Her Büyüyen Ekonomi Gelişmiş Olmaz

İngiliz düşünürü Thomas Hobbes (1588 – 1679), Oxford Üniversitesinde öğrenim görmüştü. Ünlü kitabı Leviathan’da; liberalizmin, ülkeyi yöneten Egemen’in iktidarını sınırlandırma aracı olarak geliştirdiği güçler ayrılığı ilkesine karşı çıkmıştı. Çünkü Hobbes’a göre güçleri ayırmak Egemen’i zayıflatır, gücünü azaltır, böyle bir zayıflık ortaya çıktığında insanlar doğaları gereği yine güç savaşına girerler ve bu gidiş sivil savaşa yol açar. Hobbes’a göre insan insanın kurdudur (homo homini lupus.) Bu yüzdendir ki mutlak egemenlik, devleti yıkılmaktan korumanın gerekli koşuludur. Siyasal ve dinsel iktidarlar arasında yapılan ayırım Hobbes’a göre iktidar gücünü zayıflatacak bir ayırımdır. O nedenle bu ikisi tek elde toplanmalıdır. Hobbes, meşruti monarşi, aristokrasi ve demokrasi gibi yönetim biçimleri olduğu gerçeği kabul edilse bile asıl olarak egemenin gücünün mutlak olması gerektiği görüşündedir. Hobbes’un mutlak monarşiden yana olduğunu desteklemek için verdiği örnek evrenin tek bir Tanrı tarafından yönetilmesidir. Bunu model alırsak ülke için de en iyi durum yasama, yürütme ve yargı güçlerinin tek elde toplanmasıdır.  

Aynı çağda yaşamış olan, aydınlanma ve akıl çağının kurucusu olarak kabul edilen bir başka İngiliz filozofu John Locke da (1632 – 1704) Hobbes gibi Oxford Üniversitesinde okumuş ve aynı yerde öğretim üyesi olmuştu. Doğa bilimleri ve teolojiyle ilgilenmesinin yanı sıra yargıçlık da yapmıştı. John Locke’a göre uygar toplumda bireylere yönelebilecek üç tehlike vardır:

1.     Yasama erkini elinde tutanların yürütme erkini de ellerine geçirmeleri ya da tam tersine yürütme erkini elinde tutanların yasama erkini de ellerine geçirmeleri.

2.     Yasaları yapanların ve uygulayanların kendilerini yaptıkları yasalara uyma yükümlülüğü altında görmemeleri.

3.     Yasaları yapanların bu yasaları kendi özel yararlarına uygun olarak yapıp özel yararlarına göre uygulamaları.

Bu tehlikelerden kurtulmanın tek yolunun yasama ve yürütme erklerinin farklı kişilerde olması gerekir. Bunlara ek olarak yargının da bağımsız olması şarttır. Locke'a göre insan hakları; yaşam hakkı, özgürlük ve mülkiyet hakkından oluşur. Bu hakların korunmasının güvencesi bağımsız yargının varlığıdır.

Ekonomik büyüme, bir ülkede insan ihtiyaçlarını karşılayacak olan araç ve ürünlerdeki artış olarak tanımlanıyor. Bunu ölçmenin en kestirme yolu bir ekonominin ürettiği ölçülebilir bütün değerlerin piyasa fiyatından karşılığını ifade eden GSYH’de bir dönemden diğerine reel (fiyat artışlarından arındırılmış) bir artış olup olmadığına bakmaktır.

Ekonomik gelişme, daha çok kalkınma aşamasını tamamlamış ve yapısal değişim içine girmiş ekonomilerin durumunu anlatmak için kullanılır. Gelir ve refah sorununu bir anlamda çözmüş olan ekonomilerin, sosyal alanlarda, eğitimde, hukuk alanında, demokraside, kültürel yaşamda ilerlemesini tanımlamakta kullanılır.

Dünya uygulamasına baktığımızda gelişmiş ülke olmak için John Locke’un dediklerini izlemek gerektiğini görmemek mümkün değil. Günümüz dünyasında büyüdüğü halde henüz gelişmemiş birçok ekonomi var: Hızla büyüyen Çin, Hindistan ve Rusya bunların en önde gelen örnekleri arasında sayılabilir. Bu ülkelerin halkları belirli bir zenginliğe ulaşabilirse ekonomi dışındaki alanların önemini anlayacak ve onların peşinde koşmaya başlayacak.

En acıklısı Türkiye’nin durumudur. Türkiye, yakın zamana kadar, ekonomisi yeterince güçlü olmasa bile, gelişmişlik için gerekli olan ekonomi dışı düzenlemelerin çoğuna az ya da çok sahipti. Bunları geliştirip ileri taşıyacağına çoğundan vazgeçerek, Hobbes’un söylediklerine kapılıp, geriye gitti.

Yorumlar

  1. "Kelimeler sadece onları anlayanlar üzerinde etkilidir."
    -Leviathan, Thomas Hobbes

    YanıtlaSil
  2. Hocam sizce Türkiye girdiği bu sarmaldan kaç yılda çıkabilecek ya da çıkabilecek mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2023'ten geçtik, umutlar 2071'e kaldı... 50 yıl diyelim.

      Sil
    2. Akıl ve bilim yoluna dönerse hızla çıkabilir, dönmezse çok uzun yıllar çıkamaz.

      Sil
    3. Ilk 5 yil imf turu ayagini yorganina gore uzatma tasarruf tabanli israfi yok edici butce ve cari acik disiplinli ortodoks ekonomi politikalari bununla paralel peyder pey genis capli yapisal reformlar ile birlikte toplamda surec 10 yilda tamamlanir. Butun bunlarin semeresini yemek ise 15. yildan itibaren gorulur. 20. yildan itibarende isler ters gitmezse gelismis ulkeler kategorisine girilebilir.

      Sil
    4. Hocam bitcoin ne olur böyle?

      Sil
  3. Eline sağlık hocam. Galiba sağlıksız yaşlanıyoruz. Huysuz ve çaresiz ihtiyar olmak kaçınılmaz gibi.

    YanıtlaSil
  4. Mahfi Hocam, umarım ülke olarak Türkiye ekonomisini güçlü kılacak, Türk ekonomisini ileriye taşıyacak yapısal reformlar en kısa sürede yapılır. Ancak Ülke gündemine bakınca bunun yakın zamanda mümkün olmayacağıdır. Durum bunu göstermektedir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne yazık ki haklısınız, yine de umudu yitirmemek gerek.

      Sil
  5. "gelişmişlik için gerekli olan ekonomi dışı düzenlemelerin çoğuna az ya da çok sahipti."

    O zaman Yapısal Reforma gerek yok ancak yaplmış reformları doğru istikamette hızlıca hayata geçirmekte sorun var diyebiliriz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şimdi sahip olmadığı için yapısal reformlara her zamankinden daha çok gerek var.

