16 Ağustos 2017 Çarşamba

Merdiven altı Öğretim

Merdiven altı sözcüğü genellikle üretimle birlikte ve merdiven altı üretim deyimi biçiminde kullanılıyor. Bir ürünün, onaylanmış üretim koşulları dışında daha ucuza ama daha kalitesiz ve sağlıksız olarak üretilmesine merdiven altı üretim deniyor. Başkalarının ürettiği eserlerin, eser sahibinin izni olmaksızın, yasa dışı yollarla kopyalanarak veya taklit edilerek üretilmesi sonucu ortaya çıkan ürüne de korsan ürün deniyor.

Eğitim, belirli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim anlamına geliyor. Öğretim ise öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi olarak tanımlanıyor. Eğitim, daha çok insanın ailesinden, çevresinden öğrendiklerini, öğretim ise daha çok okullarda öğrenilen bilgileri kapsıyor. O nedenle ikisi arasındaki farkı en iyi belirten ifade Albert Einstein’in şu sözünde yer alıyor: “Eğitim, insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalandır.” 

Öğretimin insana bilim öğretmesi gerekiyor. Gerisi eğitimin işi olmalı. Yani matematik, fizik, psikoloji, ekonomi, tıp gibi konularda insanı geliştirme ve uzman yapmak öğretimin görevi. Buna karşılık genel ahlâk, terbiye, alçakgönüllülük, dini inanç, yemek adabı, insanlarla ilişkiler, fedakârlık gibi konular eğitimin kapsamına giriyor. Bizim burada ele alacağımız konu öğretim konusu.

Asıl olarak üniversite öğretimi üzerinde yorum yapacağım için ilk ve ortaöğretimde her geçen gün bilimsel içerikten daha da uzaklaşmaya başlayan müfredatı bir kenara bırakıyorum. Ama üniversitelerin bu kadar zayıf mezunlar vermesinin en önemli nedenlerinin başında aslında bir kenara bıraktığımız ilk ve ortaöğretimdeki kalite düşüşünün yer aldığını da aklımızın bir köşesinde tutmamız lazım.

Yeterince nitelikli öğretim elemanı olmadan her köşeye bir üniversite açılmaya, kontenjanlar da katlanarak artırılmaya başlayınca üniversite öğretimi merdiven altı öğrenim biçimine dönüştü. Burada merdiven altı deyimini kalite altı anlamında kullandığımı belirtmem gerekir çünkü bütün üniversitelerin izni, yasal altyapısı var. Yani eğitim yasa dışı değil ama kalite dışı. Buna karşılık diğer merdiven altı üretim çeşitlerinden farklı olarak birçok merdiven altı öğretim yapan üniversite, merdiven üstü öğretim yapan üniversiteden daha pahalı.  

Üniversite sözcüğünün aslı Latince ‘bütün’ anlamını taşıyan Universitas’dan geliyor. Bugünkü karşılığı; çeşitli akademik dallarda akademik unvanlar veren yükseköğrenim ve araştırma kurumu demek oluyor. Batıda üniversiteler katedral okullarının yavaş yavaş inançtan soyutlanıp bilime dönük bağımsız kurumlar halini almasıyla ortaya çıkarken bizde de medreselerden dönüşerek batılı üniversitelere benzer kurumlar halini almış. Bu yükseköğrenim kurumlarının üniversiteye dönüşmesindeki en önemli adım akademik özgürlüğün elde edilmesi olmuş. Akademik özgürlük, üniversitede verilen öğretime dışarıdan müdahale edilememesidir. Dünyada akademik özgürlüğü tümüyle uygulayan pek çok ülke olduğu gibi, tam tersine bu özgürlüğü uygulamayan ülkeler de var. Genellikle akademik özgürlük ile gelişmişlik düzeyi arasında olumlu bir korelasyon söz konusu.

Günümüzde üniversite, özünde bilim insanı yetiştirmek için var olan bir kurumdur. Ne var ki herkes bilim insanı olamaz. Üniversiteden çıkanların bir bölümü bilim insanı olmaya gider bir bölümü de bilimden nasibini almış uzmanlar, araştırmacılar, mühendisler, hukukçular, yönetici adayları olmaya yönelir.

Akademik özgürlüğün, düşünceyi ifade etme özgürlüğünün olmadığı, tartışma ortamının kısıtlandığı yerde ne yeterince doğru dürüst bilim insanı yetişir ne de bilimden nasibini almış yeterli sayıda uzmanlar, araştırmacılar, mühendisler, hukukçular, yönetici adayları çıkar. Böyle bir ortam merdiven altı öğretime yol açar. Korsanlığı öne çıkarır. Sonra çoğu insanın başkalarından çaldığı görüşleri tez diye yazıp verdiği yüksek lisans ve doktora programları etrafı sarar.

Türkiye’de akademik özgürlüğün üniversiteye çeki düzen vermek bahanesiyle kaldırılması YÖK’ün kurulmasıyla oldu. Ders programlarını, kitapları YÖK, tek elden belirledi. Darbelerin tutukladığı, okullardan uzaklaştırdığı kuşağın bu tür eziyetler çekmesi sonraki kuşak üniversite hocalarının özgür düşünceden geri durmalarına, bildiklerini anlatmak, tartışmak yerine ellerindeki kitapları anlatıp onlardan sınav yapar duruma gelmelerine yol açtı. Sonunda üniversite dediğimiz yer ortaokul gibi, ders notunu ya da kitabı kim daha iyi ezberlerse onun yüksek not aldığı okullar halini aldı.   

Elbette bu anlattıklarım bütün okulları, bütün hocaları kapsamıyor. Hala çok nitelikli okullarımız, fakültelerimiz ve hocalarımız var. Ama sayı giderek azalıyor. Merdiven altı üretimin yayıldığı yerde merdiven üstü üretimi ayakta tutmak çok kolay değildir.

Mülkiyeyi bitirdiğimde aklımda aynı anda iki işi yapmak vardı. Maliye müfettiş muavinliğini kazanmış ve görevime başlamıştım. Bir yandan da Mülkiye’de ekonomi doktorası yapmak istiyordum. Dersler genellikle asistanlar için ayarlandığından akşam saatlerinde veya tatil günlerindeydi. Tam bana göre diye düşünüyordum. Program yöneticileri, maliye müfettiş muavini olduğumu öğrendiklerinde beni doktora giriş sınavına almadılar. Nedeni bir kişinin hem maliye müfettişliği hem de doktora yapamayacağıydı. Doktora çok ciddi bir işti ve yalnızca onunla uğraşmak gerekirdi. Tercih yapmam gerekiyordu. Eğer doktorayı tercih edersem bana burs bulmakta yardımcı olacaklardı. Bu görüşü saygıyla karşıladım. Maliye müfettişliği zor kazanılan bir sınavla girilen bir yerdi. Yüzlerce kişi arasından sınavı kazanan 3 kişiden birisiydim. Orada kalmayı tercih ettim. O nedenle doktoramı yıllar sonra yapmak zorunda kaldım.

Bazen acaba bütün bu geçmiş hayal miydi ya da ben o dönemi başka bir ülkede mi yaşamıştım diye düşünmekten kendimi alamıyorum. 

164 yorum:

  1. Günümüz koşullarıyla örtüşen yerinde bir yazı olmuş hocam elinize sağlık. Daha yeni örneğini yaşadım. İktisat doktorası için gittiğim sınava 2. sırdan girdim puanlarım gayet iyi. Sözlü ve yazılı sınavımda başarılı geçti. Ama gel gelelim sadece kendi öğrencilerini almışlar. Bu şekilde bilim nasıl olabilir ki?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Murat Bey, feryadınız birçok insanla ortak ama üniversite olmadan da bilim yapılabileceğini düşünüyorum. Bu size ket vurmamalı.

      Sil
    2. İdeolojilerin esiri olmuş toplumda bu kadar olur.

      Sil
  2. İlk aşamada üniversite sayısının azaltılması fayda sağlar diye düşünüyorum. Eğitim kalitesi o şekilde artar. Bu kadar fazla üniversite mezununa ihtiyaç yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. + YÖK kalkmalıdır. Herkes kendi görevini bilmeli. Siyasetçi dahil hiçbir görevli ya da yönetici başka bir yere müdahale etmemeli. Fikirler tartışılmalı. Her fakülte kendi bünyesinde araştırma da yapmalı. Buluş nasıl olacak sonra?

      Sil
    2. YÖK kalkmalı, kontenjanlar üçte bire düşürülmeli. Yeterli hocası olmayan bölümler kapatılmalı.

      Sil
    3. aynen hocam. yök kalkmalı ve üniversiteler özgürlük-bilim yuvaları olmalıdır.

      Sil
    4. Yök kalkınca mi universitelerdeki teröristler imana gelcek acaba

      Sil
    5. Üniversitenin görevi insanları imana getirmek değil onlara bilim öğretmek, araştırmaya sevk etmek.
      Ayrıca YÖK varken teröristler yerleşmişse üniversiteye YÖK'ün bu açıdan varlığı da bir işe yaramamış demektir.

      Sil
    6. Parti sistemi olmamalı. Teröristler bağımsızlık söylemleriyle enjekte edildikleri için kendilerini farklı kategorilere sokabiliyorlar ve bu "enjekte bakış açısı"ndan iyi de nemalanıyorlar. Bence parti sistemi olmasa kaçacak delik ararlar.

      Sil
    7. YÖK kalksın belki de fazla iddialı bir yaklaşım. Nitekim "kontenjanlar üçte bire düşürülmeli. Yeterli hocası olmayan bölümler kapatılmalı." demişsiniz. İyi de, bunları denetlemek ve onay vermek için de bir kurum lazım. Doğrusu YÖK'ün yetkileri daraltılmalı ve yeniden tanımlanmalı.

      Diğer bir konu da, "politeknik" ve "üniversite" ayrımının gerekmesidir. Sonuçta meslek eğitimi ihtiyacı da var. Sorun sadece çok üniversite olması değil, bunların hepsinin kuruluş amacının "sözde" bilim ve araştırma olmasıdır. As sayıda üniversite, çok sayı da politeknik gereklidir.

      Son olarak, bilim yapmasa da maaş alıyor akademisyenler, bu konuyu ne yapacağız? Bütün mesaisini farklı derslere girmek için kullanınca, ikinci eğitim ve yaz okulu ile beraber, maaşı kabaca 2 katına ulaşıyor. Niye bu ülkede bilimle filan uğraşsın? Ücretlendirme sistemi bile "ek ders ver" diye teşvik ediyor.

