22 Kasım 2012 Perşembe

IMF, Moody's ve Türkiye


Türkiye ekonomisiyle ilgili iki açıklama peş peşe geldi. Önce IMF, Türkiye misyonu tarafından hazırlanan 4. Madde Konsültasyon Raporu üzerine İcra Direktörleri Kurulu’nda yapılan Türkiye görüşmesinin sonuçlarını yayınladı, ardından da Moody’s in Türkiye’nin notu konusundaki açıklamaları geldi.

IMF Raporu ne diyor?
IMF Raporunun satırbaşları şöyle: (1) İç talep ve ithalat eğilimi izlenen sıkı para politikası ve makro ihtiyati önlemler sonucunda düşerken ihracat, ülke çeşitlendirmesi sonucu artmaya devam etti (olumlu.) (2) Daha düşük düzeyli ama daha dengeli büyüme oranı ekonomideki dengesizlikleri gideriyor (olumlu.) (3) Cari açık bir yıllık sürede % 33 oranında daraldı, hem manşet enflasyon hem de çekirdek enflasyon düşme eğiliminde (olumlu.) (4) Faiz dışı fazla geçen yılın aynı dönemine göre ciddi bir düşüş gösterdi. Başta personel giderleri, sağlık ve yatırım giderlerinin etkisi nedeniyle bütçe açığı hedefinde ciddi bir sapma bekleniyor (olumsuz.) (5) Bankacılık kesimi sağlam bir konumda bulunuyor. Sektörün sahip olduğu % 16’lık sermaye yeterlilik oranı Basel düzenlemelerinin getireceği yeni minimum düzeyin oldukça üzerinde rahat bir pozisyonda bulunuyor. Ayrıca sektörün kârlılık oranı yüksek ve son aylarda ortaya çıkan hafif yükselişe karşın karşılıksız kredi oranı da oldukça düşük düzeyde görünüyor (olumlu.) (6) Dış görünüm karışıklığını koruyor ve Türkiye ekonomisi cari açığının yüksekliği nedeniyle bu etkilere açık bulunuyor (olumsuz.)

4. Madde Konsültasyon Raporunda yer alan Bu saptamalar sonrasında IMF İcra Direktörleri Türkiye için görüş ve önerilerini şöyle sıralıyorlar: (1) İç tasarrufları artırmak ve ekonominin potansiyelini geliştirmek orta vadede en önemli hedef olarak ortaya çıkıyor. (2) 2013 bütçesi için öngörülen daha sıkı maliye politikası uygulaması yerinde bir politika. (3) Vergi tabanının genişletilmesi, vergi denetiminin güçlendirilmesi ve bütçe esnekliğinin artırılması yönündeki hedefler ve önlemler doğru önlemler. (4) Faiz dışı fazlayı artıracak gider reformu yapılması gerekli ve OVP’deki hedefler yerinde. (5) Enflasyonun öngörülen bandın üzerinde kalması enflasyon beklentilerini güçlendiriyor. TCMB’nin ileriye hedefli bir para politikası izlemesi gerekli. (6) Konvansiyonel enflasyon hedeflemesi modeli altında pozitif reel politika faizi çerçevesine geri dönülmesi ve bunun daha güçlendirilmiş bir iletişim politikasıyla desteklenmesi yararlı olacak. (7) Tasarruf oranında son on yılda görülen dikkat çekici düşüş çok önemli, bireysel emeklilik sistemiyle ilgili olarak yapılan düzenleme ise olumlu bir gelişme. Bu girişimin yanı sıra maliye politikasına da ağırlık verilmesi gerekli bulunuyor.  

IMF’nin Türkiye Ekonomisine İlişkin Tahminleri
Aynı raporda IMF’nin tahminleri de yer alıyor. Aşağıdaki tabloda özetle bunların en önemlilerine yer veriyorum.

Gösterge
2012
2013
Büyüme oranı (%)
3,0
3,5
Enflasyon (TÜFE, %, yılsonu)
7,5
6,2
Faiz dışı fazla (%)
0,1
0,4
Bütçe dengesi (%)
-2,8
-2,5
Kamu borç yükü (%)
38,5
36,9
Cari denge
-7,5
-7,2
GSYH (Milyar TL)
1.419
1.585

IMF Değerlendirmelerinin Kısaca Değerlendirilmesi
IMF raporunda yer alan saptamaların genel olarak doğru olduğu kanısındayım. Türkiye’nin güçlü ve zayıf yönleri doğru saptanmış ve vurgulanmış. Türkiye’nin en önemli sorunu olarak ortaya çıkan yetersiz tasarruf meselesinin üzerinde durulması doğru bir yaklaşım olmuş. Çünkü bu konu cari açığın finansmanı için dış kaynak aramak zorunda olan Türkiye açısından bu kaynağa alternatif oluşturmanın tek yolu. Özellikle faizlerdeki düşüşün yarattığı ortam nedeniyle tasarrufların düşmesi meselesine de değinilerek “pozitif reel politika faizi” vurgusu yerinde yapılmış. Buna karşılık faizlerin yüksek kalmasının Türkiye’ye dışarıdan sıcak para girişini özendirmesi sorunu üzerinde durulmamış. Bir başka ifadeyle IMF, benim uzun süredir değindiğim “yerli tasarrufçuya düşük, yabancı tasarrufçuya yüksek faiz” uygulamasına yol açan durum için bir çözüm önerisi getirmemiş.

Türkiye ekonomisi için yapılan tahminler konusunda ise enflasyon ve cari açık oranlarının bu yıl için yüksek kalabileceğini düşündüğümü vurgulamak istiyorum.

