31 Mayıs 2016 Salı

AKP Öncesi ve Sonrası Ekonomi

AKP’nin siyasal iktidarın sorumluluğunu devraldığı yıl olan 2003 yılından bu yana 13 yıldan fazla zaman geçti. 2016 yılının henüz sonuçlanmamış göstergelerini bir yana bırakıp 2003 – 2015 yıllarına ilişkin ekonomik göstergeleri ele alırsak bir önceki 13 yılla karşılaştırabiliriz. Yazının en sonunda yer alan tablo bu karşılaştırmayı gösteriyor. Tablonun üst kısmı AKP iktidarının 13 yıllık ekonomi karnesini, alt kısmı da önceki 13 yılın ekonomi karnesini sergiliyor.

Söz konusu tablodaki verilerin anlamını daha iyi yorumlayabilmek için bunları grafiklere dökelim.




Bu iki dönemin karşılaştırılması bize AKP’nin enflasyonu ve bütçe açığını düşürmekte önceki döneme göre başarılı, işsizlik, özel kesim borç yükü ve cari açık konularında önceki döneme göre başarısız olduğunu gösteriyor. Kamu borç yükünde durum pek değişmemiş görünüyor. Büyümede belirgin bir değişme olmadığı anlaşılıyor.

İki dönemi karşılaştırdığımızda bütçe açığıyla cari açığın yer değiştirdiğini, kamu borç yükünün 2001 krizi sonrası yaşadığı sıçramadan geri gelerek azaldığı, buna karşılık özel kesim dış borç yükünün ciddi biçimde arttığı gözlemleniyor.

Buraya kadar yaptığımız saptamalar Türkiye ekonomisinde son 13 yılda, önceki 13 yıla göre başarılmış bir atılıma işaret etmiyor.

Bir ekonomik sistemin ve uygulamanın nihai amacı toplumsal refahı artırmaktır. Bunu ölçebilmenin en kestirme yolu küresel sistemle karşılaştırma yapmaktan geçiyor. Eğer bir ekonominin küresel sistem içinde payı artıyorsa pastadan aldığı pay artıyor, dolayısıyla refahı yükseliyor demektir. Örnek olarak vermek gerekirse Çin 1990’da yüzde 4,1 olan payını 2015’de yüzde 17,1’e, Hindistan 3,6’dan 7,1’e, Güney Kore yüzde 1,2'den yüzde 1,6'ya yükseltmiştir. Dolayısıyla bu üç ekonominin küresel pastadan aldıkları pay artmış, refahları yükselmiş bulunuyor. Türkiye’nin payı karşılaştırmaya esas aldığımız 26 yıllık süre boyunca hiç değişmemiş görünüyor. 1990’da yüzde 1,4 olan bu pay, zaman içinde bazen 1,3’e düşmüş sonra tekrar 1,4’e gelmiş, sonunda 2015’de yine yüzde 1,4’de kalmıştır.

Son 13 yılda aldığımız yol önceki 13 yılda aldığımız yoldan farklı görünmüyor. Özetle söylemek gerekirse bu gidiş, gelişmiş ekonomilerle arayı kapatma umudu veren bir gidiş değildir.



Tablo: 1990 – 2002 ve 2003 – 2015 Dönemleri Karşılaştırması (Tablodaki veriler; TÜİK, Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve TCMB sitelerinden alınmış resmi verilerdir. Her iki döneme ait GSYH / Küresel GSYH oranları için IMF, WEO Database, April 2016’daki satın alma gücü paritesine göre GSYH’nın dünya GSYH’sındaki payı başlıklı verileri kullanılmıştır.)

1990 - 2002 Dönemi
1990
1991
1992
1993
1994
1995
1996
1997
1998
1999
2000
2001
2002
Büyüme
9,3
0,9
6,0
8,0
-5,5
7,2
7,0
7,5
3,1
-3,4
6,8
-5,7
6,2
Enflasyon
60,4
71,1
66,0
71,1
115,7
76,3
80,1
99,0
69,6
68,8
39,0
68,5
29,7
İşsizlik
8,0
8,2
8,5
8,9
8,6
7,6
6,6
6,8
5,9
6,6
5,6
7,2
9,0
Bütçe Açığı
-3,3
-5,3
-4,3
-6,7
-3,9
-4,0
-8,3
-7,6
-5,3
-8,7
-8,0
-12,6
-14,4
Cari Açık
-1,3
0,5
-0,5
-2,7
1,5
-1,0
-1,0
-1,0
0,7
-0,4
-3,7
1,9
-0,3
Kamu Kesimi Borç Yükü
33,6
37,2
39,6
40,7
53,6
43,7
44,3
43,4
31,1
39,8
38,2
74,1
69,2
Özel Kesim Dış Borç Yükü
6,2
7,1
7,3
9,6
13,0
13,1
12,7
14,5
17,5
15,5
19,4
20,5
21,4
GSYH / Küresel GSYH
1,4
1,4
1,3
1,4
1,3
1,3
1,3
1,4
1,4
1,3
1,3
1,2
1,3
2003 - 2015 Dönemi
2003
2004
2005
2006
2007
2008
2009
2010
2011
2012
2013
2014
2015
Büyüme
5,3
9,4
8,4
6,9
4,7
0,7
-4,3
9,2
8,8
2,1
4,2
2,9
4,0
Enflasyon
18,4
9,4
7,7
9,7
8,4
10,1
6,5
6,4
10,4
6,2
7,4
8,2
8,8
İşsizlik
9,1
8,9
9,5
9,0
9,2
10,0
13,1
11,1
9,1
8,4
9,0
9,9
10,2
Bütçe Açığı
-10,4
-4,3
-0,8
-0,7
-2,0
-2,7
-6,0
-3,4
-0,6
-1,7
-1,3
-1,2
-1,0
Cari Açık
-2,5
-3,6
-4,3
-5,9
-5,7
-5,4
-1,8
-6,1
-9,6
-6,1
-7,7
-5,5
-4,4
Kamu Kesimi Borç Yükü
62,2
56,6
51,1
45,5
39,6
40,0
46,3
42,3
39,1
36,2
36,2
32,5
32,5
Özel Kesim Dış Borç Yükü
16,1
16,4
17,6
23,0
24,8
25,4
27,9
26,1
25,9
29,0
32,6
34,4
35,0
GSYH / Küresel GSYH
1,3
1,3
1,4
1,4
1,4
1,3
1,3
1,3
1,3
1,3
1,4
1,4
1,4

167 yorum:

  1. AKP BAŞARILI DİYEBİLİRMİYİZ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2003 - 2009 arası için diyebiliriz.

      Sil
    2. Hocam,iyi akşamlar.Peki başarılı diyebileceğimiz bu döneme aynı zamanda şanslı da diyebilir miyiz?Paranın bol olduğu döneme denk gelmesinden dolayı.

      Sil
    3. Hocam peki o kadar yatırım yapılıyor, bu yatırımların maliyeti rakamlara eksi olarak yansıyor. Bu konudan neden bahsetmiyorsunuz ? Yatırım yaparsam cebimdeki para azalır veya borcum artar. 13 yılda milyar dolarlarca askeri, teknolojik, alt yapı, üst yapı yatırımlarının giderlerinde neden bahsetmiyorsunuz ?

      Sil
    4. dünyada 2007 den bu yana süren sıfır faiz sıfır enflasyon varlık alımları ve parasal genişleme dönemi yaşandı.enflasyon düşüşü tamamıyle bundan kaynaklı.bu bedava paraları nasıl kullandık tam bilmiyorum ancak ne kadar geç biterse o kadar büyük batakla karşılaşırız.

      Sil
  2. Yaşımız yetmediği için akp öncesi dönemi akp'li büyüklerimiz bizlere öyle bir anlatıyorlar ki hocam sanki bugünle o zamanın farkı siyahla beyaz gibi.Ama yazınızı okuyup tablolara bakınca öyle aman aman da bir fark yok sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı konularda dedikleri doğru. Altyapı konusu, sağlık konusu gibi. Bir de bilgisayar geliştiği için gelişen sistemler var. Mesela nüfus kaydının anında görülebilmesi için. Eskiden telgraf çekilip sonucu beklenirdi. Ama bunlar iktidarda kim olsa zaten olacak şeylerdi. Asıl olan biz bu dönemde dünya çapında bir buluş yapamadık, teknoloji geliştiremedik, bilim adamı çıkaramadık. Aziz Sancar da geçmişten gelen bir isim. Bu dönemde dünya çapında bir tek sanatçı yetiştirdik Fazıl Say. Onu da yerin dibine batırmak için elden geleni yaptık ve yapıyoruz.
      Kore'nin 1990'da GSYH payı yüzde 1,2 bizim yüzde 1,4 imiş. Bugün Kore'nin payı yüzde 1,6 bizimki yine yüzde 1,4.

      Sil
    2. Çok doğru veriler hocam.. Sadece son 13 yılda sevemediğimiz bu iktidarın ugraştıklarını ki özellikle gezi olaylarının ülkemize maliyetini yazmak gerekir bir kenara. Saglıkta ulaşımda gelinen yer atıl vaziyette duran yerlerin ekonomiye kazandırılmasıyla saglandı.. Benim babamın köydeki arsası 10 yıl sonra benim bu gün elime geçse benimde bir arabam olur, refah seviyem yükselirdi..Devlet borçlarının azalması en güzel şey olsa gerek Birde cari açıktaki düşme.. inşallah bundan sonra devlet zarar etmez.. Özel sektörde tedbirini alır. Devlet malı deniz yemeyen ... devri bitti çünkü devlet malı kalmıyacak galiba.

      Sil
    3. MERNIS projesi AKP iktidarlari zamaninda yapilmadi ki. Sonuclarini AKP iktidari zamaninda gordunuz. Asagidaki linki inceleyin lutfen:

      http://www.nvi.gov.tr/Hakkimizda/Projeler,Mernis_Dundenbugune.html

      Hizli nufus kaydina ulasmanizin sebebi telgraf hizindan degil, tum nufus kayitlarinin merkezi bir noktada toplanmasindan kaynaklnaiyor. Eskiden her il kendi kutugunu tutuyordu, dogru duzgun merkezi bir kutuk kaydi yoktu.

      Gene baska bir yanilginiz bulus meselesidir. Bugun Nobel odulunu alanlar, zaten 10-20 belki daha eski calismalarindan dolayi aliyorlar. Bir seyin 'kiymetli bir bulus' olmasi icin zamana ihtiyaciniz var. Sonucunu gormeden karar vermeniz mumkun degil. Belki bugun de Turkiye'de buluslar yapiliyor ama sonucunu ne zaman alacagimizi bilemezsiniz. Cep telefonu ve kablosu iletisimin bulusu 1930'larda (Nicola Tesla tarafindan) yapildi. Ama ekmegini en cok Guney Kore yedi. Anlayacaginiz bulus fetizmi pek dayanakli degil. Onemli olan calismak ve uretmek, zaten uretirseniz bulus yaparsiniz, fabrikada degisik bir civata kullansaniz belki cag atlatirsiniz, bunun icin hakemli dergide makale yayinlamaniza gerek yok, aksine sadece masa basinda, universite labratuarinda bulus yapamazsiniz, tasin altina elinizi sokmaniz gerekir.

