18 Eylül 2015 Cuma

Kırılgan Ekonomilerin en Kırılganları

Fed, Mayıs 2013’deki toplantısında parasal genişleme (QE) politikasına son vereceklerini ve bu adımı yılsonundan önce atacaklarını açıkladığında gözler dış finansman bağımlılığı yüksek gelişme yolundaki ekonomilere çevrildi. Bu ekonomiler, Fed’in bu kararından nasıl etkileneceklerdi?

‘Kırılgan Beşli’ sınıflandırması 2013 yılında J.P.Morgan analistlerinden James Lord tarafından ilk kez ortaya atıldığında Brezilya, Hindistan, Türkiye, Endonezya ve Güney Afrika’yı kapsıyordu. Bu ülkelerin birlikte bu başlık altında sınıflandırılmasının bazı nedenleri vardı. Bu nedenlerin başlıcalarını şöylece sıralayabiliriz: (1) Bu ülkelerde yapılacak seçimler nedeniyle siyasal istikrarsızlık gündemdeydi. (2) Bazılarında ortaya çıkan yolsuzluklar istikrarsızlığı iyiden iyiye artırıyordu. (3) Ekonomileri, büyüme, enflasyon cari açık, işsizlik gibi alanlarda ivme kaybetmeye başlamıştı. (4) Bu ekonomilerin hepsi orta gelir tuzağında bulunuyor, geldikleri kişi başına gelir düzeyini yukarıya taşıyamıyorlardı. (5) Bu ekonomilerin dış finansmana olan bağımlılıkları yüksekti. (6) Fed’in açıklamasından sonra ortaya çıkan dış finansmana erişim sıkıntıları nedeniyle paraları diğer ekonomilere göre daha hızlı değer kaybetmeye başlamıştı.

2013 yılı Ağustos ayından bugüne kadar geçen süresinde kırılgan beşli arasında yer alan Hindistan ve Endonezya önemli bir toparlanma sürecine girdiler. Güney Afrika açısından pek fazla bir değişme olmadı. Buna karşılık Brezilya ve Türkiye, iç siyasal ve sosyal karışıklığın da etkisiyle giderek daha da kırılgan hale geldiler. Bugünlerde Türkiye, kırılganların en kırılganı olarak sınıflandırılıyor. Yine bu süre içinde Kırım işgaliyle başlayan bir dizi gelişme Rusya ekonomisinin ciddi hasar görmesine yol açtı. ABD ve AB, Rusya’ya ekonomik ambargo uygulamaya başladılar. Ruble hızla değer kaybetti, Rusya Merkez Bankası art arda faiz artırımlarına başvurdu, büyüme ivmesini kaybederken enflasyon da ciddi biçimde yükseldi. Bu gelişmeler Rusya’yı da kırılgan ekonomiler arasına soktu.  

Kırılgan beşli ve Rusya’nın ekonomik görünümü (başlıca makro göstergeler itibariyle) aşağıdaki tabloda sunulmaktadır (Kaynaklar: IMF, Trading Economies, Knoema, The Economist)

GSYH
KB GSYH
Büyüme
Enflasyon
İşsizlik
Bütçe Açığı
Cari Açık
Milyar USD
USD
%
%
%
%
%
Brezilya
2.353
11.604
-1,9
8,6
7,5
-5,8
-4,1
Hindistan
2.050
1.627
7,5
5,3
4,9
-4,1
-1,2
Rusya
1.857
12.926
-3,6
14,8
5,3
-2,8
4,9
Endonezya
889
3.534
4,8
6,4
5,8
-2,0
-2,4
Türkiye
800
10.400
2,8
7,3
9,6
-1,6
-4,7
Güney Afrika
350
6.483
1,8
4,8
25,0
-3,8
-5,1

Tablo bize Hindistan ve Endonezya’nın bütün göstergeler itibariyle ötekilerden pozitif yönde ayrıştığını gösteriyor. 

Bu ülkelerin para birimlerinin Dolara karşı olan durumunda ve risk primlerinde (CDS) 2013 Mayıs ayındaki Fed açıklamasından bu yana yaşanan gelişmeleri de aşağıdaki tabloda sunuyorum (Kaynaklar: Deutsche Bank, CNBC, Bloomberg, vd.)

Yerli Para/USD
2013
Yerli Para/USD
2015
Değişim
%
CDS
2013
CDS
2015
Değişim
Misli
Brezilya
2,05
3,90
90,2
130
376
2,9
Hindistan
58
66
13,7
Veri yok
Veri yok
Veri yok
Rusya
31,3
65,6
109,6
136
384
2,8
Endonezya
9.775
14.477
48,1
140
246
1,8
Türkiye
1,84
3,01
65,6
118
277
2,3
Güney Afrika
9,5
13,3
40,0
169
267
1,6

Tabloya göre 2013 Mayısından bu yana en yüksek değer kaybı Rus Rublesinde görülmüş. Rusya’yı, Brezilya ve Türkiye izliyor. Bu süre içinde en az değer kaybına uğrayan para birimi ise Hindistan Rupisi.

Bu süre içinde riskleri en hızlı yükselen ekonomiler sırasıyla Brezilya, Rusya ve Türkiye olmuştur.

Özetle söylemek gerekirse kırılgan beşli sınıflandırmasının ortaya atıldığı 2013 yılından bu yana Hindistan ve Endonezya’nın kırılganlığı azalmış, Brezilya ve Türkiye’nin kırılganlığı ise artmıştır. Bu ikiliye, başlangıçta gruba dâhil olmayan, Rusya da eşlik eder olmuştur.  

Esnek olan şeyler zor kırılır. Örneğin dalgalı (esnek) kur rejimi, sabit kur rejimi gibi katı değildir. O nedenle Türkiye’de dalgalı kur rejimine geçilmesi döviz krizlerini önlemiştir. Ekonomide kırılganlıktan kurtulmanın yolu; kur rejiminde sabit kurdan esnek kura geçişi sağlayan yapısal reform gibi reformları yapmaktan geçer.


107 yorum:

  1. Hocam, Hindistan gerek büyüme orani bakimindan 7,5 gerekse Gsmh ve enflasyon açisindan ve issislik açisindan digerlerine göte daha iyi durumda iken hatta büyüme verisinde ve işsizlik verisinde dünyadaki bir çok ülkeden de iyi bir orana sahipken (Abd büyüme ve issizlik rakamlarina bakarsak ve çin de dahil diğer dünya devletlerini de karşilastirirsak) en iyiler arasinda olmasi gerekirken en kirilganlar arasinda olmasinin temel sebebi nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dış finansmana olan aşırı bağımlılığı. Döviz çıkışı başlayınca sıkıntı çekiyor.

      Sil
    2. Mahfi bey her zaman olduğu gibi yine sadece ama sadece kapitalizm gözlüğüyle olaya baktığı için eksik söylemiş.

      Hindistan medeniyeti, binyıllar boyunca "imparatorluk" anlayışıyla yönetilmiştir. Fakat tarihte hiçbir zaman "kolonyalist", "emperyalist" olmamıştır; tıpkı 1299-1923 Osmanlı İmparatorluğu'nun da emperyalist olmaması gibi!

      Peki, Hindistan medeniyetini;
      Bir "İngiliz kolonyalizmi"nden,
      Bir "Portekiz kolonyalizmi"nden,
      Bir "İspanyol kolonyalizmi"nden,
      Bir "ABD emperyalizmi"nden ayıran temel özellik nedir?
      Cevap: Hiçbir zaman "sömürmek amaçlı" hareket etmemesidir!