Moody’s Açıklaması
Moody’s yayınladığı Türkiye Raporu’nda Ba1 (pozitif görünüm) olan kredi notunu değiştirmeyi gerektirecek bir durum olmadığını vurgulamış bulunuyor.

Raporda değinilen önemli noktaları şöylece özetleyebilirim: (1) Kamu finansmanında son on yılda ciddi bir iyileşme var ve bu gelişme dış şokları önleyici bir çerçeve yaratıyor (olumlu.) (2) Kamu maliyesindeki düzelme kamu borç yükünün azalmasına yardımcı oluyor (olumlu.) (3) Ödemeler dengesi (cari açığın yüksekliği) ve bunun fonlanma biçimi Türkiye açısından başlıca riski oluşturuyor (olumsuz.) (4) Türkiye’nin on yıldan uzun vadeli borçlanmalarda hala zorluklar yaşaması ve dolarla borçlanmanın hala avantajlı olması sıkıntı yaratıyor (olumsuz.)

Bu açıklamalara ek olarak cari açıktaki düzelmenin geçici olduğunun altı çizilerek bu düzelmenin kalıcı hale gelebilmesinin yapısal reformların yapılmasına bağlı olduğu vurgulanmış bulunuyor.

Moody’s ayrıca Türkiye’nin 2013 yılında % 3,5 – 4,5 arasında bir büyüme oranı yakalamasını beklediğini de açıklıyor.

Moody’s Açıklamasının Kısaca Değerlendirilmesi
Moody’s in açıklamalarına genel olarak katılmakla birlikte not meselesinin tek başına değil de öteki ekonomilerin göstergeleriyle birlikte ele alınmasının daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Yani okullarda uygulanan sınıfın not ortalamasını alarak üst ve alt notların belirlenmesi ve notların nihai olarak bu çerçevede verilmesi (çan eğrisi) uygulamasının burada da geçerli olması halinde Türkiye’nin notunun Baa1 olması gerekirdi.

(Bu yazı 21.11.2012 tarihinde www.cnbce.com da yayınlanmıştır.)




17 yorum:

  1. Üstad yazı çok bilgilendirici ve faydalı. Çok teşekkürler

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler efendim çok yararlandırıcı olmuş.

    YanıtlaSil
  3. teşekkürler hocam

    YanıtlaSil
  4. hocam benim en çok ilgilendiğim konulardan biri 'tasarruf açığı'..sizce yıllardır bu sorunu kalıcı olarak çözemeyen ülkemizdeki ekonomik karar birimleri,bu yükün altından nasıl kalkar..bu konuda sürdürülebilir bir politikaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir yandan sıfır faiz hayal edip bir yandan tasarrufları artırmak pek kolay bir iş değil.

      Sil
  5. Çok bilgilendirici bir yazı olmuş elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  6. Hocam merhaba,degerlendirmelerinize katilmakla birlikte ekonomimizde yasanan 2. Baharin ne kadar surecegini merak ediyorum?
    Ozellikle enerjide disa bagimli olmamiz dis ticaret aciginin giderek artmasinin yaninda reel faizlerin negatif degerlere gelmesi neticesinde butcede onemli bir unsur olan yabanci kaynak girisinde azalma yasanir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. dış ticaret açığımız artmıyor, altın ihracı sayesinde azalıyor merak etme...

      Sil
    2. Dünyanın onda biri enerjisini kendi üretip bir kısmını satıyor onda dokuzu ise enerjiyi dışarıdan alıyor. Bu alanda Türkiye tek başına değil. Bunu veri kabul edip buna göre bir model geliştirmek gerekiyor. Yabancılar için reel faiz sıfır değil, ciddi biçimde pozitif. Bu blogda yayınlanan Türke Başka Yabancıya Başka Reel Faiz adlı yazıma bir göz atın.

      Sil
  7. Hocam Saygılar,
    Yazılarınız gerçekten çok faydalı.Okulda öğrendiğimiz teorik bilgiyi yazılarınızı takip ederek kalıcı hale getirmemize katkı sağlıyor.Ayrıca sınavlarda da size atıf yapıyoruz.Hocam ekonomi yönetimi tasarruflar konusunda bireysel emeklilik sistemine çok güveniyor olmalı.Faizin düşmesi tasarruflarımızı daha da düşürecek.Ayrıca küresel risklerde ne kadarda notumuz artsa göz ardı edilmemeli.Sizce faizleri düşürerek biraz da seçime yönelik bir politika izlenmiyor mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yararlı olmasına sevindim, teşekkür ederim.
      Türkiye'de faiz meselesinin altında ekonomi dışı konular var. Bireysel emeklilik sistemi tek başına tasarrufları çok fala artıramaz. Mutlaka katkısı olur ama yeterli olmaz.
      Bizde yüksek olan faiz değil enflasyon. Hükümetin bir kanadı faizin enflasyon yarattığını düşünüyor. Geçmişte de benzeri yaklaşımlar olmuştu. 1994 yılına böyle başlamıştık mesela.

      Sil
  8. Hocam yazı için çok teşekkürler. Konuyla çok bağlantılı olmayacak fakat aklıma takılan bir soru var.Türkiye 2010 yılında %9 2011 yılında %8.5 civarında büyürken 2012 yılında ki büyüme oranının %3 civarında olmasının temel nedeni nedir acaba? Yoksa %3 büyüme bizim potansiyelimize daha yakın bir rakam mıdır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Türkiye'nin potansiyel büyüme oranı yüzde 5 - 5,5 aralığında görünüyor. Potansiyelinin üzerinde büyüdüğü zaman ya cari açık ya da bütçe açığı artıyor. O zaman da riskler büyüyor ve ister istemez ya kendi arzumuzla ya da bir krizle potansiyel büyüme sınırımıza dönmek zorunda kalıyoruz.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...