      Sil
    4. Sayın "Adsız1 Haziran 2016 17:17"

      "Onemli olan calismak ve uretmek, zaten uretirseniz bulus yaparsiniz, fabrikada degisik bir civata kullansaniz belki cag atlatirsiniz, bunun icin hakemli dergide makale yayinlamaniza gerek yok, aksine sadece masa basinda, universite labratuarinda bulus yapamazsiniz, tasin altina elinizi sokmaniz gerekir."

      Nasıl yani? Kuantum Bilgisayarını fabrikada çalışarak mı yapacaksınız?

      "Cep telefonu ve kablosu iletisimin bulusu 1930'larda (Nicola Tesla tarafindan) yapildi. Ama ekmegini en cok Guney Kore yedi."

      Tesla acaba günümüzdeki cep telefonlarını hayal edebilmişmidir?

      "Bir seyin 'kiymetli bir bulus' olmasi icin zamana ihtiyaciniz var."

      'kıymetli buluş' için bi altyapı gerekiyor! ben bu topraklarda kaç yüzyıldır kıymetli bir buluş bulunmadığını hesaplayamadım! daha kaç yüzyıl daha beklememiz gerekiyor acaba ?

      Sil
    5. Adsiz 10:13;

      Kuantum Bilgisayari'ni uretmek icin fabrikaya ihtiyaciniz olabilir. Urettiginiz bilgisayar elektronik muh. labratuarlarindan kendiliginden cogalmayacagindan emin olabilirsiniz.

      Buluslari yapacak cok degerli bilim insanlari, bir hafta ac kalsinlar nereleri timaliyorlar gorursunuz. Ekonomi tek tarafli, bir kesimin digerinden ustun oldugu bir sistemi kapsamaz. Aradiginiz altyapi cok daha basit temellerden geciyor. Havas takiminin calismalari kadar, "avam" calismasi da onemli.

      Yorumumda neyden bahsettigimi pek anlayamamissiniz.

      Sil
  3. hocam öncelikle elinize sağlık. Makro değerler de paylaştığınız grafikler aslında bir özet. Fakat hane halkına indiğimizde insanların refahında bir artış olduğu gözleniyor. En basitinden bir memur araba gibi ev gibi yatırımları artık daha rahat yapabiliyor. Burdaki artış kişi başına düşen gelirin artışından mı kaynaklanıyor. Veyahut gelir dağılımında yaşanan bir düzelmemidir. dünya payından aldığımız oran değişmiyorsa, Dünya refahında gerçekleşen artışa paralel bir artışmıdır.
    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reel sayılarla bakıldığında Türkiye'nin son 13 yılda kişi başına geliri yüzde 55 dolayında artmış. Dünyada kişi başına gelir ortalaması 3 bin dolarken bizim kişi başına gelirimiz de 3 bin dolarmış. Bugün dünya ortalaması 10 bin dolar biz 9300 dolara geriledik. Yani bu artış dünya ortalamasına uygun. Ama bizim ilerleyebilmemiz için ortalamanın üzerine çıkmamız gerekiyor. Böyle bir durum yok.

      Sil
    2. Bu dediğinizi ölçmek oldukça kolay. Çalışan nufusun büyük bölümü askeri ücret alıyor. Diğer ücretlerde askeri ücrete orantılı. Yani askeri ücreti istatistiksel bir referans olarak kabul edebiliriz.

      Arabanın alt-segment birinci el fiyatı daha 2010'da 20000-25000 arasındaydı. Şu anda 50000'lere fırlamış ve buralarda oturmuş durumda. 2002 civarında askeri ücretlerin 450-500 olarak hatırlıyorum. Alt-segment ilk arabamı hafızam yanıltmıyorsa 13000 gibi almış olmalıyım. 26 askeri ücrete araba alınabiliniyordu. Bugün alt-segment arabalar 50000 üstü askeri ücret 1300. 38 askeri ücret civarına geliyor. Bu rakamlar için kendi hafızama güvendim. Bir kaynak bilen varsa sevinir düzeltebilirim.

      Bence bu noktada daha erken dönemden hatırlananlardan kaynaklı bir yanılsama var. 80'lere göre 90'lar ve 2000'lerin başları daha kolay borçlanabilinen (2000 başlarında sokak standlarında keredi kartı dağıtılırdı) dönemler. Dolayısı ile borçlanamadığı için ev veya araba alanlar nedeniyle böyle bir gelişim olmuş olabilir. Ama 2002 sonrası dönemde böyle birşey hatırlamıyorum.

      Sil
    3. Askeri degil asgari ucret.

      1990 yilinda 2 yil tecrubeli genc muhendis maasi ozel tesebbuste 1200-1500 dolar arasindaydi. Simdi benim yine ayni yas gurubunda olan genc muhendisler 1500 dollar civarinda aliyor. Gelir olarak degisen hicbirsey yok. Ancak Cin mallari sayesinde ve ucuz yerli uretim sayesinde pek cok urune erisim kolaylasti. Makul fiyatli konutlar var ve enflasyon dustigu icin (1990 yilina gore) kredi ile alabilmek mumkun oldu. Refah artisi izlenimini veren bu olsa gerek. Yoksa gelirlerde artis yok. Avrupaya gitseniz bu maasla ancak birkac gun yasayabilirsiniz. Daha once de boyleydi zaten.

      Sil
    4. askeri değil efendim, asgari. en küçük anlamında. minimum kelimesinin karşılığı.
      maksimum kelimesinin karşılığı azami. iyi günler dilerim.

      Sil
    5. insanların refahındaki artış kredi çekilmesiyle açıklanabilir.

      hocamın bu konudaki başka yazısı vardı, şimdi aramaya üşendim.

      yani insanların gelir seviyesinde dünya ortalamasına göre artış olmazken, bilakis azalma varken daha çok harcama yapabilmelerinin tek yolu kredi imkanıdır.

      eskiden kredi kartlarınızın limiti bu kadar var mıydı? veya ev almak için şimdi 200 bin liralık kredilerin altına giriyorsunuz şimdi, eskiden bunu yapabilir miydiniz?

      yukarıdaki tablodan bunu açıklayan tablo sanırım "ÖZEL KESİM DIŞ BORÇ YÜKÜ" tablosudur. istatistikleri kurcalarsak bu özel kesimin büyük çoğunluğunun bankalar olabileceğini bulabiliriz sanırım.

      Sil
    6. Askeri sözcüğü için üzgünüm. Olabildiğince gramere dikkat etmeye çalışıyorum. Yorumlarda özellikle yapılan yanlış da anlamlı bir kelimeyse gözümden kaçabiliyor. İşin kötüsü hatayı bir kere yapınca otomatikleştirmişim. Ama kasıtlı olarak ad hominem (içeriği değil yazarını hedef alan demagoji tekniği) yapmak istenmiyorsa bu hatam konu dışı. 1990 yılı için refah ve tüketim artışı doğru. 80'lerde olmayan bir çok şey piyasa girdi ve kredi almak kolaylaştı. Bunun ne kadar doğru olduğu tartışılır. Büyük ihtimalle o yıllara kayıp yıllar denmesinin nedenidir. Magfi Bey'in bu konuda bir yazısı var mı bilmiyorum. 80'lerde yurtdışına çıkan biri AVM'ye girdiğinde oldukça şaşırırmış. 2000'lerin başında hatırladığım kadarıyla böyle bir şey yoktu. Tabi, şu doğru 1990 yılında ve 2002 yılında araba alım kolaylığını karşılaştırırsak hatalı olarak Özal, Çiller, Demirel, Erbakan vb. dönem başbakan ve cumhurbaşkanlarını olduğundan daha başarılı olarak görebiliriz.

      Sil
    7. Bu kez de ben üzgünüm çünkü adım Magfi değil Mahfi.

      Sil
    8. Refah düzeyini kıyaslarken toplumsal hafızada bir umacı gibi varlığını devam ettiren 2001 krizini unutuyorsunuz bence. Merkez sağ, merkez sol ve MHP'nin, 90'lar ve 21. Yüzyıl başında izlediği ekonomik politikalar, Türkiye'yi tarihinin en ağır krizine sokmuştu. İnsanlar, esnafın siftah yapamadığı, koca şirketlerin battığı o günleri hatırlıyorlar ve o krizi yaratanlara güvenmiyorlar. AKP'den nefret ediyorum ama acı gerçek de bu...

      Sil
  4. Hocam ilk yorumu ben yapayım ,Kriz geliyor , paypal ve atredius ,Hermes bu gibi para ve sigorta yatırımcıları Türkiye den cıkıyor.Bankalar asırı borclarından dolayı dar bogazda ve uretimcilere limit acmıyor.İflas erteleme talepleri had safhada.Ulkenin 3 te 1 savasta , geri kalan guneyde 3 te 1 ide issizlik ve gelir sıkıntıısnda,
    3 te 1 yetemez ki bu ulkeye katma deger uretmek icin.Ben sıkı bir kriz esiginde oldugumuzu soyluyorum cok kısa vadede.Siz ne dusunursunuz ?
    Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkinci yarının sıkıntılı olacağını söyledim.

      Sil
  5. Hocam
    Feministleri savunmak için kadın olmak şart mı?
    Eşcinselleri savunmak için eşcinsel olmak şart mı?
    Caretta carettaları savunmak için caretta caretta olmak şart mı?

    YanıtlaSil
  6. güzel yazı hocam elinize sağlık...

    YanıtlaSil
  7. Hocam elinize saglık, Bu yazıyı ofisime tablo yapıp asacagım.
    2001 den beri sunu yaptık bunu yaptık diyenler gorsun.Aslında yapılan seyler abartılacak durumda degil zaten olması gereken yatırımlardı.Ancak gorunen bunları yaparken Ulkenin diger ulkelere kıyasla borca batmıs ve geriye kalmıs olması.İşsizlik bence en onemli götürü kalemi.Yanlıs mıyım hocam.Kaybetmisiz guzelim yılları Ulke olarak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 50 yıldır yapısal reform yapamamış, yaptım sandıkları da aslında reform değil deform olmuş bir ülke burası. Dönüp dolaşıp aynı kısır döngülere giriyoruz.

      Sil
  8. IMF'ye borç veriyoruz diye akkoyunlara duyurulur, harika bi yazı elinize sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  9. Elinize sağlık,
    Peki hocam halka sordukları zaman ekonomi iyi gidiyor sorun yok nasıl diyebiliyorlar?
    Makarna.pilav ve kömürü bedava dağıtma arttığı için mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayir yaninda nohut da verdikleri icin. Ayrica bunu diyenlerin cocuklari olu yikamasini da ogreniyorlar. Daha ne olsun?

      Sil
    2. Dolar 3,5 olduğunda halk ancak o zaman işler kötüye gidiyor der.

      Sil
    3. Makarnayı ısıtıp kömürü yedikleri için beyinlerine oksijen gitmiyor

      Sil
    4. Doların 3.5 olması yorumu öylesine söylediğiniz bir yorum değil sanırım.Tahmininiz bu yönde galiba hocam.Yoksa 4:00 leri görecekmiyiz?

