12 Eylül 2015 Cumartesi

Biat Kültürü ve Günümüze Yansımaları

Arapça bir sözcük olan biat, yöneten ile yönetilenler arasında yazılı olmaksızın var olduğu kabul edilen itaat anlaşması anlamına geliyor. Aşiret veya kabile şeklindeki örgütlenmelerde yaygın olan biat, çoğu kez rızaya dayansa da bazen zorla da söz konusu olabiliyor. Teba, tabiyet, tabi gibi sözcükler de aynı kökten gelir. Birisine biat eden ona tabi hale gelir ve onun tebası (biat edenleri) arasına girer. Günümüzde aşiret veya kabile örgütlenmesinin yerini devlet örgütlenmesi aldığı için tabiyet, kişinin, hangi devletin uyruğu olduğunu göstermekte kullanılan bir ifade haline dönüşmüş bulunuyor.     

İslam, birçok başka ilkenin yanı sıra biat ilkesine dayalıdır. Başlangıçta daha çok dinsel bir tema taşıyan biat, sonraları siyasal bir nitelik de kazandı ve İslam devletinde yönetenle yönetilen arasında, yazılı olmayan ama zımnen (üstü kapalı) yapıldığı kabul edilen, bir bağlılık sözleşmesi anlamı taşımaya başladı.  

Osmanlı İmparatorluğu’nda, biat kültürü egemendi. Bu kültürün etkisi Yavuz Sultan Selim’in halifeliği üstlenmesinden sonra daha da arttı. Halifeliğin alınmasıyla birlikte Allah’ın yeryüzündeki gölgesi konumuna geçen padişaha biat esastı. İzleyen dönemlerde biat kültüründen sapmalar ortaya çıkmaya başladı. Zaman içinde padişahları tahttan indirmeye kadar varacak isyanlar çıktığı oldu.

Avrupa’da egemen olan feodal düzende de otoriteye bağlılık usulü geçerliydi. Bu bağlılık, rönesans ve reform sonrası 16 ve 17. yüzyıllarda etkisini yitirmeye başladı. Fransız devrimi ve ardından gelen sanayi devrimi batıda yavaş yavaş biat kültürünün yok olmasına ve demokrasi kültürünün yerleşmesine yol açtı. Bunda dinsel eğitimin yerini bilimsel eğitimin almasının büyük etkisi oldu.

Osmanlı’da zaman zaman isyanlar çıksa ve biat kültüründen uzaklaşıldığı görünümü doğsa da otoriteye bağlılık anlamındaki biat kültürü şekil değiştirerek günümüze kadar devam etti. Bunda bilimsel, sorgulayıcı, analitik eğitimin bir türlü tam olarak yaşama geçirilememesinin büyük etkisi vardır. Macchiavelli, Türklerin mevcut otoriteye bağlılığı konusundaki şu saptamayı yüzyıllar önce Hükümdar (Prens) adlı kitabında yapmış: “Türkleri kolay kolay liderleri aleyhine ayartamazsınız. Ama bir kez ayartırsanız bu kez bağlılıklarını sizin otoritenize bağlılık şeklinde göstereceklerdir.” 

17. yüzyıla kadar biat kültürü Osmanlı’nın gücünün temel taşlarından birini oluşturuyordu. Daha ziyade insan gücüne dayalı fetih çağlarında lidere biat eden askerler, savaşlarda büyük üstünlük sağlıyordu. Biat kültürü, şehitlik ve cennet vaadiyle de desteklendiğinde, askerler fetihlere, savaşa değil eğlenceye, ölmeye değil sonsuz yaşama kavuşmaya gider gibi gidiyor ve Allahın yeryüzündeki gölgesi konumundaki halife - padişahın emirlerini canları pahasına yerine getiriyorlardı.

Rönesans ve reform sonrasında görünüm değişmeye başladı. Keşifler ve icatlar peş peşe geldi ve sonuçta her şeyde olduğu gibi savaş araçlarında ve yöntemlerinde de yenilikler ortaya çıktı. Bilek gücüne dayalı savaşların yerini yeni icat edilen araçların kullanıldığı savaşlar aldı. Bilek gücünün yerini kafa gücü aldı. Öyle olunca da eski yapıyı yenileyemeyen, bilek gücünün yerine kafa gücünü yerleştiremeyen Osmanlı, savaşlarda eski başarılarını tekrarlayamaz oldu.

Konu, buluş yapmaya ve bunu yaşama uygulamaya gelince biat kültürü tersine işliyor. Buluş yapabilmek, teknolojiyi değiştirebilmek veya geliştirebilmek için bilimsel eğitim ve onun getirdiği özgür, sorgulayıcı, analitik düşünce sistemi öne çıkıyor. Oysa biat kültürü, bilimselliği dışlayan daha çok dinsel, geleneksel eğitime ağırlık veren bir ortam yaratıyor. Öyle olunca da buluş yapmak, teknolojiye katkıda bulunmak pek mümkün olamıyor.  

Osmanlı, paradigma değişimini algılayamadı. Rönesans ve reformun getirdiği aydınlanmaya giremediği ve biat kültüründen çıkamadığı, eğitimi bu paradigma değişimine göre örgütleyemediği için sanayi devrimine de giremedi. Batıda her gün yeni şeyler icat edilip teknolojide dev adımlar atılırken Osmanlı, medrese eğitimini reforme edemedi. Buna karşılık görünürde değişikliklere yol açan bir takım hukuksal düzenlemeler yapmaya çalıştı. Altyapısı olmayan bu düzenlemeler, topluma pek bir şey katamadı. Asıl olarak eğitimi, aydınlanma çağının gereklerine göre düzenleyemedi. Ve doğal olarak batı daha ileri gittiği için onlara göre daha da geri kaldı.

Medrese eğitiminde bilimsel derslerin sayıca azaltılıp din derslerinin ağırlığının arttığı dönem Osmanlı’nın bir dünya imparatorluğu haline geldiği, gücünün doruğunda olduğunun kabul edildiği Kanuni Sultan Süleyman devridir. Bu geriye atılan adımlar, Kanuni’nin, gücünün doruğuna çıkmış olan imparatorluğunu artık yıkılmaz olarak görmesinin sonucudur. Kapitülasyonların da aynı dönemde çoğalarak yaygınlaşması bu güç sarhoşluğunun bir başka yansımasıdır.

Türkiye’yi biat kültüründen çıkaracak olan adımlar Cumhuriyetle birlikte atıldı. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” (hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir) sözü bu değişimin en temel göstergesidir. Türkiye’nin her yanında köylüyü eğitmek için köy enstitüleri kuruldu. Tevhid-i tedrisat kanunu (eğitimde birlik yasası) çıkarılarak eğitimin temeli, dinsel, geleneksel esaslardan bilimsel esaslara dayandırıldı. Dini yasaların yerine çağdaş hukukun gerektirdiği yasalar çıkarıldı. Toplumun düşünce gücünü yarı yarıya düşüren kadının evde oturması yaklaşımı yerine kadının da eğitimden geçirilerek yaşama katılması teşvik edildi. Üniversiteler açıldı. Çok sayıda öğrenci yurt dışına eğitime gönderildi. Bunun sonuçları hemen alındı. Yurda dönen bu genç insanlar arasından çok sayıda besteci, sanatçı, bilim adamı çıktı. Türkiye, uzun bir aradan sonra ve çok geç kalmış olarak paradigma değişimine ayak uydurma yolunda adımlar attı. Bu adımlar, aslında bugün tartışıp durduğumuz yapısal reformların ta kendisiydi: Şeriat yasalarının çağdaş yasalarla değiştirilmesi, kadın erkek eşitliği, kadının sosyal yaşama ve çalışma yaşamına girmesi, eğitimde dinsel, geleneksel eğitimin yerini bilimsel eğitimin alması, ekonomide devletin önderliğinde sanayileşme için atılan adımlar vd hep bu yapısal dönüşümün halkalarıydı.

Ne yazık ki Türkiye bu yolu sonuna kadar devam ettiremedi. Geriye dönüş özlemlerinin her zaman çok güçlü olduğu bu coğrafyada Türkiye’de de durum farklı olmadı. Önce köy enstitüleri kapatıldı, sonra imam hatip liseleri çoğaldı, derken derslerin yapısı ve kapsamı değiştirildi. Sonunda bilim liseleri kuracağımıza yeniden Osmanlı’nın yaptığı hataya dönüp dinsel, geleneksel temelli okullar kurduk. Diğer liselerde de din eğitiminin ağırlığını artırdık. Türkiye, kısa bir süre içine girdiği bilime dönük eğitimden uzaklaşıp yeniden biat kültürüne ağırlık veren eğitim modeline döndü.  

Arada farklı olarak değinilebilecek bir tek 1960 – 1971 dönemi var. 1960 darbesi sonrasında kabul edilen 1961 Anayasası inanılmayacak kadar ilerici, aydınlanma çağının gereklerine uygun bir anayasaydı. Neredeyse Atatürk’ün attığı adımları yeniden alıp tamamlamaya yönelik bir ortama olanak sağlamıştı o değişim. Ne var ki 1961 Anayasasının getirdiği özgürlükleri anlayabilecek kadar olgun bir yapı henüz oluşmamıştı Türkiye’de. Bu kez bu Anayasanın getirdiği özgürlük ortamı kötüye kullanılmaya başlandı. Toplum iki kampa bölündü ve birçok genç insan silaha sarıldı. Yöneticilerimiz de yeterli olgunluğa sahip değildi. Bizi barıştıracak yerde onlar da silaha sarıldı. Batı dünyası, 68 kuşağının başkaldırısını anlayışla karşılayıp hoşgörüyle dengeler ve bu başkaldırıyı özgürlük, eşitlik ve barış yolunda bir itici güce çevirirken biz askeri darbelere başvurduk ve dolayısıyla paradigma değişiminin bir kez daha dışında kaldık.

Özetlemek gerekirse, bu topraklarda Osmanlı – İslam kültürünün biat sistemi iki kez çok ciddi bir meydan okumayla karşılaştı. İlki Atatürk devrimleriyle geldi ve II. Dünya Savaşı sonrasında geri plana düştü. İkincisi 1960 darbesi sonrasında askerlerin önderliğinde 1961 Anayasasıyla geldi ve yine askerlerin önderliğinde 1971 darbesiyle sona erdi. Her iki karşı devrim sonucunda Türkiye, yeniden biat kültürünün egemenliği altına girdi.

Bugün geldiğimiz noktada liselerimizin, üniversitelerimizin, tümüyle eğitim sistemimizin hali içler acısı. Soru soramayan, sorgulayamayan, büyüklerinin dediğini kayıtsız koşulsuz doğru kabul eden, önüne konulanları sadece ezberleyen, bırakın başkaldırmayı, itiraz bile edemeyen bir öğrenci çoğunluğu var. OECD’nin yaptırdığı PISA eğitim yeterliliği testinin sonuçları hangi noktada olduğumuzun açık ve acı bir göstergesi. Türk öğrenciler 65 ülkenin öğrencileri arasında matematikte 44, okuduğunu anlama ve anlatmada 42, fen bilgisinde 43’üncü sırada yer alıyorlar. Tahmin edeceğiniz gibi Uzakdoğu ülkelerinin öğrencileri en üst sıradalar. Dünyada son ikiyüz yıldır yaşanan gelişmeler, soru sormayan, sorgulayamayan, analitik düşünemeyen insanların buluş yapamayacağını, teknolojiye katkıda bulunamayacağını göstermiş bulunuyor. Bunun son örneğini Uzakdoğu ülkeleri veriyor. Son 30 – 40 yıldır Cumhuriyetin ilk döneminde yapıp sonradan terk ettiğimiz yöntemi kullanarak yani insanları soru soran, sorgulayan, analitik düşünebilen insanlar olarak yetiştirerek sanayileşmiş ülkelerin arasına girmeyi başardılar.

Biat kültürü, lidere kayıtsız, koşulsuz bağlı insanlar yetiştirir. Bu insanlar sorgulayamaz, başkaldıramaz, itiraz edemez. Bu insanlar sorgulayanları, itiraz edenleri başkaldıranları da asla hoş karşılamaz. Hatta sorgulayanları, itiraz edenleri, başkaldıranları liderden önce onlar cezalandırmaya girişir. Sorgulayamayan, başkaldıramayan, itiraz edemeyen insanlar buluş yapamazlar. Dünyanın en iyi okullarında, en iyi hocalarla okusalar bile buluş yapacak, teknoloji geliştirecek, teoriye katkıda bulunacak adımlar atamazlar. Çünkü önceliklerinde hep bağlı oldukları lider ve onun düşünce sistemine biat vardır. Bu önceliğe aykırı düşünceleri geliştiremezler ve dolaysıyla mevcudu devam ettirir, yeni bir şeyleri çıkaramazlar.

Türkiye, biat kültürüne dayalı bu sistem çerçevesinde refah artışı yaşar gibi olduğu bütün dönemlerde yeni bir buluş yaparak ya da teknolojiyi geliştirerek değil, önceki dönemin birikimini ya da geleceğin gelirini harcayarak refah artışı sağlamıştır. Bunun ilk örneği Menderes dönemidir. Menderes, II. Dünya Savaşında yemeyip, içmeyip biriktiren toplumun birikimini harcayarak tarımda büyük atılım yapılmasının ve ekonominin büyümesinin önünü açmıştır. Mevcut birikimin harcanması bitince gelişme de durmuştur. İkinci örnek Özal dönemidir. Özal, iktidara gelir gelmez altyapı yatırımlarını artırmaya girişmiş ve bunun için yetersiz olan kamu gelirleri sorununu, kamu kesimi harcamalarını ve dolayısıyla kamu borçlanmasını artırarak çözmüştür. Çözüm geçici olduğu için gelişme de geçici olmuş, kamu kesimi daha fazla borçlandırılamaz hale gelince ekonomi sıkıntıya girmiş ve 2000’lerin başında çökmüştür. Son örnek Erdoğan dönemidir. Erdoğan, iktidara geldikten sonra yoğun bir özelleştirme hamlesi başlatmış, bütün bir Cumhuriyet döneminde kurulan kamu işletmelerini özel kesime ve yabancı yatırımcılara satarak, devrederek gelir elde etmiş ve bunları yatırımlara yöneltmiştir. Bu dönemde özel kesim şirketleri ve hane halkları hızla borçlandırılmış, geçmişte kamu kesimine yüklenmiş olan ‘borçlanmaya dayalı harcamayı artırarak büyüme modeli’ bu kez ‘özel kurum ve kişilerin borçlanarak harcama yapması ve ekonomiyi büyütmesi modeline’ dönüştürülmüştür. İlk 5 – 6 yıl refah artışı yaratmış gibi görünen bu modelde özel kesimin ve hane halklarının borçlanma sınırına gelip dayanmasıyla sağlanan gelişmenin hızı kesilmiş, Türkiye öteden beri hep içinde bocaladığı orta gelir tuzağından çıkmayı başaramamıştır.       

Bu üç örnek bize borçlanmaya, özelleştirmeye, geleceğin gelirini bugünden harcamaya yönelik hamlelerin geçici refah artışı sağlayabildiğini ve bu artışı kalıcı hale getiremediğini gösteriyor. Bir ülkenin kalıcı refah artışı sağlayabilmesinin yolu o ülkenin yükte hafif pahada ağır teknolojik mallar satmasından bunun yolu da o ülke insanlarının teknolojiye katkı yapacak buluşlar geliştirmesinden geçiyor. Bunu yapabilmenin ise tek bir yolu var: Bilime dayalı, ama yalnızca bilime dayalı eğitim.

Türkiye’nin yapması gereken birincil yapısal reform eğitim reformudur. Ortaokul ve liselerde köklü değişiklikler yapılması ve okullarda yalnızca bilim derslerinin okutulması, soru sorulmasının özendirilmesi, analitik düşünce tarzının geliştirilmesine yönelik bir eğitim sistemine geçilmesi birinci koşuldur. Hiç kuşkusuz bunu yapabilmek için öncelikle öğretmenleri eğitecek kurslar açılması, öğretmen okullarında derslerin bu biçime dönüştürülmesi gereklidir. Biat kültüründen kurtuluşun tek yolu budur. Biat eden değil, başkaldıran, bizim dediğimize itaat eden değil bizim dediğimizi sorgulayan kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece bu kısır döngüden çıkamaz, ortadoğunun sorgulayamayan, anlayamayan ve dolayısıyla teknoloji üretemeyen toplumları gibi olmaktan kurtulamayız.  

Bu alanda Amerika’yı yeniden keşfetmek gerekiyor. ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Kore’ye, Japonya’ya bilim heyetleri yollayarak eğitimin oralarda nasıl yapıldığını, hangi derslerin okutulduğunu, hangi yöntemlerin kullanıldığını, dinsel, geleneksel eğitime yer verilip verilmediğini, veriliyorsa hangi bağlamda verildiğini incelememiz ve o sonuçlara göre ders programlarını belirlememiz gerekiyor.   

Türkiye bu adımı atmadığı, biat kültürüyle insan yetiştirmeye devam ettiği sürece, Menderes’in, Özal’ın ve Erdoğan’ın yaptığı gibi organizasyon değişiklikleriyle ya geçmişin birikimini harcayarak ya da geleceğin gelirini kullanarak bir süre refah artışını yakalıyor gibi görünebilir ama bu durum sürdürülemez. Bu tür temelsiz sıçramalar ülkeyi buluş yapan, marka yaratan, teknoloji üreten bir ekonomi durumuna getiremez. Bu duruma gelemeyen bir ekonomi ise birinci sınıf bir ekonomi konumuna ulaşamaz.  

Bilim dışı eğitimle yetişen insanların arasından buluş yapan, teknoloji geliştiren insanlar, dünya çapında yazarlar, sanatçılar, müzisyenler, edebiyatçılar istisnai olarak çıkar, onları da bu sistem harcar. Sistemin harcadığı kişilerle ilgili yüzlerce örnek verilebilir. 4 tanesini sayalım. Osmanlı, Takiyüddin er Raşit’in kurduğu gözlemevini ‘meleklerin bacaklarını gözetliyor’ dedikodusuna inanarak bir gecede yıktırmıştır. Kendi yaptığı balmumu kanatlarla Galata Kulesinden Üsküdara uçan Hezarfen Ahmet Çelebi’yi ‘tehlikeli’ bularak sürgüne yollamıştır. Türkiye, dünya çapındaki şairi Nazım Hikmet’i ‘komünist olduğu için’ hapislerde süründürmüştür. Yetiştirdiği sayılı klasik batı müziği bestecilerinden Fazıl Say’ı, ‘Ömer Hayyam’a ait olduğu sanılan bir rubaiyi sanal ortamda yazdığı için’ hapisle cezalandırmıştır. Bu saydıklarımın hepsi komik, komik olduğu kadar da trajik gerçekler. Hepsi de biat kültürünün ürünü.

Biat kültüründen çıkamadığımız, başkaldıran, sorgulayan, araştıran, bulan, eleştiren kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece ara sıra geçici refah artışları yaşayabiliriz ama gelişmiş bir toplum konumuna gelemeyiz. 

188 yorum:

  1. Uzak Dogu Asya dan hic bahsetmiyorsunuz oranin egitim sistemi de ekonomilerinde mucizeler yaratiyor biz bati ya oldugu gibi doguya da seyirci baka kaliyoruz !!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsediyorum. Yazıdaki Uzakdoğuya atıfları aşağıya bir kez daha göstereyim:
      'Bunun son örneğini Uzakdoğu ülkeleri veriyor. Son 30 – 40 yıldır Cumhuriyetin ilk döneminde yapıp sonradan terk ettiğimiz yöntemi kullanarak yani insanları soru soran, sorgulayan, analitik düşünebilen insanlar olarak yetiştirerek sanayileşmiş ülkelerin arasına girmeyi başardılar.'
      'Bu alanda Amerika’yı yeniden keşfetmek gerekiyor. ABD’ye, Avrupa ülkelerine, Kore’ye, Japonya’ya bilim heyetleri yollayarak eğitimin oralarda nasıl yapıldığını, hangi derslerin okutulduğunu, hangi yöntemlerin kullanıldığını, dinsel, geleneksel eğitime yer verilip verilmediğini, veriliyorsa hangi bağlamda verildiğini incelememiz ve o sonuçlara göre ders programlarını belirlememiz gerekiyor.'

      Sil
    2. Bu cevap eğitimdeki tipik sorunumuza parmak basmakta ,nitekim;Bu makale okununca test çözmeyeceğiz ,analiz edip sorunu anlamaya çalışacağız ve neticede bu yazıya bakmakla olmuyor.Yazıyı anlamak ,kaçırdığımız,ilişkilendirmekte zorlandığımız cümleleri tekrar okuyup mesai harcayacağız.Cevabım cevaplayıcıyı kritik anlamında olmayıp maalesef ülkenin eğitim sorunlarından birisine vurgu yapmak içindir.

      Sil
  2. Haftasonu sabahı için biraz "iç karartıcı" ama güzel bir derleme olmuş üstad. Kısa sürede yüzyıllarda seyahat imkanı oldu bu yazı. Elinize sağlık. Hayırlı ve sağlıklı bir haftasonu dileğiyle...

