21 Eylül 2015 Pazartesi

Krizler Gelir Dağılımını Düzeltiyor

Türkiye’de gelir dağılımı
Türkiye’de TÜİK her yıl gelir ve yaşam koşulları araştırması kapsamında gelir dağlımı ölçümü yapıyor. Aşağıdaki tabloda 2014 yılına ilişkin araştırmadan elde edilen sonuçlar 2013 yılı sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak yer alıyor (Kaynak: TÜİK, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2014. 

Buna göre 2014 yılında, 2013 yılına göre Gini katsayısında 0,40’dan 0,39’a gerileme olmuş yani gelir dağılımında mutlak eşitlik doğrusuna biraz daha yaklaşılarak gelir dağılımında düzelme yaşanmıştır.

Toplumun bu araştırmanın sonuçlarına ne kadar inandığı, araştırmanın gerçekleri ne kadar yansıttığı ya da bu araştırmanın objektif ve bilimsel ölçülere göre yapılıp yapılmadığı konusunun tartışmasına girmeyeceğim. Ben bu araştırmayı da geçmiş araştırmalar gibi doğru olarak kabul ederek bu düzelmenin nasıl ve niçin yaşanmış olabileceği konusunu ele alacağım.

Türkiye’de gelir dağılımı nasıl ve niçin düzeliyor?
Bu konuyu ele almak için aşağıdaki tabloyu sunuyorum:

Yıllar
Gini Katsayısı
Kriz
2002
0,44
2001 krizinin etkisi
2003
0,42
2001 krizinin etkisi
2004
0,40
2001 krizinin etkisi
2005
0,38
Yabancı sermaye girişinde rekor
2006
0,43
Normal dönem
2007
0,41
Normal dönem
2008
0,41
Normal dönem
2009
0,42
Normal dönem
2010
0,40
2009 küresel krizin yansıması
2011
0,40
2009 küresel krizin yansıması
2012
0,40
2009 küresel krizin yansıması
2013
0,40
Büyümede ivme kaybı
2014
0,39
Büyümede ivme kaybı

2001 yılı öncesine ilişkin elimizde sağlıklı bir gelir dağılımı verisi bulunmuyor. Bununla birlikte 2002 öncesinde gelir dağılımının daha bozuk olduğunu tahmin ediyorum. Örneğin 1994 yılında yapılmış olan araştırmada Gini katsayısı 0,49 idi.

Krizlerin etkisi genellikle biraz gecikmeli olarak gelir dağılımını etkiliyor. Ekonomik krizler üst gelir gruplarının daha fazla gelir kaybına yol açtığı için gelir dağılımında düzelmeyi sağlıyor. Örneğin 2001 krizi birçok bankanın batmasına, geri kalanların zarar etmesine yol açmış ve üst gelir gruplarının gelirlerini törpülemişti. Tabloda 2002 – 2004 arasında yaşana gelir dağılımı düzelmesinde 2001 krizinin gecikmeli etkisi olduğunu düşünüyorum.

2005 yılı Türkiye için özelliği olan bir yıldır. Krizin etkisi artık kaybolmuş, buna karşılık yabancı sermaye girişinde ve yatırımlarında rekor kırılan bir yıl olmuştur. Bu gelişmenin istihdama ve alt gelir gruplarının gelirine olumlu etkisi söz konusudur.

2008 yılında ABD’de başlayarak yayılan küresel krizin Türkiye’ye yansıması 2009 yılında olmuş ve bu krizin gecikmeli etkisi 2010 yılından itibaren, yukarıda değindiğim mekanizma sayesinde, gelir dağılımında düzelme olarak kendisini göstermiştir. 

Türkiye, 2013 ve 2014 yıllarında büyüme potansiyelinin altına düşmüş ve yine bu anlamda krize girmiştir. Büyümedeki düşüşün etkisi gelirde ve daha çok üst gelir gruplarında kayıplar olarak karşımıza çıkmış ve yine gelir dağılımı üzerinde düzeltici etki yapmıştır.

Değerlendirme
Gelir dağılımında krizlerin veya eksik büyümenin yarattığı düzeltmeler sağlıklı düzeltme değildir. Gelir dağılımında sağlıklı ve anlamlı düzeltme yapabilmenin yolu üst gelir gruplarının doğru vergilendirilmesi ve alt gelir gruplarının gelirlerinin artırılmasından geçmektedir. Ki bu da ayrı bir yapısal reform meselesidir.

Not: 2014 araştırmasında ortalama hane halkı eşdeğer fert gelirinin yıllık 14.553 TL olduğunu dikkate alırsak maaş alanların bir bölümünün de orta ve üst gelir gruplarında yer aldığını görürüz. Dolayısıyla örneğin yüksek ücretli bir banka çalışanının gelirinde azalma olması ya da yeterince artış olmaması hali orta ve üst gelir gruplarının gelirinde azalma olarak ortaya çıkmakta ve gelir dağılımını düzeltmiş görünmektedir.



Hatırlatma Notu: Gelir dağılımının ölçümlerinin teorik dayanağı
Bir ekonomide yaratılan gelirin, o ekonomideki kişiler arasında ne şekilde dağıldığını ortaya koyan değerlendirmeye kişisel gelir dağılımı analizi deniyor. Gelirin, toplumda yaşayan kişiler arasında eşit olarak dağılıp dağılmadığını ölçmek için kullanılan araçlar içinde en yaygın kullanılanı Gini katsayısıdır.

Bir kare çizerek dikey eksene yüzde 20’lik bölümler halinde GSYH’dan alınan payları birikimli olarak, yatay eksene de yine yüzde 20’lik paylar halinde nüfusu birikimli olarak yerleştirelim. Her bir yüzde 20’lik nüfus payının gelirden ne kadar pay aldığını bu eksenlerin arasında kalan alanda işaretlersek karşımıza bir eğri çıkar. Buna Lorenz Eğrisi adını veriyoruz. Karenin köşegen çizgisine mutlak eşitlik doğrusu diyoruz. Yani bütün işaretlerimiz bu doğru üzerine gelirse o toplumda gelir dağılımı eşittir. Lorenz eğrisi mutlak eşitlik doğrusundan ne kadar uzaklaşıyorsa gelir dağılımı o kadar bozuluyor demektir. Aşağıdaki şekilde hayali bir ülke için çizilmiş bir Lorenz eğrisi yer alıyor. Lorenz eğrisi ile mutlak eşitlik çizgisi arasında kalan alanın büyüklüğünü (şekilde A alanı) mutlak eşitlik çizgisinin altında kalan alanın tamamına (şekilde A + B alanı) bölersek karşımıza bir oran çıkar. Buna Gini Katsayısı diyoruz. Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Gini katsayısı sıfır ile bir arasında değişen bir katsayıdır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını gösterir.

     

94 yorum:

  1. Hocam merhaba,

    Öncelikle, blogunuzu değerli tespitlerinizle sürekli zenginleştirdiğiniz için teşekkür ederim. Takip etmekten keyif aldığımı belirtmek isterim.

    Yazınıza gelirsek, yıllara göre gini katsayılarını kadınların iş yaşamına katılma oranı ve nüfus artış hız oranıyla yan yana koyduğumuzda da anlamlı bir tablo elde edebileceğimizi düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Haklısınız o gözle de bakmak gerekir.

      Sil
  2. İki sorum olacak: 2005'deki bozulma gerçek olmayacak kadar büyük, ölçümlerde bir değişiklikten vb mi kaynaklanmıştır? Bir de genel görünüş kriz çıkışlarında dağılımın krizde düzeldiğinden fazla bozulduğu şeklinde. Yani başlığınız tam oturmamış gibi geldi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2005'de bozulma değil düzelme var.