      1600'lerin ikinci yarısından 1948'e kadar "İngiltere", Hindistan'ı sömürmüştür!

      Bugün ise ABD (bütün dünyayı sömürdüğü gibi!) Hindistan'ı da sömürmeye devam etmekte!

      Örnekler:

      Ajaypal Singh Banga: MasterCard'a CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Satya Nadella: Microsoft'a CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Sundar Pichai: Google'a CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Shantanu Narayen: Adobe'ye CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Indra Nooyi: PEPSI'ye CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Punit Renjen: Deloitte CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Anshu Jain: Deutsche Bank'a CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Rajeev Suri: Nokia'ya CEO yapıldı; Hindistan'dan kasten uzaklaştırıldı!

      Liste devam ediyor...

      Dış finansmana olan aşırı bağımlılıkmış, döviz çıkışıymış...Bunların hepsi kapitalizmin zırvaları.

      2015 dünyasında da "sömürmek amaçlı" hareket etmezsen; seni hiçbir kategoriye koymazlar!

      Ve ne yazık ki:
      Hindistan'a da yavaş yavaş kapitalizmi öğretiyorlar!

      Sil
    3. Birader belirttiğin şeyler doğru ama osmanlıyı nnasıl somurmeyen olarak nitelersin .hazinesinin en büyük gelir kalemi ganimet olan bi yapı

      Sil
    4. Osmanlı İmparatorluğunun emperyalist olmaması tamamen uydurma bir yaklaşımdır.Her şeyden önden imparatorluk ile emperyalizmin kökeni aynıdır. Osmanlı emperyalisttir ve emperyalizmi bittiğinde de tamamen dağılmıştır.
      Franz Babinger'in Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı adlı kitabını okursanız Osmanlı emperyal yayılışının oldukça acımasız olduğunu göreceksiniz.

      Sil
    5. Peki hocam Franz Babinger'in yazdıklarını salt doğru mu kabul edelim? Halil İnalcık, İlber Ortaylı, Erhan Afyoncu Hocaların, Babinger'in söz konusu eserini yanlı, yetersiz ve eksik referanslarla kaleme aldığını defaatle vurgulaması sizin için bir anlam ifade etmiyor mu? Hocam siz de tarihi yanlı okuyacaksanız vay bu ülkenin haline.

      Sil
    6. Ben Babinger'in Fatih konusunda yazdıklarının doğru olup olmadığını tartışmıyorum. Ama Osmanlı'nın nasıl yayılmacı ve emperyal bir yol izlediğini kitapta okuyabilirsiniz. Kitap, o dönemde yazılmış neredeyse bütün literatüre dayanıyor. Sadece Babinger değil bütün kitaplar Osmanlının emperyal bir güç olduğunu anlatıyor. Bir sürü ülkeyi fethetmiş ve haraca bağlamış bir imparatorluğun emperyalist olmadığını savunmak mümkün değil. Tamamen bir şehir efsanesi.
      Ben hiç bir konuyu yanlı okumuyorum. Ama biz Türküz biz her gittiğimiz yere adalet götürdük filan gibi yalanlara da karnım tok açıkçası. Yanlı okusam bende Osmanlının emperyalist olmadığını iddia edenler kervanına katılırdım.

      Sil
  2. hocam TCMBnin altın hariç net rezervleri 27 milyar dolar
    Brezilya bizim yaklaşık 3 katımız bir ekonomik büyüklüğe sahip ama altın hariç net döviz rezervleri 350 milyar dolar (bizim 13 katımız)
    Rusya bizim 2,3 katımız ama net rezervleri 300 milyar dolar (bizim 11 katımız)
    biz Brezilya ve Rusya'dan bile kat kat daha kırılganız inanın. adamlar ellerindeki dövizi yememeye çalışıyor ithal arabalara, ev eşyalarına inşaata para gömmüyor
    bizde Brezilya kadar döviz olsa seçimler öncesi ithalatla çok rahat %8-9 büyürdük.

    YanıtlaSil
  3. Günümüz için kırılgan beşli de Hindistan'ı çıkarıp yerine Rusya'yı koyabilir miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçici olarak evet. Rusya o kadar zengin doğalgaza sahip ki fiyatlar artınca bu gruptan çıkar.

      Sil
    2. Hocam, Rusya cari fazla veriyor görünüyor (%4,9, yıllık 90 milyar dolar), Bütçe açığı fazla değil (%2,8). Neden kırılgan anlayamadım? Ukrayna meselesi yüzünden -uygulanan ambargo nedeniyle -yapay olarak- küçülmüş görünüyor.
      Yanılıyor muyum? Yoksa Cari fazla veren bir ülke neden küçülsün?

      Sil
    3. İç tüketimi düşük. Ruble bir yılda % 50 değer kaybetti. Ayrıca petrol ve doğal gaz fiyatları yarı yarıya düştü. Böyle giderse sıkıntı olacağı için kırılgan sayılıyor. Yakında bu konumdan çıkar.

      Sil
  4. Yapmadığımız reformların yanında siyasi istikrarsızlık da eklendi. Olsun, biz dibi görmeden değişikliğe gitmeyiz. Hala düşecek yerimiz var. Dibi bulunca zorla da olsa güzel şeyler yaparız. Güzel günler göreceğiz elbet bir gün.

    YanıtlaSil
  5. Hocam merhaba, yazı için teşekkürler. Büyümenin 3,8 olmasında hane halkı tüketiminin etkisi olduğu söyleniyor. Fonksiyon nasıl sıralandı? Tüketim arttı, fiyatlar arttı, üretim arttı şeklinde mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Aşağı yukarı öyle.

      Sil
  6. Hocam fed faiz oranini arttirinca gelismekte olan ulkelerdeki sicak para amerikaya akmayacak mı? Bu da bir nevi genisletici bir etki yapip enflasyon oranını arttırmada etkili olmaz mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hemen ve hepsi değil. Oralarda da faiz artacağı için bir bölümü kalacaktır.

      Sil
  7. Hocam emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  8. hocam Hindistan'ın bütçe açığı/GSYH oranı %4,1 değil %6,9'dur http://finmin.nic.in/reports/IPFStat201415.pdf
    Hindistan'la ilgili verilerde imf ve tradingeconomics'e çok fazla güvenmemenizi tavsiye ederim. onlar belki de sadece federal hükümetin açığını veriyordur. oysa eyaletler de açık veriyor ve hepsini federal hükümet fonluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmiyorum ben hepsini aynı kaynaktan alıyorum ki farklı sınıflandırmalar nedeniyle farklı rakamlar olmasın.

      Sil
    2. bunlar amerikan medyasının jargonuna alışık oldukları için bütçe açığından federal açığı anlıyorlar sadece. oysa eyaletler de gsyhnin %2-3'ü kadar bütçe açığı veriyor ve bu açığı merkezi hükümet fonluyor veya garanti ediyor.

