18 Kasım 2017 Cumartesi

İçgüdüsel Ekonomi

İçgüdü; psikoloji biliminde, hayvanları, akıl, düşünce ya da bilinç dışında, kendilerine yararlı ya da gerekli birtakım eylemlere yönelten doğal duygu olarak tanımlanıyor. Felsefe açısından bakarsak; içgüdüler, bir hayvan türünün bütün bireylerine kalıtım yoluyla geçen ve yaşamın korunmasına dönük bilinçsiz eylem ve davranışların tümü biçiminde ifade ediliyor.

İçgüdülere örnek olarak beslenmek için yemek yemek, neslini sürdürmek, tehlikeden korunmak gibi özellikler içgüdülerdir. Bütün hayvanlarda içgüdüler vardır. Bir tehlike hissettiğinde ya kaçar ya da savunma durumuna geçer, beslenmek için yiyecek arar, belirli bir ergenliğe ulaşınca neslini sürdürmenin yollarını araştırır. Bir kurt yavrusu doğduğunda annesinin memesini emer, bir örümcek avlanmak için ağ örer, bunları kimsenin öğretmesine gerek yoktur. Yaşama başladığında bu içgüdüler otomatik olarak ortaya çıkar.  

Kültür, sonradan öğrenilen nitelikleri ifade eder. Mesela alet kullanmak doğuştan gelen bir bilgi değildir. Elektrikten anlamak veya hukuk bilmek ya da bir müzik aleti çalmak kültürün katkılarıdır.   

Günümüz psikoloji ve sosyoloji yaklaşımlarının genel kabulü modern insanda içgüdü olmadığı şeklindedir. Modern insanda içgüdülerin yerini büyük ölçüde zekâyla ilgili estetik davranışlar almıştır. Sigmund Freud’un yaklaşımı içgüdülerin tümüyle kaybolmadığı ama bastırıldığı yönündedir. Freud, insan davranışlarını yönlendiren zihnin üç farklı etki altında kaldığını öne sürer: İd, ego ve süper ego. Freud, kabaca içgüdüyü ‘id’ olarak adlandırır. Freud’a göre id insanda kalmış olan içgüdülerin izleridir. İd, insanın tıpkı bir hayvan gibi mantıksız, bencil ve zevk peşinde koşan parçasıdır. Ego; id olarak tanımlanan ilkel dürtüleri, manevi idealleri, tabuları dengelemek için id, süper ego ve dış dünya arasında aracılık eder. Süper ego; sosyal yaşamın yarattığı etkilerle biçimlenen insan vicdanını temsil eder. Süper ego, içgüdüleri kapsayan idi bastıran yapıdır.

Bu analiz insan ile hayvanın nerede ayrıldığını da ortaya koyar. İnsanda da içgüdüler vardır ama insan o içgüdüleri bastırır.

İçgüdüler, insandan insana, bulunulan topluma, yaşanılan zamana göre değişmez. Buna karşılık insanın süper egosunu biçimlendiren kültür, insanlara, toplumlara, zamana ve koşullara göre değişim gösterir. Konuya Freudyen açıdan bakarsak id, hemen her insanda aşağı yukarı aynıdır, buna karşılık özellikle ego ve süper ego toplumsal adetlere, geleneklere, kültür farklılıklarına göre değişiklik gösterir.

Klasik ekonomi teorisi, insanların çıkarlarının peşinde koştuğunu ve bunun toplum için en iyi şey olduğunu savunur. Neoklasik ekonomi teorisi bu yaklaşımı daha parlak bir biçime sokar. Herkes kendi çıkarının peşinde koşarsa yani tüketici, tüketeceği malları en yüksek tatmini sağlayacak biçimde talep eder tüketirse, üretici de üreteceği malları en yüksek kârı elde edecek biçimde üretirse en yüksek tatmin ile en yüksek kârın birleştiği yerde toplumsal refah en üst düzeye çıkar. Adam Smith ile başlayıp Alfred Marshall ve Leon Walras ile doruk noktasında dengeye ulaşan ve günümüz ekonomi teorisinin belkemiğini oluşturan neoklasik ekonomi yaklaşımı kabaca budur. Neoklasik ekonomi yaklaşımını çok basit bir biçimde ‘içgüdüsel ekonomi yaklaşımı’ olarak tanımlamamız mümkündür. Çünkü insanların başkalarını hiçe sayıp kendi çıkarlarını en üst düzeyde tatmin etmeye çalışması, firmaların da birbirini ezerek kârlarını maksimum düzeye çıkaracak bir üretim planlaması yapmaları, başkaları aç gezerken marjinal fayda, marjinal maliyet analizleri peşinde koşması aslında insanın hayvansal güdülerinin dışavurumundan başka bir şey değildir. Böyle bir yaklaşımın güçlü olan aslanların avlanan hayvanın neredeyse tümünü yemesi ve kalanların onların artıklarını yalamasından pek bir farkı yoktur. Bu durumda yaşadığımız dünyadaki ekonomik ilişkileri açıklamakta kullandığımız geçerli ekonomi teorisi büyük ölçüde Freud’un id olarak adlandırdığı içgüdüsel altyapıyı esas almış görünüyor.

Çevreyi korumak için önlemler almak, gelir dağılımını araştırmak, gelir dağılımındaki bozuklukları gidermek için neler yapılabileceği üzerinde düşünce üretmek, yeterli geliri olmayanlara toplanan vergilerden pay vermek konuyu içgüdülerden çıkarıp daha sofistike bir noktaya, Freud’un süper ego ile bastırma tanımına uygun bir yere taşır. Hukukun üstünlüğü ve herkese eşit biçimde uygulanışı, kadınların erkeklerle eşit konuma getirilmesi, eğitimde fırsat eşitliği, asgari ücret uygulamalarıyla emeğin kollanması gibi yaklaşımlar birçok alanda olduğu gibi ekonomide de farklılık yaratır. Ve bu farklılıklar ekonomideki içgüdüsel yaklaşımları törpüler.  