      Sil
  3. Hocam merhaba,
    Gelir dagilimindaki eşitsizlik bir çok gelişmiş ülkelerde daha fazla ve gini katsayisisi 60-65 lere kadar cikmakta, diger taraftan isvec ve norveç gibi gelişmiş ulkelerde gelir dagilimindaki eşitsizlik daha az düzeyde. Sovyetler birliginden dagilan ulkelerde ise gelir dagilimindaki eşitsizligin cok yuksek düzeyde olmasida ayri bir trajedi.
    Çindeki krizinde gelir dağılımindaki eşitsizliğin olmasi nedenler arasinda oldugunu soyleyebiliriz.

    Cindeki ic talebin az olmasi hala gelir duzeyinin aclik sınırında olan %20 lik nüfusun olması ve büyümeyi ic talepten cok dis talebin karsilamasi bundan sonra cinde dengeli (potansiyel ) bir buyumenin olmayacagini gosterir en azından ferekli onlemler alinmazsa. Çindeki cari fazla dengeli ve istikrarli sürdürülebilir büyümenin önünde engel teskil ederken tam tersi durum turkiyede cari açık, dengeli ve istikrarli buyumenin onundeki en onemli engel olmaktadir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelişmiş ülkelerde 0,60 - 0,65'e çıkan Gini katsayısına ben rastlamadım.
      İsveç ve Norveç gelir dağılımının oldukça iyi olduğu iki ülke.
      Sovyetler Birliğinden dağılan ülkelerde ise gelir dağılımı son derecede iyi.

      Sil
    2. Verilere bakmadan yazmıştım hafızamda yanlış kalmış. Hakitaten 0,60-0,65 çok yüksek bir sayı ve nerdeyse az gelişmiş ülkelerde de dahi yok. Ancak şimdi baktım da özellikle OECD ülkelerinde ve genel olarak gini katsayısında bir artış var. Büyüme ile gelir dağılımı eşitsizliği arasında pozitif ve yüksek bir korelasyon vardır diyebilir miyiz. Diğer taraftan gelir dağılımındaki eşitsizlik arttıkça fırsat eşitliği ortadan kalkıyor.

      Sil
  4. Mahfi Bey,
    Babacan'ın milletvekili adayı olarak gösterildiğini okudum. Demokrasi ve insan hakları hakkındaki söylemlerinden sonra bu durum şaşırtıcı bir dönüş oldu. İş odaklı yaklaşımlarından genelin aksine objektif bakabilme yetisine sahip olduğunu hissediyorum. Şu hep bahsettiğiniz reformları geç te olsa yapacak yada başlatacak kişi olabilir. Ne dersiniz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kişilerle çözüm aramak çok doğru değil. Daha güçlü konumdakiler onun dediklerini kabul etmezse olay bitiyor.

      Sil
    2. hocam, sizin bahsettiginiz daha guclu olan konumlara daha demokratik tipler gelse, ulke onumuzdeki 10 yilda nereye gider?

      Sil
  5. Hocam emeğinize sağlık teşekkür ederim.(Sonuçlar 2103 yılı 2013 olması gerekiyor) Hocam Orta gelir tuzağı sorunu varken.Gelir dağılımı Gini katsayısı düzelebilir mi? Teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düzelttim, teşekkür ederim.
      Gelir dağılımının düzelmesinde orta gelir tuzağının fazlaca etkisi yok.

      Sil
  6. Hocam elinize sağlık. Yazılarınızı heyecanla takip ediyoruz. Konuyla doğrudan ilgili değil ama enflasyon sepetiyle ilgili bir sorum olacak. Bir türlü yükseltilemeyen ABD enflasyonuna kafa yorarken teknolojik ürünlerin sepete nasıl dahil edildiği aklıma takıldı. Örneğin cep telefonu üreticileri tipik olarak yılda 2 defa ürün güncelleme yapıyorlar ve bu ürünlerin fiyatları çıkışlarını izleyen 6 aylık zaman diliminde dahi sürekli düşüş gösteriyor. Bunların fiyatları sepete yansıtılırken teknolojik ürünün yaşam döngüsü (product life cycle) dikkate alınarak herhangi bir düzeltme yapılıyor mu? Aksi takdirde özellikle ABD gibi gelişmiş ekonomilerde enflasyon üzerinde sürekli olarak azaltıcı etki yapmaları kaçınılmaz gibi. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Bu sorunuzun yanıtını bilmiyorum ama dediğiniz gibi oluyorsa değindiğiniz sakıncalar söz konusu olur, haklısınız.

      Sil
  7. Yazı için teşekkürler...

    Ancak OECD araştırmalarında Gini katsayısına göre son sıralarda olduğumuzu hatırlatmakta da yarar var. Öyle ki son verilerde sondan 3. sırada olduğumuzu hatırlıyorum. Buna göre OECD ülkeleri arasında Gini katsayısını azaltabilmiş tek ülke olmamıza rağmen, daha alacak çok yolumuz olduğunu söyleyebiliriz.

    Kaldı ki; mevcut verilerin bize referans olabilecek normal koşullar barındırdığı kanaatinde değilim. Bahsi geçen son 15 sene içinde biri teknoloji diğeri emlak olmak üzere küresel ekonomiyi etkileyen ciddi iki balon patlamıştır. Enerji kaynaklarının bulunduğu hatırı sayılır bir coğrafya üzerinde ya bir iç savaş ya da parçalanma süreci sözkonusu olmuş veya devam etmektedir. Kısmen buna bağlı olarak başta enerji ve değerli metaller olmak üzere ama özellikle de tarım ürünlerinde alışagelindiğinin dışında olağanüstü fiyat istikrarsızlıkları ve dalgalanmalar mevcuttur. Örnek vermek gerekirse altında görmüş olduğumuz rallinin bir benzeri en yakın Nixon döneminde cereyan etmiş... Ülkelerin fiilen battğıı veya batmanın eşiğine geldiği, kimi ülkelerden büyük şirketlerin ise günlerle ifade edilecek zaman sürecinde yokolduğu bir dönemden geçilmiştir. Bunların üzerine süreç içinde hakim olan parasal genişleme politikalarından en çok yarar sağlamış ülke grubu içinde olup belki de en ön sıralarda bulunmuşuz. Daha sayacak çok faktör olmasına rağmen şartların daha normalleştiği bir ortamda iktisadi olarak elimizde ne kalacağı ve bunun Gini katsayısı gibi verilere nasıl yansıyacağının mevcut verilerden daha önemli ve gösterge niteliğinde olacağı kanaatini taşıyorum. Bir örnek vermek gerekirse ABD' deki oranların 2-3 bantında olduğu bir ortamda biz nerede olacağız gibi... Hocamızın yazısı da bunu bir miktar destekliyor zira gördüğümüz gelişme bu konudaki reform ve atılımlarımızdan çok saydığım faktörlerden kaynaklanan iktisadi dalgalanmalara bağlı görünüyor.

    Diğer bir konu da, gelir yetersiz olduğu sürece bunun dağılımındaki adaletsizliğinin düzelmesinin ne derece hissedilir veya yeterli olacağıdır. Hocamız yazısında da belirtmiş, orta üst gelir grubu aylık 1200 TL üzerine denk geliyor ama daha Eylül ayı yapılan araştırmalarda açlık sınırı da 1350 TL civarında... Yerine göre 100 TL gibi kolaylıkla buhar olabilecek bir meblağnın insanlarımızın önemli bir kısmının bütçesinde ciddi tahribata sebep olabileceği bir ortamda Gini sıralamasında birinci olsak bile ne derece hissedileceği son derece tartışmalıdır.

    İyi Günler Dilerim...

    YanıtlaSil
  8. Merhaba Hocam, Gelir dağılımının Lorenz eğrisinin üzerinde olması, yani Gini katsayısının sıfır olması da sakıncalı bir durum değil mi? Tabi biraz ütopik bir durum ama herkes eşit pay alırsa belirli bir süre sonra kim yatırım yapacak, kim çalışacak, büyüme nasıl olacak? Gelişmiş ülkelerdeki 0,25 seviyesi ideal diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında öyle. Yüzde 20 - 25 dolayları sanırım iyi bir durum.Bu da Kuzey ülkelerinde var.