      Sil
  6. Gelişmiş toplumlar bunu hak etkiyi için o seviyedeler en önemlisi Hicbir cevap sorudan bağımsız deyildir .
    Neyi farklı yapiyoruzki sonuç farklı olsun..suan dünyayı bizim toplumuz yönetecek denildi hangi kurum hangi uversitemiz v.s buna hazır

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cengiz abi, size kim dünyayı bizim toplum yönetecek dedi abicim? Onun kullandığı maldan istiyorum ben de. Abi yok sen buna inandıysan, senin torbacının da telefonunu alabilirim bu mal da iyiymiş. Bayram bayram bizim de kafamız düzelsin, biz de güzelleşelim.

      Sil
  7. Beton ekonomisi rakamları büyütür, kalkınma ekonomisi bireysel ve toplumsal refahı artırır. Bu açıdan Türkiye ekonomisi rakamsal büyürken kalkınma ekonomisi bağlamında bir ileri iki geri ''kurbağa "misali yerinde saydı

    YanıtlaSil
  8. Mahfi hocam kaleminize sağlık. Batıyı övmeyi çok sindiremiyorum ama adamların 500 yıl önce geliştirdikleri çözümleri hala uyguluyor olamamız kanıma dokunuyor. Umarım bir gün büyümekten ziyade gelişmeyi konuşabilecek muassır medeniyetler seviyesine ulaşırız. Herkese iyi bayramlar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Batının doğru yaptıklarını övmekten kaçınmamak lazım. Daha doğrusu doğruyu kim yaptıysa onu övmek normal.

      Sil
    2. Abi hoca oksford yazmış, Oxford, 500 yıl önce adamda üniversiteyi geçtim, oxford varmış. Abicim kanına ne dokunuyor? Çalışan kazanır, hayatın kuralı, bunun nesi sana dokunuyor? Çalışan övülür, sana bu batı düşmanlığını kim verdi? Sen niye durduk yerde batıya düşman oldun? Sen adamların 500 yıl önce yaptıklarını uygulayamıyorsun Batının suçu ne? Millet hala göklerden inen koyunlara, göklere çıkan adamlara, cinlere inanıyorsa batıdakiler ne yapsın bunlara? Hayat böyle, zaman ile temizlik yapar, hiç durmadan .

      Sil
  9. Mahfi Hocam büyüklüğünüz bu sistematik düşünmenizden geliyor.

    Tebrik ederim.

    Uzun süredir düşündüğüm ve size daha önce de yazdığım konuya giriş yaptınız.
    Buradan devam etmenizi ümit ediyorum.

    Ülkemiz henüz gelişmekte olan bir ülke.
    Henüz kapitalist değil.
    Burjuva kültürü seviyesinde ekonomik bakış açısı olan bir ülke diyebiliriz.

    Batıda bırakınız yapsınlar ilkesinden hareket ederken hem yatırımcı kalitesi hem de hukuk düzeni yatırımcıyı üretime sevk ediyor. Yatırımcı iş yapıp para kazanıyor.

    Ülkemizde ise yatırımcılara bırakınız yapsınlar dediğinizde en çok gelir getiren inşaat, rant, faiz veya yabancı paraya yatırım yapıyor.

    Bu ülkede henüz insan davranış seviyesi modern kapitalist sisteme uygun değil. Sermayedar rantçı, aydını yetersiz, meslek sahibi de mesleği adına değil direkt yaşamını sürdürmek için çalışıyor.

    Kuvvetler ayrılığı konusuna hiç girmiyorum. Ülkemiz bu konuda bilinçlendi ve yakın gelecekte bu durum düzene girecek ümidindeyim.

    Ama yapısal reformlar olarak adlandırılan hukuk, insan hakları, kadın hakları, girişimciliğin desteklenmesi ve liyakat konusunda henüz çok gerilerdeyiz.

    Bu sebeplerle ülkemizin kalkınmasını mevcut şartlara göre uygun bir modelde planlanması ihtiyacını görüyorum. Bu konudaki işaret fişeğini yakacak adayım sizsiniz. Yapsak ne olur demeyin, Ali dinlemezse Veli dinler. Onlar da dinelemezse seçmen dinler.

    Bu modelin uygulanma süresi olarak da sizin yazınızda belirttiğiniz gibi bizim de gelişmiş ülke seviyesine hem gelir olarak hem de insani kriterler açısından gelene kadar.

    Sevgiler 😊

    YanıtlaSil
  10. ABD tahvil faizleri 1,63. Dolar 8,44. Tahvil faizleri %2 olduğu zaman dolar büyük ihtimalle 9 TL'nin üstünde olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıllık enflasyon farkınıda %30 civarında ekleyin.

      Sil
    2. Dolarda benim yaptigim makro hesaplamalara gore ve yapay makine ogrenmesine gore 9.58-9.63 bandi Turkiye ekonomisi icin makro duzeyde denge noktasidir.

      Sil
    3. üreticiler doları bir yıldır 10 liradan hesaplıyor

      Sil
  11. Ülkede mafyalar bile adaletliksizlikten şikayetçi artık gerisini düşünmeye gerek yok.

    Adaletin olmadığı yerde ekonomi gelir paylaşımı düzen sistem başkan yetkili gibi kavramlar olmaz ancak güçlü olanın sözü geçer tabi biryere kadar. İşte orası dış güçlerin pastadan pay alma kavgası ile tavan yapar. İçeride adaleti sağlayamayan dışardan adalet beklemesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet mafya bile adalet arıyor. Trajikomik bir durum.

      Sil
    2. "Mafya" kurumunu yüceltmek için söylemiyorum.

      Suç örgütleri ve bunların kadrolarının büyük bir bölümü, isteseler de istemeseler de, hukuk mekanizmasının nasıl işlediğini öğrenirler. Bunun için hukuk fakültelerinde eğitim almaları da gerekmiyor.

      Kanun maddelerinin hangilerinin arasında çatlaklar var, muğlak maddeler hangileri, hangi kanun maddesinin etrafından dolanarak ceza alınmaz gibi pek çok teknik ayrıntının bilgisine sahipler.

      Bu örgütlerin lider kadrosu sabahtan akşama kadar kanun/yasa kitapları okumuyor elbette. Çevresinde hukuk eğitimi almış kişiler onlara "danışmanlık" yapıyor.

      Francis Ford Coppola'nın "Godfather" film serisini ve "The Sopranos" aldı TV dizisini dikkatle izlerseniz, pek çok avukatın ve hukuk konusuna epey yetenekli kişilerin bu suç örgütlerinin lider kadrosunu nasıl bilgilendirdiklerine ve hâttâ çoğu zaman hapse düşmekten kurtardıklarına tanık olursunuz.

      Sil
    3. Selam,

      Eğer adalet arıyorlar ise onlar mafya değildir, boş birer kukladırlar, günü gelince kutusuna konurlar, ya da çöpe atılırlar. Bilirsiniz bunlar işleri bitince, çöplüklerden toplanırlar.

      Sil
  12. Hocam, Hobbes Fransız devrimi zamanında yaşasaydı asla Leviathanı yazmazdı.