Önce 1800’lerin sonlarında yaşanan Uzun Depresyon sonra da 1930’ların Büyük Depresyonu ve ardından gelen Keynesyen teori, klasik ekonomi yaklaşımının her şeyin eninde sonunda kendiliğinden ideal dengelere ulaşacağı yaklaşımının yanlış olduğunu gösterdi. Günümüzde ortaya atılan ekonomi yaklaşımları (davranışsal ekonomi, post otistik ekonomi vd) neoklasik teorinin insanların rasyonel olduğu, tüketici ve üreticilerin kararlarını marjlarda aldıkları, çıkarlarını maksimize etmeye çalıştıkları ve bu davranışların bütün toplumun refahını artıracağı biçimindeki varsayımlarının doğru olmadığını gösteriyor. Neoklasik teori, ilkel insanın içgüdüsel davranışlarını tanımlasa da modern insanın davranışlarını tam olarak açıklayamıyor. Bu parça parça teoriler ve hipotezler henüz yeni bir ekonomi yaklaşımının çerçevesini tam olarak oluşturabilmiş değil. Ama bunun da bir süre sonra ortaya çıkacağını görebiliyoruz.

Ekonomi bilimi, ortaya çıkışının üzerinden çok az bir süre geçmiş olmasına karşın, sanırım en fazla teori, hipotez, yaklaşım barındıran bilim dallarının başında geliyor. Konu insan olunca ve dünyanın her tarafında birbirinden farklı gelenekler, adetler söz konusu olunca bu durumu normal kabul etmek gerekiyor. Bu kadar farklılık ortasında genelleme yapmak ve ortak teoriler yaratmak o kadar kolay olmuyor. 

89 yorum:

  1. Kaleminize sağlık hocam , sayenizde henüz yolun başında olan arkadaşlar olarak bakış açımızı genişletiyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, kolaylıklar ve başarılar dilerim.

      Sil
  2. Hocam merhaba. Merkez bankası Turk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine başlanmasına karar verdiğini duyurdu. Bu karar ne anlama geliyor. Dövize nasıl bir etkisi olur. Teşekkur ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dolaylı faiz artırımı anlamına mı geliyor? Hiç anlamıyorum.

      Sil
    2. Döviz borcu olanlara bir çeşit kur garantisi sağlıyor. Kuru baskılayabilir.

      Sil
    3. Peki hocam bu kur garantisinin herhangi bir maliyeti var mı?

      Sil
  3. Farklı dalları da içinde barındıran yazılarınızı daha çok seviyorum hocam. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  4. Eline sağlık üstad.

    YanıtlaSil
  5. Teorik ve güzel bir yazı oldu teşekkürler Hocam.

    Bana kalırsa bireysel faydanın maksimize edildiği yaklaşımların değil de toplumsal hatta global faydanın maksimize edildiği yaklaşımların daha verimli olduğunu insanlığın anlaması biraz daha sürecek gibi. Bir süre daha kısa vadeli çıkarlar peşinde birbirini yiyecek insanlar, ülkeler ya da ülkeler üstü birlikler.

    Ama insan evrimi hayranlık uyandırıcı. Birkaç yüzyıl önceden bugüne kadar batı toplumu merkezli olsa da toplumsal faydanın (ya da sizin belirttiğiniz gibi superegonun) ön plana çıkmasına şahit olduk. İnsan hakları, hürriyet, eşitlik gibi kavramlar insan hayatına girdi ve bunu başaran toplumlara bakınca diğer toplumlara göre sürdürülebilir faydayı ve verimi nasıl sağladıklarını görüyoruz. Bundan sonra da bunun sadece batı toplumuna değil de global ölçekte "insanlığa fayda"ya evrilmesine şahit olacağız diye düşünüyorum. Umarım bunun için (evrimimizin bir parçası olsa da) Dünya savaşı gibi tecrübeler yaşanması gerekmez.

    Yazı için tekrar teşekkürler, bizleri farklı şeyler düşünmeye sevkediyorsunuz. bu gibi platformlarda oluşan kümülatif bilgi bir yerlerde/bir zamanda dünyanın değişmesinde rol oynayacaktır diye düşünüyorum. Bu da evrimimizin bir parçası sonuçta :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, yorum da katkı yapıyor.

      Sil
    2. Tavsiyemdir;
      Çok popüler olmasa da 5.sezonu da çevrilmekte olan bir dizi var. THE 100
      Bu dizinin konusu aslında bu davranışları geçmiş dönemlerde değil de uzay çağına erişmiş insan toplumunda konu alıyor. Dünya biyolojik olarak yaşanamaz bir hal almışken bile insanların uzay istasyonunda mezhepçilik/ulusçuluk çerçevesinde diğerlerini nasıl ezmeye çalıştığı film havasında izleniyor. Sadece diğer insan da değil çevre ve doğa da bundan nasibini alıyor.

      Sil
  6. İçgüdüsel tepkiler insanları pek çok tehlikeden korur. Dingüdüsel tepkiler ise felakete sürükler....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatadan döndüğünüzde iç huzuru yaşamak gibisi yok. Her şey her yerde söylenmemeli.

      Sil
  7. Hocam kanunlar olmasa yani kotu bir sey yaptigimizda bizim de başımıza kotu bir sey gelmeseydi erdem, ahlak, kultur gibi kavramlar belki de hic olmayacak, tamamen ic gudulerle hareket edecektik. Ki belki de boylesi daha durust olurdu. Cunku ego ve super ego ozelliklerimize guvenip/guvenilip isler zorlasinca belki de kacinilmaz olarak ic gudulerimizle hareket ettigimizi gormek daha buyuk bir hayal kırıklığı. Kendi ekseninde 4,5 milyar yil başa dönmek gibi.

    YanıtlaSil
  8. Sayenizde instinctual economy de literatüre girdi.Aslında insan doğasında hep varolan da bu değil
    mi zaten?

    YanıtlaSil
  9. Günümüz gerçekliğinde insanlar artık kendini bastırmak istemiyor hocam,sego dan kurtulmanın keyfini yaşıyorlar doyasıya.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Egodan nasıl kurtuluyorlar?