    YanıtlaSil
  3. Mahfi bey selamlar

    Yazınız bizi özetliyor fakat biatın ana özelliği doğudan kaynaklanmıyor mu? Mesela çin,japonya da da biat kültüründen bahsedemez miyiz

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında biat kültürü her yerde dönem dönem olan bir kültür. Günümüzde en yaygın ve yoğun olduğu bölge ortadoğu. Buna karşılık mesela Kuzey Kore'de çok daha etkin ama Güney Kore'de daha az etkili. Güney Kore insanlarını bilimsel eğitim temelinde yetiştirmede çok ilerledi. Sonuçta Güney Kore almış başını gidiyor, elektronikte devasa adımlarla ilerliyor ama Kuzey Kore geri kalmış duruyor.

      Sil
  4. egitim suremiz ortalama 6.5 yıl onumuzdeki en az bir nesil kayıp demek cokusun ana noktası budur yonetici soz de elıtler ise baska seyler pesindeler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana sorarsanız mesele süre meselesi değil. 6,5 yılı doğru kullanabilsek oradan bile bir şeyler çıkarabiliriz. Mesel eğitimin ne kadar bilim temeline dayandığı yani kalitesi. O 6,5 yılın önemli bir bölümü bilimin inkarıyla geçiyor. Dolayısıyla 6,5 yılı kalite aynı kalmak suretiyle 16,5 yıla çıkarsak bile çok az şey fark eder.

      Sil
  5. Mahfi bey merhaba;
    Düşüncelerinize katılmamak mümkün değil. Biat kültürü özellikle son dönemde oldukça tartışılır hale geldi. Nasıl bireylerin bir olgunlaşma süreci oluyorsa aynı şekilde toplumların da benzer bir süreçte olduğunu ancak, sayısal çokluğundan dolayı bu sürecin bir insan yaşamından daha uzun sürdüğü düşüncesindeyim. Nihayetinde Türk toplumu da bir takım ileri görüşlü liderler sayesinde bu süreci zaman zaman kısaltmaya çalışmış, ama ne yazık ki toplumun yaşaması gereken olgunluk aşamaları tamamlanamadığından, bir önce kaldığı kareye dönmüş. Benim sizin yazdıklarınızdan çıkardığım sonuç bu yönde. Yaşanmış olan dönemler toplum hafızasında yer ediyor ve her bir sonra yaşanan tecrübe bir öncekine ekleniyor. Ben Türkiye'nin bu yaşadığı süreci atlatacağına ve daha ileri bir demokrasi olma yolunda yavaşta olsa ilerleyeceğini düşünüyorum; bunu biraz yaşanamamış aşklara benzetebiliriz, yaşandıktan sonra bir ukte olarak kalmıyor. Bu dönemlerin de yaşanması ve ukte olarak kalmaması gerekiyor ki geri, bir önceki kareye dönmeyelim.
    Bir diğer konu ise Asya kültürü; burada çok emin değilim ancak, Asya kültürü hatta özellikle Japon kültürü biat konusunda bugün bile şaşırtıcı derecede bağnaz diye düşünüyorum. Saygılarımla. Oktay

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Uzak doğuda biat kültürü geçerli.
      Aslında biat kültürü her yerde dönem dönem olan bir kültür. Günümüzde en yaygın ve yoğun olduğu bölge ortadoğu. Buna karşılık mesela Kuzey Kore'de çok daha etkin ama Güney Kore'de daha az etkili. Güney Kore insanlarını bilimsel eğitim temelinde yetiştirmede çok ilerledi. Sonuçta Güney Kore almış başını gidiyor, elektronikte devasa adımlarla ilerliyor ama Kuzey Kore geri kalmış duruyor.

      Sil
    2. Birsey hatirlatmak isterim. Japonlarin biat ettikleri liderler hatalarinin affi icin bulunduklari gorevden istifa etmekten cekinmiyorlar. Boyle liderlere biat etmek gurur verici olsa gerek.

      Sil
    3. Hatta başarısız olduklarında intihar ediyorlar.

      Sil
    4. Uzak Doğu'daki biat kültürü ile Orta Doğu'daki arasında bir fark var. Uzak Doğu'daki sistemde adam kayırmacılık, liyakata değil sadakata önem verme, kapasitesiz olmasına rağmen bir pozisyonu doldurma gibi durumlar çok nadir rastlanır. Biri bir pozisyona geldiyse bu mutlaka önceki deneyimlerinin sonucu olup ekibini yönetebileceğinin bir işaretidir. Sürecin içerisinden geçen her kişi, o sürecin değişik alanlarında çalışarak uzmanlaşır, örneğin bir Japon ve Koreli'den kendi alanlarıyla ilgili her konuda ekspertiz sahibi olmasını ve diğer alanlarda da bilgi sahibi olmasını bekleyebilirsiniz. Bu anlamda süreç iyi işlediği için birinin yerine gelen diğeri de işi kolaylıkla yapar, ekip bozulmaz, ki yöneticilerin çoğu saçına ak düşmüş deneyimli denebilecek kişilerdir.

      Bu verdiğim örnek bankacılıktan olup nadiren de olsa buna aykırı biat kültürü özelliği gösteren durumlar da mevcuttur tabi, yine de Orta Doğu'ya nazaran Uzak Doğu'da daha az olduğunu düşünüyorum.

      Sil
    5. Doğru bir saptama, katkı için teşekkürler.

      Sil
  6. Hocam çok güzel bir analiz, emeğinize sağlık teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
  7. Hocam, eskiden festivalde izledigimiz fransiz filmi tadinda bir huzne kalktik sayenizde, çok tesekkurler. Egitimi ve aslinda tum hayati nitelik kriterinde degerlendirmedikce isimiz çok zor. Bilim ve bilginin yerine onlarin alternatfilerini, kahramanlik hikayelerini koydukca bu sarmaldan cikmak imkansiz.

    Çok selamlar,

    Man. Utd.-L'pool diyorum aksamustu icin

    YT

    YanıtlaSil
  8. Hocam bosverin ugrasmayin. Turkiye ne dogu ne bati, garip bi sentez. Bu ulkeden bi cacik olmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence uğraşalım, siz de uğraşın. Birçok konuda boş vermişliğin değerli olduğunu düşünürüm ama içinde yaşadığımız toplumun durumu söz konusuysa boş vermek doğru olmaz diye düşünüyorum.

      Sil
  9. Sayin hocam, programlarinizi ve yazilarinizi ilgi ile takip ediyorum, ekonomi hakkindaki gorus ve yorumlarinizi saygi ile degerlendiriyorum. Yapisal reformalarin gerekliligi ve ozellikle egitimde reformun oncelik ve ciddiyetle ele alinmasi gerektigi konusunda goruslerinize tamamen katiliyorum.
    Belirttiginiz sair birkac nokta konusunda ne yazik ki hemfikir degilim.
    Oncelikle Osmanli`nin yukselme donemindeki askeri basarisi sadece bilek gucune dayali bir basari degildi. Zaferler ve fetihler askeri teknikteki ustunlukten kaynaklanmistir.
    Bati dunyasinin 68 kusagina hosgorusu de yine polemige cok acik bir yorumdur. Avrupa ulkelerini tam olarak bilmiyorum ama ABD`nin gosterdigi sert ve acimasiz tepkileri, o zamanlar ulkelerini terk etmek sorunda kalip Kanada`ya yerlesmis binlerce insanin hikayelerinden takip edebilirsiniz.
    Imam hatipler konusunda da kisisel gorusum, durum yakin tarihimizde din egitimine yapilan baskicilik, sozkonusu okullara gidenlere hicbir kariyer imkani birakmayacak sinirlamalar getirilmesi vs goz onune alinmadan yapilacak yorumlar yanlis degilse bile eksik kalacaktir.
    Tarih yorumlarini tarihcilere biraktiginiz kiymetli yazilarinizi sabirsizlikla bekliyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Benimle hemfikir olmamanızı saygıyla karşılıyorum. Herkesin hemfikir olduğu konularda genellikle ilerleme sağlanamaz.
      İki konuya değineyim izninizle: (1) Bu bir tarih yazısı değil sosyolojik bir deneme. (2) Her entelektüelin her konuda düşüncesini açıklaması çok yararlı bir şeydir. Ancak o şekilde yeni ve farklı görüşler ortaya çıkabilir.
      Herkesin kendi uzmanlık alanıyla sınırlandırılmasına ilişkin talepler de aslında hepimizin ruhuna sinmiş olan biat kültürünün bir yansımasıdır ne yazık ki.

      Sil
    2. Hocam futbolla ilginizden ötürü o yönde bir terim kullanacağım: "Baskı sonuç getirdi". Her sonuç olumlu değil ne yazık ki.
      Bizim ülkemizde dine ya da başka bir unsura karşı geçmişte yapılan ve hala toplumun belli bir kesminin zihninde maalesef kovulamayan baskılar şuanki durumun sebebidir dersem çok da yanlış bir sosyolojik çıkarım olmaz diye düşünüyorum. Zira bu baskıları baskılamak ve karşı yönde yeni baskılar yapma konusunda maalesef ülkemiz insanları pek mahirdir. Keşke özgür bireyler, eğitimciler, eğitim ortamlarının olduğu bir toplum olabilsek. Sizin sosyolojik tespitleriniz doğru ancak tek yönlü. Yanlısınız demiyorum! Sizin gibi bir ilim insanına ufkumuzu genişletme çağrısı yapacak değilim. Lakin olumsuz olarak nitelendirdiğiniz olayları değerlendirirken bunun sebeplerinin ne olduğunu da göz önünde bulunduralım ki bu durum bir daha yaşanmasın. Daha üstteki yorumda mücadele etmeye devam demişsiniz ama toplumun tüm değerlerini göz önünde bulundurarak mücadele edelim. Aksi halde maalesef bu döngüden çıkamayacağız.

      Sil
  10. Hocam devlete biat etmeyen pkk yi o zaman hakli gorebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır. Bu aynı şey değil.
      Ama onları devlete başkaldırıya iten nedenleri oturup incelemez, iyi analiz edip doğru yaklaşımları geliştiremezsek bu sorunu çözemeyiz. Bu başkaldırı 40 yıldır sürdüğüne ve karşılığında devletin uyguladığı yaklaşımdan 40 yıldır sonuç alınamadığına göre bir yerlerde hata yapıldığını kabul etmemiz ve konuyu yeniden ele alıp değerlendirmemiz gerekiyor.

      Sil
    2. PKK'lı teröristler yöneticilerine biat etmese PKK olmazdı

      Sil
  11. Size kucak dolusu saygılarımı sunuyorum sayin hocam.

    YanıtlaSil
  12. Bizi bize anlatan düşündürücü bir yazı yazmışsınız yine hocam.Üniversitede ki değerli mi hocam şöyle derdi "herşey hakkında birşey;birşey hakkında herşey bilin" siz boşverin sadece ekonomi değil diğer yazılarınızı da büyük bir keyifle okuyoruz.Çok gecmiş olsun hocam iyi haftasonları.

    YanıtlaSil
  13. Biat kültüründen kurtulup rasyonalist, analitik, eleştirel düşünceyi bizim topraklarımızda da yayginlastirmaliyiz. Ama şu an için konuşursak bunu yapacak siyasi ve idari bir irade de bulunmamakta. O zaman da toplumun büyük kesimine; öğrencisinden akademisyenine, memurundan emeklisine yani kendi bilgisi çerçevesinde herkese bunu gerçekleştirmek için bir sorumluluk düşüyor bence. Örneğin Mahfi Hoca üşenmeden bu köşede bilimsel ve toplumsal değerlendirmelerini bizimle paylaşarak ufkumuzu açıp bilgilenmemizi sağlıyor. O yüzden herkes üzerine düşen sorumluluğun farkında olmalı. Hiçbir şey yapamıyorsak bile en azından yoneticilerimizi bilimsel, aydınlanmacı bir yola girmemizi sağlamaları konusunda teşvik etmeliyiz ve yönlendirmeliyiz. Toplum olarak bu irade gösterilse kesin olarak bunun yansıması da olacaktır. Yoksa bana ne deyip bir kenara çekilirsek veya hep güçlüden yana olup yanlışlara ses çıkarmadan mevcut sisteme ses çıkartmazsak mehter marşı gibi iki ileri bir geri gitmeye mahkum oluruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paylaşım için teşekkür ederim, sağolun.

      Sil
  14. hocam, biz toplum olarak ne cumhuriyeti anlayabildik ne de onun getirdiği laikliği!. hem anlama konusunda samimi olmadı anlatmaya çalışanlarıysa özellikle bir bölümümüz amiyane tabirle dinsizlikle suçlama yoluna gittik. her 10 kasımda sadece atam izindeyiz demekle yetindik ama bir söylev çalışmasını alıp okuma zahmetinde bulunmadık!. böyle yapınca da bana göre din - bilim dengesini gözeten laiklik bize iç ve dış düşman odaklarınca dinsizlik olarak benimsetildi. bunların sonucunda son yıllarda iyice biatçı toplum olduk ve maalesef Ortadoğu kültürüne yaklaştırıldık!. öncelikle cumhuriyetin toplumu olmadığımızı ve olmaya da çalışmadığımızı içten ve beynen kabul etmemiz gerekir. çünkü dip yapan hiçbir şey daha aşağı gidemez ve yukarı doğru gitmeye başlar!. saygılar hocam....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ne yazık ki durum böyle.
      İşin kötüsü dip diye bir şey yok. Şu anda bulunduğumuz durumu dip sanıyor olabiliriz.

      Sil
  15. öncelikle geçmiş olsun hocam, yazı için çok teşekkür ederim. daha ayrıntılı bilgi için bu konularla ilgili hangi kitapları tavsiye edersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bu konulara da yol gösteren sosyolojik analiz konusunda en iyi kitaplardan birisi daha önce birçok kez değindiğim Alaeddin Şenel'in İlkel Topluluktan Uygar Topluma adlı kitabı.

      Sil
  16. Hocam saygılar;
    Nacizane olarak bugünkü yazınızdan yola çıkarak, bunu gelenekselleştirseniz diyeceğim. Haftanın bir günü (haftasonları olabilir) yazı konunuzu sosyoloji, tarih veya felsefe ye ayırsanız çok süper olacak. Bu yazınız hafta içi okuduğumuz yazılarınızın üzerine, beynimizi temizleyen ve temizlenen beynimizde diğer yazılarınızı dahada berraklaştıran o kadar güzel bir yazı olmuşki, genelde ısrarla tarihte okuyun, felsefede sosyolojide okuyun derken ne demek istediğiniz çok daha net anlaşılıyor hocam. Sağolunuz ellerinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Elden geldiğince yapmaya çalışacağım.

      Sil
  17. Hocam öncelikle elinize sağlık. Benim bir sorum olacak müsadenizle: bu biat kültürünü nasıl aşabiliriz? Bu tür düzenlemeleri yapacak ve topluma enjekte edecek olan yöneticiler bunun farkında değil mi? Ve bu yöneticiler genelde iyi okullardan mezun, eğitimli insanlar diye biliyorum. Sanırım bu düzeni değiştirmek işimize gelmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Atatürk devrimleri bunu aşmak için yapılmıştı. Artık çok zor.

      Sil
  18. Hocam dün bir işim için meclisteydim. Orada milletvekillerini ve ortamı görünce birkez daha anladımki söylediklerinizin olması İ M K A N S I Z.
    Türkiyenin kendi yapısı oraya yansımış, küçük türkiye yani. Maalesef türkiyenin eğitimsizlerini eğitmeai imkansız görünüyor içim parçalanıyor ama furum bu. Sizde bürokratlık yapmıştınız. Bunı benden iyi bilirsiniz

    YanıtlaSil
  19. Mahfi bey,

    Öncelikle acil şifa diliyoruz. Allah'ın ihsaniyeti üzerinizde olsun...

    Siz pozitivizme ve kapitalizme biat edersiniz!
    Biz hakikate ve hikmete biat ederiz!

    Yıllar önce hakikatin yolundan koptuğunuz için;
    Şu an hayâti tecrübeniz ne seviyede olursa olsun, ne yazık ki, devasa bir bocalama içindesiniz!

    İşte tam da yukarıdaki sebeple; bizlerin nasıl bir evren tasavvur ettiği ile ilgili, ne yazık ki, önyargılara sahipsiniz!

    İnternet denilen şu okyanusta bir damla olan sitenizde;
    Size "yol"u başından sonuna anlatmamız mümkün değil. Ki buna yeltenmek de o kadar mümkün değil...

    Bizlerin nasıl bir evren tasavvur ettiğine en azından kuş bakışı yaklaşmaya niyet eder iseniz,
    Önyargılarınızı bir nebze de olsa azaltmaya cesaret eder iseniz,
    Lütfen aşağıdaki adresleri büyük bir dikkatle izleyiniz:

    1.
    https://www.youtube.com/watch?v=ANayfUkfV-s

    2.
    https://www.youtube.com/watch?v=pKCB5Z_lfvs

    3.
    https://www.youtube.com/watch?v=dSus3mRIFa4

    4.
    https://www.youtube.com/watch?v=HgJOIe2JL1E

    5.
    https://www.youtube.com/watch?v=wH_m3D3CI8Q

    6.
    https://www.youtube.com/watch?v=AW3qjsCsOGg

    7.
    https://www.youtube.com/watch?v=qMJaa79jhP4

    8.
    https://www.youtube.com/watch?v=uxjPQe4xisU

    9.
    https://www.youtube.com/watch?v=Ao9UdtrpHPY

    10.
    https://www.youtube.com/watch?v=pRXhFq5VR4A

    11.
    https://www.youtube.com/watch?v=r3aZUxOm8XE

    12.
    https://www.youtube.com/watch?v=vHdBYLZWrbk

    13.
    https://www.youtube.com/watch?v=2J-twKV39OI

    14.
    https://www.youtube.com/watch?v=ivhhIXFO1yc

    15.
    https://www.youtube.com/watch?v=dkR91mG8dCM

    16.
    https://www.youtube.com/watch?v=uT4Xwx_cRTM

    17.
    https://www.youtube.com/watch?v=3Cve6iMbibM

    18.
    https://www.youtube.com/watch?v=jt5EBpbo72o

    19.
    https://www.youtube.com/watch?v=dZYzU_VqKOQ

    20.
    https://www.youtube.com/watch?v=-IYQtf4H24w

    21 ve 22
    https://www.youtube.com/watch?v=RE-LnHyGlQE



    Hakikatin ve hikmetin ışığı "yol"unuzu aydınlatsın Mahfi Bey...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Hakikat yolundan hiçbir zaman kopmadım. Çünkü Atatürk'ün dediği gibi: 'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.'
      Bilim her zaman yolumuzu aydınlatıyor.

      Sil
    2. Not: Ben bu diziyi zaten izlemiştim. Yunus Emre'nin çizdiği yola en küçük bir itirazım yok. Ama bugün bu coğrafyada yaşadıklarımız ile Yunus'un çizdiği yol aynı değil.

      Sil
    3. Mahfi bey,

      "Hakikat"i henüz bilmiyorsunuz, tecrübe etmediniz.

      Yunus daima "yol"da idi. O bir yolcu idi. Yunus; ne yolu başlatan ne de bitiren kişiydi. O bir yolcu idi, rehberimizdir...

      "Yol" aynı yol! Kopan var, kopmayan var! Siz; kopanlardansınız!

      "Yol"a çıkınız;
      "Yol"dan çıkmayınız!

      "Önce celâl, sonra ikram!"

      Sil
    4. Bilim yolundan çıkmayın.

      Sil
    5. O sözün Atatürk'e değil, İslam Halifesi Hz. Ali'ye ait olduğunu belirtmek isterim.

      Sil
    6. Kime ait olduğundan çok söze uyup uymadığımız önemli. Bir de bilimden ne anladığımız. Ben burada science anlamındaki bilimi kastediyorum.

      Sil
  20. Sayın Mahfi Eğilmez,
    Öncelikle yazılarınızı beğenerek okuduğumu belirtmek istiyorum. İslam kültürüne ve terminolojisine biraz aşina ve ehli sünnet anlayışına sahip bir kişi olarak naçizane bazı düzeltmeler yapmak istiyorum.
    Biat: İslam devletlerinde vatandaşlık bağı anlamına gelir. Yani bir kişi bir devletin egemenliği altına girerek hem bazı haklara sahip olmasi hem de bazı yükümlülükler altına girmesidir. Fakat her nedense dilimize bir lidere körü körüne itaat etmek olarak girmiştir. Bu yanlış anlamlandırmayla geçmiş İslam devletlerinde yaşayan insanların vatandaşlık görevlerini yapmasını körü körüne itaat olarak anlamak doğru değil

    Halifenin Allah'ın yeryüzünde gölgesi olması: Bu inanış şia mezhebinde vardır. Onlara göre imam kutsal ve masumdur. Yaptıklarına günah işlemez. Hristiyanlıkta da bu anlayış vardır. Böylelikle küçük bir azınlık kendilerine bir kutsallık atfederek insanları sömürmeyi hak görürler. Aslında bu anlayış insanlık tarihinin en önemli sorunudur. Eski yunandan feodaliteye komünizmden kapitalizme kadar tüm sistemlerde mutlu bir azınlık kendilerini ve değerlerini kutsal görerek insanları sömürmeyi kendilerine bir hak olarak görürler. İslam dininde ise emirleri ve yasakları Allah koyar. Bu emir ve yasakları kimse keyfine göredeğiştiremez. Peygamberler bile kutsal değildir. Onlar bile sadece Allah'tan aldığı vahyi insanlara tebliğ ile görevlidirler.

    YanıtlaSil
  21. Ben sizin sorun tespitinize katılmıyorum. Sorunu analitik düşünme gibi, bilimsel eğitim ve biat kültürü gibi ortak kabul görecek önerilerle çözümlemeye çalışmıssınız ancak sorunun temelini dini oturttuğunuz çok açık görünüyor. Eğer öyle değilse bunu bir eleştiri olarak degerlendirebilirsiniz.