    YanıtlaSil
  13. Cehalet ile asla savaşılamayacağını anladım. Eskiden köylerimizin eğitimsiz bırakılmasının faturasını şimdi hep beraber ödüyoruz. Z kuşağı ile işler tersine dönecek çünkü artık teknoloji neredeyse herkesin cebinin içine girdi. Yani beyin yıkama işe yaramıyor artık ! Soylenen ne ise açıp soruyor google sitesine veya türevlerine....Şimdinin gençleri bu sayede hesap soruyor, Avrupadakiler yazın hangi ülkeye gideceğini tartışırken biz başörtüsünü , MB rezervlerini, 3 Yerden maaş alan adamları niye tartışıyorz diye...

    YanıtlaSil
  14. Hocam yazi için teşekkür ederim. Her iki düşünce de günümüze kadar taraftar bulmuş. Bundan sonrada taraftar bulacaktır kanaatimce "Insan insanın kurdudur" diyor dusunur fakat bir insanin eline butun gucun verilmesini destekliyor. Bu kendi icinde celiskili degilmi hocam? Ayrica buyume bireysel ve toplumsal olarak yaşam kalitesini ve refahi artirmiyorsa hatta azaltiyorsa tehlikelidir diye dusunuyorum.

    YanıtlaSil
  15. Hocam mesela Almanya yı gelişmişlik açısından nasıl buluyorsunuz?Ülkeleri karşılaştıran birçok endekste üst sırada bu gerçeği yansıtıyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında Almanya bitmiş, sürünüyor, Merkel bizi gördükçe hasetinden çatır çatır çatlıyor. Youtube videolarında sapına kadar reisçi gurbetçilerimizi izlemiyor musunuz? Ballandıra ballandıra anlatıyorlar bu gerçekleri. O endekslerde de rüşvet vererek kendilerini üst sıralara aldırıyorlar, yoksa her konuda bizim en az 10 sıra altımızdalar...

      Sil
    2. Almanya'yı beğenmiyorsanız dönün kardeş kardeş ülkemizde yaşayalım diyorum, sonrasında çıt yok içlerinde derin bir sessizlik ...

      Sil
  16. Haziran 2021'de Kanal İstanbul inşaatı için ilk kazma vurulduğunda ne tepki vereceksiniz çok merak ediyorum Mahfi bey?

    Ne yapacaksınız acaba...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kazmanın sizin ödediğiniz vergilere vurulacağını bildiğim için herkesi yeterince uyardım. Sonrasını siz düşünün. Benden günah gitti.

      Sil
    2. Kazma, altından hiçbir zaman su akmayacak olan köprüler için vurulacak. Bu iktidar çok yakında gittikten sonra o köprülerin temel çukurlarına sizin gibi yandaşlardan ilham alınarak bir isim verilecek ve bilinçsiz bir halkın ülkeyi hangi noktalara kadar sürükleyebileceğinin göstergesi olarak sergilenecekler....

      Sil
    3. iktidar destekçilerindeki kendileriyle aynı fikirde olmayanların; ülkenin ilerlemesini, gelişmesini ve halkının mutlu olmasını istemediği sanrısı inanılmaz geliyor bana.
      Anonim 17.22, bahsettiğiniz proje ülkeyi çağ atlattıracak bir girişim olsaydı desteklerdi herkes, ayakta alkışlardı.
      Sizinle aynı fikirde olmayanların, kıskançlık krizleri geçirdiğini düşünerek aylar, yıllar geçti gitti. Geldiğimiz noktadan, içinde bulunduğumuz durumdan memnunsanız, mutluluğunuz devamını dilerim.

      Sil
  17. Sayın Eğilmez,

    Önünüzde saygıyla eğiliyorum.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  18. Hocam kalkınma ve büyümenin farkını çok güzel ortaya koymuş. Başkanlık sisteminin bizde işlememesinin nedeni de bizim kalkınmayı gerçekleştirmeden bu sisteme geçmiş olmamız . Hukuksal reformlar yapılmalıydı öncel olarak da CB nin hiçbir şekilde yargı üyelerini şeçmemesi gerekliydi . Bu şekilde olunca yargının yürütme üzerinde ne yazık ki hiçbir yaptırımı olmuyor. Cumhurbaşkanını geçtim bi bakanlık için bu denetim olmuyor. Ve bu durum cumhurbaşkanının muhalefetin eline geçmesi durumunda da yaşanacaktır. Bu yüzden hem gerçekten güçlendirilmiş bi parlamentoya hem de yargının yapılandırılmasına ve bağımsızlığına ihtiyaç vardır.

    YanıtlaSil
  19. Para varsa hayat güzel

    Para yoksa hayat bomboş

    Sen ne dersen de Mahfi hoca

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağlığın yerinde değilse paranın hiçbir anlamı kalmaz. Kanuni Sultan Süleyman'ın dediği gibi: 'Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.'

      Sil
  20. Sayın Eğilmez, eğitim seviyesi düşük bir halkın , eğitim seviyesi yüksek birini kendisini yönetmesi için seçmesi mümkün de değildir, uygun da değildir. Bunun tersi de doğrudur. Değişim süratli olamamalı, halkın hazmedeceği hızda olmalıdır. Ancak sizin gibi fedakar, dürüst, çalışkan, cesur insanlar beraberce bir çalışma yürüterek, bir grup kurarak bunu başarabilirler. Ancak bu insanların siyasete bulaşmayacaklarını taahhüt etmeleri gereklidir. "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" kitabında olduğu gibi. Acaba yanılıyor muyum?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanılmıyorsunuz, Atatürk'ün yaptığı da budur. Ama sonraki kuşaklar bunu yürütmek yerine üç gün daha iktidarda kalabilmek için bu mirasa ihanet etmiştir ne yazık ki.

      Sil
    2. Türkiye Cumhuriyeti, halka rağmen, elitlerin kurduğu ve yönettiği bir ülke idi. Cumhuriyet ilk yıllarına türk demokrat! kesimlerinin eleştirileri de bu yöndedir, kurulan meclis, seçilen adaylar, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün yetkileri konusunda çok eleştiri getirirler. Hepsini yazmaya gerek yok, okuyanlar benden daha iyi biliyorlar, hergün bir şekilde demokrat! tarafın propagandalarına maruz kalıyorsunuz.

      Elit kelimesini de çarpıtarak yaparlar. Elit, bir alanda uzmanlık seviyesinin üzerinde yetenekler kazanmış, seçilmiş kişilerdir. Bu seçilme, o alanın uzmanları tarafından kabul görmüşlük anlamına gelir. Yukardan inme bir seçkinlik anlamında değildir.

      Elit, İngilizce olarak "A select group that is superior in terms of ability or qualities to the rest of a group or society." geçerken TDK ya baktığımda, yetenek ve kalite kelimelerini kullanmadan seçilmiş grup ve kişi olarak çevirmiş. TDK'ya göre elit, seçilmişlerin grubu.

      Böyle olunca, türk beyninde elitlerin, zengin, şöhretli ve yüksek makamlardan kabul edilmiş kişi olarak algılanmaları oluşuyor. Halbuki, halk dilindeki ustaların ustası, hocaların hocası tabiri daha uygun düşer. Elitlerin zengin olmalarına gerek yoktur.