      Sil
  3. Maliye bölümü yüksek lisansı için başvurduğum üniversitenin yaptığı bilim sınavında 6 adet klasik soru sorulmuş, hadi o soruları cevaplayanların lisansüstü eğitimi hak ettiklerini kabul edelim. Ya sınav kağıdının üstünde mezun olunan üniversitenizin sorulması ne anlama gelmektedir? Acaba bu bilgi puan verilirken bir katsayı olarak mı kullanılıyor merak etmekteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Elbette. Özel üniversitelerde verilen eğitim ortada bırakın da Devlet'de kalbürüstü okullarda okuyan insanların farkı olsun. Ayvansaray Üniversitesi mezunuyla Boğaziçi hatta Ege mezununu bir tutmamalılar. Bilkent Koç ve Sabancı dışındaki bütün özel okullar ara eleman yetiştirmeli. Verdikleri eğitim o düzeyde.

      Sil
    2. aynen çünkü özel üniversiteler öğrencilere müşteri gözüyle bakmaktadır. belli alanlarda özel sektöre izin verilmemelidir. bazı alanlarda mutlak devlet bilfiil olmalıdır.öğrenciler para musluğu değillerdir ve olmamalıdır. öğrencileri bilime aç olup doyurulmaları gereken zihinler olarak algılayan üniversiteler ve akademik kadrolar gereklidir bu ülkeye!.

      Sil
  4. Hocam, aslında bu bir metafor. Merdiveni uygarlığa, çağdaşlığa, gelişime giden yol olarak düşünürsek bize o merdiveni tırmanmak zor geldi, aşağı atlayıp kafamızı merdivenin gölgesine soktuk, oturuyoruz. Haliyle artık yaptığımız her şey merdiven altı oluyor. Bu arada basamakları tırmananlarla aramızdaki mesafe gittikçe açılıyor, yakında merdivenle işleri bitip yukarı çektiklerinde dımdızlak açıkta kalacağız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MUHTESEM BIR TESPIT YAPMISSINIZ TEBRIK EDERIM... BASAMAKLARI CIKTIKCA YENI INOVASYONLARA DOGRU, ESKILERI ASAGI ATIYORLAR, BIZIM GIBI TOPLUMLARDA ASAGIDA ATILMIS OLAN ULASILMASI ZAHMETSIZ OLANLARIN PESINDEN GIDIYORUZ... EN GUNCEL ORNEK KENDI OTOMOBILIMIZI YAPMA ARZUMUZ... MERDIVENI YUKARI CEKERLERMI BILMEM AMA OYLE BIR SECENEKLERI ELLERINDE OLACAK... VAKIT GECMEDEN MERDIVENLERI BIZDE YUKARI DOGRU CIKMAYA CALISSAK HIC FENA OLMAYACAK...

      Sil
    2. Hocam mailim kayıtlı olduğu halde yazılarınız mailime gelmiyor.
      iice_1992@hotmail.com

      Sil
  5. Hocam bir arkadaş yazmış önce gladyo temizlenmeli.

    YanıtlaSil
  6. Otoban kenarındaki özel üniversiteler kapatılsın öncelikle. Kadir Has, Beykent, Ayvansaray gibi bu tür üniversiteden çok yüksek lise kıvamındaki okullar ara eleman yetiştirsin. Sonra vay efendim mühendis 1.500 lira alır mı? Ara eleman yerine çalışıyorsa alır kimse kusura bakmasın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir Tespit;Şimdi kapatılan (feto,fetö vs) üniersitelerden birinde son sınıfa geçen bir elk.müh. adayı sanayi stajı yapmak için elektrik,elektronik,otomasyon bölümümüze gelmişti.3~5 gün sonrasında bir kahve molasında üretimdeki elemanlarla geyik yaparken birtanesi agbi falanca yerde sensörün kablosonu konveyör aşındırmış şimdilik geçeci bir çözüm bulsakda,üretim duruşunda kesin çözümü uygulasak diye bilgi verip yordamı tarif etti.Ben müh.adayı stajyere atölyeye git kapınının önünde saat 11 yönüne bakarsan camlı dolabın altındaki raftaki büyük plexi çekmecede izoleband var bir tane bana getirirmisin dedim.Arkadaş beş adım gitti geri döndü ve saat 11 istikameti nedir diye sordu.Arkadaş analog saat okumayı bilmiyordu.Kolumdaki saatten gösterdim anladım dedi gitti.20 dakika sonra ne ile geldi biliyormusunuz?KOLİ BANTI.....Bu genç elektrik elektronik müh. olarak yüksek ihtimal mezun olmuştur ama benim paramla dip.dahil kendisi ayda askari ücret etmez.Saygılar.

      Sil
    2. askari degil asgari.tersi de azami..tecrubesizlik bilgi eksikligi yetersizlik degildir.keske oryantasyon yaptirsaydiniz..bizde de mektepli alaylu kavgasi hic bitmez

      Sil
    3. Ben alaylı değil mektepliyim,staja başlamadan 3 gün oryantasyon eğitimini almıştı.Staj yaptığı firma ise şu son günlerin meşhur meyvesuyu fabrikalarından bir tanesi.Ayrıca burda dediğimiz gibi durum tespiti yapıyoruz ve tespiti yapan alaylı olunca tespitleri şaibelimi oluyor.?İlk yorumdaki gramer hatası için özür diler dikkatiniz ve beni uyardığınız için teşekkür ederim.

      Sil
    4. estagfurullah ustadim.bende maliyede goreve basladigim ilk zamanlarda alaylilardan "hersey okul bitirmekle olmuyor" istihzasina maruz kaldigimdan cevap verme geregi duydum...

      Sil
  7. Üniversitelerin kendi öğrencilerini veya daha üst okulların öğrencilerini almak istemesi kadar doğal bişey olamaz diye düşünüyorum. Hocamızında bahsettiği gibi merdiven altı (kalitesiz öğretim) yapan yerlerden kolayca yüksek ganolarla mezun olan kişilerin ganolarına bakıp veya ales gibi türkçe matematikten oluşan ve çalışan herkesin (iyi olanında çalışmadan) yüksek puan alabileceği bir sınav kıstas belirlenemez malesef ki bunlar ölçüt değildir yüksek lisans veya doktora için. Kişiyi mezun olduğu üniversitenin bunlardan daha öne çıkarmasıda doğaldır.

    Artık her bölümden birçok kişi mezun oluyor ve her meslek gitgide değersizleşiyor zaten iş verenin ucuza çalışan aradığı bir ortamda düzgün ve tatmin edici imkanları olan bir iş bulmak imkansız gibi

    İbf bölümlerinde ihtiyaç fazlası oluşan yığılmaya ayrıca dikkat çekmek isterim hocam Ankara maliye/iktisat okuyan biri için dahi günümüzde durum vahim , kamuya girebilmekte günümüzde daha zor.

    Bu durum daha ne kadar kötüye gidicek ve biz izleyici kalıcaz merak ediyorum

    YanıtlaSil
  8. Merhaba Mahfi Bey. Herzamanki gibi çok güzel bir yazı kaleme almışsınız. Üniversite sayılarının hızlı artışı ve bu artışı yakalayamayan miktarda öğretim üyesi sayısı problemin ana kaynağı gibi geliyor. 1987 yılında üniversite sayısı 29(28Devlet+1Vakıf) iken 1992 yılında sayı birden 53'e (51D+2V) çıkarılmış. 2003 yılına gelindiğinde ise 77'ye (53D+24V) ulaşılmış. 2006 yılında hızlıca 93(68D+25V) sayısına ulaşılmış. Bu noktadan itibaren 2011 yılına gelinene kadar hızlı artış devam etmiş. 2011 yılında üniversite sayısı 165.(103D+62V). 2017'de bu sayı 185'e (114D+71V)ulaşmış durumda. Üniversite sayısının artışının iyi bir şey olduğu doğrudur ancak bazı yıllarda çok hızlı sayı artışı kalitenin düşmesine neden olmaktadır. Sonuçta bir öğretim görevlisinin yetişmesi ve kaliteli öğretim sunabilmesi için epey zaman geçmesi gerekmektedir. Üniversite sayılarındaki artışı düzenli bir şekilde yıllara yayarak yapmış olsaydık nispeten kalitenin düşmesinin önüne geçme şansımız olurdu. Aşağıdaki linkten daha farklı sayısal bilgilere ve grafiklere ulaşabilirsiniz.
    Ahmet K.
    http://higheredu-sci.beun.edu.tr/text.php3?id=1517

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ülkemizin malesef ki bu kadar üniversiteye ve mezunanada ihtiyaç duyduğunu zannetmiyorum zamana yayılmasını geçtim.
      Ara eleman eğitimlerine vb meslek tarzı eğitimler konusunda eğilim olabilir ama heryerde ibf vb olması ihtiyaç dışıdır

      Sil
    2. Eğitim kitlesellestirilmesi gerekir kardeşim sayı dan ziyade ilk 500 de kaç üni var onu görmek gerek hala bu konu da yerimizde sayıyorsak bu önemli sorundur

      Sil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. Hocam iyi gunler sizinle iletisime gecmem lazim sormam gereken sorular var mail adresinizi verir misiniz universite ogrencisiyim

    YanıtlaSil
  11. Gazeteciliğe başladığımda 19 üniversite vardı. Sonra YÖK kuruldu, 27 oldu ve katlanarak devam etti.
    100 rakamı, asla telaffuz bile edilmiyordu. En fazla 50, 60 olur deniliyordu, YÖK bile ona göre dizayn edildi.
    Üniversite sayımız şu an 200’e yaklaştı. Öğrenci sayısı, 300 bin civarındaydı, o da 7 milyonu aştı.
    Cumhuriyetin ilk yıllarında, üniversite mezunu parmakla gösteriliyordu. Zaten İstanbul’un dışında üniversite de yoktu.
    Öğretmen olmak için neredeyse, okuma yazma biliyor olmak yeterliydi.
    Bugün ise yarım milyondan fazla atama bekleyen öğretmenimiz ve her an göreve hazır milyonlarca üniversite mezunumuz var...

    Abbas Güçlü yazmış bunları. 7 milyon öğrenci nedir Allah aşkına? Üniversite dediğin artık lisedir, ilkokuldur. Nerdeyse her şehre kuruldu, her şehirde tüm lise mezunlarını alıyor. Yuh diyorum. Ülkede artık barajı geçen üni mezunu oluyor ve tam 340 bin kişi barajı geçememiş. Bu ülkede bu elde patlar,Türkiye nin eğitim politikası iflas etmiştir!!

