttıktan sonra bizim büyümemiz sadece nominal büyüme artışı olmuş olmaz mı? Enflasyonda kayda değer bir artış olmadan üretimi arttırmak gerekmiyor mu acaba?...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımda değindiğim gibi eğer benim önerdiğim yöntem kullanılırsa enflasyonda fazlaca bir artış olmaz.

      Sil
  13. Merhaba Hocam,

    Sürekli yazıp çiziyorsunuz ama, ekonomimizi bu şekilde geliştirmemize yukarıdan izin verilir mi? Yukarıdan kasıt, "Yeni dünya düzeni" denilen, tüm dünyadaki ülkelerin merkez bankalarını, siyasi oluşumlarını kontrol eden, bir kaç varlıklı aileden oluşan malum grup.

    Gerçekten bu grup ya da oluşum adı her ne ise, zihin kontrolü, medya vb. araçlar ile sizce dünyanı kontrol etmeye mi çalışıyor yoksa bütün bunlar birer safsatadan ibaret midir?

    Sonuçta ekonomi çarklarının da onların elinde olduğu söyleniyor.

    Değerli görüşleriniz için şimdiden teşekkür ederim.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu görüşlere katılmıyorum. Yukarıdan idare diye bir şey yoktur. Beceriksizliğin örtülmesinin bir yoludur bu yakıştırma.

      Sil
    2. Agziniza saglik hocam.

      Sil
  14. Hocam selamlar.
    Piketty'nin 21. YY'da Sermaye kitabında; sermayenin getirisi olan faizin, GSYH'a oranla daha fazla arttığı dönemlerde (r>g) gelir dağılımın bozulduğu fikrine katılıyor musunuz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her yerde bu böyle olmuyor. Türkiye'de faiz kriz dönemlerinde GSYH'dan çok daha hızlı artmıştır ama o dönemlerde gelir dağılımı düzelmeye yönelmiştir.

      Sil
  15. Inovasyon, ekonomiyi cesitlendirmek ve daha fazla DYY cekmek de olası yollar diye düşünüyorum. Piketty kitabında sizin anlattıgınıza benzer bir yol izlemişti ama epey eleştiri aldı. Bence ekonomiyi daha fazla büyütmek, içerideki dagılımı da olumlu etkiler. Sadece vergi cesitlemesi yoluyla adaleti saglayan bir ülke var mıdır bilmiyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Piketty'nin doğru saptamaları var. Ama onları genellemek doğru değil. Her ekonominin kendine özgü koşulları var.

      Sil
  16. Türkiye hakkında yayınladığınız yazıların %80'inde çözüm anlamında tespit edilen sonuçlar : Yapısal Reformlar.
    Keşke insanlar biraz daha bilinçli olsa ve gerçekten bu reformaları yapacak bir hükümet başa geldiğinde başlarda çekeceği sıkıntılarla değerlendirme yapmayıp sonraki seçimlerde hükmeti değiştirmese.
    Bu bir ütopya gibi geliyor bana.
    Yinede halk olarak bize müstehaktır hakettiğimiz gibi yönetiliyoruz, çünkü böyle yönetilmek istiyoruz.Yinede en azından sadece eğitim alanında son derece kuvvetli bir reform yapılsa ne güzel olur. Daha ilk okuldan başlayarak çocuklara programlama dilleri öğretilse, yoğun bir matematik öğretilse herşey kendiliğinden düzelecek gibi geliyor.
    Hayal işte...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru diyorsunuz ama ne yazık ki konu programlama ve matematikle bitmiyor. İnsanların beyinlerinin her türlü şartlanmadan arındırılması sağlanamzsa matematik bile ezberden öteye gitmiyor.

      Sil
    2. Egitim egitim egitim. Ulkedeki en temel problem budur.

      Sil
    3. Doğru ama şeytan ayrıntıda gizli. Nasıl eğitim? Asıl soru bu. Analitik, sorgulayıcı ve tamamen bilme dayalı olmayan eğtimde süreyi artırmanın hiçbir yararı yok.