      Cumhuriyet, bu anlamıyla, önce askeri, sonra bürokrasi elitlerinin kurduğu bir yönetim rejimidir. Ahalinin, köy enstitüleri, askeri eğitim vb alanlardan filtrelendikten, rehabilite edildikten, bir de yüksek eğitim ve mesleki tecrübe aldıktan sonra kamu görevlerinin karar alma aşamalarına getirilmeleri gerektir. Bir anlamı ile ahaliden ayrılıp, alanında elitleşen kimselerin yönetim kademelerinde bulunmaları. Günümüz yaygın ismi ile liyakat. Türk demokratları buna karşı çıkarak, ahaliyi direk yönetim kademelerinde insiyatif gerektiren konulara dahil etmişlerdir, tüm siyasi vaatleri de bunun üzerinedir.

      Hayatım boyunca, okuduğum hiç bir devlet düzeninde, ahalinin bu denli yönetime katıldığı başarılı bir devlet görmedim. Hepsi bir süre sonra çökmüşler. Türkiye özelinde elit bir kesimin iktidarı alması ülkeyi kurtarır. Bazı türk entellektüelleri günümüzde hatalı olarak(bana göre artniyetli olarak), seçimler ile ahalinin iktidarı düzelteceğini belirtiyorlar. Ahalinin düzeltebilme kabiliyeti olsa idi, daha önceki seçimlerde düzeltirdi, ahalide düzeltme yerine iktidarı değiştirme yeteneği vardır. Malesef, sonraki seçimlerde, iktidar değişse bile düzen devam edecek.

      Bazıları da hatalı olarak parlamenter sisteme dönüşün kurtuluş olduğunu iddia ederken, parlamenter sistemin Türkiye uygulamasının günümüz rejimini doğurduğunu unutmaktadırlar.

      Türk halkının hazmedeceği bir hızda bir değişim imkanı bulunmamaktadır. Zira, ülke diğer ülkeler ile rekabet içindedir. Türk halkının hızı, türk ekonomisinin verimi, dünya ortalamasını altındadır. Türk halkının hızı, Türkiye yi daha derin karanlığa sokar. Türkiye'nin ilacı, Cumhuriyet kuruluşundaki gibi, elitlerin öne çıktığı, ahalinin yönetimden geri kaldığı bir rejimdir.

      Batı dünyasının istemi ve zorlaması dışında, böyle bir iktidar şansı ülkede yoktur. 1980 lerin kafası ile hareket eden bir batı dünyası, Türkiye'yi AB içine bu şekilde dahil etmek istedi. Globalleşme sonucu yeni ve daha kaliteli insan kaynağına erişim, Sovyetlerin yıkımı sonucu kabul edilebilir yeni komşuların olması, Türkiye'nin AB içine girmesine gerek bırakmıyordu, ayrıca Türkiyenin AB üyeliğinin maliyeti de aşırı yükseldi. 90 ve 2000li yıllarda deneyim kazanan AB bürokrasisi bu durumu gördü, yakın zamanda Türkiye ile bağları kendi bürokrasilerinin hızında bırakacaklar. Bana göre de, Batı dünyası açısından, Türkiyenin kontrol edilebilir bir kaç parça halinde bulunması, AB üyesi Türkiyeye göre daha az maliyetlidir.

      Türkiye'yi yine elit bir grubun, bu sefer asker kurucularımız yerine, üreten ve emek veren kesimlerin ihtiyaçlarını karşılayabilen bir elit grubun yönetmesi ülkenin makus talihini bitirir, ülkeyi kurtuluşa erdirir.

      H#nO0Xo8J!ZIJbXe

      Sil
    3. Anonim 18.17; mesele elit kelimesinin tanımında değil, algıda jakoben ile karıştırılmasında. Yukardan inme seçkinlik olarak yaptığınız tanımın karşılığı jakobenizmdir bildiğim kadarıyla.
      Örnek olarak, herkesin katılımına açık uzun mesafe koşuları vardır. Koşucular iki gruba ayrılar, elit atletler ve averaj koşucular. Ben saatte 10 km ile koşabilirken, elit atlet ortalamada 20 km'nin altına inmez. Ben ortalamamı 11-12 km seviyesine getirdiğimde 2 km sonra canım çıkarken, elit atlet 21-22 km seviyesinde uzun süre koşabilir. Bu yüzden, yarışlara elit atlet grubunun önden, ayrı olarak koşmasına kimse itiraz etmez. İşin doğası bunu gerektirir. Elit koşucu, potansiyeli olan ortalama koşuculara nerelere kadar gidebileceğini göstermek adına örnek teşkil eder, her koşanın hedefi eliti geçmektir. Bu da koşu grubunu her zaman daha ileri bir seviyeye taşır.
      Jakoben bir koşu organizasyonundaysa, koşu organizasyonunun örnek verelim damadı vb., beğendiği kişiler diğer gruptan önce koşuya başlarlar, potansiyeli olan ama elit atlet olabileceğinin farkında olmayan koşucular ise averaj gruba yerleştirilir. Tepeden inme seçkin grup, yani jakobenler, kendilerini zorlayarak 11-12 km bandında koşarlar ve organizasyonun doğası gereği potansiyeli olan ama elit olmasına izin verilmeyen grup için hız sınırı bellidir yani 11-12 km.
      Elit önde gittiği koşu organizasyonlarında dereceler sürekli yükselirken; jakoben organizasyondaysa, koşucular kendi içlerinde elde ettikleri derecelere tatmin olurken aslında sürekli olarak oldukları yerde saymakta ve ilerleyen organizasyona göre giderek daha geride kalmaktadırlar.

      Sil
  21. nufusu bizim kadar hizli artmis olan (1920-gunumuz 5 kat) ve ayni zamanda da az gelimislikten gelismislige gecebilmis olan bir ulke var midir acaba? bir baska deyisle nufus artis hizi belli bir duzeyi gectiginde gelismislige (buyumenin degil) gecmenin onunde bir engel olabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nufus artis hizinin yuksek olmasi gelismislige ve kalkinmaya engeldir. Ulkelerin refahini kisilerin ekonomik duzeyde gelisimine ve gelirlerinlerin adil paylasimina engel teskil etmektedir. Turkiye icin tipki Ispanya gibi tipki g. Kore gibi 80li yillarin baslarindan itibaren nufus artis hizini dusurmesi gerekliydi. Bu sorunu cozmesi gerekiyordu. Bunun da basat oyuncusu Dogum orani hizidir. Ancak biz bu oranlara 2000lerden sonra ulastik. Bu da bize 20 senede cok sey kaybettirdi. Hem enflasyon hem gelir adaletsizligi hem egitimsizlik hem refaha ulasmanin onundeki sorunlarimizi artirdi.