    YanıtlaSil
  12. Bu sene nicelik olarak büyük birçok üniversitenin İİBF 2. Öğretim programlarını kapatmalarını kalitenin arttırılmasına yönelik küçük bir adım olarak görmemiz mümkün müdür Hocam?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. DOKUZ EYLUL UNIVERSITESINDE IKINCI OGRETIM ISLETME OKUYORUM SABAHLARI BUYUK BIR FIRMANIN ITHALAT IHRACAT DEPARTMANINDA PART TIME CALISIYORUM BENIM GIBI BIR COK ARKADASIM OYLE VE SABAH GRUBUNA GORE SINIF ORTALAMALARIMIZ HEP DAHA YUKSEK BIR KEZ DAHA DUSUNUN...

      Sil
    2. Bence birinci ikinci bütün programlarda kontenjanlarını düşürmek lazım.

      Sil
    3. Bence uni sayısından çok kalitesi önemli hocam güney korede de var 300 üni 50 milyon nüfusla bizim kaliteyi artırmamız lazim üni lerdeki öğrencilerin özellikle akademisyenlerin ideolojik düşünceleri bırakması gerek

      Sil
  13. Bugunku universitelerin 95%i 15-20 sene oncesinin lisesi seviyesinde, 30-40 sene oncesinin ortaokulu seviseyinde. kisacasi unversiteler cop, ogretim gorevlileri daha da cop.
    ulkede tez yazmak demek iki uc tane yabanci dilde yazilmis tezi ceviri suretiyle araklamaktan ibaret; lise ogrencileri daha carpim tablosunu, ya da mesela fransa'nin haritadaki yerini bilemiyor; ortaokul-ilkokul (veya artik adi ilkogretim mi neyse) yap boz sisteminden yalama oldu, artik dikis tutmuyor. daha ne bekliyoruz ki...

    YanıtlaSil
  14. Soyut işlem dönemine geçememiş insanlardan oluşan bir iktidar yaptığı her işte neden koşulu var etmeden sonuca ulaşma çabası. Dolayısıyla israf israf israf

    YanıtlaSil
  15. Bir de işgücüne katılmayan kadinları eklediğimizde işsizlik oranı daha da artacak. Burda yapılması gerekenler çözüm önerileriyle birlikte tartışılıyor. Talebimize karşılık bulmuyoruz. Bırakın karşılığı siz de ekmeğinizi burdan yiyorsunuz. Ulkenin gelişmediği ortada. Siz ajan mısınız bu vatanın evlatları mı?

    YanıtlaSil
  16. Et fiyatları malum çoğunluk kötü besleniyor hocam,eğitim öğretimde bir devrim yapılacaksa bu gıdadan başlamalı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle.doğru beslenmeye kuşaklar nesiller sağlık karar alamıyor. Önce doğru beslenme aile de eğitim sonrası Allah kerim

      Sil
    2. Hamurişleri ve bilimum aburcaburla beslenen gençlikten ne beklenir,maalesef genç nesiller anlayamıyor ve gülüyor..üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde deniz mahsülleriyle beslenebilen genç miktarı nedir,yapılamayan gıda ve beslenme reformu geleceğimizi belirlemiştir zaten.

      Sil
  17. hocam seçilmiş üretim teşviğinde seçilmiş ürünler ülkemiz için nelerdir

    YanıtlaSil
  18. her arz kendi talebini yaratir derler ama egitimde oyle olmuyor bence. Talep burda en buyuk eksiklik. Nitekim ogrencilerin ogrenmek yerine kagit toplamak icin girdigi bir kurum oldu universiteler. Talep bu olunca da universitelerin bilim degil fotokopi uretmesi gayet anlasilir bir sonuc.

    Nitekim sizin bahsettiginiz doktora ile ilgili incentive doktora yapmak yerine o donem icin daha makul oldugunu dusundugunuz bir secime yonlendirmis sizi.

    egitimde ogrencilere ogrenmeyi degil kazanmayi ya da gecmeyi daha iyi olarak tesvik ettigimiz surece. universiteler fotokopi makinasi olmaktan ileri gitmryecek malesef.

    Kazanmadan ogrenenlerin gecersiz ogrenmeden kazananlarinsa gecerli oldugu bir sistem suanki.

    YanıtlaSil
  19. Merdiven altı öğretimin sebebi

    genç işsizliği düşük göstermek, istihdam sorunlarını ötelemek,
    mezunları daha düşük maaşlarla, esnek çalışma şartlarında çalıştırabilmek içindir.

    Niteliği geçiyorum 45 kişilik derslikleri olan bölüme kontenjan artışı istenmemesine rağmen 60 kişilik kontenjan verilmesinin bir başka açıklaması olamaz.

    Balık baştan kokar.

    YanıtlaSil
  20. Bence akademiyi düzeltmek için yapılacak şey Prof. Dr. Erhan Erkut'u YÖK başkanı yapmaktır..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. YÖK kalksın diyoruz siz ne diyorsunuz. Yanlışın içinde nasıl düzelme olur yahu!

      Sil
  21. Üniversite sayısının artmasıyla kalitenin düştüğü gözlenebilir ama asıl dikkat edilmesi gereken şey açılan bu üniversitelere yeterli sayıda kaliteli öğretim elemanı göndermek ve gelen öğrencilerin seviyelerini yükseltmektir. Dört işlemi hatasız yapamayan kişiler iktisat okuyorlar böyle bir şey olamaz..

    YanıtlaSil
  22. Ohalle sağlam hoca larida attılar. Akp atılan hocaların yerine Suriyeli hocaları yerleştiriyor onları vatandaş yapıyor.artık Arapça eğitim üniversitelerde bilim dili olacak

    YanıtlaSil
  23. O bu değil de.. Üniversite gençliğimize süt ne zaman dağıtılacak hocamm??
    AS

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dagitilmayacak. Sutumuz bozuldu malesef.

      Sil
    2. Sütten çıkmış ak kaşıklar mı bozuldu 12:44??
      AS

      Sil
  24. Yazdıklarınıza paralel bir akademisyenin ağzından bir söyleşi..
    Cambridge’de Görevli Bayburtlu Akademisyenin Sitemleri
    https://www.youtube.com/watch?v=Wk2sPStdWLE

    YanıtlaSil
  25. Hocam Merhaba,
    Konu ile değil ama kusura bakmayın,
    2010 - 2017 yıllarındaki kamu tüketim ve yatırım harcamalarını nereden alabilirim.
    teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam çok teşekkürler yardımlarınız ve ilginiz için. Yalnız İMF sitesinden gerekli bilgiyi bulamadım. Şirket içinde büyüme oranları için bir çalışma yapıyoruz. Şuan için sadece finansal sektörünün bilanço büyüklüğü hakkında hangi veriyi nereden bulabilirim.Ayrıca banka borçlanması ve verilen kredileri ile Türkiye için kamu tüketim ve yatırım harcamaları tarafındaki değerleri bulamadım. Değerli yardımlarınız rica olunur.

      Sil
    2. Bu konuda bir de www.tbb.org.tr ve www.bddk.org.tr sitelerine bakın.

      Sil
  26. Hocam yazınızı yerinde buluyorum amma velakin geçmişte eğitim sistemimiz çok iyi de şimdi bozulmuş gibi etki olusturmussunuz katılmıyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben deneyimim gereği iki dönemi karşılaştırabilecek konumda ve yaştayım. Geçmişteki üniversitede okudum şimdiki üniversitede ders veriyorum. Benim okuduğum dönemin üniversitesiyle bugünkü arasındaki kalite farkını size anlatamam.

      Sil
    2. Geçmişte akademik eğitim alıpta tecrübe ile mi bu yorumu yapıyorsunuz yoksa başka bir tecrübe,bilgi ilemi?Lakin şu doğrudur;Katı bir devletçilik,vatanın herşeyin üstünde olduğu bir ideoloji ile eğitildik fakat asla bagnaz ve gerici olacak şekilde eğitilmedik.Bu yüzden sağcıda olduk,solcuda,pasifistde.Ama bana göre en önemlisi vicdan sahibi olmamız,toplum çıkarının bireysel çıkarlarımızın üzerinde olduğu konusunda eğitildik.

      Sil
    3. Bende şunu anlamıyorum hocam affınıza sığınarak kalite falan diyosunuz da ankara dtcf siyasal odtü sürekli öğrencilerin nelerle uğraştığı belli sizin dediginiz gibi ben pek göremiyorum ortaya bisi koyduklarını da görmüyorum

      Sil
  27. Herkese okuma yazma öğretecek sadece herkse okuma yazma öğretmiş olursunuz, kalkınma ve gelişme istiyorsanız yeteri kadar kişiyi iyi eğitmelisiniz.Türkiye'de sorun herşeyin Anadolu tabiriyle "eller bilsin" diye yapılıyor olmasından kaynaklı üniversite meselesi de böyle malesef eller var desin diye okul açıyoruz. İlçe kalkınsın diye fakülte açıyoruz. Bunların yanı sıra fetö gibi çetelerin de üniversiteleri türlü yollarla istilası yüksek öğretim sistemimizi dinamitliyor. Eğitim kurumlarımızdaki yaygın ezberci gelenekte başka bir sorun kaynağı. Velhasıl sorunlar cok kıymetli hocam.

    YanıtlaSil
  28. Universitelerin, ve universite mezunlarinin sayisinin artmasindan sikayetci olan Celebi'ler rahatsiz. Bilimsellik, felan filan...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlış anlamışsınız şikayet kalite düşüklüğünden.

      Sil
    2. Olmayan seyin kalitesi nasil yukselecek acaba?

      ODTU'nun kurulusunda TBMM yakininda bir baraka oldugunu, Bilkent'in acildigi yillarda ODTU ogrencilerinin 'diploma verseler almam' dediklerini biliyor muydunuz? Bu "her ilde acilan universite"ler biraz zamani haketmiyorlar mi?

      "mektepli" olmaktan baska vasiflari olmayanlari rahatsiz ediyor diger "mektepli"ler ancak zamanla bu 1961 anayasinda da kanunlarimiza zuhur etmis gizli imtiyaz ortadan kalkinca, insanlar birbirlerini; etiketlerine gore degil, bilgilerine ve o bilgilerle neler yapabileceklerine gore degerlendirecekler.

      Yok eger bu zihniyet degismezse yeni Anayasa teklifinde devlet baskanlarinin "kaliteli" universitelerden mezun olmasi sarti da gelebilir. Dunyanin medeni hicbir ulkesinde olmayan, 'siz simdi kimi sectiginizi bilemezsiniz' mealli ogrenim kosulunu da taclandirmis oluruz boylelikle.

