18 Ekim 2020 Pazar

Her Seçiş Bir Vazgeçiştir

Son dönemlerde çokça kullanılan bir özdeyiş var: “Her seçiş bir vazgeçiştir.” Bu özdeyişin kime ait olduğu konusunda net bir bilgi yok. Aquinalı Thomas’dan Jean Paul Sartre’a, Italo Calvino’ya kadar birçok kişiye mal ediliyor. En fazla Sartre’a ve varoluşçu düşünceye yakıştırıldığı için olsa gerek daha çok onun adıyla anılıyor.

Bu özdeyiş ekonomi bilimini en iyi tanımlayan cümle, hatta ekonomi biliminin ta kendisi.

Günümüzde kullanılan neoklasik ekonomi teorisi isteklerin sınırsızlığı buna karşılık imkânların sınırlı oluşu üzerine kurulu. İstekler yerine ihtiyaçları alsak onlar belki sınırsız değil ama imkânlara göre sayıları daha fazla. Bu durumda ihtiyaçlarla imkânlar arasında rasyonel bir bağlantı kurmak gerekiyor. Ekonomi biliminin tanımı da bu temele dayanıyor: ‘Sınırlı imkânlarla çok sayıdaki ihtiyaçları karşılama çabası.’ Eldeki imkânları (araçlar) öyle kullanacağız ki sonuçta o imkânlarla en önemli ihtiyaçlarımızı (amaçlarımızı) en yüksek tatmini elde edecek şekilde karşılayacağız. Araçlarla amaçlar arasındaki rasyonel ilişkiyi kurma sorununa tahsis (allocation) sorunu deniyor.

Her seçiş bir vazgeçiştir özdeyişi ekonomi biliminin temel taşlarından birisi olarak kabul edilen ‘alternatif maliyet’ (fırsat maliyeti ya da vazgeçme maliyeti) denilen kavramın da tam olarak karşılığı. İmkânlarımız sonsuz olmadığına göre bir şeyler satın aldığımızda başka bir şeyleri almaktan (aldığımız şeyin alternatiflerinden) vazgeçiyoruz demektir.

Ayın son akşamüstüne cebinde 100 lirayla girmiş bir kişi düşünün. O akşam bir tost yiyip sinemada izlemek istediği bir filme mi gitmeli yoksa bir yerde daha iyi bir yemek mi yemeli? Diyelim ki bu kişi tost yiyip sinemaya gitmeyi seçmiş olsun. O zaman iyi bir yemek seçeneğinden vazgeçmiş olur. Bu kişinin o akşam bir tost yiyerek film izlemesinin maliyeti muhasebe açısından 100 liradır. Buna karşılık ekonomi bilimi açısından bu tercihinin maliyeti vazgeçilen iyi bir yemektir. Diyelim ki bu kişi filmi beğenmemiş olsun. Bu durumda “keşke iyi bir yemek yeseydim” düşüncesi zihninde dolaşıp duracaktır. İşte oradaki ‘keşke’ sözcüğü alternatif maliyetin özetidir.

Aşağıdaki tablo 2010 yılsonu ile 16 Ekim 2020 değerlerini karşılaştırıyor. Eğer 2010 verilerini 100 kabul etseydik 16 Ekim 2020’de 100’ün karşılığı ne olurdu sorusunun yanıtını tablonun son sırası gösteriyor (Endeks: 2010 = 100. Bu tablodaki veriler, TÜİK ve Bloomberg’den derlenmiştir. TL konut değeri 2010 için 500 bin TL, 2020 için 2 milyon TL yani 4 kat değerlenmiş olarak alınmış, üzerine de 300 bin TL vergi, bakım, onarım gibi giderlerden arındırılmış net kira geliri yansıtılmıştır.

Yıllar

Altın/Gr TL

BIST100

USD vs TL

EURO vs TL

Konut TL

Konut USD

2010

68,4

660

1,55

2,07

500.000

322.581

2020

485,0

1.193

7,93

9,30

2.300.000

290.038

2010 = 100

709

181

512

449

460

90

Tabloya göre 2010 sonunda bir kişi 100 lirasını altına yatırmışsa bu parasını 16 Ekim 2020’de 709, borsaya (endekse) yatırmışsa 181, Dolara yatırmışsa 512, Euro’ya yatırmışsa 449, konuta yatırmışsa 460 TL’ye çıkarmış olacaktır. Görüleceği gibi bu on yılda en büyük getiriyi gram altına, sonra dolara ve sonra da gayrimenkule yatıran sağlamıştır. Buna karşılık gayrimenkulü TL ile değil de dolar ile ölçersek en düşük getirinin orada olduğunu görüyoruz. Konu BIST 100 olduğunda durum daha da kötü görünüyor. İşte her seçişin bir vazgeçiş olduğu nokta burasıdır. 2010 yılında bu kişi 500 bin lirasıyla konut alacak yerde dolar almış olsaydı bugün 322.581 doları (faizleri katarsak daha fazla) olacaktı. Oysa o konutu bugün satsa (kiralar dahil) 290.038 doları olacak.

Alternatif maliyet hesabını duygulardan uzaklaşarak yapmak, kayıpları önlemek ve ‘keşke’ dememek için çok önemlidir.

101 yorum:

  1. Konuyla alakası yok Mahfi Hocam ama;

    Seçim, güçlüler ve zayıflar arasında yaratılmış bir ilüzyondur.

    -Merovingian (MATRİX)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Emrah FİDAN,

      Merovingian, ya da Fransız karakteri matrix'de microsoft ve apple'ın temsilcisidir. Kendisine yeni matrix kurulurken seçim hakkı tanınmamıştır, bu nedenle de yeni matrix'e çok kızar :)

      Sil
    2. Matrix filmini defalarca izlemiş ve üzerine çok düşünmüş biri olarak,hiç bu açıdan bakmamıştım sevgili Mahdut, teşekkür ederim.

      Sil
    3. Sayın Eğilmez, Bu tablonun 2000 20005, 2010, 2015, 2020 olması daha net bit dönem değerlendirmesi sunabilir... saygılarımla,

      Sil
    4. matrix filmindeki neo karakteri aslında mesih olarak karakterize edilmiştir. ve aklıma direkt israil projesi neom geldi. neo yeni m mesih kısacası yeni mesih. 500 milyar dolarlık ve 26.500 km karelik bir robot şehir kurulacak. robot sayısı insan sayısından daha fazla olacak. transhümanizm pilot uygulamaları yapılacak. s.arabistan da bir robota boşuna vatandaşlık verilmedi. herhalde mesih gökten inerek robotları kutsayacak.

      Sil
  2. Hocam bunlar hem seçiyor hem bir şeyden de vazgeçmiyor. Çünkü halkın parasını harcıyorlar.

