6 Ağustos 2015 Perşembe

Ekonomide Analitik Düşünme Dersleri 4 (Türkiye Örneği: Enflasyonun Kökeninin Araştırılması)

Ekonomik olay incelemesi için örnek: Türkiye’de son dönem enflasyonu
Piyasada enflasyon konusunda birçok yorum var. Kimine göre talep enflasyonu, kimine göre maliyet enflasyonu söz konusu. Kimisi enflasyona faizin neden olduğunu, kimisi dövizdeki artışın neden olduğunu anlatıyor.

Benim bu konuyu nasıl analiz ettiğimi 14. Ocak 2015 günlü ‘Talep Enflasyonu mu Var Maliyet Enflasyonu mu?’ başlıklı yazımı buraya alarak göstereyim.

Önce enflasyonu, sonra talep ve maliyet enflasyonunu tanımlayarak başlamışım analize. Bu tanımları yapmak çok önemli çünkü neye baktığımızı neyi aradığımızı bilmezsek olayı analiz edemeyiz. Konuyu ne kadar iyi bilirsek bilelim bir olayı analiz etmeden önce onun tanımına bir kez daha bakmakta yarar var.

Enflasyon nedir?
Bir ekonomide fiyatlar genel düzeyinin sürekli olarak artması haline enflasyon diyoruz. Bu tanımdaki iki noktaya dikkat çekmek istiyorum: (1) Tek tek fiyatlar değil genel olarak fiyatların düzeyi artmış olacak. Birkaç malın fiyatının artması enflasyon değildir. (2) Artışın sürekli olması gerekecek. Bir defa görülen fiyat artışına enflasyon demiyoruz.  

Bir ekonomide enflasyonun kökeninin bilinmesi enflasyonla ilgili soruları doğru yanıtlamak için gereklidir. Enflasyon iki kökenden beslenebilir: (1) Talep kökenli enflasyon, (2) Arz (maliyet) kökenli enflasyon.

Talep kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide talep kökenli sorunlar varsa yani örneğin arz miktarı değişmediği halde talep miktarı artıyorsa o zaman ekonomide talep kökenli enflasyon oluşur. Yalnızca 100 ekmek üretilen ve 1 TL’den satıldığında ekmeklerin tümü tüketilen bir ekonomi düşünelim. Varsayalım ki bir sonraki dönemde talep miktarı 110’a çıkmış fakat ekonomi bu kadar ekmek üretememiş olsun. Bu durumda talep sahipleri ekmeğe daha fazla fiyat vermeye razı olacaklar ve ekmeğin fiyatı artacak, örneğin 1,10 TL’ye yükselecektir. Eğer bir sonraki dönemde arz yine 100 adet ekmekte kalırken talep miktarı 120 ekmeğe yükselirse ekmek fiyatı da örneğin 1,20 TL’ye çıkacaktır. Bu, talep enflasyonudur.

Talep enflasyonu çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Örneğin nüfus artmışsa talep de artar. Ya da her şey sabitken merkez bankası piyasaya daha fazla para sürmüş ve bu para tüketicinin eline geçmişse talep yine artar. Talep enflasyonunu önlemenin yolu insanları daha fazla tüketimden vazgeçirip tasarrufa yönlendirmekten geçer. Bunun da yolu faizlerin artmasını sağlamaktan geçer.    

Arz (maliyet) kökenli enflasyon: Eğer bir ekonomide arz yönlü sorunlar varsa yani örneğin arzda daralma ya da maliyetlerde artış oluşmuşsa o ekonomide arz yönlü enflasyonist baskıdan söz edilebilir. Arzda daralma, talep düşmediği halde üretim miktarında düşüş olması halidir. Ki bu fiyatların yükselişe geçerek enflasyon oluşmasına yol açabilir. Maliyetlerde artış üç şekilde ortaya çıkabilir: (1) Üretim faktörlerine ödenen bedellerde artış olabilir (ücret artışı, kira artışları, finansman maliyetleri ve dolayısıyla faizlerde artış.) (2) Girdi fiyatlarında artış olabilir (üretimde kullanılan hammadde, ara malı, sermaye malı fiyatları artabilir.) (3) Kurlarda artış ortaya çıkabilir. Bu durumda üretimde kullanılan ithal girdilerin fiyatları artabilir. Petrol, doğalgaz fiyatlarında artışın etkilediği enerji fiyat artışlarına ek olarak kurda ortaya çıkan artışlar bu tür girdilerin ithal fiyatlarını dolayısıyla firmaların üretim maliyetini artırır.     

Yalnızca 100 ekmek üretilen ekonomimize geri dönelim. Diyelim ki bütün bu ekmekleri bir tek fırın üretmektedir. Bu fırında bir işçi bulunduğunu, fırının, ithal doğalgazla çalıştığını, ekmek üretimi için un, maya, su kullanıldığını, ekmek üreten makinenin değişken faizli banka kredisiyle alınmış olduğunu varsayalım. İşçinin ücreti sürekli artıyorsa bu üretim faktörleri bedellerindeki artışın yarattığı bir maliyet enflasyonuna yol açar. Kurlar sürekli yükseliyor ve o nedenle ithal doğalgazın fiyatı ve elektriğin fiyatı sürekli artıyorsa o zaman bu maliyetlere de yansır ve ekmek fiyatları da buna uyum göstererek sürekli artar ve enflasyona neden olur. Ekmek üretiminde girdi olarak kullanılan un, maya ve suyun fiyatı sürekli artarsa bu da maliyetleri artıracağı için enflasyona yol açar. Aynı şekilde bankadan alınan değişken faizli kredinin faizi de sürekli artış gösterirse bu da maliyetleri artırıcı bir etki yapar ve enflasyona neden olabilir. Burada saydığım bütün artışlar sürekli olması halinde enflasyon olarak adlandırılır, bu artışlar bir defalık artış olarak ortaya çıkmışsa enflasyon olarak adlandırılmaz, fiyat artışı olarak kabul edilir.

