17 Nisan 2016 Pazar

Kapitalizm

Çıkışı
Ekonomik sistem olarak değerlendirildiğinde kapitalizm, dört üretim faktöründen üçüne göre biçim alabilen bir ekonomik sistem. Dört üretim faktörü; emek, sermaye, doğal kaynaklar ve girişim gücü olarak sayılıyor (bunların üretimden aldıkları paylar da sırasıyla; ücret, faiz, rant ve kâr olarak belirleniyor.) Emeğin kapitalizmi olmuyor. Emek, ekonomik sistemin yönetim ve yönlendirilmesinde başrole geçiyorsa o zaman sistemin adı sosyalizm (ya da derecesine göre sosyal demokrasi, komünizm) oluyor. Buna karşılık eğer toprak sahiplerinin üretim araçlarının mülkiyetine sahip olduğu tarım ağırlıklı bir sistem söz konusuysa tarım kapitalizmi, ticaret burjuvazisinin üretim araçlarının mülkiyetine sahip olduğu ticaret ağırlıklı bir sistem söz konusuysa ticaret kapitalizmi söz konusu oluyor.

Tarım kapitalizmi ortaçağda yaşanmış olan feodalizmin, ticaret kapitalizmi ise yeniçağda yaşanmış olan merkantilizmin sistemi. 19. yüzyılda başlayan sanayi devrimiyle birlikte kapitalizm bu kez sanayi kapitalizmine dönüştü. 20. yüzyılda da finans kapitalizmi ortaya çıktı. Bugün kapitalizm dediğimiz sistem büyük ölçüde sanayi ve finans kapitalizminin ortak görünümünü yansıtıyor. Bugünkü sanayi – finans kapitalizmi ağırlıklı sistemde feodal yapısını büyük ölçüde kaybetmiş olsa da tarım kapitalizmi ve merkantilist yapısı değişmiş olsa da ticaret kapitalizmi hala geçerliliğini koruyor. Ne var ki sanayi ve finans kapitalizminin yanında ağırlıkları o kadar fazla hissedilmiyor. O nedenle bugün kapitalizm dendiğinde büyük ölçüde sanayi ve finans kapitalizminin birlikte oluşturdukları yapı anlaşılıyor.

Tanımı ve özellikleri
Bugünkü çerçevede ele alırsak bir ekonomik sistem olarak kapitalizmin; üretim araçlarının sahipliğinin ve denetiminin özel kesim elinde olduğu bir sistem olarak tanımlandığını görürüz. Özel kesim, bu araçları, konulmuş kurallar içinde, kendi çıkarları için yönlendirir ve kullanır. Bu yönlendirme piyasa ekonomisi çerçevesinde arz ve talep kurallarına göre olur. Kapitalizmin temel itici gücü en yüksek çıkarın elde edilmeye çalışılmasıdır. Bu çerçevede üretici en düşük maliyetlerle en yüksek kârı, tüketici en düşük harcamayla en yüksek tatmini elde etmeyi amaçlar. Sonuçta üreticinin, tüketicinin, tasarruf sahibinin, yatırım yapanın, devletin çıkarları birbirini dengeler ve toplum için ideal bir denge ortaya çıkar. Bir başka ifadeyle herkesin kendi öz çıkarını en üst noktaya taşımaya çalışması, ekonomik refahın da en üst noktaya çıkmasını sağlayan bir dengeye ulaşmamızı sağlar.

Klasik iktisatçılar (Adam Smith’den Alfred Marshall’a kadar uzanan kuşak) kapitalist sistemde, sistemin özünü bozacak, çıkar – yarar dengesini zedeleyecek müdahaleler ve düzenlemeler yapılmadığı takdirde, sistemin her zaman dengede olacağını öne sürerler. Arada bir ortaya çıkacak dengesizliklerin geçici olacağını ve müdahale edilmediği sürece sistemin dengeyi yeniden kendiliğinden sağlayacağını iddia ederler. 

Gerçekler
Bu iddialara karşın sanayi – finans kapitalizmi irili ufaklı birçok kriz yaşadı. Bunlardan ikisi çok büyük çaplı ve uzun süreli oldu. İlki 1873 yılında başlayıp yaklaşık çeyrek yüzyıl süren Uzun Depresyon, ikincisi de 1929 yılında başlayıp 10 yıla yakın süre devam eden Büyük Depresyon’dur.

Keynes, kapitalizmin, kendi kendini dengeye getirecek güçlere sahip olduğu iddiasının boş olduğunu, ekonominin kendi haline bırakıldığı takdirde işsizliğin artmaya devam edeceğini ve durgunluk ya da küçülmenin büyümeye döndürülemeyeceğini öne sürdü. Gerçekten de kapitalizm, kişilerin ve kurumların kendi çıkarlarını maksimize etme peşinde koşarken bir yandan da toplumun genel refahını maksimize etmelerini otomatik olarak sağlamıyor, bazen tam tersine krizlere yol açabiliyordu. Gelişmiş dünyada Keynes’in yaklaşımı uygulandıktan sonra kapitalizm krizden çıkabildi.

Kapitalizm, benzer krizleri yaşamaya devam ediyor. Büyük Depresyondan sonra da irili ufaklı birçok krizle karşılaşan kapitalizmin o tarihten bu yana yaşadığı en büyük kriz halen içinden geçmekte olduğumuz Küresel Krizdir. 

Hangi kapitalizm?
Kapitalizm, her ne kadar yukarıda ortak bir çerçeve içinde tanımlanmış bir sistem olarak görünse de aslında bu sistemi uygulayan ülkelere baktığımızda sistem böyle ortak bir çerçeveye sığmıyor.

Kimi ülkelerde kurallar iyi çerçevelenmiş olduğu için sistem, ortak refahın sağlanmasına yönelik olarak daha etkin çalışabiliyor. Gelişmiş batı ülkeleri, Japonya bunlara örnek olarak verilebilir. Ne var ki bu ekonomilerde kurallar, yaratıcılığa daha fazla yer açmak için gevşetildiğinde kriz çıkabiliyor. Bunu küresel kriz döneminde fazlasıyla gözlemledik. 1980’lerde başlayıp 2000’lerin ilk on yılına kadar uzanan dönemde moda olan deregülasyon, denetimlerin gevşetilmesi, piyasaların kendi haline bırakılması yaklaşımları sonunda kriz çıktı. Uzun Depresyon ve Büyük Depresyon, sistemin kendiliğinden dengeye geleceği iddiasının ve dolayısıyla görünmeyen elin düzelmesine bırakılmasının kriz yaratabileceğini göstermişti. Küresel kriz, kuralların fazla gevşetilmesinin, denetimlerin asgari düzeye düşürülmesinin de kriz yaratabileceğini kanıtladı.  

Kimi ülkelerde üretim araçlarının mülkiyeti ağırlıklı olarak kamu kesiminde bulunuyor. Özel kesim şirketleri ancak kamu kesiminin izin verdiği alanlarda kamu kesiminin kurduğu şirketlerle birlikte üretim yapıyorlar. Çin ve Kore, kapitalizmin bu tür uygulanmasının örnekleri arasındadır. Bu örgütlenme biçimi tam olarak kapitalist bir üretim biçimi tanımına uymuyor.

Bütün bu farklılıklara karşın bugünkü küresel sistem kapitalizmin her yerde egemen olduğu bir dünya sistemini tanımlıyor.

Kapitalizmin bugünkü yüzü
Yukarıda da değindiğim gibi bugün sanayi ve finans ağırlıklı kapitalizmin tek bir tanımını yapmak doğru olmayabilir. Tanımlamayı üretim araçlarının mülkiyetinden ya da çıkar – yarar ilişkisinden giderek yapmak yerine uygulamaya bakarak yapmak belki daha doğru olacak.

Batının gelişmiş ekonomilerinden bazılarına baktığımızda ‘büyük sermaye kapitalizmi’ geçerli görünüyor. Bu ülkelerde birçok piyasada artık kapitalizmin romantik çağlarında olduğu gibi serbest piyasa sistemi ve serbest rekabet değil oligopolistik piyasa sistemi ve sınırlı rekabet söz konusu.

Rusya’ya baktığımızda bambaşka bir kapitalizm görüyoruz. Eskinin sosyalist ekonomisi, 1980’lerde içinde girdiği küreselleşmeye geçiş aşaması sonrasında, kuralların kişilere göre oluşturulduğu, az sayıda ayrıcalıklı bir grubun, kamu kaynaklarının da desteğini de alarak nemalandığı bir kapitalist sisteme dönüştü. Bu sisteme kapitalizm demektense belki ‘oligarşik kapitalizm’ demek daha doğru olur. 

Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda da durum farklı görünüyor. Bu ülkelerde kurallar iyi belirlenmediği, demokrasi tam olarak oturmadığı için piyasalara iyi niyetli olmayan müdahaleler yapılabiliyor. Yolsuzluklara açık düzenleme ve uygulamaların varlığı bu ülkelerde sürekli siyasal veya ekonomik kriz yaşanmasına neden oluyor. Bu durumdaki ülkelerin uyguladığı sistemi kapitalizm olarak değil ‘ahbap çavuş kapitalizmi’ olarak adlandırmak gerekir.    

Tuhaf bir durum belki ama bugün kapitalizmi en doğru uygulayan ülkeler aslında sosyalizm ile kapitalizmin karma bir uygulaması içinde bulunan Kuzey Avrupa ülkeleri (İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka.)