    YanıtlayınSil
  3. Aydınlatıcı bir yazı olmuş . Detay çok net. Demek ki : " altına hücum " uzun vadede kazandırmaya devam edecek...Teşekkürler Mahfi bey.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hocam Teşekkür ederken önümüzdeki 10 yıl için de yorumdaki savı onaylıyor musunuz?

      Sil
  4. HÜSEYİN KARAGÜN18 Ekim 2020 18:24

    Elinize sağlık hocam çok güzel bir yazı.

    YanıtlayınSil
  5. Bu iktidarı seçmekle Atatürk ilkelerinden, çağdaşlıktan, adaletten, demokrasiden, insan haklarından, fikir özgürlüğünden, bağımsızlıktan, kısacası insan olmanın gereklerinden vazgeçmişti bu halk. Anlayabilmesi için aradan 20 yıl geçmesi gerekti ama böyle olur bu işler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Senin umudun içimi umutla dolduruyor Mahdut.
      Her yorumunda Akp iktidarı her an gidecekmiş gibi yazıyorsun :)

      Sil
    2. Gitme zamanı gelen her iktidar gider sevgili Emrah. Gitme zamanı gelip geçmesine rağmen gitmemeyi seçen iktidarlar ise sadece vazgeçecekleri şeylerin nitelik ve niceliklerini arttırırlar...

      Sil
    3. 1950'de neyden vazgeçmişti bu halk?

      Sil
    4. Zarlar hileli Sayın Mahdut, sandıklar hileli...

      Sil
    5. 1950'de yaptığı seçimle 70 yıl sonra vatandaşlarına her konuda fırsat eşitliği sunabilen, tüm dünyada saygı gören, çağdaş, laik, demokratik, akılcı, müreffeh, özgür ve bağımsız bir ülke olabilme seçeneğinden vazgeçti. Dini, özellikle de islamı siyasete alet etmenin kapısını bir kez aralayıp bunu bir de popülizmin en ilkel formları ile harmanlarsanız zaman içinde ülkenizde siyasal islamın tam hakimiyeti dışındaki diğer tüm seçeneklerden yoksun kalır, er ya da geç bugün geldiğimiz noktaya ulaşırsınız. Tarihte istisnası yoktur...

      Sil
    6. Çok faydalı oldu.

      Sil
    7. mahdut...isimden kaybediyor bi kere...hayalleri geniş ama ismi gibi realitesi sınırlı...
      .
      mahfi hocam, bloğunuzu absürd yorumla kirletmek istemem ama: o zaman borsayı seçen büyük sçşta.

      Sil
    8. Sn. Mesuliyetli "vatandaşlarına her konuda fırsat eşitliği sunabilen, tüm dünyada saygı gören, çağdaş, laik, demokratik, akılcı, müreffeh, özgür ve bağımsız bir ülke" cümlenizi hangi siyasi parti gerçekleştirecek doğrusu merak ediyorum? Böyle bir partimiz olduğundan haberim yok. Fırsat eşitliğine gelince Sn. Demirel, Özal, Ecevit vb. bu konuda sicilimizin fena olmadığını göstermeye yeter. Türkiye kim ne derse desin Özgür bir ülkedir. Bazı sorunlarımızı aşamadık ancak bunlarda Türkiye'ye özgü olmaktan ziyade siyasete özgü konular ve dünyada çok sayıda ülkede öyle. Seçmende karşılığı olduğu için ABD'de de dini siyasete ediyorlar(doğru demiyorum tespit yapıyorum). Türkiye güçlü bir ülke ve daha da güçlenecek. Bu doğrusal bir çizgi olmayacak zik zaklar olacak ama dahi devlet adamı ve büyük komutan Atatürk'ün koyduğu hedefe er ya da geç ulaşacak.

      Sil
    9. Sn 09:03

      "seçenek" derken, bu halkın 1950'de yaptığı seçimle tarif ettiğiniz tipte bir partiye sahip olmayı sağlayacak siyasal yola girme seçeneğinden vazgeçti dediğimin anlaşılacağını sanmıştım ama öyle olmamış demek ki. O seçimden sonra aralardaki kesintilere rağmen birbirini izleyerek iktidara gelen tüm sağ popülist partiler, islamı siyasette daha fazla kullanarak yol alma kolaycılığını seçtiler, sonuç ise kaçınılmaz olarak bugün geldiğimiz nokta oldu.

      Dini siyasete alet etmenin aması fakatı olmaz, yanlıştır ve ne kadar yanlış olduğu ülkemizde 70 yıllık süreçte kanıtlanmıştır. Dini siyasete alet etmekten daha da kötüsü, islamı siyasete alet etmenin yolunu açmaktır. Neden derseniz, islam zaten bir din değil, yönetim biçimidir. Siz bunu bir kez siyasal hayata dahil ederseniz her türlü takiyye ile, yalanla, dolanla, arkadan dolanmayla er ya da geç tüm devleti ele geçirmeyi ve daha sonra da kendi isteklerine göre yeni bir "devlet" kurmayı hedefler. İşin kötüsü, siyasal islam denen şey sadece yıkmayı bilir, yapmayı bilmez. Bu nedenle de girdiği her ülkede mevcut devlet düzenini yıkar ama yenisini kurma bilgi birikimi ve yeteneğine sahip olmadığı için geride büyük bir yıkıntı bırakarak çeker gider. Ülkemizde de halen yaşanmakta olan, yakın gelecekte de yaşanacak olan budur.

      Bu ülkenin Atatürk'ün koyduğu hedeflere er ya da geç ulaşacağını ben de biliyorum da, bunun siyasal islamla olmayacağından emin olabilirsiniz. Atatürk'ün antitezi olan ve devrini tamamlamış olan bu iktidar gittiği günden itibaren başlayacak toparlanma süreci ile tahmin edilenden çok daha kısa süre içinde o yola gireceğimizi göreceğimiz günlere az kaldı...

      Sil
    10. Sn. Mesuliyetli, İslamın bir din değil yönetim biçimi olduğu konusundaki tezinize kesinlikle katılmıyorum. İslam (siz Kuranı Kerim diye okuyun) kimin nasıl, ne kadar süre ile seçileceğine ve yönetim biçiminin ne olacağına dair bir ayet mi var? Oysa güzel ahlaka, ibadete, sadakaya dair sayısız ayet var. Emevi yönetimi kast ediliyorsa bunun da islamiyetle uzaktan yakından ilgisinin olmadığını söylemekle yetineceğim. Anonim 09:03

      Sil
    11. Sn 09:03

      O yazdığım, bir tez değil gerçeğin ta kendisidir. Emevi islamı dediğiniz şey zaten bizatihi islamın kendisidir. Farklı ve daha olumlu diyebileceğimiz bir islam pratiği -asr-ı saadet masalları dışında- tarihte mevcut değildir...

