11 Ekim 2020 Pazar

Kitaplar ve Kitaplar

Suç ve Ceza, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (çeviren: Mazlum Beyhan), Türkiye İş Bankası Yayınları 34. Basım

Bu, benim Suç ve Ceza’yı ikinci okuyuşum. İlk okuduğumda lisedeydim. O zamanki anlayış ve olayları yorumlayış yeteneğimle bugünkü arasında çok fark olacağını düşündüğüm için yeniden okudum. Okuyunca yanılmadığımı anladım. Suç ve Ceza aslında insanın yaşamı boyunca birkaç kez okuması gereken bir başyapıt. Dostoyevski, romanın başkahramanı Raskolnikov üzerinden suç ve cezanın analizini olağanüstü bir yetkinlikle yaparken derin psikolojik değerlendirmelere giriyor.  

Olaylar Çarlık Rusya'sında geçiyor. Hukuk Fakültesini parasızlık nedeniyle terk etmiş, psikolojik sorunlar yaşayan genç bir adam olan Raskolnikov günün birinde cinayet işler. Bu olay psikolojik sorunlarının iyice artmasına yol açar. İşlediği cinayetin ruhunda yarattığı azaplar, çelişkiler sonucu suçunu itiraf etmekle etmemek arasında sürekli gel gitler yaşar. Sayfalar ilerledikçe okuyucu da şu soruları sorar kendisine: Raskolnikov cinayetleri para için mi işlemiştir yoksa tefeci kadını öldürüp insanlığı onun iğrenç varlığından temizlemeyi mi amaçlamıştır? Yoksa ikisi de mi söz konusudur? Cinayeti işlediği yere niçin tekrar gitmiştir? Onu oraya sürükleyen güdü, cinayeti işleyip kaçınca ardında neler olduğu sorusuna yanıt bulmak mıdır?

Mutlaka okunması gereken bir başyapıt.

Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck (çeviren: Belkıs Çorakçı), Sel Yayıncılık, 22. Basım.

Bu da ikinci kez okuduğum kitaplardan birisi. Gazap Üzümler, Cennetin Doğusu’yla birlikte Steinbeck’in başyapıtları arasında yer alıyor Lise çağında okuduğumda da aynı duygularla okumuştum. Birbirine benzemeyen iki insanın - zeki bir adam olan George ile akli dengesi bozuk ama insanüstü güce sahip Lennie’nin - bir arsa satın alıp orada düzgün bir yaşam sürmeye dayalı hayallerine ve o hayale ulaşma yolundaki çabalarına dayanıyor.  

Steinbeck bu romanı aynı zamanda tiyatro oyunu şeklinde planlayarak yazmış. Adını da ‘Bir Şey Oldu’ olarak düşünmüş ama Robert Burns’ün ‘Bir Fare’ye’ adlı şiirini okuyunca Fareler ve İnsanlar olarak değiştirmiş. Burns şiirinde tarlasını çapalarken bir farenin yuvasını bozduğu için yaşadığı üzüntüyü anlatıyor.

Okumadıysanız mutlaka sepete koyun.

Dijital Yönetim, Kırılma ve Yeni Bir Dünya Düzeni, Işın Çelebi (koordinatör), Altınbaş Üniversitesi Yayınları

Alanında önde gelen 34 bilim insanı, iş insanı ve profesyonel yöneticinin katılımıyla Prof. Dr. Işın Çelebi’nin koordinatörlüğünde Altınbaş Üniversitesi, Çelebi Stratejik Danışmanlık A.Ş ve Türkiye Bilişim Vakfı tarafından düzenlenen konferansta sunulan bildiri ve konuşmaların yer aldığı kitap günümüzün en önemli sorunlarından birisi olan dijitalleşmeyi çeşitli yönleriyle ele alıyor. Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın vurguladığı gibi: “Dijital egemenlik olmadan ulusal egemenlik olmaz.”

Yakın geçmişte EBA sisteminin çökmesi bize Türkiye’nin dijital altyapı konusunda ne kadar güçsüz kaldığını gösteriyor. Bu kitabın verdiği birçok mesaj var ama belki de en önemli mesajı dünyadan geri kalmak istemiyorsak dijital altyapıya ağırlık verecek bir planlamaya hemen girişmemiz gerektiğidir.

Konuya ilgi duyanların okuması ve dersler çıkarması gereken bir kitap.

Güncel Ekonomik Sorunlar: Ticaret Savaşları, Uzunoğlu, Sönmezler, Gündüz (editörler), Literatür Yayıncılık.

Emre Alkin, Burak Arzova, Sadi Uzunoğlu’nun da aralarında olduğu 13 yazar tarafından yazılmış bölümlerden oluşan bu kitap yirmi birinci yüzyılın en önemli ekonomik olaylarından birisi olan ticaret savaşlarını ele alıp değerlendiriyor. Küreselleşmeden beklenen serbest ticaretin önündeki engelleri kaldırmak ve ticareti tam anlamıyla uluslararası hale getirmek iken tam tersi bir gelişmeye, korumacılığa yol açan gelişmeler ve bunların sonucunda ortaya çıkan ticaret savaşları dünyayı nasıl etkiledi ve gelecekte nasıl etkileyecek? Yazarlar kitap boyunca bu sorununun yanıtını arıyorlar. Bu çerçevede en başta da ABD-Çin ticaret savaşını, pandeminin etkisini, petrol savaşını değerlendiriyorlar.

Önde gelen uzmanların elinden çıkmış önemli bir kitap. Okumanızı tavsiye ediyorum.

Üretken Döngüye Geçiş, Ali Tekin, İnkılâp Yayınları,

Prof. Dr. Ali Tekin, Kısır Döngü başlıklı kitabının devamı niteliğindeki bu kitabında bu kez kısır döngüden çıkışın koşullarını ve yollarını değerlendiriyor. ABD, Avrupa ve Çin ile başladığı değerlendirmelerinde hegemonik liderliğin geldiği durumu ele alıyor ve kapitalizmin sonunun gelip gelmediği sorusuna yanıt arıyor. Daha sonra Türkiye’nin durumunu, özelliklerini ve koşullarını inceleyerek reform ajandası sunuyor. 