      Sil
    3. Kaliteli, iyi eğitimli, görgülü, bilgili insan düşmanlığı da son 15 yılın modası anlaşılan. Kimileri baktılar ki insan kalitesi öyle parayla pulla olmuyor, ne yapsalar boş, bari bu özellikleri değersiz gösterip bu tip insanları da kendi seviyemize çekelim diye uğraşıyorlar ama öyle de olmuyor bu işler. Çok çalışmanız lâzım, çoook. Belki o zaman torunlarınız, özenip özenip bir türlü ulaşamadığınız o insan kalitesine sahip olurlar.

      Sil
    4. Diyorumya olmayan seyin kalitesi ne var olur ne de yukselir. Yani birisi once insan olacak, sonra egitimli, gorgulu felan olur. Milletini, halkini hor goren, ustten bakan birisinin kalitesine yedi nesil ugrassa zaten ulasamaz, zira oyle bir beseri seviye yoktur. Bunlarin, 15 yildir yavas da olsa islah edilebildiklerini gormek de sevindirici ne yalan soyleyim. Gene de ilk firsatini bulduklarinda ozlerine donuyorlar ama beyin nasirlari kolay kolay temizlenmiyor malesef.

      Sil
    5. 13:30 Adsız...Iki yard.doç. ile kurulan bölümlerin ne kadar zamana ihtiyacı varmış senden onu da alalım. Sadece bazı öğretmenlik branşlarında fakülteler 10 yıl mezun vermeseler, yine de kalanların yarısı ömrünün suna kadar atanamaz durumda. Iktisadi bilimleri, bazı mühendislik fakültelerini saymıyorum bile. Kasaba halkı dandik evlerini yüksekten kiraya verebilsin diye kurulan üniversitelerle hangi zihniyete gittiğimiz belli. Sen şu yazdıklarını 6 senedir kpss ye girip, mezun sayısı 10000, yıllık atama 10 kişi olduğu için, çaycılık yapan arkadaşların önünde konuşsana bakalım, ne kadar zamana ihtiyaçları olduğunu onlar sana bir açıklasınlar.
      Birde yazısını "imtiyaz" goygoyu ile bitirmiş. ODTU'nün ne için kurulduğunu (kuruluş kanunu web de var), Bilkenti kuran adamla ilgili Mahfi Bey'in neler düşüntüğünü sor bence sen. Ondan sonra otoban kenarında kurulan üniversitemsilerle ilgili yazarsın.

      Sil
    6. taikonot, olur oyle yaparim.

      Sil
    7. Iktisatta arz ve talep vardır.herkesi diploma sahibi yapmak için okullar açılıyorsa gelecekte bunun faturasını ağır ödeyeceğiz. Çünkü mutsuz ve verimsiz insanlar yetiştirmiş olacağız.nicelik ve niteliği beraber arttırdığımız sürece okul açmakta bir sıkıntı olmaz ama geleceğin popüler mesleklerini de unutmayalım...

      Sil
  29. İnsanların çocuklarını liseye göndermelerine hep karşı çıkmışımdır. Özellikle son sınıfta geçsinler açığa liselerimizin faydasız ortam ve derslerinden kurtulsunlar. Zaman kaybetmesinler. Ancak iyi bir üniversite için bu teklifi yapıyorum. Ancak iyi bir üniversitede kalmazsa. O zaman onu da açıktan okusunlar. Gidip bi meslek zanaat öğrensinler. Diplomalarınıda alırlar. Çok sevdikleri bi bili dalı varsa üniversitenin kalitesiz ortamıyla,uğraşmayıp yan okumalarla kendilerini beslesinler diye düşünüyorum. Zaten okullu olsanız kuracağınız en uç hayal memur olmak ( dayınız millet vekili ise).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet eğer hayaller böyle bir şeyle sınırlıysa o zaman yapacak bir şey yok.

      Sil
    2. 0037, yazdiklariniz gercek disi gibi gorunuyor, ama katilmamak elde degil. aci gercek,,,

      Sil
  30. Hocam, sık sık yapısal reformlardan söz edip, önceliğimizin eğitim alanında olması gerektiğini söylüyordunuz. Bu konu başlığını ve çözüm önerilerinizi; tam da LYS sonuçlarının açıklanması döneminde paylaşmanız sanırım bilinçli bir tercihti. Umarım yetki ve sorumluluk sahipleri de okuyup; bu kötü gidişe " dur " deme basiretini gösterirler... Bir de sağlık sektörünün gidişatı hakkında yazmayı düşünüyor musunuz? İrili-ufaklı özel sağlık kurumları hakkında, finansman açısından olumsuz haberler çıkmaya başladı. En önemli insan haklarından olan; beslenme, eğitim, sağlık vb şeyler teker teker elimizden kayıyor gibi geliyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısınız ama bu konu benim uzmanlık alnımın oldukça dışında kalıyor. Sadece vatandaş olarak gözlemlerim var.

      Sil
  31. Hocam eğitim sistemimiz ve ülke yönetimimiz kötüye giderken refah seviyemiz nasıl oluyor da eskisinden daha iyi oluyor?...İnsanlar geçmişle kıyasladığımız zaman daha kolay araba sahibi olabiliyorlar, bilgiye daha kolay bir şekilde ulaşabiliyorlar,internet hemen hemen her evde var, hava yolları daha fazla kişiye hitap ediyor bu çelişki nasıl olabiliyor hocam?...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Refahı parayla ölçtüğümüz için. Para sahibi olmak mutlaka kalite artışı getirmiyor.

      Sil
    2. Sosyal aktivite yok.

      Sil
    3. SOYLE OLUYOR... TUM DUNYADAKI INSANLAR DAHA FAZLA HAYATI KOLAYLASTIRICI INOVASYONLARI TUKETMEYE BASLIYOR... TUM BUTUN BUNLAR NEREDE URETILIYOR?? KALITELI EGITIM VE OGRETIMIN, BAGIMSIZ UNIVERSITELERIN BULUNDUGU, BAGNAZLIGIN BUYUK OLCUDE GECMISTE BIRAKILDIGI COGRAFYALARDA... BUTUN BUNLAR ONCE BU COGRAFYALARDA TUKETILMEYE BASLANIYOR SONRADA BIZIM GIBI ULKELERE IHRAC EDILIYOR, BIZDE BUNLARI ANAMIZIN AK SUTU OLDUGUNU DUSUNEREK YINE O ULKELERIN BIZE KREDI OLARAK VERDIGI PARALARLA ALARAK TUKETIYORUZ... BURADAN CIKAN SONUC... EGITIM, OGRETIM VE UNIVERSITELERIN KALITESINE FAZLA KAFA YORMAYA GEREK YOK, NASIL OLSA BIRILERI BIZIM ICIN BUNLARI DUSUNUYOR VE YAPIYOR... ALLAH HEPSINDEN RAZI OLSUN BIZLERI BU KADAR COK DUSUNDUKLERI ICIN...
      GÜÇLÜ BIR ULKE YARATABILMEK ICIN DAHA FAZLA TUKETMEYE DEVAM...
      BU ARADA SANMAYIN KI SADECE TURKIYE DE BU YUKARIDA ANLATTIGINIZ MANADA REFAH ARTTI... YIRMIBES YIL ONCEKI DUNYA EKONOMISININ ICINDEKI TURKIYE NIN PAYI ILE BUGUNU KARSILASTIRIN, PEK DE BIR ARPA BOYU YOL ALMADIGIMIZI GORURSUNUZ...

      Sil
  32. Hocam, sadece Türkiye'nin değil; bütün dünyanın sığ siyasetçilerden kurtulma zamanı gelmedi mi? Gerekiyorsa acı reçetelere bir süreliğine katlanılıp, teknokratların yönettiği bir sisteme geçilmesi ütopik midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kalite bir kez düştü mü yeniden yukarı taşımak zordur.

      Sil
    2. Allah beterinden saklasın zira kalitenin nereye çıkabileceği önceden azçok bellidir ama nereye kadar düşebileceği hiç belli olmaz.

      Sil
  33. Sayın Mahfi Hocam,
    Öncelikle yazınız için teşekkür ederim. Bu vesile ile konu hakkında birkaç noktayı tümevarım (1) ve tümdengelim (2) yöntemleri ile tartışmak isterim.
    (1)
    Bireyler; sistemlerin belirlediği yaşlara ulaştıkları zaman, sistemlerin belirlediği asgari kadar ve yine sistemlerin belirlediği yöntem ve içerik ile eğitiliyorlar. Bu noktada ilk akla gelen soru şu: bireyleri neden eğitiyoruz? Mutlaka bu sorunun cevabı birey bazında verilmelidir ki her kişinin hangi eğitimden, hangi yöntem kullanılarak ve ne kadar süre eğitilmesi gerektiği sorularına cevap verilebilsin. Tabii bu cevaplar; makro düzeyde, ülkenin ve mikro düzeyde, firmaların ihtiyaçları doğrultusunda kaba taslak ortaya konulabilir. Elbette ki bireyi küçük yaşlardan itibaren seneler sonra doğması muhtemel olarak hesaplanan ihtiyaçlara göre -nokta atış şeklinde- hazırlamak mümkün olamaz. Ancak mesele belirli meslek gruplarına göre zihinsel ve/veya bedensel hazırlıkların tamamlanmasıdır. Bu açıdan baktığımız zaman üniversite aslında her bireyin kapısından girmesi gereken bir kurum olmaması gerekir.
    Lisans eğitimi esas olarak; ilgili alandaki bilgiyi verirken yöntemli düşünme, çözümleyici yaklaşım ve sorgulama gibi yetileri geliştirmeyi hedefler. Lisansüstü eğitim ise ilgili alanda bilimsel bilgi üretilen bir öğretim düzeyini temsil eder. Eğitimin ilk kademelerinde; her alanda, her şeyi, azar azar ezberleyerek öğrenen bireyler yetiştirme gayreti içerisinde olduğumuz için hatalı kaynak tahsisi, çoğunlukla, 20’li yaşların başlarına yaklaşmış düşün(e)meyen, sorgula(ya)mayan, analiz yap(a)mayan, tartış(a)mayan, karşılaştır(a)mayan, çözüm üret(e)meyen bireylerin ortaya çıkmasına neden oluyor. İşte bu noktadan sonra şu fark ediliyor ki bireyin bu hali ile -kamu veya özel- “iş aleminde tutunabilmesi ve geçimini sağlayacak bir gelir düzeyi elde etmesi” mümkün değil (bu kısmı tırnak içerisinde yazdım çünkü tartışmaya açık bir konu ancak genel algı bu şekilde). Bu andan itibaren “nasıl bu girdaptan çıkabiliriz?” sorusuna cevap aranıyor; fakat cevabı bulmak zor değil. “Üniversite diploması sorunu çözer!”. Hangi üniversite, hangi öğretim, hangi bölüm, hangi müfredat, hangi akademisyen, hangi ders, hangi teorik yaklaşım… Bunların bir önemi yok. Önemli olan diplomanın alınması ve işverene bunun beyan edilerek bir “iş” sahibi olunması. Evet, varılan “tüm”, bahsettiğiniz “merdiven altı üniversiteleri” meşrulaştırıyor. Yalnız bu aşamada sadece üniversiteler değil, YÖK ve ÖSYM gibi kurumlar da meşrulaşıyor. Neticede, bu bir piyasa ve piyasanın düzenlenmesi gerekiyor (kontenjan sayılarından, müfredata, sınav kağıdından, toplam kapalı alan metrekaresine vs.). Tabii ki düzen için düzenleme şart. Ancak düzenleme unsurları önemli birer araç. Bunları, vardığım “tüme” göre tasarlama gayreti içerisine girerseniz kendini kanuna uyduran herkes üniversite kurabilir, diploma “dağıtabilir”.
    Bu kısım ile ilgili birkaç tartışma konusuna da değinmek isterim. Başlangıçta belirttiğim “sistemler”, gelip geçici olan hükümetlerin yaklaşım tarzına bağlı olması nedeniyle eğitimin yap-boz tahtasına dönmesine neden olabilir. Tabii ki bu da kurumsal istikrarsızlığı getirir.
    Üniversiteler; bireylere kazandırdıkları ileri düzey (akademik) beceriler nedeniyle daha vasıflı bir topluma yol açabilir. Bu bakımdan, “herkesin bu tedrisattan geçmesi toplumun yararınadır” düşüncesi de başka bir üzerine düşünülmesi gereken konudur.
    Bir diğer nokta, yukarıda parantez içerisinde de belirttiğim gibi “eğitimin tek hedefi bireyi iş sahibi yapmaktır” yaklaşımı ülkemizde genel kabul görmekle beraber, tamamen hatalı olmasa bile ciddi eksiklikler barındırmaktadır.

