8 Mayıs 2012 Salı

Türkiye'de Ekonomi Politikası Uygulamaları


Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye liberal bir ekonomi politikası izledi. Bu, Lozan Antlaşmasının öngördüğü bir modeldi. Lozan Antlaşması’nın koşulları arasında Türkiye’nin serbest dış ticaret politikası izlemesi vardı. Bu politika 1930’a kadar sürdü. Bu dönemde aşağıda sunduğum grafikten de görülebileceği gibi Türkiye önemli miktarda dış ticaret açıkları verdi.


1929 Büyük Dünya Bunalımı çıkınca Lozan Antlaşmasına taraf olan devletler bu antlaşmanın koşullarını denetleyecek durumu kalmamış, herkes bunalımın yarattığı yıkıntı nedeniyle kendi başının derdine düşmüştü. Bu fırsattan yararlanan Türkiye liberal politikaları terk ederek devletçi politikalara geçiş yaptı. Bu dönemde Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ve dolayısıyla katı bir döviz rejimi devreye girdi. Türkiye ithal ikamesine dayalı, devletin KİT’ler aracılığıyla üretimin doğrudan içinde bulunduğu bir model uygulamaya başladı. 1935 yılından başlayarak iki kez 5 yıllık sanayi planı uygulandı. Bu dönem, yukarıdaki grafikten de izlenebileceği gibi Türkiye’nin dış ticaret açıklarının kapandığı fazlaya dönüştüğü yıllardır.

Devletçi politikalar 1950 yılına kadar sürmüştür. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti yeniden liberal politikalara dönmüştür. Petrol Kanunu, Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu bu dönemde çıkarılmış, tarımda makineleşme hareketi başlatılmıştır. 1950’lerin ortalarından itibaren ekonomide ortaya çıkan darboğazlar sonucu 1960 yılında sistem bir kez daha devletçi politikalara dönmüştür. Türkiye 1950’lerde yeniden dış ticaret açıklarıyla karşılaşmıştır.

1960 darbesinin ardından Türkiye devletçi politikalar ağırlıklı olmak üzere planlı ekonomi modeline geçmiş, ithal ikamesi ve kambiyo denetimi eşliğinde bir politika izlemiştir. Bu politikalara zaman zaman fiyat denetimleri, KİT’ler aracılığıyla başta tarım kesimi olmak üzere üretimin yönlendirilmesi eşlik etmiştir. Bu politika uygulamaları 1980’lere kadar etkisi azalarak devam etmiştir. Dönemin en önemli özelliklerinden birisi kamu kesimi ağırlıklı ekonomi politikası izlenmesine, ithalat ikamesi ve sabit döviz kuru rejimi uygulamasına karşın dış ticaret açıklarının artması oldu.  

1970’lerin sonunda Türkiye bir kez daha ödemeler dengesi krizine girince 1980 yılında 24 Ocak kararlarını almak zorunda kaldı ve ağır bir devalüasyondan sonra ekonomiye yeniden şekil verdi. Ardından gelen Özal hükümetleriyle yeniden liberal politikalara dönüş dönemi başladı. Bu dönemde Türkiye kambiyo denetimlerini hafifletti, sabit kur rejiminden müdahaleli dalgalı kur rejimine geçti, fiyat denetimlerini piyasaya terk etti, KİT’lerin görev zararlarını azaltmaya başladı. Giderek artan kamu harcamaları vergi gelirleriyle karşılanamaz hale gelince 1980’lerin ortasından itibaren kamu borçlanması hızla artırıldı, borçlanma neredeyse asıl finansman aracı haline geldi. Bütçe açıklarının hızla artması, enflasyonu, enflasyonun artması faizleri ve hepsi birden kamu borçlanmasını artıran bir kısır döngü makinesi haline geldi. 1990’lı yıllar Türk kamu maliyesinin belki de en sorunlu yıllarıdır. 1994 yılında derin bir ekonomik krize giren Türkiye bir kez daha IMF desteğiyle krizden çıkmayı başardı ama bu krizin ekonomiye maliyeti çok ağır oldu.

1930’ların ikinci yarısından 1950’lerin ilk yarısına kadar Türkiye bütçe fazlası verdi. 1950’lerin ikinci yarısından bugüne kadar sürekli bütçe açıkları vererek geldi.  


1980’li yıllarda başlayan yüksek enflasyon olgusu 2001 krizinden sonra düşme eğilimine girdi. Aşağıdaki grafik TÜFE bazında enflasyonun 1983’den 2010’a kadar olan gelişimini gösteriyor. Enflasyonun en yüksek noktasına vardığı yıl kriz yaşanan 1994 yılıdır.