Ali Tekin Hoca yalnızca sorunları saptamakla kalmamış içinde bulunduğumuz kısır döngüden çıkış için de düşüncelerini ortaya koymuş. Kitabın en önemli yönü bu. Konuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.

53 yorum:

  1. Lise'ye başlama dönemimde babamın iş değişikliği nedeni ile doğup büyüdüğüm Ankara'dan İstanbul'a göç etmek durumunda kalmıştık. Yeni bir çevre, eski arkadaşlardan uzak kalmak v.s. gibi nedenlerle yaşadığım sıkıntıyı atlatmak için bir yol bulmuştum, her akşam uykuya dalmadan önce 2 saat kadar kitap okumak. O dönemde öyle bir bağımlılık oluşmuştu ki okumadığım dünya klasiği ve Türk yazarı kalmamıştı. Hatta evde bulunan kitaplarını bitirdiğim yazarların diğer kitaplarını da edinebilmek için harcadığım paraya harçlığım yetmez olmuştu :)

    O yoğun okuma döneminden aklımda kalan ve hiç unutamadığım, daha sonra da dönüp dönüp okuduğum ve her seferinde yeni bir kitap okuyormuşum gibi hissettiğim iki kitap suç ve ceza ile fareler ve insanlardır. Bizim yazarlardan da Kemal Tahir'in esir şehir üçlemesi ile devlet ana benzer etki bırakmıştı.

    O günleri hatırlattığınız için teşekkürler hocam...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Demek ki çocukluk yıllarımızda aynı duyguları yaşamışız.

      Sil
  2. Hocam butun kitaplarin isimlerini birlestirip subliminal mesajinizi aldim, tesekkur ederim:

    Yeni bir dunya duzeninde dijital yonetime gecip kirilma gerceklestiremezseniz guncel ekonomik sorunlarinizi cozup uretken donguye gecemezsiniz. Sucunuzun cezasini da insanlar gibi yasamak yerine fareler gibi yasayarak cekersiniz.

    Ufuk acici bir mesaj hocam, tekrar resekkurler.

    Not - Eminim boyle bir subliminal mesaj olduguna inanan da cikar bu melekette.

    YanıtlayınSil
  3. Sonunuz da ya Raskolnikov, ya da Lennie gibi olur diye bitiyor olabilir bu subliminal mesaj :)

    YanıtlayınSil
  4. Hocam Ulusların Düşüşü ve Dar Koridor kitapları hakkındaki görüşünüzü de merak ediyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kalin ve agir kitaplar :-)

      Sil
    2. İkisi de güzel ama olması gerekenden uzun. Daha kısa ve öz yazılabilirdi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

      Sil
  5. Fatih Kömürcüoğlu11 Ekim 2020 17:36

    Ben kitap okumayı bıraktım. Meyve vermeyen ağaç ya süstür ya da odun. Ama güzel meyveler veren bir ağaç süs veya odun muamelesi görüyorsa onun ki ne kötü bir kaderdir.

    Ülkemizde maalesef insanlar güçlü, paralı, mevki-makam sahibi insanların ağzına bakıyor. Türkiye piyasasında onların bir yalanı bilgi sahibi kişinin bin doğrusuna eşit. Aynı şeyleri söylesek bana sen ne anlarsın diyenler onlara vay be müthiş diyor.

    Açıkça yanlış olan bir şey söyleseler bile vardık bir bildikleri endeksinde onlar işlem görüyor.

    Eskiden ailemdeki küçüklerime bol bol kitap okumalarını tavsiye ederdim şimdi zengin olun diyorum. Güç, Para, Makam üçlü mıknatıs. Gücün varsa paran ve istersen makamın olabilir. Makamın varsa güç ve para devşirebilirsin. Paran varsa güç elde edip makam satın alabilirsin. Kitabı sonra okuyun diyorum.

    Bu ülkede çocuklar kitap okusun sonra da süs veya odun olup en kötü kaderi mi yaşasın?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence bırakmasaymışınız iyiymiş. Mesajınıza bakınca sonucun pek parlak olmadığı açık...

      Sil
    2. Fatih Kömürcüoğlu12 Ekim 2020 10:17

      Tabii bir de Mahdut gibi kitap okuyup okuyup edindiği bilgileri böyle insanları aşağılamak için kullananlar da var. Bunlar gibi olacaklarsa da çocuklar kitap okumasın.

      Sil
    3. Meşhur Yeni Türkiye' nin yeni profili... Yazdıklarınız ve Türkiye' nin kitap okuma oranları içinde bulunduğumuz durumun bir özeti...

      Bu dünyada neden bulunduğunuz ve ne yapmak istediğinizle alakalı bir durum kitap okumak. Güç-Para-Makam istiyorsanız sizi pek bir yere götürmez.

      Eğer gerçekten kendinizi bulmak istiyorsanız; zihninizde bir dünya kurmak istiyorsanız. Etrafınızda olup bitenleri ve dünyayı anlamak istiyorsanız kendiniz için okumalısınız. Toplum da ancak bu şekilde gelişir.

      Demokrasinin yazılı olmayan en önemli şartı; sorgulayan, bilinçli ve eğitimli bir toplumdur. Bu durumda da meşhur "dağdaki çobanla benim oyum bir mi" sorusu akla geliyor... Bir daha düşünelim...

      Umarım ailenizdeki küçükler tavsiyelerinizi dinlemez...

      Sil
    4. Mesajınızda çocukların kitap okumamalarını, ne yapıp edip zengin olmalarını, güç, para, makam elde etmelerini öneriyorsunuz. Benim eleştirdiğim şey de buydu ama muhtemelen yeteri kadar okumadığınızdan sebep-sonuç ilişkisini yanlış kurmuşsunuz. Bence öğrenmenin yaşı yoktur, hiçbir zaman geç değil...

      Sil
    5. Fatih Kömürcüoğlu12 Ekim 2020 15:32

      Mahdut Bey,

      Sizin yazdığınız cümleden kitap okumadığınız için meramınızı doğru dürüst anlatmaktan acizsiniz anlamı çıkıyor. Niyet okuma gibi bir yeteneğim olmadığı için neyi kastettiğinizi ben ancak ortaya böyle rastgele saçtığınız kelimelerden anlayabilirim.