      Sil
  17. Bugün finans kanallarından biri, inşaatı ele almış.
    2 tane konuk. Biri inşaatçı. Biri mimar.
    Spiker fazla ileri gitmeden , konut fiyatlarından bahsediyor.
    Yine fazla ileri gitmeden , Londra ve Paris fiyatlarından bahsediyor.

    Cevaplar :
    İstabul'da ortalama konut m2 fiyatları 1200 tl civarındaymış.
    Bazı semtlerde, konut m2 fiyatları 16000 tl civarındaymış.
    Ama yine de bu fiyatlar çok ucuzmuşmuş ?????
    Londra ve Paris' de konut m2 fiyatları 50.000 tl civarındaymış.
    İstanbul'da da fiyatlar güzel projelerle bu fiyatları yakalayabilirmiş.
    Hatta geçebilirmişmiş.

    Yeteri kadar açık değil mi cevaplar.
    Çılgınca artan konut fiyatlarının iyice çıldırması için , şehirleri yaşanamaz hale getirmek için, gece gündüz çalışan böyle insanlar var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ondan sonra biz büyümeden söz ediyoruz. Böyle büyüyeceksek büyümeyelim daha iyi.

      Sil
    2. Mahfi Bey,
      Merhaba!

      Bizdeki bu emlak balonunun sonu 2008 Hollanda gibi olabilir mi?
      Bir de kriz dönemlerini öngören bazı çalışmalar okudum. JUGLAR, KUZNETS, KONDRATIEV dalgalarının günümüze adapte edilmiş hali var mıdır? Ve bunların doğruluğu nedir?
      Konuyla biraz alakasız ancak bilgi geçebilirseniz sevinirim.
      Teşekkür.

      Sil
    3. Genellikle emlak balonu ile büyüyen ekonomiler krize girerken önce emlak balonu patlıyor. Onun için bizde de bu olabilir.
      Konjonktür dalgalarıyla ilgili hipotezler tekrarlanan gelişmeleri esas alarak ortak etkiler bulup o etkilerin gelişimine göre dalgaların da tekrarlanacağını öngörüyor. Günümüzde kullanılan erken uyarı sistemleri denilen göstergelere bakarak bu tahminleri yapmak daha tutarlı görünüyor. Her ekonominin kendine özgü önem taşıyan bazı göstergeleri var. Ama mesela PMI (satınalma yöneticileri endeksi) her ülke ekonomisi açısından bir çeşit erken uyarı göstergesi gibi kabul edilebilir.

      Sil
  18. hocam hem bu bahsettiğiniz gelir düzeyi ile ilişkili olarak hemde diğer konularla ilişkili olarak çok bariz bir vergi adaletsizliğinin olduğu açık. kısa vadede netice alınacak bir vergi reformu yapılabilir mi ? eğer yapılırsa neden yapılmıyor. tek neden oy kaygısı mıdır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vergi adaletsizliği değerlendirmesi, hangi açıdan baktığınıza bağlı. Vergi ekonomik yapılanmamıza uygun bir şekilde evrilerek bugünlere gelmiştir. Sebebi değil, sonucudur.

      Sonuçla oynayarak, bu yapıyı değiştirebilir miyiz? İhracatımızın artmasının önündeki engel vergi politikalarımız mıdır?

      Sil
    2. Bizdeki vergi yapısı gelir dağılımı adaletini bozucu bir yapı taşıyor. Özellikle 1980 sonrasındaki politikalarla vergilerin ağırlığı dolaylı vergilere kaydırıldı (KDV, ÖTV gibi.) Bugün her 100 TL'lik verginin 67 TL'si dolaylı vergi olarak toplanıyor. Yani Dolaysız vergilerin (gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi) payı sadece % 30'lar dolayında bulunuyor. Dolaylı vergiler zengin fakir ayrımı yapmadan herkesten aynı oranda alındığı için gelir dağılımında adaletti daha da bozucu etki yaratıyor. O nedenle bizde yapılacak vergi reformunun bu dengesizliği dolaylardan dolaysızlara doğru kaydırmak amacıyla yapılması lazım. Dolaysız vergiler artan oranlı (gelir arttıkça yükselen vergi oranları) olduğundan gelir dağılımını düzeltici etki yapıyor.