      Sil
  9. Kamu ve Bankacılık tarafında sağlam durduğumuz için iyi dayanıyoruz, aksi halde Brezilya'nın durumunu geçerdik herhalde.
    Bakalım Fitch notunu ne yönde açılayacak ?
    Ayrıca makro ekonomik göstergelerin sonuçlarını değerlendirirken o ülkenin demografik yapısını görmezden gelmemek gerekir. Tamamiyle aynı ekonomik özellikleri paylaşan iki ülkenin biri krize girerken diğeri sırf insan faktörü sebebiyle girmeyebilir. Tük halkının da kamçıya olan direncini düşünecek olursak... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dediğiniz çok doğru bir gerekçe değil.

      Sil
  10. Hocam merhaba ;
    Mevcut durumumuzu ve ekonomi gidişatını halktan biri olarak sormak istiyorum ,
    1.Sorum
    Bu gidişle Türkiye Yunanistanın yasadıgı krizleri görürmü ?
    2.sorum
    2001 ve 2008 krizine göre değişim ne olur .
    3.sorum
    likidite ile ilgili görüşleriniz .

    teşekkürler ,saglık günler dilerim .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Bu gidişle varsayımınızdan hareket edersek görmez.
      2. İkisinin arasında bir yerde.
      3. Likidite konusunu açmanız gerekir.

      Sil
  11. Hocam bizler umudumuzu yitirmemeye çalışırken arkadaslar hala iibf kadrolarına mühendis atamaya devam etmekle beraber mühendislere yapacakları kurum sınavlarını da genel kültür genel yetenekten sorumlu tutuyorlar.Ne yapalım ne edelim de aklımıza mukayet olup umudumuzu koruyalım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef çok yanlış bir yaklaşım.

      Sil
    2. iyi de hocam disardaki sirketler mesela tek bir seye odaklaniyor ve sonuna kadar onda uzmanlasabiliyor bizde sirketler birbiriyle alakasi olmayan on dalda faliyet gosterebiliyorlar ,sirketlerin bu yapisiyla ilgili farklilik yapasial sorunun bir baska acidan bir ispati degilmi

      Sil
    3. Bu dediğiniz şirket tipi dışarıda var.

      Sil
    4. Pek yok ,belkim biraz Guney Kore de Bati ve Japonya dan farkli olarak ama mesela yazilim yapan bir sirket gida konusunda is yapmiyor

      Sil
    5. General Electric firmasına bir bakın isterseniz: http://www.ge.com/tr/
      Bunun gibi birçok örnek var.

      Sil
  12. Hocam Merhaba bu güzel açıklayıcı yazı için teşekkür ederim. Hocam 1994 krizini hatırlıyorum devalüasyon oldu vs. deniliyordu ne kadar doğru bir tanım bilmiyorum fakat o zaman sanırım sabit kur rejimi uygulanıyordu.Bugün dalgalı kur politikası için devalüasyon riski varımdır? Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      1994 yılında Türkiye'de müdahaleli esnek kur rejimi vardı. Yani kurlar serbest piyasada belirleniyordu ama TCMB sürekli müdahale ederek kuru enflasyonun üzerinde olmaya itiyordu. Bir anlamda ihracatı kur yoluyla teşvik politikası izleniyordu. Dönemin Başbakanının faizleri düşürmek için Hazine borçlanmasını askıya almasıyla başlayan krizi durdurmak ve fırlayıp giden kurları denetim altına almak için TCMB devalüasyon yapmak zorunda kaldı. Böylece kendi kendine (faiz takıntısı nedeniyle) kriz çıkaran bir ülke konumuna geldik. Amerikalılar bu krize 'homemade crisis' adını verdiler. Ardından da esnek kur rejimi içinde devalüasyon yapan ülke olarak ekonomi tarihinde yerimizi aldık.
      Dalgalı kurda, sabit kurda arada bir yapılan devalüasyon yoluyla değer kaybı, her gün yaşanıyor zaten. O nedenle kura müdahale edilmediği sürece kur piyasada kendi kendine değer kaybederek veya duruma göre değer kazanarak dengesini buluyor. Dolayısıyla ayrıca bir devalüasyon gerekmiyor. O nedenle de devalüasyon dalgalı kur rejiminin değil sabit kur rejiminin işlemi olarak tanımlanıyor. Ama eğer dalgalı kur rejiminde kura aşırı müdahale ederek onu baskı altında tutarsanız o zaman 1994'de olduğu gibi tarihe geçecek bir devalüasyon uygulamasına girmek zorunda kalabilirsiniz.

      Sil
  13. linkte brezilya merkez bankasının mayıs sonu bilançosu var https://www.bcb.gov.br/ingles/inffina/Financial%20Statements%20052015.pdf
    brezilya merkez bankasının 1,17 trilyon real yani yaklaşık 370 milyar dolar NET döviz varlığı var, yani dış borcundan bile fazla rezervi var.
    dış borç ödeme konusunda zorlanmayacak ve milli gelirinin %15'inden fazla net döviz rezervi olan bir ülkeye kırılgan demek ne derece doğru? emtia fiyatlarının baskı altında kalması brezilyayı zorluyor ama fedin de faiz artırmasını geciktirmiyormu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı göstergeleri güçlü olabilir. Ama borç verenler, yatırım yapanlar bugüne değil geleceğe doğru gidişe bakıyorlar. Brezilya bugün son derecede karışık bir siyasal ve sosyal ortam içinde bulunuyor. İstikrarını kaybetmiş bir ülke konumunda. İstediği kadar döviz rezervi olsun işler iyiye gitmiyor.

      Sil
    2. Brezilya oldukça genç ve aktif bir ülke. işgücüne katılım oranı %70 civarıdır bir hayli yüksek, bizde %52'dir mesela. amerika gibi sosyal devletin çok da güçlü olmadığı bir ülkede bile brezilyanın 7 puan aşağısında %62-63'tedir. emtia fiyatları gerileyip işler biraz kötüye gidince çok fazla çatlak ses yükseliyor. aslında normale yani %70 işgücüne katılım oranı ile %7-8 normal işsizlik bandına dönüyorlar ancak beklentiler yüksek olunca kriz olarak algılanıyor. %4-5 işsizlik oranlarının sürdürülebilir olmadığı zaten açıktı. örneğin bizde %52 işgücüne katılım varken işsizlik %5-6 olmalı ama bunun neredeyse 2 katı. bizde reform eksikliğinden kaynaklanan bir kriz gerçekten var.

      Sil
  14. Hocam iyi geceler. JEORGE BLONCO VILLALTA adlı arjantinli diplomatın yazdığı ATATÜRK adlı kitap hakkında biliginiz okumuşluğunuz var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlk kez duydum ne yalan söyleyeyim. Alıp okuyacağım.

      Sil
  15. O kadar kriz var dediniz dediniz bir şey olmadı? Hani nerde kriz? 3.8 büyeme geldi hala utanmadan kriz var diyorlar.

    Varsa bu krizin adına ne ? Bizde bilelim orta gelir tuzağı demeyin de.. hiç gülesim yok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gülmeyin zaten. Gülünecek bir durum yok.

      Sil
    2. Ali Babacan bizzat kendi söyledi büyüme parasaldan yani kredi/borç artışından geldi, istihdama katkısı olmadı diye.
      mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik Haziran 2012'de %8'di. 2013'te %8,9 oldu. 2014'te %10 oldu. en son 2015'te %10,4 geldi. başkaları için mesela otomobil ithal eden ve satanlar için kriz olmayabilir ama halk için kriz vardır. işsizlik 3 yılda 2,4 puan artmış. üstelik bu rakamlar oranın düşük çıkması için "kitabına uygun" her türlü teknik uygulanmış verilerdir.