      Bana sebep-sonuç ilişkisini yanlış kurmuşsunuz diyorsunuz ama siz de benim yazdığımı ya dikkatli okumadınız ya da okuduğunuzu anlamadınız.

      Ben hiç kitap okumayın demedim. Güç-Makam-Para sahibi olun ondan sonra okuyun dedim. Ha siz bu ülkede kitap okuyanlar güç-makam-para sahibi olanlara göre daha el üstünde tutuluyorlar diyorsanız bilemem. Benim şahsi görüşüm bu ülkede kitap okumanın vakit kaybı olduğu. Benim görüşüm isteyen katılır istemeyen katılmaz.

      Kitap okuyan kesim güç-makam-para sahibi olamadığı müddetçe kısır döngü kırılmayacak.

      Siz o kadar okumuşsunuz. Bu toplumun gözünde ne olduğunuzu ben söyleyeyim.
      Toplum size "değişik görüşleri olan bir arkadaş bize zararı olmadığı sürece süs olarak dursun işte" diyor. Sizi kendine zararlı olarak görürse de "bu da çok oldu keselim odun edelim şunu" diyor.

      Sil
    6. Fatih bey, size samimi fikrimi yazayım, bu toplumun gözünde ne olduğum inanın beni hayatımın hiçbir döneminde ilgilendirmedi, bugün de hiç ilgilendirmiyor. Bunun; kibarca söylenirse "uyumsuz bir insandır", yaygın tabiri ile de "ters herifin tekidir" şeklinde yaftalanmak gibi küçük bir yan etkisi oluyor ama bunun dışında herhangi bir zararını görmedim bugüne kadar. Emekli olduğum halde mesleğimle ilgili sadece benim yapabildiğim bir takım şeyler için güç, para ve makam elde etmiş meslektaşlarımın halen de peşimden koşturup suyuma gitmeye çalışmaları ve benim de hayır deme lüksümün olması ise inanın hiçbir zevkle değişilmez...

      Sil
    7. Mahmut amcaya katılıyorum okumam sizi illaki zengin yapmaz ama aptal yerine konmanızıda engeller mevki para tabikide günümüzde önemli ancak dünyada en zengin siz olamıycağınıza göre okumaktan alıkoyan ne daha bilinçli yaşamak ve eldeki parayı da daha iyi yönetmek daha iyi olmaz mı? Buda bir yerde okuyarak olcak

      Sil
    8. Merhaba Fatih Bey,

      Sizi anlıyorum, nasıl hissettiğinizi de öyle. Bana kalırsa çoğu açıdan haklısınız da. Son dönem tekrar trend oldu bu olgu, sağda solda duyuyoruz; "okumak okumak ve daha fazla okumak.."
      Evet aslında güzel şey okumak. İnsana kesinlikle güçlü bir hayal gücü, geniş bir fiziksel bilinç katıyor. Edebi bilginiz artıyor, kişinin kelime dağarcığı genişliyor. Ne okuduğunuza bağlı olarak belirli konularda bilgi sahibi olabiliyorsunuz.. falan. Bazı kitapları okumayı severdim, hala da arada kitap okurum. Elbette sıradan bir ailede doğmuş, 30'unda ceo olamayan, ortalama veya üzeri zekaya sahip, lisans/yüksek lisans yapmış çoğu yeni jenerasyona ait zat kadar, fazla vaktimiz olmadığından ancak şans eseri oldukça boş kaldığımızda birkaç cümle okuyoruz.
      Şimdi konuya geleyim.
      Günümüzde okumakla ilgili en çok yorum yapan insanlar gördüğüm kadarıyla ceo'lar, holding sahipleri yada yeni nesil influencer diye tabir edilen sözde kesimleri etkileyen sosyal medya şaklabanları. Holding sahibi neden saatte 3 kitap okudum diye anlatır, sebebi belli. Dedesinden zengin biri kurumsallaşan ve değişen dünyada kalkıp "yani benim dede yapmış zaten, geçtik başına takılıyoruz" demez, diyemez. "Efendim muazzam bir kütüphanem var tuvalette dahi okurum, haricinde öğlenleri Paris'te müze gezer akşamları New York'ta operaya giderim falan der. Çok kültürlüdür, çok başarıldır, o sayede olmuştur hepsi. Paranın p si dedenin d si konuşulmaz. Ya bu arada okumaya vakti de olur he, zaten raporlama kendisine yapılır, bilginin süzülmüşü masasına konur, kendisi de bir kitap okusun zahmet olmazsa! Ceo'lar belirli bir kitleyi etkilemek zorundadır, marka imajı biraz somutlaştı son dönemde, markalar ünlü ceoları veya kurucuları ile anılır oldu, hal böyle olunca Steve Jobs, Zuckerberg gibi son dönem başarılı addedilen insanlar trend belirleyen, trend yapıcı veya en azından trende uyan kişiler olmak durumunda kaldı. E kitap okumak malumunuz son dönem "kültürlüyüm, zekiyim, entelektüel birikim sahibi bir bireyim" demenin kısa yolu. Influencer hikayesi ise tam bir komedya olduğundan konuşmaya dahi lüzum yok zira insanlar cahilleştikçe bu tür şaklabanların çıkması çok normal. Hayatında edebiyat nedir kelime anlamını bilmeyen bir zat çıkar poposuna kitap okuyun falan yazar ve bunu instagrama yükler, kitap okumak sosyo-ekonomik veya sosyo-kültürel seviyeyi belirleyici oluverir.
      Burada Mahdut Bey kitap okuyormuş, iyi de yapmış ne güzel boş vaktinde atari oynamak yerine kitap okuması ancak size yaklaşımı cidden hoş olmamış :) Cahil görmüş sizi oysa ki cümle kuruşunuz dahi belli ediyor öyle olmadığınızı. Şimdi gelelim Mahdut Bey ve diğerlerine, burası bir finansal forum, buraya takılan insanlar belirli gruplara ayrılıyor yazayım;

      1) Varlıklı, zengin ama finansa/ekonomiye dair cacık bilmeyen öğrenmek isteyen kesim
      2) Varlıklı veya varlıksız finans/ekonomi merak eden, bilen veya bilmeyen düzenli takip eden geneli beyaz yakalı kesim
      3) Fakir fukara garip gureba nasıl 10tl den birikim yaparım diye sorgulayan kesim, sayıları azdır
      4) Varlığın v sini hayal edemeyen new generation öğrenci tayfası, forumda sayıları aslında az değildir, hala umutları bulunmaktadır, zengin olacaklarını sanıyorlardır.
      5) İşsiz güçsüz, bir şekilde varlığı olan sırf internette sağa sola anonim accountlarla sataşan bulaşan enteresan şekilde yaşamını sürdürebilen bir kesim.