      Sil
  9. ABD gelir dağılımı araştırmalarından çıkan çarpıcı sonuç:
    - ABD'de reel ücretlerin verimlilikten daha hızlı arttığı dönemlerde gelir dağılımında iyileşme olmuş
    - ancak bu durum çoğunlukla kısa sürmüş. patronlar bir süre sonra işçi çıkarmaya, çalışma satlerini ve ücretleri azaltmaya başlamışlar ve gelir dağılımı yine eski haline dönmüş
    - ABD'de son 3 çeyrektir (2014 4.çeyrek-2015 2.çeyrek) reel ücretler verimlilikten hızlı artıyor ve gelir dağılımında iyileşme var. ücret gelirlerinin GDP içindeki payı artarken şirket karlarının GDP içindeki payı azalıyor zaten bu durum borsaya da bir miktar yansıdı. yakında işsizlik artmasa bile çalışma saatleri ve reel ücretler azalmaya başlayabilir. belki bir miktar işsizlik de artabilir.
    bizde bu konularda sağlıklı ölçüm yapılmadığı için tam bilgiye sahip değiliz ama aşağı yukarı ABD'deki dinamikler Türkiye'de de var gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef bizdeki ölçümler hem derin değil hem de ne kadar sağlıklı olduğu tartışmalı. Ama her zaman olduğu gibi eğer özel olarak o yıl daha da sağlıksız ölçme yapılmamışsa en azından trend doğrudur diyerek analiz etmeye çalışıyoruz.

      Sil
  10. Hocam iyi günler, ben bugün Daron Acemoğlu – Ulusların Düşüşü kitabını bitirdim. Merakımı celbeden bazı hususlar var: kitapta doğru kurumların işlediği ülkelerde Schumpeter’in dediği gibi “creative destruction” ve inovasyon eşliğinde sürdürebilir büyümenin yakalanabileceği ve zenginleşileceği öne sürülüyor. Rusya, Çin ve belki Türkiye gibi devletin ekonomiye değişik yoğunluklarda hakim olduğu ülkelerde ise büyümenin belli bir noktada tıkanacağını söylüyorlar –ki biz buna orta gelir tuzağı diyoruz. Bu background’ı baz alarak size şunları sormak istiyorum:

    1- Hocam bu kurumların nasıl oluştuğu veya nasıl oluşturulacağı hakkında tatmin edici bir açıklama yapılmıyor. Kitapta bu husus “contingent path of history”, “critical juncture” denilerek geçiştirilmiş, yani tarihte eskaza gerçekleşen olaylar veya kritik dönüm noktaları neticesinde mi İngiltere’de Endüstri Devrimi yapıldı ve liberal demokrasiler ortaya çıktı? Yani öne sürülen tez (kitabın sonlarında reddedilmesine rağmen) biraz deterministik değil mi?

    2- Kitabın bahsettiği doğru kurumları zannediyorum ki biz 2002-2007 arasındaki AB Reformlarını uyguladığımız dönemde bir bir inşa etmeye başladık. Peki bu reform dönemini tarihimizde bir “critical juncture” olarak görmemiz ve daha önemlisi bu reformları kaldığı yerden devam ettirmemiz mümkün mü? Sayın Abdullah Gül geçenlerde NTV’ye çıktı ve bu reformların devam etmesi gerektiğini söyledi. Zaten kendisi bizatihi bu reformlar uygulanırken işin içindeydi, Dışişleri Bakanlığı yapıyordu. AB’ye girmemiz tartışması bir yana, illa gireceğiz diye tutturmadan, sadece demokrasimiz ve bilahare ekonomimiz gelişsin, insanlarımızın refahı yükselsin diye bu reformlar devam ettirilemez mi? Ya da şöyle sorayım: bu reformlar daha da uygulandığı takdirde creative destruction tezi gereğince yapısal değişikliklere yol açarak bazı kimselerin çıkarları zedeleneceği ve mevcut kaynaklar başka yerlere akacağı için mi durduruldu?

    3- Son olarak hocam, bu kitap bir bakıma tam bir liberalizm methiyesi değil mi, liberalizmin kimi zayıflıklarını gözardı etmiyor mu? Mesela gelir dağılımındaki eşitsizlikleri... Joseph Stiglitz, Eşitsizliğin Bedeli kitabında bu durumu liberal demokrasinin nasıl %1’lik bir kesim tarafından manipüle edildiğini, fırsat eşitliğinin giderek kaybolduğunu ve muazzam eşitsizlikleri anlatarak tasvir etmişti. Daron’un kitapta zikrettiği “kapsayıcı kurumlar” halihazırda küresel finans sektöründeki %1’lik yönetici elitler tarafından zapturapt altına alınmış ve tedricen “sömürücü kurumlar”a dönüşüyor olamaz mı?

    Sorularımı cevaplarsanız çok sevinirim, inşallah cevaplamaya değer bulursunuz : )

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin küresel sahneye güçlü bir şekilde çıktığı, creative destruction'ın gerçekten creative destruction yıllarda şu anki kurumların yarısı yoktu. günümüzdeki kurumların bazılarının Fed başta olmak üzere liberalizm ile alakası yoktur. örneğin Fed paranın fiyatını yani faizi kontrol etmekle görevlidir ki liberalizmde fiyat kontrolü diye bir şey yoktur. aslında Amerikan şirketlerini inovasyonda lider yapan en önemli faktör lehlerine olan beyin göçü ve inovasyona değer veren şirket kültürü. yoksa AB'ye katılım gibi kanunla, kararname ile kurulan kurumlar değil.
      geçenlerde bir makalede okumuştum. Amerikada kamu harcamalarının GDP'ye oranı 90 yıl önce %10 imiş şimdi %33 olmuş. bu harcamaların çoğu verimsiz harcamalardır. zaten 90 yıl önce %5 büyüyen Amerika şimdilerde %2 büyüyor. bazı kamu kurumları sektörlere giriş engeli ve oligopol piyasalar yarattığından bunlara sömürücü-rekabeti bozan kurumlar denilebilir belki.

      Sil
    2. Ben kitabın eleştirisine girmeyeyim izninizle. İyi bir çalışma. Yaratıcı bir çok öneri var.
      Kurumlara gelelim. Siz diyorsunuz ki 2002 - 2007 arasında reformlar yapıldı. Ne yapıldığını ben tam olarak bilmiyorum. Benim görebildiğim ekonomi alanında üç reform var: (1) Bankacılık reformu, (2) Mali disiplin (bütçe) reformu, (3) TCMB'nin bağımsızlığı reformu. Bunun dışındakileri reform olarak nitelemek mümkün değil. Ticaret Kanununda reform yapılacaktı o da geri alındı deform oldu. Bankacılık ve bütçe reformlarını biz isteyerek yapmadık. 2001 krizi sonrasında IMF tepemize bindi ve zorla yaptırdı. TCMB'nin bağımsızlığı reformunu da yaptık ama uygulayamadık. Bugün aklı başında hiç kimse TCMB'nin gerçek anlamda bağımsız olduğunu söylemiyor. Hep lağıt üzerinde. AB meselesi de öyleydi. AB'nin demokrasi kültürüne, eşitlik, özgürlük, ahlâk anlayışına, eğitimde bilime dayalı tedrisat anlayışına asla inanmadık. İnanmış gibi yaptık o nedenle o alanlarda da yol alamadık.
      Reform yasalarla değil zihniyet değişikliğiyle oluyor. Dünyanın en ileri Anayasasını da getirip kabul etsek uygulamadıktan sonra hiç bir işe yaramaz.
      Bu çerçevede daha mütevazı hedefler koyarak gitmek gerek.