      Sil
    5. Yukarıdaki sorulardan birinde de vardı, "neden insanlar refahlarının arttığını düşünüyor" diye.
      Kişi başına düşen gelir son 14 yılda ortalama %4 civarında artarken, kişi başına harcama/tüketim bunun 3 katı kadar artmıştı.
      Bu da borçlanma ile oluyor. Özel kesim borçları, bunun altında da hane halkı borçları bu dönemde misliyle arttı.
      İnsanlar eskiye göre daha çok borçlu ama kriz durumu olmadığı, borçlar büyük oranda ödenir durumda olduğu için refah arttı diye hissediliyor, ta ki (temenni etmeyiz, Allah göstermesin) bir kriz anına kadar...

      Sil
    6. 3,5 öylesine bir rakam. Ama günün birinde olacak.

      Sil
    7. hocam ne zaman olacak yatirim tavsiyesi olarak kabul edebilir miyiz

      Sil
  10. 10.000 katlı ve 100 katlı iki bina var. Her ikisi de yıllık %5 büyür ise aralarında ki kat çıkma hızı zamanla azalır ve belli bir noktadan sonra yok bile kabul edilebilecek seviyeye gelir.

    Belkide yeni kat çıkma teknikleri ve üretim maliyetlerini düşürme yöntemlerine odaklanmak makro açıdan ele alındığında marjinal faydayı maksimize etmemizi sağlayabilir. Keşke daha bilimsel gelişmelere odaklanabilsek. Umarım bunların gerçekleşeceği ve refahın arttığı günleri de göreceğiz..

    Global ölçekte pasta payımızın aynı kalması çok üzdü beni ne yalan söyleyeyim. Azda olsa ilerlemişiz diye düşünmüştüm yazınızı okumaya başladığımda..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. her ikisi de %5 buyurse tam tersi aradaki fark gittikce acilir. nerden cikardiniz yok kabul edilmesini ?

      Sil
    2. Söylemek istediğim 100 katlı bina orada Türkiye'yi temsil ediyor, 1000 katlı binalar ise gelişmiş ülkeleri. Ve bizim büyüme hızımız zaman geçtikçe aradaki fark açılarak bizim kat çıkma hızımız onlara göre azalmış gibi görünür ve belli bir süre sonra biz kat çıkmıyoruz, büyüme durmuş gibi görünür. Kastettiğim şey buydu.

      Sil
  11. Büyümede; 1991'de %0,4'e ani düşüşün, 1994'te %-6,1'e ani düşüşün, 1999'da %-3,4'e ani düşüşün, 2001'de %-5,7'ye ani düşüşün, 2008'de %-0,7'ye ani düşüşün, 2009'da %-4,7'ye ani düşüşün, 2012'de %2,1'e ani düşüşün, 2014'ye %2,9'a ani düşüşün sebepleri nedir?

    İşsizlikte; 1994'te %0,6'ya ani düşüşün, 1998'de %0,9'a ani düşüşün, 2009'da %13,1'e ani yükselişin sebepleri nedir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşsizlik verilerinde bir hata olmuş, düzelttim. Büyümede krizlerin etkisi var. 94'de biliyorsunuz Türkiye kriz yaşadı. 2001'de kriz var. 2008 ve 2009 küresel krizin etkisi.

      Sil
  12. Mahfi bey, çok güzel aydınlatıcı toplu bir çalışma olmuş. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  13. Hocam elinize sağlık ,izninizle haddim olmayarak bir iki hatırlatma yapayım .Enflasyonun düşmesinde dünya konjonktürün elverişliliği ve ucuz uzakdoğu malları itahalatının etkisi büyüktür ..öte yandan bütçe açığındaki azalma ise ise elde ne var ne yok satılamsı özelleştirmeleri ve dolaylı vergilerdeki anormal artışlarla sağlanmıştır. Bunlar ekonominin hiçbir yapısal sorununa çözüm getiremediği gibi ülkede üretimin pahalı hale gelmesi ile dış dünya ile rekabeti kötüleştirmiştir. Ayrıca kamu borç yükünde görünmeyen ama giderek büyüen bir kalem de hazine garantili borçlardır ki ileride büyük soruna yol açacağı aşikardır.

    YanıtlaSil
  14. Hocam merhaba yazılarınızı sabırsızlıkla bekleyen biri olarak bazı şeyleri merak ediyorum enflasyon oranının yüzde 100 lerin üzerinde olduğu bir dönemi algılayamıyorum. Bu durumda memur zamları nasıl yapılıyordu? Ayrıca bu enflasyon oranı nasıl düştü?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Memur maaşları avans ve imf paralariyla

      Sil
    2. Hazine çok yüksek miktarda borçlanıyordu, sonunda 2001'de o sistem iflas etti. Bununla birlikte % 100 enflasyon dönem sonlarına denk gelmiş olmakla birlikte genellikle bir veya iki ay sürüyor sonra tekrar düşüyordu. Gerçi düştü yer de yüzde 80'di. Memurlara da aynen o kadar zam yapılıyordu.

      Sil
  15. Hocam hep diyoruz IMF'ye borcumuz kalmadı diye. Hatta borç verir duruma geldik diyoruz. Bunun sebebi kamu dış borç stokunun düşmesiyle mi alakalı?.
    Ama diğer yandan bakıyorum özel kesim dış borç stoku ciddi biçimde artmış. Şimdi IMF'ye borcumuz kalmadı muhabbeti ne kadar gerçekci?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ziraat bankasindan 5000 TL kredi almistin diyelim. Bankaya 5000 TL borcun vardi. Gittin Yapi Kredi bankasindan 5000 TL borc aldin Ziraat'e borcunu odedin. Artik Ziraat'e borcun kalmadi, borcunu kapattin. Simdi bu hic borcun yok mu demek? IMF'ye borcumuzu kapattik ama yerine Deutschebank'dan, Commerzbank'dan borc aldik. Olay bu.

      Sil
    2. O zamanlar Deutschebank ve Commerzbank borç vermediği için IMF den alıyorduk(Her türlü müdahil şarta boyun eğerek),verselerdi IMF den almazlardı, bunuda hatırlatayım

      Sil
  16. Selsm Hocam İşsizlik rakamlarında yanlışlık var galiba 1994,1998.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet hatalı girmişim. Düzelttim, çok teşekkür ederim hatırlatma için.

      Sil
  17. Aradaki fark eskiden esnaf tüccar üretici kazanıyordu şimdi bankalar memurlar siyasetçiler tüketiciler kazanıyor , üretici gitti tüketici geldi ha bunu da söyleyeyim üretici kazandığı parayı ön uç yılda tüketici nüfus yedi bitirdi artık parada kalmadı kimsede sonuç bu

    YanıtlaSil
  18. Hocam , gerçekten çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  19. Hocam kaleminize sağlık.
    Benim yazınızla alakasız nacizane birkaç sorum olacak. Enflasyon süreçlerinde paralar değer kaybederken,negatif faizin uygulandığı deflasyon sürecinde ise kağıt paralar değer kazanır mı deflasyonun temel sebebi nakit sirkülasyonunun sağlanamaması mıdır? Ve deflasyon süreci bir kısır döngü müdür, çıkılmasının mümkünatı yok mudur ? Son sorumsa IMF'nin bugünlerde tartıştığı ''The Big Reset on World Economy'' hakkında ki düşünceleriniz nelerdir.
    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Deflasyonda para değer kazanır çünkü fiyatlar düşer. Dolayısıyla elinde para olanın satınalma gücü artar.
      Defalsyonun birçok nedeni olabilir. Asıl nedeni insanların para harcamak istememesi ve dolayısıyla talebin düşmesidir. Talep düşünce arz da düşer ve ekonomi küçülmeye başlar.
      Deflasyondan çıkmak mümkündür. 1929 bunalımından Keynesyen politikalar uygulanarak (kamu harcamaları artırılıp vergiler düşürülerek çıkılmıştır.)
      Dünya ekonomisinde reset yapılabilmesi için yeni bir model ortaya konulması, yeni kurallar ve standartlar konulması ve herkesin buna uymayı taahhüt etmesi gerekir. Aksi takdirde IMF'nin bu yaklaşımı da bütün ötekiler gibi parlak bir söz olarak tarihe geçer.

      Sil
    2. ''yeni kurallar ve standartlar konulması ve herkesin buna uymayı taahhüt etmesi gerekir'' buradaki herkesden kastınız bankalar, merkez bankaları ve finans sektörünü işgal eden ulusüstü şirketler yanılmıyorsam, yoksa halklar küçük esnaf da buna dahil mi? Anlık bir resetten ziyade kademeli bir sistem değişikliği mevzu bahis değil mi hocam? Japonyada gençlere tüketim artsın diye garib garib kuponlar dağıtmalar,2013 de bitcoin'in 15 dolar seviyesinden başlayıp aynı yılı 900 dolardan kapatması, Dijital cüzdanlar, Avrupa'nın '500 avro yu tedavülden kaldırsak mı' demesi ve bu tür olayların artması .... Bütün bunlar beni dünyada nakit parayı istemeyenler olduğu görüşüne sevkediyor ve sanal parayı ön plana çıkarıyor
      Bir diğer mevzu ise örneğin %15 gelir vergisinin kalkması. Eğer bu vergi kalkar ise hanehalkında daha çok tüketim oluşturulabilir devlet zaten herşeyden en kötü %8-18 kdv alıyor o para bununla absorbe edilemez mi? Eğer ediliyorsa devletimiz neden ısrarla zavallı memurun öğretmenin ve alt gelir gurubunun gelir vergisini kaldırmıyor sizce?

      Sil
  20. FED FOMC, “Federal Açık Piyasa Komitesi” toplantı tarihleri:
    14-15 Haziran 2016
    26-27 Temmuz 2016
    20-21 Eylül 2016
    1-2 Kasım 2016
    13-14 Aralık 2016

    YanıtlaSil
  21. Ah hocam ah, şu an ekonominin başında siz olsanız her şey çok daha güzel olacaktı. Umarım sizin gibi doğru düşünen kişiler bir an önce başa geçer. Yoksa işimiz zor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emin olun olmazdı. Bu işi kişilerle ilgili değil, sistem meselesi.

      Sil
    2. Öyle diyorsunuz da, sistemi yapan da sürdüren de yıkan da insan, uzaylı değil.

      Sizin gibi ehil kişilerin sorumluluk almaya hiç yanaşmaması, zaten bozuk sistemi daha da kötüye götürmez mi?

      Yanlış anlamayın ama kaçma durumu yok mu?

      Korkarak kaçmayı kastetmiyorum, mücadele etmeyi istememekten kaynaklanan kaçma durumundan bahsediyorum?

      Sil
    3. Mesele sistem meselesi değil.

      Mesele sorumluluk almayı istememek.

      Mahfi Eğilmez gibi işin uzmanı kişiler, sistemi değiştirmek için sorumluluk almayı istemediği sürece, ülkemiz karanlığa hapsolacak!

      Gidişat bu, kızmayın hemen...

