7 Eylül 2016 Çarşamba

Türkiye Ekonomisi Hakkında Üç Farklı Görüş

Bloguma gelen yorumlardan, sosyal medyadaki yazışmalardan, gazetelerdeki köşe yazılarından, esnafla, çalışanlarla, iş insanlarıyla, öğrencilerle ve hocalarla yaptığım sohbetlerden görebildiğim kadarıyla Türk toplumunun Türkiye ekonomisi hakkında farklı görüşleri var. Bu görüşleri üç grupta toplamak mümkün: (1) İlk gruba girenler ekonominin çok güçlü olduğunu, son 15 yılda yapılanlarla artık son derecede sağlam temellere oturduğunu, hiçbir şeyin ekonomiyi yıkamayacağını düşünüyor. (2) İkinci gruptakiler ekonominin çok kötü durumda olduğunu, buna karşılık iktidarın sayılarla ve oranlarla oynayarak durumu iyi gösterdiğini öne sürüyor. Onlara göre bugüne kadar eskiden yapılmış olanları satarak ve borçlanarak durumu idare ettik. (3) Üçüncü gruptakiler ilk iki grubun karması denebilecek bir görüşe sahipler. Onlara göre son 15 yılda ekonomide olumlu şeyler yapılmış olmakla birlikte bu iyileşmede geçmişin birikimlerinin kullanılması (özelleştirme) ve dış borçlanmanın artırılması etkili olmuş bulunuyor.   

Biz iktisatçı milleti, sokak sohbetlerini dinlemekle birlikte sayılara ve verilere bakmak ve yorumlarımızı ona göre biçimlendirmek durumundayız. O nedenle bu iddiaları değerlendirebilmek için verilere bakmamız gerekiyor.

Bir ekonominin güçlü olup olmadığını anlamak için bakabileceğimiz makroekonomik verileri aşağıdaki tabloda ele alıyorum:

Gösterge
1995 – 2001
2002 - 2008
Gidiş
2009 - 2015
Gidiş

1
2
1’den 2’ye
3
2’den 3’e
Büyüme
3,6
5,9
+ +
3,8
- -
İşsizlik
6,4
10,0
- - -
10,1
-
Enflasyon
71,6
13,3
+ + +
7,7
+ + +
Bütçe Dengesi / GSYH
-7,6
-4,4
+ + +
-2,3
+ +
Cari Denge / GSYH
-0,8
-4,0
- - -
-6,0
- -
Kamu Borç Stoku
44,9
48,8
-
37,9
+ +
Özel Kesim Borç Stoku
17,4
20,3
-
29,3
- -

Bu tablo bize iktidarın ilk dönemi olarak kabul edebileceğimiz 2002 – 2008 döneminde ekonomiyi güçlendirmek adına önemli adımlar atıldığını, buna karşılık bu dönemde işsizlik, cari açık ve özel kesim dış borç stoku açısından olumsuz gelişmeler yaşandığını gösteriyor. İktidarın ikinci dönemi olarak kabul edilebilecek olan 2009 – 2015 döneminde ise ilk dönemiyle kıyaslandığında bazı alanlarda bozulma bazı alanlarda düzelme olduğu görülebiliyor. Örneğin ilk dönemdeki büyüme hızı kesilmiş, işsizlik düşmek bir yana az da olsa artmış, cari açıkta artış yaşanmış, özel kesim borçları artmış bulunuyor. Buna karşılık enflasyonda düşüş devam etmiş, bütçe açığı küçülmeyi sürdürmüş, kamu borç stoku da azalmış görünüyor.

Demek ki ekonominin gidişinde olumlu yanlar olduğu kadar olumsuz gelişmeler de söz konusu. Bu aşamada geçmişin kazanımlarının kullanılıp kullanılmadığına bakalım. Bunu gözden geçirebilmek için özelleştirme faaliyetlerinden elde edilen gelirlere bakmamız gerekiyor. Aşağıdaki tablo 2003 – 2015 arasındaki dönemde özelleştirme gelirleri yıllar itibariyle göstermektedir (Kaynak: Özelleştirme İdaresi Başkanlığı: http://www.oib.gov.tr/program/uygulamalar/yillara_gore.htm)

Yıllar
Özelleştirme Geliri (Milyar USD)
Dönemler İtibariyle Gelir (Milyar USD)
1986 - 2002
8,3
1986 – 2002 (17 yıl): 8,3
2003
0,2

2004
1,3

2005
8,2

2006
8,1

2007
4,3

2008
6,3
2003 – 2008 (6 yıl) : 28,4
2009
2,3

2010
3,1

2011
1,4

2012
3,0

2013
12,5

2014
6,3

2015
2,0
2009 – 2015(7 yıl) : 30,6
Toplam
1986 – 2002 = 8,3
2003 – 2015 = 59

Buna göre iktidar partisinin görevde bulunduğu dönemde (2003 – 2015 yıllar) toplam 59 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde edilmiş ve bu gelirler kamu finansmanında kullanılmıştır. Buna göre AKP’nin iktidarda olduğu dönemde elde edilen yıllık ortalama özelleştirme geliri (59 / 13 =) 4,5 milyar Dolar etmektedir. Ki bu ortalama, önceki dönemin yıllık ortalaması olan (8,3 / 17 =) 0,5 milyar dolara göre 9 kat daha yüksektir.

Demek ki görünümü etkileyen konulardan birisi de özelleştirmeden elde edilen gelirlerin kullanılması olmuştur.

Bir de dış borçlara bakalım. Buradan elde edilen kaynakların kullanımı da görünümü değiştirmektedir (Aşağıdaki tablodaki sayılar milyar Dolar olarak okunmalı.)

Yıllar
Toplam Dış Borç
Kamu Kesimi + TCMB Dış Borcu
Özel Kesim Dış Borcu
2002
129,6
86,5
43,1
2003
144,2
95,2
48,9
2004
161,1
97,1
64,1
2005
170,8
85,8
84,9
2006
208,1
87,3
120,8
2007
250,0
89,3
160,7
2008
280,9
92,4
188,5
2009
268,9
96,7
172,2
2010
291,9
100,7
191,2
2011
303,9
103,6
200,3
2012
339,7
111,1
228,6
2013
390,2
121,2
269,0
2014
402,7
120,2
282,5
2015
398,1
114,3
283,8

AKP iktidara geldiğinde 2001 krizinden çıkmış olan Türkiye’nin dış borç stoku 86,5 milyar Doları kamu kesimi ve TCMB’ye ait, 43,1 milyar doları da özel kesime ait olmak üzere toplam 129,6 milyar dolarmış. 2015 yılı sonunda bu miktarlar 114,3 milyar Doları kamu kesimi ve TCMB ve 283,8 milyar doları da özel kesime ait olmak üzere toplam 398,1 milyar Dolara yükselmiş. İki konu var: (1) Türkiye’nin dış borçlanması 268,5 milyar Dolar artmış. (2) Kamu kesimi ve TCMB’nin dış borç stoku azalma eğilimine girerken özel kesimin dış borçlanması hızla artmış.

Demek ki görünümü etkileyen unsurlardan birisi de Türkiye’nin dış borçlanmasını artırması olmuş.

Bu kısa değerlendirmeden varabileceğimiz sonuç üç farklı görüşün üçüncüsünün en doğru görüş olduğudur. Yani ekonomide düzelmeler ve iyileşmeler sağlanmış ama bunda geçmiş dönemlerin birikiminin paraya çevrilmesi (özelleştirme gelirleri) ve dış borçlanmanın artırılması etkili olmuştur. 

175 yorum:

  1. Yazınız için teşekkürler
    Bu borçlanma nereye kadar böyle gidecek? Ve sonuçları ne doğurur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu soruyu 1980'lerden beri soruyoruz ve öylece devam ediyor. Bir süre sonra ekonomide sıkıntılar olunca borçlar da artmaz oluyor. Ama bu eğilim sadece bize özgü değil bütün dünyada böyle.

      Sil
    2. Kapitalizm kendi kendini yok edene kadar...

      Sil
    3. Bu düşen bir uçağa benziyor. Uçak düştükçe hızlanır ve o hızla biraz yükselir. Ancak hiçbir zaman düştüğü seviyeye çıkamaz.
      Sonra olmaz olmaz deyip darbe denemesindeki gibi acılar yaşıyoruz
      Sorunumuz bilimsel olarak göstergelerde ortaya çıkan riskleri dikkate almıyor olmamız.

      Teşekkürler Mahfi Bey.

      Sil
  2. Gelişmiş ülkelerin piyasaya ucuz para sürdüğü bir dönemde risklerinden arınmış, bir çok reformunu yapmış, özelleştirmelere hazırlanan,riskleri azalmış bir Türkiye vardı. Şu anda ise durum hiç öyle değil. Üretmeyen bir ülke olarak kriz er yada geç halkın çok daha fazla derinden hissedeceği bir şekilde gelecek, (bence başladı) ve şirketlerin borçlarını çeviremediği, vergilerini ödeyemediği, elde satılacak birşeyin kalmadığı bir zamanda bu krizi atlatmak kolay olmayacak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam tam ben de bu aralar boyle dusunuyordum. Bize hep turkiye ne krizler atlatti deniyor. Ama benim gordugum sanirim bir sonraki krizden turkiye sag cikamaz gibi geliyor. Sizce de boyle bir durumda krizden cikilabilir mi?

      Sil
  3. "Yani ekonomide düzelmeler ve iyileşmeler sağlanmış ama bunda geçmiş dönemlerin birikiminin paraya çevrilmesi (özelleştirme gelirleri) ve dış borçlanmanın artırılması etkili olmuştur." Diğer bir deyişle, satmış savmışız, yetmemiş üste bir de borç yapmışız ama belimizi gene de doğrultamamışız: Büyümemiz azalmış, işsizliğimiz artmış, cari dengemiz bozulmuş! Üstüne bir de "Mega Projeler"le kamu kaynaklarının önümüzdeki 20 yıl için ipotek edildiği düşünülürse, potansiyel olarak iflas etmiş bir durumdayız denebilir!

    YanıtlaSil
  4. Hocam, Suriye operasyonunu kim finanse edecek sorusunda cevap arayarak biraz da önümüzdeki günlerin değerlendirmesini yapalım mı?
    Şimdi bu savaş meseleleri için milyon dolarlarca harcama yapılıyor. (1 Savaş Uçağının 2 milyar dolar civarında olduğunu duymuştum) Operasyonların başarıya ulaşması için sürmesi bunun içinde para gerekiyor. Tam bu tahlilde devlete gelir getirecek bir uygulamanın gerekliliği önem arz ediyor. Özelleştirmeler tamamlandığına göre elimizde kalan tek yolun vergi toplamak olduğu anlaşılıyor. Türkiye de vergilerin ağırlıklı olarak harcamalardan olduğunu düşündüğümüzde ise devletin vatandaşı neden harcama yapmaya teşvik ettiği gün gibi ortaya çıkıyor. Şimdi hızlıca öngörümü söylüyorum önümüzdeki günlerde ekonominin hızlanacağını bununla birlikte enflasyonun, özel kesim dış borcu ile vatandaşın borcunun, büyümenin ve cari açığın artacağını düşünüyorum. Tabi ki bunlar sıcak para bulabildiğimiz ölçüde yaşayabileceğimiz senaryo bulamadığımızı düşünmek bile istemiyorum. Siz ne dersiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eklenecek pek bir şey yok. Ne yazık ki bu harcamalar çok yüksek harcamalar ve gelir getirecek şeyler bulup duruyor sistem ama sonunda iş yine vergilere gelecek.