      Sil
  22. Yeni bir büyüme modeli geliştirmek gerek. TL cinsinden büyüdük. $ cinsinden küçüldük. Bence belli malların tüketiminin artış azalışına bakılmalı. Örneğin et tüketimi azalıp makarna tüketimi artıyorsa ülke küçülüyordur veya ev sahibi sayısı azalıp kiracı sayısı artıyorsa. Buna göre bir endeks oluşturulabilir belki de vardır da ben bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  23. Sevgili üstat merhaba, öncelikle bayramınızı kutlar sağlıklı günler dilerim.
    Çin’i Rusya ve Hindistan‘dan biraz daha farklı bir yere koymak gerektiğini düşünüyorum. Zira yüksek teknoloji üretebilen bir güç haline geldi. Bunu başarmış olması arka tarafta yerleşik, iyi işleyen bir takım sağlam kurumların olmasıyla alakalı olmak zorunda diye düşünüyorum.
    Okumuş olduğum “Iyiden mükemmel’e” (Good to Great) kitabında kalıcı başarılı performanslar gösteren işletmelerin bu performanslarını sağlamalarında güçlü ve bilgili bir liderle karşılaşmaları ve berisinde bir sistem bırakarak görevi devretmesi hikayesi veriliyor.
    Kısa dönemli başarılı performansları gösteren şirketler güçlü liderlerla karşılaşan ancak arkasında bir sistem kuramadan ayrılan liderlerle alakalı.
    Sanırım bizim hikayemiz biraz böyle. Çıkışımız nasıl olacak inşallah hep birlikte göreceğiz.

    Çok selam ve sevgilerle.

    YanıtlaSil
  24. Hocam bugün pazarda kapanma öncesine göre %100 ü bulan fiyat artışları gördüm,yoksa enflasyon dalgası tsunamiye mı dönüşecek?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu kurlarla daha iyisini beklemek hayal olur.

      Sil
    2. Hocam kuru çıpayla düşürmenin vakti geldimi?

      Sil
  25. 1945 lerde bir çok Avrupa ülkesi, Japonya, Kore ve Dünya'nın geri kalan hatırı sayılır sayıdaki bir çok ülkesinden ileri bir ülke iken Türkiye, şimdi piyasaları çetelerin çalkantılarının etkisinde yön arayışında..
    Aslında pek de acıklı görmüyorum hocam, bilakis 'devlet malı deniz yemeyen domuz', 'bal tutan parmağını yalar' vb.şark kurnazlığı kültürel kodlarını aşamayan toplumlara müstehak görülebilir; Çünkü olanları sadece ilahi adaletin tecellisi olarak görmek mümkün.
    Şundan emin olabiliriz ki hukuk tartışmasız hakim kılınmadıkça hiçbir ileri tarihte hiçbir hedef yakalanamayacak, aynı girdapta çalkantılarla geriye doğru yol alınacaktır..

    YanıtlaSil
  26. Mahfi Bey ekonomi dışı düzenlemeyi tam açar mısınız, burada ne demek istediniz ? Veya Türkiye'nin elinde bu konuda ne vardı da son yıllarda kaybetti ? Şunu da belirtmek isterim, elbette günümüzde bir ülkenin gelişmesi için kuvvetler ayrılığı ilkesini esas alması gerekmektedir. Ancak sizin iddia ettiğiniz gibi Türkiye'nin bu konuda son yıllarda bir geriye gidişi söz konusu değildir. Aksine Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yasama ve yürütmenin birbirinden ayrılması sağlanmıştır. Yani bir bakan artık aynı zamanda bir milletvekili olamamaktadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. John Locke'un dediklerini bir daha okumanızı öneriyorum. Ondan sonra şu soruları yanıtladığınızda hala aynı görüşteyseniz mesele yok: Kanun gücünde kararnameleri kim çıkarıyor? Meclisin bir yetkisi var mı? Yolsuzluk yapan bir bakan hakkında yasal işlem yapılabiliyor mu?

      Sil
    2. 1. Kanun gücünde kararnameleri Cumhurbaşkanı çıkarıyor. Ancak bu yetki parlamenter sistemlerde de Kanun hükmünde kararname yetkisine benzer bir uygulamadır. Bu yetki yasamayı önde tutacak şekilde düzenlemiştir. Ayrıca bu yetki anayasa kanunlarının altında olup, kanunla düzenlenen bir alanda Cumhurbaşkanı kararname çıkaramayacaktır.

      2. Meclisin yetkileri şunlardır :

      Yasa yapma.
      Yürütmeyi denetleme.
      Bütçe ve kesin hesap kanun tekilflerini görüşmek ve kabul etmek.
      Para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek.
      Milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak.
      Anayasa maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek.
      Ayrıca hükümet Meclis'e bütçe kanunu dışında kanun tasarısı getiremeycek, sadece TBMM üyeleri kanun teklifi verebileceklerdir.
      Yani bu sistemle meclisin yetkileri daha da güçlendirilmiştir. Ve Meclis'in Cumhurbaşkanı'nı denetlemesi arttırılmıştır. Muhalefetin milletimize anlattığı gibi meclisin bu sistemle yetkisinin azaltıldığı yanlış bir bilgidir. Sizin de bu yanlış düşünceyi aktarmanız açıkçası çok üzücü bir durum.

      3. Bu sistemde yasama yürütmenin birbirinden tamamen ayrılması ile yolsuzluk da bu sayede önlenebilmektedir. Tabii ki konunun uygulama kısmına geldiğimizde ise bu nun mükemmel bir şekilde uygulandığını söyleyemeyiz Türkiye'nin yargı bağımsızlığı en önemli ve en büyük sorunlarından biridir. Bu sorunun çözülmesi içinde yargının FETÖ' den tamamı ile temizlenmesi ilk adım olmalıdır. Zaten günümüzde Türkiye'de yargı bağımsızlığı olsaydı eğer HDP birkaç yıl önce kapatılmış olurdu.
      Bu sorun Türkiye'nin son 20 yılında olmakla beraber önceki 20 yılı ve daha önceki yıllarında da zaten vardı. Elbette bu sorunun düzeltilmesi önceliğimiz olmalı ve bir an önce düzeltmemiz gerekmektedir. Ancak yanlış olmakla beraber şöyle bir genel görüş oluşmaktadır. Muhalefet iktidar olacak ve bu sorun da hemen çözülecek, böyle bir şey yok arkadaşlar. Kaldı ki ana muhalefetin iktidarda bulunduğu dönemlerde nasıl yolsuzlukların olduğu milletimiz tarafından bilinmektedir. Millet ittifakının seçilmesi halinde Türkiye'yi götüreceği tek yer 2000 öncesi hükümet kuramamaktan kaynaklanan kaoslar olacaktır. Bu partilerin beraber olmasının tek sebebi Erdoğan karşıtlığıdır. Hiçbir proje ve vizyonları yoktur. Dillendirdikleri güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili ise de aylardır ortada somut bir çalışma göremedik. Lafla peynir gemisi yürümez. Ve Türkiye ne yazık ki bu süreçte her alanda bugüne kadarki kazanımlarını kaybedecektir. Bu partilerin birbirlerinden tamamen farklı olması sebebiyle Türkiye'yi yönetebilmeleri imkansızdır. Milliyetçi İyi parti ile HDP'nin aynı kararları alabilmesi söz konusu olabilir mi ? Ayrıca son günlerde bir de Türkiye'nin olmayan bu partiye seçimlerin kazanılması halinde bakanlık verilmesi konuşulmaktadır. Zaten milletimiz buna asla izin vermeyecektir.