    YanıtlaSil
  34. Son olarak birçok vakıf (özel değil; ancak kanunlarımızın yanlış tasarımı nedeniyle güdü olarak özelleşmiş) üniversitesi, bu üniversitelerde çalışan birçok akademisyen birazdan değineceğim evrensel “üniversite” kavramının gerektirdiği şekilde çalışmaya gayret ediyor. Ve hatta kimi uygulamaları ile YÖK de böylesine bir anlayışa hizmet etmeye çalışıyor. Ancak tabiri caiz ise tarihin bilinmez köşelerinde yaratılmış bir Frankenstein’in normal bir insana çevrilmesi ne kadar olabilirdir, bu da başka bir tartışma konusu.
    (2)
    Üniversitenin kökenleri; özgür düşünmeyi ve düşüncenin ürünü olan yöntemli fikirleri özgürce beyan edip tartışmayı gerekli kılar. Siyasi sistemler, sosyal tabakalar, kültürel kısıtlar, gelenekler, tarihi etkileşimler vs. gibi herhangi bir engel, düşüncenin ve fikrin önüne çıkmamalıdır. Amaç; bilginin gelişmesi, genişlemesi ve insanlığa hizmet etmesidir (bu son ifade üzerine biraz daha düşünülebilir). Bu işi akademisyen akademide yapar. Dolayısıyla akademisyenin de akademinin de bağımsız ve tarafsız (bu ikisi genellikle aynı kavramlar olarak addedilir ancak değildir) olması gerekir. Tarafsızlık ifadesi çoğu zaman statükonun gözünü korkutur. “İçinde bulunulan şartların (siyasi, sosyal, iktisadi) korunması adına, onların tarafında olmalı her birey!”. Gel gör ki durum böyle değildir, olmamalıdır. “Bizim grubumuzun işine yarayacak şekilde üniversite sonuçlar üretmelidir!”. Ger gör ki bu yaklaşım da eşyanın doğasına aykırıdır.
    Üniversite; hedeflediği bilgelik seviyesine (bilginlik değil), düşünebilen, sorgulayabilen, analiz edebilen, tartışabilen, karşılaştırabilen ve çözüm üretebilen bireyler ile varabilir. Herkes, bahsettiğim bu özelliklere aynı anda sahip olmalı mıdır? Bu özelliklere sahip olmayanlar üniversite okumamalı mıdır?
    Şimdi tekrar gerçeklerimize dönelim: üniversite haricindeki alem (aile, işverenler, akrabalar, hükümetler vs.) üniversiteden çıkan, yukarıdaki özelliklere sahip “bilge” bireyleri mi arzuluyorlar?
    Aslında (2). kısım için söylenecek çok söz var. Ancak bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum. Durum açık: kafamız fena halde karışık. Belki bir örnek ile durumu özetleyebilirim. Bir Murat 121 veya Renault Megane otomobil değilmiş gibi bunların hepsini sanayiye gönderip kendisinden uçan otomobil bilgisini üretmesini beklediğimiz ustalara “Murat 121’i de Renault Megane’ı da Mercedes yapacaksın” diyoruz. “Neden, ne için, ne ile, nasıl, ne zaman?” soruları önemsiz çünkü Mercedes değilsek otomobil vasfına sahip olmadığımıza inandırılmışız.
    Bu durumda önerilerim:
    1. İlk ve orta öğretim rekabetçi değil sorgulayıcı bir yapıya dönüştürülmeli.
    2. Eğitim planlaması, mesleki ihtiyaçlara göre tasarlanarak meslek yüksek okulları ile üniversiteler arasında yeni bir kademe oluşturulmalı ve öğretimde teorik-pratik dengesi sağlanmalı. (Şu an üniversitelerin sahip olduğu kontenjan yaygınlığına, bu kademe sahip olmalı).
    3. Üniversite kontenjanları azaltılmalı. Giriş sınavları birim bazında, ilgili birim tarafından, birime has bir sınav ile yapılmalı.
    Son not: yükseköğretim yeterlilikler çerçevesi pozitif bir adım ancak yeterli değil. Bahsettiğim gibi kısmi iyileştirmeler yerine bütüne odaklanıp makro politikalar üretmek, bunları istikrarlı bir yapıya kavuşturmak gerekiyor.
    Yukarıda belirtilen her ifade tartışmaya açıktır.
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru saptamalar ve öneriler

      Sil
    2. " İlk ve orta öğretim rekabetçi değil sorgulayıcı bir yapıya dönüştürülmeli."

      İlk ve orta öğretime gelen çocuk aile de öyle bir formasyon alıyor ki, bahsedilen öğretime uygun bir malzeme olmaktan çıkıyor. Sonrası? sonrası elbette GIGO.

      Üstünde durmak istediğimi belki farkeden olmuştur: çocuklarımızı external locus of control ile donatıyoruz. Internal locus of control olmayınca, sense of industry, o da olmayınca can do attitude olmuyor.

      Nasıl değişiriz? Toplumdan kalite talep ederek. Bu talep bir sınıfın, mevcut politikacı/yönetici sınıfının sonu olur. Bu sınıf ise hegomanyasını elinden kaçırmamak için herşeyi yapar/yapmakta. Eğitimin içini boşaltan kim sanıyorsunuz? Kimden şikayetçi olacağız? Lütfen Huxley'den başlayarak (dumbing down) Allan Bloom'a okuyunuz (Closing of American mind).

      Dip dalgasını anlamak için ise Robert R. Reilly anlamlı. Reilly'yi Charles Freeman ile karşılaştırmalı okursanız, politikacılarla toplumun çıkarlarının çatıştığını daha iyi anlarsınız.

      Ya toplumun külliyen kalite talep etmesi? mümkün değil, gelsin Maslow'un piramidi. Toplum belli seviyeye gelmeden böyle bir talebi beklemek abes ile iştigal.

      Toplum kendini iyi hisettiren masalcıların peşin mutlu ve nurlu ufuklara doğru, üstte 7 delik, altta 1 delik bir sazın peşinden gidiyor.

      Çok mu karamsar oldu?

      PISA sınavlarında okuduğunu anlayamayanların oranına ve de % 99un yapamadığı matematik sorusuna bir göz atınız. Tespit edeceksiniz ki, biz çocuklara "kavram"ları aktaramıyoruz, sadece kelimeleri aktarıyoruz, onlar da sınırlı sayıda.

      Son olarak ; http://v.cx/2010/04/feynman-brazil-education

      ice.

      Sil
  35. geçenlerde bir anadolu universitesinde kendi fakültemin farklı bölümünden bir ar-gör ile sohbet ederken bizim alimlerimiz atom bombasını yüzyıllar öncesinden bulduda bundan insanlıga bir fayda olmaz diye buruşturup attılar dedi bende dinledim dinlemek zorundayım karşı dahi çıkamıyorsun bu çok acı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskiden kahvehanelerde konuşulan konular şimdi üniversitede konuşulur oldu.

      Sil
    2. Merhaba, size sürpriz olmuş. Fakat, bizim zamanımızda da "kurbağanın kalbini öğreneceğizde de olacak?" diyenler vardı. Halbuki beş omurgalılar grubunun dolaşım sistemleri karşılaştırmalı olarak gösterilirken anlatılan kurbağanın kalbi değil, bir sistemin uyum sağlamak için nasıl değiştiği, haydi açık söyleyelim evrim anlatılıyordu.

      Diğer taraftan, genel olarak sistemlerin dinamiklerinin dışarıdan etkilerle nasıl değiştiğini gözlemlemek mümkün idi.

      Bilim genel olarak, gözlemlere dayanarak sonuçlar çıkarma, neden-sonuç ikişkisi kurma değil mi? External locus of control sahibi kişilerin neden-sonuç ilişkisini kuramaması, toplumun çoğunluğunu neden-sonuç ilişkisini kuramayanlardan oluşması elbette tesadüf değil.

      Bir sistemi ve dinamiklerini anlamak kabul edersiniz ki hayatın her evresinde işinize yarar.

      ice

      Sil
  36. https://www.aydinlik.com.tr/abd-modeli-yeni-parti-ismet-ozcelik-kose-yazilari-agustos-2017

    Bunları düşünemeyen beyinlere kim anlatacak önümüzdeki günlerde göreceğiz.
    Partinin 1984'deki gibi olması da ayrı bir distopiklik. Dış destekli olması da ayrıca düşünülmeli. Ben Türk vatandaşlığı verilmemesi gerektiğini de irdelememiz gerekir diye düşünüyorum. Dışarıdan sızma(!) bile olabilir.