      Sil
    4. Teşekkürler hocam.AKP'lilere net yanıtımız hazır artık. umarım muhalefet başkanlarıda okur ve değerlendirirler!!sağlıkla ilgili harcanan para çok yüksek ama parayı nereye harcadığınız önemli.sistem değil tam kaos..harcamanın yarıdan çoğu endikasyonsuz uygulamalara..iyi insanları kötü yapan,denetimsiz, popülizmin tam kendisi yaşadığımız..saygılar..

      Sil
    5. Adsız 21:21
      Kızmam ama gerçeği söylemem lazım. Ben hayatımın her döneminde sorumluluk aldım. Maliye Müfettişliğiyle başlayıp Daire Başkanlığı, Genel Md Yardımcılığı, Gn. Md lük, Müsteşar Yardımcılığı ve Müsteşarlık olmak üzere her kademede görev yaptım sorumluluk aldım. Müsteşarlığım sırasında hükümet söz verdiği yapısal reformlara girişmeyince de istifa edip ayrıldım. Şimdi de bildiklerimi anlatarak bu topluma karşı hissettiğim sorumluluğu bilgi paylaşarak ödemeye çalışıyorum.
      Ama sorumluluğu siyasete girmek olarak alıyorsanız ben o işte yokum. O iş bana göre değil. Ayrıca burada yaptığım işin çok daha yararlı olduğunu düşünüyorum.

      Sil
    6. Bence olayı sorumluluk almamak olarak yorumlamak mantıklı bir yorum tarzı değil. Hepimiz faydalı olup sistemi değiştirebiliriz kendi alanlarımızda bunun yolu sadece politikadan geçmiyor. Amaç önemli,hangi yolla ve yöntemle değiştirme çabası içinde olunacağı kişinin kararına kalmıştır ki mahfi hocam da bu yolu seçmiştir. Iyi ki de seçmiştir kaleminize kuvvet hocam.

      Sil
    7. Hocam sorumluluk aldığınız dönem hangi hükümet zamanındaydı, gerçi çok önemli değil AKP hükümeti dışındaki tüm hükümetler söz verdikleri reformları gerçekleştirememiştir 35 yaş üstü herkez bu duruma canlı şahittir. Hocam şundan çok eminim ki eğer sorumluluk aldığınız dönem AKP hükümetine denk gelseydi istifa etmek zorunda kalmayacaktınız

      Sil
    8. O kadar emin olmayın. O dönemde yapılamayan yapısal reformlardan sadece birisi yapıldı: Bankacılık reformu. O da krizin ve IMF'nin zorlamasıyla. Ötekilerin hiçbiri bu dönemde de yapılamadı.

      Sil
    9. Merhaba Hocam,
      Bir mahzuru yoksa hangi yapısal reformlardı anlatabilir misiniz?

      Saygılar,

      Sil
  22. Hocam 2003 öncesi krizler yurt içi kaynaklı. Halbuki 2003 sonrası krizler bilhassa 2008 krizi yurt dışı kaynaklı. Bir yorumunuzda da AKP 2003-2009 arası başarılı sayılır demişsiniz. Bu durumda 2009 krizini de AKP çıkarmadığına, bu kriz yurt dışı kaynaklı olduğuna göre, 2009 krizinin ardından ortaya çıkan geri gidişten AKP'nin sorumlu olmadığı söylenemez mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki söylenebilir ama bu bizim üzerimize düşenleri yapmadığımız gerçeğini söylemekten alıkoymamalı. Sorumluluğu başkalarına atarsak durumumuzu düzeltemeyiz. Bana Türkiye'nin kaderini değiştirecek biçimde yapılan bir tek eğitim reformu hamlesi gösteremezsiniz. Eğitimin temeline bilimi, sorgulamayı, analizi koyamadığımız sürece araştıran bulan insanlar yetiştiremeyiz. Bir toplum buluş yapamıyorsa ileri gidemez. Krizler gelir geçer ama aynı durum sürer gider. Menederes'in de, Demirel'in de Özal'ın da ilk 5 - 6 yılı başarılıydı. Sonra? Sonrası yok. Niye yok? Çünkü bilime dayalı eğitim yok.

      Sil
    2. Türkiye'nin kaderini değiştirecek tek bir eğitim reformu hamlesi gösteremezsiniz demişsiniz. Bunu demek için gündemden uzak yaşıyor olmak gerekli. Eğitim konusunda güzel reformlar yapıldı artık ortaokul çağındaki gençlerimiz bile muhteşem buluş ve fikirler ile TÜBİTAK'ın kapılarını aşındırıyorlar. Siz olaya yanlı baktığınız için göremiyor olabilir misiniz? Bakın bunlarda örnek projeler;

      http://www.cnnturk.com/turkiye/tubitak-yarismasinda-kansere-karsi-dua-projesi

      http://t24.com.tr/video/tubitak-bilim-senliginde-kavanoz-deneyi-kotu-soz-soylenen-peynir-kuflendi,2084

      Bunların temelinde eğitimde yapılan reform yatıyor. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz fakat bunlar bal gibi de reformdur. Sizin düşünceniz şuna benziyor; İranda' ki İslami devrimi sosyalizm devrimi olmadığı için devrimden saymamak gibi.

      Sil
  23. Dünya ekonomisi içerisindeki görece yerimizi korumusuz ancak. 2001 krizi olmasaydı herhalde AKP iktidara gelemezdi. Koalisyonlar devam etseydi bunu bile becerebilir miydik, o da ayrı bir spekülasyon konusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmiş trende bakılınca koalisyonda da tek partide de durum pek değişmemiş görünüyor. Sadece yeni bir organizasyon ve teknolojik gelişmenin bize yansımasıyla sağlanmış bir takım başarılar var.

      Sil
  24. Cok guzel yazi ve veri kullanimi, cok tesekkurler. Yukarida AKP'nin ekonomi politikasini "2003-2009 arasinda basarili" diye nitelediginiz icin soruyorum: bu erken donem basarinin ne kadari 2001 krizi sonrasindaki Dervis reformlari sayesinde, ne kadari hakikaten AKP politikasi sizce?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu tam olarak ölçebilmek çok zor. Ama 2003 - 2009 arasındaki başarının önemli bir bölümü kuşkusuz IMF destekli güçlü ekonomiye geçiş programı ve 45 milyar dolarlık IMF desteğiyle olmuş görünüyor.

      Sil
  25. Hocam iyi akşamlar. Paranın bol olduğu bir döneme denk gelmeleri nedeniyle, Başarılı olduğu kadar şanslı da diyebilirmiyiz 2003-2009 dönemi için.Saygılarımla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kaç alanda şans söz konusu: (1) Ekonominin krize girmiş olması (insanları yeni gelene destek olmaya itti) (2) IMF programı ve 45 milyar dolarlık destek (3) Küresel konjonktürün çıkış evresinde olması.

      Sil
  26. eskiden akp oncesi 90li yillarda is bulamayan cok az insan vardi. Hem sanayi hem tarim hem hizmetler hem de insaat sektorlerinde. Is bulamayan adam da issiz kalan kisiler: hakikaten hic ama hic bir yetenegi olmayan ne egitim ne okuma yazma ne kalfalik ciraklik gecmisi ne de bir akademik egitimi olmayan insanlardi. Bunlar bile kentlerin mahalle aralarindaki tekstil konfeksiyon atolyelerinde dolgun ucrette ekstra mesai saat yaptiklarinda da double paraya calisabiliyor calismak isterlerse bu yerlerde kolayca de is bulabiliyorlardi. canlari sikildimi begenmeyip birakip baska atolyede tecrubeli olarak calisabiliyorlardi.

    Ogretmenlerin atanama diye bir sorunu yoktu.Atanamayan ogretmen sifat cumlesi diye bir kavram hic yoktu!!

    Duz Lise mezunu olup da hic bir yetenegi olmayan her girdigi iste kahve isletmeciligi pazarlamacilik da tutanamyan bir akrabam "1992de lise mezunu olarak bankaya girdi ve mufettislikten gecen sene emekli oldu"- gunlerini yazliginda konu gelip soruldugunda simdiki genclere acimakla geciriyor!-

    Pek fazla nam yapmamis is alani gorece dar muhendislik dallarindan cikanlar tektil, gida muhendisleri vs is bulabiliyordu. ziraat muhendisleri 90li yillarda issizlikle ozdes tutulurdu bilenler bilir onlar bile bir kararname ile kadrolu ogretmen olarak ilkokullara atandilar.

    Simdilerde universite kalmak icin tabiri caizse onbin takla atan aldigi skorlarla neredeyse harwardda master yapacak seviyede skorlarda azimde olan insanlar universite asistan kadrolarina basvuru yogunlugu ve kadro darligindan asistan olamazken o donemleerde hocalar asistan bulamiyoruz en iyi en yetenekli ogrencilerimizi sirketlere piyasaya kaptiriyoruz asistan maaslarinin piyasa kosullarina endekslensin derlerdi gazete arsivleri ortada!!!!!

    Her sey ortada simdi ise tam tersi ne usta cirak iliskisi kaldi ne okulun bir itibari ne de hic birsey kalmadi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugune kadar okudugum en dogru yorumlardan biri tesekkurler adsiz. Ayrica o gunleri hatirlayip nostalji de yapmis oldum. Her kelimesine katiliyorum. Selamlar.

      Sil
    2. eyvallah gozum. Bahsettigim durumlar gercektir. Inanmayan inanmakta tereduut eden yasi basi yetmeyen Gazete arsivlerine bir zahmet baksin diyecekleri bizim medya yalancidir dogru e o zaman o yillari yasamis o yillarda egitimli olsun egitimsiz olsun birer yetiskin olan yakin cevrelerine bir goz atmalarina ve onlarla komusmalrinda fayda goruyorum. Tek soru sormalari kafi o yillarda is hacmi nasildi is bulma vs..

      Bu arada belirtmekte ve eklmek de yarar var. esnaftan hic bahsetmedik.O yillarda esnaf hangi is yapan olursa olsun bakkalindan kasabina sarkuterisine hirdavatcisina butikinden serbest muhasebecisine otobus seyahat firmasindan laleli esnafina hatta sokaklarda demir alo diyenden plastik kap kacak lahmacun seker satana kadar herkes iyi kotu gecinir bir birikim yapardi. Hatta memurlar esnaflara ozenirdi bizden daha iyi kazaniyorlar diye tabii kucuk esnaf simdiki gibi her mahallede acilan avm lerle yarismiyordu. hatta bir bakkal tanigim mahallemizde cocuklar icin onlar benim gozum ekmegim nimeti velim diyordu.(simdi sokaklarda cocuk da kalmadi oynayan bakkallarin sokak saticilarin goz nuru olan)

      kisaca esnaf is yapiyordu hatta yanlarinda en az bir orta kucuk bakkalin iki tane ciragi vardi 65m2lik yerlerde oto tamircileri yanlarinda en az 2 kalfa olmak uzere 5tane de cirakla ekmek ve meslek egitimi veriyordu.
      simdi okumayan da bosta serserilik yapiyor okuyanda twitterde sosyal koselerde hayata kahrediyor !