      Sil
    2. Hocam dün siz bunu yazdıktan herhalde 1 saat sonra resmi gazetede yayımlanmıştı ve ondan 1-2 saat sonra da haber kaynaklarına düşmüştü. Gerçekten ileri görüş diye buna derim ben. :) http://www.cnnturk.com/ekonomi/turkiye/benzine-otv-zammi

      Sil
  5. Hocam toplam borç stoku rakam değil de borcun Gsyh oranı ölçü alınarak yaparsak daha doğru olur mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman görünüm son iki yılda biraz daha kötüleşiyor çünkü GSYH dolar bazında geriledi.

      Sil
  6. Hocam haklısınız. Bence iktidarın işsizliğe acilen bir çözüm bulması gerekli. ben bakıyorum diğer ülkelere hepsi kendi yüksek elektronik ve motor teknolojilerini bizim ülkemizde pazarlamış. Bizim ise ihraç ürünlerimiz tekstil ve tarımdan oluşuyor yani baktığımız zaman yüksek teknoloji üretmez isek hasılayı nasıl artıracağız ya da işsizliğe nasıl çözüm bulacağız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşsizlik meselenin en zor taraflarından birisi.

      Sil
  7. İç piyasada ki döngü ve cirolara ve lojistik firmalarının (yurt içi yurt dışı çalışan) hareketlerine bakarsak ne durumda olduğumuzu görürüz.

    YanıtlaSil
  8. iki sorum var.
    (S1) Türkiye’nin dış borçlanması 268,5 milyar Dolar artmış. ( YATIRIM YAPILMIŞ MI?,HANGİ SEKTÖRLERE )
    (S2) Kamu kesimi ve TCMB’nin dış borç stoku azalma eğilimine girerken özel kesimin dış borçlanması hızla artmış. (ÖZEL KESİM İN BORÇUNU ÖDEYEBİLECEĞİ BİR İÇ-DIŞ PAZAR VAR MI? )
    Mahfi hocam reel ekonominin bir forum u oldu ,bloğunuz. Ne davos a ne de uludağ çıkmak gerek makro-ekonomik analizle için. tşk.saygı&sevgi CAHİT

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (c1) Daha çok altyapıya (köprü, otoyol, havalimanı) ve emlak sektörüne gitti bu borçlar.
      (c2) Özel kesimin borcunun artmasının bir nedeni de kamudan özelleştirilen malları satın almış olması. Bunların bir bölümünü borcuyla devraldılar bir bölümünü dışarıdan borçlanarak devraldılar.
      Çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Hocam mevcut duruma bakılarak önlemler alınmazsa 1997 doğu asya krizine benzeyen bir krizle karşı karşıyayız diyebilirmiyiz?

      Sil
  9. Kaleminize sağlık hocam..

    YanıtlaSil
  10. Ne yazık ki katılmadığım çok nokta var, analizinizin büyük ölçüde eksik verilerle kestirmeden sonuç almaya yönelik olduğu izlenimi ediniyorum. Derdimi bazı örneklerle anlatmaya çalışırken gereksiz yere uzatmışsam peşinen affola:
    1-Data değişimini global muadillerle mukayeseden ari karşılaştırmak yanlıştır. Mesela, büyümedeki iskonto, 2008 sonrası global krizin etkisindedir, bu mutlaka vurgulanarak not edilmelidir. Dikkatli bir göz, o vakit 2002-08 dönemi de ters açıdan bol likiditenin eseridir, karşı argümanını savlayacaktır fakat acele cevapla bir hata daha verdiğinin farkında olmayacaktır! Çünkü asıl başarı burada Türkiye'nin o dönemi çok rasyonel bir şekilde geçirmesidir; hem büyüme oranlarını pek çok kez rekor seviyelere taşımak, hem de aynı dönemde kamu borçlarını süratle düşürmek… 2008 krizi sonrası Avrupa'nın içine düştüğü resesyon ve yüksek borçlanma sarmalını dikkate alırsak, Türkiye’nin dış konjonktürü çok doğru kullandığını, hatta ters pozisyon alarak krize izafeten avantajlı girdiğini, kriz teğet geçmediyse bile delip de geçmediğini teslim etmek gerekir (aksi örnek bkz. Yunanistan ve iflas süreci)
    2- İşsizliği tek endikatör kabul edemezsiniz, işgücündeki artışı da dikkate almanız gerekir. 2005 yılında 46%'ye kadar gerileyen bu oran, 2015'te 51%'yi aşmıştır. Kaldı ki 1. maddede bahse konu kriz muhakkak işsizliği menfi yönde etkilemiştir. Nitekim İspanya'da, Yunanistan'da aynı dönemde 25%'yi bulan işsizlik oranları ortadadır.
    3- Cari açık tasarruf yatırım dengesinde şekillenir, malumunuz. Türkiye hızlı büyüme sorunsalını dış tasarrufların yardımıyla uzun vadeli yatırım ve temettü taahhüdü dengesiyle kurgulamıştır. Cari açık o dönem artmıştır, geçen yıldan beri de düşmektedir, şaşılacak bir değişim değildir, hatta bunu tek başına bir iyileşme-kötüleşme verisi olarak kabul etmek Türkiye gerçeklerinden çok uzak bir dünya hayal etmektir. Büyümede momentumun katalizörü dış tasarruflar olduğu müddetçe cari açık tek başına anlamsız bir değerlendirmedir. Mühim olan nasıl finanse edildiğidir; bu konuda doğrudan yatırımlarda artış yerine sıcak para (portföy yatırımları) ağırlık kazanıyorsa, volatilite ve belirsizlik hakim oluyorsa tedbirlerini gerçekçi varsayımlarla düşünmek ve hal çarelerini aramak gerekir, ama cari açık düştü-yükseldi tahterevallisinde analitik bir çıkarsama hesap etmek iktisat aritmetiğinden ziyade matematiksel bir çarpım tablosu ezberi olarak not edilebilir.
    4- Borçlanma stok hareketlerini nominal tutarlarla değil oransal olarak değerlendirmek gerekir. Kamu borç stoku/GSMH oranlarını dikkate alırsanız üzerinde daha anlamlı sonuçlar arayabiliriz, hani AB, Maastricht kriterleri filan (unutmayın 2001 yılında Türkiye'nin kamu borcunun GSMH'ye oranı yüzde 90'ın üstüne çıkmıştı).
    5- Yetmez... Özel kesim dış borcunu da finans ve finans dışı olarak ayırmak gerekir. Borçların vade yapısında değişiklikler, açık pozisyonun yönetilmesi, özel sektör olduğu için burada borçlanma gözüken tutarların aslında yurtdışı varlıklarla hedge edildiği gerçeği vs vs. Bu tarz detaylarla analiz edilmeli özel sektör borçları, belki o vakit...
    6- Ve son olarak. 3 ihtimalli bir değerlendirmeden bahsetmişsiniz, çıkarsamanızın ortada bir yer olduğunu ekleyerek. Şimdi bunu söylemek zaten aslında fazla bir şey söylememektir hocam kusura bakmayın. Çünkü zaten her şey değilse de hayatta hemen hemen pek çok şey, arada bir yerdedir. Siz bana bir ekonomi gösterebilir misiniz ki, yüzde yüz iyi olsun, yahut yüzde yüz kötü olsun. Mutlaka bir iki de ters istikamette başarı-başarısızlık datası, sizin tabirinizle "sayılar ve veriler” konabilir içine. Analitik değerlendirme bu tablodan, hatta kimi zaman kaoitik bir veri yumağından neyi daha fazla vurguladığınızla ilgilidir. Bu yorum şüphesiz mutlak bir doğru değildir, sadece sosyal bilimler laboratuvarında bir gözlemdir, biraz da profesyonel bir kanaattir. Yanlış bir gözlem de olsa, “ne o ne bu” demekten, “yumurtaları bir sepete koymayın” klişesinden bence daha muteberdir. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sn Adsız sizin de emeğinize sağlık ders gibi bir yorum olmuş. Olaylara farklı pencerelerden bakabilmeyi ve daha objektif değerlendirmeyi öğreniyorum sayenizde. Herkes fikrini söylesin doğru mu yanlış mı tartışalım kavgasız gürültüsüz ne güzel. Saygılar

      Sil
    2. Değerli görüş ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Çok önemli tespitleriniz var. Çoğuna da katılıyorum. Ama benim yazım toplumdaki görüşleri anlatıp hangisinin haklı olduğunu saptamaya dönük bir yazı.
      Sanırım yazıdan biraz sıkılmış ve son cümleyi okumamışsınız. Son cümlede şöyle deniyor:
      "Bu kısa değerlendirmeden varabileceğimiz sonuç üç farklı görüşün üçüncüsünün en doğru görüş olduğudur. Yani ekonomide düzelmeler ve iyileşmeler sağlanmış ama bunda geçmiş dönemlerin birikiminin paraya çevrilmesi (özelleştirme gelirleri) ve dış borçlanmanın artırılması etkili olmuştur."
      Bu sonuca bir itirazınız var mı? Yani mesela bu özelleştirme gelirleri kullanılmamış olsaydı, özel kesim bu kadar dış borçlanmayı artırmamış olsaydı da bu düzelme ve iyileşmeler sağlanabilir miydi sorusuna yanıtınız sağlanırdı şeklinde midir?

      Sil
    3. Estağfurullah hocam, sıkılmak ne kelime, son derece keyifle ve bir o kadar dikkatle okumaya gayret ettim. Sualinize şöyle bir cevapla karşılık vermem itinalı bir objektiviteyi sürdürme adına anlamlı olabilir: böyle bir sonuç politize bir kanaat beyanından ne kadar ötede konumlandırılabilir emin değilim. Diyelim ki böyle bir sonuca itiraz ediyorum, ya da zinhar etmiyorum, geleceğim merhale büyük ölçüde hangi polemiğe hevesim olduğumla ilişkili olacaktır! Açıkçası pür farazi tarihsel koşulları hangi tartıda tekrar tartabilirsiniz ki, manası çok mühim olsun? Fakat, maksat sonucu test etme tasası taşımaksızın bir fikir cimnastiği ile sınırlı ise: ben lineer bir tarih okuması anlamında değil ama, inanç olarak tekamüle iyimserlik karinesi ile bakmak isteyenlerdenim. Sonuç: özelleştirme gelirleri kullanılmamış olsaydı, borç artmamış olsaydı... gibi tahminlere hüküm cümleleriyle karşılık vermeye doğrusu pek gönüllü olamıyorum.. Toplumdaki görüşlerin haklılığı konusunda ise muhtemelen sizin saptamanız doğrudur, çünkü daha önce yazdığım gibi, kahir ekseriyet, sandığımız gibi "çok kötü", ya da sandığımız ölçüde "çok kötü" değildir vaziyet.. (Engin Sevim'e de teşekkürlerimle)

      Sil
    4. Güzel bir tartışmaydı, tekrar teşekkürler.