Kapitalizm nereye gider?
Yaklaşık 90 yıl önce kapitalizmin kendi haline bırakılması durumunda kriz yaratacağını söyleyen Keynes haklıydı. Kapitalizm, Adam Smith'in görünmeyen eline bırakıldığı ya da çıkar – yarar ilişkisinin her şeyi en iyi biçimde düzenleyeceğine güvenip de kurallar ve denetimler gevşetildiği zaman kriz yaratıyor. Bunu hala içinde çabaladığımız küresel kriz bize açıkça bir kez daha gösterdi.

Bu gerçeklere karşılık kapitalizm büyümeye koşullanmış bir sistem. Büyüme durduğunda sistem çökme noktasına geliyor. Kapitalizmin giderek kuralları gevşetmesinin, denetimi hafifletmesinin, bazı yolsuzlukları görmezden gelmesinin ardında bu korku yatıyor. Varsın kurallar gevşesin, varsın denetim olmasın, varsın biraz yolsuzluk da olsun yeter ki büyüme devam etsin. Ne var ki bu da artık eskisi kadar kolay değil. Çünkü ekonomik büyüme artık sınırlara gelip dayandı. Büyümenin buradan öteye zorlanması dünyayı birçok olumsuzluğun içine itecek gibi görünüyor. Geldiğimiz nokta ya büyüme ya da dünya gibi bir seçime götürüyor bizi.

Bir Kızılderili sözüyle bitireyim: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

114 yorum:

  1. Kapitalizm, artık, en ölümcül seviyeye yükselmiştir!

    19. yüzyılda yaşamıyoruz; 2016'dayız!

    Kapitalizmi ortadan kaldırmak için derhâl eylemlere başlamalıyız!

    Çözüm önerileri:

    [2007] "Zeitgeist: The Movie"
    (Not: Firefox'da izlerseniz, ses sorunu çözülür.)
    (Sadece İngilizce, altyazı yok: https://www.youtube.com/watch?v=OrHeg77LF4Y )
    (Türkçe altyazılı: https://www.youtube.com/watch?v=BRkyY23mgVc )

    [2008] "Zeitgeist: Addendum"
    (Türkçe altyazılı)
    (Not: Firefox'da izlerseniz, ses sorunu çözülür.)
    ( https://www.youtube.com/watch?v=x1kuDClkE3w )

    [2011] "Zeitgeist: Moving Forward"
    (Türkçe altyazılı)
    (Not: Firefox'da izlerseniz, ses sorunu çözülür.)
    ( https://www.youtube.com/watch?v=faXZ2VdNu-A )

    The Zeitgeist Movement Orientation Guide:
    ( http://www.thezeitgeistmovement.com/uploads/upload/file/19/The_Zeitgeist_Movement_Defined_PDF_Final.pdf )

    Not: Bu öneriler "değişime" açıktır; "dogma" değildir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ | PROF. ORHAN KURAL'IN KAPİTALİZME TEPKİSİ:

      1. tepki ( https://www.youtube.com/watch?v=89u7tt57sHQ )

      2. tepki ( https://www.youtube.com/watch?v=JtLtTByQjPY )

      Sil
  2. ''Para kaybetmektense insanların güvenini kaybetmeyi tercih ederim'' Ramazan Bosch

    ... yazıyordu bizim ordaki EML'nin duvarında...işte vahşi kapitalizmin anadoludaki sosyo-psikolojik kökenlerinin özeti budur..

    YanıtlaSil
  3. Ülkelerin refah düzeyine, nüfus artış hızlarına göre devlet müdahalesinin farklı uygulandığı birden fazla karakterde kapitalizm uygulamaları dünya için ideal olanıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu öneriniz gelişmiş ülkeler için doğru olsa da demokrasinin gelişmediği, siyaset üzerinde kamu oyu baskısının olmadığı gelişme yolundaki ülkelerde devlet müdahalesi ahbap çavuş kapitalizminin oluşmasına yol açıyor.

      Sil
  4. Hocam aslida kapitalizm krizlere gebe bir sistem kriz olmadan ilerleme sağliyamiyor. Proudhon nun belirtiği gibi sisteminin temelini bozuk mülkiyet düzenine birakirsan belli bir söre sonra kendini kisirlaştirir

    YanıtlaSil
  5. Hocam sizin şu amatör ruhunuzu seviyorum. Ekonominin böyle temel konularını anlatan başka iktisatçılar tanımıyorum. Hepsi bir şeyleri bildiğimiz varsayımından hareketle yazı yazar. Ama siz ekonomiyi hiç merakı olmayan bir insanı bile öğrenmeye heveslendirirsiniz. Varlığınız bize ilham veriyor, hep var olun. Selametle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. İnsan ne kadar profesyonel olursa olsun amatör yaklaşım temelini yitirmemeli.

      Sil
  6. Hocam yatırım malı ara malı arasındaki fark nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ara mallar bir üretim sürecinin girdileridir, üretim sürecinde tamamen kullanılarak değeri üretilen nihai ürüne geçmektedir. Örneğin; un ekmek üretiminde kullanılarak tamamen değerini ekmeğe aktarmış olur.
      Yatırım malları ise yeni bir imalatta bulunmak veya yeniden imal edilmek üzere imalatçılara satılan malzeme, teçhizat ve makinelerdir. Bunlar bir defa kullanmayla kaybolmaz, üretim sürecinde uzun süre kullanılmaktadır.

      Sil
    2. Hocam ne denebilir o kadar güzel açıkladınız ki sanki gerizekalının bile anlayacağı şekilde. Teşekkürler.

      Sil
  7. Kapitalizm vasıfsız ve çok işçi dönemini kapatıp(sanayi devrimi ve seri imalat) vasıflı ve az sayıda işçi dönemine geçmenin sancılarını yaşıyor ( yazılımcılar ve dijital işçiler) bu yeni dönemde para kazanma ve büyümenin yeni tariflerini görebiliriz. Para kazanmak için emek harcamaya gerek kalmayan, dolayısıyla emeğin değerini yitirdiği bir dönem geliyor sanki. Kapitalizm bu yeni döneme nasıl ayak uydurur? Yaşayıp görmek çok heyecan verici olur :) Foxconn daha yeni Çinde 2020 ye kadar 1 milyon işçisini robotlarla değiştireceğini açıklamıştı, insanlara evde boş oturmaları için para ödenmeye başlanması çok uzak değil bence..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://youtu.be/6ZOkoRuV1R0
      Yorumu yaptıktan hemen sonra bu videoyu görmem de çok güzel tesadüf oldu. Tavsiye ederim. 4th industrial revolution

      Sil
  8. hocam ileri demokrasi ileri kapitalizmin sonucudur. ile demokrasi olmaya calismak anlamsiz. ileri kapitalizmi hedeflemeliyiz. turkiyede ibm, samsung, hyundai gibi sirketler olmali once.

    YanıtlaSil
  9. Hocam Marksizm teorik olarak 21. YY'ye başarılı bir şekilde uyarlansa. Uygulamada karşılaşılacak ve bugune kadar karşılaşılan sorunlarına iyi ve gerçekçi çözümler bulunsa, iktidarların kendi totoliter rejimlerini uygulmasına izin vemiyen demokratik bir yasal çözüm bulunsa. İçerisinde işçilerin verimli olmasını sağlayacak pratik çözümler bulunsa ve en önemlisi insanlar bu sistemin özüne inandırılsa kapitalizme karşı bir çözüm olamazmı? NOT:Biraz ütopik baktığımın farkındayım. Ama ütopyalarımızda olmasa geleceğe umutla ve heycanla bakabilirmiyiz? :)



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle olabilir. Ama Sovyet sisteminin uygulamaları Marksizmi bir alternatif olmaktan uzaklaştırdı.

      Sil
    2. Turkiye olarak, iyi calisan kuzey ulkeleri ornegi varken yeni sistem aramakla ugrasmayalim bence. Bizim yapmamiz gereken daha cok egitim, daha cok demokrasi, daha cok adalet.
      Ama tam tersine hizla monarsiye dogru gidiyoruz, kimse de ses cikartmiyor?

      Sil
    3. Dedikleriniz doğru. Ama bizim için doğru olanla siyasetçi için doğru olan aynı şey değil.

      Sil
    4. Hocam okuduğum metinlerde birkaç defa rastladığım bir söylemi söylediniz. Nedir bu Sovyet Rusya'nın marksizmi kapitalizme rakip olmaktan uzaklaştıran ve bu kadar eleştirilmesine neden olan yanlışları?

      Sil
  10. Gelişmekte olan ülkeler için geçerli belki bu ama, insani gelişmişlik iktisadi gelişmişliği aştığında birileri ket vuruyor ve sistemi yıllarca geriye götürebiliyor, Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
  11. Kapitalizm bir yerde ultra zengin küçük bir nüfusu, bir yerde ise çalışmaya mecbur bırakılmış devasa çalışan sınıfı oluşturuyor. Çalışanlar mecbur olduğu için mutlu görünüyor, imkanları olsa çok büyük çoğunluğu 5 dakika çalışacağı işte durmayacaktır, hatta seçtiği mesleği seçmeyecektir herhalde. Bir yandan bu sistemde her türlü alavere dalavereyle elde edilmiş ve dürüst, çalışkan bir insanın ömrü boyu çalışsa sahip olamayacağı zenginlikler bizlere büyük dahilerin başarı öyküleri olarak anlatılıyor.