    Geçtiğimiz günlerde İngiltere tahtında en uzun süre oturmuş olan monark değişti. İngiltere bugün iktisat adına konuştugumuz çoğu şeyin temelinin atıldığı ülke. Çünkü ticaret kültürleri çok çok eskilere dayanıyor. Her kuruşlarının kıymetini bilirler. Ama her İngiliz vatandaşı Kraliyet Ailesi için vergi verir. Biat kültürü? Japonya'da da hala Monarşi olduğunu, Kanada'da, Avurstralya'da, Yeni Zellanda'da çıkan her kanunu Kraliçe'nin onaylaması gerektiğini ve bu yüzden Commonwealth Reign ülkelerinde Cumhurbaşkanı olmadığını hatırlatmak isterim. Güya Suriye'deki monarşiden kaçarken kazaya uğrayan Aylan ailesi öncelikle Kanada'ya gitmek istemesi de trajikomik bir gerçektir.

    İhracat rekorları ve AB'de ekonomi lokomotifi olan Almanya'da iktidarın büyük ortağı olan partinin adı 'Hırıstiyan' Demokrat Parti'dir. Toplumda din etkisi? Norveç ki en yaşanır ülke diye geçer. Norveç'in kanunlarında Norveçlilerin evanjelist olduğu geçer. Çocuklarını bu şekilde yetiştirmeleri emredilir.

    Monarşi kötü bir şey değil ancak Osmanlı beceriksizdi, ya da din etkisi problem değil ama sorun İslam'da diye düşünmüyorsanız sorun tespitinde görmediğiniz noktaya geleyim.

    Bu ülkeler bizim ayak bağı ve gericilik dediğimiz degerlerle nasıl gelişebildiler? Çünkü demokrasi bu ülkelerde yüz yıllardır en önemli değerlerden birisidir.

    Demokrasi düşünce ve asıl önemlisi ifade özgürlüğünü koşul koyar. Sebebi de pek ulvi değil çok pragmatiktir. Yönetim erkini elinde tutan her zaman yanlış yapabilir (Evet batılı olsa bile, hatta batılılar daha çok yapar). Ancak bu yanlışları birilerinin dile getirmesini özgür bırakmadığınız zaman işte ülke o zaman çıkmaza girer.

    Dolayısıyla ülkemizde düzeltmemiz gereken, tüm siyasilerin, tüm insanların edinmesi gereken esas sorun düşünce özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün gelişmesidir. Demokrasi kültürü demek oy vermek değildir. İki bir seçim demek değildir. Hatta demokrasi ile seçimin uzak yakın alakası bile yoktur.

    Demokrasi ifade özgürlüğüdür. Siz her hafta seçim yapın, eğer insanlar gazetelerde olayların gerçeklerini okuyamıyorsa, hiçbir farklı görüş diğerine tahammül edemiyor ya sesini kesmeye çalışıyor ya da sesini yükseltiyorsa o ülke gelişemez.

    Biat kültürü ve lideri takip etme özelliği aslında bir milleti ileriye taşıyabilecek bir özelliktir. Unutmayın ki eger biat kültürü olmasa Ataturk'de devrimlerini yerine getiremezdi ve kendisi askerdi.

    Avrupa da söylediğiniz aksine biat kültürü olan bir milletler topluluğudur. Çoğu monarşi ile yönetilir. Ama yöneticilerin hala yüzleri kızarır. Halk problemli gördüğü şeyleri baskı görmeden dile getirebilir. Bu da onların gelişmelerinin tek sebebidir. Demokrasi ile biat kültürü tezat değildir, bu ikisini karıştırdığınızı düşünüyorum.

    Özetle sorun ne eğitim sistemimizde ne de sağlık sistemimizde ancak demokrasi anlayışımızda. Demokrasiyi seçime ve çok partiye indirgemiş bir toplum olduk. Eğer demokrasiyi özümlersek her şeyin en doğrusunu bulabilecek zekaya sahip bir milletiz.

    Çok sevdiğim ve kime ait olduğunu bilmediğim azıcık ekonomi bulaşan bir sözle de bitireyim: Amerika zengin olduğu için demokrat olmadı, demokrat olduğu için zengin oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Avrupadaki monarşiler sözde monarşidir. Yani monraşi oralarda artık semboliktir. Kimse İngiltere ya da Hollanda kraliçesine biat etmez.
      Sanırım son 2 paragraf her şeyin özeti. Aynı zamanda yazınızdaki çelişkinin de özü.
      Demokrasiyi nasıl geliştireceğiz bu topraklarda? O da eğitimle olmayacak mı?

      Sil
    2. 'Hristiyan Demokrat Parti' ismine sesiniz soluğunuz çıkmadı! Ama Almanya'nın teknolojisini öğrenelim tabii değil mi!
      Asıl çelişen sizsiniz!
      Örneğin A.K.P. adını değiştirip, İslamcı Demokrat Parti (İ.D.P.) ismiyle seçimlere girse, bodoslama dalarsınız!
      Sanki M.H.P. de Türkiye'de milliyetçiliğin tek kalesiymiş gibi!
      Veya C.H.P. de laikliğin tek kalesiymiş gibi!

      Bu ülkede demokrasi var mı?
      Kemalizmi dikte eden sizler değil misiniz!
      Kemalizme mi biat edelim!

      Bırakın:
      Herkes istediği eğimi alsın!
      Kemalist eğitiminiz demokrasiyi geliştirmiyor, öldürüyor! Göremiyor musunuz!

      Sil
    3. Parti taraftarlığından kurtulamamış kişilerle biat kültürünü tartışmak mümkün değil de ondan sesim çıkmıyor.
      Yazımın hiç bir yerinde CHP ya da MHP adı geçmiyor ama siz biat kültürünün esiri olduğunuz için her eleştiride onları görüyorsunuz. Ne diyeyim.

      Sil
    4. Adsızlar karışmasın ama önemli değil, tabi ki tartışmak ya da tartışmamak sizin tercihiniz.

      Siz subjektif olarak 'temsili' diyebilirsiniz ancak bana lütfen İngiltere'de monarşinin temsili olduğunu gösteren somut bir olay gösterir misiniz? Siz İngiliz başbakanının düzenli olarak Kraliçe'ye 'rapor' vermek zorunda olduğunu biliyor olmalısınız. Ya da Kraliçe'nin başbakanı atadığını, resmi devlet başkanı olduğunu, yani bizdeki Cumhurbaşkanı'nın eşdeniği İngiliz kralı ya da kraliçesidir. Hiçbir şey yapmadan, sadece kan bağı ile birden bir ülkenin başkanı oluverirsiniz. Bana pek temsili gibi gelmedi bu durum.

      İngiliz halkının kraliçeye biat etmediği gene subjektif görüşünüz ya da inanmak istediğiniz bir gerçek, bizimkiler liderlerine ne kadar biat ediyorsa, onlar da en az hatta daha fazla biat ediyor. Bizim liderler iktidardan gidince tarih oluyor ancak Kraliyet ailesi onca skandala rağmen hala ingilizlerin en asil ailesi. Halkın biat ediyor olmaları eleştirmedikleri anlamına gelmiyor, çünkü bu onların demokrasi kültürünün bir parçası.

      Avrupa'nın çoğu öyle görünmese ve öyle yansıtılmasa bile hala monarşi ile yönetilir. Bunun aksi bir somut örneğiniz varsa gerçekten öğrenmek isterim. Osmanlı'nın da sadrazamları olduğunu, ve Osmanlıda da seçim yapıldığını hatırlatmama gerek varmı bilmiyorum.

      Gene sorun tespitine gelirsek, laiklik ise gelişmenin formülü Norveç'i, İsrail'i nasıl açıklayacaksınız? Yönetim biçimi, tek adamlık vs. ise İngiltere'yi, ABD'yi (Başkanlık sistemi yumuşatılmış bir monarşidir. ABD'de başkanı bildiğiniz üzere halk doğrudan seçmez. Bu da muhtemelen İngiliz'lerin sigorta olarak kurdukları bir sistem, en azından ben öyle düşünüyorum, ama destekleyecek pek bir kaynağım yok.) nereye koyacağız?

      Bizi bu ülkelerden ayıran en önemli farkın bizin demokrasi anlaşımızın sandığa gitmekle sınırlı kalması. Demokrasi kültürünün, eğitim ile verileceğini de düşünmüyorum malesef. Toplumun biraz evrilmesi gerekiyor. Henüz demokrasiyi özümsemis bır liderlerimiz olmadı, buna Atatürk de dahildir.

      Sil
    5. Osmanlıda normal olarak ölmüş kaç sadrazam var biliyor musunuz?
      İngiltere Kraliçesi, İngiltere Merkez Bankası'na faizi indirin çok yüksek tutmuşsunuz diyebiliyor mu? Diyemiyor. İngiltere Kraliçesi herhangi bir partinin işlerine karışabiliyor mu? Karışamıyor. Faizi indiremeyen, partilerin iç işlerine karışamayan hükümdar mı olur? Demek ki monarşi filan hikaye. Önemli olan kurallara bağlı ama kişilere biat etmeyen bir sistem kurabilmek.

      Sil
    6. Fare dağa küsmüş, dağın haberi olmamış!

      Mesela sadrazam Seyyid Hasan Paşa eceliyle ölmüş! Daha "normal yollarla ölen" onlarca var!

      İngiltere ne!
      Türkiye ne!

      İngiltere, tarihte de, bugün de, en emperyalist, en kolonyalist tek dişi kalmış medeniyetlerden biri!

      İngiliz kraliyeti de, İngiliz parlamentosu da, İngiliz şirketleri de, bütün dünyayı sömüre sömüre zenginliklerini pekiştiriyor; siz de sanıyorsunuz ki "Türkiye batının eğitim, demokrasi ve hukuk şablonlarını örnek almadığı için gelişemiyor!" Mahfi bey!

      Bir tek dişi kalmış medeniyet, bütün dünyayı sömürürken, İngiltere kraliçesi İngiltere Merkez Bankası'na faizi indir dese ne yazar, arttır dese ne yazar!

      Bir başka tek dişi kalmış medeniyetin merkez bankası olan FED, faizi arttırdığı zaman göreceğiz Türkiye'yi ve diğer sömürülenleri ne hale düşürdüklerini!

      Sakın bize tekrar "Ama Güney Kore şöyle yaptı da! Ama Güney Kore böyle yaptı da!" hikayesini anlatmayın!

      65 yıl önce Kore Savaşı'yla o medeniyeti mahvettiler! Sizi de Samsung'la, Hyundai'yle, SsangYong'la, LG'yle kandırıyorlar!

      Sil
    7. Neden kriz için tedbir almadınız diyebiliyor, açıkça denetliyor:
      http://www.ibtimes.com/visit-gold-vault-queen-questions-bank-england-officials-financial-crisis-938497

      Başka bir haberden:
      It was the Queen’s ninth visit to the Bank. On her first, as the 11-year-old Princess Elizabeth, she signed a thousand pound note.

      Read more: http://www.dailymail.co.uk/news/article-2247578/Queen-gives-Bank-chiefs-ticking-orf-crash-visits-vaults.html#ixzz3lelCojrJ

      Gene bana monarşi pek hikaye gibi görünmedi.

      Ben Osmanlı'nın iyi bir imparatorluk olduğunu düşünmüyorum. Kendi görüşüm. Ancak 'biat kültürü' olan bir toplum sultanlarını sınır dışı edebiliyor, 'biat kültürü' olmayan bir toplum her yıl tıkır tıkır kraliyet ailesine vergisini veriyor.

      Ayrıca ben sizin biat kültürü tanımınıza katılmıyorum, şayet biat kültürü ile eleştirmeyen, sorgulamayan bir toplumdan bahsediyorsanız bunu başka kelimelerle ifade etmelisiniz. Biat kültürü lideri takip eden bir toplumu ifade ettiğini düşünüyorum bunda İngiltere örneğinde olduğu gibi toplumun gelişmesi için bir sakınca yok. Pratik faydası gördüğünüz gibi Kraliçe merkez bankasının altınlarını göstererek 'batmadık hala dim dik ayaktayız' mesajı verelebiliyor. Ama liderini dinlemeyen, tanımayan bir toplumdan nasıl bir sinerji çıkartabilirsiniz?

      Günümüzün liderleri doğru örnekler değil. Çünkü bahsettiğiniz biat kültürü demokrasi ile birleşmediği için insanlar doğru bilgilenemiyorlar. Bugün hemfikir olmadığınız liderleri destekleyenlerin sizin bilgi edindiginiz kaynaklardan mı faydalandığını sanıyorsunuz? Onların bulunduğu noktadan, bilgi kaynaklarından beslenseniz belki sizin de oyunuz değişecek. Eğer demokrasiyi altın kuralınız haline getirirseniz ne din ne yönetim biçiminiz bu noktalara getiremez, çünkü insanlar kimilerinin sandığı kadar saf ve cahil değiller. Eğer İslam dini ve inanışı demokrasi ile çelişiyor diyorsanız o konuda çok derin bir bilgim olduğunu söyleyemem ama ben herhangibir dinden bir farkını göremiyorum.

      Unutmayın, milli mücadele dönemi eğer insanlar Atatürk'e biat etmeseydi bu ülke belki de kurulamazdı.

      Sil
    8. Adsız13 Eylül 2015 22:44'a

      Ya ne hakkinda konustugunuzu bilmiyorsunuz ya da bilerek konulari carpitiyorsunuz, guya savinizi destekleyeceksiniz bu sekilde.

      Biat kulturunu kafaniza gore de yorumlayarak bu tartismadan cikamayacaginizi da farkettiginiz belli oldu. Kisaca Mahfi hocanin dedigi dogrudur, Ingiltere'deki butun kraliyet uygulamasi semboliktir. Tarihi nedenlerle Kralice birligi simgeledigi icin, gelisimi ve ilerlemeyi engellemedigi icin, ve bir kisim Britanya Vatandasinin nostaljik nedenlerle baglilik hissetmesi nedeni ile yerinden oynatilmamistir. Gunumuzde bile yerini birakabilme ihtimali tartisilmaktadir.

      Hocanin bahsettigi sembolik gorevlerinin aksine bir davranista bulunmaya calismasi durumunda, bir gun bile sektirmeden halk sokaga dokulup cumhuriyet talebinde bulunacak kadar bilinclidir. Bunu da tabii ki yillar yili sistemli sekilde egittigi vatandaslarina borcludur. Ingiltere'de belirli cikar gruplarinin da islerine gelmedigi noktada krallari tahtindan ettigi de gorulmedik sey degildir (bakiniz: 'The Glorious Revolution'). Anlayacaginiz taa 1600 lerde bile biat degil, toplumun kesimlerinin cikarlari oncelik sahibidir.

      Bu satirlari yazan bir Ingiliz vatandasi olarak, dinler arasinda malesef reforumunu henuz gerceklestirememis Islam hakkindaki elestirilerinizi de duymak isteriz...

      Sil
    9. Konuyu carpittigim yok. Konu cok acik. Konu su. Turkiye'de insanlar liderlerinin sozlerinden cikmiyorlar, ne diyorlarsa kosulsuz yerine getiriyorlar.

      Ben de diyorum ki bunu sadece Turk'ler yapmiyor. Bu sekilde hareket eden bir ton millet var, en basinda da Ingiltere geliyor. Halk sokaga dokulurmus de Cumhuriyet ilan ederlermis. Buna ben ancak gulerim. Mark Duggan olaylarini, Ingiliz polisinin olayi nasil bastirdigini gormedik sanki. Londra'nin bir mahallesindeki CCTV kamera sayisi, Turkiye'deki toplam MOBESE kamerasindan belki de daha fazladir. George Orwel'e ragmen... Bana Ingiliz'leri ve Ingiltere'yi anlatacaksaniz su sorularima cevap vererek yardimci olabilirsiniz:

      1- Neden Ingiliz'ler hala kiraliyet ailesini finanse ediyor?
      2- Kraliyet ailesinin sembolik oldugunu gosteren somut bir ornek verir misiniz? Hocam MB ornegi verdi ama ben kralice'nin MB yetkilileri ile olan fotografini gorunce buna pek ikna olmadim. Basbakan kraliceye haftalik rapor veriyor diyorum. Daha ne kadar dahil olsun, Ingiliz basbakanin isi gucu yok da 100 yasinda kadina ulke meselelerini anlatacak. Bunlar hep mizansen ise, iste Ingilizler de eglenecek sey bulamamis boyle kendilerince egleniyorsa, diyecegim bir sey yok.
      3- Ha bir de, Kraliceye baglilik yemini ettiginize gore Cumhuriyet ilan ederken rahatsiz olmayacak misiniz?

      Ingilizlerin bir cok alanda gelismislik konusunda bizden daha ileri oldugunu fazlasiyla kabul ediyorum. Ama bunun sebebinin biat kulturu olmayan, bagimsiz bireyler olusundan felan degil, aksine liderlerinin arkasindan giden ve milliyetcilik degerlerinin asiri yuksek olmasindan kaynaklandigini dusunuyorum. Peki nedir o zaman onlari ileri tasiyan? Elestirici olmalari (madem bir gocmensiniz, Ingilizlerin yerli yersiz comment'lerine her gun muhattab oluyorsunuzdur, Allah kolaylik versin), demokrasi ve ifade ozgurlugune son derece onem vermeleri diyorum. Bunun biat kulturu ile celismedigini ifade ediyorum, orneklerle anlatmaya calisiyorum. Eger bu kadar acik soylememe ragmen ikisi arasindaki farki gosteremediysem daha fazla bu konuda anlatabilecegim bir sey yok.

      Sorun tespiti konusunda tekrar ediyorum. Bizim sorunumuz liderlere kosulsuz itaat degil, liderlerin hatalarini dile getiremiyor olmamiz. Eger liderlerin hatalarini dile getirebiliyor olsak ve demokrasi kulturumuz yeterli olsaydi itaat etmekten hic de gocunmayacagimiz liderlerimiz olurdu. Buna hic suphem yok. Yurt disi orneklerine, Hocam 'siz beni kovamazsiniz ben istifa ediyorum' der gibi saygi duyuyorlar, itaat etmiyorlar diyor, bakis acisi farki, ha itaat etmeme sansiniz olmasin, ha saygi duymama sansiniz olmasin bence ayni kapiya cikiyor.

      Islam hakkinda derin bir bilgim olmadigini soyledim. Olsaydi paylasmaya calisirdim. Ama Islam'i diger dinlerden ayiran bir yonu digerlerine gore daha yeni bir din olmasi olabilir. Bu kimi kesimlerde Islam'in hala yayilmasi gerektigi inancini, daha korumaci (conservative) yaklasmalarini o yuzden cihadist hareketlere yonelmesini sagliyor olabilir. Bu belki hic yok olmayacak ama zamanla yumusayacaktir. Dinin kolay kolay 'elden gitmeyecegini' gorecekler, enerjilerini baska yone aktaracaklar. Aynen hiristiyanlikta oldugu gibi. Misyonerlik eskisi kadar yok ama hala var. Gunumuzde bile cihatci ilan ettiklerine 'crusade' ilan ettikleri gunler de cok eski degil. Bizzat Bush'un ifadesidir. Demek ki fazladan 1400 yil bile bu korkuyu yoketmeye yetmiyor.

      Neyse hocam yayinlarsa, cevaplarinizi bekliyorum, su sembollerin anlamlari konusunda biraz bilgileneyim.

      Sil
    10. Adsız14 Eylül 2015 21:50'a cevap

      Konu dediginiz gibi acik ama sizin kafaniza gore 'biat' kelimesini yorumlamaniz, hocanin ve diger insanlarin kabul ettigini anlam ile celistigi icin size fazladan aciklamada bulunmak zorunda kaliyoruz.

      Biat ile saygi duyup onerilen yolu kabul etmek/izlemek arasindaki farki anlayabildiginizi varsayarak cevapliyorum:

      1- Britanya halki sadece kraliyet ailesini degil, verdigi kira/vergi ile tum soylu sinifa odeme yapmaktadir (toprak sahipleri - landlord). Bu acikcasi mulkiyet ve kazancin dagilimi ile ilgili genel bir sorun ve Ingiltere tarihi boyunca da baya yer etmis durumda. Ama bu 'gelir/varlik dagitim politikasi', yonetsel biat etme konusu ile alakali degil. Sonucta feodalizmin en somut sekilde gelistigi yerlerden biri, ve siniflar arasi iliskiler de hala gunumuzde varligini gostermektedir.

      Halkin mevcut devlet basi secim sistemi ile ilgili pek sorunu olmamasinin nedeni gunluk hayatlarinda herhangi bir kisitlamaya neden olmamasi ve bir onceki yazida belirttigim nedenler. (temsil gorevi, gonulsel baglilik, rolun tarihsel evrimi)

      2- Bahsettiginiz bilgilendirmeden dunyanin gelismis/yari-gelismis tum ulke liderleri faydalanir, bunlar kral veya cumhurbaskani olsun olmasin. Zaten kralicenin de yeterince danismani, kendi tavsiye zumresi var, sadece basbakandan gelecek herhangi bir bilgilendirmeye muhtac degil. Fakat burda gozardi ettiginiz sey, bu bilgilendirmeler olsun olmasin, kralicenin yasamaya, yurutmeye ve yargiya etkisi '0' (sifir) dir. Kendisinin bile itiraf ettigi, sinir oldugu davalar olmasina ragmen (ortaya cikan telefon kayitlari, ic muhbirler sayesinde ogreniler) hicbirsey yapamadan oturup sonuclari beklemek zorunda kaliyor. Ha keza, herhangi bir kanun yapiminda veya uygulamasinda, kraliyetin hic bir soz hakki ve etkinligi yoktur. Zaten sembolizm de tam olarak burada, bunlarin hepsi yapiliyor ama gelenek nedeni ile. Devlet kendince gelenegini boyle olusturmus, ve eskiden 'aktif/fiili' yetkinligi olan kral/kralice, simdi formaliteye indirilmis durumda.