      Sil
    3. en kısa sürede etkisini göreceğimiz yasa ticaret yasasıdır iğdiş edilmeden tekrar orjiinal haliyle çıkmalıdır (AKP ve CHPliler ortak şekilde yasayı delik deşik ettiler, birilerinin çıkarını geniş halk kitlelerinin çıkarından üstün gördüler)

      Sil
  11. hocam bir hususu belirtmek isterim. 14.553 TL olan ortalama hane halkı fert geliri değildir. ortalama EŞDEĞER hane halkı fert geliridir. okuyucular hanenin gelirinin haneyi oluşturan kişi sayısına bölünerek fert gelirinin hesaplandığını düşünebilir ancak öyle değil. mesela 4 kişilik bir ailede anne-baba, 18 ve 13 yaşlarında 2 çocuk var. baba 1 kişi, anne ve 18 yaşındaki çocuk 0.5'ten toplam 1 kişi, 13 yaşındaki çocuk 0.3 kişi sayılıyor. yani TÜİK fert gelirini hesaplarken hane gelirini 4'e değil 2,3'e bölüyor.
    TÜİK'in en zayıf araştırması bu araştırma. Türkiye'de ortalama bir hane 3,6 kişiden oluşurken, TÜİK'in gelir araştırması anketi yaptığı hanelerde 2,6 kişi çıkıyor. aradaki 1 kişilik fark çok büyük bir fark. diğer verilere bakmanıza gerek olmadan seçtikleri örneklemin Türkiye'yi temsil etmekten uzak olduğunu görüyorsunuz. bu durum TÜİK'in güvenilirliğini ciddi şekilde zedeliyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba,
      Iddianiz cok carpici geldi ve dogrulugunu kendim gormek istedim. Ancak TUIK'in gelir arastirmasi anketinin orneklemi ile ilgili TUIK sitesindeki metaveriyi yetersiz buldum. Belki de yanlis yere bakiyorum.
      Gelir arastirmasi anketinde hanehalki sayisinin 2,6 oldugu hakkinda sizin kaynaginiz/hesabiniz nedir acaba?
      Tesekkurler.

      Sil
    2. Çok doğru orada gerekli açıklamayı vermemek yanlış anlamalara yol açabiliyor. Düzeltme yaptım, teşekkür ederim katkı için.

      Sil
    3. yani öyle değil demişsiniz ama nufus dağılımına bakınca formülün örneklemle uyumlu olduğu görülüyor artık şu rakamlar hep manipülasyon işinden vazgeçelim genel anlamda rakamlar doğruyu gösteriyor. yıllardan beri bıkmadık bu rakamlar öyle değil böyle; şu gerçek bu gerçek, enflasyon öyle değil böyle, battık batıyoruz demekten, 30 yıldır batıyoruz ama halen batamadık gitti, bir de nerde o eski günler olayı var ki ona girmiyorum bile, her ekonomide olduğu gibi bizimkindede zaman zaman büyüklü küçüklü sorunlar olacaktır aşın artık şu kandırılıyoruz edebiyatını, eğitim eksikliğindenmidir nedir bilinmez, hep bir çakallık arıyoruz her işte çünkü "bizde çakalız" ya oradan biliyoruz...

      Sil
    4. Ortalama hanehalkı büyüklüğü açısından bölgeler arasında büyük farklar var. batı illerinde ortalama 2-3 kişiye rastlarsınız ama, doğu illerinde bu rakam 6 ve üzerine çıkar.

      Sil
  12. KRİZLERİN GELİR DAĞILIMINI "SAĞLIKLI DÜZELTMEDİĞİ" BİLİNDİĞİ HÂLDE, KAPİTALİZM NİÇİN İNATLA SAVUNULUYOR?
    ABD MERKEZ BANKASI (FED) ve "KRİZ KÂHİNLERİ" DÜNYAYI NASIL OYALIYOR?
    KURTULUŞ İÇİN "TEKNOLOJİK ATILIM" YETERLİ Mİ?
    MAAŞLI-ÜCRETLİ KÖLELER NİÇİN "SAĞMAL İNEK GİBİ" DAVRANMAYA DEVAM EDİYOR?
    "ANA-AKIM İKTİSATÇILAR" KİMLER ve HANGİ TUZAKLARI GÖRMEZDEN GELİYORLAR?

    Kapitalist sistemin temel özelliği:
    Sistem dinamiğini oluşturan "sermaye birikimi" kriz tohumlarını ekip sularken,
    Gerek bu birikim süreci esnasında, gerekse krizin patlayıp yayıldığı esnada;
    "Ezilenlerin dünyası"nda kapitalist sisteme karşı kallâvi bir bilinç uyandırmamasıdır!

    Bundan dolayıdır ki:
    Kapitalist krizler hem "doğal bir durummuş gibi" yutturulmakta,
    Hem de "fırsat" olarak değerlendirilmekte! FED ve kriz kâhinleri hepimizi oyalamaya devam etmekte!

    Kapitalist krizlerden "fırsat" olarak söz eden "ana-akım iktisatçıların" ne kastettiği açıktır. Ana-akım iktisatçıların söylemi "sermaye yanlı" olduğundan, amaç topluma "krizlerin tehlikeli oluşumlar olmadığı" yönünde görüş aşılamaktır! Diyebilirsiniz ki "bu bir yalan değil mi!" Evet, bu bir yalan, ama kapitalist sistem içinde hangi söylem ya da eylemin yalan olmadığını ileri sürebiliriz ki?

    İktisadi dokudan soyut olarak kamu bilimcileri demokrasiden söz etmiyor mu, benzer şekilde, bundan 400 küsür yıl önce temeli atılmış olan "liberalizm olgusu"nu bugünkü koşullarda hâlâ savunmanın John Locke'un ruhunu rencide edeceğini demokrasi alimlerimiz bilmiyor mu!

    Ve nihayet, kapitalizmin kaleleri olan fakültelerde "emekçi hakları" isimli dersler okutulmuyor mu! Sistem kendisini korumak mecburiyetinde! Biz sadece sisteme değil; sistemi böylesi iştahla savunan alimlere de bakmak durumundayız! Hâl böyle olunca "krizler fırsat olarak savunulabilir; bunda da bir yanlış yoktur" diye yutturmaya devam ederler!

    Krizleri fırsat olarak savunan ana-akım iktisatçıların bir görevi de; krizler ortamında küçük ve dayanıksız sermaye dokularını yutarak ya da değersizleştirip piyasadan kovarak "büyüyen sermaye kesimi"ne telkinde bulunurken, sermayenin böylesi seviyelere büyümesini meşrulaştırmaktır. Ana-akım iktisatçıların ikinci işlevi de; piyasadan silinen ve-veya büyükler tarafından değersizleştirilerek yutulan sermaye kesimini de teskin etmektir. Piyasadan silinen sermaye kesimine "kendilerinin yeterince girişimci olmadıkları" ve "geleceği-uzağı görmede basiretli davranamadıkları" konusunda telkinde bulunan ana-akım iktisatçılar; böylece kapitalizme olan vefa borcunu yerine getirmiş olur! Şöyle ki: Ana-akım iktisatçılar, bu telkinle sistem sorununu "bireysel algılama" ve-veya "davranış eksikliği" görüntüsüne dönüştürerek, sistemi geri plâna çekmektedir!

    →→→→→

    YanıtlaSil
  13. ANA-AKIM İKTİSATÇILARIN TUTUMU

    Ana-akım iktisatçılar bu davranışları ile; krizi fırsata çevirerek büyüyen sermayenin gelecek dönemlerde "nasıl daha sık oluşacak derin krizlere ortam yarattığından" da söz etmezler! Ana-akım iktisat öğretisinde krizden çıkışın bir yolunun da; teknolojik atılım yaparak rakip sermayeleri değersizleştirip, piyasaları kendi lehine büyütmek olduğu şeklinde verilir. Ne var ki; bir süre işlerin yoluna girdiği görüntüsü veren bu süreç de yeni krizlere kapı aralar! Ana-akım iktisatçıların bu tutumunu "cehaletle" mi, yoksa "sadakatle" mi açıklamak gerekir; bilemiyorum!