      Sil
    3. Sayın Hocam,
      gelir dağılımı adaleti diyorsunuz ve çok kazanandan artan oranlı vergi alınmasının adaleti arttıracağını söylüyorsunuz (sanırım). Halbuki mutlak adalet herkesten aynı oranda vergi alınmasını gerektirmez mi? Birisi çok çalışıp çok kazanıyor diye neden onu cezalandırmak istiyorsunuz?
      Herhangi bir vatandaşın çok çalışıp çok kazanmasının önünde engeller varsa onlar kaldırılmalıdır veya haksız yoldan zengin olmak engellenmelidir ama halkın çoğu fakir diye zenginleri cezalandırmak adalet değildir diye düşünüyorum??
      Saygılarımla

      Sil
    4. Anayasa hükmü herkesin kamu giderlerine mali gücü oranında katılmasıdır. Bu da çok kazananın daha fazla vergi vermesi demektir. Babadan kalma bir apartmandan yılda 300 bin lira kira geliri elde eden bir kişi ile asgari ücretle çalışan ve yılda 12000 TL geliri olan kişin aynı oranda (mesela yüzde 10) vergi vermesi sizce adil olur mu?
      Vergi vermek cezalandırılmak değildir. Vergi yoluyla cezalandırılmak nedir biliyor musunuz? O verdiğimiz vergilerle bize hizmet yapılacak yerde bizim onaylamayacağımız başka işler yapılmasıdır.

      Sil
    5. Cezalandirma konusunda %100 katiliyorum yalniz digerlerinde farkli dusunuyorum.
      Herkes ayni oranda vergi verirse gucu oraninda katki yapmis olur zaten. Anayasa ilkesi oranin arttirilmasi manasina gelmiyor bence. Babadan kalma servete sahip olanla digerinin ayni oranda vergi vermesi adalettir. Babasi, cocugu rahat yasasin diye cok calismis cok kazanmistir. Haksiz yoldan olmadikca cocugunu rahat ettirmek onun hakkidir.
      Bir de ben ornek vereyim musaadenizle. Devlet memuru olarak calisirken kpdsden dolayi %10 yuksek maas aliyordum. Ancak bir ust vergi dilimine girdigim icin vergi orani da artiyor ve %10 zam buharlasiyordu. Bu adalet sayilir mi sizce?
      Saygilarimla

      Sil
    6. Dünyanın bütün ileri ülkelerinde gelir vergisi artan oranlıdır. Fakirler az çalıştığı için fakir olmazlar.

      Sil
  19. Hocam gene çok faydalı bir yazı olmuş çok teşekkür ederim. Fakat ben gene konunun dışında çok merak ettiğim bir soru soracağım. Okuduğum birkaç kitapda ve bir ders videosunda karl marx'ı klasikçiler arasında kabul etmişler. Ama bir açıklama belirtmemişler. marx'ın neden klasikçiler arasında kabul edildiğini konusunda beni aydınlatırsanız çok memnun kalırım. Sorum çok saçmada olabilir eğer öyleysede onun içinde ayrıca özür dilerim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Sorunuz saçma değil. Karl Marx'ı klasikler arasında kabul etmelerinin nedeni onun da değer teorisi gibi, bölüşüm gibi konuları iktisatın temeline oturtup onunla uğraşmasından kaynaklanıyor. Marx, düşünce yapısını oluştururken Hegel'den ve Özellikle de klasik iktistaçıların en önemlilerinden sayılan David Ricardo'dan oldukça etkilenmiştir.
      Ama bence bunlar Marx'ın klasik iktisatçılarla aynı kefeye konması sonucunu yaratmaz. Klasik iktisatçılar piyasaların serbest bırakılmasını savunurken Marx tam tersine devletin düzenlemesini en üst düzeyde savunmuştur. Marx, klasiklerin pek çoğundan farklı olarak materyalist bir felsefeyi ekonomiye oturtmuştur.Karl Marx, klasik ekonominin bir üyesi değil Marksist (ya da sosyalist) ekonominin kurucusu olarak ele alınmalıdır.