Ondan sonra Türkiye’deki duruma bakmış ve Türkiye’deki enflasyonun bu tanımlardan hangisine uyduğunu araştırmışım.

Türkiye’de durum
Türkiye’de 2014 yılında yıllık ortalama manşet enflasyon (TÜFE ile ölçülen enflasyon) yüzde 8,9 oldu (yılsonu enflasyonu yüzde 8,17 olmakla birlikte bu hesaplarda yıllık ortalama enflasyona bakılır.) Bu enflasyonun kökeni nedir? Talep enflasyonu mu yoksa arz enflasyonu mu yoksa her ikisin de bulunduğu bir karma enflasyon mu söz konusu? Bu soruya yanıt verebilmek için önce talebi etkileyen unsurlara bakalım.

Türkiye’deki durumu ele alırken Türkiye’de yaşanan enflasyon olgusunun talep enflasyonu tanımı ile uyumlu olup olmadığını analiz etmişim.

Talep enflasyonu var mı?
İlk sorumuz para arzında talepte artış yaratabilecek bir yükselme oldu mu sorusu olacaktır. Para arzını çeşitli şekillerde ölçüyoruz. Geniş para arzına (M3) baktığımızda 2013 yılsonuna göre yüzde 14 dolayında bir artış olduğunu görüyoruz. Büyümenin yüzde 4 beklendiği bir yıl için yüzde 14 dolayındaki bir para arzı artışının makul karşılanması zordur. Para arzındaki bu 10 puanlık artışın talepte bir artışa neden olup olmadığını inceleyebilmek için talep cephesine bakalım. Öte yandan para arzındaki artış oranı aşağı yukarı kurdaki artışla örtüşüyor.      

Talepte bir artış olup olmadığını yanıtlayabilmek için ilk olarak tüketicilerin eğilimlerini izlediğimiz anketlere bakmamız gerekiyor. Bu anketlere baktığımızda talebin arttığını gösteren bir değişim göremiyoruz. Örneğin tüketici güven endeksi 2013 sonunda 75 iken 2014 sonunda 67’ye gerilemiş görünüyor. İkinci bir gösterge olarak hanehalklarının nihai tüketim harcamalarının GSYH içindeki payına bakıyoruz. 2013 yılında GSYH’nın yüzde 71,2’si hanehalklarının nihai tüketim harcamalarından oluşurken 2014 yılında bu oran yüzde 70,5’e gerilemiş görünüyor. Demek ki 2014’de talepte artış olmamış, tam tersine düşüş yaşanmış. Bunlara ek olarak Kalkınma Bakanlığı’nın Ekonomik Gelişmeler başlıklı raporlarında ve TCMB’nin Enfasyon Raporlarında iç talepte 2014 yılında elle tutulur bir kıpırdanma olduğunu gösteren bir saptamaya rastlayamadık.  

O halde 2014’de yaşanan enflasyonun, Para arzındaki artışa karşın, talep kökenli olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Yaptığım analiz Türkiye’deki enflasyonun talep enflasyonuna benzemediğini göstermiş ve bu kez maliyet kökenli bir enflasyon (arz enflasyonu, maliyet enflasyonu) yaşayıp yaşamadığımızı analiz etmeye başlamışım.

Arz enflasyonu mu söz konusu?
Gelelim işin arz (maliyet) yönüne. Buradaki sorumuz şu olacak: 2014’de maliyetlerde artışa neden olan bir gelişme oldu mu? Yani üretim faktörlerinin gelirleri (ücretler, kiralar, faizler ve karlar) arttı mı? Üretimde kullanılan girdilerin fiyatları yükseldi mi? Kurlar arttı mı? Bu soruların yanıtları bizi Türkiye’de yaşanan enflasyonun arz enflasyonu olup olmadığına götürecek bizi. Bunlara tek tek bakalım. Ücretlerin, ortalama olarak, enflasyon kadar artış gösterdiğini ve bu şekilde enflasyona katkı yaptığını genel olarak söyleyebiliriz. Ne var ki ücretler geçmiş enflasyona göre artırıldığı için gelecek enflasyonu artırıcı yönde katkı yapabilmesi için geçmiş enflasyonun üzerinde artmış olması gerekiyor. Ücretlerde bu tür istisnalar olsa da genel olarak ortalama ücretlerin geçmiş enflasyona göre ayarlandığı için ücretlerin enflasyona katkısının sınırlı kaldığını düşünüyorum. Kurlardaki artış için sepet kura (½ USD + ½ Euro) bakıyoruz. 2013 yılı sepet kurun ortalaması 2,31 iken 2014 yılında 2,55 olmuş. Yani yüzde 10’un üzerinde artış sergilemiş. Faizlerdeki artış da aynen kurdaki artış gibi yüzde 10’un biraz üzerinde gerçekleşmiş.