      Biraz bilgilendirici olmasi icin kralicenin resmi gorevlerini de yazayim:
      1- Devletin basi olarak seremoni ve resmi gorevleri yerine getirmek (Britanyayi dis dunyaya temsil etmek)
      2- Milli benlik ve birlik icin bir odak noktasi olmak
      3- Degisim zamanlarinda devamlilik ve istikrar saglamak
      4- Vatandaslarin basarilarini tanimak (madalya, unvan)
      5- Toplum ve gonulluluk hizmetleri icin tesvik etmek

      Yasama ile ilgili meclis acilisi yapmak ve yasalari imzalamak, yurutme icin de hukumet basini secimler sonucunda atamak disinda bir gorevi ve yetkisi yok.


      3- Acikcasi yemin etmedim, dogusla gelen vatandaslik yemin gerektirmiyor ama cumhuriyet ilan edilmesi gerekirse neden rahatsiz olunsun anlamadim. Sonucta devlet ile hukumdar arasindaki iliski farklidir, ve cumhuriyetciler kadar kraliyetciler de var. Eger vatandaslar secilmis hukumdarlarin kendi cikarlarini, aile vasitasi ile gelen hukumdarlardan daha iyi koruyacaklarini dusunurlerse, rahatsiz olacak birsey yok. Devlet isleyisine, vatandas rahatina bakar; iyi denetlenen ulkelerde de hukumdar bunlarin duzenli isleyisinden sorumlu hisseder.

      Sembolizm konusuna fazla takilmissiniz, ama asil gosteren parmak yerine neyi gosterdigine bakmaniz belki daha yardimci olur...

      Sil
    11. Karışıklık olmaması adına, yukarıdaki adsızlardan hiçbiri değilim.

      Konu dışında, kullandığınız bir ifade ile ilgili soru sormak istiyorum.

      "Gösteren parmak yerine, neyi gösterdiğine bakmanız" şeklinde bir ifadeniz var.

      Bu ifadenin aynısını, sadece sizden değil, birçok kişiden, metinden, röportajdan, konuşmadan da izliyorum.

      Bu ifadenin anlamı nedir?

      Atasözü mü?
      Özdeyiş mi?
      Latince bir özlüsözün Türkçe'ye çevrilmiş hâli mi?

      Nedir?

      Sil
    12. Karışıklık olmaması adına, yukarıdaki adsızlardan hiçbiri değilim.

      Konu dışında, kullandığınız bir ifade ile ilgili soru sormak istiyorum.

      "Gösteren parmak yerine, neyi gösterdiğine bakmanız" şeklinde bir ifadeniz var.

      Bu ifadenin aynısını, sadece sizden değil, birçok kişiden, metinden, röportajdan, konuşmadan da izliyorum.

      Bu ifadenin anlamı nedir?

      Atasözü mü?
      Özdeyiş mi?
      Latince bir özlüsözün Türkçe'ye çevrilmiş hâli mi?

      Anlamı nedir?

      Sil
    13. Siz de parmakla gosterdigim seye bakin. Demokrasi ve ifade ozgurlugu eger ustunse, biat eden toplum da mutlu olur. Ingiltere orneginde israr etmemin sebebi budur. Eger Ingilizler orta cag kurallarini hala kabul edebiliyorlarsa, bunun yegane sebebi Ingiltere'deki demokrasi ve ifade ozgurlugudur.

      Turkiye'nin sorunu demokrasinin yerlesmemis olmasidir, Islam'dan geldigi iddia edilen biat kulturu gibi uydurma bir kultur degil. Demokrasi yoksa hicbir sistem surdurulemiyor. Sovyetlerde sosyalizmin cokmesinin altinda yatan da budur, Orta Dogu'nun teror yuvasi olmasinin da. Eger sesiniz kisiliyorsa, baska yollarla sesinizi duyurmaya calisiyorsunuz. Duzeni bozuyorsunuz. Pratik faydalarinin disinda, ifade ozgulur ile sesinizi cikartabiliyorsaniz, takip eden de olmayinca 'demek ki ben yanlis dusunmusum' deyip stresiniz azaliyor ve sisteme teslim oluyorsunuz. Sanal bir ozgurluk sahibi oluyorsunuz. Bati monarsisinin yuzyillar once cozdugu formul budur, cok da zor degil aslinda neden basarili oldugunu anlamak. Sonuc surdurulebilir bir duzen, daha mutlu insanlar. Turkiye'nin de ihtiyaci olan budur. Once demokrasi, ifade ozgurlugu, sonra da yapisal reformlar. Islam'i hedefe koymak ancak kisisel tatmin olur, bilimsel olmaz.

      Sil
    14. Tekrar merhaba.

      Soruma cevap alamadığım için bir kez daha gönderiyorum.

      Karışıklık olmaması adına, yukarıdaki adsızlardan hiçbiri değilim.

      Yukarıda görüştüğünüz konu dışında, kullandığınız bir ifade ile ilgili soru sormak istiyorum.

      "Gösteren parmak yerine, neyi gösterdiğine bakmanız" şeklinde bir ifadeniz var.

      Bu ifadenin aynısını, sadece sizden değil, birçok kişiden, metinden, röportajdan, konuşmadan da izliyorum.

      Bu ifadenin anlamı nedir?

      Atasözü mü?
      Özdeyiş mi?
      Latince bir özlüsözün Türkçe'ye çevrilmiş hâli mi?

      Anlamı nedir?

      Sil
  22. (yukarıdaki yorumun devamı)
    Halife İslam dininin koyduğu prensiplerle (adalet, şura, ehliyet gibi) devlet ve din işlerini yürütmekle görevlidir. Kutsal ya da eleştirilmez değildir. Nitekim 4 halife döneminde küçücük meselelerde bile sahabelerce acımasızca eleştirilmiş ,halife bunun doğru olduğunu anlayınca uygulamasından vazgeçmiştir.
    Din derslerinin fazla olmasının bilimsel düşünceyi engellediği: İslamiyet öz itibariyle ilme ve bilimsel düşünceye açık bir dindir. Zaten geldiğinde birçok batıl düşünceyi (putlar tapma, kız çocuklarını öldürme, yetim hakkı yeme, kadınlara hiçbir hak vermeme, kan davaları, bazı hayvanları etini yememe..) ortadan kaldırmıştır. Tam olarak anlaşıldığı yıllarda Müslümanları tamamen ilim aşkını ve bilimsel düşünceyi aşılamıştır. Bir istatistiki araştırmaya göre 750-1250 arası yapılan bilimsel buluşların % 75'ni Müslümanlar yapmıştır. Böyle bir din bilimsel düşünceye karşı oabilir mi. Son olarak bir görüşümü ifade etmek istiyorum: İslam dünyası olarak bizim sorunumuz dinimizin özünü unutup ilim aşkından ve bilimsel düşünceden uzak oluşumuz ve bunun sonucu kendimize göre bir 'kültür müslümanlığı' oluşturmamızdır., Sanırım eleştiriler bu tür bir müslümanlığa. Ayrıca şunu da eleştiriyorum. Kendilerinin bilimsel ve hür düşünceye sahip olduğunu söyleyenler konu din olunca bazı önkabullerden kurtulamıyorlar. Bilimsel düşünceye ve objektifliğe din konusunda da sahip olursak sanırım bazı önyargılardan kurtulacağız..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Siz benim yazdıklarıma katılmasanız da ben sizin yazdıklarınıza katılıyorum. Hangi nedenle olursa olsun sizin dediğiniz gibi 'dinimizin özünü unutup bilimsel düşünceden uzaklaşarak bir kültür müslümanlığı' yaratmışsak eğer benim dediklerimde neye katılmadığınızı anlamadım. Eleştiriler müslümanlığa değil, yanlış yorumlamaların yarattığı bilim dışılığa.

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Doğru bizimkinin yanında hiç kalır. Mesela Türkiye'deki biat kültüründen kaçmak için İngiltere'ye göç ederseniz etmeniz gereken yemine göz atabilirsiniz:

      https://en.wikipedia.org/wiki/Oath_of_Allegiance_%28United_Kingdom%29

      Kabaca tercümesi:

      Ben, (isminizi koyun), yemin ederim ki Majesteleri Kraliçe Elizabete, ve onun varislerine ve devamına sadık kalacağım ve gerçek bağlılığımı kanunun emrine göre koruyacağım. Bunun için Tanrım bana yardım et.

      Fikirlerimizi inandığımız ve öyle olduğunu umut ettiğimiz şeyler yerine gerçeklerle süslersek daha faydalı cümleler kurabiliriz gibi geliyor bana.

      Sil
    5. Usenmez de linkini verdiginiz yeminin hemen altindaki diger versiyonunu okursaniz sunu goreceksiniz:

      I will give my loyalty to the United Kingdom and respect its rights and freedoms. I will uphold its democratic values. I will observe its laws faithfully and fulfil my duties and obligations as a British citizen.

      Yani isteyen Kraliceye bagli kalmaya yemin ediyor isteyen Ingiltere'nin demokratik degerlerine sahip cikmaya. Kisinin bu konuda serbest birakilmasi da demokratik degerlerin gunluk hayattaki uygulamalarindan biri degil mi?

      Gercegin sadece yarisini soylemek de yalan soylemenin bir yolu.

      Sil
    6. Bir dakika durun lütfen:
      Luciano Pavarotti ne diyor bu işe?

      Sil
    7. Yavasca kulagima fisildadi ve dedi ki: "Bizim Juventus camiasinda bir laf vardir, atamayana atarlar, bilir misin".

      Sil
    8. Bunlar sembolik işler. Ben 1 yıl Londra'da yaşadım ve İngiltere ekonomisini tarihiyle birlikte inceledim. Kraliçeye saygı duyarlar. Ama kraliçe hiç bir konuda yetki sahibi değildir. Yetkileri semboliktir. Bizdeki cumhurbaşkanının yetkilerinin onda biri yoktur kraliçede. Herhangi bir Anayasaya Giriş kitabında bunlar anlatılır zaten. 1215 deki Magna Carta sonrasında Kral/Kraliçenin yetkileri azala azala artık tümüyle sembolik hale gelmiştir.
      Bu blogdaki Magna Carta Libertatum yazımı okumanızı öneririm.

      Sil
    9. Diger versiyonu felan yok, o ek bir metin.

      Allahtan youtube'da varmis, izleyin nasil yapiyorlar gorursunuz.
      https://www.youtube.com/watch?v=sgchTuaP7wY

      Vatandas olanlar cok menem bir seymis gibi yaninda misafir de sokabiliyorlar, gene de tatmin olmadiysaniz birisinden ricada bulunabilirsiniz. Yalanci ithaminizi da size iade ediyorum.

      Sil
    10. Demek ki bunlar hep turistik aktivite. Ben senelerce Ingilizlerle calistim, bir donem Londra'da ve Birmingham'da yasadim ve diyebilirim ki Ingilizler bir sey yapiyorsa, muhakkak bir ajandalari vardir. Tabi ki insanlara bunlarin sembolik oldugunu empoze edecekler, 1500'lerden beri neden yikilmadiklarini saniyorsunuz?

      Sil
    11. Yanilmisim, sizden ozur diliyorum. Iki yemin arasindaki fark sadece tanri ile ilgili bolum, kraliceye baglilik bolumu her ikisinde de ayni. Demokratik haklari koruma kismi da oyle. Ingilizler dusunceli davranip tanriya (veya tek tanriya) inanmayanlarin haklarini gozetirken, ingiliz vatandasi olup kraliceye bagli olmak istemeyenleri ve demokratik haklara inanmayanlari toptan pas gecmisler. Tam bir dusuncesizlik ornegi.

      Sil
    12. Siz sokakta hiç o kıyafetle gezen adam gördünüz mü Londra'da ve Birmingham'da? Demek ki kraliçenin Lordlar Kamarasını açış törenini veya Hazine Bakanının bütçeyi sunuş törenini görseniz İngilizlerin 15. yüzyılda kaldığını düşüneceksiniz.

      Sil
    13. Bunu benim dusunmeme gerek yok (onlar icin pek bir onemli de yok) ama bir cok Ingiliz de, Avrupa'li da o sekilde dusunuyor zaten. 15. yuzyilda kalmanin kotu bir sey oldugunu kim soyledi ki? Turkiye'de de 1920'lerde 1950'lerde kalma ozlemi duyan onca insan var, biraksaniz koy enstitulerini tekrar acacaklar. Bence insanlar daha mutlu olacaklarsa hicbir sakinca yok, ben hepsine saygi duyuyorum.

      Sil
    14. Adsiz, 19:12;

      Birlesik Krallikta, kral her zaman kiliseden ustun olmustur. Hala dini liderlerini yani baspiskoposu, kral/kralice atar. Ama bu tabi ki semboliktir. Hicbir anlam ifade etmez.

      Sil
    15. ingiltere.de ev (arsa alamazsınız zaten) aldığınızda , tapusu 99 yıllıktır. 99 yıl sonra tekrar almak için öncelik hakkına sahip olursunuz.
      kraliçe, tüm kraliyet topraklarının sahibidir.
      tabi bunlar da göstermelik, önemi yok yani.

      Sil
    16. O dediginiz flat olarak satilan leasehold propertyler (binanin kiralanmasi) icin. Freehold propertylerde topragin da sahibi olursunuz. Londra merkezde freehold almak fiyat cok yuksek oldugu icin imkansizdir fakat azicik disina ciktiginiz zaman hemen hemen tum mulkler freeholddur. Gerci Londra merkezdeki ozellikle yeni yapilan daireler de zaten 999 yillik leasehold ile satiliyor artik.

      Sil
  23. hocam ben izninizle şunu sormak istiyorum; türkiye son 13 yılda cumhuriyet boyunca elde ettiği kazanımlarının nerdeyse hepsini sattı.bir seferlik gelirlerle gün kurtarılmaya çalışıldı taki sistem tıkanıncaya elde satacak bir şey kalmayana kadar.işin biraz finans tarafını merak ettiğim için şunu sormak istiyorum, devletin özelleştirmelerden gerek döviz gereksede tl kazanmaktadır bildiğim kadarıylada bunları merkez bankasında hesapta tutmaktadır.mesele devlet özelleştirmelerden elde ettiği dövizi yada tl yi gerekli gördüğünde kamu bankaları aracılığıyla kredi olarak kullandırıyor mu?burada ki sistem nasıl işliyor yazıyla çokta alakası olmasada merak ettiğimden sormak istedim.

    2)hocam akp döneminde özel kesimin ve hanehalkının borçlandırılarak ekonomide geçici bir refah artışı yaşandığını belirttiniz.bende buna katılmakla birlikte sistemin işleyişini merak ettiğimden şunu sormak istiyourm;özel kesim ve hanehalkı borçlandırılarak ve geleceklerini harcayarak refah artışı yaşandığını belirttiniz yalnız özel kesim yada hane halkı zorla borçlandırılmadı ki, bu kesimler isteğe bağlı olarak hem faiz düşüklüğünden hemde kurun düşüklüğünden yararlanarak borcun altına kendi istekleriyle girdi.acaba burda eleştirdiğiniz nokta uygulanan yanlış politika sonucu kurun ve faizin olması gerektiğinden daha düşük seviyelerde olması neticesinde hane halkı ve özel kesim dahada fazla borçlanmak durumunda bırakıldı dediğinizden bunu mu anlamalıyım ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Özelleştirmelerden bugüne kadar kabaca 65 milyar dolar dolayında gelir elde edildi. Bu paralar, döviz olarak elde edilenlerin TL karşılıkları dahil, bütçe amaçlı olarak kullanıldı. Yani bir yerde döviz olarak depo edilmiş değil. Bu paraların bir bölümü, memur maaşı oldu, bir bölümü yatırımlarda kullanıldı, bir bölümü emeklilerin aylığı oldu. Yani devletin topladığı vergiler nasıl kullanılıyorsa bunlar da öyle kullanıldı.
      (2) Aynen öyle. TL, uzun süre olduğundan değerli kaldı, faizler de düşük tutulunca insanlar tasarruf etmek bir yana tasarruflarının üzerine düşük faizli kredi alarak harcama yaptılar. Sonuçta borçlar katlandı.

      Sil
  24. Hocam peki bu biat sandığımız kadar öcü bir şey mi ? Yanı biad edilen kişi üstün vasıflara sahipse gerçek manada bilgili, tecrübeli, analitik düsünen, insana saygı duyan, fikirleriyle hayat veren birine biat edilemez mi ? Hepimiz sonuc ta begendigimiz ve takdir ettiğimiz ,rol model olarak benimsedigimiz kisiye biat etmiş olmuyormuyuz ? -rizai biat- Mesela sizde biat edilmeye musait bir kisiliksiniz. Sizi sevenler de rızaya dayalı biat etmiş olmuyorlar mi ? Bence asıl mesele biat edilen kişilerin nasıl oldugu, hangi niyette oldugu. Sonuçta tarihe yön veren liderlerde bir biad edilendi. ? Evet, koru korune bir biada kesinlikle karşıyız. Ama tamamen de çöpe mi atmaliyiz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence sizin söylediğiniz şey biat etmek değil saygı duymak. Biat ile saygı çok farklı şeyler. Biat, körü körüne olur. Tartışma kabul etmez. Biat edilen kişi eleştirildiğinde, eğer güç sahibiyse, sizi cezalandırır. Saygı duyulan kişi ise gerçekten saygıyı hak eden bir kişiyse eleştiriyi dinler ve tartışır. Haklı eleştiriyi de kabul eder.

      Sil
  25. Merhaba saygıdeğer hocam,
    Büyüklerin her dediğini yapan, onlara her zaman boyun eğen çocukların ödüllendirildiği, bu sınırların dışına çıkanlarınsa cezalandırıldığı bir Doğu kültüründe büyüdüm. Öyle ki büyüklerimizin sohbet ettiği, fikirlerini paylaştıkları bir ortamda biz gençlerin fikir beyan etmesi uygunsuz karşılanıyordu. Böyle bir ortamda büyüdüğüm için sanırım çok az konuşan, soru sormayan, büyüklerine itaat eden (buralarda bu tarz kişiler efendi, saygılı kişiler olarak nitelendiriliyor) biri haline geldim. Üniversite hayatımda da bu sorunun önüne geçemedim çünkü hocalarım yetiştiğim ortamdaki insanlardan farklı değillerdi. Soru soran öğrenciler pek sevilmiyorlardı. Sizin yazılarınızı okumaya başladıktan sonra okuldayken hiçbir şeyi sorgulamadığımı, dersleri öğrenmek için değil de sınıf geçmek için çalıştığımı, konuları ezberlediğimi şuan ekonomiye dair pek az şey hatırladığımı fark ettim ve kendimden utandım. Bunun farkına varmamı sağladığınız için size minnettarım. Hocam ben 3 yıldır mezunum. İktisat alanında bilim insanı olmak istiyorum ve aynı zamanda doğa bilimleri ile de ilgileniyorum. Ben üreten, bilime katkıda bulunan, bilimsel düşünen öğrenciler yetiştiren biri olmayı çok istiyorum. Biat kabuğunu kırıp kendi aydınlanma çağıma ulaşabilmem için tavsiyelerinize ihtiyacım var. Fikirleriniz benim için çok kıymetli, her daim yolumu aydınlatacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet maalesef bu toplumda ses çıkarmayan, başını öne eğen insan saygılı insan olarak kabul ediliyor.
      Ben burada bildiklerimi, deneyimlerimi paylaşıyorum. Ama her dediğim doğru olmayabilir. Çünkü hepimiz her gün her an yeni bir şeyler öğreniyoruz. Bazen doğru bildiklerimizin son derecede yanlış olduğunu görüp şaşırıp kalıyoruz. ki şey var benim görebildiğim:(1) Bilim yolundan ayrılmamak gerekli. Çünkü bugün doğruyu bulamamış olsa bile bile yarın doğruyu bulup gösterecek tek şey bilimdir. (2) Öğrenmeye açık olmak gerekir. Asla bir şeyi bildiğimizi iddia etmeden hep öğrenmeye açık olmak gerekir.
      Kaybettiğiniz bir şey yok. Bugün başlasanız 2 yıl sonra herkesten daha iyi düzeyde olabilirsiniz. Bütün mesele planlı ve programlı olarak çalışmak.

      Sil
  26. Merhabalar Mahfi Bey, yine cok guzel bir pazar makalesi...Aklınıza sağlık...Toki veya avm yaptiginizda bir(1) bilemediniz iki(2) yilda yaptiginiz masrafi cikartip kâra gecersiniz. Ama egitim çok uzun soluklu bir iştir. Sonucunu bir(1) iki(2) nesil sonra hissetmeye baslarsiniz. Simdilik Toki ve avm yapmaya devam ediyoruz. Insan, yaradilis itibariyle anlık olarak dusunmeye meyilli oldugundan, bazi olgular gelecek perspektifi ile algilanamiyor. Kur'an in ilk emri olan "oku" emrinden de uzaklastigimiz icin algılarımız anlık islemeye devam ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Çok doğru diyorsunuz.