    Bir yandan da, bu sistemde bir insanın hesabında takriben 10 milyon dolardan fazla olması yasaklanmalı ve herkesin geçim imkanları garanti altına alınmalıdır diye düşünüyorum. Sokağa çıktığımız zaman 70 yaşında halen çöp toplayan amcanın önünden 19 yaşında son model araba ile geçen çocuğu birlikte görmenin yaşattığı tezatlık gibi durumlara da bir yerde dur demiş oluruz.

    Özellikle milyar dolar ve üstü zenginler, ülkelerin, insanların kaderiyle karınca misali oynama güçlerini ellerinde bulunduruyor. Bu kişilere ait şirketler, holdingler devlet-üstü mekanizmalar haline gelip, politikacıların da ötesinde bizi asıl yönetenler haline geliyor. Bu manzaraya nasıl iyimser bakılabilir ve dürüst bir insan bu sistemde nasıl bir kariyer planı çizebilir?

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  12. (1/5)

    "NEDEN SOSYALİZM?"
    "BENCİL DÜRTÜLERİN SÜREKLİ ÖNE ÇIKARILMASI TEHLİKESİ NE DEMEK?"

    ALBERT EINSTEIN
    "Why Socialism?",
    "Monthly Review", Mayıs 1949
    Aslı için ( http://monthlyreview.org/2009/05/01/why-socialism/ )

    [Çevirenler:
    İhsan Kamalak (yrd. doç. dr.), Mersin Ünv.
    Nazım Dura (öğrenci), Mersin Ünv.]

    Ekonomik ve sosyal konularda uzman olmayan birisinin sosyalizm üzerine görüşlerini açıklaması önerilebilir mi? Bunun birkaç nedenle olabileceğine inanıyorum.

    Öncelikle soruyu bilimsel bilgi açısından ele alalım.

    Astronomi ile iktisat arasında önemli yöntemsel farklılıklar yokmuş gibi görünebilir: Her iki alandaki bilim insanları olaylar arasındaki bağlantıyı olabildiğince anlaşılır kılmak için, belirlenmiş bir grup olayda genel kabul gören yasaları keşfetmeye çalışırlar. Bu tür yöntemsel farklılıklar gerçekte vardır. İktisat alanında genel yasaları keşfetmek, ayrıştırılarak incelenmesi çok zor olan birçok faktör tarafından etkilenen iktisadi olgularca zorlaştırılır. Ayrıca, insanlık tarihinin uygarlık periyodunun başlangıcından beri oluşan birikim (ki çok iyi bilinir) iktisadi olmayan etkenler tarafından sınırlandırılmış ve etkilenmiştir. Örneğin; tarihteki büyük devletlerin çoğu, varlıklarını fetihlere borçludur. Fetihçi insanlar, kendilerini yaygın ve ekonomik olarak fethedilen yerlerde ayrıcalıklı sınıf olarak konumlandırmışlardır. Toprak mülkiyetini ele geçirmişler ve (yönetimine) kendi üyeleri arasından din adamları & yöneticiler atamışlardır. Din adamları eğitim sistemini kontrol ederek toplumdaki sınıfsal bölünmeyi sürekli olarak kurumsallaştırmışlar ve insanların büyük oranda, bilinçsizce uydukları sosyal değerlerle yönlendirilen değerler sistemi yaratmışlardır.

    Fakat tarihsel gelenek geçmişe aittir; Thorstein Veblen'in insanlık gelişiminin "yağmacı aşaması" olarak adlandırdığı şeyin gerçekte hiçbir yerde üstesinden gelememişiz. Bu aşamaya bağlı gözlenebilen ekonomik gerçeklikleri ve onlardan çıkarılan yasaları dahi diğer aşamalara uygulayamayız. Sosyalizmin gerçek amacı insanlık gelişiminin yağmacı aşamasını kesin olarak ortadan kaldırmak ve daha ileri gitmek olduğu için, iktisat bilimi mevcut durumuyla geleceğin sosyalist toplumuna çok az ışık tutabilmektedir.

    İkinci olarak; sosyalizm bir "sosyal-ahlâksal" amaca yönelmiştir. Bilim diğer taraftan amaçları yaratamaz ve onları insanların zihinlerine yerleştiremez; bilim, en çok belirli amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek araçları sunabilir. Fakat bu amaçların kendileri yüksek ahlâk ideallerine sahip kişilerce algılanırlar ve bu idealler (henüz başarısız olmamışlar, gerekli ve güçlü iseler) toplumun yavaş gelişimini belirleyen yarı bilinçli insanlar tarafından adapte edilirler ve ileri götürülmeye çalışılırlar.

    Bu nedenlerden dolayı, insanlarla ilgili sorunlar olduğu zaman, bilimin ve bilimsel yöntemin yapabilecekleri konusunda abartılı olmamaya dikkat etmeliyiz; ve toplumun organizasyonunu etkileyen sorunlar konusunda tek söz söylemesi gerekenlerin uzmanlar olması gerektiğini düşünmemeliyiz.

    YanıtlaSil
  13. (2/5)

    Son zamanlarda birçok ses, insanlığın bir krizden geçtiğine ve istikrarın tehlikeli biçimde kesintiye uğradığına vurgu yapmaktadır. Bireylerin (küçük veya büyük) bağlı oldukları gruplara karşı duyarsız, hâttâ düşman olması bu gibi durumların karakteristik özelliğidir. Ne kastettiğimi göz önüne sermek için, kişisel bir deneyimimi aktarmak isterim. Yakın bir zamanda iyi niyetli aydın bir insanla, bence insan varlığının sonu anlamına gelecek olan yeni bir savaş tehlikesi üzerine konuştum. Böyle bir tehlikeye karşı sadece uluslar-üstü bir kurumun koruma sunabileceğini öne sürdüm. Bunun üzerine misafirim rahat ve soğukkanlı bir biçimde "neden insan ırkının yok olmasına bu kadar karşısın?" diye sordu.

    Çok değil bir yüzyıl öncesine kadar, hiç kimsenin böyle bir düşünceyi bu kadar rahat ileri süremeyeceğinden eminim. Bu, kendi içinde bir dengeye ulaşmaya çalışmış ve başarıya ulaşacağına umudunu az-çok yitirmiş bir insanın düşüncesidir. Bu, bugün birçok insanın etkilendiği yalnızlık ve izolasyonun dışa vurumudur. Nedeni nedir? Bir çıkış yolu var mıdır?

    Bu soruları sormak kolaydır, fakat onlara ikna edici yanıtlar vermek hiç kolay değildir. Ben duygularımızın ve mücadelelerimizin çok sık olarak çeliştiğini, belirsiz olduğunu ve basit ve sade formüllerle açıklanamayacaklarının farkında olsam da, elimden geldiğince yanıtlamaya çalışacağım.

    İnsan aynı anda hem yalnız hem de toplumsal bir varlıktır. Yalnız bir varlık olarak, (insan) kendi kişisel arzularını tatmin etmek ve yaradılıştan gelen özellikleri geliştirmek için kendilerinin ve yakınlarının varlıklarını korumak ister. Sosyal bir varlık olarak (ise, insan) diğer insanların şefkat ve takdirini kazanmaya, onlarla zevklerini paylaşmaya, onların acılarını dindirmeye ve yaşam koşullarını geliştirmeye çalışır. Yalnızca sık sık çelişen bu farklı gayretlerin varlığı, bir insanın özel karakterini açıklar; ve bunların özel bileşimi insanın iç dengesini ne dereceye kadar kurabileceğini ve toplumun refahına bulunabileceği katkıyı belirler. Bu iki dürtünün göreli gücünün temel olarak kalıtım yoluyla belirlendiği büyük olasılıktır. Fakat sonunda ortaya çıkan kişilik, gelişimi boyunca kendini içinde bulduğu çevre, içinde büyüdüğü toplumun yapısı ve o toplumun geleneği ile yetiştirilme biçimi tarafından şekillenir. Soyut toplum kavramı, birey olarak insana, kendi çağdaşları ve kendinden önceki bütün kuşaklarla doğrudan ya da dolaylı bütün ilişkilerinin toplamını ifade eder. Birey, tek başına düşünebilir, hissedebilir, mücadele edebilir ve çalışabilir; ancak fiziksel, duygusal ve entelektüel olarak topluma öyle bağlıdır ki, onu toplum dışında düşünmek ya da anlamak imkânsızdır. İnsana, yiyecek, giyecek, ev, iş araçları, dil, düşünme biçimleri, ve düşüncelerin içeriğini sunan "toplum"dur; İnsan yaşamını olanaklı kılan "toplum" kavramının arkasında, geçmişte ve bugün yaşayan milyonlarca insanın emeği ve başarıları bulunmaktadır.

    Bu yüzdenden de bireyin topluma bağımlılığı (tıpkı karınca ve arılarda olduğu gibi) ortadan kaldırılamayacak olan doğal bir gerçektir. Diğer taraftan, karıncaların ve arıların bütün yaşam süreci kalıtsal içgüdülerle sıkı ve detaylı biçimde belirlenirken, insanların birbirleriyle ilişkileri ve sosyal modelleri çok farklıdır ve değişime açıktır. Bellek, yeni bileşimler yapma kapasitesi ve sözlü iletişim yeteneği, insanlar arasında biyolojik ihtiyaçlar olmayan gelişmeleri olanaklı kılmıştır. Bunun gibi gelişmeler; kendilerini gelenekler, kurumlar ve kuruluşlarda; edebiyat; bilimsel ve teknik başarılarda; sanat çalışmalarında gösterir. Bu, insanın kendi yaşamını kendi davranışları ile etkileyebileceğini ve bu süreçte bilinçli düşünüşün ve arzulamanın rol alabileceğinin nasıl olduğunu kesin biçimde açıklamaktadır.