      Sil
  16. Merhaba Hocam, konu dışı bir sorum olacak. Döviz kurları nasıl,hangi formülle belirleniyor? Kur artış ve azalışlarını sormuyorum. Mesela; şu anda $/TL=3.0004 yani bu rakam nasıl bulundu. Neden 3.0003 veya 3.0005 değil? Bu hangi formülle bulunuyor acaba?

    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dalgalı kur rejiminde böyle bir formül yok. USD/TL = 3,0004 kuru tümüyle piyasada dolar alan ve satanların alış verişine dayanarak belirlenen bir oran. 3,0004'de dengelendiği için 3,0005 olmamış demektir. İniş çıkışlar yaşıyor ve anlık denge 3,0004 olabiliyor. Bir saat sonra bakıyorsunuz 3,0001 olmuş ya da 3,0006. Tamamen piyasada arz ve talebe göre belirleniyor.
      Bazen MB müdahale edebiliyor ve mesela kuru düşürmek isterse USD satarak piyasada USD'yi bollaştırıp kuru diyelim 2,99'a düşürüyor. Ama bu müdahaleler çok sık görülmüyor (çok da etkili olmuyor) Onun dışında piyasada belirleniyor.

      Sil
  17. Hocam kırılganlık durumumuzu biraz açarsak örneğin Fed in faiz artışı ile paranın ABD ye kaçması sonucu Doların yükselmesi gibi bir fonksiyonel ilişki var karşımızda . Fonksiyona bir itirazım yok fakat anlamadığım nokta paranın düşük faize kaçması durumu . Bu durumda paranın neden düşük faize kaçması bekleniyor ? En azından bizim faizlerimiz çok daha yüksek ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel soru.
      ABD ile Türkiye'den başka ülke olmadığını düşünelim. ABD'de bankaların USD mevduata verdiği faiz % 1, enflasyon % 0,5, bizde TL mevduatın faizi % 10 (vergi sonrası net) ve enflasyon % 8 olsun. USD/TL kuru da 3 olsun.
      Bu durumda ABD'li bir tasarruf sahibi 100 Dolarını ABD'de mevduat yaparsa yılsonunda 1 USD kazanmış olacak, enflasyondan arındırırsak 0,5 USD satınalma gücü artışı sağlamış olacak. Oysa bu parayı Türkiyeye getirip TL ye çevirir ve eline geçen 300 TL'yi 1 yıllık mevduat yaparsa yılsonunda eline 330 TL geçecek. Kur aynı kalmışsa USD karşılığı olarak 110 USD elde etmiş ve ABD'dekine göre 9,5 USD fazla kazanmış olacak.
      Buraya kadar mesele yok. Akıllı olan adam parasını Türkiyeye getirir.
      Burada iki sorun var: (1) TL değer kaybederse ne olacak? Diyelim ki TL USD'ye karşı bir yılda yüzde 20 değer kaybetmiş olsun. Bu durumda ABD'li yılsonunda eline geçen 330 TL'yi USD/TL =3,5 TL kurdan USD'ye çevirince eline faiz dahi 94 USD geçmiş olacak, yani zarar edecek. (2) Türkiye ekonomisi sıkıntıya düşer de döviz ödemelerini yapamazsa ne olacak?
      ABD'li yatırımcı parasını Türkiye'ye bu riskleri göze alarak getiriyor. Ama ABD'de faizler artmaya başlayınca bu artışın devam edeceğini ve Türkiyede artık bu kadar riski göze almanın gereksiz olacağını düşünerek gelmekten vazgeçiyor.
      Bu yatırımcıyı geri getirmenin iki yolu var: (1) Türkiyedeki faizleri artırmak, yani riske karşı getiri çekiciliğini artırmak, (2) Yapısal refromlara girişip riskleri düşürmek. Ya da ikisi birden.
      Fed'in faiz artışı öncesinde birçok kişinin TCMB'ye faiz artışı yapmasını önermesinin nedeni bu.

      Sil
    2. ABD'nin "flow of funds" yani fon akış tablolarına baktığınızda 1980-82 yılları hariç son 40-50 yılda hiçbir zaman faizlerin yükselmesine bağlı olarak sermaye çeken bir ülke olmamış. ne kadar cari açık veriyorsa o kadar bir giriş olmuş, o girişleri de çoğunlukla yabancı ülke merkez bankaları faiz seviyesinden bağımsız olarak kendi döviz rezervlerini artırma adına fonlamış. örneğin Çin'in döviz rezervlerinin artmasının ana nedeni kendisinin cari fazla, ABD'nin cari açık vermesidir. 1980-82'deki istisnai durumun nedeni de o zamanki yüksek enflasyonla mücadele çerçevesinde Fed'in faizleri %9'dan %20'ye kadar yükseltmiş olmasıdır. günümüzde bu derece bir faiz artışı olanak dışı olduğundan ABD'ye faiz artışına bağlı sermaye kaçma olasılığı bir hayli düşüktür.

      Sil
    3. Burada konu faiz değil. İnsanlar gelişme yolundaki ülkelerde de bir patlama olacağına inanıyorlar. Özellikle Çin'deki gelişmeler onları korkutuyor. Bu durumda konu faizden para kazanmak değil ana parayı korumak haline dönüşüyor.

      Sil
    4. gelişme yolundaki ülkelerde ciddi sıkıntılar olacaksa, konu ana parayı korumayı düşünecek kadar derinleşirse zaten Fed faiz artırmaz. mesela 2014'te küresel büyümenin üçte biri sadece Çin'den geldi, az buz katkı değildir. veya faiz artırsa bile yiğitliğe b.k sürmeme adına cüzi bir artırım olur, gerisi gelmez. maksat artırmadı, çark etti demesinler.

      Sil
    5. Fed, ABD'deki olaylar dışında dünyadaki olaylarla en fazla yüzde 20 oranında ilgilidir. O da ucu kendilerine değer diye. Amerikalılar için önce Amerika'dır.

      Sil
    6. tabii ki hocam biz de amerikayı kara kaşı kara gözü için takip etmiyoruz. ucu bize değer diye düşünüyoruz :)
      eskiden Fed daha rahattı. %3-4 büyüme vardı. dolar güçlenip büyüme 1 puan düşse, %2-3'e inse bile işsizliği artırmazdı. ama durum değişti. 2010-2014 arası ortalama büyüme %2 (son revizyonlardan sonra) ABD'nin ihracat/GDP oranı %13,5. herkes parasının değerini düşürmeye çalışırken Fed doları iyiden iyiye şahlandırsa, ihracatları %10 düşse, ki çok rahat düşebilir geçmişte örnekleri var, büyümeleri en az 1 puan düşer ve bu düşüş işsizliği artırır (diğer taraftan ithalat artışının tüketimde aynı oranda artış şeklinde telafi edileceğini varsayalım) küresel gelişmeler eskiye kıyasla ABD'ye daha çok değmeye başladı. Fed de bunun farkında. Yellen'ın Mart ve Eylül basın toplantılarında dış gelişmelerden epey bahsetmesi bunun kanıtı.