      Sil
    3. Sayın adsız sizin bahsettiğiniz dönemlerde türkiye kapitalizm ile tam anlamıyla tanışmamıştı. Bir nevi kendi yağında kavrulup gidiyordu , mahallede bir kahvehane vardı akşamları erkekler burda toplanıp cay kahve sohbetle vakit geçirirdi . Bu kahvehaneye gelenlerin büyük çoğunluğu yürüyerek bir kısmı bisiklet ve motorla az bir kısmı TOFAŞ'ın kuş serisi araçlarıyla bir Almancı abide mercedesiyle gelirdi. Sonuç herkez bu kahvehaneye gelirdi çünki başka alternatifleri yoktu. Sımdı aynı ilçede yine o kahvehaneye gıdenler var fakat büyük çoğunluğun eğlence anlayısı degisti çünkü alternatifler coğaldı yada aldığı son model araba cep telefonu veya beyaz esyasının taksıdını odemekten evden çıkamıyor. O donemde araba almak için kredi çekebilirmiydiniz hayır ,kredinin ne oldugunu böle bılmıyorduk sadece kazandıgımız kadar harcıyorduk cıftcı bır arkadasın sözünü hiç unutmam. Her sene 10 dönüm domates ekerdık Allah bereket versın ıyı para kazanırdık sonra damla sulama çıkmış gittik ondan aldık 10 donum tarla 2 mıslı ürün verdı sevındık ıkı kat para kazanacagız dıye fakat tuccar gelıp gecen seneki fıyatı verdi sebebi herkezın ürünü ıkı kat verım vermıs. (Arz talep ) bır sonrakı sene çiftçi biz para kazanamıyoruz dedi kazanamama kriteri verimin dusuk olduğu donemlerdeki kazançı yine arz talep ama biz onu anlayamadık. Yada anladık ama Nasıl çözüm üreteceğimizi bilemedik , devlet süt yemi ekimini desteklemek için tarla basına tesvık verdı tarlası bosta duranlar bile tesvık almak ıcın basvurdu sonra devlet uyandı sute destek verecem hatta sogutma tankına koyarsanıs onada destek verecegım dedı köydekı herkez ınatla birlesip köye bır sogutma tankı kuralım demedı dıyenlerde bu koperatıfın baskanı kım olacak dıye kavgaya tutustu. Bunu becerebılen sayılı köyler ınanılmaz sevıyeye geldi sımdı kendı peynırlerını uretıyor. 1 televızyon kanalından sayısız kanala gectık bu kanallarda sayısız dızıyı ızleyen genç beyınler yasadıgı hayatla dızıdekı hayatları kıyaslayınca bu işin köyde olmayacagına karar verdi ıkı secenegı var ya memur olacak yada sehre göçüp çalışacak suanda köyde kız verme kriterlerinden birinin sehre taşınırsan kızımı verırım oldugunu bılıyormusunz. Muhendıs doktor avukat olmak zordur çünkü unıversıte kısıtlı talep çok hükümet ne yaptı madem halk istiyor bizde Kars'a bile hatta her ılceye bıle hukuk muhendıslık tıp bölümü acarız ne olacak dedi . Tarımı bırakıp malı mülkü satan cıftcı sehre goctugunde önce basit ıslerı kurdu lokanta bakkal vb. Kırsaldan sehre göç konut ıhtıyacını arttırdı merkezlere uzak konutlar araba ulasım ıhtıyacını arttırdı. Konut cılgınlığını gören sanayıcı ana faaliyet alanını bırakıp müteahhitliğe soyundu. Sonra dedıkkı nerde o eskı bayramlar ama her bayram tatıle veya yurt dısına gıtmekten geri kalmadık. Sanırım lafı çok uzattım sunu demek ıstıyorum degısen ve gelışen dünyaya uyum sağlama aşamasındayız ögrenecegiz çinde 20 metre kare odalarda yasayan aıleler var yuzbınlerce , 2016 yapımı amerıkan fılmlerını dıkkatli izleyin bazı ofıs ortamında cekılen sahnelerde tüplü bılgısayar monitörleri goreceksınız azda olsa ama bızde sanırım bunu satan mağaza bile kalmadı eskıden bır kışı çalışır 4 kısı yerdı maalesef artık öyle bır dünya yok . Arz talep her zaman çalışır bireysel tüketimdeki arz talep döngüsü kuyruğunu yakalamaya çalışan köpek misali ne kadar hızlanırsanız hızlanın asla yetişemezsiniz tek çözüm ihtiyac kadar tüketmek tabı bu cozum bıreyler ıcın. Herzaman hükümeti salt doğruları yapmakla görevli ailesine sahip çıkan bir baba gıbı görüyoruz. Ama gercek bu deıl hükümet senın en çok istediğini yapar senin için en faydalı olanı değil çünkü varlığını sürdürme kaygısı var sen isteklerine dikkat edersen belki birşeyler değişebilir. Birde böle bakalım isterseniz

      Sil
    4. Katiliyorum bahsettiklerinize. Turkiye o donemde kapitalizmle tanismisti neoliberalizmle tanismamisti.Hatta kuresellesme kavrami siyaset diline 1997lerde girmistir.90lardan bahsedecek eger Burada uzun uzun yazacak degilim uzarsa Konu insani iliskilere kadar getirebilirz sayet devam gider.

      Her sey urettigin kadar tuketmek urettigini de verimli sekilde adilce uretmekle mumkun. Zaman degisti biz zamana gore kendimizi olumlu yonde degistirdik mi onu sorguluyorum. Hayir ne yaptik kredi karti ile fiyaka yaptik. Imalat sanayisine deger vermedik.Ronesanstan bu yana faydasi bilinen usta- cirak egitimini iliskisini gelistiremedik hatta yok ettik. Tarima deger vermedik nerede gap kop! Koylerimizi insasizlartirdik. Emekli bahcesi yaptik tarlalari. Kentler zaten malum istanbul gibi bir kentte verimli sekilde imalat dagitim pazarlama yapilabilir mi?Bir defa trafik sorununu nasil cozeceksin. Ona bagli zaman ve insan motivasyonunu. Kisaca Turkiye kotu yonetildi. 90larin iyi yonu Kayip yilllar soylense de uretimin dagitimin istihdamin oldugu yillar olarak hatiralarda kalacak. Bunu hangi iktisadciya sorsaniz ayni cevabi verecegimden hic kuskum yok. Evet philips egrisi isloyordu evet egitimli insana cok ihtiyac vardi evet usta- cirak iliskisi icerisinde bir mesleki erbablik ve egitim disiplin vardi. Evet populizme dayali piyasada bol keseden destek alimi taban fiyat ve "sosyal olmayi boyle basaran bir devlet buna bagli dusen issizlik yukselen is hacmi vardi" vardi da vardi. Benimkisi sadece sualleme

      Sevgiler esenlikler

      Sil
  27. Hocam merhaba Akp iktidarının 2003 yılından buyana yapmış olduğu özelleştirmeden elde ettiği gelirle başarılı olduğu bütce açığının finansmanındaki görüşleriniz nelerdir.. sayg

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke bu gelirlerle işler düzeltilirken yapısal reformlar da yapılsaydı. Çünkü bundan sonra ihtiyaç duyulduğunda özelleştirilecek pek bir şey kalmadı.

      Sil
  28. Hocam esas sorulması gereken, bu kadar net ifade ettiğiniz yalın gerçekler nasıl olur da insanlardan bu kadar gizlenebilir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsanlar bu gerçeklerin gizlenmesini talep ediyorsa gizlenebilir.

      Sil
  29. Hocam, siz zaten o mevkiilere gelmişsiniz de; çalıp çırpıp etrafınızdakileri de nemalandırmadığınız için diskalifiye olmuşsunuz.


    Bir de kendiniz istifa etmişsiniz; arkanızdan göbek atmışlardır, sizin yüzünüzden götüremedikleri için beddua bile etmişlerdir.

    Nereden biliyorum.... Bildiğimden diil, insanlarımızı tanımışlığımdan anlatıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır öyle olmadı. Ben istifa ettiğimde el üstünde tutuluyordum ve zamanın başbakanı istifamı geri aldırmak için çok uğraştı. Ama yapısal reformları yapacakları güçleri yoktu. Ben de o nedenle istifa ettim.

      Sil
  30. Hocam sayenizde ekonomiyi biraz biraz öğrenmeye başladım.:) Bir de bana AKP döneminde yukar da ki verileri de dikkate alarak kişi başı milli gelirin 3.000 dolardan 10.000 dolara nasıl yükseldiğini anlatsanız lütfen

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam daha iyi anlatır mutlaka ama ben merak edip kişi başı artışlara baktım; Çok yükselen bir şey yok, düşen USD değeri var sanki. Yoksa kandırıldık mı :)
      Bizim ligdeki ülkelerden birkaç örnek ;
      Çin 2002:1.138 USD , 2015:8.280 USD (7.3 kat yukselis)
      Arjantin 2002:3.111 USD, 2015:13.428 USD (4.3 kat)
      Rusya 2002:2.380 USD, 2015:8.448 USD (3.5 kat)
      Endonezya 2002:1.003 USD, 2015:3.416 USD (3.4 kat)
      Brezilya 2002:2.864 USD, 2015:8.802 USD (3.1 kat)
      Peru 2002:2.095 USD, 2015:5.638 USD (2.7 kat)
      Turkiye 2002:3.522 USD, 2015:9.290 USD (2.6 kat)
      Tayland 2002:2.215 USD, 2015:5.426 USD (2.6 kat)
      Polonya 2002:5.195 USD, 2015:12.662 USD (2.4 kat)
      Kolombiya 2002:2.370 USD, 2015:5.687 USD (2.4 kat)

      Not:2015 verisi Kasım2015 itibariyle IMF tahmini

      Sil
  31. Hocam selamlar merkez bankası yazılı sınavları için bildiğiniz ileri düzey türkçe makro iktisat kitabı var mıdır? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet var hocanin kendi kitabi. Cok guzel tavsiye ederim.

      Sil
    2. Teşekkür ederim.
      Brian Snowden'in Makroekonomi kitabı iyi bir kitap (Türkçesi var.)

      Sil
  32. hocam, 90'lardaki ekonomik düzen 2001 kriziyle Atatürk cumhuriyetinin yıkılmasıyla sonuçlandı.Ayrıca AKP hem cari açığın hem özel sektör borcunun kontrolünü hiç kaybetmedi yani 1994 ve 2001 gibi büyük çoküşler olmadı olsaydı zaten iktidardan düşerdi.1990'lar Türkiye'nin en büyük partisini yani merkez sağı tarihe gömdü zaten bu yüzden AKP var.