Şimdi de bu giderlerin toplam firma maliyetlerindeki ağırlıklarına bakalım. Aşağıdaki tablo Yüncüler ve Öğünç’ün, Firma Maliyet Yapısı ve Maliyet Kaynaklı Enflasyon Baskıları, TCMB Çalışma Tebliği No: 15/3 adlı çalışmalarından alınmıştır. Bu tablonun hazırlanmasında yazarlar, 20’den fazla işçi çalıştıran firmaları hesaba katmıştır. Hesaba aldıkları firma sayısı 38.997’dir. Hesaplamayı, 2006 – 2011 yılları ortalamasını esas alarak yapmışlardır.)

Maliyet Kalemleri
Giderlerin Ağırlığı (%)
Personel giderleri
23,6
Hammadde giderleri
41,5
Elektrik giderleri
2,0
Yakıt ve akaryakıt giderleri
3,6
Kira (bina + makine, teçhizat kiraları)
3,1
Finansman giderleri (faizler, komisyonlar vd)
3,6
Faaliyetle ilgili diğer giderler
15,2
Diğer
7,4
Toplam
100,0

Görüleceği üzere Türkiye’de tarım dışında (sanayi, hizmet ve inşaat sektörleri) yer alan firmalarda maliyetlerin ağırlığı hammadde ve personel giderlerinde toplanmaktadır. Demek ki fiyat artışlarında en etkili iki kalem hammadde (yani girdi) fiyatları ve üretim faktörlerinden emeğin fiyatı olan ücretlerdir. 2014 yılında ücretlerdeki artışın enflasyon düzeyinde olduğunu, buna karşılık hammadde fiyatlarındaki artışın kurlardaki artış da dikkate alındığında en az yüzde 10 dolayında olduğunu hesaplıyoruz. Elektrik giderleri, yakıt ve akaryakıt giderleri kalemlerini de hammadde gibi kurla yakın ilişkili kalemler olarak düşünmek gerekir.  

Finansman giderlerinin toplam maliyetler içindeki payı sadece yüzde 3,6’dır. Bunun tamamı faiz değildir. Yaklaşık 0,5 puanı diğer giderler olduğu düşünülmektedir. Demek ki faizin toplam maliyetlerdeki payı yüzde 3’ten ibarettir.

Türkiye’deki enflasyon ağırlıklı olarak maliyet yönlü olduğu bu analizimden ortaya çıkmış bulunuyor. Maliyet kalemleri içinde en ağırlıklı olanı hammadde olarak karşıma çıkarken faizin payının çok düşük olduğu gerçeğini görmüşüm. Türkiye, üretimde kullandığı hammaddeyi ağırlıklı olarak ithal ettiği için kur değişikliklerinin maliyet enflasyonu üzerinde önemli etkisi olduğu kanısına ulaşmışım ve bunu araştırmaya girişmişim.

Kur ile faiz ilişkisi
Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ekonomilerde yabancı paraların yerli para ile olan ilişkisi büyük ölçüde faiz - risk dengesiyle belirleniyor. Eğer bu tür bir ekonomide riskler yüksekse (yani örneğin cari açık yüksek, dış finansman ihtiyacı yüksek, siyasal belirsizlikler söz konusu, mali disiplinde sorunlar varsa) o zaman yabancı para çekebilmek için faizlerin yüksek tutulması gereği vardır. Aksi takdirde dış finansman girişi azalır ve kurlar yükselir. Kurlar yükselince riskler yükselir, dış finansman kaynaklarının gelmesi azalacağı gibi içeridekiler de dışarı çıkmaya başlar. Kurların yükselmesi yukarda ayrıntısıyla değindiğim gibi enflasyonun yükselmesine yol açar. Dalgalı kur rejimi uygulayan açık bir ekonomide paranın iç değeriyle dış değeri birlikte hareket eder. Yani enflasyon oluşmuşsa paranın dış değeri de düşer ya da paranın dış değeri düşmüşse enflasyona yol açar. Bu durumda tek çözüm faizi yükselterek dış finansman için yeniden çekim alanı yaratmaya çalışmaktır. Böylece yabancı kaynaklar içeri çekilmiş ve kurlar düşürülmüş, enflasyon da denetim altına alınmış olur.  

TL’nin değer kaybının yarattığı maliyet artışlarının enflasyonu tetiklediği gerçeğine ulaşmışım. Ve iddia edilenin tersine faizin artmasıyla eğer kur düşecekse bunun enflasyonu düşürücü etki yapacağı kanısına varmışım.

Sonuç
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan çıkardığımız ilk sonuç 2014 yılında Türkiye’de yaşanan enflasyonun ağırlıklı olarak yüksek kur ve yüksek petrol fiyatlarının yarattığı maliyet artışlarından kaynaklandığı sonucudur. İkinci olarak faiz giderlerinin, toplam maliyetler içindeki payının düşüklüğüne bakarak tek başına enflasyona neden olmasının mümkün olmadığını net bir biçimde söyleyebiliyoruz. Vardığımız bu ikinci sonuç, ‘yüksek faizin enflasyona neden olduğu’ biçimindeki tezin yalnızca bir şehir efsanesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç bölümünde de ekonomik olayla (Türkiye’de enflasyonun nedeni) ilgili bulgularımı ortaya koymuşum. Analizim, bize Türkiye’de 2014 yılında yaşanan enflasyonun talep değil maliyet kökenli olduğunu, maliyet enflasyonunun da faiz değil kur kökenli olduğunu göstermiş. 