      Sil
  27. Hocam, 2001'de uygulamaya konulan "Güçlü Ekonomiye Geçiş" programı sizce başarılı oldu mu? Tütün ve Şeker kanunları ve benzeri kanunlarla amaçlanan neydi? Güçlü ekonomi ile şeker ve tütünün ilgisini çözebilmiş değilim. Ne yapılmaya çalışıldı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Başarılı olduğu kesin, olmasa buraya kadar gelemezdik.
      Tütün ve şeker konusunu biraz açar mısınız?

      Sil
    2. Tütün ve Şeker kanunlarının çıkartılması ön şartı IMF kredisi için konulmuştu.

      Sil
    3. Bunu tam olarak hatırlayamadım. Yani böyle bir şart niçin konmuştu hatırlayamadım.

      Sil
  28. Yalnız yazı eksik olmuş:

    "Batı dünyası, 68 kuşağının başkaldırısını anlayışla karşılayıp hoşgörüyle dengeler ve bu başkaldırıyı özgürlük, eşitlik ve barış yolunda bir itici güce çevirirken biz askeri darbelere başvurduk ve dolayısıyla paradigma değişiminin bir kez daha dışında kaldık."

    "Sorgulayamayan, başkaldıramayan, itiraz edemeyen insanlar buluş yapamazlar."

    "Biat eden değil, başkaldıran, bizim dediğimize itaat eden değil bizim dediğimizi sorgulayan kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece bu kısır döngüden çıkamaz, ortadoğunun sorgulayamayan, anlayamayan ve dolayısıyla teknoloji üretemeyen toplumları gibi olmaktan kurtulamayız."

    "Biat kültüründen çıkamadığımız, başkaldıran, sorgulayan, araştıran, bulan, eleştiren kuşaklar yetiştiremediğimiz sürece ara sıra geçici refah artışları yaşayabiliriz ama gelişmiş bir toplum konumuna gelemeyiz."

    Despotizme biat etmeyelim! Anlaştık.

    Her tür dini "dayatmaya" biat etmeyelim! Anlaştık.

    Faşizme biat etmeyelim! Anlaştık.

    Konümizme biat etmeyelim! Anlaştık.

    Peki:
    Yazınıda bir tek "kapitalizm" kelimesi geçmiyor Mahfi Bey!

    Kusura bakmayın:
    Bu hususta tarafsız bir iktisatçı olamadığınız kadar "cesur da" değilsiniz!

    Saygılarımızla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Takıntıya da biat etmeyin.

      Sil
    2. "Kapitalizm" öldürüyor!

      Siz hangi takıntıdan bahsediyorsunuz Mahfi Bey!

      "Ne pahasına?" diye soranlar, niçin yukarıdaki yazıda bir tek "kapitalizm" kelimesini kullanmaz!

      Bu ne yaman çelişki!

      Sil
    3. Trafik de öldürüyor.
      Sorun kapitalizmde değil. Sorun onu uygulayanlarda. Kurallara herkes uyarsa ölümler azalır.

      Sil
    4. Bağlamınız yanlış!

      "Trafik"i bir umbrella olarak kullanarak, kazaları & ölümleri meşru gösterenlere nasıl çanak tutuyorsanız;
      "Kapitalizm"i bir umbrella olarak kullanarak, ölümleri meşru gösterenlere çanak tutuyorsunuz!

      Bağlamınızın: "Ölümü" gösterip; "sıtmaya" razı etmekten hiçbir farkı yok!

      Biat kültürünün kaybettirdikleri üzerine muazzam bir yazı yazmanıza rağmen; "kapitalizme biat" ile başka bir kapıyı kasten açık bırakıyorsunuz!

      Yazık!

      Ne yani: "Şirketokrasi"ye biat ettiğimizde ölümler azalacak mı!

      "Kapitalizm = Şirketokrasi"

      Bunu siz de gayet iyi biliyorsunuz!

      Sil
    5. Peki çok güzel. Kapitalizmin yerine ne koyacaksınız bana bir anlatın. Ben de makul bulursam sizi destekleyeyim.

      Sil
    6. "Kapitalizmin kurallarını" mı eşik kabul ediyorsunuz?

      "Makul" kriterleriniz nedir?

      Sil
    7. Kapitalizmi kaldırdığınızda piyasa sistemi de kalkacağına göre malların fiyatları nasıl ve nerede belirlenecek? En basit soru bu. Kriter mriter değil.

      Sil
    8. Bu konudaki bir diğer sıkıntı, anlatmayı becerebilirsem tabi, şu;

      Adil bir dünyada yaşamıyoruz. Ve hiçbir kurum, devlet, özel, tüzel, aklınıza gelen her türlü kişilik bunu sağlamak için uğraşmıyor. Çıkar dünyası, ve onun dayattığı kurallar. Buna hiç kimsenin itirazı olamaz diye düşünüyorum.

      Yerine konacak olan hangi sistemse, o sistem, insanlara kapitalizmin bir kesim insanlara sunduğu zenginliği, refahı herkese aynı standartta sunamayacaktır. Çünkü o zenginlik kapitalizme özgü bir kavram. Sunuyorsa o sistemde kapitalist sistemin değişik bir versiyondur.

      Bu konuyu biraz daha açmam gerekecek. Bir tarikatın, kendisine inananlara vaat ettiği zenginlik maddi değil, manevi zenginlik olacaktır. Maddi bir zenginlik vaat ediyorsa, o tarikat kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, özünde kapitalist bir tarikat olacaktır.

      Arkadaşlarımız için bir benzetme yapmak gerekirse, bir dine inanmıyorlar, ama cenneti vaat ediyorlar. Sıkıntı dine inanmamaları değil, cenneti vaat etmeleri.

      Bir gün arkadaşlarımızın arzu ettiği sistem gerçekleşirse, insanlığa sunduğu zenginlik kapitalist bir zenginlik olmayacaktır Herkes herşeye sahip olamayacak. İstediği yerde yaşayamayacak. İsteyen gidip bir fabrikada arabasını yapıp, yolculuğa çıkamayacak.

      Sunduğu zenginlik o sisteme özgü bir zenginlik olacaktır. Bir kapitalist, bu zenginliği fakirlik olarak görecek, maddiyata değer vermeyen başka biri gerçek bir zenginlik olarak görecektir.

      Yanlış anlaşılmayayım, dünyamız için, insanlık için en doğrusunu bulmak için çok çaba sarfetmeliyiz. Ve bunun için ya o sistemin bir Das Kapital'ini yazmalıyız, ya da o sistemin E=mc2 formülünü bulmalıyız. Kolaya kaçarak, küçümseyerek, youtube den video linki vererek kolaya kaçmış olur, işi sulandırmış oluruz.

      Sil
    9. Hocam bence kapitalizmin yerine kimse birsey koyamaz. Dunyaya hatta etkileyebildigimiz uazaya baktigimizda gordugumuz hemen herseyin kapitalizmin eseri olmasi kapitalizmin ne kadar baskin oldugunu acikca ortaya koymaktadir.

      Kapitalizm ustun oldugu icin, ustun ulkelerde kabul edildigi icin ya da ustunler empoze ettigi icin baskin degildir. Kapitalizm insanin yasam felsefesi ve isteklerine en uygun sistem oldugu icin her toplumun nihai sistemdir. Aksini uygulamaya calismak plastik boruda topraksiz domates yetistirmeye benzer onu da ancak kapitalizmin bilgi ve sermaye birikimi ile yapabilirsiniz.

      Insanlar istemeseydi, insan dogasina uymasaydi hicbir toplum kapitalist kalamaz hele ustun toplumlar bu sistemi kullaniyor olamazdi. Kapitalizmi sevdigim, cok faydali ve ustun buldugum icin boyle dusunmuyorum. Hatalı ve eksik yonleri coktur. Ama kapitalizmin sorunlari biz insanlarin eksik, hata ve sorunlarina dayanir.

      Sil
    10. Sayın Eğilmez,

      14 Eylül saat 20:25'de cevabımızı gönderdik ama burada yer almamış. Gözünüzden kaçmış olabilir. Tekrar gönderdik:

      (Not: Sayın Çimen'in ve saat 05:50'de görüşünü ileten kişinin de; aşağıdakileri dikkatle incelemesini öneririz.)

      "Kapitalizmi kaldırdığınızda piyasa sistemi de kalkacağına göre" yüzyıllardır dikte edilen tuzağa niçin ısrarla düşüyorsunuz?

      "Piyasa sistemi de kalkacağına" dair görüşe niçin sahipsiniz?

      "Malların (ve hizmetlerin) fiyatları" hususunda yüzyıllardır dikte edilen tuzağa niçin ısrarla düşüyorsunuz?

      Konuya giriş mahiyetinde cevaplar:

      (a) http://bit.ly/1HGMQua

      (b) http://bit.ly/1QcWudO

      (c) http://bit.ly/1LcMUIF

      Bilimsel ve detaylı cevaplar:

      (d) http://bit.ly/1gmBVPJ

      (e) http://bit.ly/1QADVkG

      Sil
  29. (1)

    SAYIN MAHFİ EĞİLMEZ'E ve SİTENİN TAKİPÇİLERİNE CEVAP:

    ŞOV BİTTİ!

    (M. Görkem Doğan)

    Ocak 1979'da "Marxism Today"de Stuart Hall, "The Great Moving Right Show"u (Muhteşem Sağa Kayış Şovu) yazdı.

    Bu makale, (İngiltere'de) Muhafazakar Parti'yi ele geçiren "Thatcher'cı Yeni Sağ"ın dayandığı tarihsel bloğun kuvvetini ve var olan İşçi Partisi'nin bu "popüler" hareketin Britanya'yı kendi suretinde yeniden şekillendirme yönündeki iradesine karşı koymaktan aciz olduğunu büyük bir öngörü ve analitik kesinlikle ortaya koyuyordu.
    Takip eden otuz yılda bizim basitçe "neo-liberalizm" diye adlandırdığımız bu eğilim bütün dünyaya damga vurdu, gelişmiş dünyadaki refah devleti uygulamalarını yıkarken bu uygulamaların mimarı olan "sol reformist partiler"i çürüttü, sendikal hareketi darmadağın etti. Bizler amentüsü "rekabetçilik", "girişimcilik", "verimlilik", "özelleştirme", "piyasa dostu" gibi lâf ve kavramların olduğu bir dönemden geçtik!

    Ve şov bitti!

    Nereden mi biliyorum; son bir haftadır Britanyalı sağcılar hiçbiri Stuart Hall'un teorik ferasetinin yakınından bile geçemeyecek yazılarında "Jeremy Corbyn"in İşçi Partisi başkanlık adaylığına dair kalem oynatırken, demiryolları başta olmak üzere kimi kamu hizmetlerinin yeniden devletleştirilmesinin ana akımda bile artık ciddiyetle tartışılıyor olmasından dehşet içinde bahsediyorlar. Eminim Hall ve tabii ki Tony Benn (her ikisini de 2014'de kaybettik) bir yerlerde gülümsüyor.

    12 Eylül 2015 günü sonlanacak İşçi Partisi başkanlık seçimi, önde bitireceklerini sandıkları seçimi kaybetmenin partide yarattığı huzursuzluk ortamında epey renksiz bir biçimde başlamıştı. Partinin siyaset konuşmamasını matah bir şey sanan parti bürokrasisi meseleyi bir liderlik sorununa indirgeyerek hızlıca yeni bir önderlik belirlemek istedi. Partinin sağa kayış günlerinde belirlenen yeni tüzüğüne göre parti liderlik yarışına girebilmek için meclis grubunun %15'inin desteği şart, bu otuz beş milletvekili anlamına geliyor.

    Üç isim bu imzaları kolayca topladı: En sağda "Blairci"lerin adayı Liz Kendall var. Kendall Britanya siyasetinin ağır toplandan biri değil, Blairciler hem bir kadın, hem de yeni bir yüzün partinin ihtiyaç duyduğu imaj yenilenmesini simgeleyebileceğini düşünüyor olmalı. Seçim başarısızlığını Ed Miliband'ın İngiltere için çok soldan bir kampanya yürütmesine bağlayan bu kesim, seçim sonrası yapılan ciddi analizlerden gelen hiçbir verinin bu tespitlerini desteklememesinden ötürü, partide kimseyi ikna edememişe benziyor. Kendall seçimde ilk elenecek aday olacak.

    Diğer iki aday Blair'in partiyi "ideolojisizleştirme çabaları"na karşın sosyal liberal reformist bir çizgi tutturmaya çalışan ve Blair sonrası partiye hakim olan kanadın farklı hiziplerini temsil eden, meşhur siyasetçiler. Yvette Cooper, Blair'in halefi Gordon Brown'a yakın parlak bir kadın siyasetçi, Andy Burnham'sa tıpkı selefi Ed Miliband gibi partiye üye sendikal bürokrasinin göz bebeği. Adaylık süresinin bitmesine üç saat kala Burnham en soldaki aday gibi gözüküyordu.

    Tony Benn'den beri sol kanadından lider çıkaramayan partide Corbyn sadece otuz milletvekilinin desteğini alabilmişti. Ne olduysa ondan sonra oldu, son üç saatte sosyal medya üzerinden ve seçmenlerinden parti üyelerine daha demokratik bir seçim ortamı sağlamaları için baskı gören vekillerden altısı daha desteklememelerine rağmen Corbyn için imza verdi ve İşçi Partisi başkanlık seçimi ilginç bir süreç haline geldi!

    YanıtlaSil
  30. (2)

    Jeremy Corbyn en yaşlı aday. 1983'ten beri mecliste ve Arsenal taraftarlarının kalbi olan Kuzey Islington'ı temsil ediyor. Sebatkâr ve tutarlı bir biçimde "barış", "silahsızlanma" ve "adalet" konularına sahip çıkması, mecliste olduğu kadar sokakta da bu konulara dair faaliyette bulunmasıyla tanınıyor. Herkesin terörü lanetlediği günlerde IRA ile müzakereyi savunan, seksenlerde Saddam'ın silahlandırılmasına karşı çıkan, doksanlardan itibaren ise Irak'ın işgalini reddeden çizgisi bu noktalardaki ilkesel tutarlılığını gösteriyor. Gerçek bir Tony Benn taraftarı olduğu için partinin sağa kaymasına ısrarla karşı çıkmış ve bu noktada parti disiplinini siyasal ilkelerinden taviz vermemek için en sık görmezden gelmiş isim. Son olarak tren yollarının devletleştirilmesi ve Ulusal Sağlık Sisteminin piyasalaştırılmasına karşı mücadelesiyle öne çıkıyordu.

    Burnham, Corbyn'in adaylığına kendisini en solda olmaktan kurtardığı için ilk başta sevinse de, bu liderlik yarışının solcu olmanın iyi bir şey olmadığı seksen sonrası çekişmelerine benzemediği kısa sürede ortaya çıktı. Pek çok genç insan ve sendikal aktivist hızlıca Corbyn'in kampanyasına aktı. Seçim sonrası Britanya'da kimse kamuoyu araştırmalarına güvenmiyor ama ulusal kültürlerinin ayrılmaz bir parçası olan bahis şirketleri Corbyn'i bir ya da ikinci en iyi orana sahip aday olarak ortaya koydu. Daha da önemlisi girişte belirttiğimiz gibi siyasal tartışmanın parametreleri Britanya'da bir anda değişti. Asıl şok ise Burnham'ın cepte saydığı partiye üye sendikaların desteği konusunda yaşandı. Büyük sendikalardan olan, yerel hizmetler ve sağlık başta olmak üzere kamu emekçilerini örgütleyen UNISON Corbyn'e desteğini açıkladı, oysa bu sendika sosyal diyalogcu tutumuyla bilinir. Zaten daha solda olan, taşımacılık ve imalat sektöründe örgütlü diğer sendikal dev UNITE da Corbyn'i destekliyor, böylece seçim sürecinin başında en çok şans verilen Burnham'ın altından zemin kaydı.

    Şu andan itibaren Corbyn'in 12 Eylül 2011'te en çok oyu almasına kimse şaşırmayacak fakat seçilmek için bu yetmiyor. Seçimde tercihli oy sistemi kullanılıyor, yani seçilmek için oylarının yarısından bir fazlasını almak şart. Bu şart sağlanmadığında en az oy alan aday eleniyor (bu herhalde Blairci Liz Kendall olacak) ve onun seçmenlerinin ikinci tercihlerine bakılacak. Kendall'ın oyları dağıtıldığında hala kimse oyların yarısının bir fazlasını alamadıysa, aynı işlem tekrar edilecek. Kısacası, sağcı ve merkezci adayların seçmenleri ikinci tercihlerinde birbirlerini destekledikleri sürece Corbyn'in seçilme şansı az, ama zaten hiç değilse beni ilgilendiren de bu değil.

    Britanya'da bugün devletleştirme tartışılıyor, Yunanistan'da Avro sorgulanıyor. Avrupa'nın her yerinde sol popülist siyasi seçenekler ortaya çıkıyor ve tabii sağ hatta aşırı sağ versiyonları da öyle.

    YanıtlaSil
  31. (3)

    Son otuz yılın müesses siyasal aktörleri çatırdarken yeni olanaklar uç vermeye başlıyor. ABD'de bile Demokrat Parti'nin başkan adaylığı ön seçiminde "Bernie Sanders", İskandinav sosyal devlet modeline hayran veteran bir senatör, ABD'de gençleri büyük oranda kampanyasına çekebiliyor ve ABD'de önseçimin "daha soldan bir havada" yaşanmasına yol açıyor.

    BUGÜN GENÇ İNSANLARIN GÖZÜNÜ;
    ARTIK "PİYASALARIN ETKİNLİĞİ", "YARATICI-GİRİŞİMCİ", "ZEKİ İNSANLARIN"; HEM KENDİLERİNİ, HEM DE TOPLUMU ZENGİNLEŞTİRECEKLERİ, SÖYLEMLERİYLE BOYAMAK MÜMKÜN DEĞİL!

    "STEVE JOBS" OLAMAYACAKLARINI BİLİYORLAR! İSTİHDAM UMUTLARI YOK! ÜSTELİK; EĞER STEVE JOBS GİBİ KANSERE YAKALANIRLARSA; ALABİLECEKLERİ DOĞRU-DÜRÜST BİR SAĞLIK HİZMETİ DE YOK!

    "KAPİTALİST SİSTEM"; İNSANLARA BİR ŞEY VAAT ETMİYOR! VE BUNUN PROPAGANDASINI YAPMAK İÇİN SOSYALİST & KOMÜNİST OLMANIZ DA ŞART DEĞİL! HER ŞEY APAÇIK ORTADA!

    Dolayısıyla "bir kapitalizm kritiği olarak Marx külliyatı" yeniden ilgi görüyor; tam da bu yüzden Thomas Piketty de öyle. Küresel finans sermayesi "Stiglitz", "Krugman" ya da "Amartya Sen" gibi ana akım iktisatçılar tarafından kıyasıya eleştiriliyor. Seksenlerin ideolojik kavgasının galipleri bugün yerlerde sürünüyor! Ama bu sosyalistlerin inisiyatifi geri aldığı anlamına gelmiyor!

    2015 ve geleceğimiz için; son otuz yılın "siyasal sinizm"ini sürdürerek, yeni olanaklara gözlerini diken kuşaklarla etkileşime girebilir miyiz?

    Kuşkusuz; farklar olduğunu söylemek önemli de, Corbyn'in yapamayacaklarını sayıp dökmenin faydası ne?

    Bugün "siyasetten kaçmak" anlamına gelecek püriten tutumların da, sol popülizme yapabileceğinin ötesinde anlam ve görev atfetmenin de; siyasal stratejimizde yeri olmamalı.

    SYRIZA her ne kadar yalpalama yaşıyor olsa da, yeni hareketler daime yeşerir!

    Yeni durumu değerlendireceğiz, neyin ne olduğunu ve nihai hedefimizi unutmadan ve saklamadan!

    Yunanistan'dan, İtalya'dan, İspanya'dan, Bernie Sanders'den Corbyn'e kadar yayılan geniş bir yelpazede; siyasal gelişmeler bunu gerektiriyor!

    http://baslangicdergi.org/sov-bitti/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İngiltere'de İşçi Partisi'ne başkan seçilen Jeremy Corbyn'den sonra,
      Başbakan David Cameron bombayı patlatmış:

      13 Eylül 2015

      https://twitter.com/David_Cameron/status/642984909980725248

      Kapitalizme biat eden Cameron'dan da başka ne beklenirdi ki!

      "Kapitalizm" dışında en ufak bir nefes versen;
      En kötü sensin!
      En tehlikeli sensin!
      En teknoloji karşıtı sensin!
      En ilerleme karşıtı sensin!

      Türkiye'deki zihniyet neyse, İngiltere'de de o, bütün dünyada da o!

      Kapitalizmi ortadan kaldırdığımız zaman anlayacaksınız;
      Dünyadan yüzyıllardır "gerçek özgürlüğün" nasıl saklandığını!

      Sil
  32. Sayın Mahfi Eğilmez , bir dine mensup musunuz , yoksa bir dininiz yok mu ? Merak ettiğimden sordum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cengiz Kurtoğlu, Müslüm Gürses, Hakan Taşıyan, Ferdi Tayfur, Mine Koşan dinlemekten büyük keyif aldığınızı açık açık söylüyorsunuz da, dini görüşünüzün ne olduğunu merak etmememizi istiyorsunuz...