      Sil
    12. Türkler zaten İslamı Emevilerle çok acı bir şekilde öğrendiler. Emevi olmayan İslam Mekke ve Medineden öteye geçme kaygısı gütmedi. Diğer boylarda Avrupa ve Rusyada Katolik ve Ortodoxluk yeri yeri Şamanizmle eridiler.

      Sil
  6. Altın her zaman altındır. Çamura da atsan parıldar değerinden bir şey eksilmez. Ben ABD’nin yerinde olsam onsu 2200 dolar üzerinden bakır altın ons sepetinden doları pimlerim

    YanıtlayınSil
  7. hocam şu an Türkiyede yastık altı altın miktarı toplam altın miktarında ne kadar yer kaplıyor % 50yi geçiyor mudur

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Altın eski bir kültürel gelenek.

      Evli çoğu insan birer altın alyans taşır.
      20 milyon Türk aile için ortalama 5 er gram alyans 6 milyar dolar eder.
      Her evde ortalama 4 çeyrek altın saklı denirse; 8 milyar dolar eder.

      Bunlar en düşük rakamlardan ortalamaya vurunca;
      öyle aileler, memurlar var ki her ay yarım altın alıp koyarlar kenara.

      Kadınların burma, bilezik, yüzük, küpe kolye, çeyizlerde verilen cumhuriyet altınları, tam altınları daha hesaba koymadık.

      Rahmetli dedem şeker fabrikası emeklisiydi, her emekli maaşının 3 te birine altın alırdı.
      Hayatı boyunca hep öyle yapmış.

      Büyük amcam, para istemişti iş kurmak için Kayseri Mobilya Sanayinde bir dükkan aldı amcama, içindeki makinaların parasının yarısını da vermişti. Dişten tırnaktan artılır denir ya, en düşük ücret seviyesindeki işçi.

      12-13 yaşındayken eski PTT (postane) memuru bir tanıdık vardı, arada yanında takılırdım, her maaş günü ilk yaptığı hemen gidip bir çeyrek altın almaktı. Bir gün sormuştum, altın niye aldığını, o da altın hiç değer kaybetmez, hep değerlidir, sen de büyüyüp maaş alınca aklında olsun hep altın al evinde sakla derdi. O zaman çeyrek altında işçilik yoktur, satarken değerini korur, takılarda işçilik parası da vardır, kuyumcu geri alırken o işçilik parasını ödemez diye tembihlemişti.

      Altın miktarı Türkiye içinde hesaplamak, Osmanlı savaş döneminden de miras kalanları düşününce, çok zordur. Yıllık akışlardan bir tahmin yapılır, o kadar.

      O yıllık akış hesapları içine İran, Irak sınırlarından eşek sırtında kaçak giren altın hesabı yoktur. Türkler İran parasını, İranlılar da Türk parasını kullanamazlar. İki taraf gram altın değiş tokuş yapar.

      Altın kadim bir paradır. Elimizde tuttuğumuz kağıtlar, Eurolar, TL ler, kredidir.

      Devletlerinin hamiline yazdıkları değerini hergün kaybeden borç senedidir.

      Yastık altı altın, toplam altın miktarının yüzde ellisini geçer. Yastık altının yüzlerce yıllık geleneği vardır. Banka hesabı altını dediğimiz, altına dayalı kağıt, borçlanma senedidir. Yenidir. Devlet hazinesi altın cinsinden borçlanacağını söyler, altına dayalı kağıt sürer, bankalar alır. Hazine MB hesaplarında o kadar altın yoktur.

      https://ugurses.net/2020/10/16/turkiyenin-altin-dosyasi/

      Burada Uğur Gürses makalesinde borç/gerçek altın oranını da veriyor.

      Yüzlerce yıl önce simyacılar vardı. Yapay olarak çeşitli malzemelerden altın üretmeye çalışırlardı.

      Şimdi devletler, kağıttan altın üretiyorlar. Simyacı devletler.

      nA!,/9C%eRqy63!?

      Sil
    2. Dünya Altın Konseyinin tahmini Türkiye'de yastık altında 3500 tol altın olduğu yönünde.

      Sil
    3. tol olduğuna ben de inanıyorum hocam. ton mümkün değil, abartı olurdu.
      1000 tol eşittir 10 ton.

      Sil
  8. Türkiye de şu an yapısal işsiklik dışında teknolojik işsizlik de var diyebilir miyiz beyin göçünün yüksek olması sebebiyle? Beyin göçünün Türkiyede ne tür bir işsizlik yarattığını merak ediyorum hocam çok nitelikli kişiler gidiyor ama dil bilip istenen nitelikte henuz olmasa da orada asgari düzeyde çalışma pahasına giden kişiler de var.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'deki işsizliğin bu boyuta çıkmasının temel nedeni ülkenin son yıllarda yaşadığı riskli ortam nedeniyle yatırımların düşmüş olmasıdır.

      Sil
  9. Mahfi bey. Sayın hocam çok güzel bir yazı. Çok teşekkürler. Cahit Can YANIK

    YanıtlayınSil
  10. Hocam, TL faizi ile ne kadar getiri olmuş, onun istatistiki yok mu? Bugün ki dolarizasyona da ışık tutabilir sanki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. TL mevduatı buraya koymadım çünkü faizi eklemezseniz onun değeri değişmiyor. Oysa buradaki değerler faizden bağımsız olarak değerlenen göstergeler.

      Sil
  11. 2005'i 100 alsak da benzer sonuç çıkıyor şu videoda anlatılmış: https://www.youtube.com/watch?v=yDrfbPP85s8. Demek ki çok şey değişmemiş.

    YanıtlayınSil
  12. Fırsat maliyeti en düşük yatırım insanın kendine yaptığı yatırımdır. Zamanı iyi değerlendirmek, seçimlerde dikkatli olmak kazancı daha da arttırır.
    Keşke=fırsat maliyeti eşitliğini aklımın bir köşesine yazacağım.
    Bu gibi tabloları analiz etmek bazı sektörlerde nasıl bir üçkağıdın döndüğünü de gösteriyor.

    YanıtlayınSil
  13. Tabii Konutu peşin degil de azami miktarda kredi kullanarak alinca hesap biraz degisiyor. Pesin para miktari azaldigi icin firsat maliyeti bu kadar yuksek olmuyor. Her ayki kredi odemesi tutariyla örn. altin almayi varsayarak karsilastirmak gerekiyor. Bu durumda da kredi orani kritik oluyor ve konut almak mantikli hale gelebiliyor.

    Borsada da temettuyu dikkate almak lazim ama her yil yuzde 5 eklense bile cok dusuk kaliyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel bir noktayı işaret ettiniz Sn Zeyilname,

      Gezi ve 2014 yılı olaylarında oturduğum evi ve kira aldığım bir evi satılığa çıkardım. İngiltere'ye yerleştim. O zamanlar kredisi iyi olan bir projeden Türkiye ye gelince oturmak için en düşük peşinatı vererek ev aldım. Bir de kira öder gibi mortgage olsun diye İngiltere den aldım.