1990’larda yaşanan olumsuzluklar ve yapılan ekonomi politikası hataları Türkiye’yi 2000’lerin başında bir kez daha ekonomik kriz aşamasına getirdi. 2001 yılında yaşanan kriz, Türkiye’nin şimdiye kadar yaşadığı en büyük krizdir. Kriz, mali kesimden çıkmış görünse de asıl olarak kamu kesiminin açıkları ve borçlanmasından kaynaklandı. Bunu yukarıdaki grafikte gösterilen bütçe açıklarının gelişiminden izlemek mümkündür. 2001 krizi sonrasında büyük miktarda IMF desteği alan Türkiye yeni bir döneme girdi ve özel kesim ağırlıklı ekonomi politikası izlemeye başladı. Dönemin politika özellikleri, dalgalı kur rejimi, KİT’lerin özelleştirilmesi ya da üretimdeki ağırlığının kaldırılması, kararların piyasaya terk edilmesi olarak özetlenebilir.   

Aşağıdaki grafikte Türkiye’nin 1924’den 2010’a kadar olan yıllık ekonomik büyüme eğilimi yer alıyor. Büyümenin yükselişe geçtiği ya da düşüşe geçtiği dönemleri vurgulamak için grafik üzerinde döneleri özelliklerini yazdım. Krizlerin etkilerini büyüme oranlarının gelişiminden izlemek mümkün. 1950’lerden sonra Türkiye’yi etkileyen krizlere bakacak olursak şöyle bir sıralama yapabiliriz: (1) 1979 krizi, devalüasyon, IMF desteği ve 24 Ocak 1980 kararları. (2) 1994 krizi, devalüasyon, IMF desteği ve istikrar kararları. (3) 2001 krizi, IMF desteği ve istikrar kararları. (4) 2009 küresel krizin etkisi ve istikrar kararları.

1950 sonrası yaşanan 4 önemli krizin üçünde IMF desteği söz konusu olmuş, yalnızca küresel krizde IMF desteği aranmamıştır.       


Aşağıdaki grafik Türkiye’de kişi başına düşen yıllık ortalama gelirin dolar cinsinden gelişimini gösteriyor. Grafikten Türkiye’nin kişisel refahı artırmakta 2000’ler sonrasında önemli bir atlımı gerçekleştirdiği görülüyor. 


Özetle belirtmek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu yana farklı ekonomi politikaları denemiştir. Bunları şöylece sıralayabiliriz:
(1)   Özel kesim olmaksızın, savaştan bitkin çıkmış, Osmanlı’dan yıkılmış bir ekonomi devralmış bir ülkede Lozan Antlaşması zoruyla uygulanan liberal ekonomi politikası uygulaması.
(2)   İthal ikamesine dayalı, sabit kur rejimli, fiyat denetimli, kamu kesiminin üretimde yer aldığı kamu kesimi ağırlıklı karma ekonomi politikası.
(3)   İhracata dayalı sanayileşme modeli, müdahaleli esnek kur rejimi, özel kesim üretimi ağırlıklı üretim, özelleştirme ve kamu kesiminin küçültülmesine dayalı liberal ekonomi politikası.   

İlk uygulamayı zorlama bir uygulama olarak kabul edersek 2 ve 3 numaralı uygulamalardan hangisinin başarılı olduğuna bakmamız daha doğru olacaktır. Türkiye’de Ekonomik Büyüme grafiğine baktığımızda iki uygulamanın da başarılı görüntüler çizdiğini söylememiz mümkündür. Karma ekonomi uygulaması olarak nitelendirilebilecek olan planlama dönemi 1980’lere gelene kadar oldukça başarılı bir görünüm sergiliyor. Ondan sonra gelen liberal ekonomiye geçiş dönemi de 1990’lara gelinceye kadar başarılı görünüyor. Grafiğin bize gösterdiği net bir şey var: Cumhuriyetin ilk yıllarını bir yana bırakırsak (ölçümlerin ne kadar doğru olduğu da sorun) 1990’lı yıllar Türkiye’nin gerçek kayıp yılları olmuş görünüyor. 2009 yılındaki çöküş ise Türkiye’den değil küresel sistemden kaynaklanan krizin sonucudur. 