      Sil
  11. Bu veriler, sonuçta da analiziniz yanlış.

    Niçin biliyor musunuz?

    Çünkü, 15 Temmuz darbe girişimini kimler yapmış ise, yukarıdaki verileri hazırlayanlar da aynı kişiler. Bunu biliyor olmanız gerekirdi Mahfi bey.

    Ülkemizin ekonomisi harika. Yakın gelecekte, yukarıda aktardığınız verilerle, oluşmakta olan verileri karşılaştırdığınızda hatanızı anlayacaksınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Yukarıdaki veriler 15 Temmuz darbe girişimini yapan kişilerin hazırladığı veriler diyorsunuz. Bu verileri Hazine Müsteşarlığı, TCMB, Maliye Bakanlığı ve TÜİK verilerinden aynen aldım. Buna göre sizin iddianız doğruysa 15 Temmuz darbe girişimini bu kurumlar mı yaptı?
      (2) Analizin yanlış olması için analizde kullanılan verilerle varılan sonuçların tutarsız olması lazım. Böyle bir tutarsızlık yok. Dolayısıyla analizde bir yanlışlık yok.
      (3) Yukarıda aktardığım verilerle oluşmakta olan verileri karşılaştırdığımda durum oluşmakta olan veriler lehine gelişmişse bunu memnuniyetle aktarır ve analiz ederim. Ama henüz görüp bilmediğim verileri hislerimle yazacak olursam işte o zaman analizim yanlış olur.

      Sil
    2. Hocam 3.şık dediğiniz gibi makul olanı. İlk ikisi yandaş ve muhaliflerin siyasi argümanı olmaktan öte geçemiyor. İnşallah yukarıda ki arkadaşımızın -ki ben yazısından hiç bir şey anlamadım- dediği gibi ekonomide baharın yaşanacağı günler gelir ama piyasada olan bir kişi olarak o kadar iyimser değilim. Şu an toplumda ciddi bir gerginlik var. Hem içeride hem dışarıda gerginliğin düşürülmesi piyasaya moral aşılanması lazım. Ayrıca üretilen mallarımızı satabilmemiz için hem eski pazarları korumamız hem de acilen yeni pazarlar bulmamız ve inşaat eksenli bir ekonomiden ziyade imalat ve hizmet sektörüne yoğunlaşmamız gerekiyor. Ve en önemlisi darbe korkusunun ve vesayetin olmayacağı tam sivil bir demokrasiye geçişin acilen tamamlanması gerekiyor. Hocam bağımsız, bilimsel,siyasi etkilerden uzak ve de en önemlisi normal bir yurttaşın anlayabileceği kadar sade ve anlaşılır yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Ne kadar ekonomik kavramlarla süslerlerse süslesinler, ne yandaş nede muhalif bir ekonomik yorum okumak istemiyoruz. Umarım tüm ekonomistler sizi bu konuda örnek alır.

      Sil
  12. Umarım ırkçılık yaptığımı düşünmezsiniz hocam.

    Zenci iktisatçı hiç var mı?

    Japon, Çinli, Koreli, Hindu biliyoruz ama zenci aklıma pek gelmiyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Irkçılık diye düşünmem tabii ama hiç düşünmemiştim doğrusu. Mutlaka vardır ama şöhretli olan bir zenci iktisatçı aklıma gelmedi.

      Sil
    2. 'Beyaz'ların 'zenci'lere neler yaptığını tarihe dönüp baktığımız zaman apaçık görüyoruz.

      Zenci iktisatçı olmamasının nedeni, iktisadın, 'beyaz' ve anglosakson bir bilim olmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

      Ne dersiniz Mahfi Bey?

      Sil
    3. Bence bu dediğiniz bunu açıklamıyor. Çünkü benzer birçok konuda zenciler anglosaksonların elinden birçok şeyi aldılar.

      Sil
  13. Hocam sağolun yazı için.
    Kusura bakmayın saçma bir soru olacak ama sigara içiğiniz dönemde hangi markayı kullanırdınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 30 yıl sigara ve pipo içtim. Tek bir marka yok, farklı markalar içtim dönem dönem. 15 yıl önce bıraktım bir daha içmedim.

      Sil
  14. Hocam eski BES ile yeni BES arasında ne fark var? Tek fark 2 ay zorunluluk mu?

    YanıtlaSil
  15. Siyasî eğilimlerimiz herşeyimizi belirliyor. O öyle bir şey ki tüm kutsalları özellikle de dini bir anda o siyasal eğilimin bir uzantısı haline getiriyor. Komünizm bile bu ülkeye 1920'lerde sokulurken Hazreti Ebubekir'in malını halka dağıtmasından mütevellit komünist olduğu teranesini vasıta olarak kullanmış. Bazen düşünüyorum da Avrupalılar asırlar boyu bize karşı yenik durumda iken bizim halimize düşmediler, biz neden böyleyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sorunuza tek bir yanıt vermek zor ama eğer tek bir yanıt vermek gerekirse bilimsel eğitim diye yanıtlamam mümkün. Biz bilimden koptukça Avrupalılar bilime eğildi. Şimdilerde aynı şeyi uzak doğru ülkeleri yapıyor. Biz ise giderek daha çok kopuyoruz bilimden. Tuhaf bir durum ama biz geriye düştükçe bilimden uzaklaşıp bilim dışına sığınıyoruz. Sonuç ortada.

      Sil
  16. Hocam yazı için teşekkürler. Bir sorum olacak Türkiye de toplam dış borçlardaki artışın nedeni dolar/tl nin armasıdan etkilenmiş olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Olamaz çünkü dış borçlar TL ile değil USD ile hesaplanıyor ve ölçülüyor.

      Sil
  17. Borçlanarak ve malımızı satarak hasılamızı arttırmışız yani. Tamam da bunda başarı nerde? Üretim yok , gelir dağılımında adalet yok , işsizlik oranında azalış yok , yapısal sorunların hiçbiriyle ilgili birşey yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet ne yazık ki her dönemde aşağı yukarı yaptığımızdan farklı pek bir şey yok. Tek fark doğrudan yabancı sermaye girişindeki artıştır.

      Sil
    2. Sn adsız 19:42 haklısınız. Türkiye bu özelleştirme gelirleri ile kronik bir sorununu çözebilirdi. Ben çözülmesi gereken en önemli sorun da eğitim sorunudur. Dünyaya baktığımızda gelişmede sıçrama yapan finlandiya, g kore gibi ülkelerin eğitim sayesinde bu günkü duruma geldiklerini görüyoruz. Türkiye bu paraları köprü hava limanı gibi alt yapı yatırımlarına harcadığı için bu tek seferlik şansı kaçırmış görünüyor.

      Sil
    3. Kesinlikle katılıyorum.eğitimi kimse ele almıyor

      Sil
    4. Kesinlikle katılıyorum.eğitimde köklü değişiklikler yapılması gerekiyor

      Sil
  18. Hocam kur sistemi ile enflasyon arasında ilişki var mıdır ? 2001 krizinden sonra dalgalı kur sistemini uyguluyor olmamız enflasyonun azalması konusunda etkili olmuş mudur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam tersine dalgalı kur enflasyonda artışa yol açmıştır.
      Enflasyonun düşmesinde asıl etkili olan gelişme kamu açıklarının sıfıra yaklaşması ve kamu borçlanmasını da aşağıya çekmesidir.

      Sil
    2. Hocam kamu harcamalarının artmasına rağmen açıklardaki azalmayı özelleştirme ve vergilerin artışı ile mi açıklıyoruz? Yani 2002 den beri zenginleşmek yerine fakirleştik mi?

      Sil
  19. Yol kopru otoban yapmaktan hic bahsetmiyorsunuz. bir suru devasa binalar yapildi harc dokuldu temel atildi kavsak acilislari yapildi bunlar ekonomi degil mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette ekonomidir. Onların hepsi büyüme, işsizlik, borç gibi büyüklüklerin içinde yer alır.

      Sil
  20. Hocam büyüme ve cari dengede konjonktür etkisini de göz önünde bulundursak. Çünkü iki dönem konjonktürel olarak farklılık ları var. Acaba kendimizi bu rüzgara fazla mı alistirdik?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece biz değil bütün dünya o rüzgara kapıldı ve hep o iyi konjonktür devam edecek gibi davrandı.

      Sil
  21. Üçüncü görüş gerek sokakta gerekse siyaset dünyasında beş para etmez. Eğer ilk görüşteyseniz iktidar partili olursunuz ondan faydalanırsınız partinin imkanlarından. Eğer sürekli muhalifseniz bu sefer karşı grupta yer alıp onun nimetlerinden faydalanırsınız. İkisinin ortasıysanız kimse sizin işinizi görmez taraf seç gözüyle bakarlar. Genelde en doğrusu karma olan olsa da ortadaysanız gerçekten işiniz zor. Boşuna dememişler doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her zaman bir onuncu, onbirinci, onikinci köy vardır.

      Sil
  22. Hocam ekonomide bazı veriler olumlu iken mutlaka bazı veriler olumsuz olur.Onun için ekonomide tek doğru yoktur.Saygılar

    YanıtlaSil
  23. Hocam televizyonda akp savunuculuğu yapan insanları dinlerken siz de dumur oluyor musunuz ? Mesela adam biraz önce dedi ki milli iradenin yansıması akp den önce tek parti iktidarı olmamasından ve koalisyon hükümetlerinin güçlü olmayan siyasi iradesi yüzünden devlete sızdı , darbe olmasının sebebi akp öncesi koalisyon hükümetleridir dedi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir insan taraf olmuşsa onun yanlışını veya hatasını düzeltmek çok zordur. Onun için ben böyle bir durumla karşılaştığımda hemen kanal değiştiriyorum.

      Sil
  24. Hocam küresele büyüme oranı her ülkenin büyümesi toplanıp ülke sayısına bölünerek mi elde ediliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün ülkelerin USD cinsinden enflasyondan arındırılmış GSYH'ları toplanıyor ve dünya GSYH'sı bulunuyor.

      Sil
  25. İlk iki yorum siyasi fanatiklerin üçüncü görüş ise objektif bakanların olsa gerek.

    YanıtlaSil
  26. Mahfi hocam doların değer kaybetmesi veya kazanması bizim MB resmi rezervlerimiz için iyi veya kötü olarak değerlendirilebilirmi, neden?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rezervler açısından pek değişmez (çünkü rezervler zaten dolar olarak duruyor ve TL'ye çevrilmiyor) ama dolar değer kazanırsa bizim borçlarımız (dolar bazındadır) ve ithal maliyetlerimiz (o da ağırlıklı olarak dolarla) artacağı için aleyhimize olur.