    YanıtlaSil
  14. (3/5)

    İnsan, kendi türünün özelliklerinden olan doğal arzular da dahil, sabit ve değiştirilemeyen bir yapıyı doğuştan, kalıtsal yollardan kazanmaktadır. Ayrıca, yaşamı boyunca iletişim ve diğer birçok etki çeşitleri ile topluluktan edindiği kültürel yapıyı almaktadır. Zamanla değişime açık olan ve büyük oranda bireyle toplum arasındaki ilişkiyi belirleyen bu kültürel yapıdır. Modern antropoloji, bizlere, ilkel olarak adlandırılan toplumların karşılaştırmalı incelenmesi ile insanların sosyal davranışlarının geçerli kültürel modellere ve toplumda ağır basan örgütlenme biçimlerine bağlı olarak büyük oranda değişebileceğini göstermiştir. İnsan yaşamını iyileştirme mücadelesini verenlerin umutlarını bağlayacakları budur: İnsanlar, biyolojik yapıları dolayısıyla, birbirlerini yok etmeye ya da zalim birinin insafına kalmaya, bencil/kötü kadere sığınmaya mahkûm edilmemişlerdir.

    İnsan yaşamını mümkün olduğunca tatmin edici bir duruma getirmek için, toplum yapısını ve insanın kültürel davranışlarını nasıl değiştirebileceğimizi kendi kendimize sorarsak, değiştiremeyeceğimiz kesin koşullar olduğu gerçeğinin sürekli olarak bilincinde olmamız gerekir. Daha önce de bahsedildiği gibi, insanın biyolojik doğası, bütün pratik amaçlar için, değişime konu değildir. Ayrıca son birkaç yüzyıldaki demografik ve teknolojik gelişmeler, günümüzde de ayakta duran koşullar oluşturmuştur. Varlıklarını devam ettirebilmek için zorunlu olarak birçok mala ihtiyaç duyan görece kalabalık toplumlarda, yoğun bir iş-bölümü ve merkezileşmiş üretim yöntemleri kesinlikle gereklidir. Geriye baktığımızda, mükemmel görünen bireylerin ya da küçük grupların kendi kendilerine tamamen yetebildikleri zaman çoktan geçmiştir. İnsanoğlunun artık evrensel bir üretim ve tüketim toplumu oluşturduğunu söylemek bir abartı olmayacaktır.

    Zamanımızın krizinin özünü bana göre neyin oluşturduğunu özetle belirteceğim noktaya gelmiş bulunuyorum.

    Bu, bireyin toplumla olan ilişkisiyle ilgilidir. Birey, her zamankinden daha çok topluma bağımlı olduğunun bilincine varmıştır. Fakat o, bu bağımlılığı pozitif bir varlık, organik bir bağ, koruyucu bir güç olarak değil de, doğal haklarına hâttâ ekonomik varlığına tehdit olarak değerlendirmektedir. Ayrıca, toplum içindeki konumu öyledir ki, doğal olarak zayıf olan sosyal dürtüleri yavaş yavaş bozulurken, yapısının bencil dürtüleri sürekli öne çıkarılmaktadır. Toplumdaki konumları ne olursa olsun, bütün insanlar bu tür bozulmadan etkileniyorlar. Kendi bencilliklerinin mahkûmu olduklarını bilmeden, güvensiz, yalnız; ve yaşamın basit, sade ve saf zevklerinden yoksun hissetmektedirler. İnsan, kısa ve tehlikeli yaşamın anlamını, sadece kendini topluluğa adayarak bulabilir.

    Bugün de olduğu gibi kapitalist toplumdaki ekonomik anarşi, bence, şeytani kötülüklerin gerçek kaynağıdır. Önümüzde, kolektif emeğin ürünlerinden (zorla değil, hukuken belirlenmiş kuralara göre yapılan) birbirlerini mahrum bırakma uğraşı verenlerin üyesi olduğu büyük bir üreticiler topluluğu görmekteyiz. Bu bağlamda, üretim araçlarının (bu, sermaye ve tüketim malları üretimi için gerekli bütün üretim kapasitesi demektir) hukuksal olarak ve büyük oranda bireylerin özel mülkiyetinde olduğunun farkında olmak önemlidir.

    YanıtlaSil
  15. (4/5)

    Basit biçimde, terimin alışılmış kullanımına tam uygun olmasa da, üretim araçları mülkiyetinde payları olmayanları "işçiler" olarak adlandıracağım. Üretim araçlarına sahip olanlar, işçilerin emek gücünü satın alacak konumdadırlar. İşçiler, üretim araçlarını kullanarak, kapitalistlerin mülkü (olacak) olan yeni mallar üretmektedirler. Bu sürecin temel noktası, her ikisi de gerçek değer olarak (hesaplandığı kabul edilen), işçilerin ürettikleri ile onlara ödenenler arasındaki ilişkidir. İş anlaşması "serbest" olduğu sürece, işçinin aldığı (ücret) ürettiği malların gerçek değeri ile değil, fakat asgari ihtiyaçları ve iş için birbirleriyle rekabet eden emekçilerin sayısıyla bağlantılı olarak, kapitalistlerin işgücüne olan gereksinimleri tarafından belirlenir. İşçi ücretlerinin, ürettiklerinin değerine göre belirlenmediğinin teorik olarak da anlaşılması önemlidir.

    Kısmen kapitalistler arasındaki rekabet, kısmen de teknolojik gelişmeler ve artan iş bölümünün küçük birimler aleyhine büyük üretim birimlerinin kurulmasını teşvik etmesi nedeniyle, özel sermaye birkaç elde toplanma eğilimi göstermektedir. Bu gelişmelerin sonucu, demokratik olarak örgütlenmiş siyasal toplum tarafından dahi olağanüstü gücü kontrol edilemeyen bir özel sermaye oligarşisidir. Bu; yasama organı üyeleri siyasal partilerce seçilseler de, pratik nedenlerle yasamayı (organını) seçmenlerden koparan (özel) kapitalistlerce finanse edildikleri veya etkilendikleri için doğrudur. Sonuç ise, halkın temsilcilerinin olanakları kısıtlı kesimlerin çıkarlarını gerçekte yeterince koruyamamalarıdır. Ayrıca, mevcut koşullarda özel kapitalistler basın, radyo, eğitim gibi bilginin ana kaynaklarını doğrudan veya dolaylı olarak kontrol etmektedirler. İşte bu yüzden de, tek tek vatandaşların nesnel yargılara varmaları ve siyasal haklarını entelektüel biçimde kullanmaları çok zor olmakta, çoğu durumda da mümkün olmamaktadır.

    Sermayenin özel mülkiyette olduğu bir ekonomide öne çıkan durum iki ilke tarafından biçimlendirilmektedir:

    İlk olarak, üretim araçlarının (sermeyenin) özel mülkiyette olması ve maliklerin/sahiplerin uygun gördükleri biçimde kullanmaları;

    İkinci olarak, iş sözleşmesi serbestisidir. Tabii ki, bu anlamda pür kapitalist bir toplum diye bir şey yoktur. İşçilerin, bazı emekçi kategorileri için "serbest iş sözleşmesinin" biraz iyileştirilmiş biçimini uzun ve acılı siyasal savaşımlarla elde etmeyi başardıklarının altı özellikle çizilmelidir. Fakat bütün olarak ele alındığında, günümüz ekonomisi, "pür" kapitalizmden çok da farklı değildir.

    YanıtlaSil
  16. (5/5)

    Üretim, kullanım için değil; kâr için sürdürülmektedir. Çalışabilecek ve çalışmayı arzu eden herkesin iş bulma durumunda olduğuna dair bir koşul yoktur. Neredeyse daima bir "işsizler ordusu" mevcut olmuştur. Emekçi, sürekli işini kaybetme korkusu taşır. İşsizler ve düşük ücretli işçiler kârlı bir pazar oluşturmadıkları için, tüketim mallarının üretimi kısıtlanır/sınırlanır ve sonuç; büyük zorluklardır. Teknolojik gelişmeler, herkes için iş yükünü azaltmaktan ziyade, büyük oranda işsizliğe yol açmaktadır. Kapitalistler arasındaki rekabetle de bağlantılı olarak, kâr güdüsü, şiddetli (ekonomik) durgunluklara/çöküşlere yol açan sermayenin kullanımı ve birikiminde istikrarsızlıkların nedenidir. Sınırlandırılmamış rekabet, korkunç (miktarda) emek israfına ve yukarıda söz ettiğim; bireylerin sosyal bilincinin bozulmasına yol açmaktadır.

    İnsanların tek tek "bireyci" zihniyete maruz bırakılarak sakatlanması; kapitalizmin sanırım en kötücül hâlidir. Eğitim sistemimizin tamamı bu kötülük nedeniyle acı çekmektedir. Mezuniyet sonrası başlayacakları kariyerlerinde "daha fazla edinmek" fiiline adeta tapmaları amacıyla; okullarımızdaki her bir öğrenci "en azılı rekabetçi görüşler"le yetiştirilmektedir!