    YanıtlaSil
  37. Bana göre eskiden eğitimin daha kaliteli olmasının nedeni şu an insanların çeşitli sebeblerden ötürü ahlaksızlaşması ve aşırı bir bilinç çürümesindendir. Üstüne birde üniversitelere girişin genel anlamda kolaylaştırılması her yerde 3 5 üniversite olması yandaşlara 4 bina diktirip üniversite ilan edilmesi eğitimi böyle ayağa düşürdü işte. İngilizce filoloji mezunuyum o dönem türkiye geneli 7 üniversitede bu bölüm vardı yds den 100 üzerinden 97 net yaparak zor girmiştim. Şu an 50 100 yerde bu bölüm var çok istisna üniversiteler hariç giriş 15 20 net yapmaya bakıyor. Ögrenciler boş. Aralarindan torpille soytari bile olamayacak kişiler akademik kadroya alınıyor. Ögrenci boş zaten az bi istekli olan öğrencide ögretmen kurbanı oluyor. Bu boşluk soytarı dediğimiz sözde akademisyen olan kişilerin işine geliyor çünkü bir çaba sarf etmesine kuvvetli bir argüman edinmesine gerek kalmıyor. Şu dönemki yeni akademisyenlerin çoğunluğunun problemi üniversite hocası olmayı hayat zannediyor aslinda bu bir iş ve ahlaklı bilinçli şereflice ifa edilmesi gerekir. Bunlari yurt dışı camiada kimse sallamaz, hiçbir yabancı dili bilmezler doğru düzgün. 3 5 kitabı iyi ezberlemiştir kendince hertürlü bu şekilde tekneyi yürütür. Bütün türkiye toplumu %2 si hariç suan bu şekildeki bir manifold etkisi içerisindedir. Burası bana göre 15 sene sonra mega afganistan olur. Tek umudum kendi iç barışıklığım ve mahfi hoca gibi oldukça azınlıkta olan olayları öngörü ile ďüşünebilen belli başlı hocalarımızın varlığıdır. Bizi yine kurtaracak olan şey ilimdir bilimdir ve çok çalışmaktır. Atatürk ölmeden önce yolu göstermiş, bu adami neden kimse anlayamamiş hayretler içerisindeyim. Bu ülkenin en buyuk sorunu yetkililerin bilgisiz, bilgililerinde yetkisiz olmasıdır...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki doğru tespitler.

      Sil
    2. 4nilyon Suriyeliler birlikte pakistanin Afgan mültecilerle birlikte yaşadığı evrildiği surece gidiyor Türkiye. Bunun adı kısaca pakistanlasma dediğimiz lumpenlesmesmenin kök saldığı toplum formu. Turkiyenin eğitim durumu zaten malum.bırak abyi demokrasiyi iran mı olur mu laflarını Türkiye hızla Pakistan tarzı bir ülke formuna evrilecek. Pakistanlı bir çok kişi tanıdım herifler aldığı eğitimi en ust düzey sanıyor ve büyük bir boburlenne girmemislik safsatasina burunuyir avrupada ise kimse ciddiye almıyor kısaca avucunu yalıyor. Pakistan da devlet okulları Afganistan kalitesinde.yabancı özel private Amerikan batılı okullar ise özel ve pahalı. Herkes borç alıp kendi çocuklarını bu okullara zor sınavları geçtikten sonra kayıt ettirme çabasında.... Gelin gorunki bu okullar bu insanlar için dünyaya açılma pakidtandan kurtulma kapısı. Türkiye şu an bu sureci yaşıyor ve bu surece girdi.

      Sil
    3. Adsiz 07:18, biraz Anadolu tarihi okursaniz Turkiye'nin bir yere benzemesinin mumkun olmadigini, dunyanin en ilginc, cografyalarindan bir tanesi, ve dunyanin en ilginc insanlarinin yetistigi bir yer oldugunu gorursunuz.

      Birakin su, suraya donecegiz, buraya donecegiz kuruntularini da yasadiginiz yerin kiymetini bilin. Emin olun bugun nefret ettiginiz her yonetici, ya da cevrenizde gordugunuz her insan, dunyanin dort bir yerinde gorebileceklerinizden daha ozgundur. Bu topraklar her irktan insani adam etmeyi becermistir, siz endiselenmeyin.

      Sil
    4. Adsız 12,58 umarım senin dediğin gibi olur. Benim dediklerim uzmanların söyledikleri ben onların yalancisiyim vallahi de billahi de.onların endişeleri kaygıları...mega Afganistan pakistanlasma sureci...
      Adam etmekten kastinizı da anlamadım doğrusu siz de biraz feminist teori okuyun iyisi mi. Her ırktan insanı "adam etmek" bu ne demek yahu

      Sil
  38. https://www.aydinlik.com.tr/turkiye-rusya-ve-iran-arasindaki-askeri-trafigin-sifreleri-dunya-agustos-2017

    Şunu da ayrıca düşünmek gerekir. Gözden kaçan bir şey var mı?

    YanıtlaSil
  39. Hocam bu gün, muhalefet görevi gören ünlü pek çok gazeteci de köşesinden; işsizlik konusunu anlatırken; eğitimdeki kalite düşüşünü ve eğitimde hızla geriye gittiğimizi anlatmışlar. Sanırım onlar da sizi sıkı bir şekilde takip ediyorlar.

    YanıtlaSil
  40. Bir zamanlar her ile bir havaalanı projesi vardı. Ne oldu. Uçakların inip kalmadığı Havaalanlarımiz oldu.simdinin mantığı da her şehre bir üniversite kurmak. Sonuç bomboş yetişmiş üniversite öğrencileri. Ve bos kalmış 214 bin kontenjan.buyuklerimiz tarafından alınan kararlar bir ar-ge çalışması sonucu ise amenna. Ama siyasi bir kararı uygulamaya çalışıyorsanız ne yazikki sonu hüsran oluyor

    YanıtlaSil
  41. Üç milyon işsizin 1/4 i üniversiteli. Gençler de bunun farkında. Bu sebeple 4 sene üniversite okumak yerine bir an önce çalışıp maaşa bağlanmak istiyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu isteyen genç pek yok sanırım. Ustalar çırak bulamıyor. Herkes beyaz yaka peşinde.

      Sil
    2. adsız 06:18 ne üç milyonu ülkemizde maalesef reel işsizlik oranı %16-17 seviyelerinde gençlerde bu oran %20 nin üzerindedir. uyanda kahvaltı yapalım...

      Sil
  42. Hocam yazınızı zevkle okudum kaleminize sağlık. Sizi okula doktoraya kabul etmeyen hocalar gerçekten de bugünkü Türkiye'nin sağlam temeli olan insanlar. Allah hepsinden razı olsun. Bu mantar gibi türeyen üniversitelere tepkide haklısınız aynı orta okul ve liselere olan tepkinizdeki gibi, katılmamak elde değil. Acilen özel üniversitelere yabancı memleketlerde kaliteli öğrenim almış işini hakkıyla yapan yabancı kökenli bilim insanları barındırma teşfikleri getirmeli. ODTÜ'de devlet memuruyum zaman zaman misafirhanede de görev yapıyorum oradan bire bir şahidim, medeni muasır ülkelerde doktorasını yapmış ortadoğulu ve batı asyalı birçok bilim insanı doğup büyüdüğü topraklara gitmek istemeyip Türkiyede kalmayı tercih ediyorlar. Bu insanlardan akılcı bir yaklaşımla faydalanmak lazım. Devlet üniversiyelerinde bunları işe başlatmak kadro gereği zor olsada bu mantar gibi türeyen özel üniversitelere işe başlamaları kolaylaştırıla bilir. Lakin kutuplaşan dünyada bizi bekleyen felaket bizim zar zor yetiştirdiğimiz beyinleri kaybetme riskimiz giderek büyüyor. Avrupa ve diğer ülkelerle olan zıtlaşmalarımız bizi malesef hedef tahtasına oturtuyor. 15 temmuzdan sonra Avrupa ve Amerikanın tutumu bizi Arjantin gibi marjinaleştirmek ve içine kapalı bir ülke haline getirmek mi? Yazınız ve okuyucularda belli bir birikim yapan sayfanız artı yorumlar için herkese teşekkür ederim. Bir köyde doğruyu köyün delisi dermiş. Bizde dünyanın delisimiyiz doğruları söylemektense menfaatlerimizi ön planda tutmayı bilmeliyiz.

    YanıtlaSil
  43. Konunun dışında ama önemli!
    SONDAKİKA
    Korkutan açıklama: "7'nin üzerinde bir deprem olacak" - http://bndl.tw/5D4MgGNx

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Adsız kardeş, tarih öncesinden beri bu depremler oluyor, insan denen tür bu dünyada kendi neslini kuruttuktan sonra da muhtemelen olmaya devam edecek. Sizi şimdi bu kadar endişelendiren şey nedir?

      Sil
    2. İstanbul nüfusunun yarısı başka illere geçmeli. Tek bir yerde gelişme de ilginç oluyor. Istanbul'da yaşayan nasıl yaşıyor bilmiyorum.

      Sil
  44. Eğitim kalitesi düştükçe bankalara borcumuz artıyor netekim.... Son açıklanan rakam 2 trilyon küsur liracık. Dolarla söylersek necip milletimiz daha iyi gözünde canlandırabilir, 600 milyar dolar. Bu borcu halkıyla, şirketiyle bu eğitim seviyesindeki millet ödeyecek, sonra da ülkeyi kalkındıracak, muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak. Eh, biz de Nasrettin hoca'nın fıkrasında olduğu gibi gülelim, heh heh heh. Hazır parayı gördük ya, gevrek gevrek gülüyoruz heh heh heh. Dış borcu da yazsak gülmekten öleceğiz yani. Gerçi borç miktarı önemli değil, çevrilip çevrilememesi önemli. Çevrilemediği güne kadar tabii ki. Miktara sonra bakarız. Yarıdan fazlası yabancılara ait bankacılık sektöründe hele biraz daha hacizli tarım arazileri falan biriksin sonra helalleşiriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Insanlar parası yoksa krediyle bir sey almayacak. Bundan sonra hic araba almasak ulke icindeki arabalar yeter zaten. Herkes tvleri kapatsa biraz huzur olur.

      Sil
    2. Buyuklerimiz calismamis hocam affiniza siginiyorum. Tenzih ederim sizi ama gercek bu.