      Sil
  10. İçgüdüsel Ekonominin Geldiği Yer.....
    DÜNYA YÜZ KİŞİ OLSAYDI;
    Yüzde 6'sı tüm dünyanın zenginliklerini n % 59'una sahip olacaktı.6 kişinin tümü ABD'de yaşıyor olacaktı.80'i normal standartların çok altındaki evlerde yaşıyor olacaktı.70'nin okuma yazması olmayacaktı.50'si kötü besleniyor olacaktı.1'i üniversite mezunu olacaktı.Sadece 1kişi bilgisayar sahibi olacaktı.1 kişi hayata merhaba derken,bir diğeri ölüm döşeğinde olacaktı.
    İÇGÜDÜLERİN İNSANLIĞI GETİRDİĞİ SON NOKTA....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dünyada okuma yazma oranı %30 mu ki yüz kişiden yetmişinin okuma yazması olmayacaktı diyorsunuz? DÜnyadaki en zengin yüzde altıdaki altı kişinin tümü nasıl ABD'de yaşayacak, Japınya'da, Çin'de, İngiltere'de milyarderler yok mu? Dünya nüfusunun sadece %1'inde mi bilgisayar var? Bu rakamlar açıkça hatalı, görüşünüzü savunmak için maddi gerçeği çarpıtmak doğru bir yaklaşım değil.

      Sil
    2. Kaynak: Stanford üniversitesi.(ABD)

      Sil
  11. sayın hocam,bu günlerde merkez bankamız üzerinde faizi indirme konusunda müthiş bir baskı var.sizce bu baskıya dayanabilirmi.dayanamazda indirirse sizce ne olur.kafamda bir öngörü var ama sizin fikrinizide merak ediyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. An itibariyle enflasyon % 11,9, bankaların faizleri % 14 (baskılanmasa daha yukarı gidecek), gösterge faiz % 13,73. Böyle bir ortamda MB'nin faizinin % 11,95 olmasa zaten bu baskının sonuç verdiğini göstermiyor mu?
      MB Faizi indirirse zaten sonuna geldiği itibarını tümüyle kaybeder.

      Sil
  12. Hocam kaleminize sağlık Nobel alan Nudge kitabından sonra,sosyal bilimlere olan bakış açınızı okumak beni mutlu etti

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nudge kitabinin yazari nobel aldi, kitap degil. Ayrica bu yazarin cok guzel baska kitaplari da var.

      Sil
    2. Evet haklısınız burayı takip edenlerin kalitesini gösterdiniz. Nobel ödülü bir süreç.

      Sil
  13. Hocam az uyuyorum dediniz. Erken kalkıp az uyumak zor bir şey değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben 11,30 gibi yatıp 5 gibi kalkarım. Yani 5,5 saat uyurum.

      Sil
    2. Hocam sabahı nasıl degerlendirirsiniz, iş hayatinda çalışan ögrencileriniz olarak sabah vaktini nasil değerlendirelim sizce (5-7 arasi)...

      Sil
  14. Insanlarin kulturlerinin icgudulerini bastirmasindansa insanlarin icgudulerine gore kulturlerini gelistirdikleri fikri daha dogru bir yaklasim olur. Mesela erkeklerin koruma, sahiplenme icguduleri, evlilik kulturunu olusturmustur. Insanlarin kolay sindirmek icin pisirmek, farkli yuzeysel yapidaki maddeleri (yag, ptotein vs.) beraber yeme icguduleri yemek kulturunu olusturmustur. Benzer bir sekilde ekonomideki bahsettiginiz 'kulturel' yaklasimlar ekonomilerin kendi ic dinamiklerinden olusmaktadir.

    Ekonomik kiymeti olmasa kimsenin yesil enerjiye yonelecegi yok. Dunyada havasi temiz insanin yasadigi cografyadan katlarca daha fazla alan mevcut ancak hava kirliligi insanlarin sehirlerdeki mal varliklarini bes para etmez hale getirdigi icin 'kiymetli' oluyor. Aksi halde doganin kendi dengesinin olduguna inanan bilimsel bir insanin ucu bucagi belirsiz bir evreni evrendeki bir turun 'kirletmesinin' mumkun olamayacagini dusunmesi gerekir. Dunyanin insanlar icin yasanmayacak bir hale gelmesi hicbir canli icin yasanilamaz olacagi anlamina gelmez. Yesil enerji diyerek aslinda amaclananin Insanlarin kendilerine yasam alani acmak icin diger canlilarla mucadele etmeleri (mesela co2 tuketen bakterilerle) olmasi bu 'kulturun' masumiyetini bozuyor degil me?

    YanıtlaSil
  15. Hocam yazınız için teşekkürler, çok güzeldi. Davranışsal iktisat ve iktisat sosyolojisi dallarında önerebileceğiniz kitaplar var mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim.
      Bu kitaba bir bakın derim:
      http://www.idefix.com/Kitap/Davranissal-Iktisat-ve-Davranissal-Iktisadin-Uygulamalari/Peter-Diamond/Egitim-Basvuru/Egitim/urunno=0000000716716?gclid=Cj0KCQiA0b_QBRCeARIsAFntQ9rM33fgXjqjT4Hn6f04divDjtjxLwi_D4DaDH0stG_PlnYsdWLgGd0aAr6fEALw_wcB

      Sil
    2. Tavsiyem aşağıdaki kitaba da bakmanız. Oldukça ilginç, ben de Fatih Özatay'ın önerisi üzerine almıştım, herkese tavsiye ediyorum.

      http://www.kitapyurdu.com/kitap/hayvansal-guduler/143088.html

      Sil
  16. Hocam yazınız için teşekkürler, çok güzeldi. Davranışsal iktisat ve iktisat sosyolojisi dallarında önerebileceğiniz kitaplar var mıdır?

    YanıtlaSil
  17. Uzay lobisi var mi hocam? Ulkemizin dis politikada diger ulkelerle sorun yasamasinin en buyuk sebebi Uzaylilarin UFOlarin yaptigi istihbarat ve lobi faaliyetleri oldugu soyleniyor. Toplumda boyle bir kani var

    Sizce boyle bir uzay lobisi uzaylilarin bizim uzerimizde oyunlari soz konusu olabilir mi? Varsa bu uzaylilarla ufolarla onlarin lobicikleri ile nasil bas etmemiz gerekiyor. Ben ilahiyat bolumunde okuyorum. Bu durum benim iyice kafami karistirdi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her konuda lobi, fobi ve hobi olabilir.