      Son olarak Mahfi Bey, John Locke'un dediklerini tekrar okudum, teşekkür ederim. Ancak ben de size Cumhurbaskanlığı Hükümet Sistemini tekrar araştırıp, okumanızı öneriyorum.

      Sil
    3. Çok doğru kanun hükmümde kararname yetkisi vardır ama sadece istisnai haller için vardır. Bizde ise bütün istisnalar gibi o da kuralın yerine geçmiş ve meclis askıya alınmış durumdadır. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme bence hiç gerek yok. Son 3 yıldaki düzenlemeleri iptal etmek uygar bir yönetime dönmek için yeterlidir. Locke'u bir daha okuyun, iyice anlayıncaya kadar okuyun derim.

      Sil
    4. Bence bu arkadaş Locke'u da, Mahfi hocayı da anlamamakta ısrar edecek. Neden bir türlü anlayamadığını merak ederse cevabı bu belgeselde::

      https://youtu.be/haKF_GD6b90

      Sil
    5. Anonim16 Mayıs 2021 04:40,

      Ben size Patagonya'yı anlatayım.

      Patagonya özelinde bir bakan milletvekili olamıyor, çünkü, Cumhurbaşkanlığı makamı bakanların bile kendi başlarına dahi insiyatif almalarını istemiyor. Bakan tamamen CB na bağlıdır. Yani yürütme içinde CB aykırı davranabilecek en ufak insiyatif bulunamaz. Yürütme, tamamen tek kişiye bağlıdır.

      Yasamadakilerin hepsini CB seçer, halk CB nın seçtiği kişileri meclise taşır. Yani CB tam olarak meclisi kontrol eder.

      Patagonya'da yasama ve yürütme tamamen tek adama bağlı, ayrı organlardır. Birbirlerinden bağımsızdır, tek adama bağlıdır. Patagonya'nın sistemine yarı diktatörlük denir. Esas ismi bu iken, Patagonlar buna CB sistemi diye uyduruk isim vermişlerdir.

      Bir de, ben Patagonya sistemine yarı diktatörlük dersem, beni cezalandırırlar.

      Çok şükür Türkiye'miz demokratik hakların tamamen verildiği, Sn Cumhurbaşkanının güçlü liderliğinde her türlü kararın hızlı ve etkin alındığı, hepimizin mutlu olduğu bir başkanlık rejimidir.

      Bu arada Hocamıza bu konuda tekrar araştır demek için epey bir yürek yemiş pardon uzmanlaşmış olmak gerekir. Ne bileyim, ülkenin en çok okunan ekonomi yazarına, en çok okunan yazarlarından biri olan Mahfi beyin bloğunda yazarken epey düşünüyorum.

      Sevgiler.

      i6Jgvvlm4QA%%Mv$

      Sil
  27. 3. olan Fenerbahçe'yi tebrik ederim. Geçen seneyi 7.sırada bitiren takım bu yılı 3.sırada bitirdi. Tebrikler Fenerbahçe'de gelişim var.

    YanıtlaSil
  28. Hocam üç büyük kulüp(FB-GS-BJK), özkaynakları ekside. Bunları artıya çevirebilirler mi? Kaç yılda artıya döner?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yönetim şekliyle çeviremezler.

      Sil
    2. Her halde benim için 18 yıl oldu, bunları takip etmeyeli. O zamanlarda da bunlar batık idi, şimdi de batıklar. Bunlar artıya geçmemek için yönetilirler. Ben de 3 büyüklerden birinde finans işlemlerinde görev aldım. 6 yıl kadar hesaplar benim de elimden geçti. Benim bildiklerimin 10 da 1ini bilseniz, klüplerin adlarını bile duymak istemezsiniz. Hatta Mahfi hocamızı bile eleştirdim, niye bu klüplerden biri hakkında bu kadar vakit harcayıp yazıyor diye. Dediklerinin olmayacağını, olamayacağını en iyi bilen kişilerdenim.

      Sanırım, hocamızın ilk gençlik yıllarının İstanbul'unun etkisi hala üzerinde bu konuda. O gençliğin saf arkadaş sohbetleri, büyüklerin futbol sohbetlerini dinlemeler, tatlı sert rekabet olduğunu düşünmeler, yaş yetmiş olsa bile ruha işliyor, bir şekilde kalıyor demek ki.

      Bir anı: Bir şampiyonluk maçında, hava serin, maça vakit var, iki başkan oturdular, ikisi de inşaat işleri yapıyorlar, bir şekilde ortak çıkarları var, yarım saat onu hararetle konuştular. Ben de yanlarından bilgisayardan raporlardan bulup sordukları soruları cevaplıyorum. İşçilerin taşınacağı servis işlerinden, yemeklerine, nakliyeye kadar klüplerde görev alan diğer patronların payları belirleniyor. Stadda ise millet birbirlerini yiyor.

      Sil
    3. Hocam sizce italya ve yunanistan hangi grupta lar ?

      Sil
    4. Bizden iyi bir grupta oldukları kesin. Bir ülkeyi bir yerlere yerleştirmekte kafanız karıştığında kadınlarına nasıl davranıldığına bakın.

      Sil
  29. Tarihi ekoller üzerinden bir karşılaştırma yaparak günümüz Türkiye’si için bir yol haritası ortaya koymuşsunuz Mahfi Hocam.
    Elinizi sağlık.

    Yazınızı okuyunca hemen bir şeyler yazmak istedim ama biraz düşündüm.Çünkü Hobbes ve Locke üzerinden bir değerlendirme yapabilmem için en azından her iki aydının da en ünlü kitaplarını okumuş olmam gerektiğini düşündüm.Lütfen yanlış anlamayınız.Kastım,sizin yazınızdaki karşılaştırmada verdiğiniz bilgilerin doğruluğu/yanlışlığı değil,sadece kendi yetersizliğimdir.
    Konunun muhataplarını,yaşadıkları dönemi ve fikri oluşumlarını besleyen dinamikleri anlamadan,hem bu iki tarihi ekol üzerinden,hem de yaklaşık 400 yıl sonrasının Türkiye’sine dair bir çıkarım yapabilmek benim açımdan çok zor.Yine de konu ile ilgili bir kaç şey yazmak ve tartışmak isterim.Bu sayede sizden bir şeyler daha öğrenebilmek beni mutlu eder.

    Hobbes’un “Leviathan” ve Locke’un “Hükümet Üzerine İki Deneme” isimli başyapıtlarını henüz okumadım.Ancak siyasi tarih çalışırken Hobbes ve Locke’un kısa biyografilerini ve bu kitaplara atfen yazılmış fikirlerini okuma imkânım oldu.