      Enteresan adamsın Hoca

      Sil
    2. İşte bunlar nedeniyle ilerleyemiyor bizim ülkemiz. Kimmiş? Neymiş? Meraktan öleceğiz. Bizim ülkemizden başka yerde yok bu başkasının özelini merak etmek. Sanane kardeşim herkesin dininden. Benim yaşadığım ülkede yanımızdaki iş arkadaşımızın iki hafta işe gelmeyiş nedenini bile soramayız ne kendisine ne şefimize, kendisi söylemedikçe. Özel olabilir çünkü. Sorulmaz. Marketteki sırada bile önündeki adamın dibine kadar sokulamazsın. Arada mesafe koyarsın.Kişisel sınırlar vardır çünkü gelişmiş ülkelerin hepsinde. Neyse yine Mahfi Bey kimseye kızmıyor kibarlığından. Saygılarımla,

      Sil
    3. İnsanın zevkleri ayrı şey dini inancı, siyasal yaklaşımını açıklaması ayrı bir şey. Hiç Anayasayı okudunuz mu?
      İsterseniz 24. maddesini buraya yazayım:
      'Din ve Vicdan Hürriyeti
      Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
      14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
      Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
      Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
      Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.'
      Öte yandan yukarıda saydığınız isimlerin hiçbirinden keyif almıyorum. Bu bir zevk meselesi. Arabesk müziği hiç sevmem ve dinlemem.Bir şey bildiğinizi söylüyorsunuz onu da yanlış biliyorsunuz.

      Sil
  33. yaklaşımlarınızda doğruluk payı olmasına rağmen uzakdoğu kültürlerinde de sadakat ve biat kültürü hakim ama bizim gibi değiller...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun süre bizim gibi yaşamışlar. Sonra Japonya'dan başlayarak onlar da batıdakine benzer bir aydınlanma çağına girmişler. Üstelik bazısı çok yakın dönemde girmiş bu aydınlanma işine. Ve bilimi, sanatı, kültürü öne çıkaran bir eğitim sistemine geçmişler ve bugünlere gelmişler.

      Sil
  34. ''Türkiye'yi biat kültüründen çıkaracak adımlar cumhuriyetle birlikte atıldı'' demek ne kadar doğru hocam? Cumhuriyet'in Osmanlı'nın başlattığı bir değişim sürecinin son bölümü olduğu açık değil mi? Mesela Osmanlı Fransa ile aynı yıl kızlar için Batı tipi okul açıyor,Galatasaray Lisesi'ni açıyor.1865'te Robert Koleji açılıyor.1876 gibi bir tarihte anayasa yazıp parlemento kuruluyor vs.. Bütün bunları görmeyip de biat kültürünü yıkmaya cumhurriyet başladı demek bizi meseleyi anlamaktan oldukça uzaklaştırmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzaklaştırmaz. Önemli olan üç tane batı tipi okul açmak değil.

      Sil
    2. Bahsettiğiniz okulları yabancılar açmıştır, Osmanlı değil. Osmanı'nın eğitim açısından olumlu ya da zamanına göre kabul edilebilir tek davranışı modern silahların kullanılmasını öğrenmeleri için askeri personeli yurtdışında göndermesidir. Bunun sonucu olarak da bizde modernleşme askerler üzerinden olagelmiştir. İttihatçılar ve ardından da Mustafa Kemal gibi isimlerin hepsi yurtdışı görmüş ve buradaki gerçeği yani bilime gönül verilmez ve toplumsal değişim gerçekleşmez ise sonun yakın olduğunu farketmişlerdir. Bahsedilen okullar ise kısmen misyonerlik kısmen de Batılı ülkelerin hayırseverlik ve kültür yayma amaçlı çabalarının eseridir. Kötüler demiyorum ve önemli sayıda aydın insan yetiştirmişlerdir. Osmanlı'nın çağdaş eğitim konusunda yaptığı herhangi bir hamle pek mevcut değildir. Yaptığı tek şey de (askerlerin eğitimi) hiç de hesaplamadığı bir şekilde bizzat devrime yol açmıştır. Osmanlı "değişim" denen şeyden deli gibi korkardı. Onca büyük bir imparatorluğu ayakta tutan tek eyin "değişmeyen şeyler" olduğu ön kabulü vardı. Bu değişememe ve gerçeği görememe kendi sonunu hazırladı.

      Anayasa ve meclis de batı etkisi ile ortaya çıkmıştır ve asla ve asla padişahın istediği şeyler değildir. Zaten padişahlar da fırsat buldukça meclisi feshetmişler ve tek başlarına iktidara devam etmek istemişlerdir. Bunlar ancak ve ancak zorla ve baskılarla kurulabilmiş kurumlardır ve Osmanlı'nın son zamanlarında zaten bir işlevleri falan da kalmamıştır.

      İ.İ.

      Sil
    3. Katkı için teşekkürler. Bu kadar iyi özetlenebilirdi.
      'Kör ölür şaşı gözlü olur derler' onun gibi. Bazı yorumları okuyunca insan Osmanlı uzaya gidecekti de Cumhuriyet mi engel oldu diye düşünmekten kendisini alamıyor.

      Sil
    4. Yabancılar açtı o okulları doğru.Ama o okullar Cumhuriyeti kuran aydın kadroları yetiştirdi.Medreselerde yetişmedi Mustafa Kemal.Harp Okulunun müfredatı Almanya'dan alınıyordu.Harf devrimi mesela Osmanlı aydınlarının uzun süre tartıştığı bir konuydu.Daha 1919'da Mustafa Kemal'e gazeteci soruyor ne zaman Latin alfabesine geçeceğiz diye? Derdim Osmanlı'yı yüceltmek değil zaten Osmanlı battığı çağ dışı kaldığı için bu reformları yapmaya mecbur kalmış.Anlatmak istediğim Cumhuriyete kadar aydınlanma yolunda büyük işler yapılıyor ama kısmen sonuç alınıyor tıpkı Cumhuriyet devrimleri gibi.Bu arada Mustafa Kemal üniversite öğrenimlerini Fransa'da yapan bir sosyal sınıfın bulunduğu devirde yurtdışını çok sonraları 30'lu yaşlarda görebilmiştir.

      Sil
  35. Demokratik yönetimin bulunmadığı Atatürk dönemi nasıl oluyor da biat kültürüne bir meydan okuma oluyor hocam? 'Gerici' Osmanlı'nın 'tebası' 1876 gibi bir tarihte bile kendi parlementosunu seçmiş ama modern Atatürk'ün cumhuriyetinde insanların özgürce siyasal parti kurmaları yasak,seçimlere tek bir parti katılabiliyor bu mu biat kültürüne meydan okuma yoksa 1908'de geri kalmış Osmanlı'nın yaptığı bütün toplumsal grupların meclise girdiği inanılmaz seçim mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyı bir kez daha ama bu kez dikkatle okursanız nasıl olduğunu anlayacağınızı sanıyorum.

      Sil
    2. Bir yukarıda adsız 14 Eylül 2015 0.39 yorumunu da okumanızı tavsiye ederim.

      Sil
  36. Hocam çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Eleştirel düşünce sistemi hiç tartışmasız çok önemli. Ancak meseleyi -özellikle politikacılar -sadece din eğitimi bağlamında ele aldığımızda resmin bütününü göremediğimizi düşünüyorum. Çünkü müfredatta ilkokul dan itibaren matematik ve daha sonraki yıllar fen dersleri veriliyor. Bu noktada eğitimin sisteminin genel işleyişi içinde öğretmenlerin başarısızlığını da değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Aslında burada belki de meseleyi iş ahlakı bağlamında da değerlendirmemiz doğru olabilir. Sonuç itibariyle hangi devlet memuru işini iyi yapmadığı için hesap veriyorki öğretmenler versin..

    YanıtlaSil
  37. Hocam soruna birde iş ahlakı bağlamında bakabiliriz diye düşünüyorum. Bugün hangi devlet memuru işini iyi yapmadığı için hesap veriyor ki öğretmenler matematik ve fen derslerini iyi öğretmediği için hesap versin. Olayı sadece okullarda din dersleri çok noktasında tartışmak bence sorunun temelini görmemizi engelliyor. Tabi bugün imam hatiplerin de politik amaçlar doğrultusunda açıklıkları yada yaşatılmaya çalıştıkları da ayrı bir gercek..

    YanıtlaSil
  38. Ek olarak şunu da belirtmek isterim ki hocam imam hatip te okuyup başka bölümler tercih etmek isteyen öğrencileri de bir noktada anlayabiliriz. Ancak belki sizde biliyorsunuzdur. Önceki yıllarda -sanırım 2013 -Vergi müfettişliği alımlarında İİBF mezunlarına ek olarak fen edebiyat mezunlarına da kadro açtılar. Düşünün fen edebiyat mezunu muhasebe dersi dahi görmemiş birisi vergi müfettişi oluyor.. Son olarak polis akademilerini kapattılar ve herhangi bir lisans mezununu KPSS den belirli bir puan almak şartıyla komiser yardımcısı yapacaklar.. Bunları da bütün olarak düşünmek lazım..

    YanıtlaSil
  39. Hocam,

    1. Efendimiz Hz. Muhammed'in (S.A.V.) günümüze değin korunmuş saçları temizlenirken, yanlışlıkla kopma yaşandığında, yanma yaşandığında, saç kendiliğinden uzayarak asıl boyutuna ulaşıyor.

    Kanıtları:

    https://www.youtube.com/watch?v=L_DZMys2cj4

    https://www.youtube.com/watch?v=7j00iG2pRDw

    https://www.youtube.com/watch?v=vNvFNb-1zS8

    Bunun bilimsel ve analitik açıklamasını yapar mısınız?

    2. CIA, operasyonlarının daha efektif olabilmesi için cinleri kullanıyor.

    Kanıtları:

    https://www.youtube.com/watch?v=rwujs_PY-0A

    https://www.youtube.com/watch?v=vnLMSG8Y67w

    https://www.youtube.com/watch?v=LOcG8exNPcs

    Bunun bilimsel ve analitik açıklamasını yapar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Saçlara DNA testi uygulama şansımız var mı? Yoksa bilimsel açıklama yapılamaz.
      2. CIA'in operasyonlarında bilimi, inancı,ahlakı, ahlaksızlığı her yolu denediği bir ortamda bunun bilimsel olarak neyini açıklayalım ki?

      Sil
  40. Bir matematik ogretmeni olarak, egitim sistemimizin ve dolayisiyla toplumumuzun halinin icler acisi bir durumda oldugunu dusunmekteyim. Su anda bunu uzun uzadiya yazacak kadar zamanim ve gucum olmasada bir blog da okuyup sakladigim bir yaziyi paylasmak isterim izninizle....


    Bu coğrafyanın insanının planları son çeyrek yüz yılda ne yazık ki günü kurtarmak üzerine kuruludur. Son dönemdekilerin ise, bir iş yaparken nasıl olursa olsun “an”ı atlatmak ve evine gidip televizyonun başına kurulmaktır esas amacı. Muhtemelen TV izleme işini de hakkıyla yapamayacak, başladığı programı bitiremeyip ağzı açık bir biçimde uyuyakalacaktır.

    Günü idare eder bugünün toplumu, “sorumluluk üzerimden kalksın da nasıl olursa olsun”dur zihniyeti. “Kör topal da olsa işi nihayete erdireyim, yeter ki başıma bir makara sarılmasın, beni uğraştırmasın, maaşımı gram eksiltmesin, evde rahatça ayaklarımı uzatıp televizyon izleyebileyim”den oluşur hayat ideali.

    Mesela bu ülkede “Kasımpaşa'nın 2-1 üstünlüğüyle devam eden maçta, bir taraftar sahaya girerek, Beşiktaş'ın Portekizli futbolcusu Manuel Fernandes'e tekme attı.” gibi bir haber okuyabilirsiniz.
    Vukuu bile başlı başına nazar- ı dikkati celbeden bu garabet bitmez, olanca ilginçliğiyle devam eder. Attığı 40 metrelik depardan sonra Beşiktaş takımının oyuncusu Fernandes’e tekmeyi sallayan şahıs ifadesinde “Fernandes’i çok sevdiğini, vurmak istemediğini, onu öpmek isterken Portekizli oyuncuya çarpıp düştüğünü” söyler. Olayı kameralar kaydetmiştir ne var ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ne yazık ki durumun özeti budur.

      Sil
  41. +++++
    Bu olağanüstü maç “günü kurtarmak” adına hiçbir şey olmamış gibi devam ettirilir ve 90 dakika tamamlanınca herkes rahata erer, eve gidip televizyonlarının başına kurulabilirlerdir artık. Olay bununla da bitmez, tekme atan kişi ilerleyen günlerde ekrana çıkartılır ve “pozisyon” yorumlatılır kendisine. Sahaya girdiği için bir nevi ödüllendirilmiştir. Sebep? Programcı iyi izlenme oranı alıp günü kurtarmak istiyordur çünkü. Sonuç nedir? İnsanların zihninde oluşan “sahaya girip oyunculardan birine tekme atmak sıkıntı yaratmaz, hatta televizyona bile çıkılabilir bu sayede” anlayışıdır. Yozlaşmadır.

    (Aradan birkaç ay geçer, aynı kişi hakkında şöyle bir haber çıkar: Bir yıl seyirden men cezası alan taraftar tribünde maç izlerken yakalandı.)

    Ülkemizin gençleri devlet okullarında yaklaşık 10 yıl boyunca İngilizce eğitimi alır. Bu 10 yılın sonunda İngilizceyi hakkıyla öğrenip dili anlayan ve konuşabilenlerin oranı %1’i geçmez. Zaten %1’lik kesim de okuldaki eğitimle yetinmediği, takviyelere başvurduğu için öğrenebilmiştir.

    Bir hayvana bile 10 yıl boyunca haftada en az 4 saat herhangi bir şeyin eğitimi verilse o hayvan bile günümüz insanlarından daha fazla gelişme sağlayabiliyor, mesela, eskiden köyümüze gittiğimizde şahit olduğum ilginç bir gerçekten bahsedeyim. Köydeki tecrübeli kadınlardan biri ineğini öyle alıştırmıştı ki o ineği her gece 11’de evlerinin hemen yakınındaki dereye götürür ve ineğin neticesini dereye yöneltip idrarını yapmasını beklerdi. İnek de o pozisyonu aldığında idrarını dereye doğru bırakırdı. Böylece “eğitimli” inek gece ahırı batırmıyor ve bu sayede o “eğitimsiz” köylü kadın sabah bir de ahırı temizlemekle uğraşmıyordu. İlginçtir ki bu eğitim için 10 yıl değil, birkaç ay harcamıştı.

    Peki ne oluyordu da insanlar bunu başaramıyordu? Çünkü İngilizce öğretmenlerinin en büyük derdi öğrencilere vermesi gerekeni tamamen vermeye çalışmak, onlara faydalı olmak değil de “nasıl daha fazla maaş alabilirim, ders ücretleri ne zaman yatar, arabayı/mobilyaları değiştirmek için parayı nasıl bulurum”dan ibaretti. Çünkü öğrencilerin derdi İngilizceyi öğrenmek ve bu İngilizceyle sınavı geçmek değil, “sınavları geçip kurtulayım da İngilizce öğrenmemem önemli değil”di. Çünkü öğretmen de öğrenci de okulda bulundukları yerin hakkını vermek değil de “yahu şu okul bitsin bir, akşam eve gidip ayaklarımı uzatarak televizyonun başına kurulayım” zihniyetindeydi.

    YanıtlaSil
  42. ++++++Ülkemizin tanınmış üniversitelerinden birinin tıp fakültesinde görev yapmakta olan bir profesörle muhabbet etme fırsatım oldu. Kendisi içtenlikle şunu söylüyordu; “Yahu bu şimdiki öğrencilere kolay mı kolay sorular soruyoruz ama onları bile doğru düzgün cevaplamıyorlar, zor sorsak çok azı sınıfı geçecek, onu da yapamıyoruz.”

    İşte bu “kör topal da olsa günü kurtarma zihniyeti”nin ülkenin her yerine sirayet ettiğinin tezahürü. Bir tıp fakültesinin profesörü, ne olursa olsun öğrenenin sınıfı geçmesi için gerekeni yapmıyor. Hâlbuki soruları gerektiği gibi sorsa ve bir kereliğine çoğunluk sınıfı geçemese eminim ki bundan haberdar olan öğrenciler ileriki senelerde ne yapıp edecek ve gecelerini gündüzlerine katarak çalışıp o soruları cevaplayacaklardır. Ancak bu berbat sistemin devamı, çarkların dönmesi için binlerce genç ve ülkenin geleceği heba ediliyor.

    Bu coğrafyada gariplikler bitmez tükenmez, “yahu tez yazmak da ne sıkıcı iş, hem birikimim de yok, ben ayaklarımı uzatıp televizyon izlemek istiyorum” düşüncesindekiler için hizmet veren (!) insanlar reklamını “Abi, her türlü çeviri ve tez işleriniz itina ile yapılır, adrese teslim edilir. Filan adrese başvurun, ayrıntıları görüşelim.” şeklinde yapar, engel olan yoktur. Ne bir kurum ne vicdan.

    Dünyanın en zor işi insanlara hatalarını fark ettirmek, fark ettirdikten sonra da bu hataları düzeltme adına bir şeyler yaptırabilmektir. Gelin, siz yukarıdaki örneklerden biri olmayın. Hayatınızı bir düşünün, kendinize “benim bu ülkeye katkım ne?” diye sorun. “Zamanımı Candy Crush’la, Flappy Bird’le ya da TV karşısında saçma sapan programlarla öldürmek yerine ne yapsam faydam olabilir”in yollarını arayın. Öğrenciyseniz “öğrenciliğimin hakkını verebiliyor muyum?” deyin. Bir işte çalışıyorsanız “maaşımı hak ediyor muyum?”, ev hanımıysanız “çocuklarımı iyi yetiştirebildim mi?”, kapıcıysanız “merdivenleri iyi temizliyor muyum?”gibi sorularla acımasız bir şekilde sorgulayın kendinizi.

    Bunu yaparken de “ben diğerlerinden iyiyim en azından” yanılgısına düşmeyin. Çok kötü birinden iyi olmanız sizin iyi olduğunuzu kanıtlamaz. Belki çok kötü değil de sadece kötüsünüzdür, kötü olmak hoşunuza gider mi? Yoksa kendinizi kandırmaktan mı hoşlanıyorsunuz? Ya da, çan eğrisi mi olur diyorsunuz? Unutun onu, öyle bir şey yok.

    Sonra, “Ben iyi olsam ne değişir ki?” demeyin. Belki dünyayı tek başına değiştiremezsiniz ama iyiliklerle yorulmuş bedeniniz son nefesini verirken ruhunuz “NEYE MÂL OLURSA OLSUN doğrusunu yapmaya çalıştım”ın verdiği rahatlıkla ötelere göçecektir. Bundan daha değerli bir şey var mı dünya üzerinde?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olaylarla örülü çok güzel bir özet. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Sayın "Pinki Floyki",

      Size bir soru sormak istiyoruz:

      Türkiye'de "atanamayan öğretmenler" ile omuz omuza mücadele ediyor musunuz?

      Sil
    3. Ben zaten atanamadim, ozel okulda calismaktayim su anda. 11 yillik is hayatimda birkac yildir atanmak icin ugras veriyorum (aslinda ugrasamiyorum, malum calisma sartlari)

      Sil
    4. Sayın "Pinki Floyki",

      Samimiyetiniz için teşekkürler.

      Atanamayan meslektaşlarınızın yıllardır yürüttüğü mücadele var; haberinizin olduğuna eminiz.

      Eğer:
      Onlarla birlikte mücadele yürütmeye şimdiye kadar yanaşmadıysanız,
      Yanaştıysanız ama faâl olmadıysanız;
      Bu satırları okuduğunuz saniyeden itibaren mücadeleye daha aktif omuz vermenizi öneririz.

      Yukarıda "01:08", "01:12" ve "01:14"de ilettiklerinizi okuduk. Bunları paylaştığınız için de teşekkür ediyoruz.

      Yaşadığınız coğrafyanın durumuna göre; seminerlerinizin bittiği saatler değişiklik gösterebilir. Kendinize serbest vakit ayırabilirseniz:

      İlk önce şu videoyu izlemenizi:

      https://vimeo.com/32966847

      Ve (daha önce okumadıysanız) şu metni okumanızı tavsiye ederiz:

      http://bit.ly/1T83Sd1

      Saygılarımızla

      Sil
  43. biat kültürü islamın özünde yoktur, bunu nereden çıkardınız? kuranda 50küsur kez düşünmez misiniz, akletmez misiniz geçer. doğru yolda olmayandan ayrılın emirleri çoktur. bence islam dediğiniz şeyin sadece kuran.da olduğu ayrımını netleştirmelisiniz.

    biat kültürü, türk tarihinde islamdan önce vardır, islamla alakası yoktur.
    biat kültürü doğuda da vardır, japonya.da da , ingilterede de halen vardır. bütün özel şirketlerde de vardır, futbol takımlarında da.
    önemli olan biat edilenin kaliteli olmasıdır çünkü mutlaka bir yönetici olacaktır.
    siz, size sürekli biat etmeyen astınız ile kaç yıl çalışabilirsiniz?