      Sil
  20. Hocam iktidar kanadına baktığımızda Türkiye'yi yeniden kurduklarını anlatıyorlar.Bu açıdan baktığımda çevremde insanların 12 sene öncesine göre çok daha modern yaşadıklarını görüyorum.Diğer yandan birçok saygın ekonomist bunun konjonktürel bir büyüme olduğunu ve Türkiye'nin birçok reformu gerçekleştiremediği ve ortada sahte bir büyüme olduğunu söylüyor.Bir ekonomi öğrencisi olarak objektif bakmaya çalışıyorum ama ülkemizde bizi objektif olarak yönlendirebilecek çok kişi yok.İki tarafında kısmen haklı olduğunu düşünmekle birlikte sizin düşüncelerenizi sorabilirmiyim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu tür kafa karışıklıklarında uluslararası karşılaştırmalara bakmakta yarar vardır. Bunun için de en iyi veri setini IMF sitesinde bulabilirsiniz. Size bu sete ulaşabileceğini linki veriyorum.
      http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2015/01/weodata/index.aspx
      Bu linke gidin. Oaradan size göre Türkiye ile kıyaslanması uygun olan ekonomileri seçin ve ortak verileri 1980'den bugüne kadar dökün. Sonra bunları karşılaştırın. O zaman göreceksiniz ki Türkiye'nin 2002'den sonra (özellikle 2010'a kadar) yaşadığı sıçrama konjonktürel bir sıçrama. Yani bütün benzer ülkelerde ortaya çıkmış bir sıçrama.
      Unutmamak gerekir ki hayatımızı kolaylaştıran bir çok şey de bu dönemde bilgisayar, internet vb nin hızla gelişip, kullanımının ucuzlamasıyla ortaya çıktı. Mesele 20 yıl önce pasaport çıkarma 15 gün sürüyordu şimdi 2 günde çıkarılıyor. Neden? Çünkü bilgisayar olayıyla bütün bilgiler kayda geçti ve hızla ulaşılabilir hale geldi.

      Sil
  21. Merhaba hocam,

    Yine nokta atışı bir yazı yazmışsınız hele ki bu düşüncelerin kısa ve orta vadede işe yarayacağını uzun vadede yine de orta gelir tuzağına pek fazla bir etkisi olmayacağına katılmamak elde değil fakat şu anki konjonktürde sizin önceki yazılarınızda belirttiğiniz gibi yapısal reformlar için uygun bir ortam maalesef yok Türkiye'de. Fakat bir konuda katılmıyorum.Zengin kesimden alınan verginin geliri düşük olan kesime yönlendirilmesi beklenenden daha fazla enflasyonu yükselteceğini düşünüyorum. Çünkü zaten ülkemizde tüketime meraklı bir hane halkı var ve onlara sağlanılacak ek gelirden daha fazla harcayacaklarını düşünüyorum. Başka bir etkisi de zaten eskiden beri ciddi bir borç sıkıntısı çeken hane halkının sıkıntısının daha da artacağını düşünüyorum. Acaba bu konuda düşünceleriniz nelerdir?Teşekkür ederim,

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Enflasyonu bir miktar artırabileceğini ben de düşünüyorum. Ama yine de çok endişe etmiyorum. Çünkü herşeyden önce düşük gelirli kesime aktarılacak para karşılıksız olmayacak yüksek gelirliden alınacak ek vergiyle yapılacak. Ayrıca düşük gelirlilerin yapacağı harcamalarda oluşacak KDV, ÖTV gibi vergiler de devlete geri dönecek.

      Sil
  22. Organize işler filminde bildiğimiz bir replik vardır;

    - araba nerde?
    - müşteride
    - para nerde?
    - yarın verecek
    - peki araba nerde?

    Sizin, "Böyle büyüyeceksek büyümeyelim daha iyi cümlenizi" okurken aklıma bu replik geldi.