      Sil
    3. Hic iktisat okumamis birisi gibi soruyorum. Tapinakcilar ve banka arasindaki iliskiyi bilen var mi?

      Sil
  45. Sayın Eğilmez, yazılarınızı ve yorumları okumaya ve değerlendirmeye çabalıyorum. Ekonomik ve Sosyal olarak ben de aynı düşünceleri paylaşıyorum. Öyle bir duruma geldik ki, karamsarlık, daha fazla karamsarlığı, yetersizlik, daha fazla yetersizliği, kalitesizlik daha fazla kalitesizliği getirir hale geldi. Etrafta kötü, çağdışı, bağnaz o kadar çok misal var ve hep bu kötü misaller anlatılıyor. Yalnız bilinmeli ki çok az da olsa iyi, güzel, çağdaş, hatta çağdaş üzeri misallerimiz de var. Bizler hep kendimizi kötüleyip, aşağılıyoruz, çoğunlukla haklıyız, bunu destekleyecek misallerde veriyoruz. Çok az oldukları için göremediğimiz, duyamadığımız, bilemediğimiz misallerimizde var, bunları gündeme de getiremiyoruz. Acaba kendimizi hep karamsarlığa boğarken, birazda moralimizi yükseltecek, bize biraz ümit verecek, nadir de olsa iyi işler başaran okullarımızdan, fakültelerimizden, eğitmenlerimizden, öğrencilerimizden, gençlerimizden bahsedemez miyiz? Böyle iyi, güzel, çağdaş hatta çağdaş üstü hiç mi verebileceğimiz misal / misallerimiz yok mudur? Hep kendimize bizden bir şey olmaz, kör cahiliz, hiç okumuyoruz, bilgisiziz diye mi bahsedeceğiz? Aramızdaki üstün, bilgili, kültürlü, okumuş bilgili insanlarımızdan az da olsalar neden bahsedemiyoruz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. https://www.aydinlik.com.tr/kanser-tedavisi-icin-3d-yazilimli-mikrocip-uretti-bilim-ve-teknoloji-agustos-2017

      Sil
    2. Kendimizden bahsedebilmek için o insanları rol model olarak öne çıkarmamız lazım. Biz öyle yapmıyoruz. İyi yetişmiş, rol model olacak insanlarımızı hep itekliyoruz. Fazıl Say mesela. Dünya çapında tek müzik adamımız. Her yerde baş tacı yapılıyor. Bizde neredeyse suçlu muamelesi görüyor. Orhan Pamuk Nobel ödülü kazanmış iki Türk'ten birisi. O da aynı durumda. Aziz Sancar ile sorunumuz yok. O da yurt dışında olduğundan muhtemelen. Burada olsa ona da bir kulp takarız. E böyle olunca insanlar onlara özenmiyor. Siyasetçilere,
      magazin starlarına özeniyor.

      Sil
    3. Empati yoksunluğundan ve kibirden ileri geliyor. Herkes kendi görüşünün, yaşam biçiminin, geleneğinin iyi olduğunu düşünür ve sizin gibi düşünmeyenin sizden üstün yanları varsa ve onu çekemezseniz problemler doğar. Herkes çuvaldızı kendine batıracak! Varsa senin de geliştirmeye müsait bir yanın sen de onu geliştir.

      Sil
  46. Son cümleniz çok çarpıcı gerçekten..Üstümüzden silindir gibi geçen zaman bizi öyle bir değiştiriyor ki geçmişte yaşadıklarımızı hayretle karşılıyor ve hatta inanmakta güçlük çekiyoruz..Garip bir yabancılaşma olgusu sanki

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet güzel bir özet garip bir yabancılaşma duygusu içinde gibiyiz. Tuhaf bir durum.

      Sil
  47. O kadar hassas bir konuya değindiniz ki,hocam keşke bu ülkede düzgün bir eğitim sistemiyle birlikte eğitimde fırsat eşitliği olsaydı da bizlerde kendimizi gerçekleştirebileceğimiz yerlerde olsaydık...Eğitimden kastım yüksek eğitim değil.Belkide iyi bir marangoz olabilirdik dahası mutlu bir marangoz.Sürekli yüksek eğitim propagandası,iyi meslek kötü meslek ayrımı bizi mutsuz yaptı.Bu ülkede mutsuzluk için çok sebep var önemlilerden biride bozuk bir eğitim sistemiyle gelen meslek seçimleri.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Algı yönlendirme.
      Algı operasyonu nedir? - http://bndl.tw/QpDH10Ny

      Sil
  48. Her işimiz kötüye gidiyor Hocam, galiba toptan bir yıkılış olmadan tekrar ayağa kalkmamız mümkün olmayacak. Bu da belki son günlerde 17 Ağustos 99 depremi vesilesiyle tekrar gündemde olan İstanbul depremi ile - acı şekilde de olsa - mümkün olacak. Ben İstanbul İngilizce İktisat'tan mezun olalı 10 sene oldu, bu kadar zamandır iş hayatındayım ve hep herşeyin kötüye gittiğini görmekten fazlasıyla bezdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım yıkılış olmaz. Çünkü her yıkılıştan ayağa kalkmak o kadar kolay değil.

      Sil
    2. Her yere yazmak gerekirse yazarız. Parti sistemi olmamalı. Üst aklın üst aklını tahmin ettiğimiz için milletvekili sistemine dönmeliyiz diyoruz. Yöneticiler de bu krizde Kur'an'daki infak ayetlerini tekrar hatırlamalılar! Bozuk sistemde patinaj yapıyoruz.

      Sil
    3. Ayrıca marmara bölgesindeki sanayileşme başka illere dağılsa iyi olur. Keza nüfus. 20 sene oldu 99 depreminden beri. Istanbula saglam binalar yapilmadi sayin hukumet. Gokdelenler dikildi. Zengin olan zengin oldu. Hesap gununde de hesap verebilirsiniz insallah.

      Sil
    4. Bunlarla olmayacak. Hiçbir parti meclise girmediginde ne olur tekrar secim mi olur. Millet yoksa partiler bi cekilin kenara bakalim egemenlik bizimdir mi derler. Partilerin arkasinda kimler var biliyoruz. Kimse kimseyi kandırmasın.

      Sil
    5. Eski bir haber ama güncelliği devam ediyor. Yol kopruyu biz yaptik hukumet siz bulus yapacak hamleler yaptiniz mi soru bu?!!.

      http://t24.com.tr/haber/deprem-vergisi-13-yasina-basti,211504

      Sil
    6. Şunu da eklemekte fayda var. Ücret yükselince kalite ve verim düşüyor , lakaytlik artıyor. Özel sektörde emekçinin tepesine bindikçe biniyorlar, malı götüren de götürüyor. milletvekili 3000(mecliste uyuyorlar), cb da 10000-15000 alsa kafi. Zaten başbakan ve meclis başkanının maaşı da cb üzerinden hesaplanıyor.

      Sil
    7. Jet hızıyla milletinvekillerine 2 aylık ikramiye bağlandığı yönünde bir bilgiyle karşılaştım. Şeffaflık olmadığı için doğruluğundan emin olmasam da 17000 TLnin nesi yetmiyor bu adamlara? Memura da %3+3 zammı reva gören bir zihniyet bu vatana millete ne katar soruyorum. Buluş yapacak reform hareketlerine jet hızıyla girişelim. 10 gün herkes başını iki elinin arasına alıp düşünmeli!

      "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır!."

      Sil
  49. hocam, ülkemiz genellikle V şeklinde krizler yaşamıştı. en yakın örnekler 1994 ve 2001 finansal krizleridir. ancak önümüzdeki süreçte beklediğim kriz bir nevi Z şeklinde meydana gelebilir. zaten bunun sancıları da başladı gibi. önce giderek yataylaşan ekonomi sonra giderek aşağı yönlü olmaya başlar ve o yönlü düşey hareket eder. sonraysa düştüğü yerde yeniden yatay çizgi halinde ivmelenir. yani bu tarz bir krizin de uzun sürmesi yüksek olasılık gibi görünmektedir. ne dersiniz hocam?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanki yatay kriz tanımı uygun gibi görünüyor.

      Sil
  50. "Bazen acaba bütün bu geçmiş hayal miydi ya da ben o dönemi başka bir ülkede mi yaşamıştım diye düşünmekten kendimi alamıyorum."
    Acıklı ama gerçekte bu.
    Eminim zamanında bir afgan, pakistanlı da ah çekerek benzer değerlendirmeler yapmıştır.nereden nereye.geleceğimiz bu ülkelerin bugünki halidir.okullarda bilim insanı veya bilimden nasibini almış uzmanlar değil talibanlar yetişecek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emin olun Afganistanlı, Pakistanlı hatta İranlı bizim yaşadığımız deneyimi yaşamamıştır.

      Sil
  51. Sayın Eğilmez, yukarıdaki yorumlara bakarak," insanın lisanı,aklının tercümanıdır" diyebilirmiyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ali Hakan kardeşim adsız adsız yorum yapıyoruz. Kimin yorumundan söz ediyorsun?

      Sil
    2. Bence diyemezsiniz. Nice akılsızlar vardır ki lisan-ı münasiple yorum yapıp yeni ve değişik şeyler söylediklerini sanırlar ama söyledikleri yeni şeyler değişik değildir, değişik şeyler de yeni değildir.

      Sil
    3. Sayın Eğilmez, tartışmalar bana bir psikoloji profesörünün şu hikayesini hatırlatır.Profesör bir test sorusu olarak öğrencilerinden bir karıncanın çevresindeki hayvanları nasıl ayırabileceğini düşünmelerini ister.Sonuç:Karınca hayvanlar alemini iki sınıfa ayırmaktadır.
      1) Aslan,kaplan ve çıngıraklı yılan gibi şefkatli,iyi huylu, yardım sever hayvanlar
      1)Horoz,ördek ve kazlar gibi yırtıcı hayvanlar.
      Herşey sizin bakış açınıza bağlıdır.

      Sil
  52. Hocam ingilizceyi nasıl öğrendiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir ölçüde kendi kendime çalışarak, bir ölçüde de yurt dışında. Maliye müfettişiyken 1 yıl süreyle Londra'da İngiliz KDV sistemi ve Sermaye Piyasası üzerinde çalıştım. Orada konuşma pratiğimi geliştirdim.

      Sil
    2. Hocam geçmişte nasıl uygulama vardı bilmiyorum ama konuşma ve yazma için yurt dışından hocalar getirtmek gerekir. Şimdi aklıma geldi öyle yorum yapıyorum. Yani erasmus türü programlar yerine böyle bir uygulama nasıl olur maliyetini de hesaba katmadım. Biz anadilimizde ders verelim.