    Cehalet ya da sadakat, böylesi davranışlar ya da açıklamalar; toplumda karşılık bulduğu sürece tutunur ve yaygınlaşır. Kapitalizmin sermaye birikimi, ne hazindir ki, yarattığı tüm eziyetlere rağmen; toplumlarda muhalefet bilincini oluşturmada o denli başarılı olamaz!

    Üstadın ifade ettiği şekliyle, "zincirlerinden başka kaybedeceği bir şeyi olmayanlar kadar", ücretli kölelerin de ekonomik krizin altında acıyla kıvrana kıvrana ezilmelerine rağmen "niçin kapitalist sistemle uyumlu davrandıkları"; sosyologlar tarafından açıklanması gereken bir konudur!

    "Thorstein Veblen" ya da "Pierre Bourdieu" gibi bazı iktisatçı ve sosyologlar bu konu üzerinde kafa yormuşlardır. Ancak gerek bilimsel çalışmalar, gerekse reel yaşam göstermiştir ki; sosyal oluşumların da kendi içsel dinamikleri ve kuralları vardır. Toplumsal davranış kalıplarının istenildiği yönde ve hızda değiştirilmesi olanaklı değildir! Tabii, bu konuda demokrasi, ya da jakobenizm vs. gibi bir ton tartışma da devreye girmekte. Sanki kapitalizm, hem de görünür olmadan, Jakobenist yönlendirmelerden tümüyle uzakmış gibi!

    Kapitalizm; bir sistem olarak kendisini korur ve savunur. Tarih sahnesinde görülen; sosyal demokrasi uygulaması, finans kesiminin yükselmesi, daha sonraları küreselleşmeye geçilmesinin, sömürü ya da emperyalizm sözcüğüne bulaştırmadan, nasıl bir medeniyet aşaması olduğu yalanlarını da dinledik! Son kertede; neo-liberalizm aşamasına methiye düzenlerin düştüğü hâlleri de gördük!

    "DAHA ÇOK İŞ - DAHA FAZLA PARA - DAHA BÜYÜK PİYASA"
    "MORE JOB - MORE MONEY - MORE MARKET"

    Geçen yıllarda yukarıda okuduğunuz slogan yaygınlaştırıldı!

    Bu üçlemeyi kim ya da hangi çevre ortaya attı diye sorarsak, yanıt; "Dünya Bankası"dır! Çok doğal, çünkü; sermayenin doymaz iştahı durmadan piyasaların genişletilmesini zorlamakta! "Finansallaşma" ve "küreselleşme" ile hemen hemen tüm genişleme olanakları tüketilmiş! Bu durumda, veri; mekân ve mali olanaklarla yoğun olarak genişleme yaratacak şekilde, tam da Keynes'in ima ettiği biçimde "emekçilere aşırı hırçın davranılmaması" telkin edilmeye çalışılmaktadır!

    Ana-akım iktisat dahilerimiz nefeslerini tutarak FED'in 17 Eylül 2015 Perşembe günü faiz konusundaki kararını bekledi. FED; Çin'den de korkmadan, zaten Çin'e olan ihracatı ulusal gelirinin %1'inden dahi küçük olarak korkmasına da gerek kalmadan, ABD'nin iç dinamiklerine odaklanarak Eylül ayını da faizde değişiklik yapmadan kapattı, karar yine sonraya kaldı. Ana-akım iktisatçılar için daha konuşulacak çok konu, daha doğrusu "analiz yapmadan", "sebep-sonuç ilişkisine girmeden", olanı anlatır şekilde totolojik muhabbet alanı var!

    Kapitalizm mecrasına evrilirken; doğayı, insanı ve tüm değerleri tahrip etmektedir. Belki de tarih; kapitalizme kendisini sonlandıracak yeni bir insanî mecra hazırlamaktadır!

    (İzzettin Önder, 21.9.2015)

    http://haber.sol.org.tr/yazarlar/izzettin-onder/ekonomik-krizler-nicin-mecrasina-evrilemez-130309
    http://odatv.com/fed-ve-kriz-kahinleri-de-bizi-oyaliyor-2109151200.html

    YanıtlaSil
  14. FED faizi artırmamışken neden dolarda kayda değer bir düşüş olmadı acaba?.. Tamam bizim başka sorunlarımızda var ama biraz aşağı yönlü hareket etmesi gerekmez miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence oldu. 3,06'dan 2,99'a kadar geriledi.

      Sil
    2. neden mi ?. 1- fed faiz artırmadı fakat bu karar ekonomimizdeki kırılganlıkları ortadan kaldırmaz. 2- uluslar arası sermaye ve para piyasaları ülkemiz adına risk primlerinin yüksek olduğunu ( cds puanımız çok fazla atmış durumda) düşünüyor ve bu yüzden de sıcak para akımları giderek yavaşlıyor.3- siyasal zeminde sıkıntılar var 4- jeopolitik risklerin artmış olması...5- dövizde açık pozisyon oranımızın özellikle reel işletmelerde yüksek seyretmesi ve bunların pozisyon düzeltmek adına döviz talebinde bulunmaya başlaması nedeniyle de dolar kuru aşağı yönlü hareket etse de alım fırsatı yarattığından dolar kuru aşağı yönlü olamıyor..

      Sil
    3. yabancı yazarları okuyunca fed faiz artırmadığına göre bazı şeyler ters gidiyor veya gidecek ufukta kara bulutlar var galiba fiyatlamasının daha hakim olduğu ve doların güvenli liman özelliğinin öne çıktığı görülüyor. birde fed başkanı basın toplantısında çinin durumundan bahsedince demekki riskler yabana atılır gibi değil diye düşünüldü.

      Sil
  15. hocam hiç genel sağlık sigortası gss diye bir şey duydunuz mu? işim vardı sgkya gittim 5152 küsür tl borç çıkardılar durup dururken. ben sigorta migorta hiç başlatmadım dedim, böyle birşeyin altına imza atmadım dedim, memurlar sadece suratlarını ekşitmekle yetindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. GSS zorunludur.Senin bir şeyin altına imza atman gerekmiyor. Şayet öğrenciysen 25 yaşından sonra öğrenciyken de ailenin sigortasından bile yararlanamazsın.5152 küsur tl borç yapacağın gelir tespit sonucuna göre değişir.Şayet ikamet ettiğin eve giren toplam gelir, evde yaşayan kişi sayısına bölündüğünde çıkan sayı asgari ücretin 1/3 ünden küçükse bütün borcun silinir her ayda para ödemen gerekmez.Ama çıkan sayı daha büyükse 5152 tl borç iner her ayda 50 tl gibi bir meblağ ödemen gerekir.Bundan kurtuluş yok mecburidir. Senin bir an önce gidip gelir tespiti yaptırman gerekiyor.

      Sil
  16. hocam, ekonomimizdeki işçilik maliyeti/ verimlilik ve genel olarak maliyet/verimlilik parametreleri konusunda optimal düzeyden henüz uzağız diyebilir miyiz?. ayrıca hocam, ülkemizde ücretlerin verimlilikten daha fazla artmış olduğunu söyleyebilir miyiz?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasıl ki gelir dağılımı krizlerden sonra düzeliyorsa verimlilik de krizlerden sonra artıyor. Ne var ki bu artış üretim faktörlerinin daha iyi daha etkin kullanılmasından değil işten çıkarmalar nedeniyle artıyor. İşgücünün verimliliği işçi sayısının ürün miktarına (değerine) bölünmesiyle bulunuyor. Birçok işletme ekonomik sıkıntı halinde özellikle üretimin doğrudan başında durmayan yönetimde, büroda görev yapan elemanlarının bir bölümünü işten çıkarıyor. Üretim miktarı bu işten çıkarmalardan fazla etkilenmezse çalışan başına üretim miktarı artmış olduğu için verimlilik artmış görünüyor.
      2001 krizi sonrasında bu nedenle verimlilik ücretten fazla artmış görünürken son yıllarda bu da tersine döndü.