    Büyümenin mekanizmasını ortaya koymadığımızda, her oranı bir tuttuğumuzda sonuçta bu tip repliklere şahit oluyoruz. Almanın yarattığı 10 euroluk katma değer, yunanın yarattığı 30 euroluk katma değerden daha değerli değil mi?

    - Yunanlı arkadaşım, GSYH, kişi başı gelirin çok arttı,
    - Evet.
    - Peki paran nerde?
    - Param yok, ama borcum çok büyük.
    - Peki katma değerin nerede?
    - Sanırım Almanlarda.

    Hesaben katma değer ortaya çıkıyor, ama bu katma değer dış borcunu ödeyemiyorsa, "katma" kısmı doğru, "değer" kısmı yanlış oluyor. "Değer" borcunu ödeyemiyorsa, ona "değer" demeye devam edebilir miyiz?

    YanıtlaSil
  23. sayın hocam, ülkemizin olası ekonomik krizinin ikiz açıkların neden olduğu yoğun finansal genleşmelerden dolayı çok sert bir finansal kriz şeklinde ortaya çıkması olasılığını yüksek görüyorum. hocam, 1997 yılında güney doğu asya ekonomilerinde yaşanan yoğun finansal krize benzer olmakla birlikte daha uzun süreli olabileceği kanaatindeyim. bu konudaki düşünceniz nedir hocam?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşağı yukarı benzer şeyleri düşünüyorum.

      Sil
  24. Günaydın , bir kaç küçük not;
    1) Eger en ust % 1 veya % 5 i çıkarıp bir GNP hesaplasak sonuç ne olur?
    2) Bazı üretimlerin negatif GNP etkisi hesaba katılsa ne olur ? mesela Komur çıkarmanın yada HES yapmanın çevreye etkisi ?
    Ust kesimlere vergi arttırımının yurt dışına para cıkısına sebep olacağından pek emin deyilim , Soyleki .en ust dilimdeki %1-3 ın gelir içindeki payı mesela GNP nin + 20 si desek , 160 milyar dolar eder , % 5 vergi gelse 8 milyar extra yükümlülük getirir . Yanı ust kesimin geliri 160 milyardan 152 milyara düşer bu grup için pek significan sayılmaz
    4) Kuzey Avrupa ulkeleri yüksek vergi oranlarına rağmen yüksek buyume sağlayabiliyorlar .
    saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1) Çok büyük etkisi olmayabilir çünkü sayı az elde ettikleri çok olsa da GSYH'ya göre çok yüksek yer tutmayabilir.
      (2) Çevre etkisi fazlaca hesaplara katılmıyor.
      (3) Kuzey Avrupa ülkelerinde yüksek büyüme dediğiniz yüzde 2 - 3 gibi oranlar bizim için yeterli değil.

      Sil
  25. İyi Günler,

    Benim ülkemin en büyük eksiği bence tasarruf yapamamak.Bir savurganlıktır gidiyor.Eskiden yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı vardı.Püf noktasının bu olduğunu düşünüyorum.Gelişmiş ülkelerde bunu görüyorum,adamlar harcama yapıyorlar fakat çok tasarruflular.Bizim gibi kaldırımlar sürekli değişmiyor.Bizde %10 harcıyor %90 bakıyor.:(( Çok merak ediyorum.Bize ülkemin harcama kalemlerini ayrıntılı gösterebilirmisiniz.Teşekkür Ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir toplumun tasarruf yapması en baştaki insanları (rol modellerin) tasarruflu davranmasına göre biçimlenir. Yönetcisinin tasarruf yapmadığı, har vurup harman savurduğu bir ülkede insanlar tasarruf yapmaz. Ne demişler: "Balık baştan kokar." Ülkenin harcama kalemleri Maliye Bakanlığının yayınladığı bütçede mevcut. Bir ara onların dökümünü yazayım.