      Sil
    9. E bu Mahdut Bey bunlardan biri. Hangisi olduğunun önemi yok. Garip gureba da değil o kesin. Toplumun gözünde ne durumda olduğunu asla önemsememiş, Einstein vari bir bilgi birikimi ile patronların arkasında koştuğu zat-ı şahane bir adam. Hal böyle olunca Mahdut bırakın da okusun. Ne yapacaktı Mahdut, oturup pokemon mu seyredecekti sabah akşam? Vakit bol Mahdut'ta, menkul de bol. Mahdut keyifte. Siz reelist ancak toplumda "şanssız" doğmuş bir bireysiniz. Babanız da dedeniz de güzel menkul yapamamış, siz çalışmışsınız 3 kuruşa, zaten ülke mis gibi batmış, artık önümüzdeki 10 seneyi 15 seneyi kapatmışız şimdiden, gelmişsiniz buraya 3 kuruşluk menkulunuzu nasıl değerlendireceğinize dair bir şeyler öğrenmek için, bir okuyorsunuz vay efendim Dostoyevski geliyor, Çehov gidiyor. Sizi anlıyoruz, aynı durumda olan bir kalabalık ekibiz inanın. Okumaya küsmeyin, arada deneyin. Ama dediğiniz gibi makam, para haliyle güç olduğunda okumasanız bile entelektüel, heykel yapmasanız dahi heykeltraş, yemek yemeseniz dahi gusto olursunuz. Çehov okudu diye, çok güzel Kafka biliyor diye Sanat Tarihi sınıfı hariç hiçbir halt ortamda prim mrim yapamazsınız. Teşekkürler.

      Sil
    10. Sn. Mahdut bey gibi insanlara kızmamak lazım ve hatta kıymetini bilmek lazım çünkü Kral çıplak diyemeyenler yüzünden bugünkü durumumuz. Her ne kadar zengin yada gücü elinde bulunduranlar kendilerinde bulunmayan entellektüel kişilere içlerinden hayranlık duyarlar ve bazen bu hayranlık onlarda aşağılık kompleksine yol açar o zamanda saldırgan olurlar. Sizler yinede çocuklarınıza okumayı salık verin. Mahdut biraz acı söylesede dostunuz olduğu aşikar.

      Sil
    11. Bu blogda Mahdut bey'den kuyruk acısı olup ilk fırsatta laf sokmaya çalışan ne kadar çok anonim olduğunu görüp şaşırıyorum bazen :)

      Sil
  6. Beni izlemeye devam edin.
    Raskolnikov

    YanıtlayınSil
  7. Hocam 2023 de ülkede sürü bağışıklığının sağlanmasıyla ekonomide hızlı bir toparlanma gelir mi?

    YanıtlayınSil
  8. Mutlaka bir İhsan Oktay ANAR romanı okuyunuz.
    Mutlaka bir Hakan Günday romanı, tercihan Daha, okuyunuz; elbette henüz okumadıysanız..

    YanıtlayınSil
  9. Türkiye'nin çok güzel bir düşünce insanı vardır, Aziz Nesin. Aziz Nesin okursanız, eğer Türkiye sorunlarına kafa yoruyorsanız, Aziz Nesin ana direği oluşturur, diğer insanları okumanız size ek katkılar sağlar.

    Nesin de benim gibi bir ateisttir. Bir başka misal, Celal Şengör Hocamız da ateisttir. Celal Hoca sistemce kabul görür, Nesin dışlanmıştır.

    Nesin, 1982 anayasa referandumunda evet oyu veren türk halkı aptaldır, der. Bu oran yüzde 91'dir der. Sonra, aradan ılımlı gördüğü şimdiki kentli nüfusa bir şans vererek oranı yüzde 60 a indirir.

    Celal hoca gibiler işte gri bölgedeki arada kalan yüzde 31 arasında kalanlardır. Sıkıntısını hissettiğiniz sistemi değiştiremezler, ülke sistemini batı medeniyeti seviyesi ve üzerine çıkarabilecek enejiyi veremezler, ancak size, sizi ve batı toplumunu aşabilecek ek donanımı sağlarlar. (Niçin sistem adamıdır? İyi dinlerseniz sistemin hangi temel direğini hocamız övüyor ise o sebepten). Bunların arkasına sığındıkları Atatürk gibi insanlar gerçek değişimleri yapar.

    Yüzde 9 içinde kalanlar ülkeden kovulmuş, bürokrasiden kovulmuş, askeriyeden kovulmuş, öldürülmüştür, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Turan Dursun öldürülmüştür.

    Türkiye'yi seviyorsanız, mezarım olmasın, bedenimi bir okul bahçesine gömün, üzerinde çocuklar oynasın diyen Aziz Nesin'i anlama seviyesine gelin.

    Unutmayın, toprağı çatlatan, toprağa değer veren bitki olmak için önce kendi tohumunuzu çatlatmanız gerekir (Aziz Nesin).