    örnek verdiğiniz tevhidi tedrisat kanunu tam anlamıyla bir biat kültürü yaratma örneğidir. bütün okullar aynı tedrisatta ve devleti yöneten kişilerin söylediklerine göre eğitim verecek demektir. ancak abd.de yüzlerce, kendi hristiyan vs. tedrisatını belirleyen okul vardır şu an. kaldı ki, ülkeyi kuran mk atatürk, inönü kendisine biat etmeyen herkesi uzaklaştırmıştır. bu ülkenin genleri budur. pisa da, sınavlarda düşük puan öğrenciler halen bu kültürle, daha da kalitesizleşmiş ezber sistemiyle yetişiyorlar.
    japonya.ya finlandiya.ya bir sürü eğitim bakanı uzman gidip zaten görmüş, raporlar var.. artık gerek de yok, youtube.da öğrenciler video çekip gösteriyorlar.. ama niyet o olmayınca herşey şov.da kalıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk cümlenizi bir kez daha okursanız biatın nerede olduğunu göreceksiniz.
      Varsayalım ki ABD'de yüzlerce hristiyan okulu var (bunlar geçmişten kalma isimler ve semboller ama diyelim ki burada dimn eğitimi veriliyor ve bilimden uzaklaşılıyor olsun) iyi hoş da bizim buralardaki eğitim sisteminin yetiştirdiği dünya çapında kaç tane bilim adamı, kaç tane sanatçı var ABD'nin yetiştirdiği kaç tane var? Bu da mı şov.
      Siz biat ile disiplini, biat ile eleştiri kültürünü, eleştiriye hoşgörüyü karıştırıyorsunuz.
      Bence sakin kafayla yazıyı bir kez daha okursanız hak vereceksiniz.

      Sil
    2. abd örneğime katılmışsınız ama benim tersini savunduğumu, abd.de şov olduğunu söylediğimi sanmışsınız. abd örneğime katılarak , tevhidi tedrisatı örneğinize de ters düştünüz ..:)
      sanırım hızlı ve günlük çok okumanızın etkileri.
      ilk cümlemi tekrar okudum, en önemli kısmı da şu 'islam dediğiniz şeyin sadece kuran.da olduğu ayrımını netleştirmelisiniz.'

      Sil
    3. Hocam yazinizla ilgili 2 husus belirtmek isterim..
      1. Tarih tekerrurden ibarettir derler. Galiba bu bizim gibi ülkeler icin gecerli hep ayni seyleri yasiyoruz.
      2. Evet bilimsel egitime dönmemiz lazim sonuna kadar katiliyorum fakat bilimsel egitimi verenlerin ve bunlari egitenlerinde sorgulanmasi elestirilmesi lazim.
      Nasil ki nazim hikmeti ve fazil say vb. Yapilanlar hem ülke hem de bilim icin engel ise sadece bilimi referans alip dini yasam ve inanclari toplum hayatindan silmek de o kadar yanlis ( tarihte yargilanan din adamlari, necip fazil gibi yazarlar vb.) Bu kisileride sallt bilim ve bilim önünde engel olusturuyorlar diye yargilamadik mi?
      Bu kisilerinde yargilanirken medeniyet ve bilim önünde engel olan, yazdiklariyla ülkeyi geriye götürmeye çalisan kisiler olarak yargilandiklari üstelik bunu bilimsel gelismislik ve modern toplum önunde engel olarak gösterilip yapilmasi da son derece yanlis değil mi?
      Yani kisacasi hocam bizim ulke ve insanlar olarak en büyük hatamiz;
      1. Dediginiz gibi bilimi gercekten temel alan bir eğitim sistemi yapamamis ve dini TAMAMEN disarida birakmaya calismis olmamiz,
      2. Bunu yapmaya calisirken sistem yöneticileri ve bireylerin tamamen dini dışlayan insan yaşaminda dahi inanclara saygiyi kenara atan bir yapiya bürünmemiz.
      3. Eger elestirel bir egitim sistemine gececeksek bunu tepeden yapmamiz lazim.
      Üniversitelerde hocalarin elestirilmeyi hazmedemedigi, kamu kurumlarinda (örnegin sizin mensup oldugunuz eski kurumunuz MTK simdi ki VERGİ MÜF. Birakin kurum yöneticisini elestirmeyi, eleştirmiş oldugumuz ustadiniz sebebiyle bile yeterlilikten veya yetkiden elenmelerin olduğu bir sistem var ne yazikki diger kurumlarda ayni sorunlar ile boğuşuyor.
      Peki sistem de ki yöneticilere, onlarin mezun olduklari okullara ve mezun olduklari yillara
      baktigimizda yazida bahsettiginiz dönemin ve sistemin yetistirdigi yöneticiler degil miydi?
      Örn. 1960 da mardinin bir ilcesinde kaymakamlik yapan birinin üstleri\amirler bu sistemin yetistirdigi kisiler degil miydi?
      4. Kisacasi hocam cumhuriyet doneminin ilk yillarida dahil sizin yazinizda belirttiginiz ideal eğitim sistemine asla ulasamadik.
      Ya tamamen dini disarida birakan (bu din sadece islamiyet degil hristiyan, musevi ve diger dinler de)
      Bir egitim sistemi ya da dinin agirliginin arttirilip bilim etkisinin azaltildigi bir sistemi uygulamaya calisiyoruz. Bu da sonuç vermiyor.
      5. Bir konuda daha eklemede bulunursak evet bati da ki gelismis ulkelere egitim komisyonlari ve gözlemciler gönderelim fakat burada da onemli bir sorun cikiyor şoyle ki,
      Bati da bilimsel egitim iyi evet dogru, fakat bati bilimsel egitimi verirken dini eğitimi hep disarida birakti bunun sonucunda mesleki anlamda iyi fakat ahlaki anlamda eksik bireyler yetistirmis olmadi mi? (Örn Amerika ve Danimarka veya Almanya'nin iyi egitim almis kisileri arasindaki madde kullanimina ve kotu aliskanliklara bakarsak gorecegiz)
      6. Hocam bizim batidaki modern eğitime bakmamiz gerekiyor bu dogru fakat ayni zaman da ahlakli bireylere de ihtiyacimiz var bunun icin hangi inanca sahip olursa olsun bu inancinida yasayabilecegi, uygulayabilecegi, ögrenebileceği bir sistemi gelistirmemiz lazim.
      7. Özet olarak bizim batiyi da aşan hatta onlara bile örnek olabilecek bir sisteme ihtiyacimiz var bunu basarmaliyiz. Türkiyemizin uygulayagi sistem "Osmanli İmp. "Yavuz Sultan Selime kadar ki dönemi Özellikle Fatih dönemi, Selçukluda Nizamul mülk dönemi ve sizin dediginiz gibi modern bati egitimini analiz ederek bir sistem ortaya cikarmasi gerekiyor.
      YAZI ÇOK UZUN OLDU ŞİMDİDEN ÖZÜR DİLERIM.

      Sil
    4. Ben değil onu uygulayanlar netleştirmeli. Ortadoğu kültüründe yazılı olan ayrı şeydir uygulama ayrı şeydir. Bakınız Türk Anayasası. Orada yazılı olanları uygulasak sorunumuz kalmaz. Ama biz yazılana değil kafamızdakine bakarız. Onun için önemli olan uygulamadır. Ben uygulamaya bakarım.

      Sil
    5. Gökhan'a yanıt.
      Türkiye hiç bir zaman uzunca bir süre insanların özgürlüğünü hissettiği, bilime yönelebildiği, hoşgörülü tartışmalar yaşadığı bir ülke olamadı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yetişen çok sayıda sanatçı var. Çoğunu devlet yurtdışına bursla yollayıp okutmuş ve destek olmuştur. Büyük Beşler diye bir besteci grubumuz var bilir misiniz? Cemal Reşid Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses, Hasan Ferid Alnar. Eserleri hala dünyada seslendiriliyor. Sonra dünyanın en ünlü hititologları arasında yer alan isimler var: Sedat Alp, Tahsin Özgüç, Ekrem Akurgal. Dünyaca ünlü matematikçi Cahit Arf var. Bunlar benim aklıma gelenler.
      Ne yazık ki o politika sürdürülemedi.

      Sil
    6. Bu dogru hocam katiliyorum fakat fatih doneminde ki Ali kuscu, yine o devirlerdeki mimar sinani, bakiyi, fuzuli'yi de degerlendirirsek bilimin din önünde, dinin de bilim önünde engel olusturmadigini sadece bu ikisini birlestirebilecegimiz bir sistemi hayata geçirmeyi basarabilirsek iste o zaman kendisiyle barisik ögrenmeye ve ögretmeye istekli arastiran bir nesil yetistirebiliriz. Bu da bilimi teknigi ve toplumsal ahlakin gelismesini saglayacaktir diye düşünüyorum zira bizim ülkemizde çift başli bir problem var.
      1. Sızin dediginiz ve sonuna kadar katildigim bilimsel gelisme problemi.
      2. Hapisanelerininde okumus bir çok insanin da bulunduğu(rüşvet, ihaleye fesat karıstirma vb. Sebeblerle) bir ülke durumundayiz.
      Benim söylemek istedigim sizin görüsunuz olan 1. Ye ek olarak 2. Saglamaya calismak bu da kisilerin inanclarini ögrenmeyi ögretmeyi de esas alan bir eğitim.
      İste bizim bu ikisini de basarmamiz lazim hocam.

      Sil
    7. Benim önemsedihim konu da uygulama hocam. Fakat hangi göruste olursa olsun ideali degil kendi ve cevresinin fikrini uyguluyor.
      Zira sizin dediginiz 1961 Anayasasi da öyle o döneme gore cok medeni olan bir anayasa fakat o donemde yazanlarda uygulayanlar da ayni kisiler olmasina ragmen gel gör ki 1971'e kadar bile doğru düzgün uygulanamadi hem de yapanlar tarafindan.
      İste bizim Avrupa dan en büyük eksikligimiz bu hocam.
      "Bizde yapanlar bile doğru düzgün uygulamaz...
      Onlarda yüzyil önce yapilsa bile gelenler uygular.."
      Kisacasi yapmak kadar uygulamak da önemli hatta yapmaktan daha önemli...

      Sil
    8. Feza Gürsey'i unutmayalım hocam.

      Sil
    9. Ben de yıllardır bunu söylüyorum. Yazdıklarımız ayrı uygulamamız ayrı. Daha da kötüsü öyle olunca devlet kişiye göre farklı uygulamalar yapıyor.

      Sil
  44. Sayın Mahfi hocam,
    yazınıza genel olarak katılıyorum. 1-2 noktada görüşlerimi yazmak istiyorum.
    Okullarda seçmeli din dersleri olmalı, hangi dine inanıyorlarsa o dine ait temel bilgiler verilmelidir. Yoksa dinini öğrenmek isteyenler yanlış kaynaklara yönelir.
    6-7 asırlık bir devlet hakkında genellemeler yapmak insanı yanıltır. Mutlaka iyi ve kötü dönemler olmuştur. Her hadise kendi şartları altında incelenmelidir. Örneğin Takiyyüddin daha ziyade saray entrikalarının kurbanıdır. Zaten kendisi Osmanlı'nın ne ilk ne de son gökbilimcisidir.
    Japonya'da eskiden varsa da sanırım artık biat kültürü pek yok. Japon eğitimi kalıp insanlar yetiştirmeye ayarlanmış. İşçi kalıbı, akademisyen kalıbı, ev hanımı kalıbı vs. Kendileri de bundan şikayetçi olduğundan örnek alınmasını tavsiye etmem.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, paylaşım için. Genel olarak katılıyorum dediklerinize.

      Sil
  45. Sayın Hocam
    Bahsini ettiğiniz konulara büyük oranda katılmakla birlikte ciddî fikir ayrılıklarımız olduğunu söylemek durumundayım. Biat kültürü hakkında söyledikleriniz tamamen yerinde ve dogrudur. Çağ değişti, eğitimli insan arttı ve biat kültürüne yaşadığımız dünyada yer kalmadı. Ancak eğitim konusunda eğitim sistemi gelişmiş olanlardan gelişmemiş olanların o sistemi olduğu gibi alması fecaattir. Cumhuriyet Türkiyesi bu konuda başarısızdır. Köy Enstitülerinde modern bilim metodlarını öğretmenin yanında Avrupalıların kutsallarıyla yaşamayı emretmek bilimle alakasız işlerdir. Netice olarak Avrupalılar gibi üretmediğimiz halde onlar gibi tüketiyoruz. Cumhuriyet tüm sorunların çözümü olmadığı gibi meşrutiyet ve monarşi de tüm sorunların kaynağı değildi. Avrupa ülkelerinin pek çoğunun hâlâ monarşiyle yönetildiği ve aynı zamanda demokrasi kültürünü benimsemiş oldukları açıktır. Yani cumhuriyet=demokrasi tezi kesinlikle çürümüştür.
    Takdir edersiniz ki Türkiye'yi cumhuriyete taşıyan kadro Türkiye'de eğitimini almış kimselerdi ve Türk modernizmiyle ilgili ilk vesika 1718 tarihli bir belgedir. (Kaynak: Türkiye'de Çağdaşlaşma, Niyazi Berkes) Yani Avrupa'yı gayet yakından takip eden aydınlar Türkiye'de hep vardı ve belki garip gelecek size ama bunlar ulemadandı. İbrahim Müteferrika'nın 1745'teki ölümünden sonra onun izinden gidenler Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri idi.
    Nerede sen benim kutsalımla yaşayacaksın denirse orda kavga kaçınılmazdır. İmam Hatip Liseleri hakkındaki tespitinize gene katılmıyorum zira 28 Şubat dönemine kadar bu ülkenin en seçkin öğrencileri idiler. En azindan ülkemizde yapılan sınavlar bunun göstergesidir. Gelişmiş ülkelerin eğitim sistemi böyleymiş o halde biz de bunu kendimize uyarlayalım derseniz yeni başarısızlıklardan başka bir sonuç çıkmaz. Her kültür kendi eğitim sistemini oluşturur ve bizim kültürümüzün belki bir devresinde de olsa imam hatip liseleri başarılı bir sonuç verdiler.

    YanıtlaSil
  46. Hocam eger bir egitim reformu yapilacaksa bence ise ahlak ve etik ogretiminden baslamak gerekmez mi? Bahsettigim dini referans alan bir ahlak degil, bati felsefesinin urettigi ahlak anlayisi. Bana en buyuk problem buymus gibi geliyor. Yazida bahsettiginiz 3 buyume donemi ayni zamanda yozlasmanin da zirveye ciktigi donemler.

    Ahlak mi oncelikli bilim mi dendigi zaman aklima 2. Dunya savasi oncesi Almanya geliyor. Bilimsel olarak dunyanin en gelismis birkac ulkesinden biri (Nobel odullerinde savas oncesi 1 numara) ama yine cok parlak bilim adamlarinin Ari irk fikirlerini savundugu bir ortam. Keza Japonya keza Rusya. Veya daha yakin tarihten bir ornek, GDO'yu savunmak icin cok uluslu sirketler tarafindan finanse edilen bilim adamlari. Bilim dedigimiz sey ideoloji veya vahsi kapitalizmle karistigi zaman hic iyi sonuclar vermiyor. Sonucta insanin icindeki hirsi ve guce olan acligi dizginleyerek uygarligi ileri goturmek degil mi mesele?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ 13:27 Adsiz; Size katiliyorum.
      Benim düsünceme göre de Türkiye`de sorun din degil bir ahlak sorunu.Bir insan dindar olabilir ama ahlakli olamiyor.Bati ülkelerinde pekcok kisi ateist ancak 1kg domates isteseniz 900 gram vermezler size. En az 1 kg verirler.Türkiye`de alisveris yaparsin, para üstünü satici sana seker, cikolata ,sakiz olarak verir, bozuk parasi olsa da.Sen istemesen de satmis olur sana. Ahlaksizlik budur iste. Ben Avrupa`da bana para üstü seker, cikolata ,sakiz veren birini duymadim görmedim.1 cent de olsa verirler.Alman televizyonlarinda degisik tv programlari olur.Mesela gecenlerde 2 kadini (biri Türk asilli Alman biri Alman asilli Alman) Istanbul`a gönderdiler.5 ayri restoranda birebir ayni seyleri siparis etti bu kadinlar. Ve sadece bir restoran her iki kadindan da kurusu kurusuna ayni parayi aldi. 4 restoran Alman kadindan fazla para aldi, yabanci oldugu icin (hem de oldukca fazla). Iste bunlar hep ahlaksizliklar arkadasim. Kendimizden baska herkesi salak sanmaya devam edelim biz. Programi milyonlarca insan izledigini düsün.Nasil düzelir bilmem ama ülkemiz her tarafa rezil oluyor böyle.Saygilarimla,

      Sil
  47. Yahu Hoca bir tek şeyi soruyor, hepimiz tarihe dalıp kendi mevzimize yığınak yapmak için harıl harıl malzeme arıyoruz!

    Hoca özetle diyor ki:

    Türkiye'de bugün kişilerin dini, imanı, mezhebi, oy verdiği parti, giyimi kuşamı, tuvalete sağ adımla mı yoksa sol adımla mı girdiği, saçının uzayıp uzamadığı, çarmıha gerilip gerilmediği, lollipop şeker hangi ölçüde emilirse oruç bozulmaz, sen Türksen o da Kürt, sen esmersen o da kumral...üzerinden çok zaman kaybediyoruz!

    Yahu biriniz de çıkıp demiyorsunuz ki, biz ne zaman yüksek teknolojili ürün üreteceğiz!

    Laboratuvarlada makyajlı & başı açık veya başı kapalı, sinek tıraşlı veya çember sakallı bilim insanları ne zaman yüksek teknolojili bir ürün üretecek!

    Hoca'nın bu soruyu sorduğunu anlamak mı istemiyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Sonunda işin özünü birisi anlattı. Teşekkürler.

      Sil
    2. Mükemmel bir yazı Mahfi Bey,

      Çok teşekkür ediyorum size.

      Onur Ünal

      Sil
  48. Mahfi hocama maalesef bu konuda katılmıyorum. Keşke öyle olsaydı ama temel eğitim dışında verilen eğitimin human capital üzerinde hiçbir etkisi yok. Human capital büyük oranda biyolojik temelli: öğrencinin kapasitesi düşükse ve anlayamıyorsa eğitim ne fayda edebilir? ABD'de eğitim harcaması ve test skorları arasındaki ilişki:

    http://www.cato.org/sites/cato.org/files/wp-content/uploads/andrew-coulson-cato-education-spending.jpg

    Türkiye'nin ekonomik olarak ulaşabileceği maksimum düzey Yunanistan / Güney İtalya düzeyi. Human capital düzeyimiz buralara denk. Türkiye ekonomik açıdan asla bir Japonya veya Almanya olamayacak. Türkye'nin düzeyini burdan görebilirsiniz:

    http://1.bp.blogspot.com/-HYBLeAVHqnc/Up7pkWUuTnI/AAAAAAAABQE/ambumJrCPKY/s1600/2012-PISA-rank-6nC.png

    YanıtlaSil
  49. Beni yanlış anlamayınız sözüm kesinlikle isze değil ancak ülkemizde yaklaşık 100 yıldan bu yana ingilizlere biat edenlerin biat etmeyi eleştirmeleri beni çok şaşırtıyor ne dersiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ingilize biat etmiyorlar, saygı duyuyorlar :)

      Sil
  50. Hocam, öncelikle saygılarımı sunarım. Bu konuyla ilgili tam olarak formüle edemediğim bir soru var aklımda. Sormaya çalışacağım. Biat kültürünü özgürlüğün önündeki en önemli engel kabul edersek Türkiye'de bir hizaya dizilmiş halk kitlesinden bahsetmek gerekir. (Ancak aksine her alanda kaotik bir durum var.) Biat kültürü ile düşünürsek liderlerini (büyüklerini) sorgulamasa bile onları anlayan bir topluluk olması gerekir. Özgürlük/sorgulamak/yenilik talebi ardından bir adım gibi geliyor bana. Alev Alatlı'nın Cumhurbaşkanlığından ödül alırken yaptığı konuşmada bire bir hatırlayamadım ama "ülkemizde özgürlüklerin şerden yana büküldüğünü" belirten bir ifade kullanmıştı. Anlayamayanların talep ettiği özgürlük üretmeye dayalı olmuyor; yok etmek üzerine tembellik üzerine oluyor. İnşallah ifade edebilmişimdir. Daha ciddi bir sorunumuz var demek istiyorum. Tüm emeğiniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok iyi ifade etmişsiniz, çok da doğru bir gözlem yapmışsınız.

      Sil
  51. Hocam, siz çok kibarca ifade etmişsiniz. İçinde yaşadığımız topluma bakınca yeryüzünde nefes almayı hak etmeyen bir güruh görüyorum. İnsanın varlığına, hayatın doğasına aykırı bir yaşam formu oluşmuş. Öncelikle bir topluluk bile değil, bunu belirtmek istiyorum. Bir sürü. Başı boş bir yaşam sürüsü. Birey yok ortada. Bireyin olmadığı yerde, insanın varlığından söz edilebilir mi? Bireyin olmadığı yerde, toplumdan, topluluktan, sosyal yaşamdan, ulustan, yurttaştan ve dahi halktan bahsedilebilir mi? Kadından bahsedilebilir mi? İşçiden bahsedilebilir mi? Çocuktan bahsedilebilir mi? Konuyu dağıtmak istemem ancak biz de içinde yaşadığımız bu kaosun bir parçası olmuşuz: zihni bulanmış, vicdanı darmadağın, ahlakı, etiği kaybolmuş bir yitik ülkesiyiz. Nereden başlamak gerekiyor sorusuna vereceğim tek cevap:hiç başlamamak. Şeytana pabucunu ters giydirmiş bunlar, namuslu insanı yaşatırlar mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atatürk'ü düşünün.
      Ya o da böyle bir yılgınlığa kapılıp bu toplumla uğraşmaya değmez diyerek hiç başlamasaydı biz ne olurduk?