25 yorum:

  1. Hocam çok değerli yazılarınızdan birini daha zevkle okudum, elinize, kaleminize sağlık. Sadece merak ettiğim 2001 sonrası uygulanan politikalarda özelleştirme olgusu ne derece başarılı uygulandı, ve ne kadar daha uygulanmalı? Giderek artan cari açık ve yeniden konuşmaya başladığımız enflasyon, ekonomik açıdan kötü bir Avrupa, militarizme dayalı bir Amerika bütün bunların arasında Türkiye, enerjide dışa bağımlı bir ülke, artan petrol fiyatları, küresel gerginlik ve sürekli savaş hali, bütün bunları da hesaba kattığımızda acaba politika yorumlarımız değişir mi? Saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Burada biraz siyasetten arındırılmış salt ekonomik yorum yapmaya çalıştım. Aslında işin sosyal ve siyasal sonuçlarına da bakmak gerekir doğal olarak ama takdir edersiniz ki öyle bir çalışma buradaki kısa yeri oldukça aşan bir çalışma olur.
      Bence özelleştirme yine salt ekonomik açıdan bakarsak başarılı görünüyor. Buna karşılık bu tür uygulamaların sistem değişikliği demek olan yapısal değişimler için zaman kazandıran bir uygulama olduğu gözden kaçmamalı. Yani asıl gelirlerin yerine bu tür geçici gelirleri koymakla sorunun çözüldüğü illüzyonuna kapılmamak gerek diye düşünüyorum.

      Sil
  2. Sayın Eğilmez, 84-94 arası büyüme değerleri aralıklı olarak yüzde %10'a yakın değerler, 2004-20120 arası rakamlardan cokta farklı değil. Yüzdesel büyüme olarak baktığınızda benzerlik gösteriyorlar. Ancak 2004-2012 arasında kişi başı gelir cok hızlı bir şekilde büyüyor. Muhtemel sebep olarak nüfus artış hızımız cok düşmüs olabilir ki doğru değil, yada USD/TRY kurunun 84-94 donemine göre 2004-2012 arasında değer artışı (devalüasyon) oranı çok daha düşük olmalı. Sanırım büyüme rakamı TL üzerinden, kişi başı gelir ise USD üzerinden? Arkasındaki sebep TL'nin önceki dönemlere oranla daha değerli olması ya da az devalüe edilmesi midir? Yoksa başka bir açıklaması olabilir mi? Bu grafiklere birde dış ticaret dengesini katarsak o zaman dış ticaret dengesinde son dönemde görünen eksi büyüklügün telafisi önceden olduğu gibi devalüasyon ile temizlenebilir mi? piyasa veya diğer otoriteler tarafından?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunun tek açıklaması dolar kurunun 2005 - 2012 arasında sabitleşme eğilimine girmesidir. Bu konuda bu blogda yayımladığım Türkiye Son On Yılda Ne Kadar Büyüdü başlıklı yazımda açıklayıcı bilgi var. http://www.mahfiegilmez.com/2012/04/turkiye-son-on-ylda-ne-kadar-buyudu.html

      Sil
  3. hocam ara sıcaktan sonra yenen doyurucu bir yemek gibi olmuş yazınız. geçmişten bugüne kronolojik olarak grafiksel anlatımınız, türkiye'nin dönem dönem değişime gittiği ekonomisini gayet anlaşılır ve net bir şekilde özetliyor.
    ayrıca her okurun kendince siyasi olarak ekonomik çıkarımını da yapması mümkün. gerçekten harika bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Yazıyı yazarken aklımdan geçenleri özetlemişsiniz.

      Sil
  4. Türkiye Cumhuriyeti İktisat Tarihinin bir-iki sayfaya sığdırılmış kapsül hali. Bulunmaz nimet.

    Çalışmanızdan anladığım, bugüne kadar T.C. nice badirelere rağmen hemen her zaman büyümenin bir yolunu bulabilmiş.

    Yorumum: Sanırım (özellikle seksenlerden itibaren) her geçen gün devletlerin yaptığı hataların bedeli daha ağır ödenir oldu (bkz. 90'lar T.C. ve son on yıl AB)). Bugün 90'lardakine benzer hatalar yapsak sanırım bu kez toparlanmamız için 10 yıl değil 10 yıllar gerekir. Neden: Yakaladığımız ivmeyi muhafaza etmek için, potansiyel etkisi ve olasılığı eskiye kıyasla çok daha yüksek riskleri göğüslemekteyiz. Ve kötü yönetimle yay boşalırsa epeyce çekiliriz geriye doğru.