    7(9PtQK,~\eJ67nJ

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canın bile kıymeti yok bu toplumda.Çok basit sebeplerle cinayet işlenir.Çağdaş Batı değerleri birçok egemenin çıkarına dokunur.Öldürtmek çok kolay.Binlerce katil bulabilirsiniz.Devlet kurumunun işlemeyen yargı kurumu,bağımsız medya ve adalete, özgürlüğe gönül vermiş insanı azsa,suç işleyen korunuyorsa,doğru, ilkeli,toplumcu insanları yok etmek kolay.12 Eylül'de zindanlarda işkencelere maruz kalan,öldürülen,asılan idealist,toplumun niteliğini bilmeyen toplumcu, ayakları yere basmayan demek zorundayım insanlarına da kıydı devlete egemen güçler.Üstelik topluma onaylatarak.Toplumu suçlamakta sorunu çözmüyor. Atatürk kurtuluş mücadelesine başladığında da daha kötüydü.Sadece toplum musibeti gördü ve Öndere destekledi(En azdan çoğunluğu).Başlangıçta Yapacağı Devrimleri açıklayarak topyekun değişime başlamadı.Aşama aşama ilerledi.Toplumu iyi biliyordu.Hedefine ulaşmak için iyi bir strateji izledi. Ama daha orta çağ kör inançlar düzeyindeki topluma kanlı bir devrimle değiştirmeyi hayal etmek ancak uçuk bir hayaldi.Halbuki Yakup Kadri; Yaban ile uyarmıştı.Evrim sürecinin uzun bir süreç olduğu daha uygulanabilir basamaklar planlanıp,hazmetme süreçlerini test ederek hareket etmek gerekiyordu.Atatürk Devrimlerini bile hazmedememiş bir toplumla (Sonradan toplumsal yarardan kopup militarist baskıda daha da büyük direnç yaratmıştır.)uçuk hayaller kurmamak gerekiyordu.Köy Enstitülerinin kapanmasına onay veren (direnç gösteremeyen diyemeyiz)İnönü hatıralarında ''Köy Enstitüleri ile ilgili öyle raporlar geliyordu ki,toplumun bu katmanını okutursak,yarın savaşacak asker bulamayacağımız iddia ediliyordu''der. Ne yazık ki namuslu,dürüst ve iyi bir asker olan ve ülkeye çok büyük emeği geçmiş olan İsmet İnönü bile bu durumu analiz edebilecek entellektüel birikimden yoksunluğunu göstermiştir. Gerisi nasıl olabilecekti ki.Daha dikkatli adım atmalıydık.Egemen güç olmak için önce değerlerin toplumda yaşanması,içselleştirilmesi için çalışmalı,nerede ne kadarlık adım atacağımızı duygusal başarı tatminlerden arınarak akılcı ve planlı bir strateji ile hareket etmeliydik.Önce aydınlanma hareketinin toplumsal dinamiğini kırdılar.Sonra liderlerini öldürdüler.Hiçbir zaman; zamanın akışına müdahale etmemiş,devleti otorite olarak benimsemiş,''Devlet büyükleri''kavramını kullanmış,Bilginin ne işe yaradığını tanıyamamış,korku kültürü içinde yetiştirilmiş,aç -muhtaç bırakılmış toplumda bu cinayetler için dirençli,istikrarlı hiç olmazsa pasif bir direniş göstermedi.Ölenler öldüğü ile kaldı.Anan hala bir avuç insan.Değişime Önce kendimizden, evden, sokaktan,iş yerinden,okuldan başlayalım.Ve İdeoloji için mücadele ederken,insani değerleri ile örnek,saygın,günlük yaşamında adaletli,dürüst,güvenilir insan olabilirsek evrimsel süreç yavaş yavaş gelişir.Daha güzel bir dünya içinde yaşamak için geldiğimiz hayatı zamansız idealler yüzünden feda etmemiş oluruz.Ama hayatını uçuk yada gerçek bir hedef uğruna feda edebilen o cesur insanlara da minnetle anıyorum.Varsa Allah öbür dünyalarını mutlu tatminkar yaşamak nasip etsin.Hiç olmazsa;katil olarak,hırsız olarak,düzenbaz olarak,ahlaksız olarak değilde,Uçuk idealleri uğruna öldüler.Allah Rahmet eylesin.Tekrar hayal kırıklıkları yaşatmasın

      Sil
    2. Selam Kardeşim,

      Sendeki Celal Şengör örneği, sskrky den İsmet İnönü örnekleri durumun ne vehamette olduğunu göstermeye yeterdir.

      Yazdığınız insanları bilmek çok güzel, onları anmak isteyen insan sayısının az olması üzücü. Onları anlayanlar için hazine değerinde. Hayat böyledir.

      Hikaye: Adam, çocuğuna bir araba vermiş. Git araba pazarında satmak iste fiyatı nedir diye sormuş. Çocuk dönmüş, 5,000 Euro verdiler. Adam, git şimdi hurdacı fiyatını bul. Çocuk gitmiş gelmiş, 200 Euro. Peki şimdi klasik araba kolleksiyoncusuna sor. Çocuk sormuş ve 90,000 Euro teklif ettiler demiş. Adam demiş işte hayat böyle, her malın, her insanın değeri yerine göre.

      Gerçeklere dönelim, bir şekilde geldik, zamanı dolduruyoruz. Bizim sorumluluğumuz kalan zamanımızı toparlamak.

      Kendi adıma, önerilen kitapların bulunduğum ülkenin dilindekilerini fırsat buldukça okuyorum. O dilimi geliştiriyorum.

      7 yılı doldurdum, Türkçe kitap, haber okumayalı. 4.5 yıl olmuş son Türkiye'ye giriş yapalı. Türk pasaportu ve kimliği kağıt kırpma makinasından geçirdim, kırpıklarını bir poşette anı diye tutuyorum. Çocuklar da iki yıla kadar Türkiye'deki evimiz şöyle böyle derdi, onların da hatırasından siliniyor. En büyük 6 yaşındaydı çıkarken, en küçük hiç bilmez 1'i yeni doldurduydu.

      Türkçe incitici yazmaya da gerek yok, belki biri okur üzülür. Bilen bilsin, bilmeyen belki gün gelir öğrenir, çok mu önemli? Derim ki yorumsuz bilgi ver, bırak git.

      Aziz Nesin konusu önemli, güzel hatırlatma. Bire bir çevirisi olmaz, telif hakkı vardır, bire bir çevirisinin de faydası yoktur, çevrilen dildeki okuyucular anlamazlar. Fikirlerini alıp, farklı bir dil de, farklı isimde Aziz Nesin'i yaşatmak iyi bir deneyim olabilir.