      İki ev karşılığı borçla iki evim oldu. Türkiye'den getirdiğim ev parasına hiç dokunmadığım halde, şu anki kurlar ile Türkiye'den iki tane daha evi peşin para alabilecek durumdayım.

      Türkiye'deki evin en büyük maliyeti yüzde 25 olarak ödenen ilk peşinat. 2 yıl sonra evin kira getirisi faiz götürüsünün üzerine çıkıyor, ana para TL değer kaybettikçe servet kazancı imkanı veriyor.

      Tabi göreceli, İngiltere'den bakınca fakirleşiyorsun, Türkiye'den bakınca varlık ve servet sahibi oluyorsun.

      Sil
    2. Evet dolara da faiz koymak lazım. Ama sonuç pek değişmiyor.

      Sil
  14. Hocam TL getirilerle(ilk 5 sutun) sondaki konut usd getiriyi ayni tabloya koymak olmamis. Onun icin ayri usd getirilerin oldugu bir tablo olmali.

    YanıtlayınSil
  15. "Her seçim bir vazgeçiştir" sözü kime aittir bilmiyorum ama, evlilik tek bir kadın için bütün kadınlar vazgeçmektir (ki bu söz bana ait) sözüne çok benziyor. Geçmişin doğru analizi ve tespitler. Fakat hocam, önümüzdeki 10 yıl için öngörüleriniz nedir??

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Onümüzdeki 10 yıl için öngörüler ekonomi icin mi, kadinlar icin mi? Ekonomi icin Mahfi hoca daha iyi cevaplar. Kadinlar icin benim ongorulerim bol bol dayak, tecavuz ve giderek artan sayida kadin cinayetleri (failler kravat takip iyi halden yirtar). Tamam bunlari yazmak hos degil ama gercekci olun, burasi Turkiye ve burada sartlar bu sekilde gelisiyor maalesef. "Benim turbanli bacim" diye iktidara gelmislerdi, o turbanli bacilar bebekleri ile birlikte bugun hapiste.

      Ayrica "evlilik tek bir kadın için bütün kadınlardan vazgecmektir" sozune katilmiyorum, cunku ayni vazgecme kadinlar icin de gecerli. Ve bir de "butun kadinlar" ne genis bir hayal ufkudur oyle? Kendini mesir macunu yemis Brad Pitt filan zannediyorsun herhalde. Kripton gezegeninde hayat nasildi Superman?

      Sil
    2. Aşırı cinsiyetçi, aşırı ayrımcı bir söz. Türkler niye eğitim ile bile dil ve anlayış olarak düzelemiyor bilmiyorum.

      Çok ülke insanı ile muhatap oldum, bu ataerkil ayrıştırıcı ve bağnaz dil, eğitim seviyesi arttıkça sadece Türklerde var.

      Pedagoji eğitimi çok önemli, okul öncesinde, hem aile hem çocuk için. Ayrımcı dil, insanların hayata bakışını da ayrıştırıyor. Türk kadın ve erkekleri dünya genelindeki akranlarına göre eğitim ile aldıkları yetenekleri kullanamıyor, toplumu ötekileştiriyor.

      Çocuk ile Türkçe oyun oynarken tekerleme; "Portakalı soydum ben bir yalan uydurdum", ben bunu "Portakalı soydum, ben doğruyu söyledim." yapıyorum.

      Çocuğa uzaktan eğitim ile Türkçesini geliştirsin diye programa kaydettirdim, öğretmen 7-8 deyimi 5-6 yaşındaki çocuklara pay etti. Bir baktım hepsi olumsuz deyimler. Bizimkine "Gözden Düşmek" deyimi gelmiş. Öğretmene mesaj attım, bunları değiştirelim diye, alternatifleri yazdım, öğretmen anladı, "işleyen demir ışıldar", "damlaya damlaya göl olur" gibi olumlu deyimleri önerdim.

      Benim bulunduğum yerde vinç operatörü, inşaat işçisi, bina dışında sıva yapan, oto tamircisi, kaporta ustası kadınlar var.

      Eğer Türk'ler kadınlarını, ülkelerindeki azınlıkları dışlamayı seçiyorlarsa, o seçişler başka vazgeçişleri beraberinde getirir. Bu tarz insanlar için öngörü filan yapmak vakit kaybıdır. Ne halleri varsa görsünler denir, geçilir.

      Sil
    3. Ne kadar cirkin bir soz. Bu blog sizin ego tatmini yeriniz mi biz ekonomi okumaya geliyoruz, sizi RedPill forumlarina alalim. Erkek erkege dertlesip birbirinizi gaza getirin. Neyse “soz soyleyene aittir” deyip kapatiyorum.

      Sil
  16. Hocam, çok yaşayın. Bizi yönetenler maalesef yaptıkları seçimlerle, ulusun refahindan huzurundan vazgeçtiler..
    Bu arada Küba gezi yazınızı okudum.
    Bu yorumunuza çok güldüm, bizi özetliyor :
    Türkiye'yi şöyle özetlemek mümkün: Ne fakir ne zengin ne de mutlu.))
    Var olun, saygılar..

    YanıtlayınSil
  17. Guzel bir yazi tesekkurler. Covid-19 olmasaydi belki 2020'de altin bu kadar cok yukselmeyecekti. O zaman doviz en yuksek getiriyi saglayan yatirim olacakti. 2020'den once kimsenin Covid-19 gibi bir felaketin ortaya cikabilecegi ve sonuclari konusunda fikri yoktu, yatirim oncelikleri normal sartlara gore belirleniyordu. Bu yazi ayni zamanda butun yumurtalari ayni sepete koymamanin onemini ve riski dagitmanin faydalarini da gosteriyor. Artik Covid-19 hayatimiza girdi. Insanlar bundan sonra risk secimini farkli sekilde yapacaklardir ama, bugun altin yatirimi olan kisiler icin de Covid-19 asisinin bulunmasi ayri bir risk unsurudur cunku bunun ons altin fiyatlari uzerinde olumsuz etkisi olur.

    Ne olursa olsun bunlarin hicbirisi her secimin bir vazgecis oldugu gercegini degistirmiyor. Bu sadece ekonomide degil, siyasette (verdigimiz oy), medeni hayatta (sectigimiz eş), profesyonel hayatta (meslek secimi) ve saglik (sigara kullanmak) vs. gibi konularda da etkisini omur boyu gosteriyor. Ilk insan ile baslayan ve varolmaya devam edecek bir olgu bu maalesef.

    Ayrica, secme imkanimiz olmasaydi, hayatin (varolmanin) ne anlami olurdu ki?

    YanıtlayınSil
  18. Keşke bu ülkede doğmasaydım...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Mahfi bey darılsa da yazıyorum:

      Ben, Mahfi bey'in "umut her zaman vardır" sözünü doğru bulmuyorum.