      Sil
    2. Hocam, umut aşılamaya çalıştığınız ortada.

      Belki de, bir kaza geçirmiş olmanız sebebiyle (acil şifalar diliyoruz) son zamanlarda kendinize, çevrenize, topluma, dünyaya daha pozitif bakmaya uğraşıyor olabilirsiniz.

      Belki de, 65 yaşında bir timsal olmanız sebebiyle, ömrünüzün geri kalanında kendinizi bozmamak adına, içinizde hiç umut beslememenize rağmen, çevrenize, topluma, dünyaya daha pozitif bakmaya uğraşıyor olabilirsiniz.

      Bizce, kendinizi boş yere yormayın. Hiçbir şeyin değişmeyeceğinizi (belki de hepimizden) daha net görüyorsunuz!

      Gitgide yaşlanıyor olmanız sebebiyle mülayimleşiyor olabilirsiniz.

      Rahmetli dedem de sizin gibiydi. Bizler kısa pantolonla sokaklarda oyun oynarken, o 40'lı yaşlarının sonunda, 50'li yaşlarında yangında kül bırakmazdı, bize öğüt üzerine öğüt, uyarı üzerine uyarı, öngürü üzerine öngörü anlatırdı. Ama 60. yaşında sanki başka bir boyuta girdi ve gitgide mülayimleşmeye başladı, o cengaver gibi adam, hepimize, 'dünyayı güzel günler bekliyor çocuklar' diye diye dünyayı terketti! Ne güzel günü, en beter günlere koşar adım ilerliyoruz! Aslında 40'lı, 50'li yaşlarındaki hali doğruları söylüyormuş, 60. yaşından sonra hem kendisini hem de bizleri kandırmaya çalışmış!

      Sırf pozitif görünmek uğruna, sizden genç olanlara, bizlere, sahte umutları değil, gerçekleri anlatın Hocam!

      Bari siz mülayimleşmeyin Hocam, lütfen!

      Sil
    3. Ben size gerçekleri anlatmaya çalışıyorum. Gerçekler kötü de olsa anlatıyorum ama buradan giderek karamsarlık da aşılamıyorum.
      Tekrar söylüyorum Atatürk 1919'da mevcut duruma gelecek hakkında karamsar olsa ve bırakıp gitseydi neler olurdu onu bir düşünün.

      Sil
  52. HOCAM SİZ ÇOK YAŞAYIN, İYİ YAŞAYIN.İÇİMDEN GELDİ YAZMAK İSTEDİM :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim sizler de çok yaşayın, iyi yaşayın.

      Sil
  53. Yine çok aydınlatıcı bir yazı olmuş emeğinize sağlık. Düşüncelerinize genel olarak katılmakla beraber bir noktada itirazım var. Bu yazıyı okuyan bir kişi İslam dininin biat kültürünü emrettiğini, bilimsel eğitime, soran sorgulayan bireylere karşı olduğu fikrini çıkarabilir. Bu ise büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgının esas sebebi Osmanlı Devletinde şeriat adı altında uygulanan İslam diniyle alakası olmayan kurallardır ki bunların biride biat kültüdür. İslam dini biat etmenin aksine aklı kullanmayı, düşünmeyi, sorgulamayı benimsemiştir.Yazınızın bir kısmında Atatürk'ün şeriat yasalarını çağdaş yasalarla değiştirdiğinden bahsetmişsiniz. Benim itirazım bu noktada. Atatürk'ün getirdiği yeniliklerin amacı Osmanlı Devletinin bozduğu İslam algısını düzeltmek ve esas dini kuralları halka benimsetmektir (Buna İslam rönesansı da denilebilir). Yani Osmanlı Devletinin keyfi uygulamalarını İslam şeriati gibi görürsek birçok sosyolojik gerçeği gözardı etmiş oluruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kusura bakmayın ama İslam dininin hukuku şeriattır. Osmanlı bunu Mecelle'de yaptığı gibi biraz yumuşatmıştır. Hırsızlık yapanın eli kesilir. Osmanlı Devleti bunu bozmamış biraz yumuşatmıştır. Atatürk şer'i hukukun yerine batıda uygulanan çağdaş hukuku getirmiştir.

      Sil
  54. De ki Bandırma vapuru yolda battı.Biz koca Türkiye toplumu savaşmayacak mıydık? O bir tek adam olmasa Lojistik nedenlerle yenileceği ortada olan Yunanistan'ı yenemeyecek miydik? İngilizlere teslim mi olacaktık? İstanbul hükümetinin iyi polisi oynadığını, vatanı kurtarmak için bu role ihtiyaç olduğunu hala söyleyebilen yok.İstanbul hükümeti iyi polis rolünü çok iyi oynayabildiği için Ankara'nın İstanbul'dan kaçırılan silahları elde edebildiğini neden saklıyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstanbul hükümeti İngilizlere teslim olmamış mıydı? Bu İngilizler İstanbul'a turistik amaçlarla mı gelmişlerdi? İstanbul polisi mi kalmıştı? İdareyi İngiliz askerleri almamış mıydı? Ankara'ya silah kaçıran insanları yakalayıp hapse atmıyorlar mıydı?
      Benim dedemin adı da Mahfi Eğilmez. Osmanlı'da memurdu. Geceleri Anadolu yakasında kurbağalıdere civarında toplanıp Anadolu'ya silah kaçıran arkadaşlarına gizli gizli yardım ederlermiş. Memur olduğu için yakalansa başı bir türlü belaya girecek. Nitekim bir gün yakalanmış. Hapse atılmış. Hapiste kaldığı sürede, Anadolu'ya silah kaçırılmasına göz yumduğunu söylediğiniz İstanbul polisinden işkence görmüş. Ama ne yaptıklarını söylemiş ne de arkadaşlarını ele vermiş. İşkenceyi sineye çekmiş sessiz kalmış. Silah kaçırdığı kanıtlanamadığı için serbest kalmış. Bizim Eğilmez soyadımız oradan gelir sevgili kardeşim.

      Sil
    2. Hocam başınızı ağrıttım ama bu son özür diliyorum.Bize cevap yazmanız bile onurdur: İstanbul Hükümeti dediğimiz şey Kurtuluş Savaşı'nı yürütecek olan ama işgalcilerin kovuşturmasından kaçmak için Müdafaa-ı Hukuk Cemiyetleri adını kullanan İttihat ve Terakki Partisinin içindeki liderlik savaşında Mustafa Kemal tarafından yenilen muhalif kanattır.Bunların vatan haini gibi görünmeleri ülkeyi sevmemelerinden değil rakipleri olan Ankara'daki adamları sevmemeleri yüzündendir.Mustafa Kemal,Nutuk'ta İstanbul'dan silahları kaçırıp Anadolu'ya gönderen Karakol Cemiyeti'ni bilmezlikten geliyor mesela.Aslında çok iyi biliyor kim olduklarını.
      İttihatçı liderler özellikle Cemal Paşa'nın etkisiyle yurtdışına giderken Kurtuluş Savaşı'na kim önderlik edecek bunu partiye bildiriyor.Bu sayede Mustafa Kemal İstanbul'da lider olarak seçilip Anadolu'ya gönderiliyor.Yoksa bütün Anadolu'daki bürokrasi bu general Samsun'a ayak bastığı andan itibaren bütün emirlerine nasıl uyacak?
      Nutuk'un ilk sayfalarında Atatürk şaşırıyor:'Erzurum'a geldim adamlar (Müdafaa-ı hukukçular yani ittihatçılar) direnişi örgütlemiş hatta fransızca gazete bile çıkarmışlar' Hiç aklımıza gelmiyor mesela Mustafa Kemal,Erzurum'a kongreye katılmaya gidiyor Peki koca kongreyi önceden kim topladı :)
      Sonuç olarak liderlik mücadelesini Mustafa Kemal kaybetse başka bir general liderliğe atanacak ve Kurtuluş Savaşı'nı o yürütecekti.

      Sil
    3. Mutlaka öyle olacaktı ama Mustafa Kemal kadar başarıyla ve özveriyle yürütecek miydi onu bilemeyiz. Sonuçta Mustafa Kemal, önceki bütün görevlerini başarıyla yapmış bir generaldir.

      Sil
  55. sorun aslında imam hatip okulların artmasından çok niteliksiz bir şekilde artmasıdır. Burası İslam coğrafyası din eğitimi doğru bir şekilde verildikten ve bunun yanı sıra bilim derslerine de gerekli önem verildikten sonra; din ile bilimin çelişkili dallar değil bir birilerini destekleyen iki dal olduğu görülebilir. Ne yazık ki ülkemiz yöneticileri bunu yanlış anlayıp yanlış uyguladıkları için bir arpa boyu yol alamıyoruz. Lisedeki fen bilimleri eğitimini verecek fizik kimya öğretmeni bulunamadığında, aynı zamanda bu branştaki öğretmenlerin atanamadığını da gördüğümde ve aksine din öğretmenlerinin atamalarının diğerlerine nazaran çok daha büyük bir oranda artışını gördüğümde bu nasıl bir çelişkidir diye hep sordum kendime. hala da soruyorum. bu nasıl bir çelişki??

    YanıtlaSil
  56. hocam dediğiniz gibi bu büyük medeniyet vakti zamanında piri reis gibi bir bilgini sırf kültürel ve politik görüşleri ile etnik kimliği dolayısıyla 85 yaşında idam ettirmiştir, ibni sina gibi bir bilgini seyyah gibi oradan oraya sürgüne zorlamıştır, bu ortamda türkiye nin batı medeniyetini bilimsel olarak yakalaması mümkün değildir ancak geçmişte olduğu gibi bu günde bilek gücüyle ayakta durmaya devam edecektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediklerinizin benzerleri batıda da var. Giordano Bruno'u diri diri yakanlar, Galieo Galilei'yi engizisyonda yargılayanlar İtalyanlar. Bu tür yanlışlar, bilim düşmanlıkları, din elden gidiyor zırvaları her yerde var. Batıda cadı avı gibi saçma sapan işler bile var. Meselenin önemli olan kısmı bu yanlışları, saçmalıkları geçmişte bırakabilmek. Adamalar aydınlanma sonrası onu becerip 20. yy ın ortasından itibaren olayı bitirmişler. Biz hala oralardayız. Sorun bu.

      Sil
  57. Başta yapılan hatanın din ve madde aleminin yanlış şekilde ayrıldığını düşünüyorum. Bir makinenin bile ayrılması gereken yerlerden değilde tutar gövdesinden ikiye bölerseniz elinizde bir hurda yığını kalır. Yapılan şeyler ise aynen budur.
    Din insanlar tarafından kendi çıkarına göre anlaşıldığı zaman insanlara özgürlük getirmemiştir.
    Dinin uygulanmasinda, bilgi edinilmesinde kurumsal bir yapıya (diyanet) ihtiyaç var.
    Tabi ki herşeyde olduğu gibi o işlerde de işler çığrından çıkmış durumda...
    Din ne için var? Din kuralları özgürlük mu verir yoksa insanları kapitalizmin kölesi mi yapar?
    Tüm bu meseleler devlet kurumunun nasıl isterse öyle yönlendirmesi sonucunda çıkan sorunlardır.
    Diyanet ise kendisine durumdan vazife çıkararak saçma sapan işlere burnunu sokmakta devletin diğer birimlerine iş yaptırmaktadır.
    Ne din ne de biat kültürü insanları bir kalıba sokmak için icat edilmiş birşey değil.
    Demokrasi ise insan hakları ve özgürlüklerin devlet tarafından insanların kaldirabilecekleri kadar verilmesidir.
    Cok büyük anlamlar yüklememek lazımdır.
    Demokrasi toplumun bir sonucudur.
    Herkes nasıl hak ediyorsa o şekilde yonetilir. Sözünün özetidir.
    Adam köprünün halatı kopmuş da intihar etmiş.
    Köprü yansa nolur, olmuşsa olmuş diyen bir toplumun özgürlüğü mu fazladır yoksa intihar edenin mi?
    Yine siyasetin toplumun bu değeriyle ilişkilendirmesi ile istifa kurumu da gelişmemiş.
    Biat kültürünün ise toplum tarafından anlaşılamadığı için tam bir cahil üretme makinesi haline gelmiştir.
    Abd, ab, uzakdoğu ulkeleri ise o kadar ozenilecek bir durumda değil.
    Bütün güzelliklerinden, çirkinliklerinde bu topraklarda olduğuna inanıyorum.
    Kamerayı alıp a bak burada ne var, demek model almak çok dogru değil.
    Toplum kendi doğrularını, kendi icatlarını üretemezse asimile olmaya başlamış demektir.
    Aynı ülkemizin hem doğu hem de batı olması gibi.
    Uyarlanmak, meselesi yine adalet kitabında işlenmiş. Türk toplumu sürekli başka toplumlardan alınan değerlere yani hazıra uyum sağlamış.
    İcat çıkarmamış.
    Bundan sonra da çok fazla birsey beklemek yanlış olur.
    Beğenmeyen kendine güzel bir ülke baksın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Din ve maddi alem ayrımı söz konusu değil. En azından Türkiye'de. Yazdığımız hiç bir şeyi uygulamadığımız gibi bunu da uygulamıyoruz. Anayasaya yazsak da uygulamada yok.

      Sil
  58. Muhteşem bir yazı ama gerçekten Japonya örneği kafamı karıştırıyor. Japonların biat kültüründen kaynaklı uçak kazaları bile oluyorken onlar nasıl bu kadar ilerledi?

    YanıtlaSil
  59. Cehalet, fakirlik ve düşmanlık ülkemizin en ciddi sorunudur. Bu sorunları aşmak için cehalete karşı eğitimi; zaruret denilen fakirliğe ve geri kalmışlığa da her zamanın geçerli ve temel meslekleri olan “ziraat, ticaret ve sanat” tavsiye edilir. Memuriyeti ve idareciliği temel meslek olarak gören anlayış ülkemizin içine düştüğü geri kalmışlık ve fakirliğin temel nedenidir. Memuriyet ve idarecilik geçim kaygısı ile değil, millete hizmet etmek amacını taşıması gerektiği takdirde saygıderğerdir ve olumludur.
    Bir ülkenin kalkınması müstahsillerin (üreticilerin) çoğalması ve müstehliklerin (tüketicilerin) az olmasına bağlıdır.Toplum hayatının devamı ve ihtiyaçlarının giderilmesi ancak sanat, ticaret ve ziraat alanındaki üretime bağlıdır. Şayet ihtiyaçtan fazla üretim olursa o zaman ülke halkı fazlasını dış ülkelere ihraç ederek ülke kalkınmasına ve zenginliğine hizmet etmiş olurlar. İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke fakir düşer.
    Ülkenin kalkınmışlığı ve geri kalmışlığı da yine ülke idaresinin hürriyetçi olup olmaması, demokratik değerlere sahip çıkıp çıkmaması ile doğru orantılıdır. Bilhassa ırkçılığı devlet politikası haline getirmiş ve devletçiliği ilke olarak benimsemiş bir “ulus devletin” ülkede yaşayan farklı ırk ve kökenden gelmiş, farklı dil ve kültüre sahip insanları şevk ve gayrete getirerek ülke kalkınmasına katması zordur. Böyle bir devlet tabiatı icabı monopoldür; yani tekelcidir. Tekelcilik ise kendisinden başkasına hayat hakkı tanımaz. Ekonomik monopolcülük de “serbest girişimi” önler.
    Demokratik ve hürriyetçi değerlere değil de ulusal değerlere önem veren ve bunu halkının zihniyetine yerleştiren bir devlet yapısında halk devlete bağımlı hale gelir. Her şeyi devletten beklemeye başlar. Halka göre devlet her şeyi yapabilir. Ekonomiyi büyütür, insanları eğitir, besler, iş sahibi yapar, ticaret yapar, korur. Fakirliği ortadan kaldırır. Hatta devlet vatandaşlarının düşüncelerine ve inançlarına müdahale eder ve nasıl yaşamaları gerektiğine karar verir.
    “Eskiden Müslümanlar zengin, ecnebiler fakirdi; şimdi ise durum tersine döndü. Sebebi nedir?” sualine verilen bir cevapta özetle şunlar söylenmiştir:
    Her şeyden önce “Leyselil insane illa ma’sa- Kişiye çalıştığının karşılığı vardır” yani çalışmasının karşılığını mutlaka görecektir ayetinden kaynaklanan çalışma meyli ve “Çalışan ve helal kazanan Allah’ın sevgili kuludur” hadisinden kaynaklanan çalışma şevkinin bazı yanlış telkinler ile kırıldığını söyler. Tasavvuftaki “bir lokma bir hırka” usulü kendini dergâha adamış tarikat mensupları içindir. Bunu toplumun tüm kesimlerine mal etmek çalışmaya olan şevki kırmakta insanı tembelleştirmektedir.
    Allah’ın adını ve şanını yüceltme vesilesinin bu zamanda maddeten terakki ile olabilir. Peygamberimizin (asm) “Dünya ahiretin tarlasıdır” hadisinin de çalışmayı gerekli kıldığını, bunun da ancak dünyaya da çalışmakla mümkün olduğunu belirtir. Ayrıca “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisiyle de insanlara faydalı olmanın dinin emri olduğu özellikle belirtilmiştir.
    Bilhassa “din duygusunun daha fazla hâkim olduğu Doğu’da” geri kalmışlığa, cehalete ve her çeşit bölünmüşlüğe karşı kurtuluş çaresi, dindir. Çünkü din “muhabbet ile ittihadı, marifet ile imtizac-ı efkârı, uhuvvet ile teavünü” emretmektedir. Sevgi, birlik, beraberlik, ilim, fikirlerin beraberliği ve uyumu, kardeşlik, yardımlaşma ile kalkınma politikaları sonuç verir. Aksi takdirde yapılan bütün yatırımlar ve kaynaklar israf olup gider.

    YanıtlaSil
  60. reel efektif döviz kuru düşerse ne olur?

    YanıtlaSil
  61. Siz biat kültürüne karşı olduğunuz için soyadınız 'Eğilmez'. Oysa siz de itaat etse ve biatı destekleseydiniz o zaman soyadınız 'Eğilir' olurdu. )))))

    YanıtlaSil
  62. Saygıdeğer mahfi hocam;
    Bilkent öğrencisi işletme son sınıf öğrencisi olarak,yazılarınızı ilgi ve alaka ile takip ediyorum. Maalesef eğitim olarak sadece kendi okulumda değil ülke genelinde çok büyük hatalar yapıyoruz,yazılarınızda bahsettiğiniz gibi.
    Sizin gibi vizyoner bir öğretmen ile karşılaşamamanın ve tanışıp keyifli sohbet edememenin üzüntüsünü,en azından internet sitenizden ve kitaplarınızdan paylaşımlarınızı okumanın mutluluğunu ve keyfini yaşıyorum.
    Umarım ülke olarak sizin gibi değerli öğretmenlerimizin sayısını arttırma fırsatımız olur,biz genç nesile umut ışığı olmanızdan dolayı gençlik adına teşekkürlerimi lütfen kabul ediniz.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Sevgiler, başarılar.

      Sil
  63. Bir tarihçi olarak şöyle düşünüyorum: "biat kültürü" zaten Türk milletinin Orta Asya'dan getirdiği devlet yaşantısında vardı. "Yavuz Sultan Selim’in halifeliği üstlenmesinden sonra daha da arttı. Halifeliğin alınmasıyla birlikte Allah’ın yeryüzündeki gölgesi konumuna geçen padişaha biat esastı." ifadesi aslında sadece Osmanlı'ya değil tarihle birlikte ortaya çıkışımıza kadar dayanır. Orta Asya'dan itibaren var olan Kût inancı [Türk devletlerinde halkın, hükümdara verilen görevin Allah tarafından verilmiş olduğuna inanması.] Osmanlı padişahlarındada bu inanç görülür ve yazdıkları fermanlarda Zillullah unvanınıda kullanırlardı. Zamanla bu inanç halk tarafındanda benimsenmişdir.] Yani kût inancı başlı başına "biat kültürü" ile aynıdır. Bu inanç İslâmiyetle birlikte dini kutsallık kazanmıştır. Kurânı Kerim'de

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَأَطِيعُواْ الرَّسُولَ وَأُوْلِي الأَمْرِ مِنكُمْ فَإِن تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً ﴿٥٩ - Nisa Suresi 59. Ayeti Kerime'de cenâbı hak şöyle buyuruyor:

    Yâ eyyuhâllezîne âmenû atîûllâhe ve atîûr resûle ve ulil emri minkum, fe in tenâza’tum fî şey’in fe ruddûhu ilâllâhi ver resûli in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhir(âhiri). Zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen) Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir. - Diyanet İşleri Başkanlığı Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri

    Hazreti Peygamberimiz sav'den itibaren var olan 4 halife ve İslâm halifeleri döneminde devam eden Ulul'emre itaat yani biat hem islâm dininde hemde Türk kültüründe varoluşumuzdan itibaren yer almaktadır. Burada önemli olan yöneticilerin nasıl uyguladığı. Dolayısıyla yazıda "biat kültürü" ile ilgili eksik ifadeler yer almakta. Böyle güzel bir konuya vesile olduğu için Mahfi Hocama yine teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...