      Sil
  26. Sayın Hocam ,
    MB Başkanı açıklaması bu ;"faiz koridorunun daraltılması gerekilebilir. Faiz politikasını kademeli bir şekilde sadeleştireceğiz. Bunu Ağustos'ta yapacağız, teknik bir ayarlama olacak". dedi. dolar üzerinde yararı olabilir mi ? FED hazırlıkyız diyor sizce öle mi hocam.
    dolar borcundan dolayı doları kademeli alıyordum şimdi haftayı bekleyeyim mi hocam .
    saygılar ,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz koridorunu daraltması bence doğru olmaz. Ben, Fed'in faiz artırım sürecine karşı yapılmış bir hazırlık göremiyorum.

      Sil
  27. deniyor ki 2003'e kadar alt orta gelirli ekonomiydik, 2003'ten itibaren bir üst lige terfi ettik.
    dataya bakıyorum da;
    * 2014'te tüm dünya ülkelerinin KB gelirini alt alta koyarsak, MEDYAN gelir 5.886 dolar. Türkiye KB gelirde bunun %79 üzerinde
    * 2002'de tüm dünyada MEDYAN gelir 2.010 dolar. Türkiye KB geliri medyan gelirin %75 üzerinde. hemen hemen değişiklik yok
    * bundan 20 yıl öncesine, üstelik kriz yılı olan 1994'e bakıyorum. Türkiye KB geliri, dünya medyan gelirinin %98 üzerinde, yani 2014'ten daha iyi
    * AKP iktidarında Türkiye KB gelirinin, dünya medyan gelirinden en yüksek olduğu yıl 2008 (%137 üzerinde) 1998-2000 arasında Türkiye KB geliri, medyan gelirin yine %130-140 kadar üzerindeydi.
    sözün özü; tüm dünya ülkeleri KB gelirini alt alta koyup medyan gelire bakarsak (bence orta geliri en iyi bu ölçü tanımlar) Türkiye 90'larda bugünküne kıyasla daha iyi durumdaydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye, 1970'lerden itibaren her zaman orta gelir grubunda üst - orta gelir grubu denilen yerde yer aldı. O nedenle o denilen doğru değil. Üst lig yüksek gelir grubu ligi. O da şimdilerde 12.500 doların üstü. İlerleyen yıllarda 15 bin ve üstü olacak.
      Türkiye 2002 - 2014 arasında geçmişten farklı olarak bir tek şey yaptı: TL'yi değerli tutmayı başardı. O da bizim gelirimizi artmış gösterdi.

      Sil
    2. Aynen hocam. Yapısal olarak değişen bir şey yok aslında. Hatta bazı konularda (Eğitim, sanayileşme, kaliteli istihdam yaratma) kötüye bile gittik denebilir son 20 yılda.

      Sil
  28. Hocam, bir kaç yazida "trade off" için "ödünlesim" sözcügünün kullanildigini görmüstüm. Size uygunsa siz de kullanabilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben varsa mutlaka Türkçe karşılıkların kullanılmasından yanayım. Ama bazı kelimeleri tam olarak yerleşmeden kullandığınızda ne demek istediğiniz anlaşılmıyor. Sonuç olarak ben ekonomi ile ilgili bir konuyu anlatmaya çalışıyorum. Eğer ödünleşim dediğimde beni okuyanlar trade off u kasdettiğimi anlamazlarsa yazı amacına ulaşamaz. Yine de elimden geldiğinde Tükçe kullanıyorum.

      Sil
    2. Aman Hocam yapmayın etmeyin. Faşist derler sonra!

      Müsteşarlık itibarınız, akademik kariyeriniz, TV yorumculuğunuzdan gelen tanınırlığınız yerle bir olur sonra...

      Sil
    3. Beni tanıyan, bilen çoktur. Kimse bana faşist demez merak etmeyin. Öyle diyene de kimse aldırma, prim vermez.