      Sil
  18. Hocam yapisal reformlar diyorsunuz hakli olarak ama bu yapısal reformları yapacaklar siyasi iradelerini ortaya koymaktan her zaman çekinmişlerdir. Cunku yapisal reform demek bir dizi can acitici duzenlemeleri icerir.
    Örneğin Jimmy carter 2. baskanlik yarışında l kendi dönemindeki yapilan yedi ekonomik program ve deregulasyonlar ile enflasyondaki yukselis ve dusuk buyume sorunu hemen çözülemedi cunku yapisal reformlar meyvelerini kisa vadede veremezdi. Ekonomi yavas yavas toparlanmaya basliyordu ancak jimmy carter in seçimi kazanmasina yetecek bir iyilesme olmamisti henuz ustune iran ucak kacirma kazasi eklenince jimmy carter 1980 de secimleri kaybetti. Reagan baskan olduktan sonra butce açıkları tarihi seviyelere cikmis ama diger taraftan 1983-1988 arasinda hizli bir büyüme ve düşük issizlik ve enflasyon kontrol altindaydi. Ve iki donemde Baskanlik yaparak 1980 lerde serbest piyasa ekonomisinin ABD icin altin yillariydi o yillar... Bush secim propagandasinda " dudaklarimi okuyabilrsiniz yeni vergi yok " slogani ile halk nezdinde popularitesini artirdi ve baskan oldugunda butce aciklari ve buyumedeki yavaslamayi durduramadi. Butce acigini finanse edebilmek amaciyla yeni vergi duzenlemelerini ve bir dizi onlemler almayi kabul etmek zorunda kaldi ve buyume tekrar istenilen seviyeye geldi ama ne yazik ki Bush secimi kaybetti.
    Özet olarak görüleceği uzere yapisal reformlar uzun vadede etkin ve kalici sonuçlar versede siyaseten orta vadede siyasi yonetime oy kazandirmadigi gibi aksine oy kaybettiren bir durum olarak ortaya çıkmaktadır.
    Sonuc olarak; gucu ve iktidari temsil eden gelecekteki statülerini kaybetme endisesi olmayan sadece ülkenin uzun dönemdeki menfaatlerini dikkate alan ve yapisal reformlari kararlilikla uygulamaktan vazgecmeyecek ehliyet ve liyakat sahibi siyasi erklerin olması lazim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle doğru. Onun içindir ki Türkiye bunları yapmak için ideal zaman olan 2004 - 2008 arasındaki dönemi kaçırdı. O dönemde ekonomide ciddi düzelme söz konusuydu ayrıca AB ile üyelik müzakeresinin getirdiği müthiş bir ivme ve yüksek miktarlı yabancı sermaye yatırımı girişi vardı. Bu tür dönemler sıklıkla yaşanmıyor. Fırsatı kaçırdık.

      Sil
    2. Bazen herkes dogru yolu gosterirse, siyasiler de riski alirlar, almak zorunda olurlar. ABD gibi gelismis ulkelerde kimi konularda ekonomistler hemfikir olabiliyor, bizde iste isminin basina her yerde prof. koyanlar bile sahibinin sesi gibi hareket edip, ekmege yag surme derdine dusuyorlar.

      Bu konularin dile getirilmesi, tartisilmasi bile artik mumkun degil, cunku artik en teknik tartismalarda bile konudan cok tartisanlara odaklanma noktasina geldik. 'Solcu' ne soylerse soylesin, 'sagci' kabul etmiyor, ya da tam tersi.

      Ekonomi gibi teknik konularda yapilacak sey hangi parti populer olursa olsun aynidir. Bunu ekonomi burokratlarinin belirlemesi gerekir. Siyasilere anlatmasi, siyasilerin de halka bu yaptirimlari anlatmasi ve onlarin haklarini korumasi gerekir orta yolu bulma gorevi ise hukumetindir. Dogru isleyen bir demokrasi boyle yurur. Turkiye'de bu yola er ya da gec girecek ya da tarih olacak, baska yolu yok.

      Sil
  19. Hocam rahatsizliginiz da bile blogunuza yazmaya devam ettiginiz icin tesekkurler

    YanıtlaSil
  20. Kamu borcunu özel sektör borcuyla yanyana koymak ve öyle bakmak gerekir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden öyle bakılırdı. Kamu kesiminin iç ve dış borç stokuyla özel kesimin dış borç stoku toplanır öyle bakılırdı. Son 10 - 15 yılda bakış açısı değişti. Şimdi kamu kesimi toplam borcuna (iç + dış) ayrı, özel kesim dış borç stokuna ayrı bakılıyor. Bir de ülkenin toplam dış borç stokuna (kamu kesimi dış borç stoku + özel kesim dış borç stoku) olarak bakılıyor.
      Kamu kesimi, iç borcunu para basarak ödeyebilir. BU, enflasyon yaratır ama borç ödenmiş olur. Oysa kamu kesiminin ve özel kesimin dış borcunu para basarak ödemek mümkün değil. Çünkü biz döviz basamayız. O nedenle iki kesimin dış borçları toplamına da bakılıyor.

      Sil
    2. özel kesimin neden sadece dış borcuna bakıyoruz, iç borcuna bakmıyoruz? kamu kesiminin iç borcunu para basarak ödemesi özel sektör için de mi geçerli? özel sektörde sınırsız bir borçlanma kabiliyeti olduğu mu kabul ediliyor? yada özel sektör borç ödemekte zorlanırsa sattığı malın fiyatını yükseltir diye mi kabul ediliyor? fiyatı yükselmiş malı alacak kişiler özel sektör değil mi? özel sektör firmaları iç borcu ödemezse nasıl olsa işyerleri, makineleri haciz edilir borç o şekilde ödenir diye mi düşünülüyor? aynı şey dış borç için de geçerli değil mi? mesela dış borcumuzu ödemezsek imf ülke varlıklarının satılmasını isteyebiliyor.

      Sil
    3. Özel sektörün iç borcunun ağırlıklı olarak birbirlerine olduğu düşünüldüğü için sonuçta birbirini götürür diye düşünülüyor.

      Sil
    4. kamu iç borcunun 339 milyarını yurtiçi yerleşikler tutuyormuş. birbirimize borçluyuz bu rakamı dahil etmemeliyiz o zaman. tıpkı özel sektörün yurtiçi bankalara olan 1,2 trilyon TL'lik (gsyh'nin %66'sı) borcunu dikkate almamamız gerektiği gibi. özel sektör bu borcu bankalara ödemese bile kol kırılır yen içinde kalır olacak ne de olsa birbirimize borçluyuz. ama dış borcu ödemezsek büyük sorunlar çıkar.
      hocam şimdi devlet yatırım yapmak için yurtiçi bir bankadan borçlanınca (bankaya tahvil satınca) bu borcu dikkate alıyoruz ama özel sektör yatırım için yurtiçi bankadan kredi alırsa dahil etmiyoruz. bu mantıkla devletin yurtiçi bankalara borcu da dahil edilmemeli çünkü devletin borç ödeme kapasitesi özel sektörden daha fazla.

      Sil
    5. Kamu kesiminin iç borcu dahil edilir. Çünkü bu borç, faiziyle bütçeye anaparasıyla yeni borçlanmaya mal oluyor.