    Teşekkürler hocam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu paylaşım ve değerli görüşleriniz için de ben teşekkür ederim.

      Sil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Mahfi Bey(Hocam) yazınızdan anladığım, Türkiye ilk ekonomi politikası hariç ekonomide Devletçilikle, Özelcilik arasında denge kuramamış.Yani oto kontrol kuramamış olması birde yaşanan Uluslararası krizler de çok büyük etken olmuş.Devlet komünist olduğu kadar kapitalist kapitalist olduğu kadar komünist bir ekonomik politika izle daha farklı olurdu.Özel yatırımların iyi bir tarafsız akılcı politika ile desteklenmesi ama Devlet de yasalarla iyi bir denetim tarafsız oto kontrol politikası uygulasaydı Türkiye çok farklı yerde olurdu.Çünkü alınan her ekonomik önlemden nedense zamanın yandaşları hiç zarar görmemiş. Hep ezilen iş yapmak isteyen akılcı ve üretken ve tabiki çalışan insanlar olmuş rantçılar ve yandaşlar kazanmış.Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklı olduğunuz taraf çok fazla. Ama bu Türkiye'ye özgü değil. Baksanıza dünyanın en gelişmiş ekonomileri aynı olaylar nedeniyle sapır sapır döküldüler. Oysa biz onlarda denetim düzeyinin yüksek olduğunu sanıyorduk.

      Sil
  7. Hocam cehaletimi mazur gorun,Turkiyede ekonomik buyume tablosunda baslama ve bitis degerlerine bakinca 1924 de % 15 olan buyumenin, 2010 da % 10 olmasi % 5 kuculmeyi mi ifade ediyor ??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır her yıl bir öncekinin üzerine ekleniyor.

      Sil
    2. Hocam gene cehaletimi mazur gorun ama her yil bir onceknin uzerine eklendiginde buyumenin 1924 den 2010 a kadar olan surecinde ne oldugu konusunda bilgi verirseniz memnun olurum..

      Sil
  8. Sayın hocam, tam ismini hatırlamıyorum ama Yahudi kökenli eski bir İngiltere başbakanının bir sözü vardı: 3 türlü yalan vardır;basit yalan,kuyruklu yalan ve istatistik. Şimdi benim merak ettiğim maliye öğrencisi olarak bu kadar zam yapılırken,euro bölgesinin en yüksek faizini vermemize rağmen,işsizliğin çift haneli rakamlara çıktığı bir ortamda,cari açık ve ödemeler bilançosu rekor seviyelerde ve enflasyon artışta iken yetkililer nasıl hala pembe bir tablo çizebiliyor. Bizi enayi yerine mi koyuyorlar yıllardır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Euro bölgesine göre iyi olduğumuz tanlar da var. Mesela bütçe açığında onlardan iyiyiz, kamu borç stokunda onlardan çok daha iyiyiz, büyümemiz onlardan çok yüksek. Yani bardağın yarısı dolu yarısı boş. Kötümserler boş tarafına, iyimserler dolu tarafına bakıyor. İkisini de gördüğünüz anda olayı çözebiliyorsunuz.

      Sil
  9. Geçmiş dönemlerimize baktığımız zaman gördüğümüz senaryo sürekli olarak krizler arasında gel-git yaşayan bir ekonomik yapıya sahip olduğumuz. Ekonominin asıl önemli güç olduğu ve Avrupa'nın malum durumu sonrasında daha da netleşecek konjonktürde sürdürülebilir büyüme oranlarına ulaşmamızın önünde cari açık ile ilgili yapısal sorunumuzu çözmemiz ve bir daha 80'lerin kayıp yıllar olarak nitelendirilmesinde başrolü oynayan yüksek enflasyon oranlarına dönmemek gerekmekte. Diğer durumda sizin de sürekli vurguladığınız ve Nuri Bilge Ceylan'ın bir yorumu ile birleştirmek gerekirse "Cari açık ile bütçe açığı arasında gidip gelen benim güzel ülkem" durumu sabit bir gözlem olacaktır. Biraz da makro siyaset ve uluslar arası ilişkiler olguları denkleme eklersek daha stabil bir yapıda daha güçlü ve daha az kriz yaşayacak 10-20 yıllık bir zaman süreci bana mantıklı gözükür, ileriye dönük senaryolarda bölgemizde güçlü bir model ülke ve stratejik ortak olmamız gereksinmesi ile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok doğru saptamalar. Ne var ki bizde ekonomideki gelişme-düzelmeye demokrasi ve sosyal yaşam eşlik edemiyor. Öyle olunca da bu gelişmeyi yaşatmak biraz zor görünüyor. Bence en önemli çelişkimiz orada.