      Sil
  17. Hocam bu kadar çok şeyi aklınızda nasıl tutuyorunuz? Mesela size matematiksel iktisadi sorular da geliyor ara ara, bunlara nokta atışlı spesifik cevaplar veriyorsunuz, bir başkası da hangi tür çorbayı sevdiğinizi soruyor, ona da sevdiğiniz çorbanın Hitit'lere kadar varan tarihini anlatıp, evinizin mutfağındaki pişirme yöntemlerinizi de ekleyerek diğer yorumcuların sorularına geçiyorsunuz.

    Siz google mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır ama google'dan çok ve iyi yararlanıyorum.
      Ben Maliye Müfettişiyken bize öğretilen şey 'her şeyi bilmenin gerekmeyeceği ve esasen de mümkün olmayacağı buna karşılık bir şeyin nerede aranacağını bilmenin gerektiği' yaklaşımı idi. İnsan okuduğu şeylerin çoğunu unutuyor. Ama bir kez gözden geçirmişse nerede olduğunu hatırlıyor.
      Ben de sanırım bu yaklaşımla yetişmenin yararını görüyorum.

      Sil
    2. Bari yalan söylemeyin Hocam!

      Biliyoruz, size cinler yardım ediyor!

      Sil
  18. Eğer büyük büyük büyük büyük sürprizler yaşanmazsa, 8 Kasım 2016'de dünyanın yeni başkanı Hillary Clinton olacak.

    Günümüze gelelim:

    D.P.'de Bernie Sanders'in göreceli de olsa yükseliş yaşaması sizce bir saman alevinden mi ibaret yoksa ağır ağır yaklaşmakta olan bir büyük depremin öncü sarsıntıları mı Mahfi Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Net bir şey söylemek zor. Belki ikisi de.

      Sil
  19. Hocam abd ekomisi iyileşiyor ve faiz artımı bekleniyor, neden? Yani gelişmiş bir ülkenin faiz artırımı ile amcı nedir? Büyümeyi artırmakmı, tasarrufu artırmakmı? Yani neden faiz artırılar, ekonomi için amaç ne?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ekonomide Merkez Bankası'nın bilançosu 100 yılda 850 milyar dolara gelmişken izleyen 8 yılda 4,5 trilyon dolara yükselmişse orada düzeltilmesi gereken bir şey var demektir. Sonuçta bir MB'nın bilançosunda uçaklar, gemiler, binalar, araziler, mallar, mülkler olmaz. Bu bilanço büyük oranda paradan ibarettir. Demek ki ortada çok fazla dolar var. Fed'in derdi o etrafa yayılmış dolarları bir kriz yaratmadan geri çekebilmek. O nedenle de faizi yavaşça artırmak istiyor.
      Dünyada bir kriz daha olsa ve o dünyaya yayılan dolar ABD'ye bir anda dönse ne olur? Enflasyonu tutamazsınız. Fed de bunu önlemek için faiz artırımını gündemde tutuyor.

      Sil
    2. O zaman doların rezerv para birimi olması abd için problem. Yani uluslararası ticaretin dolar üzerinden dönmesi sağlıklı birşey değil ozaman. Yani dünya büyümesinin önündeki engellerden biride bu mu? Dünya dolar ile ticaret yerine altınla ticareti mi konuşmalı sizce. Yani kapitalizmin dünyada başı derttemi? Ne dersiniz? Mutlu bayramlar diliyorum ayrıca hocam.

      Sil
    3. Hayır sağlıksız olan ABD ekonomisinde büyümenin büyüsüne kapılıp neredeyse dolandırıcılığa varan türevin türevi ürünlere göz yummak. Kriz onun sonunda geldi ve dolar basma ondan sonra oldu. Normal dolar bassalar rezerv paraya bir şey olmayacak, böyle bir tehdit doğmayacaktı.
      Size de iyi bayramlar.

      Sil
  20. Hocam merhabalar. Ylsy bursu kapsamında iktisadi bilimler alanindan bu sene yurtdışına master + doktora eğitimine gideceğim. Finans -bankacılık ve finans -uluslararası ticaret ve finansman -petrol ekonomisi alanlarından hangisini önerirsiniz ? Bir de sizce gidilen alan mı önemli döndükten sonra çalışılacak üniversitenin etiketi mi ? Bu konuda değerli düşüncelerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayın Adsız,

      Hedeflerinize ulaşmanızı temenni ederiz.

      Adresteki uyarıları hemen, şimdi okumanız için ısrar ediyoruz:

      http://bit.ly/1T83Sd1

      Saygılarımızla

      Sil
  21. yazıları tek tek okuyup yanıtlamanız harika.

    YanıtlaSil
  22. Hocam siz İkitelli sanayi bölgesinde bir burjuva ben de sizin fabrikanızda karın tokluğuna çalıştırdığınız bir proleter olayım.Kriz olursa ben zaten ölü gibi yaşadığım için göreceli olarak fazla bir şey kaybetmem ama sizin için durum çok acı olabilir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aşağı yukarı gelir dağılımıyla kriz ilişkisi bu özetlediğiniz gibidir.

      Sil
  23. ÖYP de kaldırılmış hocam (parallelle mücadele adına) yeni alımlar nasıl olucak dersiniz

    YanıtlaSil
  24. hocam klasik okula göre tasarruf faizin keynesyen okula göre ise gelirin fonksiyonu. ben mesela düşünüyorum türkiyede orta gelir tuzağı var aylık olarak bin lira bin beşyüz lira iki bin lira alan insan ev geçindiriyorsa nasıl tasarruf yapabilir ki insanın ay sonunda cebinde parası kalmıyor. geliri yüksek değil ki. bence sanki en azından belli bir ücret düzeyine kadar tasarruf gelirin fonksiyonu ondan sonra faizin fonksiyonu diye düşünüyorum. sizce türkiyede alt grup orta grup ve yüksek grup maaş alan insanlar bakımından nasıldır sanırım hepsinde daha farklı çıkar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşin doğrusu her iki okulun toplamıdır. Yani tasarruf hem gelirin hem de faizin fonksiyonudur. S = f (Y, i).
      Türkiye için haklısınız. Ama 2000'ler öncesinde çok daha düşük gelirler ve benzer bir gelir dağılımı varken tasarrufların GSYH'ya oranı yüzde 20 dolayındaydı (şimdilerde yüzde 14.) Başlıca nedeni de o dönemde reel faizin yüksek olmasıydı.

      Sil
  25. Hocam Merhaba, merkez bankası arastirmaci sınavı icin kaynak verir misiniz ? Simdiden teşekkür ederim. ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda spesifik kaynak veremem. Ama 2011 yılındaki sınav sorularına bakarak belki siz kaynak bulabilirsiniz:
      http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/22ece21b-1537-4a47-acf2-a6f88f41e3dd/SinavSoru+2011Arastirmaci_soru.pdf?MOD=AJPERES

      Sil
  26. gelir dagilimini duzeltmek icin ne yapmak gerekir asil soru sanirim burda? bir de akpnin verdigi makarna komur nakdi ayni yardimlar sizce ozelinde 2000lerin ortalarinda faide saglamis midir? uccuncu sorum enflasyon geir dagilimi arasindaki oran nasildir dorduncu sorum ise gelir dagilimi ve verimlilik arasinda nasil bir bag vardir? bir de besinci sorum arge yatirimlarinin artmasi inavosyon gelir dagilina nasil etki eder

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gelir dağılımını düzeltmek için üst gelir gruplarından daha fazla vergi alıp alt gelir gruplarının ücretlerini, gelirlerini artırmak gerekiyor. Ayni yardımların yararı olmuştur. Gelir nominal olarak ölçüldüğü için enflasyon un bu hesaba doğrudan etkisi olmaz diye düşünüyorum. Arge yatırımlarının artması sonucunda eğer istihdam artarsa ve ücretler yükselirse duruma göre gelir dağılımına olumlu ya da olumsuz etki yapabilir. Eğer bizdeki gibi bu tür ücretliler orta ve üst gruplarda yer alıyorsa o zaman gelir dağılımında bozucu etki olur.