      Sil
    3. Okumayı unuttum sanırım. Yabancı dil üzerinde düşünmek gerekir.

      Sil
  53. Hocam aşağıdaki cümleler Ege Cansen hocamıza ait. Bahsettiği ''fed parayı sıkınca banka paraları artacaktır'' ne manaya geliyor anlayamadım. Tam tersi olması gerekmez mi? Banlardaki para azalmayacak mı sıkılaşma başlayınca?

    para hacmi Şişince enflasyon olur diyen iktisat teorisi çökmüştür. Hayır çökmemiştir. Bu ilgileşimsizliğin iki nedeni vardır. Birincisi piyasadaki para hacmi “para miktarı çarpı devir hızı” olarak ölçülmelidir. İkincisi sadece merkez bankaları değil tüm bankalar “para yaratır”. ABD’de FED parası artarken “banka parası” azalmıştır. Toplam para hacmi anlamlı miktarda değişmemiştir ki “enflasyon yükselsin”.
    Geldik günümüze. FED parayı sıkarsa dünya para hacmi daralır mı? Türkiye döviz bulmakta zorlanır mı? Hiç belli olmaz. Muhtemelen “banka parası” çoğalacak ve işler bugünkü gibi devam edecektir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım Ege Cansen'in burada kastettiği "fractional reserve banking" sistemi ve para çoğaltma (money multiplier) uygulaması. Yani bankadaki bir hesaba konan bir miktar paranın zorunlu karşılıklar çıkarıldıktan sonra kalan kısmının tekrar ayrı bir hesaba konması ve aynı sürecin para sona erene dek tekrarlanması durumu. Yani banka kendisine yatırılan 1 birimi bu şekilde çarpanlarla 7-8 katına çıkarabiliyor. Bu da bankaların para yaratması demek ama elbette bu nakit değil tamamen hesaplardaki rakamlar ile elde edilen bir durum.

      ABD'de FED piyasaya dolar sürerken bankaların bu süreçte geri kaldığını anlıyoruz. Yani FED tarafından piyasaya para sürülürken bankaların bu para çoğaltma işlemi uygulanmamış ki bu da piyasadaki toplam paranın aslında çok değişmemesi demek. Şimdi konuştuğumuz durum olan FED'in parayı geri çekmesi de hocaya göre aslında sürecin eski halinde dönmesi demek. FED kendi yarattığı parayı geri çekerken bankalar kendi yarattıkları parayı tekrar arttırmaya başlayacaklar ve bu da toplam paranın yine aynı kalması demek olacak. Öyleyse beklenen enflasyon değişiklikleri olmayacak demek istiyor sanırım Cansen.

      Sil
  54. Hocam, şu son 10 yılda üniversite adı altında açılan kurumların öğretim üyelerini PISA testine soksalar sizce nasıl bir sonuç alırlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. En büyük sensin adsız kardeş. PISAya girmeden öğretim üyesi olabildiğini ima ediyorsan sen en yüksek notu alırsın.

      Sil
    2. Adsız 00:49

      Siz hangi "üni"nin hangi bölümünde öğretim üyesisiniz? Okuduğunuzu anlayamadığınıza göre öğretim üyeliği için gereken en önemli kriteri yerine getirmişsiniz.

      Sil
    3. PISA neyi ölçüyor küçülmüş de büyümüş gibi konuşuyorsunuz. PISA PISA PISA.

      Sil
    4. İnce hamurlu bol malzemos...

      Sil
  55. Turkiye uzerine dusununce aklima serdarinin su dizeleri gelir hep;

    Nesini soyleyim canım efendim,
    Gayri düzen tutmaz telimiz bizim.
    Arzuhal eylesem deftere sığmaz.
    Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim.

    https://youtu.be/ykBiAQQgCYo

    YanıtlaSil
  56. Mühendislik fakültesinde bir öğretim üyesi olarak yazınıza kendi dalımdan örnek vermek isterim. Birkaç yıl kadar önce YÖK'ün kontenjanları akıl almaz şekilde artırmasıyla ülke çapında bölümümün toplam kontenjanı dört bine dayanmıştı, karşılaştırmak için ABD'de bu bölümün toplam kontenjanı altı bin civarında. ABD'nin nüfusu bizim ülkemizin dört katı, oraya tüm dünyadan eğitime insan gidiyor, ve bu bölümde dünyadaki iş alanlarının Çin'le birlikte lideri. Yani orada kontenjan altı binse bizde en çok altı yüz kişi falan olmalıdır. Sonuç sınıflara sığmayan ayakta ders dinleyen öğrenciler, sekiz on kişilik gruplarla yapılan laboratuvar dersleri, ki asistan yapıyor öğrenciler izliyor ellerine birşey değ(e)miyor, kalabalıktan bıkan hocalar, hiç uygun olmamasına rağmen mühendislik sınavlarının mecburen test şeklinde yapılması ve dibe vuran kalite. Neyse ki kontenjanlar son yıllarda biraz azaltıldı şu ara üç binin altına indi (hala çok yüksek). Mezunlarımızı sorarsanız uzun bir iş arama süreçleri oluyor ve 1500-2500 lira arası ücretle başlıyorlar.
    Öğretim üyelerindeki kalitesizlik de ayrı bir konudur, kadroların rektörün keyfinde olması ve hakedene değil rektörün seçtiğine verilmesi nitelikli akademisyenleri küstürmekte, bomboş insanların yükselmesine yol vermektedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunlar hep irdelenmesi gereken konular. Yönetici kibrinden dolayı böyle yapıyor. Düzelmesi gerekir gerekirse her yöneticinin sınırları yasalarla cizilecektir!

      Sil
    2. Ülkece bir şeyi çok iyi yapıyoruz, o da "mış" gibi yapmak. Yöneticiler ülkeyi yönetiyormuş gibi yapıyorlar, üniversiteler öğrenci yetiştiriyormuş gibi yapıyorlar, bizler de yaşıyormuş gibi yapıyoruz.

      Sil
  57. http://www.mahfiegilmez.com/2015/06/kuresel-ekonominin-degerlendirilmesi.html

    Hocam şu makaleniz etrafında tekrar tartışma ortamı oluşturulmalı mı?

    YanıtlaSil
  58. Gümrük birliği nedir ? Önemli midir ? Saygılar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yerli malı, yurdun malı herkes onu kullanmalı! diye bir söz vardı. Araştırın. Kimler bu sözü yok edecek hamleler yapmışsa, onlar ülkeye kazığı sokmuştur. Cevap yazacaklara şimdiden teşekkürler.

      Sil
    2. Bir yerde postmodern baltalimanı sözleşmesi diye bir yorum okudum. Sözleşmeyi sevmesem de yorumu sevdim.

      Sil
    3. "Basiretli" yöneticilerin Avrupa Birliği'ne girmeden bunu imzalayıp bayram kutlaması gibi sevinmesi olabilir mi? Girmeden imzalayan başka ülke var mı araştırın.

      Sil
  59. Mahfi hocam daha önce yaptınız mi bilmiyorum ama borsa ile ilgili bir yazi yazabilir misiniz ? Tavsiye şeklinde değil mantığı ile ilgili. Bedelsiz sermaye artisi nasıl ödenmiş sermayeyi artırır falan bana çok anlamsız geliyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Borsa benim uzmanlık alanımda değil. O nedenle makroekonomiyle ilgisi dışında o konuya girmiyorum.

      Sil
  60. Haklısınız mahfi hocam. Ben de 81 doğumluyum. Bizim zamanımızda 5. sınıflar Anadolu Lisesi'ne hazırlanırdı. Her şeyi öğrenirdik neredeyse. Şimdi 5. sınıflarda disiplin sorularından ders işlenemiyor. Zaten şu an yeni mezunlarin çok kötü olduğu söyleniyor. Ama geriden öyle kötü bir nesil geliyor ki şu anki genç Nesil onun yanında sütten çıkmış ak kaşık gibi.

    Çocuklar hiçbir şekilde ceza almıyor. Sınıfta kalma yok. Öğrenciye ceza veremezsin. Ödevini yapmaz ama sen düşuk not veremezsin. Çocuklar kaybedilmeyen bir oyun içerisinde. Pamuklar içerisinde büyüyor. Sıkıntı çekmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar.

    Hocam ben geçtim reformu. O eleştirilen eski eğitim sistemine geri dönelim. Yatıp kalkıp şükrediyorum bu hükümet döneminde okumadım diye. Beni sıkan baskı yapan hocalarım hep bana bir şey verdi. Onların vurdukları dayak Belki bugün bizi kurtardı. Şu anda öğretmenler mesleklerinden nefret ediyor. Disiplin sorunundan bıkmışlar. Hocam inanın reform çok uzak gibi duruyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'de eğitim alanında son 100 yılda yapılan tek reform Tevhid-i Tedrisat Yasası ve Köy Enstitüleriydi. Onları da bitirdik.

      Sil
  61. https://www.samsunhaber.com/genel/findik-fiyatina-ureticiden-agac-kesme-tepkisi-h24033.html

    Bu yönetici zihniyeti değişmeden veyahut topyekün değişim olmadan kurtuluş olmaz!

    YanıtlaSil
  62. Üniversite sayısının fazlalığı ile övünülmemeli. Buralarda öğrencilerin ne kadar kaliteli eğitim aldıkları her zaman ilk kriter olmalı.

    YanıtlaSil
  63. Bence eskiye dönmeli ve aile planlanması öğretilmeli. Eğitimi de, işsizliği de olumlu etkileyecektir.en az üç çocuk diye politika mı olur?

    YanıtlaSil
  64. Almanyada oldugu gibi bizde de 2 li ayrima gitmek gerekir sanirim. Universiteler olsun bir de Fochhochschule olsun , birinciden cikan hakiki muhendis, 2nciden cikan uygulama muhendisi olsun.en üst kaliteyi butun universitelerde tutmnak mumkun degil...egitimin her alanında da test, sınav, sertifika zorunlulugu getirilsin, belli bir standardi tutturmak icin, baska turlu duzelecegini sanmiyorum. bir de Türkiye bir acayip , en iyi universiteleri uygulama universiteleri ,ortadogu teknik, istanbul teknik, yildiz teknik, vb buralardan mezunlar fabrika muhendisi olarak yetisiyorlar, diger universitelerin mufredati daha genel, mesela endustri muhendisliginde diger universitelerde optimizasyon okutuluyor, bu universitelerde fabrika muhendisligi esas. Tam tersi olmasi gerekmez mi ? herşey mi ters bu ülkede..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...