56 yorum:

  1. Peki ama 2015 yılında faizler hiç yükseltilmedi, hatta aksine ocak ve şubat aylarında iki defa düşürüldü.Buna karşın enflasyon istikrarlı bir şekilde düşmedi fakat,şu anda baktığımız zaman temmuz ayında açıklanan son rakamla 6.81(ki bu son 27 ayı en düşük oranı) oldu.Kurlarda ciddi bir artış varken faizler yükseltilmeden enflasyon nasıl düştü acaba?

    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çünkü gerçek değil de ondan düşük çıktı.

      Sil
    2. Ekonomik hayata müdaheleler (faiz indirmi vs) belli bir gecikmeyle meyvesini verir ve bu gecikme hatrı sayılır bir zaman dilimini kapsar.Kurlardaki yükseliş cari açıktaki düşmeyle kendini absürt etti ithalattaki azalma ihracattaki azalmadan yüksek bir seyir izliyodu son dönemde bu nedenle kurlardaki artış maliyetlere pek tesir etmedi.ayrıca (bu benim şahsi fikrim) döviz kurları son dönemde faizden çok, siyasi ve jeopolitik risklere daha duyarlı hale geldi buna FED'in faiz artırımının arifesinde olduğumuzu eklersek bu durumun daha belirgin olduğu su götürmez bir gerçek.Çünkü ülkemizdeki yabancı yatırımcılar özellikle hedge fon denilen kurumsal yatırım şirketlerinden oluşuyor haliyle bu adamlar risklere karşı kendilerini koruyorlar.

      Sil
    3. Dikkat ederseniz gıda ve giyim fiyatlarında yaz etkisi ve indirim mevsimi etkisiyle ciddi gerilemeler oldu. Ne var ki önümüzdeki aylarda yine kur etkisiyle enflasyonun yükseldiğini göreceğiz.

      Sil
  2. Merhaba bir şey sormak istiyorum;enflasyon herkes için aynı çıkmaz değil mi? Örneğin; enflasyon türkiye genelinde %5 çıkmıştır ama benim için % 10 bir başkası için %7 hatta bir başkası için ise %1 oranında deflasyon yani negatif(-) bile çıkabilir değil mi,sepetteki mallardan neleri kullanıp kullanmadığımıza bağlı yani yanılıyor muyum.Bir de hocam enflasyon,sepetteki fiyat değişimlerinin aritmetik ortalaması alınarak mı bulunuyor?...


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Enflasyon hesabı ortalama ailenin bütçesine göre hazırlanan bir sepete göre yapılıyor. Yılda bir kez belirli bir örnekelme ile bütçe ve hane halkı tüketim haracamaları anketi düzenleniyor onun sonuçlarına göre saptanan mal ve hizmetler sepete konuyor ve ailelerin bütçesindeki yerine göre ağırlıklandırılıyor. Sonra her ay bu fmal ve hizmet fiyatları çeşitli yerlerden derlenerek endeks oluşturuluyor. Bu bir ortalama kuşkusuz. Kiminin sepetinde kiranın ağırlığı yoktur (ev sahibidir) kimininkinde ise çok fazladır. X malına 100 demişsek bir sonraki ay 101 oluşsa % 1 atmış olarak spete giriyor ve sepetteki ağırlığı da diyelim ki yüzde 1 ise o zaman tam yüzde 1 artmış olarak giriyor.

      Sil
  3. Hocam ellerinize sağlık kılı kırk yararcasına bir analiz yapmışsınız. Benim size birkaç sorum olucak size sizin düşüncelerinize önem veriyoruz. TCMB Başkanı sayın Başçı'nın en son faiz indirimi yaptığı PPK toplantısının ertesi günü "Faiz indiriminde korkak davrandık bu ülkenin bu maliyetlere katlanmasının sebebi biz olduk" diye açıklamada bulunmuştu. Sizce TCMB yetkililerinin yaptığı açıklamaları yeterli ve tatmin edecek düzeyde olduğunu düşünüyor musunuz? Şeffaflık ve sorumluluk ilkelerinin ne derece gerçekleştiğini düşünüyorsunuz ? Aldığı kararlarda bağımsızlığını koruyabildiğine inanıyor musunuz ve son olarak yapılan PPK ve Enflasyon raporlarındaki açıklamalarda bir SAMİMİYETSİZLİK seziyor musunuz? Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Başçı böyle bir söz söylemişse (ben atlamışım) çok yanlış söylemiş. Yaptığı tek doğru şeyi yanlış olarak nitelemiş olur ki bu çok tuhaf olur.
      Ben MB'nın mevcut koşullara uyum sağlamaya yönelik davrandığını, yani çaresizlikten çare üretmeye çabaladığını düşünüyorum. O nedenle de eleştirirken çok daha dikkatli davranıyorum. Bu çerçevede açıklama ve raporlarında sizin dediğiniz samimiyetsizlik ister istemez oluyor.

      Sil
    2. ''Faiz indiriminde korkak davrandık bu ülkenin bu maliyetlere katlanmasının sebebi biz olduk.'' bu sözü Erdem Başçı değil Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci söyledi.