    Bu kötülükleri ortadan kaldırmanın sadece tek yolunun olduğuna inanıyorum:
    Sosyal amaçlara yönelmiş bir eğitim sistemiyle desteklenmiş sosyalist bir ekonomik sistemdir.

    Böyle bir ekonomide üretim araçlarına, toplumun kendisi sahiptir ve (onları) plânlayarak kullanır. Üretimi toplumun gereksinimlerine göre uyarlayan plânlı bir ekonomi, yapılacak işleri çalışabilecekler arasında dağıtacak ve her çocuk, kadın ve erkeğin yaşam koşullarını garanti altına alacaktır. Doğuştan gelen becerilerini geliştirmesine ek olarak, günümüz toplumunda başarının ve gücün yüceltilmesine karşılık, bireyin eğitimi onun diğer insanlara karşı sorumluluk duygusunu geliştirmeye çalışacaktır.

    Bütün bunlara rağmen, plânlanan ekonominin sosyalizm olmadığının bilincinde olmak gerekir. Böyle bir plânlı ekonomi, bireyin tamamen köleleştirilmesi ile de beraber olabilir. Sosyalizmin başarısı çok güç bazı sosyo-politik sorunların çözümünü gerektirir:
    Siyasi ve ekonomik gücün geniş kapsamda merkezileştiği düşüncesiyle, bürokrasinin çok güçlü olmasını ve aşırılığını önlemek nasıl mümkün olabilir?
    Bireyin hakları nasıl korunabilir ve bürokrasinin gücüne karşı demokratik bir denge nasıl sağlanabilir?

    İçinde (bulunduğumuz) geçiş çağında sosyalizmin amaçları ile problemlerinin açık olarak anlaşılması çok önemlidir. Mevcut koşullar altında, bu sorunların özgürce ve sınırlanmadan tartışılması büyük bir tabu hâline geldiği için, bu derginin ("Monthly Review") yayın hayatına geçmesini büyük bir kamu hizmeti olarak değerlendiriyorum.

    Albert Einstein, Mayıs 1949

    YanıtlaSil
  17. Hocam son dönemde bankaların karlarının düştüğü haberleri var.
    1)Bunun nedeni nedir?
    2)Ne gibi sonuçları olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Bankaların açtığı kredilerde batışlar arttı. İnşaatta eskisi kadar kredi talebi yok. Kar sadece bankalarda değil her alanda düştü çünkü sistem artık eskisi kadar hızlı büyüyemiyor.
      (2) Karları düşmüş olsa da bankalar hala yüksek karlar elde edebiliyor. Asıl sorun bankalardan değil reel sektörden kaynaklanıyor. Reel sektör kredi borçlarını ödeyemezse o zaman bankaların işi zora girer.

      Sil
  18. hocam konuyla alakalı değil ama türkiyedeki bugune kadar gelmiş hükümetlerin ekonomi politikaları uygulamaları hakkında bir kitap önerirmisiniz ? özellikle 1950 ve 2000 arasını merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakup Kepenek, Türkiye Ekonomisi
      Rıdvan Karluk, Türkiye ekonomisi

      Sil
  19. Hocam merhabalar. Ülkemizde petrolü,doğalgazı ilk elden devlet mi satın alıyor. Özel sektör satın alabiliyor mu. Satın alan devlet bunu ne şekilde özel kesime dağıtıyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de petrolü işleyen rafineriler devlet kuruluşlarına (TÜPRAŞ) aitti. 2006'da özelleştirmeyle Koç-Shell ortaklığına satıldı. Petrol orada işlenip rafine edildikten sonra satılıyor.
      Doğalgazı halen devlet kuruluşu (KİT konumunda) olan BOTAŞ ithal edip satıyor.

      Sil
  20. Sosyalizm saf haliyle kalamadığı gibi kapitalizm de benzer bir durumda. Galbraith'in Kuşku Çağı'nı burada anmadan geçemiyorum. Geçen asırda sosyalistler zaferlerinden kapitalistler de başarılarından son derece emindiler lâkin geçen zaman her iki grubun da pek ileri görüşlü olmadığını gösterdi.

    YanıtlaSil
  21. Karl Popper'ın ''yanlışlanabilirlik'' kavramına göre bilimde kesin doğru diye bir kavram yoktur. Günümüzde halen geçerli olarak varsaydığımız tüm bilimsel bilgiler şu ana kadar yanlışlanamadıkları için doğru kabul edilmektedirler. Ekonomi biliminde ise kapitalizm dediğimiz sistem çok kereler krize düştüğü ve yanlışlandığı halde karşısına ona alternatif olarak bir şeyler çıkartamadı insanoğlu. Tek yapılan kriz dönemlerinde alınan geçici müdahaleler.. Krizden çıkıldığı zaman ise tekrar eskiye dönüş gerçekleşiyor. Belki bir gün kapitalizme terkedilip ondan daha az sorun çıkartan bir sistem ekonomik sisteme hakim olur. Kim bilir..
    Saygılar hocam.

    YanıtlaSil
  22. hocam Türkiye özelinde söyleyecek olursak reel sektör can çekişirken finans sektöründeki bankaların normal üstü kar oranlarına sahip olmaları biraz garip değil mi?

    YanıtlaSil
  23. Hocam çok güzel bir yazı teşekkürler.Hocam sosyalizm ve kapitalizm hakkında az çok bilgiye sahibim fakat,liberalizm liberal ekonomi gibi kavramları da açıklayabilirmisiniz?

    YanıtlaSil
  24. Mahfi hocam, sosyalizmin en ileri noktası komünizm olduğu gibi kapitalizmin ileri aşaması da emperyalizmdir. Emperyalizm, krize giren kapitalist sistemin yeni pazar ve kaynak arayışını silah yoluyla sağlamasıdır. Bugün bizlere okulda öğretilmeyen şey, kalkınmış ülkelerin her birinin emperyalist bir geçmişe sahip ve zenginliğinin burdan geliyor oluşudur. Ne yazık ki okullarda iktisat derslerinde bunları görmüyor, bir şirketin veya devletin krizleri iktisadi yolla nasıl alacağını görüyoruz. Oysa kriz ortamından çıkmak için Batı'nın eli bazen dolaylı bazen dolaysız olarak her zaman tetiğe gitmiştir. Eğitim sistemimizde bu eksik bilgilerin bilinçli olarak eksik bırakıldığını düşünüyorum. Gördüğümüz ekonomi-politik değil, çoğunlukla soyut ve matematiksel formuller tıkıştırılmış bir iktisat ne yazık ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım moda her şeyde olduğu gibi ekonomi eğitimini de etkiliyor. Benim zamanımda biz bunları okuduk.

      Sil
    2. Osmanli devleti emperyalist degil miydi? Peki ya Iran, Persliler zamaninda emperyalist degil miydi? Osmanli emperyalist olmasina ragmen neden tokezledi? Bunun sebebi din'i bilimin onune koymak olasin sakin? Peki Israil emperyalist bir devlet mi? Kalkinmislikta on siralarda yer almasinin sebebi bilim konusunda cok ileri olmalari degil midir? Batinin eli tetige degmeden once Osmanlinin eli kilic'a deymiyor muydu?

      Sil
    3. Özür dileyerek araya girmek zorundayım. Macar Türkologların yaptığı araştırmaya göre Osmanlı Türkiyesi Macaristan'a 40 birim yatırım yapmışsa oradan 1 birim gelir elde etmiş. Bunu rahmetli Oktay Sinanoğlu'nun bir konuşmasında da duymuştum. Şimdi size şunu sormak zorundayım: İngiltere Hindistan'a, Yeni Zelanda'ya, Avustralya'ya böyle bir yatırım yapmış mıdır? Eğer yapmamışsa -ki yapmadığını hepimiz biliyoruz- İngiltere ile Devlet-i Aliye bir tutulabilir mi? Osmanlı'nın Son Buda Valisi Abdurrahman Abdi Paşa'nın mezartaşındaki Macarca yazıt galiba sizin sorunuzun da cevabıdır. Şöyle yazıyor: 145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda Valisi Abdurrahman Abdi Paşa, bu yerin yakınında 1686 yılının Eylül ayının 2. günü öğleden sonra hayatının 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, rahat uyusun.

      Sil
  25. Hocam,

    Sabah yazmış olduğum bir yorumun yayınlanmadığını görüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazmıştınız? Bir daha yazın lütfen.

      Sil
    2. İçinde küresel markalar, dünya savaşları, Amerika ve İsrail'in geçtiği bir yorumdu. Sonunda da MUSE grubunun "Uprising" şarkısından bir nakarat koymuştum.

      Sil
    3. Bunu ben görmedim. Spam yorumlara baktım orada da yok. Ne oldu anlamadım.