      Sil
  27. Sayın Hocam konuyla pek alakası yok ama izninizle doğruluğunu teyit etme açısından sizin fikrinizi almak istedim.
    Makro denklem gereği devletinde Tüketim ve yatırım yaptığını düşünürsek şu Eşitlik karşımıza çıkmakta S-I=cari açık bu denklem gereği yatırımlar sabitken tasarruflar artarsa cari açık azalır.Türkiye açısından bu denklem 6 puan kadar tasarruflar aleyhine gözükmektedir. Sizde sürekli yazılarınızda belirttiğiniz üzere cari açığın azalması için yatırımlar sabitken tasarrufların artması gerektiğini, ancak bu sayede cari açığın azalacağını belirtiyorsunuz.
    Hocam katılırmısınız bilmiyorum ama bu konuya şu şekilde yaklaşıyorum; Türkiye cari açık veren ülke konumunda olduğundan her sene belirli bir düzeyde cari açık verebilmesi için dışardan borçlanması gerekiyor. Bu işin döviz tarafı, yani Türkiye kendi parası ile dışardan mal alamayacağına göre bunun için dövize ihtiyacı var bu dövizide tasarruflarını artırarak ve tasarrufların yatırımlarla arasındaki farkı azaltarak cari açığı kendi tasarrufları ile finanse edebilir.Kısacası denklem gereği tasarrufların artmasının birinci olumlu yanı cari açığın bir kısmını kendimiz finanse edecek dövize kavuşmamızdır.

    Tasarrufların artmasının 2.olumlu yanı işin tl tarafı ile ilgilidir. yani artan tasarrufların yastık altında v.s değilde finansal kesime gitmesi suretiyle bankaların tl cinsinden kredi vermek için dahi dışardan borçlanmak durumunda kalmamasıdır.eğer tasarruflar artar ve gelirin tüketilmeyen kısmıda finansal kesime akarsa içerde yapacağımız tl cinsinden harcamalar için dahi dışardan borçlanılmak durumunda kalınılmaz.

    Kısacası tasarrufların artması denklem gereği cari açığı azaltmakta bu sebeplede daha az dövize ihtiyaç duyulmakta, eğer bu tasarruflarda finans kesimine akarsa bir taşta iki kuş vurulmuş olacak ve tl gereksinimi için de dışardan borçlanılmayacaktır.katılmadığınız yada eksik gördüğünüz yer varsa düzeltirseniz çok sevinirim. Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Katılmadığım hiç bir yer yok, hepsi doğru. Bu durumda Türkiye'nin döviz ihtiyacı azalacak, iç tüketimde döviz kullanmayacağı için dış finansmana bağımlılığı düşecek ve riskleri da azalacaktır.

      Sil
  28. Sayın Hocam,

    Sizin büyüme ve oy oranları ile ilişkili seçim sonuıvu tahminizi yenilemenizi rica ediyorum. Şayet seçim olacaksa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üzerinde çalışıyorum. Ekim başında.

      Sil
  29. Hocam konuya büyüme yönünden bakmakta fayda var sanırım. Büyüme dönemlerinde eşitsizliğin arttığı ancak zamanla düzeldiği gözlemlenmiştir (kuznets'in ters U hipotezi), en azından bir çok ülkede. Türkiye'de nasıl bir problem var ki bu durum gerçekleşmemiş? Yani Türkiye’de her nasılsa büyümeden ülkenin vatandaşı nemalanamamış veya öyle görünüyor. krizler kötü anlamda bir eşitlik sağlıyor olsa bile büyümenin de eşitsizliği kısa vadeli olarak körüklemesi gerekmez miydi? Bunların birbirini ne kadar etkilediğini bilsek daha anlamlı bir sonuca varmaz mıydık acaba?

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuznets bu hipotezi gelişmiş ülke ekonomilerine bakarak ortaya atmıştır. Ekonomide bulguların hepsi evrensel olarak uygulanabilir sonuçlar değildir. Eğer büyüme bizde olduğu gibi büyük ölçüde kurun sabit kalmasıyla ortaya çıkmış bir büyüme ise, istihdamı fazla düzeltmemişse o zaman gelir dağılımını da pozitif olarak etkileyemiyor. Yani büyümenin dayanakları ve kalitesi bu konuda çok önemli.

      Sil
  30. hocam, şimdiden kurban bayramınızı kutlarım... hocam, 2008 krizinden bugüne değin abd ekonomisinin genel olarak U şeklinde bir iktisadi büyüme ivmesi gösterdiğini Avrupa euro bölgesinin genel olarak L şeklinde iktisadi büyüme ivmesi gösterdiğini ve hala da bu şekilde devam etmekte olduğunu buna karşın türkiye nin ve birçok gelişmekte olan ekonominin çin hariç V şeklinde iktisadi büyüme ivmesi yaşadığını söyleyebilir miyiz?. saygılar......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dönemde Türkiyenin yaşadığı durum ters V.

      Sil
  31. Mesele gini katsayısı ise bir kaç milyarder bu ülkeden kaçıp gider, gelir dağılımı düzelir. Gini katsayısındaki düşme gsyh artışla birlikte anlamlıdır. Hızlı büyüme sürerken gini katsayısı düşüyorsa alt gelir grubunun geliri artıyor demektir. Ekonomi eğitimi olmayan bir vatandaş olarak böyle değerlendiriyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her zaman hızlı büyümede alt gelir grubunun geliri artmayabilir.

      Sil
  32. Çok güzel bir başlık.
    Çok güzel bir tespit.

    Tersden gidelim.
    Sıcak paracı, sözde faiz düşmanı, inşaatçı grubun dünyasına bakalım.

    Ünlü bir market zincirinde bu yaz gördüğüm kilo fiyatlar.
    Papaz erik . 29.90 tl
    Napolyon kiraz. 19.90 tl
    Kırmızı et . 70 tl

    Çıldırmış zeytinyağ fiyatları.
    Çıldırmış konut fiyatları.
    Çıldırmış konaklama fiyatları.

    Ve tabi ki, düşen enflasyon.

    Onların dünyası bu.
    Buna istikrar diyorlar.

    Başka bir olay.
    Bir yandan konut satışları artıyor.
    Bir yandan ödenemeyen krediler yüzünden bankaların elinde biriken konutların sayısı artıyor.
    Çelişki mi ? Bence değil.
    Çünkü 1 tane alan kredi taksitlerini ödeyemiyor.
    Peşin alan da 2-3 tane alıyor.
    Bu bile gelir dağılımının ne kadar bozulduğunu göstermiyor mu ?
    İstikrar dedikleri bu ????

    Batsın sizin istikrarınız.
    Evet kriz istiyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ve ben o napolyon kirazı bahçemde 1.7 TL'ye sattım 80 krş toplama ücreti ödedim kaldı 0.6TL /kg...sonra niye kimse birşey üretmiyor diye aptalca soru sor.