    YanıtlaSil
  33. Hocam paylaşımınız için teşekkür ederim. Fakat yaşı o günlerin ekonomik psikolojisini anlamak için yeterli olmayanlar için iki dönemin arası sanki birbirine çok yakın gibi görünebilir. Fakat tablodaki enflasyon farkı iki dönemin en önemli farkıdır. Eski dönemin büyüme oranları yüksek enflasyondan kaynaklanıyordu. O zamanlar kimse önünü göremez, herkes dolar ve mark biriktirirdi. Ekonomik rezilliğin, IMF'den borç karşılığında yapılan siyasi taklaların da anlatılması gerekir diye düşünüyorum. Yaşayanlar aradaki uçurumu daha iyi hissediyorlar. Gençler de iyi araştırarak aradaki farkı anlayabilirler. Yoksa birbirine benzer görünen bazı tablolar göstererek doğruların gizlenmesine (o zamanları yaşamış) kimse razı olamaz.
    (Yorumlarda hep olumlu açıklama gördüm, dayanamayıp bu yorumu eklemek istedim. Yayımlamanız dileğiyle teşekkür eder, saygılarımı sunarım)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi ettiniz. Her dönemin kendisine göre üstünlük ve zaafları var. Bazen ekonomi iyi gider, bazen sosyal yaşam. Geçim derdinde olan bir toplum bu derdi çözmüş görününce yaşamdaki bütün sorunlar çözülmüş gibi görünür. Ama insanların karnı doydukça başka alanlara merak sararlar.

      Sil
  34. hocam arada pek de bi fark yoksa kasım 2002'deki magnitude 8,4 neydi sayın hocam?

    YanıtlaSil
  35. Emeğiniz için elinize sağlık hocam. Bir sorum olacak. Milli gelirde baz yıl 1998 ve fiyatlar genel düzeyinde baz yıl 2003 olarak değişti yanılmıyorsam. Bu değişiklikler bu tablolara yansıtılmış şekilde mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet, geriye doğru düzeltme yapıldı.

      Sil
  36. Yorumlara bakınca ekonomik değilde bakış tarzından sıkıntılarımızın olduğunu düşünüyorum. Herkez renkli bir gözlük takmış kimininki sarı (AKP) kimininki kırmızı (CHP) vs.. öyle yorumluyor herşeyi. Öyle yorumlar varki yaşı kurunun yanında acımasızca yakmış. Yorumlarını yazanlar az düşünseler eleştirdikleri kişilerle aynı kafa tarzında olduklarını görecekler.

    Hocam sizi yıllardır takip ediyorum. Çok çok seviyorum. Çokta yararlı buluyorum. Bu seferki yazınız %60 olmuş %40 olmamış bence. Siz objektif bir insansınız ama sanırım bu sefer subjektifliğin kokusunu aldım yazıda. Yorumcular da bayağı nemalanmış.

    Not hiç bir partiyi hiç bir kişiyide tutmuyor, savunmuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazımda kullandığım veriler tümüyle resmi veriler. Grafikleri de o verilerden çıkardım. Subjektifliği nasıl çıkardınız bilemedim. Yani mesela verileri eğip büksem haklısınız diyeceğim. Ama tamamen hükümetin yayınladığı ve IMF'nin de oradan aldığı verilere dayalı objektif bir analiz yaptım burada.

      Sil
    2. Yunus bey verinin % 60 veya % 40 ı olur mu ? veri veridir.Hocam net bir sekılde siyasi bir yorum olmadan tablo koymus onumuze.
      Hocamızın hic bir siyasi gorusu yok yazıda .Lutfen bir daha okuyunuz.Burada siyaset konusmuyoruz veri konusuyoruz Konustugumuz doneme o parti veya su parti giriyorsa o partinin problemi bu.
      Yapmasaydı o zaman bu negatif sureci.Hocam yorumlarında 2003 ve 2009 icinde ayrıca olumlu bir donem demis ve o yıllarda yapısal bir reform olsaydı zıplama olurdu demis.Ama sonrasında zıplama degil 2009 dan sonra cokme devri basladı.Borcluyuz kısaca millet olarak sonuna ! kadar borcluyuz.Daha belirgin bir veri yok .

      Sil
  37. Türkiye'nin dünya GYSH'sinden %1,4 pay aldığını ve bunu yıllar içinde değişmediğini, buna karşılık G.Kore'nin payını arttırdığını belirtmişsiniz. Elinizde bu şekilde bir dünya sıralaması var mı? Özellikle 1990-2015 karşılaştırmasını görmek güzel olurdu, sıralamada nereden nereye gelmişiz. Dünyanın 18. büyük ekonomisiyiz diye üstün başarı hikayeleri yazmaya çalışanlara göstermek için iyi olurdu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu daha önce yayınladım. Türkiye 50 yıldır hep aynı yerlerde. Dünya sıralamasındaki yerimiz 16 ile 18 arasında değişiyor.

      Sil
    2. Tüm ülkeler olmasa da önde gelen ülke verilerini spk aylık olarak yayınlıyor, linkten ulaşabilirsiniz;
      http://www.spk.gov.tr/apps/ad/AylikPeriyodikDokumanlar.aspx?pdt=PERD02&submenuheader=-1

      Sil
  38. asıl sorun hayalperest bir toplum olmamızda! Gerçekleri sevmiyoruz çünkü can sıkıyorlar! Şimdi bana bir masal anlatta şu kederli tabloyu hafızama gömeyim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru. Sorumluluğu başkasında arayan, kendi hatasını kabul etmeyen, o nedenle bir türlü kendisine çeki düzen veremeyen bir toplum.

      Sil
  39. hocam şu haber doğru mu? http://www.memurlar.net/haber/587812/

    maastricht kriterlerinde yüzde 60 olan sınır bizde yüzde 8 mi? burada kamu brüt borç oranına mı bakılıyor yoksa kamu net borcuna mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazı doğru ama Maastricht kriterinde kamu net borç yüküne değil AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Yüküne bakılıyor. Onun da oranı 2015 sonu itibariyle yüzde 32,9.

      Sil
  40. Hocam,Türkiyenin kendi icinde bulundugu jeopolitik riskler ve terör sorunu gibi olayları hesaba katarak baktığızda;son yıllarda azalan bir seyir izlese de bazı ekonomik verilerde artış(iyileşme) gözleniyor.bu şartlar altında hiç değilse daha kötüye gitmiyor işler.diyerek başarılı kabul edebilirmiyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edebiliriz belki ama bu bizim yapısal reformları yapmayarak, eğitimi bilim temeline getirmeyerek günü idare ettiğimiz gerçeğini değiştirmez.

      Sil
  41. Hocam Merhabalar
    büyüme ve cari açık ikili dip formasyonu yapmış hedef 2023 olabilir mi? nedersiniz... saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyüme ve cari açığı teknik analizle açıklamak pek mümkün değil.

      Sil
  42. Merhaba
    Konuştuğu dili yazamayan insanların bulunduğu bir ülkede ekonomi nasıl olacak?
    Serdar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nasil olacak, surundugunu anlamayip zenginlesiyoruz sanip mutlu olan insanlarin ulkesi olacak.

      Sil
  43. Hocam hayatla mücadele ruhunuza hayranım, bezmemeyi, yılmamayı nasıl başarıyorsunuz? Ben 30 yaşındayım, AKP iktidara geldiğinde 17 yaşındaydım, şu geçen 13 seneden sonra bu yaşımda hayattan bıkmaya başladım. 19 yaşında üniversiteye başladığımda ne umutlarım vardı, acaba çok mu şanssız bir döneme rastladık, yoksa hayatın tamamı böle saçma mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Albert Camus, yaşamın tümüyle saçma olduğunu söyler. Sonlu olan bir yaşam saçmadır. Bazen yaşamı saçmalıktan kurtarmak insanın elindedir bazen değil. Bizim buralarda yaşamın saçmalığına siyasetin eklediği devasa saçmalıkları da düşününce evet yaşam saçmadır demek mümkün. Ben yazarak, derdimi kağıtlara dökerek saçmalıktan kaçmaya çabalıyorum. Siz de bir hobi edinin ve en azından sevdiğiniz işi yaparak bu saçmalığı en aza indirmeyi deneyin.

      Sil
    2. Hocam çok güzel bir yorum olmuş, teşekkür ederim. Sizin bu derin ve bilgesel yönünüzü seviyorum.

      Sil
  44. hocam merhaba , Türkiye de üniversite ve sanayinin birlikteliği ve arge innovasyon konusunda düşünceniz nedir . üretim sanayisine geçiş te filizlenme görüyormusunuz.tesekkürler

    YanıtlaSil
  45. Çok guzel bir animasyon/graph > http://www.gapminder.org/tools/bubbles#_

    YanıtlaSil
  46. Bu da bir başka güzel çalışma. http://www.economist.com/blogs/graphicdetail/2015/03/daily-chart-2?fsrc=scn/tw/te/dc/revengeofthenerds

    YanıtlaSil
  47. hocam 2009-2013 dönemimden sonra 2008 fed krizinin etkisi ve haliyle bizi de etkiledi yani kriz teğet falan geçmedi kapitlizmde artık eskisi gibi değil 1974 krizinde marxı reddedenler 2008 krizinde kapitale bakmak zorunda kaldılar ve haliyle bugunku kapitalizm post kapitalizm olarak adlandırılıyor.

    YanıtlaSil
  48. Hocam bir doğru iki yanlışı götürür mü! Ya da tersi mümkün mü!

    YanıtlaSil
  49. Sayın hocam yazının bazı çok önemli noktaları kaçırdığı kanaatindeyim. Son 100 yıl içindeki en büyük ikinci ekonomik krizin yaşandığı ve bu krizden en fazla etkilenen ülkelerin ana ticaret partnerimiz olan AB ülkeleri olduğu, ayrıca yine komşu ülkelerde son 100 yılın en önemli iç karışıklıkları olduğu ve 5-6 yıldır böyle bir ortamın içerisinde yer aldığımız gerçeği iki dönemi karşılaştırırken analizlere dahil edilmemiş.
    Ayrıca dünya üretimindeki paylar üzerinden karşılaştırmalar yapılırken başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asya ülkelerinin olağanüstü başarısını ve bu ülkelerin dünya sıralamalarını alt üst ettikleri gerçeği belirtilmemiş.
    IMF verilerine göre AB üyesi 28 ülkenin 1980 yılında dünya üretiminden aldıkları pay %31 iken 2012 yılında bu pay %19.2'ye gerilemiş. ABD'nin dünya üretiminden aldığı pay ise yine bu dönemde %25'ten %19.5'e gerilemiş. Sizin perspektifinizden değerlendirildiğinde ve bahsettiğim Asya ülkeleri gerçeği dikkate alınmadığında, AB ülkerinde ve Amrikada bu bu dönemde iş başına olan iktidarlar berbat yönetim sergilemiş sonucu çıkmakta. Peki bu çıkarım ne kadar doğru?

    Türkiye'yi kendi ana iktisadi coğrafyası ile kıyaslamak daha doğru bir sonuç verecektir diye düşünüyorum. Sonuçta elimizde veriler var ancak verileri bağlamdan kopuk yorumlamak yanlış sonuçlara yol açıyor.