      Sil
  18. hocam dimağınıza ve ellerinize sağlık. hocam, kültür de iktisadı etkileyen faktörlerdendir değil mi?. örneğin: Abd ekonomisinde faizlerin aşağıya çekilerek parasal tabanın genişletilmesi toplumda adeta dışarıdan içeriye doğru etkileşim yaratabiliyor ve tüketim artıyor; buna karşın Japonya'da ise 1992 sonrasında yapılan devasa parasal genleşmeler ve aşırı genişleyici maliye politikalarına rağmen japon toplumunda adeta içeriden dışarıya yani abd toplumunun tam tersine şeklinde işleyen bir iktisadi davranış totalizasyonu meydana geldi. abd toplumunun tüketim kültürü çok güçlü iken aynı japon toplumunun o kültürü zayıftır. ne dersiniz hocam davranış ekonomisinin alanına girecek bir konu bu durum değil mi?. saygılar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağ olun.
      Doğrudur ve bu davranışsal ekonomi alanına girecek bir konudur.

      Sil
    2. Edward Bernays (Freud) amcasının zekasını paraya dönüştürmekte 'başarılı' oldu. Amerika için kitleler başıboş bırakılamazdı 'Bir çoban bulunmalıydı'.(Lebon, Kitlelerin psikolojsi)Bu tüketerek var olan kitleleri yarattı.Yeteri kadar propoganda yapılırsa toplumların yönlendirilebileceğini fark ettiler.

      https://yolvemacera.com/tuketim-toplumunun-mimari-edward-bernays/

      https://www.youtube.com/watch?v=eJ3RzGoQC4s


      Sil
  19. hocam, karl marx ın da özellikle belirttiği gibi kapitalizmin asıl motoru insanlardaki hayvansal güdülerdir. bu nedenle de kapitalizmin önündeki engel yine kapitalizmin kendisidir. kapitalizmi öldürecek olan da galiba kendisidir. tıpkı snake oyunundaki gibi hocam!. yılan önüne gelen herşeyi yiyor ve devasa biçimde büyüyor. sonunda o kadar büyüyor ki ve yiyecek hiçbir yiyecek kalmayınca atık kendisini kuyruğundan başlayarak yemeye başlıyor ve giderek kendisini de bitiriyor. ne dersiniz hocam?.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Günümüzde epeyce yontulmuş görünüyor bu davranış biçimi.

      Sil
  20. Sevgili üstad,
    Yazıyı sevdim ama son paragraftaki hüküm biraz değişmeli gibime geliyor!
    Çok sayıda süjenin farklı gereksinme ve taleplerini karşılamak için teori üretmek yerine tek standardı ve hızla uygulamaya sokacak bir düzen ihdas etsek ?! ( valla ben faşist degilim ) :-))

    YanıtlaSil
  21. Hocam piyasalardaki irrasyonel coşku ve buna bağlı fiyatlamayı hangi teori ile açıklamalıyız ? Kuzey kore nükler bomba deniyor, aynı gün seul borsası bana mısın demiyor ? Saygılarımla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence Rasyonel beklentiler teorisinden de öte "beklentilerle sonuçları belirleyebilme"teorisiyle açıklanmalıdır.

      Sil
  22. Kaleminize sağlık hocam 80li yıllarla birlikte uygulamada para politikasının maliye politikasının önüne geçmesi ve bu durumun bağımsız Merkez Bankalarının ekonomik başarısızlık durumunda suçlu bulunmasına neden olması bizim ülkemizde de geçerli bir sebep olabilir mi

    YanıtlaSil
  23. Hocam şu sıralar davranışsal iktisat ile alakalı kitap ve makalelerle ilgileniyordum. Yazınızın zamanlaması benim için gerçekten cuk oturdu diyebilirim :) Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  24. Elinize sağlık hocam her zaman ki gibi güzel bir yazı

    YanıtlaSil
  25. peki hocam 1 adet ürün ihtiyacı varken "5 al 4 öde" kampanyasını gören iktisadi varlık
    A- id'e yenik düşüp bilinçsiz tüketime yönelmiştir.
    B- Rasyonel bir karar verip birim fiyatı düşürüp karlı olarak kendini görüyordur.

    YanıtlaSil
  26. peki hocam 1 adet ürün ihtiyacı varken "5 al 4 öde" kampanyasını gören iktisadi varlık tercihini 5 ürün almaktan yana kullanarak:
    A- id'e yenik düşüp bilinçsiz tüketime yönelmiştir.
    B- Rasyonel bir karar verip birim fiyatı düşürüp karlı olarak kendini görüyordur.

    YanıtlaSil
  27. Hocam, M2 (04.11.2016)= 1.334.202.024
    M2 (03.11.2017)= 1.602.209.146

    1 yil icinde aradaki fark kadar MB para basmis diyebilir miyiz?

    YanıtlaSil
  28. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  29. Hocam öncelikle yazınız için teşekkürler.Ekonomi teorisi üretmek için illaki bir iktisadi ekol içerisinde olmak şartmıdır?

    YanıtlaSil
  30. 'Bilim'de içgüdüler değil, veriler, kanıtlar konuşur.

    İçinde 'içgüdü' kelimesi geçen şeyler, 'bilim' değildir.

    Bu sebeple, 'iktisat' veya 'ekonomi' bilim değildir.

    Siz, 67 yaşında olmanız sebebiyle belki bunu kabullenmekte zorluk çekebilirsiniz.

    Fakat biliyorsunuz, gerçekler, gençlik veya yaşlılık tanımaz. Gerçek, daima gerçektir.

    İKTİSAT VEYA EKONOMİ, 'BİLİM' DEĞİLDİR NOKTA

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her an bu fırsatı kollar gibisiniz. Bilim değil diyelim; ne değişecek? Egonuz mu?

      Sil
    2. Sayın adsız 19 kasım 00:08 iktisada yapılan pseudoscience ithamlarınızı anlayışla karşılamakla birlikte iddianızı sadece içgüdü argümanıyla açıklamanız yetersiz. İçgüdü kelimesine olan bu önyargınız ya da antipatinizi meyyal temayül eğilim gibi eşanlamlı olmasa bile aynı kapıya çıkan sözcükler kullanarak giderebilirsiniz . Bilimde içgüdü olmaz demişsiniz psikoloji biliminde Freud un insanda bastırılmış iki temel içgüdü olarak tanımladığı seks ve şiddet hakkında ne düşünürsünüz . Sizce psikoloji bir bilim midir? İktisada dönecek olursak Adam Smith her insanda ticaret değiş tokuş yapma eğilimi var der bu pekala insanın durumunu iyileştirmek için elindeki kaynakların kullanımını optimize etme içgüdüsü olarak yorumlanabilir bence .