      Sil
    6. batılı ülkelerde bir ülkenin borcu denilince, kamu ve finans dışı özel kesimin kredi piyasasına borcu anlaşılır. kredi piyasasına borç ise temel olarak kredi kurumlarına borç ve ihraç edilen borçlanma araçlarıdır. finansal kesimin borçlarını dahil eden analistler de var ama genelde dahil edilmez. mesela ABD'de hanehalkı, finans dışı firmalar ve kamunun kredi piyasalarına toplam borcu 44 trilyon dolardır. daha sonra bu 44 trilyon dolar 17,9 trilyon dolarlık GDP'ye bölünür ve "ABD'nin borç yükü %246" denilir. hanelerin ve firmaların kredi piyasasına 26,5 trilyon dolar borcu vardır Amerikada. öyle dahil etmemek, birbirimize borçluyuz filan bunlar mümkün değil. alay konusu olursunuz. bizim her şeyimiz antin kuntin olduğu için belki tanımlar da değişiyordur. neremiz düzgün ki zaten?

      Sil
    7. Bu verdiğiniz oranlar uluslararası kıyaslamalarda kullanılmıyor. Mesela IMF data setinde ülkelerin kamu kesimi borç yükü ele alınıyor. ABD'nin kamu kesimi borç yükü yüzde 105 olarak görünüyor.

      Sil
  21. Meraba hocam en kirilgan ekonomilere baktigimizda genel olarak ekonomileri nufuslari buyuk ulkeleri goruyoruz ulkelerin kirilganlik derecesinin bu nedenlerle bi ilgisi olabilir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanmam. Dünyanın en kalabalık ülkeleri arasında Çin ve ABD var ikisi de kırılgan sayılmıyor. Rusya da Ukrayna müdahalesiyle kendini bu gruba adeta zorla soktu.

      Sil
  22. hocam biz neden yılışık bir toplumuz neden? neden atatürk inönü ya da menderes ya da özal ya da erdoğanı bu kadar sorgusuz tapıyoruz neden? en basitinden fed faizi sabit tutmuş dolar düşüyor onu buraya bağlamayıp kişilere yok ali babacan mv adayı yapılmış ondan diyoruz. ali babacanın da birsürü yanlışı var ziraat katılım açılırken bank asyaya soruşturma yaparken bebeklerin bile bunun siyasi iradeyle ilgisi olacağını söyleyebilceiği bir ortamda kendileri bunun siyasi bir eylem olmadığını söylemiş. neden bu kadar kişileri yüceltiyoruz ki neden. bütün bu kişilerden nefret ediyorum ben kurumları kurum kültürünü seviyorum. ayakları yere basan kurumlar oluşturduğumuz sürece kişiler kimdir nedir hepsi boş hepsi sanırım gelişmiş ülkelerin sırrı da burada yatıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız.
      Bu blogda geçenlerde yayınlanan Biat Kültürü ve Günümüze Yansımaları başlıklı yazıma bakarsanız ben orada bu konudaki görüşlerimi aktarmaya çalışıyorum.

      Sil
  23. hocam, sabit kur rejimi dediğimiz çıpa sistemi için ; 1- daha çok çin ve benzeri gibi tasarruf fazlası olan ve döviz yaratma kapasiteleri yüksek olan ekonomiler için uygundur diyebilir miyiz?. 2- sabit kur rejimi bizim gibi dış finansman bağımlılığı yüksek olan ekonomilerde kur şoku yaratma riski yüksektir; buna karşın dalgalı kur rejimi otomatik ayarlamalar yapabilen bir kur sistemi olduğundan kur şoku yaratmaz fakat kur şokunu zamana yayarak işletmelerin, bireylerin ve kamunun yani iktisadi aktörlerin pozisyon almalarını nispeten kolaylaştırır fakat bu kriz yaşanmayacağı anlamına gelmez aşamalı bir kriz süreci yaratabilir diyebilir miyiz?. 3- sabit kur rejiminde merkez bankasının kullanılabilir döviz rezerv hacmi kanaatimce dalgalı kur rejimine nazaran daha önemlidir. zira: sabit kur rejiminde kuru devlet belirlerken; dalgalı kur rejiminde piyasa belirlediğinden dolayı piyasa mekanizmasını oluşturan aktörlerin döviz rezervleri nispeten merkez bankasının kullanılabilir döviz rezerv hacminden daha önemlidir desem yanlış mı olur hocam?. saygılar....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Bütün dünyanın dalgalı kur rejimine geçtiği bir düzende sabit kur uygulamak doğru bir şey değildir. Çin'de iç tüketim düşük olduğu için bunu uygulayabiliyor. Ama sonsuza kadar sürdüremez.
      (2) Onlardan önce bizim gibi normal koşullarda tüketim düzeyi ve enflasyonu yüksek bir ekonominin sabit kur rejimi uygulaması mümkün değildir.
      (3) Haklısınız.

      Sil
  24. hocam, sabit kur modelinde bir ülke ulusal para birimini bir başka ülkenin para birimine peg ettiyse peg edilen ülkedeki enflasyon-faiz makasındaki değişimlere duyarlılığı artar diye biliyorum. mesela diyelim ki biz paramızı abd dolarına peg ettik!. ki bildiğim kadarıyla 2001 krizi öncesi böyleydi. hocam; abd de enflasyon ve faiz artışı varken bizde de aynı şekilde enflasyon-faiz haddinde yükseliş mi olmalı!. ya da tam tersi mi olmalı?. saygılar.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peg yöntemi benimsenmişse parayı peg ettiğimiz yabancı paranın ülkesinde enflasyon neyse bizde de o olmalı. Bunu sağlamak için para arzı büyüme oranıyla sınırlandırılmalı. Buna karşılık yabancı yatırımları çekmek açısından faiz daha yüksek olmalı. Aksi takdirde kur riski ortadan kalkmış olsa bile bir ABD'linin kendi ülkesinde aynı faizi kazanmak yerine buraya gelmesi düşünülemez.
      2001 krizi öncesinde band içinde dalgalanan peg yöntemi uygulanıyordu ama bizde enflasyon yüksekti ve düşürülemiyordu.

      Sil
  25. Hocam öncelikle makale ve kitaplarınızla ekonomiye dair tespitlerinize çok kıymet veriyorum her biri benim için birincil kaynak değerinde.Konu dahilinde olmasa da sürekli reklamlarda karşımıza çıkan ve Benjamin Frankli'nin en sempatik hallerine tanık olduğumuz Forex piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu piyasadaki haddinden fazla sıcak para hangi ekonomilere veya hangi kesime nasıl bir faydası var ? İşin iç yüzü hakkında ne düşünüyorsunuz? Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Forex konusu benim uzmanlık alanım değil. Üzerinde fazla çalışmışlığım yok. O nedenle bir şey söylemem doğru olmaz.

      Sil
  26. Hocam,
    Türkiye'deki esnek olmayan diğer yapısal ekonomik parametreler (esnek hale getirilen döviz kurları dışında) hangileridir?
    Teşekkür ederim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütçe mesela esnek değil. Büyümenin düştüğü dönemlerde vergiler ve harcamalar daha esnek bir salınım içinde olarak ekonomiyi canlandırabilmeli.
      Cari açık arttığında mesela ithalat teminat oranlarının artması gibi bazı düzenleyici sistemler devreye girerek ithalatı kısabilmeli.
      Enflasyon artışa geçtiğinde (kur kökenli olarak) MB, faizi artırma konusunda daha cesur ve yetkili olabilmeli.
      Bunların bir bölümü mevzuat düzenlemesiyle olacak şeyler ama bir bölümü için zihniyet değişikliği gerekiyor.
      Tuhaf bir şey ama Türkiye'de yapılacak yapısal reformların önemli bir bölümü zihniyet değişikliğini gerektiriyor.
      Anayasa var iyi ya da kötü ama kimse uymuyor. Demek ki sorun Anayasa'yı değiştirmekte değil onu uygulayabilmekte.