      Mahfi bey, 70 yaşında. Herhangi bir ciddi hastalığı olmasa da ve Kovid-19'a yakalanmasa da, ömrünün sonuna yaklaştığının kendisi de farkında.

      Mahfi bey pek çok ihtiyarda görülen, yaşının son demlerine doğru bir yumuşama, çevresindeki insanlara umut aşılama görevini kendine uygun bulmuş. "Öldükten sonra beni kötümser, huysuz biri olarak hatırlamasınlar". diye düşünerek çevresindekilere sürekli umut aşılıyor.

      Mahfi bey'in samimi olduğunu düşünmüyorum.

      Gerçek şudur: Günümüz koşulları, gelecekle ilgili ipuçları verir. Bu nedenle: Türkiye'de, umut-mumut yoktur.

      Mahfi bey'in "umut her zaman vardır" sözü doğru değildir. Sadece, kendini kötümser, huysuz göstermemek için "umut aşılama" stratejisini benimsemiş.

      Sil
    2. Secmek elinde miydi ki hayiflaniyorsun?

      Neyse uzulme, re-enkarnasyon var, yeni cikti. Dunyaya tekrar gelmek icin bir sans daha var, ama maymun olarak.

      Hala pisman misin?

      Sil
    3. 2312,

      Yeryüzündeki her insan biyolojik olarak ölecek.

      Mahfi hocamızın eserleri internette, binlerce kopyası var, 200 yıl sonra bilmem kaçıncı kuşaktan bir torunu kendisinin ne düşündüğünü bilecek, bu yorumları isterse okuyacak.

      Bu dönemi araştırmak isteyen insanlar bu kaynağı görecek. Bu yazılar, Mahfi beyin elinden çıktıktan sonra insanlığa mal oldular. Sadece benim şahsi arşivimde tüm yazıları ve yorumları var. Bu siteye bir şey olursa, bendeki kopya bile 1 dakika içinde tüm veriyi getirir. Telif hakkı da belli, içeriğine dokunmadan istediğimiz gibi yaymak. ME Arşivi diye bir siteden tekrar sunmak yarım saatlik iş. Dünyadaki binlerce arşiv, cache, yayıncı bu yazıların bir kopyasına aynısı gibi sahip.

      Bundan daha güzel nasıl yaşanır?

      Genç bir asker emeklisiyim, kafatasım çatlak, yani kafamda tahta eksik, 3cmx5cm gibi kafatası kısmım yok, titanyum vidalı. Vaktinde 800 metreyi nişan alıp vuran gözümün retinası yırtık, suyun arkasından bakıyor gibi görüyorum bu yazıları, klavyeye bakarak yazamıyorum ama ezberimde tuşlar, bakmadan yazıyorum. Kulağımın teki duymaz, diğeri yüzde 30 civarı duyar, ayağımın teki aksak.

      Ben zaten öldüydüm, bu halimde benden bile neler neler çıkıyor, yabancı dilde uzmanlık alanımda video hazırlıyorum, makale yazıyorum, iş yapıyorum, web içerikleri üretiyorum, eğitim veriyorum, ekitap yazdım satıyorum, burada da kendimce yazıyorum.

      Her insan kendi hayatını yaşar, üretken insanlara çamur atmak, kendince niyet okumak, bağnaz eleştirilerde bulunmak bizim Türk halkının eğitimli kısmına da iyi yapıştı, çıkmıyor.

      Bu şekilde eleştirilen kişi de Türkiye'nin her sene en çok okunan ekonomi yazarı, en çok ziyaret edilen ekonomi bloğunun sahibi, bir de onun özel mülkünün üzerinde sizin yazdığınıza izin vereni. Aranızdaki uçurumu görünce, size hak veremiyorum, yazdığınıza saygı duyamıyorum.

      PL7'f\n4xkVXC]N4

      Sil
    4. 17:50, yazdıklarınızda samimi olduğunuzu düşünmüyorum. Mahfi bey'i savunmak için kendi hayatınızdan örnekler vermişsiniz. Fakat, Türkiye'nin bugününün ve geleceğinin "umutlu" olup olmadığıyla ilgili kısma hiç değinmemişsiniz.

      Yazdıklarınızda, genellikle "bireysel kurtuluş, bireysel survival yöntemleri" var o kadar.

      Geçenlerde Mahfi bey, Nobel Ekonomi ödülünün, mikroekonomi alanındaki çok spesifik başlıklarda dağıtıldığını yazmıştı. Bu ve bunun gibi pek çok serzenişi var Mahfi bey'in, o da gidişatın iyi olmadığının farkında. Ama hep "umut her zaman vardır" telkininde bulunuyor, işte bu samimi değil.

      Belki asker kökenli olmanız, savaş meydanında epey tecrübe yaşamış olmanız, vücudunuzun fonksiyonlarının değişmiş olması, sizi, "bireysel survival yöntemleri" konusunda daha fazla düşünmeye ve tavsiyeler vermeye sevk ediyor olabilir, emin değilim.

      Tekrarlıyorum, Türkiye'nin bugününün ve geleceğinin "umutlu" olup olmadığıyla ilgili kısma hiç değinmemişsiniz. Muhtemelen siz de umutlu değilsiniz.

      Sil
    5. Umut her zaman vardır. Beterin beteri de her zaman vardır.
      Hani derler ya'Allah beterinden korusun" diye öyle işte. Herşeye hazırlıklı olunması gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Savaş, kriz, afet vs. kişisel olarak bir planınız olsun her durumda uygulama yapabileginiz...

      Sil
    6. Selam 1944,

      Türkiye geleceği hakkında hüküm verecek değilim, Türkiye'nin sahibi kim ise o karar versin. Ben Türk halkının bu topraklarda kiracı gibi davrandığını düşünen bir insanım.

      Nato birliği içinden Türkiye'nin çıkışı olursa, Türkiye 3-4 parçaya bölünecektir. Türkiye çok hataları yönetim olarak yapıyor. Yönetim durumunun aksine, ülke bürokrasisinde alanındaki konuların en ince kılcallarına hakim insanları da barındırıyor.

      Şu da bir gerçek, Türkiye bu hataları yeni yapmıyor. Son 50 küsür yıldır yapıyor. Bir 50 yıl daha yaparsa, düşük gelirli, iç işlerinde bağımsız dış işlerinde bağımlı ülke konumunu devam ettirebilir. Ben bilemiyorum.

      Türkiye, Batı toplumuna yetişebilecek, Batı toplumu ilerisine ulaşabilecek bilgi donanım insan sosyal yapı sermaye kaynağı vs gibi unsurlara sahip değil, olması için çaba gösterebilecek kapasitesi bulunmuyor.