      Sil
  26. Sn.Eğilmez, gerçekten çok uzun ve detaylı anlatılabilecek bir konuyu, bir hap gibi biz okuyuculara sunmuşsunuz. Tam anlamı ile çok değerli bir yazı. Winston Churchill, demokrasi hakkında "Democracy is the worst form of government, except for all the others.” demiş. Bence kapitalizm de, bu ifadeye uygun tanımlanabilir. Yazınızda, okuyucular için gözden kaçmaması gereken bir nokta var. O da kapitalizmin, insanlık tarihinin ilk yerleşkelerini kurma aşamasından beri toplumun ayrılmaz parçası olduğu gerçeğidir. İnsanların belki de topluca yaşadığı son 9,000 yıldan beri bu gerçek, insanoğlunun ayrılmaz bir parçası. Bu gerçeği anladığımız zaman, uygarlıkların nasıl yükseldiğini ve çöktüğünü, toplum içinde çıkan büyük reaksiyonların neden oluştuğunu (Spartaküs ayaklanması, Fransız Devrimi, 1830 ve 1848 Devrimleri, 1917 Devrimi, vs.) ve bir bireyden bir topluma kadar hayatın nasıl değiştiğini bize anlatabiliyor.
    Ülkeler ve ülkelerin dahil olduğu kurumlar kapitalizmi yönetebildikleri, sistemin dinamiklerini, o dinamiklerin yarabileceği sonuçlardan önce yönetebilecekleri zamana ve olgunluğa kadar, kapitalizm bence, getirdiği fayda ve maliyetleri ile bu şekli ile devam edecektir. Dünya üzerinde ideal bir tek yönetim yapısı, yakın ya da uzak bir zamanda kurulamayacağına göre, sistemin dinamikleri; yine Batılı büyük devletler ve Japonya ile, belli ve sınırlı bir oranda da gelişmekte olan büyük devletlerin topluca oluşturduğu bir ekosistem tarafından yönetilecektir. Bu dinamiklerin yönetilemediği durumlarda, Kapitalizm yine kendi krizlerini yaratacaktır. İşin ilginç ve merak edilen yönü ise bence, Fransız Devrimi sonrası modern kapitalizmin temel krizlerinin, daha büyük sorunlara yol açmasıdır: 1873 Krizi sonrası, 1. Dünya Savaşı’nın tohumları, 1929 krizi sonrası 2. Dünya Savaşı’nın tohumları atıldı.
    Benim yine bir mühendis olarak tezim, nükleer bir dehşet dengesin Dünya’da halen hüküm sürmesi, geleneksel savaş yapma maliyetlerinin son 70 yılda önemli derece artması ve en önemlisi insanların ve devletlerin daha da olgunlaşması, ve demokrasinin daha çok kök salması bizi, 2008 sonrası büyük bir çatışma ortamından korudu. Şimdi Dünya, daha küçük çatışmalar ve restleşmeler ile 2008 döneminin etkilerini, daha düşük bir ateş il, havale geçirmeden atlatmaya çalışıyor.
    İşin bence ironik ve merak uyandıran tarafının, insanlık tarihinde bu evrime karşı büyük reaksiyonların (Spartaküs ayaklanması, Fransız Devrimi, 1830 ve 1848 Devrimleri, 1917 Devrimi, vs.) kendi düzenlerini kuramaması ama insanlık tarihinin akışını daha hümanist bir çizgiye çekmesidir. Yazınız için tekrar teşekkür ederim. Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim değerli paylaşımınız için. Churchill'in tanımı süper.

      Sil
  27. Mahfi Bey saygılar, konumuz değil ama saltanatın kaldırılmsı sizce yerinde bir karar mıydı...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Saltanatın ve ardından da hilafetin kaldırılması yerinde kararlardı. Benim düşüncem böyle. Osmanlı İmparatorluğu devrini tamamlamış, hatta uzatmaları da oynamış durumdaydı.

      Sil
  28. Hocam öncelikle iyi günler dilerim. Geçen aylarda mehmet Şimşek tarafından dillendirilen yapısal reformların yapılması hakkinda hükümet çalışmalara başladı mı yoksa hala yüzeysel reformlar mı söz konusu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim görebildiğim kadarıyla ortada benim anladığım anlamda bir yapısal reform veya yapısal reform çalışması yok. Her yasa maddesi değişikliğine yapısal reform dediğimiz için bu kavramın da içini boşaltmayı başardık.

      Sil
  29. Hocam Türkiye'de bölgesel kalkınma ajansları başarılı olabildi mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilmem ben pek etkilerini hissetmiyorum açıkçası.

      Sil
  30. Ben sizin bahsettiginizin tam tersi din ile bilimi bulusturuyorum. Su an doktora ogrencisiyim. Kucuklugumden beri tarikatin icindeyim. Tarikatla okulu bir arada getirebilidim. Medrese egitimini de aldim garp egitimini de. Islam ummetinin yasadigi gibi yasiyorum. Sarik sakal cubbe ile universitede bilimsel calismalar yapabiliyorum yani engel olmuyor. Ama siz dersinize Sarikli sakalli cubbeli kabul eder misiniz?hic sanmam!

    Benim amacim dinle bilimi bulusturmak.Ileride Sarik sakal salvarimla okulda ders vermek. Sonuc itibariyla islam yapisi itibariyle erkeklere sakal birakmayi sarik takmayi salvarla yasamayi guzel ahlak olarak ele aliyor. Bu nedenle ben sapka kanunu tanimiyorum. O kanunu ben ayagimla cignerim. Bizim inancimiz geregi bu!

    Kemalistler nasil bize Askerde zorunlu sakal kesme zulmu dayatmasi uyguluyorsa. Bizimde kemalistlere zorunlu salvar sarik dayatmasi uygulayacagimiz gunlerde gelecek insaallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim dinin hosgörüsůnden verdiğiniz bu net örnek için.

      Sil
    2. Hocam,yukarda ki yorumu yapan kişiye cevabınız beni üzdü.Ben de müslümanım,Kuran'da ifade edilenlere iman ediyorum.Ama bu adamla benim farkım Kuran'dan aldığım verilere dayanarak söylüyorum, İslam'da zorlama yoktur.Bakara suresi 256. Ayeti delil olarak sunarım.Ayrıca onlarca ayet aklın çalıştırılması,araştırılması ve bilimden gidilmesi hususunda emir vermektedir.Örneğin Yunus Suresi 100.ayet gibi.Değerli hocam,ben Cumhuriyet'e bağlı,onun kurucularına ve ilkelerine samimi sevgi saygı duyan,akıl bilim ve sanatı hayatın vazgeçilmez yol göstericeleri kabul eden ve bütün bunların Kuran'daki Gerçek İslam'ın emirleri olduğunu düşünen bir insanım.Kendi kutsal kitabından haberi olmayan cahil ve bağnaz bir insanın yukarıdaki yazısına cevaben bence "Dinin hoşgörüsü" şeklinde ince bir dokunuşla cevap vermeniz o dine bir parça haksızlık olmuştur.Elbette ben de bu arkadaşın yorumuna hem kızdım hem utandım ve siz gene de nazik cevap vermişsiniz.Ama lütfen bu tipler nedeni ile İslam'ı yanlış değerlendirmeyin.Bir link vererek sizi Kuran'daki İslam'ın ne olup olmadığını araştırmaya davet ediyorum.Amacım asla sizi üzmek veya üste çıkmak değil sevgili hocam,sadece sizin gibi gerçek bir bilim insanının ve çağdaş bir filozofun( samimiyetle böyle düşünüyorum) ,dinimizi kaynağından bir kez daha bu tarz bir yorumla incelemesini istemektir.Saygılarımla

      http://istekuran.com/makaleler.html

      Sil
    3. Adsız 18:59, hocam yukarıdaki yazı tamamen sahte ve provokasyon amaçlı yazıldığı belli bir yazı.. Hiç bir aklı başında az çok okumuş yazmış biri böyle saçma sapan bir yazı yazmaz.. Sizden istirhamım bu tür yazıları ciddiye alıp yayınlamamanız...Emekleriniz için çok teşekkürler..

      Sil
    4. Ben Kuranı okudum ve çalıştım. Dikkat ederseniz Kuran veya Islam demedim. Gerçek müslümanların bu tür düşüncede olmadığını çok iyi biliyorum. Ama bu arkadaşın düşüncesinde olan insan sayısı da az değil bilesiniz.

      Sil
  31. Hocam elbette takip ettiğimiz en iyi blog yazarısınız. Bunun yanında Arda Tunca'nın blogunu tavsiye edermisiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle tavsiye ederim. Ben Arda Tunca'nın blogunu izliyorum.

      Sil
  32. Mahfi bey, Fed başlattığı niceliksel gevşeme politikasında bankalardan aldığı devlet tahvillerini para basarak mı ödemişti yoksa başka bir şekilde mi ödemişti? Bir de şu an Amb para basarak mı alıyor tahvilleri ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet her iki merkez bankasının bilançolarının aktif büyüklükleri bu nedenle katlanarak arttı.

      Sil
    2. Yani sıfırdan para bastılar, hazineden ödemediler öyle mi hocam?

      Sil
    3. Büyük bölümü öyle, bir bölümünü de eldeki parayla yaptılar.

      Sil
    4. Sızden çok şey öğreniyoruz hocam. Hiçbir zaman eksik olmayın.
      Hocam fed para basarak bankalara para dağıttı ama bu reel kesime yeterince hızlı ulaşmadı hatta Avrupa'da 2012'de hemen hemen hiç ulaşmamıştı. Şimdilerde de fed kamu açığı verip para bassaydı direk reel kesime ulaşır enflasyon yaratırdı deniyor. E tabiki bunu o dönemde Amerika da düşünmüştür elbette. Peki bunun Amerika açısından sakıncası neydi hocam. Hangi gerekçeyle kamu açığı verip para basmadılar?

      Sil
  33. Hocam "halk kapitalizmi" bu saydıklarınızdan farklı bir başlık plarak mı ele almak gerekir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halk kapitalizmi olur mu bilmiyorum. Bu kapitalizmi sevimli gösterme çabasıdır olsa olsa.