      Sil
  27. hersey gayet net, tesekkurler

    YanıtlaSil
  28. siz türkiyedeki verilerin şişirildiğini düşünüyor musunuz hocam ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim bu konuda bir şey söyleyebilmem için o verileri benim de verileri derleyen kurumlarla (TÜİK gibi) aynı yöntemi kullanarak derlemem ve karşılaştırmam gerekir. Ne yazık ki TÜİK'in yüzlerce kişiyle derlediği verileri benim derlemem mümkün değil.

      Sil
  29. peki hazine garantili projeler ve hazine garantili belediye borçları dahil edilince bu gorunumde bir değişme olabilir mi hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu anda olmaz ama eğer bu borçlar vadesinde ödenmez de Hazine ödemek zorunda kalırsa görünüm değişir.

      Sil
  30. Yine rakamları konuşturmuşsunuz harika bir yazı olmuş Mahfi Hocam, teşekkürler.
    Bu arada sanırım Hükümet azalan özelleştirme gelirlerini holdinglere el koyma ve kamu çalışanlarının işine son verme yöntemiyle telafi etmeye çalışıyor. Bir seneyi de böyle kurtarsalar 2017de ne yapacaklar bakalım.

    YanıtlaSil
  31. Sayın Eğilmez, AKP nin yapmakta olduğu şey, toplum mühendisliğidir. Zaten zamanında söylenmişti; hedefimiz dindar ve kindar bir nesil yetiştirmektir diye. Bu şekilde toplum mühendisliği ile dindar ve kindar bir ülke haline getirilmek isteniyor. Fethullah Gülen' in de yapmak istediği şey aynı idi. Onun için altın nesil yetiştiriyorlardı. Ekonomi de bu toplum mühendisliğinin bir parçasıdır. Ekonomiyi de dine (Müslümanlığa) uygun hale getirmek hedefleniyor. Bilimsel ekonomik değerlerin, çalışmaların bu ortamda pek netice veremeyeceğini düşünüyorum. Ülkeyi her açıdan dinsel (Müslümansal) hale getirelim de ne olurda olsun düşüncesi hakim. Onun için bu soruları ulemaya sormamız ve onların fetvasını almamız gerekiyor. Amaç belli olunca bilimsel önerilerin ve farklı görüşlerin hiç önemi kalmıyor. Acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
  32. Hocam Türkiyede henüz gitmediğiniz il var mı?

    YanıtlaSil
  33. rakamları ve ayrıntıları seviyorum her şeyi tarafsız sunuyorlar...teşekkürler Mahfi Hocam.

    YanıtlaSil
  34. Ne olursa olsun yapisal reformlar yapilmaliydi. Bunun da yapilacgi tarih 2005-2007 arasindaki donemdi. Simdi yapisal reformlar derken pat diye 1 yilda 12 ayda yapilmaz hayata gecirilemez teknik olarak. Ancak 2 sene yapisal reformlar icin hele hele tek basina iktidar olmus bir hukumet icin 2 sene yeterli bir zaman. %70 bu iki senede yapilip %30 da 2008 -2009 doneminde yapilabilirdi. Turkiye cok gec kaldi. Yukaridaki arkadaslar textilden bahsetmis dogrudur. Textil onemlidir. hatta candir sonucta hic meslegi olmayan hatta okumasi yazmasi olmayan koyden kente goc etmis insanlar icin o atolyeler meslek okuludur ekmek teknesidir ihracat motorudur hatta daha da ileri giderek kentlilesme sanayi iscisi olma evidir.. Kisaca textil bir nevi katalizatordur bu toplum icin.

    Ancak turkiyenin egitimde hukukta tarimda vergi maliye konularinda uluslarasi standartlara uygun yapilnamasi gerekirdi. Butun varini yogunu bu konulara harcamasi gerekirdi. Bu yapilmadi suriyeye oraya buraya karisildi milyonlarca ne edigu belirsiz bir suru gocmen turkiyeye geldi. Bundan sonra olacaklar gec kalinmanin yanlis hesaplarin caresizliginin sonuclari olacaktir. Ekonomik olarak sosyal olarak turkiye bence kotu bir gidise gebedir. Bu yapi surdurulemez. 3 milyon gocmen turkiye icin saatli bombadir bu gocmenleri abdye koysaniz gocmenler ulkesi abd bile ne ypacagini sasirir kara kara gelecek kotu gunleri bekler.

    Turkiye gec kalmistir yapisal refirmlari yapm,ada. Bir zamnlar malezya deniliyordu bir zmanlar bu iddia ile alay edilirdi korkulurdu. yahu keske malezya gibi olsaydik adamlarin durumu ortada iyi inovasyonda egitimde sosyal standartlarda sartlari g.koreyi izleyen konumda. Turkiye yavas yavas pakistanlasacaktir. Bu hem ekonomide hem de ic dis konumda boyle olacagini dusunuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yapısal reformların temelinde bilime dayalı bir eğitim reformu var. Onu yapamayınca ötekiler de yapılamıyor.

      Sil
  35. Sayilara ruh veriyorsunuz. Onlardaki dili bize ceviriyorsunuz. Ve karsilikli yorumluyar ve tartisiyoruz bu medyada.

    YanıtlaSil
  36. Hocam yazı için elinize sağlık. Kısaca bir kaç sorum var.
    1. Para piyasası ve sermaye piyasası kısaca nedir ? Bankalar para piyasasında, borsa sermaye piyasasındamı yer alır ? Yoksa aradaki fark başka bir şeymi? Temel farklar nedir?
    2. Eurobond'lar ihraç edildiğinde yurtiçi yerleşik Türk vatandaşları bunları alabiliyor mu, nasıl alıyor ? Bunlar neticede yurtdışı borsalara ihraç edilmiyor mu? Birde hocam bunların getirisinden yerli veya yabancı için herhangi bir kesinti oluyormu?

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1- Para piyasası kısa vadeli işlemlerin yapıldığı piyasadadır. Burada para alış verişi, kredi vb söz konusudur. Bankalar arası borç piyasası, MB'nin verdiği borçlar vb bu piyasanın konusuna girer.
      Sermaye piyasası uzun vadeli fonların kullanıldığı piyasadır. Borsa vb bu piyasanın bir parçasıdır.
      2- Eurobondlar yurtdışına ihraç edilse de Türkler de bunları alabiliyor. Bankanıza talimat verirseniz sizin adınıza alımını yapar. Eurobondlardan elde edilen gelir yıllık 18 bin TL'yi aşarsa beyanname ile beyan edilmek durumunda.

      Sil
    2. Hocam çok doğru, ama küçük bir değişiklikle, eurobond için 18.000 TL dediğiniz tutar her yıl Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tekrar belirleniyor, geçen seneki beyan sınırı 29.000 TL idi örneğin. Saygılarımla,

      Sil
  37. Hocam güzel bir yazı tekrardan, teşekkürler. Ancak şu işin vergi kısmını da rakamlarla sizden okumak isterim. İç-dış borç, özelleştirme derken vergilerin ekonomiye nasıl etkisi olmuş veya çok mu artmış-azalmış? Önerebileceğiniz güncel değerlendirme var mı? Vergi gelirlerinde dünyanın neresindeyiz? Yoksa vergiler ekonomiyi etkilemedi ancak Türkiye ekonomisi bugünkü vergilere ulaşmayı zorunlu mu bıraktı diyebiliriz?

    YanıtlaSil
  38. Hocam ölçeğe göre artan getiride önce maliyet 2 kat artıyor sonra çıktı 3 kat artıyor şeklinde mi? yoksa önce çıktı 3 kat artıyor sonra maliyet 2 kat artıyor şeklinde mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam, kısa vadede maliyet uzun vadede çıktı ve getiri artıyor şeklinde biliyoruz. Yanılıyor muyuz?

      Sil
  39. Mahfi Bey Merhabalar;

    Size değerlendirmeleriniz için teşekkürlerimi sunarım.

    Yazınızdaki tek bir hususa itirazım olacak. Evet enflasyonda son 15 yılda belirgin bir rakamsal iyileşme görünüyor. Fakat bu iyileşmenin sebebi ülkemizdeki yerinde ekonomi politikaları mı yoksa Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne entegrasyonundan sonra dünyaya pompaladığı ucuz mallar mı? Bütün dünyada bu etkiden dolayı enflasyonun düştüğü bir gerçektir. Hatta öyle ki şu an bile dünya enflasyon yaratmakta zorlanmaktadır. Sizin görüşünüz nedir?

    Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama ben böyle bir ayrım yapmadım bu yazıda. Çünkü o zaman büyümedeki düşüşü de dünya konjonktüründeki gerilemeye bağlamamız gerekir.

      Sil
    2. Hocam;

      Yanıtınız için teşekkür ederim. Büyüme konusunda dünya pazarlarının küçülmesi tabi ki bizi olumsuz etkiliyor. Fakat o noktada yapılacak eleştiri dünya konjonktürü uygunken bu günlere hazırlık yapmamız. Tasarruf etmeyip gerekli yatırımları yapmamız olabilir mi?

      Siz ne düşünürdünüz?

      Saygılarımla

      Sil
  40. Herhangi bir gruba dahil olarak görmek istemem kendimi ancak özellikle 1. grup kişilerin yaptığı çok büyük bir hatayı söylemek istiyorum : Anakronizm.
    İnsanların geçmiş ile bu günü değerlendirip milli gelir arttı demesi kadar abes birşey olamaz. Eğer bir karşılaştırma yapılacaksa aynı dönemde, Türkiye ile aynı sınıftaki ülkelerin milli geliri ne kadar artmış onu karşılaştırmak gerek. Zamanında yağ, ekmek sırası vardı ama şimdi yok denirse gülüp geçmeli. Lakin bu sözlere itibar edildiği bir ortam varsa ki öyle görünüyor işimiz çok ama çok zor. Önce cehaleti yok etmeliyiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Alpay bey cok haklısınız. Kıyas aynı zaman diliminde bizim ligimizde olan yani gelişmekte olan ülkelerin verileri ile kıyaslanmalı.

      Sil
  41. Hocam elinize sağlık öncelikle. Benim bu konu özelinde bir önerim olacak. Bu verilere birer adet Gelişmiş-Gelişmekte olan ve gelişmemiş ülke verisi koyma imkanımız olabilir mi? Neticede hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz ve konjüktürel değişimler analizde biraz daha detaylı bilgilenmemizi sağlayabilir Memleket durumuna dair.

    Saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benzer yazıları bu tür karşılaştırmaları yaparak geçmişte bir kaç kez yazdım. Burada önemli olan ekonomideki düzelmenin geçmişin birikimi ve geleceğin satın alınmasıyla sağlanıp sağlanmadığı meselesini incelemekti.

      Sil
  42. Hocam 6 maddelik bir eleştiri gelmiş yazınıza cevap vermemişsiniz, mantıklı bir eleştiri gibi görünÜyor. tabi oradaki arkadaşa hatırlatmak da lazım ki 2009-2015 yıllarındaki kötüleşmede global ortam dikkate alınmadığı gibi, 2002-2008 arasındaki global ortamın ülke ekonomisine katkısı da dikkate alınmıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevapladım. Arkadaşımızın yazdıkları yazının konusuyla doğrudan ilgili değil. O başka bir şeyi değerlendiriyor. Benim o konuda eski yazılarım var.