      Sil
    2. N'apalım?
      Ne önerirsiniz hocam?
      Beyin ya da akıl satın alalım mı kendimize?
      Her şeyi parayla, kredi kartıyla almaya alıştırılmışız yıllarca. Beyni ya da aklı da satın alamaz mıyız hocam?

      Sil
  27. Hocam konu ile alakalı değil ama TÜFE bazlı reel efektif dövi kuru tam olarak nedir? Nasıl
    Hesaplanır? Kaç civarı olması iyidir. Dolar//tl ve reel efektif döviz kurunu ayni grafikte yayınlayabilir misiniz? Çok teşekkürler, saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuda blogda bir yazım var: http://www.mahfiegilmez.com/2012/11/reel-efektif-doviz-kuru-endeksi-nedir.html

      Sil
  28. değerli hocam şimdi baktım euro bölgesindeki faiz 0,05. euro bölgesinde 19 ülke var bütün ülkelerin faizi 0,05 bir tek litvanyanın 1,75. tüm ülkelerin aynı olmak zoruda değil midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Litvanya Euro'ya yılbaşında girdiği için ancak ayarlanıyor olabilir.

      Sil
  29. Hocam biz doviz basamadigimiz icin dis borcu para basarak odeyemiz. Peki ABD doviz basabildigine gore istedigi kadar borclanip doviz basarak borcunu odeyemez mi. Ki muhtemelen oyle bir durum soz konusu olamaz.benim sorum: ABD yi borcunu odemek icin para basmaktan alikoyan nedir? Boyle bir antlasma mi var? Gizli bir sekilde para basip ihlal edemez mi bh antlasmayi ki ihlal etmedihini nereden bilecegiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ABD'nin borçları o nedenle iç ve dış borç diye ayrılmıyor. Sadece bor. Çünkü içi de dışı da dolarla.
      ABD, küresel kriz boyunca zaten olmadığı kadar çok para bastı. Ama bu paraların tümü piyasaya çıkmadığı gibi önemli bir bölümü de yurtdışına gitti (faiz daha yüksek olduğu için.) Zaten şimdi Fed in faiz artırma telaşı da bundan o paralar birden geri dönerse ABD piyasasında müthiş enflasyon yaratır. O nedenle faizi yavaş yavaş artırıp parayı düzenli geri çekmek istiyorlar.
      İsteyen herkes bol bol para basabilir. Bir engel yok. Ama o zaman o paranın değeri düşer. Yani eskiden 10 dolara aldığınız şeyi 20 dolara almaya başlarsanız para basmanız lehe değil aleyhe işlemiş olur.

      Sil
    2. Hocam ABD dolar basip fazlasiyla mal ithal ederse (stokları artirirsa, arz> talep =dezenflasyon olursa) faizi sabit tutsa hatta dusurse bile mevcut konjonkturde dolar faizi yuksek olan ulkelerde kalir ve kendisine geri donmez.bu durumda da insanlar kredi ceker ve stoklari tuketmeye basvururlar. Stoklar asiri fazla oldugu icinde enflasyon fazla da yukselmez diye dusunuyorum.(tabi cekilecek kredi ve tuketim arasindaki orani ayarlamak suretiyle)

      Sil
  30. Hocam,ülke içinde tasarufu arttırırsak bir taşla kaç kuş vurmuş oluruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yatırımlarımızı dışarıdan finanse etmek yerine içeriden finanse ederiz. Ama yine de dışarıdan mal satın alabilmek için döviz kazanmamız gerekir. Çünkü bizim paralarla ithalat yapamayız.

      Sil
  31. Merhaba hocam öncellikle belirtmeliyim ki yazılarınız benim için çok önemli derslerde gördüklerimin kat ve kat fazlasını kazandırdi bana. Hocam ben ekonometri 3. Sınıf ögrencisiyim devlette calismak istiyorum ama cevremdeki herkes hocalarimda dahil zor oldugunu söylüyor sizce ne yapmam lazım kendimi nasıl geliştirmeliyim neye yönelmeliyim tavsiyeleriniz benim için çok önemli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Ekonomi, maliye, hukuk ve muhasebe bilginizi geliştirecek çalışmalar yapın. Unutmayın ekonometri en zorudur. Onu yaptığınıza göre ötekileri kendi kendinize geliştirebilirsiniz. Makro ve mikroekonomi çalışın. Kamu maliyesi okuyun. Genel Muhasebe kitabı alın ve çalışın. Bir yandan da borçlar hukuku, anayasa hukuku, idare hukuku kitapları alıp okuyun. Zor bir program ama olmayacak bir iş değil.
      Kolaylıklar dilerim.

      Sil
    2. Hocam bende yeni maliye mezunuyum. Dediginiz alanlarda kendimi geliştirdim diye dusunuyorum ve sizide bu sitenin ilk gununden bu yana takip etmekteyim. Bunlari biliyor olsam bile ozel sektor tecrube istiyor yani teoriden ziyade paratik istiyor. Bir kimlik istiyor anlayacağınız. Kpss de de basirili oldum ama referans(torpil) konusunda kaygiliyim. Bu kimligi nereden saglamaliyim?

      Sil
  32. mahfi hocam, çin ekonomisinde iç talep hacmi nispeten düşük ve enflasyonist baskı hafif seyrediyor. yani bir nevi çin ekonomisi, yüksek ihracat ile enflasyonist baskısını dış dünyaya ihraç ediyor ve cari fazla veriyor bu sayede!. enflasyonist açık yaşamadığı içinde sabit kur modelini verimli biçimde uygulayabiliyor. doğru anlamış mıyım ?. saygılar.....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aşağı yukarı durum bu. Ne var ki bu model balonlar yaratmış bulunuyor. Borsada patladı. Emlakte henüz bir şey olmadı. Gölge bankacılığın nereye varacağını henüz tam bilmiyoruz.
      Genellikle bu tür yönlendirilmiş, baskılanmış piyasalarda bu tür balonlar oluşuyor.

      Sil
  33. Bu besli icinde Yunanistan'i gorememis olmasi da manidar dogrusu, ilk kirilan o oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İki nedeni var: (1) Bu kategorilendirme yapıldığında Yunanistan zaten kırılmıştı. (2) Bu sınıflandırma gelişmiş ekonomileri değil gelişme yolundaki ekonomileri kapsıyor. Biliyorsunuz Yunanistan gelişmiş ülkeler kategorisinde yer alıyor.

      Sil
  34. Hocam kitap tavsiyeleri ile ilgili yazılarınız var biliyorum ama belki görmemişimdir. Makro ekonomi (makro iktisat ) için kimi öneriyorsunuz? K. Batu Tunay'ın Makro Ekonomi kitabına dair bilginiz var mı? Mikro ekonomi için Zeynel Dinler'in kitabını zaten tavsiye ettiniz. Sizin de yanılmıyorsam Ekim ayının ilk haftası çıkacak mikro kitabınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. K.Batu Tunay'ın Makroekonomi kitabını incelemedim.
      Makoekonomi kitabı olarak Gregory Mankiw'in kitabı günümüzde en moda kitaplardan birisi. Ayrıca Erdal Ünsal'ın makro kitabı da iyidir. Benim Makroekonomi kitabım da konuya Türkiye açısından bakan bir kitap. Mikroekonomi kitabım umarım 1 ay içinde çıkacak.