      Sil
  29. vasatın altı gelire sahip iki akrabam var. biri dayım, biri halam. bunların her ikisi de kredi kartı borçlusu ve borç seviyelerinden rahatsızlar. hiç kredi kartı borçları olmasa bile kredi kartlarından epey sopa yediler, bir daha eskisi gibi tüketmezler. ellerine ilave para geçse büyük kısmını tüketmez, borçlarını kapatmak için kullanırlar. düşük gelir gruplarına gelir transferinin ilk etapta beklendiği kadar tüketim artışına yol açmayabileceğini düşünüyorum çünkü borcu azaltmak tasarruf etmek demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halanız ve dayınız ellerine geçecek ek gelirle borç yükünü kapattıklarını varsayalım. Bu paraları ellerine geçirenler de o parayı harcayacaklardır. Sonuçta bir şekilde harcamaya dönüşür bu para.

      Sil
    2. borç ödemek için verilen para başkasına değil bankaya gidiyor. banka para harcamaz, ancak kredi verir. hem firmalar hem insanlar borç yüklerinden rahatsızlar, bir 5-10 yıl öncesi gibi değil Türkiye. hanelerin ve reel sektörün borcu GSYH'nin %90'ınını aşmış, alarm zilleri çalıyor. gayrimenkul hariç kredi talebi canlı değil. bir bakmışız alt gelirliye verilen para önce bankaya sonra yine inşaata kredi şeklinde gitmiş.

      Sil
    3. Bankaya gitmesi önemli değil sonuçta banka o parayı elinde tutarsa zarar eder. Onu yine birisine kredi olarak verecek. Bu kez harcamayı o yapacak.
      İnşaat konusunda haklısnız. O da insanların yatırım alternatifinin olmamasından kaynaklanıyor.

      Sil
  30. Mahfi Hocam,

    Ekonomi ile ilgili bir kamu kurumunda yeni göreve başlayan bir gencim. Sınavları bir şekilde başarıp kuruma girdim ancak kendimi özellikle makroekonomi, para ve finans teorileri ile bankacılık konularında eksik hissediyorum. Fazla teknik detaya girmeden bu alanlardaki belli başlı ekolleri/uygulamaları karşılaştırmalı olarak görüp bu konularda kendimi yetiştirmeme yardımcı olacak bir kaynak/başucu kitabı tavsiyesi rica ediyorum. Sizin Makroekonomi ve Örneklerle Kolay Ekonomi kitaplarınızı sipariş verdim ama belki bunlara ilave tavsiyeniz de olabilir diye düşündüm. Saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu iki kitap size temeli verir. Eğer kendinizi bir ileri aşamaya taşımak isterseniz bunlardan sonra Gülten Kazgan'ın İktisadi Düşünce kitabını okuyun.

      Sil
  31. "2015 yılında eğer büyüme yüzde 2,5 düzeyinde kalırsa ve eğer USD / TL kuru yıllık ortalama olarak 2,5 olursa GSYH’mız 760 milyar dolara gerileyecek demektir. "

    Bu durumda 2016 yılı için bir hesaplama yaparsak, eğer büyüme yüzde 2,5 düzeyinde kalırsa ve eğer USD / TL kuru yıllık ortalama olarak 3 olursa kişi başına gelirimiz 8350 dolara gerileyecek demektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ama yıllık olarak (yıl ortalaması) 3 olması için yılsonu kurunun 3,75 olması gerekir.

      Sil
  32. Mahfi hocam öncelikle yazı için teşekkürler. Yalnız şu küçük noktaya takıldım: Gini katsayısı bildiğim kadarıyla gelir dağılımını ölçüyor. Yani herkesin eşit geliri olması 0 bütün gelirim bir kişide olması durumu ise 1 ile ifade ediliyor. Gini katsayısını yazınızda adaletli dağılım olarak ifade etmişsiniz ki bence yanıltıcı olmuş ve eşit gelirin adaletli olduğuna varmış ki bu benim de karşı çıkacağım apayrı bir tartışma konusu. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet eşit gelirin adaletli dağılım olarak kabulü pek doğru bir yaklaşım olmasa da ekonomide konu böyle kabul ediliyor.