      Sil
  34. Sayın Hocam ,
    Bir süredir Thomas Piketty'nin "21. yüzyılda Kapital" adlı eserini okumaya, anlamaya çalışıyorum. Kitapta 18nci yüzyıl sonundan 2010 yılına kadarki Gelişmiş ülkelerin tüm verileri kullanılarak detaylı analizler yapılmış. Bunlarda kaitalizmin iki yasası çerçevesinde yapılan analizlerde sermaye , sermayenin getirisi , sermaye/gelir oranı ile ülke tasarruf oranı , milli gelir büyüme oranı arasındaki ilişkiler incelenmiş. Bu analizlerin Gelişmekte olan bazı ülkeler için olanları da var. Benim sorum , ülkemizde Osmanlı kayıtlarından yola çıkarak yapılmış benzeri grafikleri içeren bir iktisatçı analizi var mıdır? Nerede bulabilirim?
    İkinci olarak da , kitabın sonuna doğru analizlerin sonunda kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerin , gelir dağılımı adaletsizliğinin , giderek artacağı ispat ediliyor. Bunu önlemek için de Sosyal Devlet politikaları ve Sermaye/servetten alınması gereken bir "küresel vergi" önerileri var. Buna ne dersini? , Yani sosyalist ve sosyal adaletçi uygulamaların kaçınılmaz olduğundan söz ediyor.
    Mehmet Aziz Ermer

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bildiğim böyle analizler yok. Osmanlı maliyesi konusundaki en yetkin kitaplardan birisi Yavuz Cezar'ın Osmanlı Maliyesinde Bunalım kitabıdır ama onun da baskısı bulunmuyor.
      Pikety'nin önerisi bana makul görünüyor.

      Sil
  35. Para mal mı?

    Paranın fiyatı nasıl belirleniyor?

    Bu analizi bir türlü kavrayamıyorum...

    (AKP'li değilim.)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. size 1 yil sonra geri odemeli 1000 lira borc verdim.

      sonra hasta oldum para lazim oldu ama param sizdeydi.

      muthis indirimler oldu 2000 tl degerinde tv 1000 tl ye satisa cikti ama param sizdeydi.

      butun bu durumlarda elimde para olmadigi icin bu firsatlari kullanamadim ihtiyaclarimi karsilayamadim.

      bunun bedeli faizdir...

      Sil
    2. Ekonomi biliminde fiyatı olan şey mal ya da hizmet olarak değerlendirilir. Paranın da bir fiyatı vardır o da faizdir. Dolayısıyla ekonomi biliminin gözünde para bir maldır.

      Sil
  36. Hocam,

    Geçmişte mantığın, A / A değil,

    Bugün ise, hem A / hem A değil

    olduğu söyleniyor.

    Bu ne demek?

    Kesinlik denen şeyin artık ortadan kalktığı mı demek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bilim sürekli gelişmeye açıktır. Bugün beklentiler ve psikoloji nasıl eskiden olmadığı kadar ekonomide öne çıkıyorsa mantık da değişiyor. Eskiden kesin olarak kabul edilen birçok şey bugün o kadar kesin kabul edilmiyor. Puslu mantık buna örnek.

      Sil
  37. merhaba hocam, yazınızın son bölümünde kapitalizmin büyümeye koşullandığını yazmıştınız. Bunu tam olarak hiçbir zaman kavrayamadım. Büyüme güdüsünün nüfus artışıyla ilgili olduğunu düşünürdüm ancak kapitalist üretim tarzının yaygınlaşmasından önce, büyüme ve nüfus arasında direk bir bağ kuramadım. Bu durum diğer üretim tarzlarında büyüme güdüsünün olmadığı anlamına gelmese de, yazdıklarınıza katılıyorum. Ancak bu güdünün altında yatan etmenleri tam olarak açıklayamıyorum. Sizce neler?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ekonomik sistem ne yazık ki bugünkü tanımıyla bisiklette sürekli gitmek zorunda olan bir kişiye benziyor. Bu kişinin sürekli pedal çevirmesi lazım ki düşmesin. Büyüme, birçok sorunu gizliyor. Büyüme durduğu anda sorunlar günyüzüne çıkıyor ve kriz yaratıyor. Bakın Çin'in büyümesi % 10'dan % 6,5'a düştü ne sorunlar çıktı ortaya. Daha önce hiç konuşulmayan konut balonu, gölge bankacılık, özel kesimin borç yükü hepsi bir anda gündeme geliverdi.

      Sil
  38. Hocam fleetwood mac dinlermisiniz? Hangi şarkılarını seversiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hiç dinlemedim, işin tuhafı duymadım da. Siz yazınca you tube dan bulup Dreams i dinledim. Güzelmiş.

      Sil
    2. Go your own way'i de dinleyin hocam.En ünlü şarkılarıdır.

      Sil
  39. Hocam mükemmel bir yazı çok teşekkürler.Hocam bizdeki ahbab çavuş kapitalizmi anlayışına bir örnek ben vereyim. Hocam biliyorsunuz dershaneleri kapatıyoruz dediler üç sene lafı sürdü kapattılar küçük yerel dershaneler battı büyükler temel lise diye bir şey oldu sonra yasayı aym iptal etti dönüş yok dediler üç ders sınırlamasıyla kursa izin verdiler sonra danıştayda bu üç ders sınırlamasını iptal etti böylece dersane adı gitti kurs adı geldi kurumlar aynen devam eder hale geldi. Batan binden fazla dersane battığı ile kaldı.Gariptir bu kurs sektöründe doğru cevap diye bir marka çıktı üç ayda 150 şube oldu.Sahibide vicdanı ak bir arkadaş diyorlar.Hocam hukuk devleti kapitalizm ilişkisinde şu kuzey Avrupa ülkelerinden alınacak bir ders sanırım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Bir ders olsa alması kolay emin olun. Binlerce ders var. Ama ilk ders hukuk dersi herhalde.

      Sil
  40. Hocam güzel bir yazı. Sözlerinize ilaveten ulus devletler arası ilişkiler de kapitalist sistemin kesişen kümesi olarak dikkate alınmalı. Kanımca yeni emperyal bir döneme girmiş bulunuyoruz. Vekil savaşlar, kaygan zeminli ittifaklar, devlet başkanlarının gösteriş çabaları 19. Yy sonu 20. Yy başı dönemi anımsatıyor. Sonu benzemesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Doğru söylüyorsunuz.

      Sil
  41. Hocam selamlar.. Yazı için elinize sağlık. Benim sorum şu; 2008 Amerika'da kriz nasıl oluştu? Bunu detaylı anlatan yazınız varmı ? Amerikan yönetimi bunu nasıl çözdü, ne tür müdahale yöntemi kullandı ? Bu krizden ne tür dersler çıkarıldı gibi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.mahfiegilmez.com/2012/03/kapitalizm-ve-uc-buyuk-kriz.html

      Sil
  42. Hocam paylaşımlarınız için teşekkürler.
    Merkantalizm için ticari kapitalizm demişsiniz. Benim bildiğim merkantalizmde çok yoğun devlet müdahelesi vardır, kapitalizmde ise tam tersi. Bu tanım doğru mu hocam.
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Kapitalizmde teorik olarak devlet müdahalesi yoktur ama uygulamada vardır. Küresel krizde Fed'in bilançosu 4,5 kat büyüdü. Bu net bir devlet müdahalesidir. Benzer bir durum 1929 krizinde de oldu.

      Sil
  43. Şu anda dünyada olan siyasi karışıklığın sebebi de sizin bahsettiğiniz finans kapitalizminin güçlenmesinden kaynaklanmıyor mu zaten hocam? Kapitalizm yarattığı canavarı alt etmeye ve
    1980 lerde Reagan Ve Thatcher'in başlattığı deregülasyon politikaları ile dünyada ortaya çıkan dengesizliği yeniden dengeye oturtmaya çalışıyor.

    En nihayetinde dünyadaki tüm toplumsal olgular (ideolojiler ve din başta olmak üzere) siyaset için kullanılıyor; kapitalizm nereye gider ? Siyasetin istediği yere

    Yazınız için teşekkürler hocam..

    YanıtlaSil
  44. Mahfi hocam
    "TCMB faiz politikasının sıradan vatandaşa etkisi var mı?" başlıklı bir yazı yazsanız nasıl olur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten yazdığımız yazılar eninde sonunda sıradan vatandaşa olan etkileri ortaya koyuyor.

      Sil
  45. hocam tcmb nin yeni başkanla birlikte radikal bir faiz indirimine gideceği beklentisini 1 haftadır ön taleple satıyorlar. Ön taleşle satışta olan beklentiler yarın enaz 1,5 puan bir düşüş şeklinde fiyatlanabilir mi?
    1,5-2,5 puandan az olan düşüş bu radikal beklentileri karşılayabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB faizi 1,5 puan düşürürse olay tersine dönebilir.

      Sil
  46. dolar yükseliş trendine girmedi. Sanırım kimse yarın radikal bir faiz indirimi beklemiyor yoksa dolar depolamaya başlarlardı. Son iki günde dolar 3 tl yi görürdü. Ya piyasa inanmıyor faizde yüksek indirim olacağına ya da fazlaca güven oluştu. Yarınki toplantıdan sonra cds primini merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Söylenenler ile istenenlerin farklı olduğu kanısındayım. Yani radikal faiz indirimi yapılması gerektiğini söyleyenler içlerinden makul bir faiz indirimi yapılması gerektiğini fısıldıyorlar. Bu tabii benim kanaatim.