      Sil
  43. Hocam bu güzel yazı için teşekkürler,
    Her türlü yabancıya satış, borç ve sıcak paraya döviz girişi olarak bakıp, içeriye toplam giren parayı o şekilde hesaplasak daha doğru olmaz mı. Bu şekilde kabaca hesap yapıldığında çok daha büyük rakamların söz konusu olduğunu düşünüyorum. Yabancının talep edecek değerde bulacağı, elde kalan kurumların çok azalmış olması ve artan geri ödeyememe riski yüzünden bundan sonra ekonomiyi hormonlayan yabancı tasarruf girişinin gittikçe azalacağını tahmin ediyorum. Bunlara ek olarak şeker, çikolata, mobilya vs. gibi düşük teknoloji ürünü sattığımız pazarlardaki düşüş riski (yükselmeye göre daha yüksek görünüyor) ve alternatif enerji (özellikle güneş) kaynaklarında her an görülebilecek yeni yüksek verimli sistemler petrol ve doğalgaz ihracatı ile ayakta duran komşularımızda emsali görülmemiş krizlere gebe olabilir. Böyle bir krizi TC. tarihi boyunca en zafiyetli yapıda olduğumuz bir zamanda göğüslemek zorunda kalabiliriz.
    Ben maalesef sizin kadar iyimser olamıyorum.
    Saygılar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beni çok kötümser bulanlar var. Demek ki sizi dinleseler...

      Sil
  44. Yeni iPhone 7'yi beğendiniz mi?

    YanıtlaSil
  45. Hocam Okun Yasasını açıklayabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okun yasası, işsizlikle, üretimdeki azalma arasındaki ilişkiyi açıklayan bir yasadır. İşsizlik oranındaki her %1 puanlık artış, GSYH'nın potansiyelinden yaklaşık %2 uzaklaşmasına yol açar.

      Sil
    2. O zaman ABDde işsizlik 1 puan artarsa milli gelir %2 azalacak mı? O zaman kriz döneminde ABD'nin%5 6 küçülmesi lazımdı.

      Sil
    3. GSYH % 2 azalacak demiyor dikkat edin. Potansiyelinden % 2 uzaklaşacak diyor. ABD'nin potansiyel büyümesi % 2,5 - 3,0. Yani işsizlik % 1 artarsa % 3lük GSYH potansiyel büyümesinden yüzde 2 (o da 0,18 puan ediyor) uzaklaşacak diyor.

      Sil
    4. Hocam çok açıklayıcı oldu. Bu ilginiz için daha ne denebilir ki? İyiki varsınız.

      Sil
    5. Hocam Okun Yasası bence şu an için Türkiye'de geçerli çünkü Okun Yasası'nın geçerli olması işsizliğin nedeninin istihdamda azlma olması lazım. Halbuki Türkiye'de istihdam yaratmada kötü değiliz işsizliğin nedeni nüfus artışı. Bu nedenle ülkemizde bu yasa geçeeli değil. Katılırmısınız hocam görüşlerime?

      Sil
  46. Hocam merhaba,
    Ekonomi konularından bahsedilirken yaratılan değer ve emek konularında "Katma Değer" üreten çalışmalardan çok bahsedilmiyor. Bugün yabancılara bakır, fındık, ev ve toprak satarak ülkeye para girmesini sağlamak gibi, katma değeri olmayan maddi bir ürün karşılığında para almaya dayalı bir ekonomi ile ilerliyoruz gibi geliyor bana. Emeğimiz neredeyse bir anlamda sadece kas gücü. Fikir ve tasarım ile ekonomimizin bir ilişkisi yok gibi. Elektronik firmalarımız bile neredeyse sadece parça montajı seviyesinde çalışıyorlar (Mesleğim elektronik mühendisliği).
    Zaten yanlış anlaşılan tasarım (moda deyimi ile innovasyon) ile değer oluşturmak aynı kategoride değerlendiriliyor ve oluşturulan ekonominin birbirinin idamesi gibi gözükmesine sebep oluyor büyük ölçekte.
    Eskiden "Millet Ay'a roket atıyor biz burada ne yapıyoruz?" derlerdi, şimdi SpaceX firması attığı roketi okyanusta bir yere geri indirebiliyor maliyetleri ucuzlatmak için, bizim devletimiz ne yazık ki hala kendi uydularını/roketlerini atamıyor (ve adımıza uyduyu kimin atacağına, uydunun parçalarını aldığımız ülkeler karar veriyor, Çin örneğinde olduğu gibi).
    Bir yazınızda; oluşturduğumuz bu ekonominin nasıl ilerlemesi gerektiği (inancım değer üretmemiz gerektiği. Yüksek katma değer içeren ürünler vs. çünkü ev yapmak alıp satmak gibi bir ekonomi kısıtlı ve zararlı bir durum gibi), durumumuzun ne kadar sürdürülebilir olduğu ve teknoloji üretmenin ne derecede şart olduğundan bahsedebilirseniz sevinirim.
    Yazılarınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konuyu NTV 10'da Ekonomi programında sıklıkla işliyoruz. Yüksek teknolojili ürünlerin ihracatımızdaki payını gelişmiş ülkeler ve kendi rakibimiz konumundaki ülkelerle kıyaslıyoruz.
      Bu konuyu ayrıca bir de yazı konusu yapalım haklısınız.

      Sil
    2. 1- Katma değeri yüksek ürünler imal edebilmek.
      2- Yüksek teknoloji gerektiren ürünleri imal edebilmek.
      3- Fabrika yapabilecek fabrikalar açabilmek.
      4- İnşaat, tekstil, turizm ve gıda dışında ağır sanayi alanında ilerlemek.
      5- Arge, inovasyon ve yenilikçilik yatırımlarını artırmak.

      Bunlar olmadan ülkenin ekonomisi ile göstergeler iyi de olsa kötü de olsa beni etkilemez. Ben ortada uluslararası bir markamızı göremiyorum. Ne cep telefonu ne araba ne bilgisayar ne kol saati. Doğru düzgün bir malımız yok. Dünyaya ne sunmuşuz? Tek dikkatimi çeken THY. Orda da yine "ürün" bizim değil. Uçak üretebilmiş miyiz? yok. Öğrencilere sorgulamayı yenilikçiliği arayışı öğreten bir eğitim sistemi olmadan bu zihniyet değişmez.

      Sil
  47. Hocam merhaba. FEDin QE politikası sonucu Türkiye'de DİBSe gelen fonlar Hazinenin tahvil alımı ile mi bankalara ulaşıyordu veyahut nasıl ulaşıyordu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fed'in QE politikası ile eline para geçen fonlar bu paraları Türkiye'de bankalara getirip ya mevduat olarak oralarda tutuyor ya da onlarla birlikte tahvil alıyorlardı.

      Sil
  48. Hocam bir sorum daha var Türkiyenin bütçe açığının azalmasında QE politikası ile ülkemize gelen fonların bir etkisi varmıydı ve bu fonların şimdi geri dönmeye başlaması ileride bütçe konusunda sıkıntı yaratabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. QE politikasıyla Türkiye'ye gelen fonlar bütçe açığını azaltmaz. Çünkü bunlar bütçeye gelir yazılmaz. Ama bu paralarla tahvil alındığı için bütçe açığının finansmanında katkıda bulunurlar. Zaten mesele oradan çıkıyor. Fed faizi artırmaya başladığında bu paralar çıkıp gidecek ve o zaman biz bunların boşluğunu doldurabilmek için faizi artırmak zorunda kalacağız.

      Sil
    2. Hocam gelen fonlar kredi kanalıyla tüketicilerin tüketim ihtiyacını karşıladığından, devlet talebi desteklemek üzere maliye politikasını kullanmaz bunun sonucunda bütçe açığı azalır gibi bir çıkarımda bulunmuştum demekki yanlışmış teşekkürler cevabınız için.

      Sil
  49. Sizin yorumunuz nedir mahfi bey http://m.haberturk.com/ekonomi/ekonomi/haber/1294156-abdli-unlu-ekonomist-arthur-lafferden-ilginc-tespit

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Laffer, ortaya attığı arz yönlü iktisat teorisinin yanlışlığıyla öne çıkmış bir kişidir. Arz yönlü iktisat teorisi paper napkin theory (kağıt mendil teorisi) adıyla bilinir. Bizdeki sigara paketine yazılmış teorilerin karşılığıdır.

      Sil
    2. Hocam Laffer'in teorisi teorinin ortaya atıldığı dönemde ABD için geçerli diye biliyordum? Tümden yalan değil heralde?

      Sil
    3. Laffer'in teorisinin geçerli olabilmesi için vergi oranlarının bugünkünden en az iki kat daha fazla olması gerekiyor. Samuelson'un ABD üzerine yaptığı etraflı araştırma Laffer'in iddialarının geçerli olmadığını ortaya koyunca teori rafa kalkmış oldu. Laffer'in tezine inanıp vergi indirenlerden birisi de Özal'dı. Gelir vergisinde iki kez 5'er puanlık indirimler yapıldı. Ne vergi gelirleri arttı ne de üretim değişti. Yani bizde de denendi ve hiçbir olumlu sonucu olmadı.

      Sil
  50. "2007 yılından beri yapılan ve artık gelenekselleşen bir araştırma olan Brandirectory’nin ‘Dünya’nın en iyi markaları‘ araştırması ülke olarak nerede olduğumuzu görmemiz açısından güzel bir örnek teşkil ediyor.

    Araştırmada ABD’nin ilk 500’e 184 marka soktuğunu görüyoruz. Güney Kore, Japonya, Almanya ve Rusya gibi ülkerin de hatrı sayılır bir miktarda markası bulunan listede şu an büyük bir ekonomik kriz içinde bulunan Portekiz’in bile 1 markası yer alıyor.

    Peki ya Türkiye?

    Araştırmada sıralamaya henüz bir markamız giremedi."

    http://www.forbes.com/powerful-brands/list/#tab:rank
    http://www.pazarlamasyon.com/pazarlama/en-degerli-500-marka-aciklandi-turkiye-yine-listede-yok/

    YanıtlaSil
  51. merhaba bayramdan sonra yapacağım kitap siparişinde sizin Küresel Finans Krizi kitabınızı listeme ekledim.Bu kitabı yenileme çalışmanız var mı varsa yeni baskıyı bekleyeyim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yenilemeyi düşünmüyorum çünkü kitap o tarihte yazılmasına karşın güncelliğini koruyor. Küresel kriz biterken belki bunu yenilemek değil ama farklı bir kitap yazarım.

      Sil
  52. Türkiye'de yönetim değişikliği yapmak için yeni kalkışmalar olduğunda, halkın pasifize-paralize-hasta olup sokaklara çıkamaması için, şebeke suyuna kimyasal maddeler karıştırıldığı söyleniyor.