      Sil
    3. İktisat bilimdir. Sosyal bilimler yada insani tinsel bilimler grubuna girer. Doğa bilimi veya formel bilim olmaması onu bilim olmaktan çıkarmaz. Keza sosyoloji psikoloji antropoloji arkeoloji de sosyal bilimler sınıfına giren bilimlerdir. Konusu somut olan ve varlığını insana borçlu olan nesneleri inceleyen bilimlere sosyal bilim denir.

      Sil
  31. Freuda göre ruh sağlığı için egonun güçlendirilmesi gerekir. Freud ekonomist olsaydı ide dayalı klasik iktisadı ve süper egoya dayalı Marxist iktisadı eleştirirdi. Bireysel çıkarlarla toplum çıkarları arasında bir denge kuran bir model önerirdi.

    YanıtlaSil
  32. Ben devletin ekonomide katılımcı olmasına karşıyım. Devletin şirket kurup özel sektöre rakip olmasının faydasız olduğuna inanıyorum. Ekonomi politikalarını da pek doğru bulmuyorum. Para arzı miktarı yasayla düzenlenmeli. Paralı teşviklere, devlet garantisine karşıyım. Piyasa olabildiğince serbest olmalı. Fakat çevreyi, hayvan refahını ve insan sağlığını koruyan düzenlemeler olmalı. Örneğin devlet kömürlü santralleri havaya cıva salıyor diye yasaklayabilir, dizele ağır vergiler koyabilir, vardiyalı işçi çalıştırmayı sağlığa zararlı diye yasaklayabilir. Asgari ücretle 12 saat işçi çalıştırmak, tavukları kafese tıkmak, kömürlü termik santral kurup havayı kirletmek gibi etik olmayan üretim biçimlerine izin vermemeli. Şimdi ben burada piyasanın serbest olmasını savunuyorum ama bir taraftan da ekonominin etiğinin olması gerektiğini söylüyorum. Bu durumda hangi iktisat okuluna daha yakınım.

    YanıtlaSil
  33. Geriye dönük yazilarinizi okuyorum.

    Bir yazinizda soyle bir formul
    vermissiniz. (S-I) + (T-G) =NX

    Bu formul nasil olusuyor bilmiyorum tabi ama soyle anliyorum okuyunca;

    Eger tasarruflar yatirima dönüşseydi (veya daha fazla olsaydi) ve toplanan vergiler devletin harcamalarina esit olsaydi (veya daha fazla olsaydi) dis ticaret acigimiz olmayacakti (veya fazlamiz olacakti).

    Formulun aciklamasi muhtemelen boyle ama neden dis ticaret acigimiz bunlara bagli?

    Daha dogrusu, esitligin solundakiler ulke icinde yaptigimiz seyler, sagindaki dis dünyayla. Dis ticaret acigi iceri giren dolarin cikandan daha az olmasi demekse eger bunun yatirim, tasarruf, vergi ve devlet harcamalarıyla nasil bir baglantisi var?

    Yatirim yani I'nin icerigi ornegin bir fabrika kurmak mi?

    Yazdikca cok temel bir seyler sordugumu farkettim. Umarim komik duruma düşmem hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sorunuzun temel cevabını elbette Mahfi Bey ve bu konunun uzmanları yorumcularımız cevaplayacaktır.

      Ben sadece bir yanılgınızı işaret etmek istedim. Ülke içinde yaptığımız şeyler dış ticarete konu oluyor zaten. Yatırım olmasa ihracat gerçekleşmez. İhracat sayesinde de tasarruf elde ediyoruz. Tasarruf olmazsa da yatırım olmaz.

      Sil
  34. Icgudusel deyince aklıma faiz enflasyon ilişkisi geldi aklıma...kuraklık olduğu için yağmur yağmıyor ya da param olmadığı için çalışmıyorum... en güzeli dusunmedigim için aklım yok

    YanıtlaSil
  35. Hocam benim anlamadigim su

    Ingiltere tarihinin en dusuk enflasyon rakamlarina sahip oldugu 2016 ortalarinda brexist etkisiyle zamana yayilan ciddi bir Sterlin deger kaybiyla karsi karsiya kaldi. Buna ragmen ihracati beklenilen oranda artmadi ithalatinda da bir keskin zamana yayilan bir dusme olmadi. Turizm gelisleri rakamlarina baktigimizda da ayni seyi gorebiliyoruz bir sicrama ciddi manada yok! Tum bunlari verileri okuyarak gorebiliriz. Toplamda GSMHnin cari aciga orani yine ingilterenin geleneksellesmis oraninda. Ciddi bir cari acigin gsmh oraninda dusme yok!

    Sorum su bizler biliyoruz ki
    -Bir ulkede yerli paranin diger paralar karsisinda ozellikle de ticaret yaptigi paralar karsisinda deger yitirmesi ve/veya Develuasyona ugramasi O ulkenin ithalatini azaltir ihracatini arttirir turizm gelislerini arttirir cari acik oranini dusurur.
    -Yine bir ulkede yerli paranin deger kaybetmesi devaluasyonize olmasi ve bu ulkenin bundan yarar saglamasi o ulkenin parasinin deger yitirdigi donemdeki enflasyon orani ile ilisklidir.

    Yani enflasyonu yuksek bir ulkenin parasinin deger kaybetmesi veya devalasyon yapmasi ile
    Enflasyonu dusuk bir ulkenin yasadigi develuasyon parasinin deger kaybetmesi arasinda fark vardir.
    Enflasyonu dusukken yerli paranin deger kaybetmesi develuasyondan paranin deger kaybinin saglayacagi avantajlardan ihracatin artmasindan ithalatin dusmesinden alacagi verim mantiken de ekonomi bilimi olarak da alacagi fayda enflasyonu yuksek ulkeden daha uzun vadeli ve daha fazla dahasi keskindir.
    -Ingiltere 2016 yazi ve sonrasinda Avrupada artan buyume ortamina ragmen

    Tum yukaridaki sebeblere ragmen niye ihracatinda ciddi bir sicrama ithalatinda bir dusus yasamamistir ?