      Orta doğu toplumlarından bakınca da onların Türkiye seviyesine gelmesi aynı ölçüde zor. Coğrafi köprü gibi arada kalmış bir ülke. Bu böyle, ben böyle kabul ettim. Bireysel olarak Türkiye'den çıkan insanlar dünya çapında işler başarırlar, Türkiye içinde kalanlar için imkanlar budur.

      Türk-İslam sentezi ile bu ülke insanının beyni uyuştu. Uyanış, diriliş, Kalkış, yiyiş, çöküş serisi ile devam eden diziler ile, diyaneti ile bağnazlığı sürekli topluma aktaran bir devlet yapısı var. Bunu kimse kıramadı, kırılması bana göre imkansız.

      Bir de tersten düşünelim, Türkiye Nato üyesi olmasaydı, Rusya (Stalin) bu ülkeyi parçalardı. Baktığınız yer neresi olursa olsun, günümüz Türk insanı bu ülkenin sahibi değil. Ne askeri olarak, ne de verdikleri verginin sorgusunu yaparak.

      Umut veya umutsuzluk diyemiyorum, elimizde olan malzeme budur.

      FMBPJj,6,K(A>sK^

      Sil
    7. 01:21

      "Türkiye, Batı toplumuna yetişebilecek, Batı toplumu ilerisine ulaşabilecek bilgi donanım insan sosyal yapı sermaye kaynağı vs gibi unsurlara sahip değil, olması için çaba gösterebilecek kapasitesi bulunmuyor."

      "Türk-İslam sentezi ile bu ülke insanının beyni uyuştu. Uyanış, diriliş, Kalkış, yiyiş, çöküş serisi ile devam eden diziler ile, diyaneti ile bağnazlığı sürekli topluma aktaran bir devlet yapısı var. Bunu kimse kıramadı, kırılması bana göre imkansız."


      Türkiye'nin bugünü ve geleceği ile ilgili niçin umutlu "olmadığınızı" gerekçeleriyle birlikte yazdığınız için,

      Samimi olduğunuz için,

      Teşekkürler.

      Sil
    8. 01:21
      Cok teknik ve guzel analizleriniz var. Takdir ediyorum. Ufuk acici yorumlar.

      "Ben Türk halkının bu topraklarda kiracı gibi davrandığını düşünen bir insanım."
      "Türk-İslam sentezi ile bu ülke insanının beyni uyuştu. "
      "Türkiye, Batı toplumuna yetişebilecek, Batı toplumu ilerisine ulaşabilecek bilgi donanım insan sosyal yapı sermaye kaynağı vs gibi unsurlara sahip değil, olması için çaba gösterebilecek kapasitesi bulunmuyor."
      "Orta doğu toplumlarından bakınca da onların Türkiye seviyesine gelmesi aynı ölçüde zor. Coğrafi köprü gibi arada kalmış bir ülke."

      Sil
  19. Mahfi bey, Bekir Coşkun'la hiç bir araya geldiniz mi?

    Yazılarını okur muydunuz?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bekir Coşkun'la hiç karşılaşmadım, yazılarını okurdum. Beğendiğim bir yazardı.

      Sil
  20. Hocam yazınız için teşekkürler.

    Anadolu ne demektir? Anadolu ve hitit desem aradaki bağı kısaca nasıl açıklayabilirsiniz?

    Teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Anadolu, Yunanca aslı olan Ἀνατολή (Anatolḗ) kelimedir.
      Doğu demektir. Yunanistan'dan bakınca doğuda olduğu için.

      Bir de bize ilkokullarda öğretilen Ana-doldur vardır ki, gerçek ile alakası yoktur.
      Anadolu okunuşu ve binlerce yıllık ispatı ile yunan kelimesidir.

      İstanbul da Latince, kökenlidir. Şehre doğru, şehrin içinde anlamı taşır.
      İlkokulda uydurulan İslam dolu, İslam bol ile bir alakası yoktur.

      Yunanca olarak "στην Πόλη" [stimˈboli] şeklinde yazılır.

      P4;H!#\8(?;fk9xM

      Sil
    2. Doğruymuş 01:27, millet daha kendi memleketinin ismini bilmiyor.

      Sil
  21. 2 yıl önce MB net rezervi +20 milyardı. Bugün için -41 milyar dolar deniyor. Eğer swap ve dolarla borçlanma olmasaydı(61milyar dolar giriş olmuş) dolar ve- Tl altın -daha yüksekte olurmuydu?

    Ayrıca Cds bukadar yüksekken , devletin dolarla değil de tl ile borçlanması daha mantıklı olmazmı? Faizler dolar artışının çok gerisinde olduğu için mi devlet Tl ile borçlanamıyor? Yap işlet devretlerin ödemesinin dolarla olması gibi..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Devlet-i Aliye'mizin döviz ve altın ile borçlanmaya başlamasının sebebi inşaattır. Maksat hala betonu desteklemektir. Faizle para alanlar arasında da rekabet vardır. Rekabetçi çoğaldıkça faizler artar. Devlet TL ile borçlanınca TL faizlerinin artmasına sebep oluyor. ( Talep yaratıyor.)

      Dövizle borçlanınca bu borcun önemli bir kısmının yurt dışından geleceğini umuyor. Bunun haricinde yerli piyasaya da "Madem şahsım size döviz almayın dediği halde doviz ve altın aldınız, öyleyse hiç olmazsa onları bana borç verin de hem siz kazanın hem de ben o dövizleri piyasaya satarak TL faizlerini yükseltmeden dövizi frenleyeyim" demiş oluyor.

      Türkiyenin herhangi bir yerinde üzerine beton atılmamış tek bir karış toprak kalmayıncaya kadar durmak yok, yola devam.

      Sil
  22. Hocam, batan geminin lux kabinlerinde olmak ile, guverte alti 3sinifta kalmak da, bir alternatif durum. 2010da instagram yeni kurulmustu, bugun $100myr degerinde. Keza 2010da simit sarayi veya zynga.. neyse. Yastikalti 100 altin, hala 100 altin, kime ne katkisi var? Yoksul degilim hulyasi! dediginiz yatirimlar hep "olu" isler, calismayi, kesfetmeyi, icat yapmayi, merit koseyi donmeyi asilamiyor genclere, sadece bekle, sabir, pozisyon, tevekkul.. asiliyir; Yani ya tuyeau gelecek, ya da yukaridan mudahele ile imar..

    YanıtlayınSil
  23. Hocam son cümlenizde "Alternatif maliyet hesabı böyle yapılır. Bu hesabı en baştan ve duygulardan uzaklaşarak yapmak, kayıpları önlemek ve ‘keşke’ dememek için çok önemlidir." alternatif maliyet hesabıen baştan nasıl apılır ki. Tüm alternatifler hakkında öngörülerde bulunmak gerekir.
    Hesabın doğru olabilmesi için de öngörülerin isabetli olması gerekir.Öngörülerin isabetli olması için de ...... bu böyle devam eder. Zaten yatırım yapan veya yatırım kararını değiştiren bu seçimini hesapladığı alternatif maliyetlere göre yapar. Yanlış mı düşünüyorum. Saygılarımla

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sizi haklı bulduğum için cümleyi değiştirdim. Sevgiler

      Sil
  24. Hocam buraya bir de s&p500 ekleseydik çok faydalı olurdu diye düşünüyorum. Aşağı yukarı 100'lük yatırımımız 2020 başında 1500 civarında olurdu. Altından gelecek kazancın neredeyse 2.5 katı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ortalama vatandaşın S&P'ye para yatırmayacağı açık olduğundan buraya koymak doğru olmazdı.