      Ölmeden yapılacaklara atıyorum.

      t@sVh3'mK.Jksy+

      Sil
    3. Okuyan da ordu kurmayları konuyu çözdü, bilgi birikimi ve donanımı ile türkiye ye yeter sanacak.

      Ordu yapısı gereği disiplin içinden geçen liyakatli gençleri kurmay yapar, onların ihtiyaç duydukları sistemli eğitimi verir. Türk askeriyesinin doğasıdır bu. Bizim ordu bir kaç yüzyıldır işini şansa bırakmamak üzere kendi kurmayını kendi yetiştirir. Avrupa orduları genel itibarı ile kurmay eğitimine bizden sonra başladı. Onlar kurmay ihtiyacını halk içindeki yetişmiş insanı alarak giderme yolunu tercih etti. Son 350 yıl kurmay asker eğitimleri ve orduları içinde profesyonelleşti. Yine de kurmay kaynağını halkları sağladı. Biz de, halk eğitimi kadük kaldığı sebep ile ordu halk içinden yönetici almadı.

      Türkiye içinde aldıkları eğitim ordu yöneticilerini, diğer Türk vatandaşlarına göre daha geniş bakış açısı ile meselelere bakmaya iter, idi.

      Cumhuriyet dönem sonrası, ordu darbeler ile kurmay kadrolarının da tasviye ve kaybını hızlandırdı. Yukarda yazan, arada burada yazan genç subay arkadaşlarımız, 1992 yılı sonrası eğitim gören kurmay adaylarıdır. Bu arkadaşları ordu da yönetenler, Büyükanıt Paşa da dahil olmak üzere, 1980 askeri darbesi neticesinde dünya bakışı daraltılmış, milliyetçi duygular ile beyinleri daha fazla doldurulmuş kadrolardı. Onların da öncesindeki darbeler onları da etkiledi. İki kurmay nesil arasında eğitim, yetenek, dünya görüşü arasında farklar oluştu.

      1980 etkisindeki kurmaylar, hangi tarikat, hangi islam, islam devlet yönetiminde yer almasın camide kalsın derler. 1992 sonrası ise, İslam ı her türlü ret edip, İslamı ortadoğu mitolojik halk kültürü seviyesine indirgerler. Bana göre de doğrusu budur. Yetenek itibarı ile yeni nesil kurmaylar Afganistan, Bosna, Kafkaslar, Kuzey Afrika gibi alanlarda yetişip, uluslar arası arenada işler başarmıştır. Keza, Öcalan'ın getiren ekibin teknik yapısını oluşturdular. Türkiye içine kapalı eski kurmaylar ile de yetenek farkları aşikardı.

      Kozmik oda hadisesi iki nesil arasında kırılma hadisesidir. Yeni nesil, tabiri caiz ise eskiler veyahut eskilerin iş bilmezliği yüzünden itlaf edilmişler, lağvedilmişlerdir. Yaş itibarı ile emekli olup ekranlara çıkma imkanları olmamış, halk kendilerini/düşüncelerini tanıyamamış, çoğu ordu dışına atılmış, ayrılmış, ülke değiştirmişlerdir.

      Yukarda yorum yazanlar ile, emekli subaylar arasında görüş bildirenler arasında önemli fark bulunması sebebi buradan ileri gelir.

      f^&_*5@H@=mQhkk

      Sil
  10. Hocam merhaba, kitap okumak bu hayattaki en meşakkatli işlerden birisi. Okumak için güçlü bir motivasyon ve kararlılık gerekiyor. Bir de ekonomik olarak kafanız rahat olacak. Somut bir kazanımı da olmayınca, insan niye kitap okusun ki :) Cahillikten paçayı kurtaramayışımız bundan...

    YanıtlayınSil
  11. Değerli tavsiyeleriniz için teşekkür ederiz Hocam.

    Daron Acemoğlu ve James A. Robinson’un “Ulusların Düşüşü” ismli eserinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şu an yine aynı kişilerin yeni yayınlanan “Dar Koridor” isimli eserini okuyorum, ve bu eser de çok değerli.

    Ulusların Düşüşü’nde önce gelişmenin sebebi hakkındaki hipotezlerin zayıf yönlerini sergiliyorlar, sonra da kurumlara dayanan kendi hipotezlerini anlatıyorlar. Dar Koridor’da ise Hobbs’un Leviathan’ı üzerinden kendi kurumlara dayalı devlet anlayışlarını geliştiriyorlar.

    Kurumsuz kalmış, her türlü prangadan arınmış Leviathan’ımızda yaşayan bizlerin aydınlık gelecek rüyalarımızdan uyanıp gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayacağını düşündüğüm eserler, bir gün siz tanıtırsanız daha çok kişiye ulaşır diye umuyorum...

    YanıtlayınSil
  12. Yaklaşık 20 yıl önce, sahaflarda öylesine dolaşırken, bir kitap gözüme çarpmıştı. MEB yayınlarının ortaokul öğrencileri için tavsiye ettiği yardımcı bir yayın,1935 yılı baskısı, Descartes’in “Metot Üzerine Düşünceler” kitabı. Merakla içine baktığımda, İsmet İnönü’nün kitaba önsöz yazdığını gördüm. Burada ilginç olan, önsözün ve kitap içeriğinin 1935 yılının diliyle değil, günümüz diliyle yazılmasıydı. Sadeleştirilmiş, yeni tarihli bir baskı olabilir mi diye düşünmüştüm? Hayır değildi. Bugün bile lüks sayılabilecek parlak beyaz (kuşe değil), kalın kağıda basılmış, yaşından ve kullanmaktan dolayı sayfa kenarları sararmış, sırt dikişi kısım kısım parçalanmış, orijinal 1.baskıydı. Osmanlıca kelimelerle bezenmiş olmasını beklediğim ağır bir konu olan metodolojiyi, şaşırtıcı biçimde basit ve anlaşılır bir Türkçe ile ortaokul öğrencilerine anlatıyordu.

    Bugün ortaokulda okuyan öğrencilerin, metodoloji ile metod defterini birbirine karıştıracağını kendi çocuğumdan biliyorum. 1935 yılında ortaokul düzeyinde öğretilen metodoloji, bugün üniversitelerde lisans düzeyinde, bildiğim kadarıyla Hukuk, Tarih ve Felsefe bölümleriyle, yüksek lisans bölümlerinde öğretiliyor.