    Öncelikle her iki düşünürün de yaşadıkları dönem(yaklaşık 45 yıl farkla da olsa),hem Kıta Avrupası hem de İngiltere açısından çok büyük değişimlerin yaşandığı,tarihi ezberlerin bozulduğu ve nispeten bugünü belirleyen fikirlerin ortaya çıktığı bir dönem.
    Biz ancak bu değişimleri kavrayabilirsek;bu iki düşünürün fikirlerinin nasıl oluştuğunu,içinde yaşadıkları topluma ne katmak istediklerini,nerede birleşip nerede ayrıştıklarını ve bu fikirlerin günümüze ve Türkiye’ye nasıl yansımış olabileceğini konuşabiliriz diye düşünüyorum.

    Peki nedir bu büyük değişimler:

    - Coğrafi keşifler,yeni ticari yollar ve ulaşım imkânlarının artmasıyla büyüyen ticaret.

    - Dış ticaret fazlası yaratmaya ve değerli maden(altın-gümüş) biriktirmeye dayalı merkantalist ekonomi anlayışıyla gelen zenginleşme.

    - Gelişen ticaretle zenginleşen ve güçlenen yeni bir sosyal sınıfın(ticaret burjuvazisi) doğması.

    - Soylular,ruhbanlar ve köylülerden oluşan toplumdan,yeni bir sınıfın ortaya çıkması(burjuvazi).Burjuvazinin hem mülkiyet hem de iktidardan pay talep etmesi.

    - Protestanlığın giderek kitleselleşmesiyle ülkelerin hem kendi içinde hem de birbirleriyle savaşması.(Katolik-Protestan)

    - Kilisenin siyasi gücünün ve ruhban sınıfının sorgulanması.

    - 30 Yıl Savaşları ve Westphalia Antlaşması(1618 - 1648)

    - Parlamentocular ve Kralcılar arasında İngiltere iç savaşı(1642 - 1651)

    - Sınırları belli,kiliseden bağımsız,egemen ve içişlerinde özgür(ulus devlet) devlet yapılarının ilk kez ortaya çıkması.

    (1.Bölüm)

    YanıtlaSil
  30. Hocam mevcut hükümetin ekonomideki bu kötü gidişe dur demesi, kuru ve enflasyonu düşürmek için ne yapması gerekiyor sizce ? Ya da ne yapılması gerektiğinin hala farkına varamadılar mı ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İstifa edip, bağımsız yargı karşısında hesap vermeleri gerekiyor. Başka türlü kötü gidişat durmaz.

      Sil
  31. Sanırım Locke’un doğum tarihinde bir karışıklık olmuş hocam.

    YanıtlaSil
  32. Hocam, Türkiye yıllardır gelişmekte olan ekonomiler kısmından çıkamadı, bu düzen değişmeyecek mi :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mete han demiş ki, büyük devlet kurmaya büyük kan gerek!

      Günümüz dünyasında büyük devlet kurmaya, büyük emek gerek, tüm toplumca düzgün çalışma gerek.

      Sil
  33. 67yasindayim 20yildir sskdan emekliyim. Yillarca calistim. Suan mutluyum hayatimdan Aza kanaat getiremeyn cogu hic bulamaz. Siz neyin kafasini yasiyorsunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen 47 yaşında emekli oldun diye insanlar 65 yaşında emekli oluyor, gelirlerinden daha fazlasını sana aktarıyor. Senin bu aradaki 18 yıllık emekli maaşın, 6 çalışanın yılda birer aylık maaşlarını yiyor.

      Bunun bilincine varıp yazarak, sorunları anladığını, çözümleri için destek verdiğini belirtmen gerekir. Ayrıştırmak ile bir yere varamazsın, ayrıştırdığında kendine zarar verdiğini bir gün anlayacaksın.

      Ben yurtdışına, sizin gibileri sırtımda taşımamak için çıktım.

      Sil
    2. Genclerde saygi hic kalmamis. Bizi sirtinda tasimiyorsun ama besbelli elin yaslisini sirtinda tasiyorsun.

      Sil
    3. Anonim18 Mayıs 2021 01:37,
      Saygı ile ne alakası var?

      Elin yaşlısını tabi sırtımda taşırım. O yaşlı da benim gibi 65 yaşında çalışarak emekli oluyor. Kurallar, yasalar ve şartlar hepimiz için aynı.

      Yukardakine bak, 47 yaşında emekli olmuş, bunun yükünü taşıyan taşısın, bir sürü etrafımda akraba şu bu var, 42 yaşında emekli olmuş, 50 yaşında emekli olmuş. Tanıdık bir aile var Ümraniye'de adam 50, karısı 43 yaşında emekli oldular. Adam üstüne sigortasız aşçı olarak eski belediye başkanının muhallebicisinde çalışıyor.

      Saygıymış, siz önce topluma saygı duyun, bu hırsızları temizleyin sonra gençlerden saygı bekleyin!

      Neylerini taşıyım bunların? Kim taşırsa taşısın. Saniye bile bunlar için emek verirsem ne olayım.

      Sil
    4. Saygıymış, trollere de sosyal medya yaradı, bunların ağızlarının payını her yerde vermek lazım ki, trolleri okuyanlar altta cevaplarımızı da görsün, bu tiplere prim vermesin.

      Genç emeklileri geçtim, siyasetçilerin yandaşlarının milyarlarca liralık vergileri affedilirken benim gençliğime ve enerjime güvenerek affediliyorlar. Günün sonunda ben düşük gelir, düşük emeklilik maaşı, uzun süre çalışma hayatı ile onları ödemek zorunda bırakılıyorum.

      Her koyun kendi bacağından asılır, dünyada istediğim yere gider istediğim yerde çalışırım. Sözde muhalif Kılışdar ağlamaklı olarak gençler gitmesin demiş. Çeksin meclisten vekillerini, girsinler milletin içine. benim yanımda dursunlar ben de enerjimi onlar için vereyim. O yok, bu yok, eylem yok, sonra gençlerde saygı kalmamış. Hadi ordan!

      Sil
  34. (2.Bölüm)

    1. Bölümdeki maddelere iki tane daha eklemek isterim:

    - 1563’te Anglikanizmin(Papa’nın otoritesini tanımayan,bazı Katolik ve Protestan öğretilerini de içinde barındıran mezhep) İngiltere’nin resmi mezhebi olarak kabul edilmesi.

    - Katolik İspanya’nın dini sebeplerle İngiltere’yi işgale hazırlanması.


    Thomas Hobbes’un Leviathan kitabı,ismini İncil’de geçen bir ejderhadan alır.Leviathan,yeryüzünde kimsenin güç yetiremeyeceği bir canavarın adıdır.Hobbes’u böyle bir kitap yazmaya iten neden,İngiltere’de büyük bir siyasi karışıklık sürerken(dolayısıyla dış tehditlere açıkken) ve Avrupa din savaşlarıyla sarsılırken kralın yetkilerinin sınırlandırılması tartışmalarının yapılıyor olmasıdır.Hobbes,ülkesinin ve Avrupa’nın yaşadığı bu genel kargaşa döneminde,kralın yetkilerinin sınırlandırılmasının tehlikeli sonuçlar doğuracağına inanmaktaydı.