      Sil
  25. Sn Hocam, 2010 2020 arası 10 yıllık ulusal ve uluslararası siyasal ve ekonomik konjonktürü artık net bir şekilde bildiğimize göre, engin tecrübenize dayanarak gelecek on yıl için nasıl bir senaryo düşünürsünüz, düşündüğünüz bu senaryoyu da yukarıda ki gibi bir tablo haline getirebilirmisiniz mümkünse, seçimlerimiz kaderimiz olacaksa hiç olmazsa dayanak bir perspektifimiz olur diye düşünüyorum, teşekkürler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu bizim gibi iktidardakilere göre sistemi değişen bir ülkede öyle kolay değil.

      Sil
  26. Biz ülkece altarnatif maliyete düşen keşkeci grup oluyoruz sanırım. Ekonomide ki çanlar alarm veriyor ve bunun önüne geçemiyoruz maalesef

    YanıtlayınSil
  27. http://www.worldgovernmentbonds.com/sovereign-cds/
    Hocam önceden Ukrayna, Pakistan, Mısır, Güney Afrika, Arjantin ve Venezuela bu listede olurdu artık yok neden acaba. Ne değişti.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 2 haftadır ben de aynı soruyu soruyorum ama yanıtını bulamadım.

      Sil
    2. Selam hocam, o ülkelerin datası en son 29 September güncellenmiş.

      http://www.worldgovernmentbonds.com/cds-historical-data/pakistan/5-years/
      Burada güncellenme saati var.

      tSc6e<)7q88H'P"x

      Sil
  28. Hocam Odini taniyor misunuz? Iskandinav mitolojisi ile ilginiz var mi?

    YanıtlayınSil
  29. Bu yazıyı okumanın bir fırsat maliyeti olduğu gibi okumamanın da bir fırsat maliyeti var tabi... Kaleminize sağlık hocam.

    YanıtlayınSil
  30. Öncelikle teşekkür ederim. Emeğinize sağlık Mahfi hocam

    BIST endeks ile ilgili şöyle bir durum var. Şirketler temettü verdiklerinde borsadaki hisse değeri düşer. Bu durumda endeksi negatif etkiler. Aslında analiz ederken bu hususunda dikkate alınması gerekir.

    Bu durumda dahi endeks altını geçmesi mümkün değildir. Geçmiş geleceğe ışıktır.

    YanıtlayınSil
  31. Reformlar hükümeti istiyorum ama olmadığı için seçemiyorum.

    Seçmek istediğim şık yok. Ne yapmalıyım kötünün iyisini mi seçmek zorundayım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Reis açıkladı, yine bir eğitim reformu yapacaklarmış.

      Sil
    2. Kavun secer gibi koklayarak sec diyecegim ama pek tavsiye etmem.

      Sil
  32. Her secis bir vazgecistir.

    Kadir Seker icin

    https://www.nytimes.com/2020/10/19/world/europe/london-bridge-narwhal-tusk-pardon.html#click=https://t.co/YJJCInfKPM

    YanıtlayınSil
  33. Hocam son kısımda;
    "Buna karşılık gayrimenkulü TL ile değil de dolar ile ölçersek en düşük getirinin orada olduğunu görüyoruz." lakin oran 90, yani %100'ün altında, "0,9". Bu durumda "en düşük getiri" değil de "zarar" dememiz gerekmez miydi?

    YanıtlayınSil
  34. Hocam yazı için çok teşekkürler, elinize sağlık.
    BIST 100 için 181'i nasıl elde ettiğinizi açıklar mısınız?

    YanıtlayınSil
  35. Hocam elinize sağlık. Gayet öğretici bir yazı olmuş.
    Tablonun son sütununda Konut/USD için fark 90 TL'mi ? 90 nasıl bulundu ?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. 322.581 100 ise 290.038 kaç olur? 29.038.000 / 322.581 = 90 Dolar

      Sil
  36. Hocam yazınızı beğenmekle birlikte bir kaç eksiği olduğunu düşünmekteyim. Fırsat maliyeti hesabı yaparken zaman aralıkları her zaman tabloyu değiştirir. Yazınızda belirttiğiniz keşke dememek kısmına katılıyorum. Bu hesabı kendisi yapmadan(herkesin durum ve fırsatları çok farklıdır)çok fazla yapmadan burayı üstün körü okuyarak keşke diyen arkadaşlar olacağını düşünüyorum. Bu nedenle doğru zamanda doğru yerde olmak ile ilgili bir ekleme olmasını isterdim.

    1. Özellikle tarih seçimi için 10 yıllık bir zaman diliminde bakınca 2009-2019 arası değerlendirme ile 2011-2021(Burasını gelecek sene yapabiliriz) değerlendirme tarihi bazlı çok fazla farklılıklar oluşabilir(Altın ons fiyatı dolar bazında 2010 yılında 1100 dolar seviyesin de iken 2011 yılında 1800 dolarlar ile tarihi rekor seviyelerine ulaşmaktaydı).
    2. BIST 100 endeksi çok genel bir endeks olarak kalıyor. BIST30 endeksi değerlendirmesi Türkiye şartlarında uzun vadeli yatırım(10 yıl 20 yıl gibi)(Hisse bağımlı bakılınca tablo çok daha farklılaşacaktır.)için fırsat maliyeti hesaplama konusunda daha doğru olacağını düşünmekteyim.

    Özet: 2010-2020 tablonuza fırsat maliyeti hesabı yapacak bir kişinin giriş noktası çok önemlidir.

    YanıtlayınSil
  37. Bu gibi durumlarda bektaşi hikayeleri çok yol göstericidir. Sizin durumunuza uyan, 2 testi şarap arasında seçim yapma hikayesi. Hani birini tattıktan sonra öbürünü gösterip "bu daha iyi" dediğinde "onu tatmadın ki" itirazına, "bundan beter olacak değil ya" şeklinde cevap verdiği hikaye...

    YanıtlayınSil
  38. Tercih yapabilmek için öncelikle kaynağın ve onu değerlendirecek zamanın olmalı....
    Güzel bir replik vardı dizilerden birinde;"9 milyar doların ve yaşamak için 24 saatin var..Let's go.."