      Sil
  4. hocam maliyet enflasyonunda para politikası olarak faizi aşağı çekmek lazım. ee faiz aşağı çekilince de kur iyice artacak enflasyon daha da artacak. o zaman faizi yukarı çekmemiz lazım yukarı çekersek tamam enflasyon düşecek ama yatırım düşecek işsizlik artacak büyüme de artacak ama bu büyüme gerçek büyüme olmayacak değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle maliyet enflasyonunun hangi nedenden kaynaklandığını bulmak gerekiyor.Maliyet enflasyonu üretim miktarındaki düşüş,işçi ücretlerindeki artış,kira artışı,finansman maliyeti(değişken faiz banka kredisi faizi),ham madde,ara malı,sermaye malı fiyatlarındaki artış,kurdaki artış,enerji fiyatlarındaki artıştan mı kaynaklanıyor ona bakmak lazım.Bugün maliyet enflasyonun nedenine baktığımız zaman en büyük nedeninin kurdaki artış(ki bu enerji fiyatlarını da etkiliyor) olduğunu görüyoruz.Faizleri arttırmak suretiyle ülkeye sıcak para akışı sağlayarak kuru düşürebilir ve enflasyonu düşürebiliriz...

      Sil
    2. kısaca dışarıdan ithal ederek yaşayan ülkelerde maliyet enflasyonu için faiz artırılmalı diyebilir miyiz?

      Sil
    3. Bizdeki maliyet enflasyonunun nedeni faiz değil, kur artışı. Kur artışının nedeni ise faizin düşük kalması. Ayrıca faizin maliyetler içindeki payı da düşük. Bu durumda faizi artırırsak kur düşer, kur düşünce maliyetler düşer ve maliyet enflasyonu düşer.
      Evet bu durumda faizi artırmamız gerekiyor.

      Sil
    4. Verilecek faiz dolar bazında mesela %5 olsun. bu durumda bu faizin sürdürülebilmesi için bizim ekonomimizin bu yıl dolar bazında %5 büyümesi gerekmez mi? Aksi takdirde bu yıl %5 öderiz öbür yıl elimizde 105 dolar olmadığından (bir şekilde bu 5 doları yurtdışına yaptığımız satışlarla kazanmalıyız) olmadığından %6 öderiz böyle sarmallı gideriz yani şimdilik dolar artmaz ama sonra patlamaz mı? Dolar arz ve talebini psikolojiden arındırılmış rakamlara dayandırarak ele alsak doların aşağı yukarı ekonomik açığımız kadar her yıl artması gerekmez miydi?

      Sil
    5. Bkz;analitik düşünme dersleri 1,2,3

      Sil
  5. hocam faizi yukarı çekersek mantık olarak büyümenin düşmesi lazım hangi durumda büyüme artar faiz artınca?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. düşük kur - yüksek faiz modeliyle faiz arttığında suni bir büyüme sağlanır. ancak; bu durumda yüksek faize rağmen tasarruflar giderek geriler!.. yine yüksek parasal genişleme politikasıyla büyük talep artışlarını uyarır ve hiperenflasyona doğru giderek faizleri de hızla yukarı çekersiniz ve bol likidite dolayısıyla da tüketim artar ve yine yüksek faizlere rağmen büyüme sağlarsınız ancak bu büyümenin büyük kısmı hiperenflasyon nedeniyle adeta buharlaşır ve reel büyüme esasen düşük olur!. yani türkiye ekonomisi 80 li yıllarda ve hatta daha öncesinde de yüksek faiz- hiperenflasyon piyasasında da büyüme yaşadı. ancak bu uzun ömürlü olmaz ve genel olarak da merkez bankası adeta kamu finansörü haline getirilerek hem para politikaları hem de maliye politikaları uygulanamaz noktaya sürüklenir.. kısacası yüksek faiz ile büyüme kısa vadede gerçekleştirilir ancak asla uzun vadeli, istihdam dostu ve üretim eksenli bir büyüme sağlamaz ve ayrıca faiz üzerinden iktisadi tabanda sermaye dağılım mobilizasyonları giderek çarpıklaşır ve stabil zeminde büyüyemeyen bir iktisat yapısı ortaya çıkar. mesela 24 ocak 1980 serbest faiz kararı bana göre bu duruma harika bir örnektir. zira: reel ekonomik taban daralmış ve finans iktisat tabanı ise giderek genişlemiş ve sanayileşemeyen bir türkiyenin temelleri atılmıştır!...

      Sil
    2. akp döneminde de yüksek faiz düşük kurla beraber enflasyon baya düşürülmüştür.

      Sil
    3. Türkiye, üretiminin birçok girdisini ithal ettiği için düşük kur maliyetleri düşürüyor ve öyle olunca da enflasyon düşüyor.
      Faizi yukarı çekersek büyüme düşmeyebilir. Çünkü bizde faizin yukarı çekilmesi kurun aşağı gelmesi demek.

      Sil
  6. Doğkan Aygün6 Ağustos 2015 18:48

    sayın hocam
    bir önceki yazınızda bir yoruma verdiğiniz cevapta: eğer tüketim harcamaları önceki döneme göre artarsa daha az tasarruf yapılacak ve finansal sisteme de daha az fon enjekte edileceğinden faiz oranları artıp özel kesim yatırımlarını düşürür dediniz.
    fakat şurasını anlayamadım ve burada şunu sormak istiyorum;günümüzde nerdeyse bir çok kişi harcamalarını kartlarla yapmakta ve harcama yapıldığında para bankacılık sisteminin dışına çıkmadan başka bir kişinin hesabına yatmaktadır. yani her ne kadar tüketim artsada sonuç olarak o para bir hesaptan başka bir hesaba geçip bankacılık sistemi içinde kalacağından bankacılık sisteminde faiz oranı yükselişine sebebiyet verecek fon azalışı olmayacağını düşünüyorum. faiz oranıda yükselmeyceğinden özel yatırımların dışlanmayacağı kanısına varıyorum yanlış mı yada eksik mi düünüyorum ? iyi günler dilerim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. BU söylediğiniz ilk bir veya bir kaç ay için geçerli. İzleyen aylarda kartların borçları ödenmeye başlayınca olay biter.