    "Kahramanmaraş'ta yaklaşık 10 bin kişi hastaneye başvurdu: İçme suyu şebekesinde zehir şüphesi"
    http://www.diken.com.tr/kahramanmarasta-yaklasik-5-bin-kisi-hastaneye-basvurdu-icme-suyu-sebekesi-zehirlemis-olabilir/

    "Erzurum'da içme suyundan 553 kişi hastanelik oldu"
    http://www.haberturk.com/gundem/haber/1293604-erzurumda-553-kisi-hastanelik-oldu

    Kahramanmaraş ve Erzurum'da deneme yapıldığı, yakında tüm Türkiye'de bu vakaların artacağı dillendiriliyor.

    Mahfi hocam bu iddialara nasıl yaklaşmalıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım bunlar doğru değildir. Bu nasıl bir çılgınlıktır anlamaya imkân yok.

      Sil
    2. On yıllar önce Köy Enstitüleri ve Halkevlerinde, genç kızların toplu hâlde hamile kaldığı, ve hâttâ tuvalet deliklerinden bebek fetüsleri çıktığı da söylenmişti.

      Ve hâttâ Adnan Menderes'i devirme sürecinde, CHP'ye, "Menderes'in CHP'li gençleri kıyma makinesinde öldürttüğü" haberleri geliyordu. İsmet İnönü olayın araştırılmasını istiyordu. "Menderes, gençleri öldürtüp kıyma makinelerine gönderiyor" şeklindeki propagandanın yalan olduğunu tespit eden CHP Araştırma Komisyonu'nu İsmet Paşa azarlıyordu: "Olmaz! Yoktur demeyeceksiniz, vardır imajı vereceksiniz!"

      (Kâmil Kırıkoğlu, "Anılar", sf. 103
      http://www.kitapyurdu.com/kitap/anilarla-kamil-kirikoglu/18374.html)

      (http://www.milliyet.com.tr/inonu-ve-ihtilal/taha-akyol/siyaset/yazardetayarsiv/18.08.2010/1243978/default.htm)

      Ve hâttâ Celal Bayar, "bu kış, Türkiye'ye komünizm gelecek" de demişti.

      Ve hâttâ 17 Ağustos 1999 depreminin bir doğa olayı değil; fay hatlarında patlatılan bombalar sonucunda meydana getirilen deprem olduğu da söylenmişti.

      Ve hâttâ, Taksim Gezi parkı protestoları sürerken, Kabataş'ta bir başörtülü kadının deri eldivenli adamlar tarafından tartaklandığı da söylenmişti.

      (http://t24.com.tr/haber/kabatasta-yalan-kesin-rivayet-muhtelif-iste-emniyetten-elif-cakira-zehra-gelin-metinleri,290216)

      Ve hâttâ ve hâttâ "faiz lobisi"nin Türkiye'yi çökertmek için hâlâ planlar yaptığı da söyleniyor.

      Bu sebeplerle:
      Şebeke suyuna karıştırılan zehir sayesinde bu ülkenin yönetim sistemini değiştirirlerse; şaşırmamalıyız.

      Zaten Mustafa Kemal Atatürk de, Çinli bir anne ile ABD'li bir babanın İsrail'de evlenip Selanik'e göç etmeden önce sabetay olmaya karar verip İskoç Masonluğu'ndan aldıkları izin ile 33. dereceden üstad olması peşinen sağlanmış, uzaylı kanı taşıyan siyonist Rockefeller & Rothschild hanedanlarından Napoléon Bonaparte koluna mensup olup, FED'in gizli kurucuları arasında yer alan ve 2008'de Lehman Brothers'ın çöküşünü 1929 buhranında hazırlayan, Türkiye Cumhuriyeti'nin illüminati cumhurbaşkanıydı.

      Di mi?

      Sil
    3. bu bence ordaki belediyelerin zaafiyetini örtmek için başkasını suçlamaktan öteye gitmez bir bahanedir.hazırda feto olayı varken her şeyi onlara at kurtul.sizde buna inanmışsanız sizede yazık.iyi şeyler oldumu akp den ,kötü şeyler oldumu ve yapıldımı allahtan veya fetodan.NE GÜZEL DÜNYA.ŞÜKRÜ SERT

      Sil
    4. Ben Kahramanmaraşliyim ucuz klor kullanildigi icin bu durumlar oluyor yoksa farkli sebebi yok bi de lagam suyuyla karisti iddialari var zaten kaski görevden alındı. Çünkü için bisey olmaz dedi 90 bin kişi zehirlendi suan iyiyiz cok şükür sular yeniden temizlendi

      Sil
  53. Hocam fed faiz artırımının bizdeki en kötü etkisi dolar artısı ve dolası ile ithalat maliyetinin artması mıdır ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece o kadar değil. Onların da etkisiyle enflasyon artar, büyüme düşer muhtemelen.

      Sil
  54. Hocam merhaba
    Arthur laffer' ın söyledikleri hakkında bir yazı yayınlayacakmısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazmayacağım. Laffer o kadar ciddiye alınacak bir iktisatçı değil.

      Sil
  55. Sinirlendiğinizde, bunaldığınızda, heyheyleriniz geldiğinde, kendinizi sakinleştirmek için neler yaparsınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Derin derin iki kez nefes alırım.

      Sil
  56. Hocam ortalama maliyet egrisi her yerde "u" şeklinde geçiyor. Halbuki ortalama maliyet önce artıp sonra "u" şekline bürünmesi gerekmez mi. Çünkü toplam maliyet başta hızlı artıyor sonra yavaşlıyor sonra yine hızlanıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üretimin 1.aşamasında artan marjinal verimlilik geçerli olduğu için ortalama maliyet bu aşamada azaliyor. Üretimin 2. Aşamasında ise Azalan verimler kanunu geçerli olduğu için Marjinal maliyet artmaya başlarken ortalama maliyet azalmaya devam ediyor. Üretimin 3. Aşamasında ise mutlak Azalan verimler geçerli olduğu için ortalama maliyet u kavisi çizerek artmaya başlıyor.

      Sil
  57. SAYIN HOCAM BEN İKİNCİ GURUBA DAHİL OLMAKLA BERABER,ÖZELLEŞTİRİLEN ŞİRKETLERİN YOK PAHASINA YANDAŞLARA AKTARILDIGINA İNANIYORUM.AYRICA RAKAMLARLA OYNANDIGINA KENDİ ADIM KADAR EMİNİM.SİZDE MECBUREN BİR RAKAM VERİRKEN DEVLET RAKAMLARINI BAZ ALIYORSUNUZ HAKLI OLARAK.EFLASYONUN İŞSİZLİK RAKAMLARININ CARİ AÇIGIN V.S AÇIKLANDIGI KADAR OLDUGUNA ŞAHSEN İNANMIYORUM.BEN ŞAHŞEN HÜKÜMETİN AÇIKLADIGI HİÇ BİR RAKAMA İNANMIYORUM.RAKAMLARLA OYNAYARAK NEREYE KADAR GİDEBİLİRSİNİZ.YUNANİSTAN BUNU YAPARAK AB Yİ VE HALKINI YILLARCA KANDIRDI.SONRA NE OLDU MIZRAK ÇUVALA SIGMADI VE YUNANİSTAN RESMEN BATTI VE BİR SENTE MUHTAÇ HALE GELDİ.DÜNYADAKİ BOL PARA DÖNEMİ BİTTİGİ ANDA GÖRECEGİZ ESAS DURUMU.HELİKOPTERDEN ATILAN BOL PARALAR ,ÇÖP SEVİYESİNDEKİ KAGITLARA VE BATIK BANKALARA MERKEZ BANKALARININ SAHİP ÇIKMASI SAYESİNDE DÜNYA EKONOMİSİ ŞU ANDA AYAKTA DURUYOR.ASLINDA BUNLAR YAPILARAK KAPİTALİST SİSTEM BENCE RESMEN BATMIŞTIR.KAPİTALİST SİSTEM RUHUNA AYKIRI ŞEYLER YAPILARAK AYAKTA TUTULMAYA ÇALIŞILIYOR.DÜNYA ASLINDA KAPİTALİST SİSTEMİ KURTARMAK İÇİN SOSYALİZMİ KULLANIYOR.BU NE YAMAN ÇELİŞKİDİR SAYIN HOCAM.BİZDE ER YADA GEÇ YUNANİSTAN GİBİ ACI GERÇEKLERLE YÜZLEŞECEGİZ.BU AKP YEMİ PATLAR BAŞKA PARTİYEMİ ALLAH BİLİR

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şükrü bey devletin açıklandığı rakamlara inanmak zorunda değilsiniz ben de değilim ama bunu kesin bir şekilde iddia etmek için elde kanıt olması lazım. Şahsen hükümetin dediğiniz şekilde birçok alanda kurnazlıkları olduğunu kabul ediyorum ama bu kurnazlıkları genele yaymak yanlış diye düşünüyorum.
      Ayrıca bu rakamlara inanılmaması bana garip geliyor bizim enflasyonumuz %5 cari açık/milli gelir oranı %3 gelmiyor ki şüphelenelim.İlan edilen rakamlar zaten gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek en olumsuz rakamlar. Bence verilerin dürüstlüğünü sorgulayacağımıza verilerin kendisini sorgulayalım. Bizde bazı veriler bir kereliğine olumlu gelince hemen rakamlar sorgulanıyor. Oysa ki bütün dünyada ülkelerin verileri bazen iyi gelir bazen kötü gelir bu çok normal birşey. Önemli olan uzun vadede oluşan eğilimdir ve Türkiye'de uzun vadeli eğilim genelde olumsuzdur. Bence bunlara odaklanırsak daha iyi bir sonuç elde ederiz.

      Sil
    2. güzel kardeşim enlasyon nasıl yüzde 5.işsizlik rakamları nasıl yüzde 9.hiç efrafınıza bakmazmısınız,çarşıya pazara çıkmamısınız.ben çariya,pazarada giderim,etrafımda boş boş gezen insanlarada bakarım.memura zam verecegim diye nerdeyse utanmasalar eflasyon yok diyecekler.üç kuruşa çalışan ,sömürülen insanlara iş güç sahibi deniyor.adam gibi iş olmadan bu adam nasıl eglenecek,hayata topluma katılacak.hayat sadece çalışmakmıdır.bu adam eglenmiyecekmi,sosyal bir etkinlige katılmayacakmı.çocuguna bi oyuncak ,bisiklet hanımına bi süpriz yapamacakmı.bunları yapamayacaksak hayvanlardan ne farkımız kalır,insan hayattan keyif alabilirmi.bide bu insanlardan beş çocuk isteniyor.niye bu çocuklar egitimsiz kalsın ,her şeyi allahtan bilsin hakkını hukukunu aramasın.böyle bir toplummu istiyoruz.akp böyle sorgulamayan,biat eden bir halk istiyor.yaptıgı icraatlardan ben bunu anlıyorum.iyi günler sayın kardeşim

      Sil
    3. Şükrü bey dediklerinize hemen hemen itirazım yok ama yazdıklarınız benim yorumuma cevap teşkil etmiyor.