    Adamlarda sterlin deger kaybettigi sirada tarihinin en dusuk enflasyon oranlarina sahipti- Dahasi faizleri de indirmislerdi avrupada isler yukari yonluydu ticari ortaklari abd de ayni sekilde.
    Develuasyonize durumda enflasyon dusukse niye bu durumdan fayda saglanamiyor?
    Hani
    Yuksek enflasyonlu bir ulkede develuasyonik bir durum olur enflasyon hizindan dolayi develuasyonik durumdan istenilen fayda olan ihracatin artmasi ithalatin kisilmasi gerceklesmez gerceklesse bile istenilen olcude ve uzun sureli olmaz!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ama bunun yansıması biranda olamaz. Zamana yayılır. İşler çarşı-pazarcı usulü, gel vatandaş benden ucuzu yok şeklinde cereyan etmiyor.

      Bir ürünün sterlin değeri rekabet edilebilir düzeye erişebilir, ama tedarikçi uzun süreli kontratlar yapıyor. Yürürlükteki kontratlar nedeniyle talep istenilen seviyeye ulaşmayabilir kısa sürede.

      Bir de sterlinin değer kaybı sürekli mi olacak? Eğer sürekli olacağı inanılıyorsa ihracatı destekleyebilir.

      Daha bir çok sebepler vardır tabi. Bir tanesi de bu.

      Sil
    2. Enflasyon ve ulkenin para biriminin dolar/euro karsisindaki degeri arasindaki iliski birebir bir iliski degildir. Ulkelerin enflasyonu esasinda altin fiyatlari ile daha dogrudan bir iliski icinde degisiyor.

      Sil
    3. Timur Cimen,
      Ben sadece ihracat verilerinden durumu ele almadim. Ayrica sadece ihracat odakli bakmis olsam dahi bahsettigim zaman dilimi 1.5 seneyi asan bir zaman dilimi ki 1.5 sene gayet ciddi uzun bir sure. En azindan bizim develuasyon yaptigimiz yillari refernas alirsak sayet biz yuksek enflasyona ragmen develuasyon yaptigimiz gunden sonraki ilk 1.5 sene ihracatin arttigi ithalatin dustugu turizm gelislerinin arttigi sureci gozlemledik. Dahasi yazdigim yorumda ithalatin niye dusmedigini sorguladim. Sonucta "İşler çarşı-pazarcı usulü" gidiyor siradan vatandas penceresinde. Ithalatcilar dusen yerli para degeri karsisinda daha az ithal ediyor daha pahalliya aliyor ve satiyor. Depolarinda daha onceden ithal ettigi urunleri de firsat bu firsat diyip pahallidan carsi pazara sunuyor. Bu durumda " İşler çarşı-pazarcı usulü, gel vatandaş bundan sonra ucuz yok" şeklinde cereyan ediyor.
      Dahasi cari islemlerin en onemli kalemlerinden olan Turizm gelisleri dusen sterline ragmen niye ciddi bir sicrama yapmamis bunu sorguluyorum. Maksadim tek gozlukle ihracata bakmak degil hani..Halbuki boyle durumlarda paranin deger yitirdigi develuize oldugu surecte ilk tepki dusen ithalat artan turizm gelisleri ve sonra da isler iyi giderse sonraki zamanlarda artan ihracat sureci baslar.

      Adsız19 Kasım 2017 14:30
      Sterlin dolar euroya karsi degil sadece bir cok para birimine karsi deger yitirdi. Gunumuzde altin standardi olmadigi icin daha cok para birimlerinin degeri serbest piyasada alici verici arz talep eksenli belirleniyor . Insanlarda piyasalarda o ulkenin makro verilerine diger ulkelerle olan farklarina bakiyor. Ingilterede sterlin deger yitirdigi sure icinde enflasyonu cok dusuktu. Yuksek enflasyonlu bir ortamda boylesi bir deger yitirimi kuskusuz fayda saglamazdi belki ama ingilterede enflasyon dusuk oldugu halde boylesi deger yitirimi hic mi cari aciga fayda saglamaz akil alir gibi degil!

      Sil
    4. Yalnız bahsettiğiniz dönemler arasında sterlin, dolara karşı değer kaybetmemiş. Tam tersi olmuş.
      Euro da ise 2 puanlık bir kayıp söz konusu. Ki bu oran yeterli bir oran değil. Bir avantaj sağlamıyor.TL gibi iki para birimine karşı ciddi oranlarda değer kaybetmesi gerekiyordu.En azından USD ye karşı. Dış ticarete konu olan ürünlerin önemli bir kısmı USD cinsinden fiyatlanıyor ve sterlin bu para birimine karşı değerlenmiş.

      Sil
    5. Timur grafik okumuyorsun. Bu grafikler sana neyi gosteriyor? Benim bahsettigim donemden anladigin nedir?
      Benim bahsettigim donem brexist referandum propaganda islerinin basladigi donemdenyani yazbasi 2016dan ekim 2017 donemidir.

      Grafikler burada okumasini ve merak etmesini bilene...
      http://www.bloomberght.com/doviz/parite/sterlin-usd
      http://www.xe.com/currencycharts/?from=USD&to=GBP&view=2Y
      http://www.xe.com/currencycharts/?from=EUR&to=GBP&view=2Y

      Timur polemik yapacaksan ki oyle bir goruntun var seninle ayiracak zamnim yok! Grafiklerde her sey ortada

      meramim suydu buna cevap ariyorum. son derece dusuk enflasyon ortaminda dunyada da isleriyiye giderken bir ulkenin para birimi belli bir seviyede deger yitiriyorsa neden o ulkede ilerleyen zamanlarda dise dokunur bir bicimde once, ithalatta azalis sonra turist gelislerinde artislar ve de ihracatta artis olmuyor?

      Sil
    6. Sayın Adsız 14:30
      Teorinizdeki mevcutla çelişiyor.. usd yılbaşında 3.52 şu an 3.87 enflasyonla birebir örtüşüyor. Altında durum farklı altın yılbaşında 130 tl/gr şu an 160 tl/gr. Sizin teorinize göre altının şu an 143 tl/gr olması gerekiyordu.