      Sil
  35. hocam: 1- 1999 yılında ımf ile stand-by anlaşması yapılmıştı. ve uygulanacak iktisat politikaları bant içerisinde çıpa sistemi de denilebilecek bir sabit kur modeliydi. fakat bizim genel iktisat yapımıza uygun değildi bu model hocam fakat; bu model neden kabul edildi anlamak mümkün değil!. bir nevi 2001 krizine davetiye çıkarılmıştı bence!. 2- hocam, 2001 krizinden önce abd de faiz bandı yükselmişti ve parasal sıkılaşma vardı. dolayısıyla sermaye akımlarında bir yavaşlama başlamıştı. cari açığımız çok yüksek olmasa da kritik sınır olan GSMH ye oranı %4 ü aşmış ve %5 e doğru yaklaşmıştı. bu açığın finanse edilememesi sonucu mu?. yoksa kreditörlerin yenileme yapmayıp önceden verdikleri kredileri geri çağırmaları mı?. yoksa enflasyon - faiz makasının enflasyon fazında kapanmakta olmasından mı 2001 krizi tetiklendi hocam?. çünkü kamu borç stokunda belli bir azalma ve faiz dışı fazla da durum fena değildi ve borçlanma faizleri de giderek düşüyordu bildiğim kadarıyla. hocam o kriz biraz da bana finansal operasyon gibi gelmişti hükümete karşı!. bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum!. ve saygılarımı sunuyorum...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) IMF, bizim bu rejime geçişle birlikte başta bankacılık reformu olmak üzere bazı yapısal reformları yapacağımızı planlamıştı. Ama biz bunlara girmedik.
      (2) 2001 krizinin nedeni bankacılık sisteminin kurallara uymayarak büyük açık pozisyonlar vermeye dayalı kredi mevduat ilişkileridir.
      Krizin altyapısının ortaya çıkmasında bizden başka suçlu yok. Özal ile başlayan aşırı kamu borçlanmasına ve bütçe açıklarına dayalı büyüme modelinin geldiği erdir. Ama bu kriz daha iyi ve daha akıllıca davranılarak önlenebilirdi. Benim kanaatim; IMF'nin, bize yapısal reformları yaptıramadığını görünce kesin çözüme gitmek için krizin çıkmasına katkıda bulunduğu şeklindedir. Kimileri de ABD'nin, hükümetten memnun olmadığı için IMF eliyle böyle bir kriz çıkarttığını iddia ediyor. Benim ki de öteki de kanıtlanamadığı sürece birer komplo teorisinden ibarettir.

      Sil
  36. Sayin hocam, size karsi derin bir saygi ve sevgi besledigimi bilmenizi isterim. Sayenizde benim icin hobi olan alaniniz bilinclenmeye evrildi. Bazen derslerimin sonlarini ekonomiye ayirmaya basladim, hatta patronlarima ortaokul cocuklarina kesinlikle ekonomi dersleri verilmeli diye baski olusturmaya basladim, (7.sinif faiz konusu geldiginde alinan arabalarla ilgili gercek degerlerinde bir soru cozup, verginin vergisi alinan tek ulke oldugumuzu mutlaka vurgularim) ( konunun daha iyi anlasilabilmesi icin hayatlarimizdan ornekler vermek adina ailesinde araba veya ev kredisi ceken varmi dedigimde sinifin yarisindan fazlasi parmak kaldirir, ve sinifin en az yarisi daha konu basligi atildiginda faizin ne oldugunu bilmeden faiz haramdir der...) malum bu ulkenin vatandaslari bir cok konuda oldugu gibi ekonomi konusunda da eksikler, toplum olarak en iyi yaptigimiz sey tuketmek en nihayetinde... saygi duyma sebeplerimden birisi de herseyin para ve mevki olmadigini samimi bir sekilde blogda aktarabilmeniz (en azindan bana), rahmetli babamda iktisat mezunuydu, 6 ay ogretmenlik yaptim bana gore olmadigini farkedip biraktim, daha sonra muhasebeci oldum herkes vergi kacirma pesindeydi onu da biraktim derdi, ben universite sinavlarina hazirlanirken benden daha fazla sinavlarina hazirlandigini bilirim, bir kamu kurumunda mudurdu de hatta, en son 2009'da suruldugunde yeter artik diyip emekli olmustu... sizi hic gorup temas etmedim lakin okadar hatirlatiyorsunuz ki babami (1,5 yasindaki kizim dedesini hic gormeyip, sadece fotograflardan bilmesine ragmen yazin firsat bulup saat 11de programinizi izlerken dede dedigini bilirim:)) size sarilmak istiyorum.
    Asil yazma sebebim sizin blogunuzdan ogrendigim camel grubu, stationary traveller ve diger sarkilaridir. Uzun zamandir yeni bir kana ihtiyacim vardi ve o kan saatlerdir dolasiyor damarlarimda tekrar tekrar...
    Ben mi duygusallastim sarkimi cok fazla duygu yuklu bilemiyorum ama guzel seylerin oldugunu bilmek hafifletici... size ve tum okurlara tekrar saygilar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Beni de duygulandırdınız. Sağolun.

      Sil
    2. Sayın "Pinki Floyki",

      Sizi çoğaltmak zorundayız.

      Sil
  37. hocam neden biat ettigimizi buldum. Cunku taraf olmazsak turkiyede bertaraf oluruz yok sayiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merak etmeyin her hal ve koşulda bertaraf oluyoruz zaten.

      Sil
  38. Hocam Merhaba,
    Avrupa birliği iktisadi olarak ne kadar doğru bir mantık sizce? Para politikası kararları bir merkezden alınıyor ve her ülke kamu maliyesi kararlarını kendi alıyor sizin her zaman dile getirdiğiniz yapısal reformların yapılması için doğru ama bu yapısal reformları uygulayabilecek ve devam ettirebilecek ekonomik gelişmişliğe erişmemiş olan ülkeler devamlı zora düşerek birliğe devamlı sorun yaşatmıyacak mıdır?

    Ülkenin kendi çıkarı için doğru olan bir karar birliğin kıstaslarına ters diye uygulanamıyorsa daha küçük ölçekli ekonomiler birlikdeki gelişmiş ülkelerin maşası durumuna düşmüyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Avrupa Birliği doğru bir mantık kanımca. Yanlış olan Euro'ya, tek para birimine bu kadar hızlı ve kapsamlı geçilmesiydi diye düşünüyorum. AB de ortak maliye politikası oluşturulması neredeyse 50 yıllık bir süre almışken Euro'ya hop diye geçildi. Bu kadar farklı ekonomik yapıdaki ülkeleri tek para ve tek bir para politikası etrafında toplamakta bu kadar acele etmek. yanlıştı.

      Sil
  39. Hocam biraz alakasız olacak ama lokomotif sektör olarak hangi sektörü seçmek en doğrusu olur Türkiye için?

    YanıtlaSil
  40. sayın hocam: kırılgan ekonomileri çarpıcı bir şekilde ele almak ve bu konuda tez yazmak istiyorum. bana yardımcı olurmusunuz? hangi açıdan ele alırsam daha kolay ilerleyebilirm ve çarpıcı olabilir.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...