      Sil
  58. Hocam ben mülakatla ilgili birkaç şey sormak istiyorum. Direkt mülakatsız puanla atanılsa üstüne güvenlik soruşturmasıyla atanılsa a grubu mesleklere daha mantıklı olmaz mı. Şöyle düşünüyorum bu sistemde yüzde 10 yetersiz olup direkt puanla atansa zaten 1 sene sonra performanstan elenecek. Kamu zararı sadece bu kişiye 1 yıllık maaş verme olur. Diğer tarafta mülakatlı olsa yetersiz olup sağlam referansla giren nerden bakarsanız yüzde 10un her halükarda üstündedir. Şimdi durum böyleyken mülakat yapmak kamu için daha zararlı değil midir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mülakat, tarafsız yapıldığında sınav kadar hatta ondan bile önemlidir. Kişinin kendisini ifade edebilmesi, konuşma yeteneği, analiz yeteneği mülakatta ölçülebilir. Ama bizde çoğu kez objektif yapılmadığı için ne yazık ki farklı amaçla kullanılıyor.

      Sil
  59. Hocam ben Avrupa'nin temellerinin hep dini oldugunu dusunurdum. Tum sehirlerinde buyuk buyuk kiliseler mevcut. Sehrin en gorkemli mekanlarinda. Ben bunlarin hep dini binalar oldugunu dusunurdum, ve Avrupa gibi gelismis bir cografyanin nasil olur da hala dinini ayakta tuttugunu dusunurdum.

    Gecen ogrendim ki, hepsi sembolikmis. Ayni bizden Ayasofya'yi yapmamizi istedikleri gibi, o koca koca binalar muze gibi kullaniliyormus. Ibadet felan yapilmiyormus, din adamlari degil, muze mudurleri calisiyormus. Cok sasirdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şaşırmayın. Geçen yüzyıla kadar bu dediğiniz işlevleri görüyordu kilise. Ve kiliseye giden sayısı oldukça fazlaydı. Zamanla kilisenin insanlar üzerindeki etkisi azalmaya başladı. Küçük kasabalar dışında kiliseye giden sayısında büyük düşüş var. Özellikle kuzey Avrupa'da (İskandinav ülkeleri) sayı düşük.

      Sil
  60. Sayın hocam bloğunuz birçok mikro,makro, tr ekonomisi vs. ders kitabından daha sade,aydınlatıcı. Bu emekleriniz için teşekkür etmek isterim. Bir de sorum var; tek parti iktidarında olası bir ekonomik krizin ekonomiye olumsuz etkileri ile koalisyon döneminde oluşacak olası bir krizin etkilerini kıyasen değerlendirir misiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Böyle bir kıyaslama yapabilmek için Türkiye'den elimizde bir tek örnek var: Demokrat Partinin son dönemleriyle 2001 krizini karşılaştırmak. Ki bu da tam olarak örnek olmaz çünkü çok farklı ekonomik rejimlerin (sabit kur - dalgalı kur, müdahaleli piyasa - serbest piyasa, sabit faiz - serbest faiz, kısıtlı sermaye hareketleri - serbest sermaye hareketleri gibi) egemen olduğu dönemlerdi.
      Bu kadar farklı dönemlerde yaşanmış krizleri kıyaslamak bizi doğru bir sonuç çıkarmaya götürmez diye düşünüyorum.

      Sil
  61. Hocam merhaba 2 sorum var.

    1. Yurtdisi cikis harcinin 100 dolara yukseltilmesi onerildi bankacilar tarafindan. Yorumunuz nedir?

    2. Akaryakitta otv orani yukseltildi ve bu sebeple benzine 24 kurus otv kaynakli zam geldi. Otv 2001 krizi sonrasi uygulamaya baslanan bir "gecici kriz recetesi" degil misir. Eger oyleyse 16 yildir kriz ekonomisiyle yonetilmemiz ve bunun basari gibi satilmasi nasil aciklanabilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. (1) Bizim de çıkıp banka ve sigorta muameleleri vergisi artırılsın dememiz ne kadar doğruysa bu da o kadar doğru bir öneridir.
      (2) Açıklanamaz, haklısınız.

      Sil
  62. Hocam prison break ile breaking badi izlediniz mi?

    YanıtlaSil
  63. Hocam elinize sağlık, yine çok güzel bir yazı. Ekonominin gidisatinin halk tarafından algılanması konusunda önemli bir faktör de konut ve arsa fiyatları olduğunu düşünüyorum. Özelleştirme faizin düşük olduğu mevcut durum gibi zamanlarda konut ve arsa satın almak oturum ve kullanım değil, yatırım amaçlı oluyor ve bu emlak fiyatlarını artırıyor, sonucunda ise fiyat artıyor ve emlak sahipleri ( arsa ve bina) kendini daha zengin hissediyor. Özellikle büyük şehirlerde ( ki toplumun neredeyse yarısı burada yaşıyor) bu hissediliyor, Anadolu'da ise yine arsa fiyatları üzerinde gerçekleşen artıs toprak sahibi ( küçük bir arsa dahi olsa) halkı memnun ediyor. Bir anlamda fiktif bir yatıştırıcı rolü üstleniyor.

    Bunun yanında bir diğer konu ise cari açık. Hocam bunu siz de genelde kullanıyorsunuz, cari açık tasarruf açığıdir şeklinde ancak cari açık bir sonuçtur, sonuca sebep veren ise tasarruflarin az olmadı değil harcamaların çok olmasıdır. Yani bir kişi / kurum / ülkenin tasarruf açığı olması bir sebep değildir, tasarruf açığı diye bir tanım hayatın içinde bulunmuyor. Tasarruf açığı ( eğer kullanılacak ise) gelirden fazla harcamanin sonucudur. Zira cari açık verince daha önceki tasarruflatinizi kullanarak bu açığı kapayabilirsiniz, tasarruf açığınız değil, harcama fazlaniz vardır. Bu durumda Türkiye'de 2001 krizinden önce gelirinden fazla harcayan devlet iken ( bütçe açığı), 2001'den sonra gelirinden fazla harcayan devlet dışı halk ve özel sektör ( cari açık) olmuştur. Bu konuda Görüşlerinizi rica ediyorum zira tasarruf açığı tanımı gerçek hayatta karşılığı olmayan bir tanım olduğu için okuyanlar tarafından algılanması zor olmaktadır.

    Tekrar elinize saglik, çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim.
      Çok doğru saptamalar. 2001 krizi sonrası devlet, gelir gider dengesini tuttururken halkı ve özel kesimi para harcamaya ve borçlanmaya yöneltmiştir. Reel faizlerin de sıfır dolayına gerilemesi tasarrufu düşürürken tüketimi körüklemiştir. Bunun sonucunda tasarruf açığı oluşmuştur. Bu bir politikadır. Buna bir şey diyemem ama bunun sonucunda oluşan tasarruf açığından şikâyet etmeye başlanmışsa o zaman bu politikanın yanlış olduğunun kabulü anlamına gelir.

      Sil
    2. Hocam yazı için teşekkürler. Şu an iktidarda olanların yaptıkları normal. Oylarını artırmak için populist ekonomik politikalar uygulamasını doğal karşılamak lazım. Ancak iktidar süreleri uzayınca sıkıntı çıktı. Populist politikalar yapıları gereği uzun süre boyunca devam edemiyor. Şu anki ekonomik sıkıntılar bence bundan kaynaklanıyor.

      Sil
  64. Mahfi hocam, dünyada son iki yılda düşen petrol fiyatlarının küresel talepte daralma dışında başka nedenleri var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım alternatif olarak kaya petrolünün (fiyat artışı sonucunda) ortaya çıkması bir yandan da potansiyel bir arz fazlası yaratmış bulunuyor. BU da fiyatlar üzerinde bir baskı yaratıyor.

      Sil
  65. "Sayın Eğilmez her fırsatta, 'Mevcut hükümet, ekonominin canlanmasını istiyorsa -bütçe dengesi fetişizminden, sadece para politikasını kullanmaktan ve düşük faiz saplantısından sıyrılıp- kısmi ve geçici bir genişletici maliye politikası uygulamalıdır' biçiminde önemli bir uyarıda bulunuyor. Böylece hem ekonomik büyüme hem de bu politika sonucunda vergi geliri elde edilebilir.

    Hükümet ise, kanaatime göre, daha çok siyasi amaçla bütçe açığını düşük tutup bunu siyasi pazarlama aracı olarak kullanıyor. "Bakın eskiden hükümetler bütçeyi batırıp maaş ödeyemezken biz şimdi neredeyse bütçe dengesini sağlıyoruz" diyorlar. Ancak işin toplumsal ve ekonomik adalet boyutuna baktığımızda hikâye bu kadar basit değil.

    Bir metaforla Türkiye ekonomisini ‘aile gibi’ düşünüp hane halkı, firmalar, dış ticaret firmaları ve hükümetten oluşan dört temel ekonomik aktörü de aile fertleri olarak ele alırsak; ilk üç aile üyesi sürekli biçimde bütçe açığıyla boğuşurken, aile reisi (hükümet ya da kamu sektörü) ailesine (topluma) sadece kendi bütçesinin denkliğinden bahsedip, onların bir sorunu yokmuş gibi davranıyor. Tabii ki aile üyeleri cüzdanlarındaki açıkla ve borçla uğraşırken, aile reisinin cüzdanı dolu olsa dahi bir anlam ifade etmiyor. Çünkü ideal olan tüm ailenin (toplam ekonominin) “sürekli” açık vermeyip refah içerisinde yaşamasıdır...Hükümetin bu tavrı, kendisi aile masraflarına ve borca bulaşmayarak çocuklarını çalıştırıp/onları dışardan borçlandırıp geçinen ve bununla da övünen bir babaya benziyor...Türkiye'de hükümetlerin artık sorumlu bir baba gibi davranması gerekiyor..."

    ..diye "ikiz açık" makaleniz için önceden bir not yazmıştım..sanırım bu ek yorum bu makalenize de yapılabilir??

    Çünkü gözümden kaçmadıysa burada sizin ve okuyucuların yaptığı değerli tartışmalarda hane halkının borçlanmasından hiç bahsedilmiyor..Makro ekonomik performans açısından hane halkının tasarruf ve borçlanma performansı, burada vurguyu hak etmiyor mu?? Yoksa, 90 yıldır vatandaşın cebinde tasarruf yapacak parasının hiç olmadığını zaten bildiğimizden bu kadar konu arasında bahse gerek mi duyulmadı? Analiz yaparken yukarıdaki dört ekonomik sınıfın/aktörün hepsinin dertleri dinlenmelidir (verileri okunmalıdır) diye düşünüyorum...

    Saygılarımla!
    Yakup AKKUŞ

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız. Kim bilir bazen bazı konuları çok konuşmaktan, yazmaktan sıkılıyor muyuz nedir bilmiyorum tam yeri geldiğinde yazmıyoruz. Doğru eleştiri, paylaşım için teşekkürler.