    Kitabı kendi çocuğum ileride okur diye saklamıştım. “Bak o zamanlar senin yaşındakiler neler okuyormuş?” diye heyecanla gösterecektim ama kaybolmuş, bir türlü bulamıyorum. Hoş bulsam da ne olacak? Benimki başını telefondan kaldıramıyor. Descartes’i de yeni bir bilgisayar oyunu zannedeceğine eminim zaten.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Decartes, modern felsefenin kurucu taşlarından.

      O da asker kökenli. Askeri eğitim aldı, ilk gençliğinde ordudaki mühendislik ve uygulamalır üzerine çalışmalar yaptı. Özellike matematik alanında yoğunlaştı.

      Ordu içindeki diğer mühendis askerler ile fizik çalışmalarında da bulundu; serbest düşme hareketini, köprü ve cisimleri birbirine bağlayan iplerin eğimleri ile taşıyacakları yükleri, konik fiziği (özellikle ateşli cisimlerin atışından sonraki hareketi), akışkanlar mekaniğini çalıştı.

      Fransız ve Hollanda ordularının kurmay kadrolarına öğrencilerini yerleştirdi. Fransız ordusundaki etkisi bugün bile hissedilen mühendislik geleneğine çok sayıda öğrenci kattı.

      Günümüzde Türkiye SİHA üretiyor. Fransız Ordusu ve bağlı sanayi endüstrisi yapay zeka savaş koşullarında roket denemeleri, sesten hızlı giden cisimlerin simülasyonları gibi bilgi yoğun teknolojilerde ürünler üretiyor. İki ordu arasındaki farkı Descartes'a kadar götürebilirsiniz.

      Dekart'ın yaşadığı dönemde bizim yeniçeri Sultan Genç Osman'ı taciz ediyor, bir padişahı indirip diğerini iktidara getiriyor, aklı başında vezirlerin kellelerini alıyordu ki, o kadar kan döktüler ki, Sultan Deli İbrahim döneminde, okuma yazma bilmeyen bir kişiyi Sadrazam makamına getirmek durumunda kalındı.

      w`z@sY')4TbBcwX

      Sil
    2. Az önceki yorumda İsmet İnönü Paşa'ya Dekartı bağlayacaktım, unuttum.

      Her Türk kurmay subayı, hatta dünyanın ileri gelen ordularının kurmay subayları, ordu mühendisliğine katkısı ve felsefesi sebebi ile Dekartı bilir, anlar. Özellikle de bizim gibiler. Dekart'ın İsmet Paşa tarafından Türkçeye kazandırılmış olması bir tesadüfen değildir.

      pa.mqJ(y{/M)!78

      Sil
    3. Sen de ülke dışında fazla kaldın, Türkçe gitmeye başladı, "bir tesadüfen değildir", "ki, ... ki".

      Lisede aramızda en iyi Türkçe konuşan, kelime dağarcığı en geniş olan, en çok okuyan, düşüncelerini kesintisiz duru bir türkçe ile aktaran kardeşimizdin.

      3(3LKKbjAMzXKXr

      Sil
  13. Mahfi bey siz epey süredir, makroekonomi alanında dünya genelinde çığır açacak boyutta olmasa da iktisatçıları daha derin düşünmeye, tartışmaya yöneltecek araştırmaların yapılmadığını, yapılanların da çoğunun kadük kaldığını söylüyorsunuz.

    Robert B. Wilson ve Paul R. Milgrom'a verilen Nobel Ekonomi ödülünün sebebi, yine mikro boyuttaki konularla mı ilgili? Sizin değerlendirmeniz nedir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet Wilson ve Milgrom'un Nobel ödülü de mikroekonomi konusunda. İhale yöntemlerinin etkinliği ve yeni bir form oluşturulması gibi son derecede spesifik bir konuyu kapsıyor. Öte yanda yeni bir büyüme teorisi, yeni ve adaletli bir bölüşüm teorisi, emek piyasasında daha adaletli bir denge gibi birçok makro konu bekliyor.

      Sil
    2. Uzmanlığınızı sorgulamak istemem ama hem Türkiye hem dünya genelinde, iktisatçıların bir kısmı beyinlerinde "ideolojik bagaj" taşıdığı için, başka bir kısmı da kendileri saimimiyetle tarafsız (bağımsız, objektif) olsalar bile ideolojik çamur sıçratılacağını düşündüğü için büyüme teorisi, yeni ve adaletli bir bölüşüm teorisi, emek piyasasında daha adaletli bir denge gibi birçok makro konuyu düşünmeye, konuşmaya yanaşmıyorlar.

      Günümüz iktisatçıları (ki bu durum günümüzde matematik bazlı bilim dallarında da var, sadece sosyal bilim dallarında değil); 19. yüzyıl ve öncesindeki casarete sahip değil. Bahsettiğim cesaret kof kahramanlık taslamak değil Mahfi bey, anladığınıza eminim.

      20. ve 21. yüzyıl iktisatçılar için de, "gösteriş", "şöhret" ve "piyasada tutunmak" girdabına katılmak oldu.

      Thorstein Veblen'in (https://www.babil.com/aylak-sinifin-kurami-kitabi-thorstein-veblen) ve Guy Louis Debord'un (https://www.babil.com/gosteri-toplumu-kitabi-guy-debord) tespitlerinin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

      Belki şaşırabilirsiniz; günümüzde iktisatçılar arasında "bıkkınlık" var gibi görünüyor her ne kadar "bilim, yorulmak nedir bilmez" deseniz de...

      Sil
    3. 1709, Uzmanlığınızı sorgulamak istemem ama ...

      "ama" dan sonrasını okumadım "ama".

      Sn 1554 ten sonra, kitap okumanın ve Türkçe cümle kurmanın önemini bize gösterdiği için Sn 1709 u da medeni cesaretinden dolayı kutluyor, alkışlar ile yerine gönderiyoruz.