      Sil
  36. Mahfi Hocam ellerinize saglik, yine cok guzel bir yazi olmus. Nudge ve Misbehaving yazari Richard Thaler'in Ekonomi Nobelí'ni almasi sonrasi ekonomi-karar alma mekanizmalari-davranissal analiz ucgeninde cok sayida calisma yayinlanmakta son donemlerde. Sigorta alanindaki karar mekanizmalarina etkisi de benim uzerinde calistigim bir konu. Saygilarimla Zeynep.

    YanıtlaSil
  37. Hocam Erdal hocanın kitabında ekonominin genişleme döneminde faizler yükselir, daralma döneminde faizler düşer denilmiş. Makro iktisadi olarak aklıma gelen Y artarsa Para Talebi artar o da faizleri arttırır.Lakin normal hayatta işlenişi olarak canlanma döneminde ekonomide para fazladır ve değeri olan faizler düşüktür, daralma döneminde para azdır değeri yüksektir gözüyle de bakıyorum. Sizin görüşünüz nedir bana çok yardımcı olacak yazarsanız.

    YanıtlaSil
  38. Muazzam , güncel bir insansınız. Televizyonlarda ekonominin paparaziligini yapmaktan başka işe yaramayan ekonomist amcalarimizdan daha fazla idrak sahibi ve korkusuzca akılla igneleyerek insanlara bilimin ve geleceğin ışığını nakletme gayesi içerisindesiniz. Gerçek ve erdemli bir insan olarak size imreniyorum.

    YanıtlaSil
  39. Komure %35 zam geldi. Yoksul vatandas bu kis ne yakacak? Baskanlik sistemi huzur bereket getiri diye EVET verdik komure temel gida maddelerine zam ustune zam! Sirbistandan gelen etleri de yiyemiyoruz malum sirp kasaplarin gecmisini

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neyse oy vermek pusulanın böğrüne mühürü basmaktan ibaret olduğunu öğrenmiş oldunuz kötü mü?
      Oyunuzdan önce ne kadar nasihat etsek azdı tecrübe etmedikçe eylemlerinizin sonucunu öğrenemiyorsunuz. Yalnız da değilsiniz. Üzülmeyin.

      Sil
    2. Zam değildir o fiyat güncellemedir. Zam olsa duramazsın...

      Sil
  40. Yanlış,modern insanda ego içgüdülerin maskelenmiş halidir.

    YanıtlaSil
  41. Hocam rahmetli Naim suleymanoglu ile tanisikliginiz var mıydı

    YanıtlaSil
  42. Hocam içgüdü kavramı yerine birincil güdü kavramını kullanmak gerekir. Çünkü içgüdü türe özgüdür. Birincil güdüler ise tüm canlılarda ortaktır. Verdiğiniz örneklerden örümceğin ağ örmesi içgüdüyken bir kurt yavrusunun meme emmesi birincil güdüdür.

    YanıtlaSil
  43. Sayın hocam, petrol fiyatları ile usd/tl kuru ve enflasyon arasında doğrusal bir ilişki var diyebiliriz sanırım. (Yaz ortasından bu yana artan petrol fiyatları içerde kuru ve enflasyonu artırmış görünüyor). Herhangi bir nedenden dolayı petrol fiyatlarının bulunduğu seviyeleride aşması durumunda, enflasyon ve kurlar için ne gibi tedbirler alınabilir/alınmalıdır?

    YanıtlaSil
  44. dolarin fiyatinin artmasi ihracatimi arttiri mi?

    YanıtlaSil
  45. Üstadım ellerinize sağlık iktisadi düşünce dünyamızın boyutlanmasına yardımcı oluyorsunuz. Son cümlenizde ekonomi biliminin yaşı genç olmasına karşın en çok teori üreten birimlerden olduğu ifade etmişsiniz. Dünya ekonomi tarihi ile paralelinde oluşan iktisadi teorilerin hikayesini sizin yorumunuzla okusak ne de güzel bir yazı olur. Umarım değerlendirmeye alırsınız

    YanıtlaSil
  46. Bireysel faydanın maksimize edilmesi ile toplumsal faydanın maksimize edilebileceği düşünülmüş. Tüme varım yaklaşımıyla mantıklı bir değerlendirme gibi görünüyor. Ancak bireysel fayda maksimize edilmeye çalışılırken bireylerin çıkar çatışmalarına girmeleri halinde öne çıkan tarafın kazanımıyla sonuçlanması diğer tarafın marjinal fayda sağlayamaması teoriyi zora sokuyor. Belki bu noktada otorite devreye girmeli ve sürdürülebilirlik açısından bir kısım bireyin marjinal fayda sağlama davranışlarını kontrol etmelidir. Çünkü toplum olarak faydayı maksimize edemediğimiz zaman birey olarak faydayı maksimize etmiş olmamızın sürdürülebilir olmadığı günümüzde anlaşıldı.
    Borsada aşırı değer kazan veya aşırı değer kaybeden kağıt sistem tarafından işleme kapatılıyor. Bu bence otoritenin marjinal faydayı sınırlandırmasına örnek olabilir.
    Doğada insan hariç tüm canlılarda kendiliğinden sınırlama var. Örneğin tok bir yırtıcı için yeni bir avın marjinal faydası yok.
    Türkiye de otoritenin uyguladığı gayrimenkul politikası barınma ihtiyacı gibi temel bir ihtiyacın karşılanmasını zora sokabiliyor. İlaveten tasarruf sahibi üretime yatırım yapması gerekirken gayrimenkule yatırım yapıyor. Haliyle sürdürülebilir büyüme de mümkün olmuyor.
    Taşıtlar için uygulanan politikada bu yönde sonuç doğuruyor. Kullanıldıkça yıpranan faydası düşen otomobiller zamana karşı değer kaybetmesi gerekirken bir yatırım aracı gibi değer kazanıyor.
    Konut inşaatında kullanılan malzemeyi üreten fabrikaya, otomobil üreten fabrika yatırım yapılır. Buralarda üretilenler ise tüketilir.

    Saygılarımla,
    Yasin Kaya

    YanıtlaSil
  47. Mahfi hocam ve sayın site okurları merhaba:)

    Şimdi faizler 13.83 falan olmuş diyorlar ama!? Konut kredisi faizleri buna göre çok düşük kalıyor ! Bu sürdürülebilir mı ?