      Sil
  10. Ekonomimizin mükemmel gittiğine inananlar var. Bence zafer sarhoşluğu içerisinde bir serap görüyoruz. Tasarruf oranımız % 12 buna karşın cari açık % 10 seviyesinde. Dünyanın ABD2den sonraki en büyük cari açığı ki ABD parasının rezerv para olduğunu unutmamak gerekir. 2000'li yıllar dünya da likiditenin bol, buna bağlı olarak faizlerin düşük olduğu yıllardı ve bu sayede hükümetler çok rahat borçlanabildiler, düşük faizlerle maliyetlerini de minimizi etiler. Bu sayede üretimi yabancıların tasarruflarıyla gerçekleştirdik ve iç talep destekli bir büyüme modeline büründük. Cari açığımızı fırlatan ana etken buydu. İşin kötüsü bu kadar borçlanmaya rağmen üretim istenilen düzeyde kalmadı. 2001 yılından 2011 yılına kadar REEL GSYİH rakamımız yaklaşık %35 gibi gelişen bir ekonomi olarak pekte iyi sayılmayan bir oranda kaldı. Verimsiz ve katma değeri düşük olan yatırımlar yapıldığını düşünüyorum. Bütün bunların üstüne enerjide %100 dışa bağımlılığımız ve bir türlü potansiyel enflasyon oranını yakalayamamamız da eklenince Türkiye ekonomisinin gidişatını çok iyi görmüyorum. 2009 küresel kriz talebi azaltıp ithalatı kıstığı için hem cari açığımızı hem de enflasyon oranımızı düşürdüğünden bize birazda olsa nefes aldırdı aslında. Ama yakın gelecekte bu sürdürülemez ekonomik görünümümüzden dolayı sayın hocamızın bahsettiği krizlerin yanına korkarım bir kriz daha koyacağız. Saygılar sunarım ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karamsar da olsa görüşleriniz önemli noktaların ve sistemin yumuşak karnının altını çiziyor. Ben de çok iyimser bir iktisatçı değilim ama salt ekonomi açısından bakınca bardağın dolu tarafını da boş tarafını da görebiliyorum. Benim endişem Türkiye'nin sosyal ve siyasal standartlarının (demokratikleşme, insan hakları, yargı bağımsızlığı gibi) ekonomi standartlarının çok altında kalmış olması. Çünkü genel olarak standartlar arasında fark varsa sistem eninde sonunda kötü standartta buluşuyor. Umarım Türkiye sosyal ve siyasal standartlarını da yükseltmeyi başarabilir.

      Sil
    2. Doğal afetleri de unutmamak gerekir. Özellikle büyükşehirlerimizden bazıları 1. derece deprem kuşağında yer alıyor ve depremlere çok hazırlıksızlar. Buralarda olası bir deprem maddi manevi olarak tüm Türkiye ye büyük zarar verecek. Umarım sadece bugünü değil yarınları da düşünerek Türkiye gerçek manada sosyal ve siyasal standartlarını da yükseltmeyi başarır. Bunun içinde hem siyasi hem toplum bilinci gerekli, bu bilince kavuşmak dileğiyle. Böyle bir platformu sunan ve bu bilince önemli katkılarda bulanan, değerli vaktini ayıran M.Eğilmez'e bir kez daha teşekkürler.

      Sil
  11. Sayın M.Eğilmez,
    Yine önemli ve değerli bir yazı olmuş, heyecanla ve yoğun düşüncelerle tekrar tekrar okudum, kutluyorum. Tabloları izlerken önemli bir sorunumuz olan kaynak ihtiyacı ve tasarruf hacmi ile ilgili bilgiler de olsaydı diye düşündüm. Umarım buna ilişkin bir çalışmayı da bize bağışlarsınız. Saygılarımla,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. O konu üzerinde düşünüyorum. Ne yazık ki veriler çok sağlam değil ama bir yolunu arıyorum.

      Sil
  12. Sayın M.Eğilmez, yazınızı çok beğendim. Bir öğrenci olarak ekonomi politikaları ödevimde işime çok yaradı. Yalnız grafikler ve resimler gözükmemektedir. Bununla ilgili bi bilginiz var mı? Şimdiden teşekkür ederim. Elinize emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler.
      Sanırım bir yanlışlık sonucu grafikler silinmiş. Tekrar yerlerine yerleştirdim.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...