      Sil
  47. Hocam konu dışı ama MB üst bandı 0.50 baz puan indirirse bu normal kredilerinde faizlerinde düşme olur mu yoksa politika faizi ile mi ilgili bu krediler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MB'nin asıl faizi ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti. Bunu hem gecelik hem de politika faizi etkiliyor. Ama asıl indirim beklenen gecelik fonlama faizi (% 10,50 olan.)

      Sil
  48. Bu konuyla ilgili bir yazı yazarsınız belki diye paylaşmak istedim. https://www.linkedin.com/pulse/americas-secret-weapon-bill-gates

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paylaşım için teşekkür ederim. Bu konuda şimdilik yazmayacağım. Çok yazan var.

      Sil
  49. Yaşanan sorunların temelinde iki aktör olduğunu düşünüyorum. Bunlardan biri devlet (hükümetler) bir diğeri ise sermaye grupları. Bu açıdan bakacak olursak devletin varlığını ve sermaye gruplarının koruyucusu görevini üstlenmiş olan mülkiyetin sorgulanması gerekmez mi ? Bu iki temel sorun çözülmedikçe dünyanın yaşadığı ve yaşayacağı buhranların sonunun gelmeyeceğini düşünüyorum.

    YanıtlaSil
  50. Hocam selamlar iki sorum olacak.
    1) Ülkemizde nükleer santrallerin yapımı enerji bağımlılığımızı ciddi oranda düşürür mü?
    2) ABD'nin kaya gazı dışında petrol ve doğal gaz rezervleri yeterli mi? Enerji konusunda dışarıya baģımlılık var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Nükleer santrallerin yapımı enerji bağımlılığımızı bir miktar düşürebilir. Ama onun da başka sorunları var biliyorsunuz.
      (2) Dünyada kanıtlanmış konvansiyonel petrol rezervi 1,7 trilyon varil. ABD'nin kaya gazı dışındaki yani konvansiyonel petrol rezervi 48,5 milyar varil. Dünya rezervinin % 2,9'u.
      Dünyada kanıtlanmış doğal gaz rezervi 187 trilyon m3. ABD bunun 9,8 trilyon m3'üne yani % 5,2'sine sahip
      ABD'nin petrol ve doğal gaz rezervi yeterli değil. Buna karşılık dünyada bilinen 3,7 trilyon varillik kaya gazı/petrolü rezervinin 2,6 trilyon varillik bölümü ABD'de. Kaya gazaı ve prtolünü elde etmek pahalı. Varil fiyatı 50 USD'yi bulduğunda çıkarmak feasible oluyor.

      Sil
  51. Hocam size amatör temelli bir soru soracağım.Üretim faktorlerinin sahipligini devlete veriyoruz hukumetler bunlari ekonomi politikasi amaclarindan saparak kendi lehlerine kullaniyor.Ozel sektor sahipligi ele gecirincede onlar kendi lehlerine kullaniyor ve sosyal sorumluluk gutmuyorlar.bu uretim araclarina kim sahip olmaliki kendi cikari haricinde tum kesimlerin cikarini goz onune alsin.Yani toplumun her kesimine ayni refahi saglasin?Devlet ve Ozel kesim haricinde yeni bir grup olabilirmi?Ilginc bir soru biliyorum ama siz hic dusundunuzmu boyle.dusunduysenizde bir cevap bulbildinizmi kendinizce??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında çok güzel ve felsefi bir konu. Sanırım bu sorunu gelişmiş ülkelerde halka ya da kamu oyu çözüyor. Üretim faktörlerinin kullanımı ağırlıklı olarak özel kesimde. Kamu kesiminde veya özel kesimde bunların kötüye kullanımı söz konusu olduğunda kamu oyunun baskısı bu kötüye kullanımların hesabının sorulmasını sağlıyor. Gelişmiş ülkelerde birçok kötüye kullanım olabiliyor ama hemen hepsi ortaya çıkarılıyor ve hesabı soruluyor. Bizim buralarda ise hesap sorulması ancak gücün (mesela iktidarın) kaybedilmesinden sonra olabiliyor. Çünkü hesap sorulmasını sağlayacak belge ve bilgileri ortaya çıkaracak olanlar (savcılar, hakimler, müfettişler, polisler vb) hep hesap sorulması gerekenlerce atanmış kişiler oluyor.

      Sil
  52. Hocam, konu ile alakalı değil ama sormak istedim. Sıkı bir Fenerbahçeli olduğunuzu biliyorum. Takımın şu an ki durumu, kulüp ve kulübün yönetimi ile Aziz Yıldırım hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ? Birde 3 Temmuz sözde şike operasyonu ve bu kumpasa karşı Fenerbahçelilerin duruşunu nasıl yorumlarsınız ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet sıkı bir Fenerbahçeliyim ama bu, eleştiri hakkımdan vazgeçecek kadar fanatik bir insan olduğum anlamına gelmiyor.
      Fenerbahçe 1,5 ay öncesine kadar dünyada hiçbir spor kulübünün gelemeyeceği bir noktada idi. Futbolda UEFA kupası için çeyrek finale gidiyor, Kadın voleybol ve basketbolda final foura kalmış ve erkek basketbolda final foura ilerliyordu. Bugün baktığımızda yalnızca erkek basketbol kaldı elimizde. Demek ki kulübün hiç bir anı birbirine uymuyor.
      Aziz Yıldırım konusunda düşüncelerim karışık. Futbol dışındaki alanlarda başarılı olduğu kanısındayım ama en çok anladığını iddia ettiği futbolda son derecede başarısız.
      3 Temmuz meselesinde Fenerbahçe taraftarı olağanüstü dik bir duruş sergiledi. Ama o günkü dik duruşunu alkışlayıp da bugünkü tepkisini yeri dibine sokmak bence doğru değil. Bence taraftarın bugün Nani'ye, RVP'ye, Pereira'ya ve Diego'ya gösterdiği tepki son derecede haklı. Bence Aykut Kocaman veya Ersun Yanal dururken Pereira'yı almak ve bu oyuncuları almak hataydı. Fenerbahçenin son 3 yılda yaptığı transferler içinde Bir tek Kjaer doğru transfer.

      Sil
  53. bugunkü para politikası kurulunun sonucu şimdiden belli. Çetinkaya da ihtiyati davranıp sadeleşme politikasına devam edecek ve üst bantta 0,50 baz puan indirim yapacak.
    Başkan değişikliği sonucu beklenen radikal indirim gelmeyecek.
    Başkanı ne kadar siyasi idare atasada Tcmb başkan koltuğu sorumluluğa uygun davranmayı gerektiriyor.

    Konjonktürü takip ediş uyumlu politika ve kararlar verilmeli ama siyasi konjonktüre de takılıp dalgalanmamalı bu itibarı yerle bir eder.

    YanıtlaSil
  54. Sizce gunumuzden yakin tarihe bakildiginda turk kapitalizmi kurulabildi mi ?

    YanıtlaSil
  55. 20 nisan 10:52 de dediğim gibi oldu üst bantta 50 baz puan düşürerek %10 a çekti.

    1- Şimdi siyasi çevrenin açıklamalarını bekliyorum ilk toplantıdan Çetinkaya ya "seni o koltuğa neden getirdik" denecek mi?

    2- Konut faizlerinin 1 in altına düşmesi beklentisi de boşa çıktı. Mevduat faizlerini etkilemese de doları etkileyecek mi?

    Gelecek toplantıda da beklentim:
    - üst bantta 50- 75 baz puan düşüş
    - alt bantta 25 baz puan yükseliş
    ile koridoru daraltacak.

    Sizde nasıl bir izlenim oluştu hocam.?

    YanıtlaSil
  56. Kapitalizm geride acı ve gözyaşı bıraktığı sürece insanlar tarafından istenmeyecek her gun insan ihmalinden kac kisi kurban olmakta ve kac aileye ateş düşmektedir tek yol kontrol ve denetimi guclendirmekten geçiyor (saygilar hocam bizleri aydinlattiginiz icin )

    YanıtlaSil
  57. Hocam;Repo daraltıcı para politikası mı yoksa genişletici para politikası mı? Merkez Bankasının sayfasında genişletici yazıyor ancak bir çok kitapta daraltıcı yazıyor.Siz ne söylersiniz?

    YanıtlaSil
  58. Hocam merhaba,

    Yazınızda belittiğiniz gibi kapitalist sistem yeniden büyümek için bir çıkış arıyor. Sistemin bu çıkış yolunu büyük bir "savaş" çıkarmakta bulması tehlikesi size ne kadar gerçekçi geliyor? bir de içinde bulunduğumuz günlerde çeşitli terör örgütlerinin artan etkinliği, bu senaryonun bir parçası olarak görülebilir mi? bu konulardaki fikirlerinizi paylaşabilirseniz çok sevnirim.

    YanıtlaSil
  59. Hocam iyi günler benim sorum şu kapitalizmin yaşadığı büyük krizler sonrası görülen savaşlar. 1929 krizinden sonra yasanan 2 dunya savasi sebebi olarak gosteriliyor.Peki bu 1 Dünya savasi icin de gecerli mi? Yani bu savastan once kriz yaşandı mı?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...