    Sonuç olarak, son 5-6 yıldır patinaj yaptığımız zaten ortada. Bu durumun işbaşındaki AK parti iktidarının sorumluluğunda olduğu da ortada. Ancak bu patinajda hem küresel krizin hem de coğrafyamızda yaşanan iç savaşların etkisini görmezden gelmek haksızlık olacaktır.
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazı şeyler birbirini götürür. Mesela bunlardan birisi Türkiye'nin 1990 - 2002 arası dönemde iki büyük kriz yaşamış olduğudur (1994 krizi ve 2001 krizi). Bunların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi küresel krizden az olmadı. Ki 2001 krizi bir siyasal kadroyu silip atacak kadar derin oldu. İkincisi 2002 sonrasında Türkiye'nin IMF'den tarihinin en büyük mali desteğini almış olmasıdır. 1990 - 2002 arasında da IMF destekleri var ama bunların toplamı 2002 sonrasındaki destek kadar etmiyor. Üçüncüsü 2000'lerde yaşanan likidite bolluğu ve Türkiye'ye gelen rekor yabancı sermaye. Bunun itici gücü 2000'ler öncesinde yoktu. Dördüncüsü 2000'lerde Cumhuriyetin bütün birikiminin özelleştirmelere konu edilerek sağlanan gelir de 2000'ler öncesinde yoktu. Beşincisi Çin ve Hindistan'ı yanında Kore de var. Dolayısıyla bu tür uzun süreli karşılaştırmalarda bütün unsurları yan yana koyarsak aslında 2002 - 2009 arasındaki başarı burada yazdığımdan daha aşağıya düşer.

      Sil
    2. Sayın Hocam.
      Yourumumu yayınladığınız ve cevap verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bazı hususları izninizle dile getirmek istiyorum.
      1-1990-2002 yılları arasında neden krizler yaşadık? Bu krizler, bildiğim kadarı ile, uluslararası koşullardan değil tamamen kendi hatalarımız dolayısıyla gerçekleşti. Yani iş başındaki hükümetlerin bu krizlerin çıkmasında çok önemli payı var. Ancak 2002 sonrası dönemde tamamen küresel kaynaklı bir kriz söz konusu ve 90'lardaki iktisadi yapı ile bu krize yakalanmış olunsaydık sonuçlar çok daha vahim olurdu. Türkiye'nin böyle bir krizden görece sağlam çıkmış olması bence çok önemli bir başarıdır.
      2- 1990-2002 yılları arasında IMF ile yapılan anlaşmalar neden hep yarıda kaldı ve başarısız oldu? Bunun yanında 2002 sonrası döenmde IMF ile yapılan anlaşma neden başarıya ulaştı? Bu başarı ve başarısızlıkta ekonomi yönetimlarinin sorumlu olduğunu düşünüyorum.

      3- Neden 2000 öncesi özelleştirme girişimleri başarısız olurken, 20000 sonrasında başarılı oldu? Örneğin Telekom. Bu sadece uluslararası konjönktörün uygun olması nedeni ile mi oldu yoksa ekonomi yönetimlerinin başarısı/başarısızlığı nedeni ile mi oldu? Ben yine ekonomi yönetimlerinin çok önemli payı olduğunu düşünüyorum.

      4-2000 sonrası dönemde neden Türkiye'ye rekor düzeyde yabancı sermaye geldi? Bunun tek nedeni likidite bolluğu mudur? Türkiye'nin bir başarı hikayesi olması burada ne kadar rol oynamıştır? Kanımca çok önemli bir rol oynadı.

      5- Sizin de ifade ettiğiniz gibi Kore bir başarı hikayesidir ve Türkiye'ye nazaran ekonomik dönüşümünü çok daha başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir.
      Saygılarımla,

      Sil
    3. (1) Krizin içeriden veya dışarıdan olmasının çok da fazla bir önemi yok. Hatta bazen iç krizler dış krizlerden daha etkili olabilir.
      (2) Bir sistem derin bir kriz yaşamışsa halk fedakarlığa hazır olabiliyor. 2001 krizi Türkiyenin yaşadığı en derin krizlerden birisiydi ve halk her şeyi kabul eder duruma gelmişti. Hatırlarsanız kriz sonrasında ikişer kez vergiler alındı kimse gık diyemedi. Grev yapacak hal kalmamıştı ve IMF ne dediyse hepsi kabul edilip uygulandı. Geçmişteki durum böyle değildi.
      (3) 2000 sonrası özelleştirmenin başarısında tek parti çoğunluğunun yasalarda yapabildiği değişiklikler etkili oldu. Eskiden her özelleştirme kararı yargıdan dönerdi. Bunların hepsi önlendi. 2001 krizi buradaki bütün dirençleri yok etmiştir.
      (4) Bunda en önemli etken AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılmış olması ve Türkiye'nin Avrupa'ya üye olmaya yaklaştığının kabul görmesidir. 2009'dan başlayarak bu olay tersine dönünce yabancı sermaye girişi hızla düştü ve eski usul borçlanma onun yerini aldı.
      (5) Bütün bunlar AKP'nin ekonomi yönetiminin 2003 - 2009 arasında başarılı olduğu gerçeğini inkar etmemize neden oluşturmuyor. Tam tersine bunların da etkisiyle ekonomi yönetimi 2003 - 2009 arasında çok başarılı oldu. Benim söylemek istediğim şey şu. Bu başarı tıpkı Menederes, Demirel ve Özal'ın ilk 5 - 6 yılındaki gibi yeni organizasyonla sağlanan bir başarı olarak kaldı. Bu başarıyı Kore örneğindeki gibi sürdürülebilir hale getirmemiz için yapısal reformları yapmamız gerekiyordu. Maalesef Menderes, Demirel ve Özal dönemindeki aynı tuzağa düştük, siyasetin esiri olduk ve yapısal reformları yapamadık. O nedenle de başarıyı ileriye taşıyamadık. Endonezya da küresel krize yakalandı. Ama 2008'de yüzde 2 olan dünya payını 2015'de yüzde 2,6'ya çıkardı.

      Sil
    4. Yorumlardan gördüğüm kadarıyla Türkiye ve G.Kore karşılaştırması sıkça yapılmış. Merak edenler için; Prof. Dr. Alkan SOYAK bu konu üzerine birçok makale ve kitap yazmış. İncelemelerini tavsiye ederim.

      Sil
    5. Hocam teşekkür ediyorum.
      2003-2009 dönemindeki başarının ileriye taşınamamasında yapısal reformaların zamanında hayata geçirilmemiş olmasının önemli bir rol oynadığı noktasında sizinle tamamen hemfikirim.
      Saygılarımla

      Sil
  50. Hocam merhabalar elinize sağlık tekrar.Ben konudan bağımsız olarak daha önceki yazılılarınızdan kafama takılan enflasyonda baz etkisini sormak istiyorum.Sizden rica etsem bu konuyu küçük bir örnekle izah edebilir misiniz.Bugüne kadarki yazılarınız ve yardımlarınız için çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Baz etkisi; karşılaştırmaya konu olan iki dönemden ilkinde herhangi bir nedenle oran ya da sayılar üzerinde ortaya çıkan aşırı bir yükseliş veya düşüşün karşılaştırılan dönemlerin sonuçları üzerinde yarattığı etkidir. Bu etki bir sonraki döneme ilişkin karşılaştırmada ortadan kaybolabilir. Bir örnekle açıklayalım. Geçen yılın ilk aylarında kurlardaki artış sonucu Mayıs ayında aylık enflasyonun yüzde 1,5 gibi çok yüksek bir ortanda geldiğini düşünelim. Bu aylık artış, endeksi 1,5 puan artırmış olur. Bu yılın Mayıs ayında kurlar aynı sıçramayı göstermediği, başkaca da bir olumsuz etki olmadığı için aylık enflasyonun yüzde 0,5 geldiğini varsayalım. Bu durumda geçen yılın Mayıs ayına ait yüzde 1,5’luk enflasyon oranı endeksten çıkacak yeni gelen yüzde 0,5’lik oran girecek ve 12 aylık enflasyon 1 puan düşmüş olacaktır. Buna baz etkisi deniyor.

      Sil
    2. Tekrar teşekkür ediyorum hocam.Saygılar

      Sil
  51. Hocam merhaba. FED'in haziran toplantısı ile beklentileriniz nelerdir? ve olası faiz artırım kararı beklendiği kadar bizi etkileyecek mi?
    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Faiz artırımı değil de sözlü yönlendirme yapmalarını bekliyorum.

      Sil
  52. Sayın Hocam elinize sağlık. Tarihte çeşitli ülkeler dışarıdan insan kaynağı yardımı almış ve büyük fayda elde etmişler. Örneğin Amerikan Devriminde Friedrich Wilhelm von Steuben'ın rolü çok büyüktür. Osmanlı'da da Humbaracı Ahmed Paşa örnek verilebilir. Bu örneklere benzer biçimde ekonomide yapısal reformlar ve eğitim reformu için yabancı yetişmiş beyinlerden yararlanmak fayda getirebilir mi sizce? Benim gördüğüm kadarıyla bu işlerin 'know-how' ını bilen yok ülkede.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında biz bu işlere başlamışız da sonunu getirememişiz. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yurtdışına eğitime gönderilmiş birçok insan var. Ayrıca Faşizmden kaçıp buraya sığınmış birçok bilim adamı var. Biz de birçok adam yetiştirmişiz ama sonra onların fikirlerinden korkup hepsini üniversiteden sürmüşüz.

      Sil
  53. Hocam yazılarınızı kaçırmamaya çalışıyorum.Eline sağlık.Ufak bir sorum olacak izninizle. Ağırlıklı ortalama fonlama maliyetini güncel olarak anlık nereden takip edebiliriz. Saygılarimla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. TCMB sitesinde istatistikler/piyasa verileri başlıklarından.
      http://evds.tcmb.gov.tr/cgi-bin/famecgi?cgi=$ozetweb&DIL=TR&ARAVERIGRUP=bie_apifon.db

      Sil
  54. Sayın Hocam; Küresel ölçekte GSYH pay oranımızın değişmemesi, ve kişi başına düşen gelir artışımızın ortalmanın altında kalması, aslında bizim küresel zenginleşme ortalamasının altında kaldığımız anlamına mı geliyor? Böyleyse reel anlamda diğer uluslara göre fakirleşmiş olmuyor muyuz ? GSYH payımızın rakiplerimize göre sabit kalması yabancı yatırımcıların ve hatta yerli yatırımcıların ülkemizi, başta hukuk ve demokrasi olmak üzere, güvensiz bularak başka güvenli limanları tercih etmesinin payı var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır bizim dünya pastasından aldığımız payın değişmemesi anlamına geliyor. Pasta büyüyor, bizim aldığımız pay da paralel olarak büyüyor ama biz payımızı artıramıyoruz. Mesela Kore, payını pasta büyümesinden daha fazla büyütüyor.
      Bu durumda biz zenginleşmiş ama diğerlarine göre (mesela Kore) fakirleşmiş oluyoruz.
      Bu saydıklarınızı payı var kuşkusuz.

      Sil
    2. Verdiğiniz yanıt için,teşekkür ederim. Saygılarımla.