    Yada bankalar tamam başka kalemlerden kazanıyoruz o zaman konut kredisinden hiç kazanmayalim diyebilir mi ?

    Genel ve kısa değerlendirme mumkunmu?
    Teşekkürler
    ...

    YanıtlaSil
  48. Mahfi Hocam, ben geçen yıl kaymakamlık yazılı sınavında ilk 50 de yer alıp 100 kişilik asıl kadro arasına giremedim. Bu yıl da yazılı sınavda ilk 40 ta yer aldım ve sözlü mülakata girmeye hak kazandım. Hocam bu konularda insanüstü bir yeteneğe ihtiyaç mı vardır yoksa hak eden bir yerlerde olabilecek mi? ya da şuradan yaklaşayım siz ve ya bildiğiniz biri bana referans olur mu eğer yol buysa! cevabınız benim için önemli, kolaylıklar diliyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de ayni durumdaydim girdim. Iyi referanslarin varsa sorun yok!

      Sil
  49. "Çünkü insanların başkalarını hiçe sayıp kendi çıkarlarını en üst düzeyde tatmin etmeye çalışması, firmaların da birbirini ezerek kârlarını maksimum düzeye çıkaracak bir üretim planlaması yapmaları, başkaları aç gezerken marjinal fayda, marjinal maliyet analizleri peşinde koşması aslında insanın hayvansal güdülerinin dışavurumundan başka bir şey değildir."

    Düşündürücü. Böyle düşünüyorsanız yanlış mesleği yapıyorsunuz demektir.

    YanıtlaSil
  50. Hocam selamlar.Veblen'in de kurum tanımı üzerinden konuyla alakalı çalışmaları var:
    Veblen, Klasik ve Neoklasik İktisat’ın süreçlerin nasıl geliştiğini açıklayamayan,
    gerçeklere uygun olmayan ve bireyin etkisini pasifize ederek onu robotlaştıran bir düşünce
    yapısına sahip olduğunu ifade etmektedir. Kurumu düşünce alışkanlıkları (habits of thought)
    olarak tanımlayan Veblen’in cevap aradığı en önemli soru bu insan davranışlarını
    yönlendiren temel motiflerin ne olduğudur. Veblen’in homo economicusu bir kenara
    bırakarak çözmeye çalıştığı temel soruya vereceği cevap, Neoklasik İktisat’ın insan
    varsayımına dayalı teorilerinin nasıl olup da gerçek dünyadan soyutlanmış bir biçimde
    oluşturulduklarının da bir tür ispatı niteliğini taşıyacaktı. Veblen’e göre, insan davranışlarını
    belirleyen şey, kişilerin, geçmişten beri birikerek gelen ve kendilerini içinde buldukları
    düşünce alışkanlıklarıydı. Düşünce alışkanlıkları ise somut ve soyut anlamda o toplumun
    kurumlarının temelini oluşturuyordu. Davranış kalıpları şu veya bu şekilde, belirli bir süreç
    sonunda kurumsal bir özellik kazanacaklardı. Nitekim kurum denilen şey, bir toplumdaki
    geçmiş düşünce alışkanlıklarının sistemli hale gelmesinden başka bir şey değildi. Ancak söz
    konusu düşünce alışkanlıkları ile insan doğası ve dolayısıyla davranışları arasında bir
    ilişkinin konulması gerekliydi. Veblen’e göre insan davranışlarını belirleyen yerleşik
    düşünce alışkanlıklarını biçimlendiren şey içgüdülerdi. Veblen, insan doğasında dört temel
    içgüdü bulunduğunu düşünmektedir. Ustalık içgüdüsü (workmanship), icat yapmak,
    çalışmak, etkinlik sağlamak ve teknolojik üstünlük kurmak gibi eğilimleri içinde barındırmaktaydı. Ebeveynlik içgüdüsü (parental bent), karşılıksız olarak insanın sonraki
    nesilleri ve başkalarını düşünmesini ve ilk içgüdü ile birlikte gelecek nesiller lehine
    çalışabilmeyi de mümkün kılıyordu. Üçüncü içgüdü aylak merak içgüdüsüdür (idle
    curiosity). Bu içgüdü insanların bilgi peşinde koşmalarını ve bilinmezi öğrenme konusunda
    istekli olabilmeleri eğilimini içeriyordu. Bilinmezi öğrenmek ve ustalık içgüdüsü bir araya
    geldiğinde, yeni araçlar yapabilmek ve teknik gelişmeleri sağlayabilmek için daha anlamlı
    hale gelecektir. Son içgüdü, insanın kendisini ve çıkarlarını düşünmesine hizmet eden
    açgözlülük (acquisitiveness) içgüdüsüdür. İlk üç içgüdü toplumdaki her türlü ilerlemenin ve
    ekonomik gelişmenin kaynağı olarak yeni düşünce alışkanlıklarının oluşmasına katkıda
    bulunurken, son içgüdü eski düşünce alışkanlıklarını destekleyen ve toplumdaki gelişmenin
    önünü tıkayan bir özellik gösterecektir. Bu nedenle Veblen’in düşüncelerinde kilit noktayı
    oluşturan teknoloji devreye girer. Veblen’e göre ilk üç içgüdü toplumun içinde bulunduğu
    teknolojik düzey üzerinde gelişme etkisi yaparlar. Veblen, bu içgüdülerden kaynaklanan
    faaliyetlere “endüstriyel (veya teknolojik) istihdam” adını verir. Teknolojide ortaya çıkan bu
    gelişme, yerleşik düşünce alışkanlıklarının değişmesi yönünde yapacağı baskı ile
    toplumlardaki dönüşümün temel aktörlerinden birisi olur. Ancak dikkat edilmesi gereken
    noktalardan birisi teknolojiyi ortaya koyan insan davranışlarının aynı zamanda bu teknoloji
    ile yeniden gelişmeye ve biçimlenmeye zorlanmasıdır. Bu nedenle, toplumların
    dönüşümlerinin temelinde mucitler, mühendisler ve bunların ortaya koyduğu teknolojik
    teknolojik yenilikler önemli bir rol oynamaktadır (Savaş, 2000: 652; Küçükkalay, 2011: 305-
    307).

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...