      Sil
  33. Hocam hükümetimiz orta gelir tuzağından çıkmak için yeni girişimlerin desteklenmesi gerektiğini söylüyor.Ancak çok desteklediklerini söyleseler de daha ortada büyümüş bir tane bile girişim yok.Sizce burada bizim girişimcilerimizin cesaretsizliği ve donanımsızlığı var yoksa maddi ya da manevi desteğin sahte olması mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Orta gelir tuzağından kalıcı olarak çıkmanın yolu yapısal reformları yapmak. Yapısal reform denilince herkes farklı bir şey anlıyor. Mesela eğitimde yapısal reform analitik, sorgulayıcı ve tamamen bilime odaklı bir eğitim sistemine geçerek yapılır. Ama bunu herkes farklı yorumluyor. Öyle olunca da bu tuzaktan çıkmak mümkün görünmüyor.

      Sil
    2. Hükümet onca yılı kalıcı işler yapmak yerine yerini saglamlastirmak için harcadığı için ve ancak şimdi aklı biraz başına geldiği için bu normal.

      İ. İ.

      Sil
  34. Hocam ellerinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş teşekkür ederiz.Hocam cnbce.coma sorun programızının kaç haftadır vidyosunu göremiyorum programı saatinde izleyemediğim için daha sonra internetten izliyordum ama kaç haftadır yüklü olmuyor vidyolarınız o programı yapmıyor musunuz artık ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Tatilde olduğum için cnbce'ye sorun programını yapamamıştım. Bugün yaptım. Devam ediyoruz.

      Sil
  35. Bütün Eğitmenlerden özür dileyerek başlıyorum.
    Aşağıdaki Haber geleceğimizde Orta Gelir Tuzağı da dahil birçok sorunu çözecek çocuklarımızı eğiten , eğitecek öğretmenlerimizle ilgili.
    http://www.haberturk.com/gundem/haber/1109042-ogretmenler-kpss-sinavinda-sayisal-testlerde-basarisiz-oldu

    Bu haberde KATMA DEĞERİ YÜKSEK Geleceği Şekillendirecek Alanlar ile ilgili
    https://www.youtube.com/watch?v=Sn7pNTsY5iY

    Bu Haber de Gelişmiş Ülkeden
    https://www.youtube.com/watch?v=xFoCgwOtOt4

    SONUÇ
    Gelceği yaratacak ÇOCUKLARIMIZ vizyon sahibi liderler,eğitmenler tarafından HAZIRLANMAZLAR ise bundan sonraki yıllarda da aynı şeyleri konuşuruz.İDDİA ediyorum yukarıda ki çözümler PALYATİF tir. ÇÖZÜM istiyorsak GELECEĞİMİZİ YARATACAK ÇOCUKLARIMIZ için yapabileceğimiz bir şeyler var.Yukarıda yazılanlar gibi EĞİTİM.Mahfi Bey bir eğitimci eğer bu konunun çözüme ulaşabileceğine inanıyorsa GELECEĞİMİZE KAMU HİZMETİ verelim. Hatta şimdi buradan ilk EĞİTİM SEFERBERLİĞİNİ başlatalım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eğitim seferberliğini başlatmanın ilk yolu öğretmenleri eğitmekten geçiyor. Eğer biz öğretmenlerimizi analitik, sorgulamalı ve tümüyle bilimsek referanslara dayalı bir eğitim verecek düzeye getiremezsek çocuklarımızı da eğitemeyiz. İlk önce öğretmenleri eğiterek bu reforma başlamamız gerekiyor. Ayrıca bu eğtimden geçen öğretmelere de ücret zammı yapmamız lazım.

      Sil
    2. Öğretmenler ile başlayacak kadar zamanımız yok.

      Öğrencilerimize de ,sizi yetiştirecek öğretmenleri bekleyin diyemeyiz.

      Bir yerden başlamalıyız.(Bunun ile ilgili araştırmaya başladım bile.Desteğiniz ile bunu daha hızlı ve tabana yaygın hale getirebiliriz)

      Sil
  36. Ayrıca efektif vergi oranına bakmak lazım ozellikle gelir ve kurumlar vergisinde . Sirketlerin (turkiye'de nedir bilmiyorum ) ama ABD'de efektif vergi oranları % 16 lara kadar düşüyor . Halbuki ücretlilerin böyle bir şansı yok

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...