      Sil
  7. hocam, bizim gibi enflasyonist açık verme yapısallığına sahip ekonomilerde çoğunlukla kur hareketleri enflasyon üzerinde büyük etkilere sahiptir. zira: kurların durumu ne olursa olsun ithal etmek zorunda olduğumuz kalemler mevcuttur. kaldı ki dış piyasalara olan bağımlılığımızın da giderek artmış olduğunu hesaba katacak olursak kanaatimce başka iktisadi argümanların da enflasyona etkisi olmakla beraber en büyük yüzdeyi ben kurlardaki değişimlere veriyorum ve diyorum ki ülkemizdeki enflasyonist baskı artışında maliyet enflasyonu talep enflasyonundan daha baskındır. zaten işletmelerin kapasite kullanım oranları, stok devir hızları, tüketici vergi gelirlerindeki azalışlar, yatırım tabanının daralması vb gibi çok sayıda parametrede talep enflasyonu baskısının zayıf pozisyonda bulunduğunun ispatları arasındadır.. naçizane, bu konudaki düşüncem bunlardır hocam. saygılar....

    YanıtlaSil
  8. hocam, bundan sonra faizler düşürülse bile ki teknik olarak zordur ama yükseldiği zaman da enflasyonda yükselişin kaçınılmaz bir son olabileceğini düşünüyorum. faiz artırımları evet kısa vadede belli bir enflasyonist baskı azalışını getirebilir. ancak hocam; talep esnek bir yapıya sahip olup arz daha katı bir yapısallık barındırdığından dolayı orta ve uzun vadede mutlak surette arz yanlı sert bir enflasyonist baskı oluşacaktır. ne dersiniz hocam?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizdeki enflasyonun talep değil de maliyet (arz) ağırlıklı olduğunu ve bunun da kurdan kaynaklandığını düşünerek analizinizi bir kez daha gözden geçirin.

      Sil
    2. hocam, analizimi gözden geçirdiğim zaman: faiz bandını yukarıya çekerek kurlarda bir düşme ya da yatay seyir sağlayabiliriz evet!. ancak: ancak bu durumda tasarruf açığımız ( döviz açığımız) tekrar yükselecektir. önünde sonunda bu cari açık düşecek ve daha büyük faiz artışlarını ve enflasyon artışlarını da getirecektir. hocam, ben anlık değil biraz daha uzun vadeli yaklaşıyorum bu konuya!. ayrıca faizin kur etkisinden sonraki en etkin arz yönlü maliyet parametresi olduğu kanaatindeyim ve mutlak şekilde bundan sonra istesek de istemesek de yükselen enflasyona gittiğimizi düşünüyorum. tek fark şudur: faizler yükseltilirse enflasyonun sert yukarı yönlü eğilimlerinde yumuşama eğilimleri yaratılarak aşırı yukarıya gidiş tolore edilebilir..

      Sil
    3. Harcamalarımızı gelirimize göre regüle eder,bir miktarda tasarruf yaparsak bu (X)lemmanın içindeki parametreler azalıp denklem 1 matrixine dönüşecek.Böylece konu anlaşılır ve çözülebilir olacak.Ancak insan faktörünü gayet iyi kullanan kapitalizm ve insan zaafiyeti buna geçit verecekmi?

      Sil
    4. Dediklerinizin hepsinin cevabı ya da açıklaması yukaridaki yazıda var. Hoca ornekle faizin maliyete katkısının düşük olduğunu göstermiş. Zaten yapılan açıklama uzun vadeyi öngörmekte.

      Sil
  9. 90'larda yurtiçi kredi kullanımı çok sınırlı olduğu için faizlerdeki düşüş/artış kredi talebinde belirgin bir artışa/azalışa yol açmıyordu. halk ve reel sektör krediyle değil birikimlerle, bir yerlerden gelen toplu paralarla ev-araba alır veya yatırım yapardı (2002'de yurtiçi kredi hacminin GSYH'ye oranı %10'dan biraz fazlaydı. 2015'te %70'i aştı) faizlerdeki yükseliş ise nominal faiz gelirlerini ve nominal satın alım gücünü artırdığı için talep üzerinde etki yaratabiliyordu.
    bunun bir kısmı para aldanmasıydı. mesela ayda 200 milyon TL maaşı ve bankada 5 milyar TL'si olan adam ayda 250-300 milyon TL yani maaşından daha fazla faiz geliri elde edebiliyordu. yine örneğin 1997'deki reel faiz düzeyiyle 2007'deki reel faiz düzeyi aynı olmasına rağmen bir yakınımın "eskiden faizden daha çok para kazanıyorduk" dediğini hatırlarım.
    şimdilerde faizlerdeki artış tam tersi kredi talebini soğutarak talep üzerinde baskı yaratıyor. çünkü günümüzde birçok şey krediyle satın alınmakta ve birçok yatırım krediyle yapılmakta. üstelik kuru düşürerek enflasyonu dizginleyecek etki sağlıyor.
    eskiden nominal faiz gelirlerinin yükselmesi talepte hareketliliğe neden olabilirken, günümüzde faiz artışı kredileri baskılayarak talebi, döviz kurunu ve enflasyonu soğutuyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özel kesim ve bireyler açısından dediğiniz doğrudur ama o dönemde de krediyi kamu kesimi kullanıyor, yatırımları kamu kesimi yapıyordu. Olay sadece yer değiştirdi.