      Sil
  55. Hocam 2003-2009 arasındaki dönem için hükümeti başarılı olarak nitelendirirken teknolji politikası açısından da düşündünüz mü? Bugün dışa bağımlı bir ekonomi olmamızın en büyük sebeplerinden biri de aslında geçmişten bugüne ekonomi politikaları ile uyumlu bir teknoloji politikamizin olmayışı veya islemeyisi. Bu politikalari belirlemede ne kadar istekli veya ne kadar serbestiz ülke olarak ve sizce akp hükümeti bu açıdan degerlendirilirse neler söylenebilir

    YanıtlaSil
  56. Sorgulanmasi gereken asil sey ulkemizin liderlik kavramina gereginden fazla deger veriyor olmasi gibi geliyor bana.Akp oncesi donem sanki bir korku filmi Turk secmeni icin.Aslinda bilincli bir sekilde surdurulebilen ve kullanilan bir politika bu.Ocu geri gelecek urkutmesi.Rakamlar ortada guzel analiz ve birlestirme.On numara yorum matematiksel acidan.Bir degisiklik olmadigi goruluyor.Bir yaziniz ile de artan -yine bu tarihler araliginda- gelir dagilimi dengesizligine deginirseniz cok seviniriz Mahfi bey belki tamamlayici olacaktir refaha olan katkinin daha iyi anlasilmasi ve karsilastirilmasi icin.Kanimizca topluma adaletli dagilmayan gelirin equity'e ne kadar katkisi olursa olsun toplumu Rothschild'lara falan hizmet etmekten oteye goturmeyecektir.

    YanıtlaSil
  57. Sayın Eğilmez çok aydınlatıcı bir yazı olmuş teşekkür ederim. Bu rakamlar üzerine bazı yorumlarım olacak:

    Küresel ekonomi içinde, 1990-2015 arasında Türkiye’nin GDP’si aynı oranda kalmış. Türkiye’nin cari açığı AKP döneminde büyümüş. İşsizlik rakamlarında artış var. Özel sektör dış borç yükünde artış var.
    1. Şu çıkarımları yapıyorum: Cari açık bu düzeyde iken, hali hazırdaki kur sepetinin bu parametrelere göre, en az %15 oranında bastırılmış olduğunu düşünüyorum. Eğer bu doğru ise, özel sektörün gerçek borcu daha yukarıda, kişi başı milli gelirimiz daha aşağıda, gerçek enflasyon daha yukarıda olması gerekir diye düşünüyorum. Bu düzeltme yapıldığı zaman işsizlik ve büyüme rakamları da olumsuz anlamda yenilenecek. Tezim aslında şu: İleride oluşacak yeni denge ile, ileride oluşacak rakamlar olması bu seyri daha da bozacak. Politik nedenlerden dolayı, bu dengeye ulaşma meselesi erteleniyor.
    2. AKP’nin en önemli başarısı, özelleştirme yolu (yöntemler daha iyi seçilebilirdi.) ve özellikle 2002-2007 yıllarındaki dış sermaye girişi ile ekonomi içinde geliri özellikle alt gelir ve orta alt grubu lehine yeniden dağıttı (kamu hizmetleri, yardımlar, daha geniş borçlanma olanakları, vs.). Aynı zamanda kendi politik görüşlerini benimseyen bir sermaye sınıfını “çocukluktan” en azından “ergenlik” dönemine getirdi. Bunu da başarılı bir şekilde politik başarıya tahvil etti.
    3. Seçmen, 1990’lı yıllara göre daha istikrarlı ama olması gereğinden daha düşük bir büyüme dönemi, daha yüksek harcama olanağı (borç ve kamu yardımları ile) ve çok daha düşük enflasyonu ödüllendirdi. AKP seçmenin kalbini bu şekilde kazandı ve bu başarıyı muhafaza etti.
    4. Ancak temel sorun, gerek özelleştirmeler gerekse yapılan kamu kökenli yatırımların (büyük şehirlerde yer alan inşaat projeleri dahil) toplamına isabet eden kaynağın, 3. maddede yer alan başarıyı sağlamak için harcanması (önemli bir verimsizlik oranı ile), Türkiye’nin en önemli hedefi olan Dünya üzerindeki yarattığı katma değerin oranını arttırma (Türkiye GDP/Dünya GDPsi) hedefinden uzaklaştırdı.
    5. IMF yardımı alınan yıllar hariç, Türkiye’nin kamu ve özel sektör dış borcunun GDP’ye oranı %70’i pek geçememiş. 2015 yılında bu oran %67.5. Toplam kredi mevduat oranı 2016 yılında %120’lerde. Krediler artık pek artamıyor. Demek ki tıkanmışız.
    6. Dünya GDP’si içinde Türkiye’nin payının artamaması, cari açıktaki yükseklik ve özel sektördeki dış borcun oransal olarak artmasını, özel sektörün aslında katma değer olarak ileriye gidememesi, girdide dış bağımlılığın artması, üretim araçlarında da dışardan ithal edilen makine ve üretim araçlarına bağımlılığın artması anlamına geliyor. Şirketler işçilik giderlerindeki artışın önüne geçmek için teknolojik yatırımlar yapmasına rağmen, bir kur sepeti artışında hem işçilik ucuzlayacak, hem de bu yatırımlar için alınan döviz kredilerin yükü artacak. Yüksek sermaye birikimi yapmamış az sayıda şirket dışında, çok büyük bir risk var.
    7. Mevcut iktidar şu anda belki de denizin bittiğini düşünerek, faiz düşürme ve sinyali verilen parasal gevşeme gibi metotlar ile, halkın alım gücünü bir düzeyde tutarak, aynı zamanda iç piyasada hızla bozulan kredi mekanizmasını işler durumda tutmaya çalışıyor. Para politikası anlamında oldukça riskli bir set olduğunu düşünüyorum.
    8. Mevcut iktidarın bu ekonomik seti sürdürebilmesinin tek yolu dış yatırım ve finansman. Batı Dünyası algısı için riskin arttığı bir ülkeyiz. Uzakdoğu yatırımcısını çok çekebilecek bir ülke kimliğinde de değiliz. Türkiye sadece Arap kartına oynuyor. Bu da ayrı bir risk konusu.
    Açıkçası tezlerim bu. Bu tezleri nasıl eleştirirsiniz? Tekrar teşekkür ediyorum. Saygılar ile.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Doğru bir saptama.
      (2) Bu da doğru bence.
      (3) Evet
      (4) Çok doğru
      (5) Tamamen doğru bir saptama.
      (6) Kesinlikle doğru.
      (7) Tamamen katılıyorum
      (8) Evet aynen öyle görünüyor.
      Son derecede doğru saptamalar. Katılıyorum.

      Sil
  58. Hocam merhaba, 2001 yılı IMF listesinde en büyük 22. ekonomi iken, 2014 sonunda 18. sıraya yükselmesi hakkında ne düşünüyorsunuz? 4 ülkeyi GDP düzeyinde geçmek olumlu olarak değerlendirilemez mi? Belki de listeye, çarpıcı bir gelişme gösteren Çin ve Hindistan'ı çıkarıp bakmak daha sağlıklı olabilir.
    Bir de nüfus artış hızını karşılaştırmak yerinde olabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2001 yılında Türkiye, tarihinin en derin krizini yaşadı ve GSYH'sının yaklaşık dörtte birini kaybetti. O nedenle o yılı karşılaştırmaya esas almak doğru olmaz.

      Sil
  59. Hocam iyi bir hocaya dua ettirsek,okutup üfletsek Türkiye'nin ekonomik durumu daha iyiye gider mi?
    Zira bunun örnekleri var galatasaraylılar her maç öncesinde hocaya giderlermiş, başarıları ordan vuku buluyor.

    YanıtlaSil
  60. Hocam,
    Sizin de bir çok yerde örneğini verdiğiniz gibi, gerek büyüme, gerek dünya ekonomisinden aldığı pay gerekse nitelikli insan gücünü geliştirme konularında Kore çok güzel bir örnek. Kore'nin Ekonomi Bakanı bir röportajında bugün meyvesini topladığımız şeylerin tohumlarını 1980-90'lı yıllarda yaptığımız yapısal reformlarla atmıştık diye söylediğinde, muhabir yapısal reformdan kastınız nedir diye sormuştu. Cevabı; "en büyük yapısal reform eğitimdir, biz eğitim sisteminde reform yaptık, iyi eğitilen insanlar da ülkede" olmuştu.
    Evet belki çok geç kaldık bazı adımları atmakta ama bir yerden başlamamız gerekiyor. Çin gibi nüfus kaynaklı niteliksiz iş gücünü arttırıp katma değeri düşük ürünlerle devam etmek mi, yoksa Kore gibi nitelikli iş gücünün yarattığı inovatif ürünlerle fark yaratmak mı?? İşte bütün mesele bu:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet yıllardır bunu söylüyorum. Ne var ki bizimkiler eğitim reformunu farklı anlıyorlar. Bilim, sorgulama, analiz. Eğitim bu üçlüye dayanmak durumunda. Biz tam tersini yapıyoruz. Bu eğitim modeliyle biz ileriye gidemeyiz.

      Sil
    2. Hocam çin in teknolojisinin az oldugunu hiç düşünme, sadece elindeki aşırı fazla nufusu bır avantaja daha ceviriyor.

      Sil
  61. Selamlar Hocam. Belki yapılan yatırımların finansmanı ve büyük projelerin başlangıç zamanı hakkında bilgi verirseniz aslında dediğiniz gibi 2003-2009 yıllarında yapılan işlerin ne kadar kamu mali disiplini çerçevesinde olduğunu ve "ben yaptım oldu" felsefesinin nereye koyulabileceğini daha iyi anlamış oluruz. Saygılarımla

    YanıtlaSil
  62. Merhaba Hocam,
    Öncelikle yazınız için teşekkürler.

    Ben kamu borç stokunun GSMH'ye oranı ile ilgili sormak istiyorum. %33'ten %70 'e çıkmış sonraki 13 yılda da tekrar %32.5'e gerilemiş. Burada pozitif yönde bir iyileşme var diyemez miyiz?

    Saygılar

    YanıtlaSil
  63. Sayın hocam acaba 2000 sonrası enflasyon neden düştü. Şimdiden teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
  64. Hocam inceledim. 2000 sonrası enflasyonundüşme nedenleri arasında sıkı para politikası TCMB nin hazineye avans vermemesi ve enflasyon hedeflemesi sayılıyor. Ayrıca reformlar da eklenmiş. Sizcedoğru mu. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kamu maliyesinin disipline girmesi ve açıkların azalması sonucu kamu borçlanmasının düşmesi de bunlara eklenebilir.

      Sil
  65. Mahfi hocam bu konuyu bir de sektör bazında incelemek doğru olmaz mı?
    Mesela AKP öncesi savunma sanayi ve AKP sonrası savunma sanayi çok farkediyor. Milli piyade tüfeği, tanklar, İHA vs... Veya AKP öncesi bankacılık sektörü ve sonrası gibi...

    YanıtlaSil
  66. Hocam merhaba,
    Benim merak ettiğim farklı veriler var. 1990-2002 dönemlerinde bir haneye düşen ortalama aylık kira gideri, elektrik, su, ısınma vb giderler, aylık mutfak gideri (temel gıda maddeleri özellikle), eğitim, ulaşım gibi yani her ailenin standart harcama rakamları nelerdir? Aylık ortalama geliri bunu ne oranda karşılıyor? 2002 - 2009 yılında kişi başına düşen milli gelir arttı; ancak bu gelir bu kalemleri ne oranda karşıladı? Bu şekilde karşılaştırma yaparsak zenginleştik mi fakirleştik mi ayrımını daha sağlıklı yapmış olmaz mıyız? Şimdiden teşekkür ederim hocam.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...