      Sil
  33. hocam dusuk faiz oranlarinin ve dusuk reel faizlerin ekonomide gelir dagilimina etkisi ne yondedir genel olarak? Malum faizler fakirden alir zengine verir fakirin belini buker diye bir soylem vardir genel olarak toplumda. Sizce dusuk faizlerin gelir dagilimina etkisi pozitif midir?

    ikinci sorum dusuk faizlerin ve dusuk reel faiz oranlarinin inovasyona etkisinin pozitif oldugu soyleniyor. Argeye yenilikcilige kapi aralidigi ekonomiyi bu yone sevk eyledigi soyleniyor siz buna ne yorum katarsiniz sizce bu onerme dogru mu ?


    bir baska sorum da tl bu denli deger kaybetmesine ragmen cok ciddi bir enflasyonist olay olmadi normalde 1980 94 ve 2001 de buyuk capli bir enflasyonist ozellikle aylik enflasyonda cikis yasanmisti. Sizce bu dovizin enflasyona geciskenligini azalttigina dair bir onermedir. Cunku hic unutmam haziran 2001de elime gecen bir gazetede develuasyonlu yillar ve develuasyon olduktan sonraki ilk etkili 4 aylik enflasyon aylik oranlarini 80-94 ve 2001 vermislerdi gazetede yorumcu tablolardan gosterererk sunu yazmisti her develuasyonda ilk dort ayda artis egilimi yillara gore azalmis.mesela 80 develuasyonunda ilk 4 ay 94de ki ilk 4 aydan fazla 94 ilk 4 ay 2001 deki ilk 4 aydan fazla tabloda da gosteriliyordu. Sizce bunu mu yasiyor turkiye su an ?
    Saygilarimla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz sanıldığı gibi fakirden alıp zengine vermez. Fakirin parası olmadığı için bankaya yatırmaz. Bankaya yatıranlar zenginlerdir. Bankadan borç alanlar da zenginlerdir. Dolayısıyla konunun fakirle ilgisi pek yoktur.
      Düşük faiz teorik olarak yatırımı ve dolayısıyla argeyi teşvik eder. Ama sadece faizin düşük olması bunun için yeterli değildir. Ekonomide riskler yükselmişse o zaman faiz ne kadar düşerse düşsün yatırım yapılmaz.
      Dünyada enflasyonun kalmadığı birçok ülkede sıfır dolayında olduğu bir ortamda yüzde 8 enflasyon çok ciddi bir enflasyondur. Bir dönemi bir başkasıyla bire bir karşılaştırmak doğru olmayabilir. Koşullar çok değişti.

      Sil
  34. hocam, bayramınız mübarek olsun ve nice bayramlara inşallah sizinle bu blogda iktisat yazılarınızı ve değerlendirmelerinizi okuyarak ve soru-cevap şeklindeki bilgimizi artırıcı eylemlerle gireriz!. hocam, 2016 yılından itibaren belki de ülkemiz en ağır iktisadi krizin etkisine girmeye başlayacak!. bazıları 2001 krizinden dem vuruyorlar fakat bence bu kriz daha güçlü olabilir. zira: 1- hane halkları bazında 2001 krizinden hemen önce borç stoku %4,1 idi. yani her 100 bireyden sadece 4 kişi borçluydu. bugün ise aynı oran yaklaşık 16 kat artmış ve % 64 olmuştur.2- dış finansal yükümlülüğümüz bugüne nazaran çok daha düşük seviyelerdeydi. oysa bugün kümülatif borç stokumuz 500 milyar doların üzerinde ve hızla TL bazında 600 milyar dolara koşar vaziyettedir.3- 2001 de tasarruflarımızın GSMH ye oranı %20 idi bugün %13-14 seviyesine çıkarılabildik üstelik son 2 yıldır iktisadi aktivasyonlarımızda yavaşlama olmasına rağmen!. 4- kısa vadeli dış finansal yükümlülüğümüz GSMH nin % 25 ine yakın seyrediyor ki bu yüksek bir orandır.yani borç stokumuzun %40-45 civarının kalitesi de düşüktür.5- bugün reel ekonominin döviz pozisyon açığı çok büyük görünmektedir yani esas üretim ekonomisinde kriz çanları giderek sert çalmaya başlamıştır!. 6-2001 krizini sert algılamamızın nedeni sabit kur üzerinden yaşanmış olmasıdır.yani ani bir kur şokuydu!. ancak dalgalı kur nedeniyle kriz kademeli olarak artacağından hem daha can yakıcı hem de muhtemelen daha uzun soluklu olacaktır.... bu konudaki düşünceleriniz nedir hocam?. saygılar.. iyi bayramlar.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin de bayramınız kutlu olsun.
      Aşağı yukarı aynı endişeleri yaşıyorum.

      Sil
  35. Harry Dexter White kimdir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bretton Woods Konferansında ABD'yi temsil eden Hazine yetkilisi. IMF ve Dünya Bankasının kuruluşuna önderlik eden White Planını hazırlayan kişi.

      Sil
  36. @mahfiegilmez hocam, faizler artarken, ekonomik endişeler varken konut satışlarının artmasını nasıl yorumlamalıyız?

    @kerimakcakoca Parası olan vatandaşın üş seçeneği var: (1) Konut, (2) Araba (3) Dolar. Üçü de çok satıyor.

    @mahfiegilmez hocam bu durumda piyasa bir şekilde para çeviriyor demek. Hala para bu kadar bolsa kriz olma ihtimali azdır diyebilir miyiz?

    @kerimakcakoca Diyemeyiz.

    Mahfi Hocam, sen nası bi adamsın ya?

    YanıtlaSil
  37. Hocam biz çok zengin bir ülkeyiz hemde çok fiyati yüksek bulup yuhh dedigimiz ev ertesi gün perdesi takili anlamiyorum bir çalişmada bu konuya ayirirsaniz cok seviniriz birde konut kredisi ďusermi teşekkurler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. El parasıyla düğün dernek yapıyoruz.
      Bundan sonra konut kredisi faizi düşecek gibi görünmüyor. Tersine artacak gibi duruyor.

      Sil
  38. Krizle gelen krizden sonra geri gitmez mi hocam? Dediğiniz gibi yapısal reformlar olmaksızın ne gelir dağılımı ne enflasyon ne işsizlik ne de büyüme meseleleri halledilemez. Bu reformlar ise bir seçim dönemini aşan çalışmalar olduğu için maalesef popülist politikalardan ötürü bir türlü gerçekleşmiyor. Ne hazin!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Konu sadece bir seçim dönemini aşması değil. Yapısal reformların tanımı konusunda ortak görüş yok. Eğitim reformu desem herke farklı bakıyor. Kimine göre tamamen dini eğitime geçmek lazım, bana sorarsanız tamamen bilimsel ve sorgulayıcı eğitime geçmek gerek. Konunun süreyle vb ilgisi yok. Onun için birinin reform dediğine öbürü deform diyebiliyor.

      Sil
    2. Egitim konusunda bir haberi paylasmak istedim. Boyle bir haberin Turkiyemizde olmayacagini, muz cumhuriyetinde olabilecegini dusuniyorum.
      http://www.bursahakimiyet.com.tr/haber/guncel/odtude-ders-veriyordu-simdi-sokakta-88524.html

      Sil
    3. turkiye halki topyekun bilim adamlarini sevmiyor. Turkiye halki insaatcilari seviyor. Turkiye halki kendisini sevmeyeni daha cok seviyor,

      Sil
    4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  39. Hocam bayramınız kutlu olsun sizi çok seviyoruz kendinize dikkat edin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, sizin de bayramınız kutlu olsun.

      Sil
  40. fed başkanı: faiz arttırımı yapacağız
    fed başkanı: faiz arttırımı yapabiliriz
    fed başkanı: faiz arttırmayı düşünüyoruz
    fed başkanı: faizi neden arttırmayalım?
    fed başkanı: biz size faizi arttıramayız dedik mi?
    fed başkanı: faizle ilgili güzel şeyler hissediyorum.
    fed başkanı: faizle ilgili şeyleri konuşmayı aslında sevmiyorum. tatile nereye gitsek acaba?
    fed başkanı: sıradaki...

    YanıtlaSil
  41. hocam ülkemiz sıcak parayı politika faiz aracı dışında nasıl çekebilir? merkez bankasının sadece yurt dışındakiler için döviz faiz oranını baya yükseklere çekse çözüm olmaz mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi de sonra kendi basamadığımız paranın anapara ve faizini nereden bulup geri ödeyeceğiz. Her seferinde faizi daha da yukarı çekmemiz gerekmeyecek mi?

      Sil
  42. Merabalar hocam sizden Turkiye deki faiz oranlarinin degiskenligi ile liborun degiskenligi arasindaki iliski hakkinda bilgi almak istiyordum Türkiye de faiz yukselirse veya duserse libor ne olur, libor oranlari karsisinda merkez bankasinin tutumu vs.

    YanıtlaSil
  43. merhabalar hocam iktisat teorisi gelir dağılımda bir miktar bozulmanın büyümeyi etkilediğini söylüyor.Biraz açabilir misiniz?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...