      Sil
  14. katardan biraz dolar geldi ve hemen dolara yine basmaya başlanıldı. 7.80 tl yi aşmasın 8 tl olmasın diye tıpkı 5.85 te 6.80 de 6.99 da yapıldığı gibi bir 7.90 duvarı örüldü. hocam siz kur tahmini yapmıyorsunuz biliyorum ancak yıl sonu dolar kuru 8.50 olabilir mi bu olasılık güçlü müdür?.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hocam, siz kur tahmini yapmıyorsunuz biliyorum, ancak yıl sonu dolar ... olabilir mi?

      Sorunun cevabını siz vermişsiniz sayın 1554.

      Niçin kitap okunması gerektiğini Sn 1554, uygulamalı olarak bizlere göstermiş.
      Bu anlamlı yorumu ve medeni cesaretinden ötürü kendisini kutluyor, alkışlar ile yerine uğurluyoruz.

      Sil
  15. Mahfi bey yazınız için tşk
    Kripto para ve metallerle ilğili bir yazı değişen şartlara göre yazılabilirmi Avrupa ve Amerika kripto para çıkartabilirler mi acaba tşk

    YanıtlayınSil
  16. Mahfi bey kitap başlığınız açıkken sorayım. (Maksatlı sormadığımı biliniz.)

    Yunan filozofları görüşlerini anlatırken, hiç Yunan tanrı ve tanrıçalarından bahsetmişler mi? Metaforik de olabilir - Gerçekten inanıyor da olabilirler. Bu ayrımı yaparak sormuyorum.

    Thales: Zeus, Athena, Afrodit, Prometheus'dan hiç bahsetmiş mi?

    Socrates: Zeus, Athena, Afrodit, Prometheus'dan hiç bahsetmiş mi?

    Plato: Zeus, Athena, Afrodit, Prometheus'dan hiç bahsetmiş mi?

    Aristotle: Zeus, Athena, Afrodit, Prometheus'dan hiç bahsetmiş mi?

    Parmenides: Zeus, Athena, Afrodit, Prometheus'dan hiç bahsetmiş mi?

    ... gibi

    YanıtlayınSil
  17. fallegium dei12 Ekim 2020 17:23

    Hocam selamlar. Size Twitter üzerinden de sormaya çalıştım. Eğer hatırlıyorsanız yazabilirmisiniz, zamanında Uluslararası Ticaret İşlemleri hakkında bir kitap önermiştiniz. Yerli bir kitaptı, oldukça kapsamlı ve kalın bir kitaptı. Ben onu siz paylaştığınızda kaydetmiştim daha sonra kaybettim. Blogunuzda ve twitter hesabınızda sayfalarca aradım ancak bulamadım. Kitap hakkında pek bilgi veremedim ancak böyle bir kitap hatırlıyorsanız yazabilirmisiniz? Teşekkürler

    YanıtlayınSil
  18. Washington, D.C.'de yaşadığınız yıllarda "Library of Congress"e hiç gittiniz mi?

    Gittiyseniz, anı olarak tuttuğunuz bir fotoğrafınızı twitter'da paylaşır mısınız?

    YanıtlayınSil
  19. Hocam hâlâ reel faizler ekside. En fazla %13 faiz veren bankalar var. %13 olarak hesaplasak bile reel faizler ekside. Net nomaninal faizi 11,05 çıkıyor. Şu an açıklanan enflasyon rakamı %11,75. Yani reel faizler hâlâ ekside. Böyle bir ortamda dolar düşmez. Bugün açıklanan ödemeler dengesi veriler felaket. Rezervden finanse etmeye devam ediyoruz. Rezervimiz de yok. Swap ile işi götürmeye çalışıyor. Bizimle swap yapmasalar asıl o zaman yanarız.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Niçin swap yapmasınlar?

      Swap faiz oranını bilmiyoruz.

      Örnek:

      1 milyar Euro ile yüzde 18 faizden (yıl sonu vadesi) 11 Milyar TL TCMB ile Swap yaptım.
      TL faiz oranı olan yüzde 10 dan SWAP TL sini Türk Kamu Bankasına kırdırdım.

      Elimde yüzde 8 net kazanç var.

      Türk piyasasından altın aldım, ülkeme gönderdim.

      Dönem sonu 1 yıl sonra TCMB bana 1 Milyar Euro ödeyemedi, bende de 11 milyar TL yok.

      Anlaşıp SWAP yeniledik. Swap miktarını 2 milyar Euro yaparak oyuna bir daha girdim.

      ...

      Mu52$Z~w^mgvmAw

      Sil
  20. Samuel Beckett eserleri de tavsiyelerim arasındadır.

    YanıtlayınSil
  21. genc bir isadamına-emre yılmaz
    25yıl önce bugünü anlatmış bir kitap..
    ikincisi de yazıldı ancak ilki başka,her sene baştan okurum ve farklı bir tat alırım

    YanıtlayınSil
  22. Kitap okuyunca sanal zenginlik algısını, kıyaslama yaparak kırmayı sağlar.

    Araba aldım. 17,500 Euro benim araba için limitim bu.
    2017 yılı kullanılmış aldım, 16,800 Euro. Hep aynı model/marka kullanırım.

    İstanbuldan arkadaşımı haftasonu aradım.
    Benim model/markamın aynısı 2011 model.
    Araban ne kadar dedim. Şimdi listeye koysam 260 bin TL, simsara okutsam 240 bin TL dedi.

    O araba, Edirne'den 1 metre sonra 11,500 Euro, simsara okutsa 9,500 Euro.

    TL ayar bozukluğu o araba sahiplerinin zenginleştikleri algısını veriyor.
    Farkında olanlar için ne mutlu, olmayanlar için herkes kendi bilir.

    YanıtlayınSil
  23. Sayın hocam rica etsem yatırım fonlarına yeni giriş yapacaklar için Türkçe kaynak önerebilir misiniz ? Saygılarımla.

    YanıtlayınSil
  24. Suç ve Ceza'yı hapis yıllarında okumuştum Dostoyevsky'nin yaşadıklarından, ruhundan parçalar var o kitapta o yüzden ölümsüz ve tekrar tekrar okunacak eserler arasında ama benim bir numaram Don Kişot

    YanıtlayınSil
  25. Mahfi hocam merhabalar
    Sizden Finans alanında kaynak tavsiyesi alabilir miyim ?

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...