      Sil
  10. 2014 yilinda brent petrolun fiyati son 5.5 yilin dibine inmisken 2014 yilinda Turkiyede yasanan enflasyonun sebebinin yuksek petrol fiyatlarinin yarattigi maliyet nasil oluyor hocam aciklar misiniz , yazi icinde tesekkurler saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 204 yılının ortalaması oldukça yüksektir. Siz 2014'ün son bir iki ayına bakıp da söylüyorsunuz. Unutmayın ki petrol sözleşmeleri hemen devreye girmiyor. Türkiye 2014'de petrolü 10 USD/Varil fiyatının üstünde bir fiyattan mal etti. Petrol fiyatlarındaki düşüş 2015'i etkildei. Onda da döviz yükseldiği için petrol fiyatı düşüşünün çoğu işe yaramadı.

      Sil
  11. Merhaba hocam. Öncelikle yazılarınız ve bize kattıklarınız için teşekkürler. Ekonomistler; enflasyonun arz mı yoksa talep kaynaklı mı olduğunu açıklamak için ÜFEye bakılması gerektiğini söylerler ve ÜFE > TÜFE ise hemen maliyet enflasyonu olduğu sonucuna varırlar. Bu kolaya kaçmak mıdır? Ne gibi bir hataya sebep olabilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kolaya kaçmak değildir ama bir tek buna bakarak karar vermek doğru olmaz. Bu da önemli bir göstergedir ama hiç bir gösterge tek başına belirleyici olmaz.

      Sil
  12. Sayın Eğilmez, fiyatların artması veya azalması konusundaki analitik düşüncenizde "rekabet" faktörüne rastlayamadım. Sıhhatli bir serbest piyasa ekonomisinde fiyatların dengelenmesindeki önemli faktörlerden birinin de rekabet olduğunu düşünüyorum. Ülkemizde bir çok konuda rekabet faktörü çalıştırılmıyor. Örneğin benzin fiyatlarına bir gecede hep beraber zam geliyor, ekmek fiyatlarını fırıncılar odası belirliyor. Bir kaç sene önce o zaman Başbakan olan, şimdiki Cumhurbaşkanımız, simit fiyatlarını 1,5 TL yapmıştı ve "yok öyle 50 kuruşa simit" demişti, ancak simitçiler arasındaki müthiş rekabet sebebiyle simit fiyatları artmamış, 1,00 TL de sabit kalmıştı. Sebze - meyve fiyatlarında da hal lerde fiyat ayarlamaları yapıldığı belli oluyor. Malum olduğu üzere rekabet, yarışanların bir birlerinden daha iyi olabilmeleri için çaba sarf etmeleri dir. Biz de ise bizden daha iyi olanı karalama, çamurlama, aşağıya çekme şeklinde oluşuyor. Bu sebepten hayatımız daha iyiye, daha ileriye gidemiyor. Bence sağlıklı bir ekonomide; fiyat - maliyet enflasyonu kadar, rekabet enflasyonu da aynı öneme haiz olmalı, acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rekabet de tabii çok önemli ama bu tür kavramlar zaten piyasa olgusunun içinde olduğu için ayrıca ele almak gerekmiyor.

      Sil
  13. Shakhtar-Fenerbahçe maçını Tv'den izlemek 30 Tl
    Sizin yazılarınız: PAHA BİÇİLEMEZ.

    YanıtlaSil
  14. Sayın Hocam,
    Faiz ile ideolojik sorunu olanlar kabul etmese de, Türkiye'deki enflasyon temel kaynağı kurdur. Enflasyonun kaynağı faiz değildir. Faiz sonuçtur, neden değil.
    Çok güzel bir analiz yapmışsınız, kaleminize sağlık. İyi ki varsınız, bizi bilgilendiriyor, aydınlatıyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Onun için ön yargılardan kurtulmadan ekonomşk analiz yapmak mümkün olmaz diye vurguluyorum.

      Sil
  15. Duayen olma yolundasınız. Cok iyi bir bilim insanı olduğunuz inancındayım. Maliye ve mülkiye kökenli olduğunuzdan hareketle büyük duayen İsmail Türk ile ilgili bu ara bir yazı beklerdim açıkçası. İyi çalışmalar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Estağfurullah.
      İsmail Türk benim de Maliye hocamdı. Besim Üstünel de iktisat hocamdı.

      Sil
  16. Hocam bir diğer soru 2001 krizinden çıkışta doların doğru fiyatlandığını kabul edersek arz-talep dengesi olarak doların bugünkü kuru ne olmalıdır? ABD büyümesi Türkiye büyümesi açışından ne olmalıdır?... Konuyu sadece enflasyona bakarak ele almışsınız, bu enflasyonun gerekliliğini ya da hak edilip edilmediğini ele almamışsınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Genellikle bir konuyu analiz ederken kendinize bir sınır koymazsanız yazının ucunu bucağını toparlayamazsınız. Sizin dediğiniz konu ayrı bir inceleme konusu olabilir. Ben burada enflasyonun kökenini bulmaya çalıştım. En baştan sınırı öyle çizdim.