    Burjuva devrimlerinin arifesinde,Hobbes burjuvazinin tarafında yer almamıştır.Bilakis,mutlak iktidarı sağlam temellere oturtmaya gayret etmiştir.Hobbes’a göre mutlak iktidar,kralın Tanrı’dan aldığı yetkiye değil bireylerin çıkarlarına dayanmalıdır.Leviathan,dev ve yapay bir insandır.Bu yapay yaratık,devletin ta kendisidir.Hobbes’un Leviathan adını verdiği bu dev insan,yani devlet,insanları korusun diye bizzat insanlar tarafından kendi aralarında yaptıkları bir sözleşme ile yaratılmıştır.

    Hobbes’un devletle ilgili düşüncelerinin hareket noktası “doğal yaşam” dır.Ona göre insanların doğal yaşam sürdükleri - devletin olmadığı - dönem bir altın çağ olmaktan uzaktır.Tam tersine,devletin henüz olmadığı bu dönemde insanlar cehennem hayatı yaşamaktaydılar.İnsanların eşit ve sınırsız doğal yaşam koşullarında “İnsan insanın kurdudur” sözü haklılık kazanmaktadır.İnsanların sürekli bir şekilde birbirlerinden korktukları böyle bir durumda uygarlığın ilerlemesi beklenemez.Hobbes’a göre,insanların birbirini ezdiği cehannem hayatına son vermek için bir sözleşme yapmak gerekmiştir.Bu sözleşmeyle insanlar,önceden sahip oldukları sınırsız özgürlüklerine son vermişler,kendilerini yönetecek dev insanı(devlet) yaratmışlardır.

    İnsanların yarattığı bu yüce egemen güç(Leviathan yani devlet),insanların kendi aralarında yaptıkları sözleşmeyle hiç bir şekilde bağlı değildir.Çünkü insanlar doğal yaşam halindeyken sahip oldukları tüm hakları barışa kavuşmak üzere bu egemen güce yani devlete devretmişlerdir.Egemen güç,Hobbes’a göre monarktır(kral) ve o,yapılan sözleşmenin taraflarından biri değildir.Bu nedenledir ki son derece geniş yetkilerle donanmış olmasına rağmen Leviathan’ın topluma karşı hiç bir yükümlülüğü yoktur.

    Hobbes’un bu düşüncesinden çıkan sonuç şudur: Hukukun tek bir kaynağı vardır ve o kaynak Leviathan’ın yani devletin iradesidir.Dolayısıyla,doğru ile yanlışın ne olacağına karar verecek olan da monark ya da daha genel bir ifadeyle devlettir.Zira insanlar bu yetkiyi yaptıkları sözleşmeyle Leviathan’a devretmişlerdir.

    Hobbes’a göre,mülkiyet de insanların ortak iradeleriyle yaratılan egemen gücün mutlak denetiminde olmalıdır.Doğal yaşam koşullarında herkesin her şey üzerinde hakiddia etme durumu sözkonusuydu.Fakat neticede kuvvetli olan istediğine sahip olabiliyordu.Devletin yaratılmasıyla,mülkiyet güvenlik altına alınmıştır.Devlet,gerekli gördüğü ve dilediği zaman mülkiyeti yeniden düzenleme hakkına sahiptir.Hobbes’a göre devletsiz özel mülkiyetin bir anlamı yoktur.

    Hobbes aynı mantık zincirinin devamı olarak din konusunda da devleti merkeze almıştır.Ona göre insanlar iki efendiye birden hizmet edemezler.Bu noktada Hobbes,Katolikliğin ortaya koyduğu düalizmi(ikicilik) reddeder;ruhani(Papa) ve dünyevi(Kral) liderlik ayrımına karşı çıkar.İç barışı sağlamak için egemen gücün,ruhani(dini) ve cismani(dünyevi) iktidarı tek elde toplaması gerektiğine inanır.

    Hobbes’un yönetim biçimleri arasında monarşiyi tercih ettiği açıktır.Fakat onun savunduğu monarşide, monark(kral) gücünü Tanrı’dan değil toplumdan alır.Hobbes’un mutlak monarşiyi savunmasındaki neden,bireyin güven ve mutluluğunun sağlanmasıdır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paylaştığınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
    2. Hobbes'ın babası diğer din tüccarları gibi Kilise görevlisi, doğal olarak kral ve kraliyetten yanlı bir adam, yönetimin hizmetinde bir kişi. Hobbes'da kariyerinde kralın çocukları olmak üzere, pek çok asil kişinin çocuklarına matematik eğitimi veren biri oldu. Başta kralın finansçısı olmak üzere, pek çok üst yönetici ile tanışıktı. 1. Charles krallıktan gönderilince de Hobbes, sürgün hayatı yaşadı. Bu geçmiş onu monarşi taraflarına itti.

      Locke'ın babası, benim gibi kurmay askerdi. İngiltere parlamentosunu, Kral 1. Charles tan koruyanlar arasındaydı. Parlamenter sistemin savunucusuydu.

      Babalar ve oğullar, sevgili Mahfi Hocam....

      7ePQ9tIQ06lpe8@A

      Sil
  35. Yazıyı 4 bölüm olarak planlamıştım.
    İlk bölümde genel bir giriş, 2. bölümde Hobbes’u 3.bölümde Locke’u anlatıp son bölümde de bir değerlendirme yapmak istiyordum.
    Ama 3. bölümü yazıp gönderdiğim halde sayfada görünmüyor.Neden görünmedi bilemiyorum ama uzun bir yazı olduğu için tekrar yazmam biraz zor.
    O nedenle değerlendirme olarak düşündüğüm 4. bölümü de yazmamın şu an için bir katkısı olmayacak diye düşünüyorum.
    Eğer Mahfi Hocam yazıyı görüpte ekrana verebilirse 4. bölümü de tamamlarım.

    Thomas Hobbes’un Leviathan’ını ve John Locke’un Hükümet Üzerine İki Deneme kitaplarını yaz döneminde okumayı planlıyorum.Bunun dışında yakın zamanda bir gazete sayfasında haber - incelemesini gördüğüm ve konu hakkında bize daha geniş bir bilgi verebileceğini düşündüğüm ama henüz okumadığım bir kitabı(okuyup okumadığınızı bilmeden) paylaşmak isterim:

    “İngiliz Bireyselciliğinin Kökenleri” Alan Macfarlane

    Eğer okuduysanız veya okursanız değerlendirmenizi bizimle paylaşmanızı rica ederim.

    Asıl zaman ayırıp okuduğunuz için ben teşekkür ederim Mahfi Hocam.
    Saygılarımla

    YanıtlaSil
  36. Sayın Mahfi Eğilmez Hocam yazınız gayet fevkalade. Tebrik etmek isterim. Allah razı olsun. Hocam bizlere şöyle Türkiye ekonomisinin nasıl düzeleceğine dair fikir sahibi edecek 3 kitap tavsiye eder misiniz? Hürmetlerimle..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dolar, Euro ve Altın

Rezervlere Ne Oldu?