      Sil
    2. Yakup Bey'in ikazının aynısını ben de Mahfi Bey'e 29 Ağustos'ta iletmiştim ama üzerinde durmamayı tercih etti:

      Yakup Bey'in ikazları:

      1.
      "...aile üyeleri cüzdanlarındaki açıkla ve borçla uğraşırken..."

      2.
      "...burada sizin ve okuyucuların yaptığı değerli tartışmalarda hane halkının borçlanmasından hiç bahsedilmiyor..Makro ekonomik performans açısından hane halkının tasarruf ve borçlanma performansı, burada vurguyu hak etmiyor mu??..."

      Adsız'ın ikazları (29 Ağustos):

      http://www.mahfiegilmez.com/2016/08/krizler-eskisi-kadar-etkilemiyor.html

      1.
      Hanehalklarının satın alma güçlerinin "düştüğü"nü ve "düşmeye devam ettiği"ni, siz de bir iktisatçı olarak gözlemliyorsunuzdur.

      Türkiye'de son 3 yıldır, tek tek bireylerin veya yeni evlenmiş çiftlerin, ailelerinden ayrı "kendi ayakları üzerinde durmak amacıyla" bir süreliğine yaşamalarından sonra borç batağına saplanıp, yine ailelerine dönüp "borç" istemeye başladıklarını da gözlemliyor musunuz? Dikkat ederseniz, size, koca koca holdinglerin çöküp/çökmemesinden değil, bir toplumdaki en küçük yapıtaşı olan "birey" veya "hanehalkı"ndaki "borçlanma" ve "borcu geri ödeyememe" gibi bir kanserden bahsediyorum.

      Şunu soranlar çıkabilir, "parası kalmamışsa, elbette, ailesinden borç isteyebilir. Bunun kime, ne sakıncası var?"

      Burada mühim olan husus, işaret ettiğim "sakıncalı hâlin" seviyesinin ne kadar yükseldiğini sizlere hatırlatmak. 1980/90'larda borçlanma ve geri ödeyememe oranları ile, 2010'lu/16'lı yıllardaki borçlanma ve geri ödeyememe oranları arasındaki "uçurum"a dikkat ederseniz, özellikle "genç kuşakların" niçin ailelerinin kapısına "borç" için daha hızlı koştuğunu daha net anlarsınız.

      Olayı, en küçük yapıtaşı olan "birey" veya "hanehalkı"ndan başlatıp, daha "makro" düzeye ulaştığınızda, "yumurta" şekli ile "piramit" şekli arasında bir şeklin, Türkiye ekonomisi ve sosyolojisini teşmil ettiğini görürsünüz.

      2.
      "Parasızlık", "para kazanamama korkusu", "açlık", "aç kalma korkusu" gibi "en temel sorunlar" büyümeye devam ettiği müddetçe; darbe ve hattâ "iç savaş tehdidi" bile umursanmaz hâle gelebilir.

      "Umursamazlık süresi"nin ne kadar olacağı ise, hanehalklarının daha ne kadar "suskun" kalacağına, dayanabilme güçlerinin ne kadar olduğuna bağlı.

      Evet, "borç yiğidin kamçısıdır", ama, "borç bulamayacak kadar parasızlığın sürekli arttığı bir ülke"nin iç savaş hâlinden de farkı yoktur!

      Sil
  66. Hocam öncelikle size bu güzel yazınız için teşekkür ederim. Hocam sizinde bildiğiniz gibi ekonomi tıpkı hayat gibidir. İnsanlar olayları farklı yani kendi görmek istediği açılarla ele alırlar. Bu yüzden siz ekonomistlerin işi çok zor. Bence bu sebeplerden dolayı yazılarınızda daha somut olarak ülkeleri birbirleriyle kıyaslamalısınız. Son yıllarda yapılan parasal genişlemenin yarattığı global refah artışı ancak bu sayede ülkelere ve hükümetlere atfedilemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bu dediğinizi ara ara yapıyorum zaten ama bu yazının konusu Türkiye'nin öteki ülkelere göre başarılı olup olmadığını ölçmek değildi. Bu yazının konusu vatandaşın değerlendirmelerinde başvurduğu kıyaslamaları ele alıp gerçeği bulabilmekti. Yani başarının altında geçmişin birikimleri ve geleceğin gelirlerinin kullanılmasının etkisi var mı yok mu? Soru buydu.

      Sil
  67. Mahfi Bey;

    “Laffer Eğrisi”ni geliştiren dünyaca ünlü iktisatçı Dr. Arthur Betz Laffer'in Türkiye Ekonomisi ile ilgili yaptığı yorumlar ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Türkiye ekonomisinin mükemmel olduğunu düşünüyor hatta Obama'yı verelim Erdoğan'ı alalım diyecek derecede. http://www.yenisafak.com/ekonomi/obamayi-alin-erdogani-verin-2528715

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arthur Laffer'in Erdoğan hakkındaki düşüncesine bir şey diyecek değilim. Herkes kendi düşüncesini söylemekte serbesttir. Ona bir şey diyemem. Ama Laffer Eğrisi adı verilen teorisinin doğru olmadığı Paul A. Samuelson tarafından ABD ekonomisi üzerinde yapılan geniş bir araştırmada kanıtlanmıştır. Bu teorinin işleyebilmesi için vergi oranlarının çok yüksek olması gerektiği, oysa mevcut oranların o kadar yüksek olmadığı belirlenmiştir. Laffer, ortaya attığı arz yönlü iktisat görüşüyle vergi indirimlerinin, deregülasyonların, çevre koruma önlemlerinin azaltılmasının öncülüğünü yapmıştır. Ve ne yazık ki bu uygulamalar dünyada bütçe açıklarının artması, kamu borçlanmasının yükselmesi, çevrenin daha çok bozulması ve kuralları hafifletme adı altında ahlaksız kazançların kapısını açmıştır. Küresel krize giden yolda bu yaklaşımların önemli ölçüde olumsuz etkilerinin olduğunu düşünüyorum.
      Dünyada itibarını kaybetmiş bir iktisatçının davet edildiği bir ülkede işlerin iyi gittiğini söylemesi bence çok fazla anlam yüklenebilecek bir değerlendirme değildir.

      Sil
    2. Ben kendisini tanimazdim ama gordugum kadariyla hala aktif olan ve googledan lambIrt diye cikan, cikan bilgilerde de itibarsizligin i'sine rastlanmayan bir adamcik. Simdi, bu adamin itibarsiz oldugu sonucuna varabilmek icin dosenmis su uzun paragraf ise bana sadece bir egriyi hatirlatiyor, o da su sizin meshur secim tahmini egrisi :). Kizmayin, oyle aklima geliverdi.
      Not: cizgi de bu baglamda bir egridir.
      Not: ben aslinda sizin secim formulundeki gerceklik payina inaniyorum. Laffer'in egrisinin de bi hikmeti vardir belki.

      Sil
    3. Paul A. Samuelson çok sendelemiş kararsız bir iktisatçıdır; monetarizmden başlayıp keynezyen bir tandansa tuhaf bir seyir izlemiştir. tutarlı olduğu söylenemez. 1970 Nobel ödülünü alması bu kaydı silmez. Friedman, Paul Samuelson, Kenneth Arrow ve tabii Tinbergen; bunlar ilginç teorisyenlerdir. (dipnot: iktisatta kanıtlama demek bana çok doğru gelmez, teoriler bir hayli izafidir)

      Sil
    4. "itibarını kaybetmiş" nesnel bir değerlendirme olamaz şüphesiz, hocanın kişisel kanaatidir. Ayrıca ben de katılıyorum, nasıl kanıtlamış olabilir acaba Samuelson, görüşüne katılmadığını ifade etmiş olmasın, kanıtlamış derken? İktisat tartışmaları biraz böyledir, siyasi fikirler bilimsel teşhislerden çok önde gider çoğu zaman.

      Sil
  68. Hocam Nassim talebin siyah kugusunu okudunuz mu? Kitap hakkinda dusuncelerinizden bahseder misiniz? Saygilar..

    YanıtlaSil
  69. Hocam merhaba,
    Çok güzel bir makro değerlendirme olmuş, teşekkür ederiz.
    Ancak borç rakamlarını GSMH'ye oranlasak daha iyi olmaz mıydı ?

    Teşekkürler

    YanıtlaSil
  70. Hocam merhaba,
    Sene sonuna dogru FEDin tekrar faiz arttirmasi bekleniyor. buna bagli olarak orta vadedeki eur/usd hareketi hangi yone gider? uzun vadede ne olacagini dusunuyorsunuz, 1 seviyesine gelir mi bu oran?

    Tesekkurler
    Ali

    YanıtlaSil
  71. minik iktisatci14 Eylül 2016 21:40

    Bu 3 grubun oranları nedir, bu konuda bi çalışma var mı?

    YanıtlaSil

  72. İktisatçı olduğum çıkarımı yapılmasın kaygısıyla Mahfi Hocam yerine Mahfi Bey diye hitap etmek isterim izninizle.

    Akp yi çok başarılı gören grubun en somut savunması "Adamlar yol yaptı"
    Yazınızda yapılan yolların ve tabi diğer yatırımların önemli ölçüde dış borç ve özelleştirme ile finanse edildigine deginilmiş. Tam olarak yazınızın konusu değil ama aslında gözden kaçırılan bir kalemin de önceki hükümetlere nasip olmayan deprem vergileri olduğunu düşünüyorum. Yani yollar daha ziyade Öiv üzerinden zengin vergisiyle degil fakir vergisi ile
    yapildi bence bu da gelir adaletsizligini artırdı.
    Hatta yapilan yatirimlarda hazine tarafindan verilen arac yolcu vs. garantilerinin de etkisi buyuk. Bu da demek oluyorki özelestirmelerle geçmisin mirası yenildiği gibi verilen gerçekleşmesi mucize aşırı yolcu araç vs. garantileriyle de geleceğe borç bırakmış oluyor hükümetimiz.

    Bir nevi önumuzdeki senenin hasadini satan muflis tuccar olma riskimiz de var.

    Akp doneminde yapilan yatirim miktari ile yukarida sayilan faktorlerin etkisinin karsilastirildigi bir makale dusunur musunuz? Bu konuyu arastırdım ama birsey bulamadım.

    YanıtlaSil
  73. devlet gelirleri açısından, üretiyormuş gibi yapıp aşırı tüketenleri korumak akıllıca mıdır? örneğin akaryakıt vergilerinde daima korunan bir motorin mevcut. gerçek üretenden hiç vergi alınmasın ama lüks dizel arazi aracının neyini destekliyoruz anlamış değilim. vergi adaletinde bir "astar-yüz muhasebesi" mümkün değilmidir teşekkürler:)

    YanıtlaSil
  74. 2015 yılı Ağustos ayında 5,2 milyar TL fazla veren bütçe, 2016 yılı Ağustos ayında 3,6 milyar TL fazla verdi. Tıkırında.

    YanıtlaSil
  75. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, 15 Temmuz'da yaşanan başarısız darbe girişiminin Türk ekonomisinde yarattığı şokun büyük ölçüde değilmakta olduğunu bildirdi. Bu da gayet iyi bir haber. Karamsarlar beğenmez gerçi :))

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...