      Sil
  17. hocam, iktisatta bazı makro parametrelerde sebep-sonuç ilişkisinde sonuç sebep üzerinde de pozitif veya negatif fazda etkide bulunabiliyor bildiğim kadarıyla!. enflasyon-faiz arasında da bu tip bir negatif fazlı geri besleme olgusu var diye düşünüyorum. örneğin; bir işletme, banka kredileriyle üretici işletmeden satın aldığı ürünleri pazarlarken mutlak şekilde kaynak maliyeti olan faizi de satış fiyatlarına yansıtacaktır ki en azından oto finansman kapasitelerini yüksek tutabilsin. dolayısıyla bu durumda piyasada söz konusu ürün ve ürünlerde de ortalama fiyatlar yükseleceğinden dolayı arz fiyatları da otomatikman artmış olacak ve enflasyon da artış trendi oluşacaktır. ancak elbette ki faiz yükselişinin etki hacmi ile kurlardaki yükselişin etki hacmi marjında net biçimde kur tarafı daha baskın kalacaktır hocam bence!. saygılar....

    YanıtlaSil
  18. Sayın Hocam,

    Sadece 100 ekmek üreten ve ekmeğin 1 liradan satıldığı kapalı bir ekonomide talep artışı sonucu ekmeğin fiyatının 1,10 liraya çıkması için toplam para miktarının da 100'den 110'a çıkmış olması gerekmez mi? Eğer öyleyse talep artışının kredi genişlemesi haricinde gerçekleşmiş olması mümkün müdür?

    Çok teşekkürler ve saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekmeğin hastalıklara iyi geldiği yolunda ciddi bir rapor açıklandığını ve insanların daha fazla talep etmeye başladığını varsayın.

      Sil
  19. hocam mevcut durumda şuanda enflasyon neden faiz sonuç ya ya da enflasyonu indirmek için faizi çıkartıyoruz ya. faizi kaça kadar çıkarabiliriz mesela faizi aniden yüzde 30 yapsak bu sefer faiz neden enflasyon sonuç olacak değil mi. bu optümum faiz oranı neye göre belirleniyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bizim açımızdan bu faiz oranı, ihtiyacımız olan yıllık döviz tutarını ülkeye getirecek olan faiz oranıdır.

      Sil
  20. hocam 2014 büyüme oranı nasıl hesaplanıyor. (1.945-1.764)1.945 den nominal büyüme 9.3 falan çıkıyor bundan da enflasyon oranı mı çıkartılıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme hesabı nominal değil reel GSYH üzerinden hesaplanıyor. Yani fiyat etkileri bir kenara bırakılıp fiziksel büyüme hesaba alınıyor.

      Sil
  21. hocam kusura bakmayın soru biraz saçma olacak ama affınıza sığınarak şunu sormak istiyorum; merkez bankasının dolaşımdaki para miktarı yaklaşık olarak 80milyar tl. ben şunu sormak istiyorum;devletin 1 yıl içerisinde ki gelirlerinin sınırı 80 milyar tl ile sınırlımıdır yoksa devlet 80 milyar tl den daha fazla gelir elde etme imkanına sahipmidir?
    acaba şöyle mi düşünmeliyim;devlet sonuç olarak eline geçen geliri maaş transfer yada mal ve hizmet harcamlarında kullanacağı için o para tekrar piyasaya dönecek ve bu parada mal ve hizmet alımında kullanılacak.para mal ve hizmet alımında kullanıldıkça devlete gelir olarak tekrar gidecek ve tekrar harcamalara konu olacak kısacası devletin geliri dolaşımdaki nakit miktarı ile yada M1 para arzı büyüklüğü ile sınırlı değildir? katılırmısınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılırım. Piyasadaki nakit para ile mevduat, kredi, kredi kartı vb ile yaratılacak satınalma gücü aynı şeyler değildir.

      Sil
  22. Hocam Merhaba. .
    Öncelikle yazılarınızin kullandığıniz anlatım tarzı ve yöntem bakımından (bana düşmez ama) benim gibi bu konularda yeni bır meraklı için inanılmaz bır fırsat olduğunu söyleyeyim izninizle. benim merak ettiğim biraz da garip karşıladığım şey talep 110 olduğunda fiyatın 1.10 olmasının sorunu (talepte bulunan fazladan 10 kişinin talep sorununu) nasıl çözdugu. Burada fiyati arttırmak yerine talep başına düşen birim mali 100/110 a indirmek talep edenlerin sorunlarını daha iyi çözmez mi. Tamamen sisteme açıdan bakıyorum. Eğer amaç talebi karşılamak sa fiyat artışı bunu sağlamiyor gibi geldi bana.
    kıymetli hocam bu durumun bır yanıtı varsa heyecanla bekliyorum.
    Tüm saygimla
    Mustafa

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet belki de daha iyiçözer ama piyasa birisi tarafından yönetilen bir yer değildir (tekel piyasası hariç.) Oysa bu sizin dediğiniz bir kumanda sayesinde olabilir.

      Sil
  23. Ziya Müezzinoğlu hala hayatta mı?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...