    YanıtlayınSil
  39. Merhaba Mahfi Bey,

    1- Konut değer artışını nereden aldınız? Reidin-GYODER yeni konut endeksi Eylül 2010 'da103, Eylül 2020'de ise 202'dir. 4 misli değil, 2 mislinden azdır.

    2- Konuta kira gelirini koymuşsunuz doğrudur fakat bu takdirde güncel değer olarak yeni konut değil 10 yıllık 2. el konut fiyatı esas alınmalı.

    3- Aynı dönemdeki TÜFE endeksleri 179,02 ve 472,21'dir. 2.64 misli olmuştur.

    Sonuç olarak konut yatırımları altın ve dövize karşı çok kötü olmakla kalmamış, enflasyonun bile altında kalmıştır.

    Saygılarımla
    A. Selami Güleç
    Adana

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hesabınız doğru. Ben konut fiyatını en çok kazandıran konutları esas alarak hesapladım.
      O da doğru konutu bol tuttuğum için öyle yaptım. Çünkü o haliyle bile değer çok düşük kalıyor.
      Teşekkürler, paylaşımınız için.

      Sil
  40. merkez bankasının 150 baz puan faiz artırımına gideceğini tahmin ediyorum. 400-500 baz puan gibi sert sıkılaşma yapmayacaktır. çünkü yüksek kredi genişlemesi nedeniyle sert faiz artırımı kredi dönüşlerinde ciddi sıkıntı yaratabilir ve batık kredi hacmi hızla artmaya başlar. ayrıca ekonomiyi hızlı soğutmak istemeyecektir. kademeli soğutmayı tercih edecektir. yeni bir kur şoku yaşanmadıkça merkezden sert faiz artışları beklemek hayalcilik olur derim. cari açığı da kademeli şekilde düşürmeye çalışacaktır bu yolla. ancak benim naçizane düşüncem cari açıkta faizden çok kur düzeyi önemlidir. o yüzden cari açık büyümesi yavaşlasa da ana trendin yine yukarı yönlü olacağı kanaatindeyim. çünkü dış girdi bağımlılığı o kadar çok arttı ki son 17-18 yılda dolar kuru 8 liraya dayanmasına rağmen ithalatta belirgin düşüş olmamaktadır. bu yüzden cari açığın nötr hale gelmesi için ekonominin ciddi derecede soğuması gerekiyor bence!. bu da ya kurların daha da yükselmesiyle ya da yüksek faiz artırımlarıyla mümkün olabilir gibi görünüyor. cari açığın kompozisyonunun da sabit sermaye yatırım artışları değil de tüketim malları ithalatı ağırlıklı olması cari açığın güçlü temellere dayanmayan büyümeye dayalı verilmekte olduğunu teyit etmektedir.bu ciddi sıkıntı demektir. büyüme istikrarı kaybolmaktadır.tasarruf artırıcı değil azaltıcı büyüme girdabına kapılmışız gibi görünüyor maalesef!.

    YanıtlayınSil
  41. Mahfi Bey, yazi icin tesekkurler. Ekonomi alanim degil ama matematik oyle. O yuzden aklima takilan bir kac seyi paylasmak istiyorum.
    1. Birim fiyatlari yillik ortalama mi? Yilsonu fiyati mi yoksa yil ici maksimumlar mi? Dalgalanmasi cok olan yatirim araclarinda bu nokta ciddi bir fark yaratabilir.
    2. Emlak icin 4 kat artis sonucuna nasil varildi? Bu bir istatistige mi yoksa varsayima mi dayaniyor? Ayrica vergi neden sadece 2020 fiyatina eklendi? 2010’da vergi odenmemis miydi?
    3. Euro/TL ve Dolar/TL oranlariyla Global Euro/Dolar oranlari tutuyor mu? Bu oran surekli dalgalanmakla birlikte yanilmiyorsam Euro lehine artti. Turkiye’de neden bunun tersi sonuc cikiyor?
    Tabi yazinin mesaji net ama detaylar da onemli, cunku bu tabloya bakinca altin cok iyi Euro az getiriyor diye bir cikarim yapip etkilenmek cok mumkun. Tekrar tesekkurler.

    YanıtlayınSil
  42. Muhtesem bir yazi olmus, ellerinize saglik hocam. Konudan bagimsiz bir sorum olacak, Turkiye'de davranissal ekonomi / norofinans konulari ile ilgili calismalar var mi? Takip edebilecegimiz kisiler ve kaynaklar mevcut mu?

    Selam ve saygilarimla degerli hocam,

    Safa ARIKAN

    YanıtlayınSil
  43. --------Dolar---Enflasyon(sepeti)----Yıllık ortalama Cari açık(2001-2008 arası)
    2001----1.23-------100-----------------19.2 milyar dolar
    2008----1.29-------398

    2001 2008 yılları arasında neredeyse dolar hiç artmamış ama enflasyon %300 artmış. Bu ne anlama geliyor? Yani dolar artarsa maliyet enflasyonu, dolar artmazsa talep enflasyonu mu oluşuyor?

    Bu durumda enflasyonu düşürmenin yolu nedir?

    Ayrıca 2001-2008 yılları arasında ortalama faiz %28 olmuş. Bu durumda gerçekten de faizin yüksek olması bir maliyet enflasyonu yaratmıyor mu? İnsanlar sattığı ürünlerini faize bakarak arttırma eğilimine girmiyorlar mı?

    YanıtlayınSil
  44. Hocam, farkı hesaplar iken 2010 da 100 liranız var ise 2020 de olan değeriyle arasındaki farkı diyorsanız hepsinden 100 çıkarmanız gerekir. Altını örnekleyelim 485/68.4=7.09 katı. Yani 100 liranız 709 lira olmuş.Fark 709-100=609 olur.
    Saygılarımla,

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tablodaki fark sözcüğü yanlış olmuş. Doğrusu 2003 = 100 olacaktı. Düzelttim, teşekkürler.

      Sil
  45. hocam merhaba,

    Yerel mahkeme Anayasa mahkemesini tanımadığında belki de bu kadar ağır hukukun yok sayıldığı az olmuştu. Türkiyenin problemlerinden biri olan hukukun üstünlüğünün bariz şekilde çiğnemesi akşamında aym ve içişleri bakanlığın twitter üzerinden atışması, ekonomi piyasasını ve tl'nin çok değer kaybedip, doların 8 e ulaşabileceğini düşündüm. Ancak kararın verildiği günden iki gün sonrası 7,89'dan 7,91 gibi seyir etti. Tl'nin bu hukuksal olmayan karar sonrası değer kaybetmemesinin nedeni nedir sizce ?

    Tl kaybedeceği kadar değeri kaybetti ve inebileceği maksimum seviyeye ulaştığından böyle bir olayın dahi tesir etmemesi mi yoksa yabancı piyasanın türk hukukuna karşı tavrı o gün ki kararda olduğu gibi aynıydı ve değişmedi mi ?

    Şimdiden yorumlarınız için teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...